Günümüz Dünyasında Yalan ve Aldatma

HAKİKAT SONRASI ÇAĞ
Günümüz Dünyasında Yalan ve Aldatma

KİTAP KOKUSU

DR. ENGİN DEMİRİZ demiriz16@hotmail.com

Oxford sözlüğü 2016 yılında ”hakikat sonrası”nı (post-truth) yılın sözcüğü seçti. Aslında post-truth sözcüğünü 2004 yılında ilk kez Amerikalı araştırmacı yazar Ralph Keyes kullanmış ve bu ismi taşıyan bir de kitap yazmıştır. Ralph Keyes Hakikat Sonrası Çağ kitabında günümüz dünyasında hem bireylerde ve hem de toplumda özellikle de siyasette yaygınlaşan ve giderek yadırganmayıp neredeyse onaylanır olan yalan olgusunun psikolojik, toplumsal ve politik nedenlerini incelemiş.

Ralph Keyes, insanlık tarihi boyunca yalanın varolduğunu ancak insanların giderek bunu doğal bir olgu gibi kabul ettiği günümüz dünyasında artık ayıplanır olmaktan çıktığını düşünüyor. Bu savını destekleyecek pek çok örnek mevcut.

Neredeyse bir pandemiye dönüşmüş bu etik sorunu ne motive ediyor, neden şimdilerde yalan söyleme gereksinimi bu denli çoğaldı, neden insanlar geçmişlerini süsleyerek değiştirmek isterler, neden neredeyse akıldışı yalanlar üretip yayarlar ve daha da önemlisi neden çoğunluk bu üretilmiş sanal bilgiyi sorgulamadan kabul eder?

Hakikat sonrası aslında postmodern dünyanın sonucudur. Aydınlanma çağının rasyonalizmine tepki olarak akıl ve bilginin yerini duygu ve öznel duyumsamalar almıştır. Gerçeklikle bağlar zayıflamıştır. Nesnellik artık demode olmuştur: ”Özgünlük dürüstlükten daha önemlidir. Bu tutum, gerçeğin toplumsal bir inşaya dönüştüğü postmodern düşünceye kolayca sızdı; buna daha sonra yararlı mitlerin kısır gerçeklerden daha anlamlı olduğuna dair New Age düsturu da eklendi. Bu entellektüel ortamda gerçeği gizleme neredeyse övülüyordu. Bir postmoderniste göre geçeği söylemeyi fazla ciddiye almak psikolojik bir bozukluğun, bir tür dilsel anoreksinin işaretidir.”

Çoğunluğun inandığı bir şeyin ya da sanal kaynaklardan (internet tanrısından mesela) yayılan bilginin gerçek olduğunu kabul etmek, sorgulamamak çağın hastalığı. Post-truth kavramını savunanlar buna en iyi örneğin BREXİT oylaması olduğunu söylüyor: İngilizler, Avrupa Birliğinden çıkarlarsa haftada 435 milyon doların kendilerine kalacağı yalanına inanmışlardı.

Bu hakikat sonrası duruma neden geldik? Ekonomistler kapitalizmin bu son krizinde gelir dağılımındaki makasın çok açıldığını, neoliberal politikaların bu eşitsizliği pekiştirdiğini söylüyor. Artık yoksulluk ve belirsizliğin hayaleti tüm dünyayı dolaşıyor. Bu iklimde yeni bir paradoks yeşeriyor: Enformasyonun teknik olanaklarla hızla geliştiği günümüz dünyasında post-truth parlıyor. Sosyal ağlar yalan ve uydurma haberlerin en önemli taşıyıcısına dönüşüyor. Bu da İtalyan sosyalist düşünür Gramsci’nin ”ilkel sağduyu” olarak tanımladığı dogmatik ve tutucu unsurları güçlendiren bir durum. Sonuç akıl ve bilginin aşağılanıp cehaletin kutsandığı topluma gidiş.

Ralph Keyes, süslenmiş ve gustomuza uygun hale getirilmiş ”gerçeğe” gerçeğin kendisinden daha çok inanma eğiliminde olduğumuzu savlıyor: ”Hakikat sonrasının öğretisine göre yaratıcı veri manipülasyonu bizi tek bir doğrunun ötesine, anlatısal gerçeğin dünyasına taşır. Süslenmiş bilgiler ruhen doğru, böylece gerçeğin kendisinden daha doğru olabilir. Bu entellektüel bakış açısından aynı anda iki karşıt fikri benimseme modasıdır. Hantal doğruluğun lirik uydurmacalara göre daha düşük bir gerçeklik düzeyi olarak kabul edildiği bir tür çifte ahlak anlayışına yolaçar.”

Hakikat Sonrası Çağ kitabı Keyes’in dürüstlüğün çöküşünü irdelediği dürüstlüğün ötesinde bölümü ile başlıyor. Yalanın tarihçesiyle devam ediyor ve yalan söyme dürtüsünün psikolopatolojisini tartışıyor. Politikacılardan gazetecilere, rol modellerinden terapistlere uzanan bir yelpazede yalanı kolaylaştıran toplumsal unsurların rolünü irdeliyor. Yalancıların şahı narsisistik kişilerin doymak bilmez dikkat çekme arzusunun onları gündemde tutmaya devam edeceğini düşündükleri için doğru, yanlış dağarcıklarında ne varsa söylemelerine yolaçtığını belirtiyor.

Keyes yalanın bunca yaygın ve kabul edilebilir olmasının sonuçlarını da tartışıyor. Yalana hoşgörü kuşkuculuğun yaygınlaşmasına yolaçmıştır. Aldatmanın kendisi kadar kötü olan sürekli aldatıldığımız duygusudur. Gerçeğin etrafında dolanmanın bedeli toplumların akılcı ve bilimsel olandan uzaklaşmalarıdır. Sonrasında moral, ekonomik ve çevresel bir yıkım kaçınılmaz olur.

Kitapta yer alan siyaset felsefecisi Hannah Arendt’ten iyimser olmamız gerektiğini düşündüren bir alıntıyla noktalayalım: ”Yalanın ters etki yapacağı bir nokta herzaman gelir. Bu noktaya yalanların muhatabı olan kitle hayatta kalabilmek için hakikatle yalan arasındaki ayırt edici çizgiyi tamamen gözardı etmeye zorlandığında ulaşılır.”

Dr. ENGİN DEMİRİZ

Hekimce Bakış 96. Sayı
Yorum (1)
Yorum Ekle