Savaşlar İnsan ve Çevre Sağlığı Sorunu Yaratır…

II.Dünya Savaşı sırasında 8 Eylül 1941’de Nazi güçleri Leningrad’ı (St. Petersburg) kuşatmıştı. 27 Ocak 1944 tarihine kadar tam 872 gün süren kuşatma sırasında kentte büyük bir gıda ve su kıtlığı yaşanmış; kentin alt yapısı tamamen çökmüş ve kentte kalan 1,5 milyona yakın sivil Leningradlı açlık ve bulaşıcı hastalıklar yüzünden yaşamını yitirmişti… Bugün ek olarak bir milyona yakın insanın ise Ladoga gölü üzerinden kentten tahliye edilmeye çalışılırken açlık, soğuk ve bombardımanlar yüzünden yaşamını yitirdiği; böylece kuşatma boyunca kentteki toplam ölü sayısı 2,5 milyonu bulduğu tahmin ediliyor… Yine II. Dünya Savaşının son günlerinde bu sefer askeri açıdan hiçbir önemi olmayan Almanya’nın tarihi barok kenti Dresden 13-15 Şubat 1945 tarihleri arasında müttefikler tarafından havadan bombalanmıştı. Bugün birçok tarihçi tarafından tamamen gereksiz olduğu söylenen bu iki günlük şiddetli hava bombardımanları sonucu kentin tarihi binaları ile tüm yapıları tamamen yıkılmış; fosfor bombalarının da kullanıldığı saldırı sonucu iki gecede 150 bine yakın Dresdenli sivil yaşamını yitirmişti… II. Dünya Savaşının Avrupa’da yarattığı yıkım ve neden olduğu başta içme suyu, atık su toplama ve arıtma sistemleri, barınak yetersizliği gibi çevre ve kent sağlığı sorunları savaş bittikten sonra da yıllarca etkisini sürdürmüştü. Bulaşıcı hastalıklar, yetersiz beslenme ve zorunlu göçler gibi nedenlerle savaş sonrası da en az beş yıl erken ölümlere ve ortalama yaşam süresinin kısalmasına yol açmıştı…

Dresden; II. Dünya Savaşının son günlerindeki bombardımanı bugün de hatırlıyor; Dresdenliler

Sivil insanların askerlerden çok daha fazla yaşamını yitirdiği ilk savaştır; II. Dünya Savaşı… Bunun ilk işaretleri aslında I. Dünya Savaşında ortaya çıkmıştı. İlk kez I. Dünya Savaşında uçaklar çok aktif olarak savaşa katılmış; cephe gerisindeki kentler bombalanmış, kimyasal gazlar kullanılmış, su kaynakları kimyasal zehirlerle kullanılmaz hale getirilmişti… Bu yıllarda ‘topyekün savaş’ kavramı ortaya çıkmıştı… Bu yıllardan sonra ülkeler tüm insan ve ekonomik kaynakları ile savaşa giriyordu; bu kavram sonucu… Bunun sonucunda da 10 milyon askerin yanı sıra silahlara hedef olarak veya bulaşıcı hastalıklar, açlık gibi nedenlerle 7 milyon sivil yaşamını yitirmiş I. Dünya Savaşında… Ama II. Dünya Savaşında sivil can kayıpları asker kayıplarının çok ötesine geçmişti. 60 milyondan fazla insanın yaşamını yitirdiği savaşta bunun 40 milyona yakını sivillerdi. Siviller ağır kent bombardımanlarına hedef olup; yaşamını kaybederken; diğer taraftan tahrip ettiği su sistemleri, kanalizasyon gibi alt yapı sorunları nedeni ile bulaşıcı hastalıklara yol açarak veya düşen tarımsal üretim sonucu neden olduğu açlık sonucu ölümlere yol açmıştı…

 

II.Dünya Savaşından sonra çıkan bütün bölgesel savaş ve karışıklıklarda sivil kayıplar asker kayıplarının giderek daha fazla üstünde olmuştur. Artık günümüzde savaş ve bölgesel karışıklıklarda bir asker ölümüne karşılık beş sivilin yaşamını bulaşıcı hastalıklar, beslenme bozuklukları, açlık, zorunlu göçler gibi ateşli silah yaralanması olmayan nedenlerle yitirdiği hesaplanmaktadır. Savaş ve bölgesel karışıklıkların insan sağlığı üzerine etkileri genel olarak ikiye ayrılarak incelenebilir:

  • Doğrudan kayıplar
    • Doğrudan silahlı saldırı sonucu ölümler
    • Kalıcı sakatlıklar
  • Dolaylı kayıplar…
    • Güvenilir içme suyu sağlanamaması, kanalizasyon ve atık su arıtma sistemlerinin zarar görmesi gibi nedenlerle ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklar ve diğer sağlık sorunları
    • Tıbbi bakım koşullarının bozulması ve savaş nedeni ile askeri harcamaların artırılması için genelde sağlık harcamalarının azaltılması sonucu yeterli sağlık desteği sağlanamaması
    • Sosyo-ekonomik durumun bozulması ve üretimin yok olması sonucu yetersiz beslenme, açlık gibi tabloların ortaya çıkması; bunların neden olduğu sağlık sorunları…

Sonuç olarak savaşlar halk sağlığını doğrudan ve dolaylı olarak onarılamaz bir biçimde etkilemektedir. Özetlersek; savaşlar tüm toplumu derinden etkilemekte; ölümler, sakatlıklar, hastalıklarla ve ekonomik kayıplarla büyük oranda zarar vermektedir. Tarih boyunca birçok büyük uygarlık savaşlar nedeni ile zayıflamış; hatta tamamen yok olmuştur. Savaşlar ülkelerin kısıtlı ekonomik kaynaklarının sağlık hizmetleri yerine silahlanma için kullanılması gerçeğini ortaya çıkartmakta; sağlık sektörüne yeni yatırımlar yapılamadığı gibi mevcut sağlık hizmetleri yapısını ve alt yapıyı tahrip etmektedir.  Ayrıca savaşlar içinde yaşadığımız doğal ve kültürel çevreyi de yok etmektedir. Bunun en tipik örnekleri II. Dünya Savaşındaki hava bombardımanları sonucu Dresden, Varşova gibi önemli tarihi barok kentlerde tarihi çevrenin; Vietnam Savaşında ise yağmur ormanlarının yok olmasıdır. O nedenle savaşlar halk sağlığının ve halk sağlıkçıların; tüm hekimlerin ve hekim dışı sağlık personelinin ilgi alanına girmektedir.

Tıp Fakültesinden hekim olarak mezun olurken ettiği Hipokrat yemini ile insan yaşamına; insanlar arasında farklılıkların görevi ve vicdanı arasına girmesine izin vermeden sahip çıkacağına söz veren hekimlerin insan yaşamı ve refahı ve yaşamını sürdürdüğü çevre için en büyük tehdit olan savaşı bir çevre ve halk sağlığı sorunu olarak görmesinden daha doğal bir yaklaşım olamaz…

Ahmet Soysal