Bu Dünyadan Gabo Geçti

Gabriel Garcia Marquez, Latin Amerika yazınının büyük ustası, okurlarının sevgili Gabo’su 17 Nisanda Meksika’da hayata gözlerini yumdu.

Latin Amerika yazınının tüm dünyada tanınmasını sağlayan “Yüzyıllık Yalnızlık” romanının yazarı, Güney Amerikanın büyülü gerçekçiliğinin bu usta kalemi 1928 yılnda Kolombiya’nın Aracata kentinde doğmuştu. Kendisine öyküler anlatan bir büyükanne ve hep hayranlık duyduğu asker bir dedeyle büyümüştü. Anlatımındaki zenginliğin büyükannesinden miras kaldığını söylerdi. Hukuk eğitimini bırakıp gazeteciliği ve yazarlığı seçmişti. İlk romanı Ölü Yapraklar 1951 de yayınlanır, belirgin bir William Faulkner etkisi vardır. Burada yarattığı mekan Macondo Yüzyıllık Yalnızlık’ın da geçtiği sanal bir kasabadır ama diğer romanlarında olduğu gibi aslında yaşadığı ülke Kolombiyayı temsil eder.

Marquez yetenekli bir gazeteci, tutkulu bir öykü anlatıcısıydı. Gazeteci Gabo kalemiyle adaletin savunucusuydu. Hiçbir zaman ilkelerinden ödün vermedi. Ölene dek sosyalizm, eşitlik ve özgürlük ideallerinden vazgeçmedi. Küba Devriminin yanındaydı. Fidel’in can dostuydu.

Gabo asla ihanet etmedi, asla bir başkası olmadı, Gabo olmaktan vazgeçmedi. Oysa çağdaşı bazı yazarlar çıkar uğruna ya da modaya uyarak saf değiştirmişti. Arjantinli ünlü yazar Borges Şilili diktatör Pinochet’in elini sıkmış; kendi ülkesine komunizmle nasıl savaşılacağını gösterdiği için teşekkür etmiş ve eklemişti : ‘’Sinsi bir dinamit olmaktansa beyaz bir kılıç olmayı yeğlerim.’’ Ancak bu sözleri ömür boyu özlemini çektiği Nobel’i kaybetmesine neden oldu, Nobel’in babası dinamiti bulan adamın ta kendisiydi. Oysa Marquez, Arjantinde diktatörlüğün kaybettiği, yokettiği insanların akıbetiyle yakından ilgilenmiş, susturulanların sesi olmuştu.

Perulu yazar, Marquez’in eski dostu, sözde solcu Mario Vargas Llosa ise Latin Amerikayı iliğine dek sömüren neoliberal ekonominin avukatı olmuştu, Bush’un dostu, Venezüella devriminin önderi Chavez’in ise düşmanıydı.
Carlos Fuentes, populist diye damgaladığı Venezüella’nın Bolivarcı Devrimini küçümseyerek Chavez’e kıtanın palyaçosu diye saldırıyordu.

Marquez’in gazeteci kimliğiyle yazdığı ‘’Tanıdığım Fidel’’, ‘’İki Chavez’in Gizemi’’, ‘’Portekiz’in Karanfil Devrimi’’, ‘’Pablo Neruda’yla Söyleşi’’ ve Pinochet’in yönetimindeki Şiliye gizlice girerek faşist baskıyı gösteren bir belgesel çeken yönetmenin öyküsü ‘’Miguel Littin Şilide Gizlice’’ gazetecilik mesleğinin tarihine geçmiş yazılardır.
Küba Devriminin ardından Havana’da Arjantinli gazeteci Masetti ile birlikte Prensa Latina haber ajansını kurarlar. Batı basınının yanlı haberlerine alternatif Prensa Latina bugüne dek varlığını sürdürmüştür. Marquez, adalete ve eşitliğe inanmış ve ömrü boyunca emperyalizme karşı savaşmış bir gazeteci olarak yazdığı makaleleriyle çağımızın etkin Latin Amerikalı entellektüellerinden biri olmuştur.

Ülkesi Kolombiyada sağın temsilcileri Nobel ödüllü yazar Marquez’i politik kimliğinden ayırmaya çalıştılar. El Tiempo gazetesine verdiği yanıt çok güzeldir: “Yıllardır El Tiempo kişiliğimi ikiye bölme çabasında. Bir yanım dahi bir yazar öteki yanım ülkesini yoketmeye yeminli ateşli bir komunist. Oysa benim bölünmez bir kimliğim var, politik duruşum kitaplarımı yazdığım ideolojiyle birdir.”

Küba Devrimi Güney Amerika için önemli bir dönüşümün başlangıcı oldu. Tüm kıtayı politik olarak sarsan bu romantik devrimin yankıları sanatta özellikle yazın alanında büyük oldu. Bu uzak kıtada bir devrim olmuştu ve bu devrimin o zamana dek kimseyi pek ilgilendirmeyen Latin edebiyatındaki meyveleri nelerdi? Marquez en güzel yanıttı.

1960 ve 1970 yılları arasında Boom Latinoamericano olarak adlandırılan Latin yazarlar patlaması tüm dünyayı etkilemişti. Bu akımın en ünlü temsilcisi de Gabriel Garcia Marquez idi. Perulu Vargas Llosa, Arjantinli Cortazar, Meksikalı Carlos Fuentes gibi genç yazarların kitapları çevrilerek yaygın bir biçimde basılmıştı. 500 yıl boyunca sömürülen kıtanın toprağını, ateşini, acılarını, insanlarını yani gerçekliğini masallarla, fantastik yaşantılarla, neredeyse akıldışı öykülerle anlatıyorlardı. Edebiyat dünyasına yeni bir biçemi büyüsel gerçekçilik’i armağan ettiler. Marquez’in “Yüzyıllık Yalnızlık”’ı bu akımın baş yapıtlarındandır. Marquez bu romanında yeni bir dil yaratmış, mitolojiyle mizahı harmanlamış, zamanın çizgisel akışıyla oynamış, fantastik bir atmosferde, Macondo’da Kolombiyanın trajik tarihini anlatmıştır. Macondo olağanüstü bir Kolombiya metaforudur. Marquez romanlarında tarihle söylenceyi karıştırmıştır. Bunu estetik bir kaygıyla yapmamıştır. Latin Amerikanın gerçekliği budur. Büyülü gerçekçilik, Picasso’nun Guernica’nın gerçekçiliği için söylediği gibi aslında emperyalizmin sonucudur. zalimlikte sınır tanımadan tüm bir kıtayı sömüren emperyalizmin eseridir. ABDli şirket United Fruit Company’nin Kolombiyada, Guatemalada sendikalaşan işçilere yönelik katliamı Marquez’in bu fantastik ülkesi Macondo’da da gerçekleşir. Marquez’e göre sömürgecilerin ezdiği kıtanın gerçekleri kurgunun çok ötesindedir.

Marquez’e 1982 yılında Nobel Edebiyat ödülünü verdiler. Ödül törenine bembeyaz bir guayebera (karayiplere özgü keten ceket) giyerek gelir. Latin Amerikanın yalnızlığını anlattığı Nobel konuşması olağanüstüdür. ‘’Biz hikayelerin herşeye inanan yaratıcıları insanlığın yokolmasına karşı yeni bir ütopya oluşturmak için geç kalmadığımıza inanıyoruz. Hiçkimsenin başkalarının nasıl öleceğine karar veremeyeceği, aşkın gerçek olduğu, mutluluğun mümkün olduğu ve yüzyıllık yalnızlığa mahkum halkların sonunda ve sonsuza dek yeryüzünde ikinci bir şansa sahip olacağı bir hayat ütopyası.’’

Ölümünün ardından Kübalı bir yazar, ‘’Albaya Kimseden Mektup Yok’’un yaratıcısı Marquez için şöyle der: ‘’Evet Gabo’nun yazanı çok, hepimiz ona yazdık, istedik ki sözlerimiz ona ulaşsın. Ama Gabo artık yazamayacak. Bizi öksüz mü bıraktı? Hayır, inanıyorum ki Amerikamızın büyülü köşelerinde başka Gabolar var, onun guayaba kokusuyla dolu, bize bizi sevdiren anlatılarını soluyarak ışığımızı ve karanlığımızı yeniden keşfedeceğiz, gururla: Çünkü biz Latin Amerikalıyız. Teşekkürler Gabo.’’

 

*****

Yıllar önce Tıp Fakültesinde öğrenci iken Ankara’da Zafer Çarşısının ünlü kitapçısı Remzi Bey’in önerisiyle okuduğum ve çarpıldığımYüzyıllık Yalnızlık sayesinde Güney Amerikayla tanıştım.

Tarihi, dili, şiiri, romanı, müziği ve romantik devrimcileriyle direnişin simgesi bu asi kıtayla beni buluşturan Marquez’e saygıyla….

 

Hekimce Bakış 86. SayıKitap Kokusu