Kaynak ve anlam açısından “TIP” simgeleri

Sağlıkla ilgili kurumların simgelerinde yılan, asa, kanatlar, kap ve zeytin dalı görülmektedir. Belki bir önyargı, bu simgesellerin, kaynağı ve anlamı konusunda fazla bir şey bilinmediğini düşünüyorum. En azından konu, benim açımdan böyleydi, iki Mısır resmiyle karşılaşıp, konuyu araştırmaya başlamadan önce. Tıbbın yalnızca yılanla bağlantılı olmadığını öğrenmek de şaşırttı beni: ayı da tıbbın simgesiymiş. Jean François Astier, bir şamandan öğrenmiş. Ayı şamanlar için tıp simgesiymiş. Şaman inancına göre ayı topraktan geliyor. Ayının bir kişiye görünmesi o kişi için başarı belirtisiymiş. Amerika yerlileri için de ayı bilgeymiş. Hem de insandan daha bilge. Onlara göre ayı, insanın atasıymış, insanla ayı arasındaki yakınlık çok açıkmış. Zira ikisi de ayakta yürüyebiliyor. İkisi de her şeyi yiyor (omnivore). Ayı da insan gibi zeki ve meraklı. Ancak onlar için ayı insandan daha üstün. Bunun nedeni onun bir yetiyle donatılı oluşu. Bu yeti ‘doğal sağaltma içgüdüsü’ymüş. Yaralandığında, hastalandığında yemeyi içmeyi kesip sadece su içermiş. İçgüdüsel olarak neyin iyi geleceğini, nede iyileştirme gücü bulunduğunu hissedermiş, bilirmiş. Onun bu duyarlılığı toprağın içinde kış uykusuna yatmasına, yani toprak anayla, doğayla bütünleşmesine bağlıymış. Dış dünyayı bu şekilde kavrayış doğanın hareketsiz bir şey olmadığını benimsemeyi içkindir. Ayı dışında ilginçtir yine başka hayvanlarla da bağlantılandırmış insanoğlu sağlık konusunu. Konuyu dağıtmadan sağlık konusundaki simgelere bakalım teker teker.

ZEYTİN DALI

Zeytin dalı Tükiye’de eczacılık fakültesi ve sağlık bakanlığı simgelerinde görülmektedir. Zeytin, gerek ağacıyla gerek yapraklarıyla bir direnişin, sağlamlığın göstergesidir. Zeytin dalının barış anlamında kullanılması da bir sağlamlık olarak görülebilir. Savaş bir hastalık olarak düşünülürse sağlam, sağlıklı olmak da barıştır. Savaş; hem bedenen hem de ruhen, zihnen sağlıksızlığı işaret ederken barış, yani zeytin dalı sağlığın simgesi sayılabilir.

KAP

Kap, eczacılık ile ilgili kuruluşların temel simgesidir. Genelde yılan başıyla birlikte görülür. Dolayısıyla yılanın zehrinin alınmasını, bu zehrin panzehir üretmede kullanılmasını temsil ettiği söylenebilir. Ayni zamanda kabı ecza yapımında eczayı dövmek ve karıştırmak için kullanılan kap imgesi olarak okumak da olanaklıdır.

Kimi simgesellerde Türkiye haritası (Sağlık bakanlığı simgesi: bu simgede dünya iç içe dairelerle sunulmuştur) ya da Türkiye’yi temsil eden bir ay görülmektedir (Tabipler Odası simgesi).

ASA, YILAN ve KANAT

Simgesellerde yılan ile asa arasında da bir ilinti kurulmaktadır. Asanın (sopanın) yılanla ilişkisi belki baştan (“arke”, ilk örnek olarak) bir benzerlik, bir temsil ilişkisine dayanırken daha sonra ya da ayni zamanda yılandan korunma silahı olarak işlemiştir. Yılan ve sopa (asa), erotik anlatımda erkek cinsel organıyla ilişkilendirilen iki temel ögedir.

YUNAN SÖYLENCESİ ASA ve YILAN Hermes: Kişilik olarak değil de Tıp alanında simgesinden yararlanılması bakımından önemli bir isimdir. Hermes’in simgesinde topuz başlıklı bir baston, topuzun hemen altında açılmış kanatlar ve kanatların altında bastona sarılmış iki yılan görülür.

Hermes’in işlevlerine baktığımızda onu sürüler tanrısı, yollar ve kavşaklar tanrısı; Pazar ve ticaret tanrısı, kazanç tanrısı; güzel konuşma, bilgi, mantık tanrısı; yarışma tanrısı; ruhları yer altı dünyasına götürme tanrısı; ve Zeus’un habercisi olarak görmekteyiz.

Asayı; yönlendiricinin, kılavuzun aracı olarak düşündüğümüzde, Hermes’in işlevleri de dikkate alınırsa; koruyuculuğu, önderliği dolayısıyla bu asanın gücü simgelediği söylenebilir. Resim ve heykellerde kralların asayla resmedilmesinden de destek alınabilir.

Kanatlar, Hermes’in haberci olmasıyla bağlantılıdır. Hermes, Zeus’un habercisidir. Bazı Şgürlerde ayakları kanatlı yani çok tez varlık olarak gösterilmiştir. Simgedeki kanatlar onun tezliğini işaret eder. Belki bu habercinin tezliği sağaltıcı kişilerin, acilen hastanın imdadına koşmasıyla ilintilendirilmiştir. Yani bir alan aktarımı, habercilik alanından sağlık alanına bir aktarım söz konudur.

Yılana gelince, cinselliğin, giderek canlılığın, sağlığın simgesi olarak kullanılmıştır. Ancak çifte yılan söz konusu oldu mu dişi ve erkek olarak görülebileceği gibi birbiriyle hem ayrı olan hem de bütünlenen iki kavramı (Yaşam ve ölüm ya da sağlık ve hastalık) simgeleyebilir. Asa ile yılanlar arasında şöyle bir anlamlandırma yapabilirim: hasta, yaşam dünyası ile ölüm dünyası arasındadır ya, işte bu iki karşıt dünya arasında bir güç: tıbbın gücü. Hermes’in simgesinin tıp dünyası tarafından benimsenmesinin gizi burada olsa gerek. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinin rozetinde, Tıp Fakültelerinin rozetindeki gibi birbirine örgeşmiş iki yılan var ancak bir farkla altta yılanların kuyrukları kerpeten ağzı gibi şekillendirilmiş ve onun altında hem Hermes’in kanatlarını hatırlatan hem de dudaklara (dolayısıyla ağıza) benzetilebilecek bir biçime yer verilmiş. Batı dünyası sırtını yunan kültürüne, yunan söylencesine (mythologie) yasladığı için ve her ne kadar açıkça söylenmese de Yunan kültürü de, Mısır ve Anadolu kültürünü kaynak aldığı, onlardan beslendiği için yılan figürü tıbbın simgesi haline gelmiştir. Anadolu kültüründe tıbbın babası Lokman Hekimdir. Lokman Hekim öyküsünün kaynağını Gılgameş’te de buluruz. Hem Lokman Hekim hem de Gılgameş ölümsüzlük iksirinin peşindedir. Ancak ikisi de bulguladıkları/ele geçirdikleri iksiri yılana kaptırır. Böylece insan ölümlülüğe mahkum olurken, yılan sonsuzluğu ele geçirir. Yani yılan tanrılaşır. Bir anlamda sonsuzluğu ele geçirmek, sağaltıma gereksinim duymamayı ya da her türlü sağaltım bilgisine sahip olmayı doğal olarak içermektedir. Lokman Hekim ve Gılgameş anlatılarını benimseyenler içkin olarak farkında olsunlar olmasınlar yılanın kutsallığını da benimsemiş olurlar. Buradan söylenceler çerçevesinde yılanın, sağlığın ta kendisi olduğu kolayca ileri sürülebilir.

Asklepios: Yunan mitolojisinde Tıp tanrısıdır. Apollon’un oğludur. Sağaltım bilgisini babası Apollon’dan, Athena’dan ve sağlık bilgisi olan tanrılardan öğrenmiştir. Ancak o, sağaltım konusunda ileri gidip ölüleri diriltmeye başladığı için Zeus tarafından yıldırımlara çarptırılarak öldürülmüştür. Daha sonra bir görüşe göre Zeus, Apollon ile arasının açılmasını istemediğinden; bir görüşe göre Asklepios’un insanlara yaptığı iyilikleri dikkate alarak; bir başka görüşe göre Apollon’u bir yıllığına cezalandırdıktan sonra Asklepios’u yeniden canlandırır ve/ya Olimpos dünyasına kabul eder. Asklepios, Eski Mısır’ın ilk hastaneyi kuran deha kişisi İmhotep’in yerini almış görünmektedir. Asklepios’un simgesi bir sopaya sarılmış bir yılandır. Yılanla ilişkisi de şu anlatıyla kurulur: bir gün Asklepios, yuvasından çıkmış olan bir yılanla karşılaşır, yılan ona saldırmaktadır. O da değneğiyle yılanı savuşturmak ister. Yılan sopaya sarılır. Asklepios onu değneğiyle birlikte yere çalar ve öldürür. Ama başka bir yılan ağzında bir otla görünür ve bu otla ölü yılanı diriltir. Asklepios da otların her türlü hastalığa, hatta ölüme bile iyi geldiğini öğrenmiş olur. Bu öyküyle iki şeyi düşünüyorum. Asklepios’tan Lokman Hekim’e geçilmesini, bir de yılan ile sarmaşık ilişkisini (sarmaşık sözcüğünün Fransızcadaki karşılığı “liane” (okunuşu ‘liyan’) ile Türkçedeki “yılan” sözcüklerinin yakınlığı dikkatimi çekiyor).

Hygie (Hygeia): Asklepion’un kızı, sağlık ve temizlik tanrıçasıdır. Hijyen sözcüğünün kaynağıdır. Hastabakıcılığın ve ebeliğin simgesidir. Genellikle heykellerinde bir yılanla ya da babası Asklepion ile birlikte görülür.

MISIR SÖYLENCESİ

Mısır’a baktığımızda yılanın kutsal olduğu biliniyor. Yılanın kutsal olması iki özelliğine bağlıdır. Birincisi yılan ile deliği arasında kurulan ilişkiye : yılan iki dünyaya gidip gelen varlıktır. Hem yerin üstündedir, hem yerin altındadır. Hem buradadır, hem oradadır. Yerin altı öte dünyadır. Dolayısıyla yılan ötelerle, bilinmezle bütünleşen varlıktır, Mısırlıların gözünde. İkincisi de buna hizmet eden bir özelliktir. Yılan deri değiştirebilen dolayısıyla sürekli genç olan bir varlıktır. Bu noktada Mısır ile Anadolu arasındaki bakışın ayni olduğu söylenebilir. Ancak Anadolu bakışında cinselliğin silinişine dikkat edilmelidir. Freud “Dinlerin Kökeni” adlı kitabında sünnet olgusunun Mısırlılar’da bir soyluluk hakkı olduğunu belirtir. Musa, Yahudileri Mısır’dan çıkarırken onlara bu hakkı armağan eder. Yahudiler de soyluluğa erişirler. Ancak bu noktada iki kavramı buluşturmak istiyorum: soyluluk ve sonsuzluk. İkisi arasındaki ilişkiyi yılan ile erkek cinsel organı arasındaki benzerlikte kuruyorum. Giderek yılan ile bu organ arasında dönüşümlü bir simgesellik ortaya çıkıyor. Yani bu organ yılana benzetilmek istenmiş, sünnet olgusu da deri atma eylemini temsile yönelik bir eylem. Sonsuzluğa geçiş olduğu için de törensi olacaktır. Bizde törensilik korunmakla birlikte sonsuzluk anlayışının yerini “erkeklik” almıştır. Bu anlamda, hem bu anlayışta olanlarda hem de Mısırlılarda, doğrusu şöyle bir kendine doyuma (mastürbasyona) varılmıştır: erkek olan soyludur, sonsuzdur.

YILANIN SİMGESEL ANLAMLARI ŞÖYLE SIRALANABİLİR

Şeytan, tehlike: Yılan Eski Mısır’da da tek bir anlama sahip değildir. Çok fazla yılan adıyla karşılaşılır. Ama özellikle tek tanrılı dinlerde yılan kutsallıktan çıkarılmış kutsal olana saldırışın, kötülüğün simgesi haline getirilmiştir. Özellikle yılanın şeytana dönüştürülmesinde etimolojik kökenden de yararlanıldığı söylenebilir. Zira şeytan (fr: “satan”) sözcüğünün kökeninde “Seth +en” (= tanrı Seth) bileşimi vardır. Yani İsiris’i öldüren Seth, başkaca Habil’i öldüren Kabil.

Öte dünyanın simgesi: Eski Mısırlılar için yılanın kutsallığı, öte dünyayla ilişkili olarak görülmesinden ileri gelmektedir. Mısır Şravunlarının başlıklarındaki kobra yılanı, giderek yılan deliğinin temsili olan bir delik ile belirtilmiştir. Böylece Şravun tıpkı yılan gibi hem yer üstü hem yer altı dünyasında gücü, sağlığı yılanla ilişkisinden edinmektedir. Bu noktada Şravunların diğer insanlara göre daha fazla “ka”ya yani yer altı dünyasında, öte dünyada var olma gücüne (enerjisine) sahip oldukları ve orada da güçlü bir tanrıya dönüştükleri dikkate alınırsa onların bu gücü yılanla iç içe olmalarından, yılanı bir anlamda baş tacı etmelerinden dolayı olduğu kolayca söylenebilir.

Cinsel güce bağlı yaşama gücü: Yılan simgesel bakışta penis olarak da değerlendirilmektedir. Bu konuda antik Mısır’dan iki resim çok anlamlıdır. Birinci resim itifallik bir resimdir. İtifallik Mısır tanrılarının kalkmış penisle resmedilmesi demektir. Resmin adı: “İsiris’in kalkmış penisi onun hayata dönmesini koşullandırıyor”. Mısır söylencesine göre İsiris kendisini kıskanan Seth tarafından öldürülmüştür. Karısı İsis onu yeniden hayata döndürmeye çalışmıştır. İşte resim İsiris’in yeniden canlanışını anlatmaktadır. Bu resimde İsiris mekana diyagonal olarak yerleştirilmiş. Epey uzun bir yılan İsiris’i çevrelemektedir. Kuyruğuyla bir kıvrım yaparak İsiris ‘in ayak ve baş kısmında dikilerek İsiris’in çevresinde üstü açık bir dik dörtgen oluşturmaktadır. Yılanın hem kuyruk kısmını hem de baş kısmını ayağa kaldırmasıyla İsiris’in penisinin sertleşmesi koşutluk sunmaktadır. Dolayısıyla yılan İsiris’e dikilme konusunda örneklik etmekte, ona güç veren yardımcı öge olmaktadır. Resimde, konunun açıklanması eski Mısır dilinde bir yazıyla yapılmış ve yazının yanında dikkatten kaçabilecek bir örümcek, İsiris’in penisinin üzerine bir sıvı akıtmakta. Dolayısıyla hem yılan hem de örümcek İsiris’in yeniden hayata dönmesinde önemli iki kutsal güç olarak belirmektedir. Yılan bu resimde hem penisi simgeleyen, hem de hayat veren, dirilten bir güç olmaktadır. Diğer resimde ise üç Şgür görülmektedir. İsiris, İsis ve Anubis. Anubis, ölüm ve ölüm sonrası tanrısıdır. Ölüleri koruma ve yeniden canlandırma işlevi vardır. Bu yüzden mumyalama tanrısıdır da. Bu resimde yandan görünen İsiris’in bedeni bir dikey, dört yatay çizgiyle bölünmüştür. Sanırım bu, Seth tarafından parçalanan İsiris’in parçalarının, İsis’in çabalarıyla ve Anubis’in yardımıyla bir araya getirildiğini anlatıyor. Ancak resimde ilginç olan İsis’in, İsiris’in önünde diz çökmüş, İsiris’in penisini ağzına almış halde resmedilmesidir. İsis, İsiris’e hayat öpücüğünü cinselliği aracılığıyla vermektedir. Buraya şunu sıkıştırmalıyım: ahlak evrensel değildir. Çıplaklığın ayıp sayılması tek tanrılı dinlerle başlatılmış olmalı. Efes’te genel evdeki kadınların rahibe olması, Hindistandaki tapınaklarda cinsel ilişki biçimlerinin gösterilmiş olması cinselliğin, onlar için kutsal olduğunun, öneminin altını çizer. Bu da cinselliği yaşamla buluşturmak demektir. Gerek bu iki resim, gerek itifallik diğer eski Mısır resimleri cinsellik ile yaşam yani “sağlık” arasında sıkı bir bağ kurmaktadır. Cinselliğin (penisin) simgesi haline getirilen yılanın anlamı da sağlık, hayatta kalma, canlı olma, yeniden dirilmedir. Burada “yeniden”in altını çiziyorum. Tıbbın yaptığı da “yeniden” hayata, sağlığa döndürme değil midir?

Prof. Dr. Mustafa DURAK

 

Hekimce Bakış 71. Sayı