Türklerin Ayaz Atası Nasıl Noel Baba Oldu?

Bir Orta Asya Türk geleneği olan Ayaz Ata, Ak Ayas ve Nardugan şenlikleri yakın çağda nasıl Noel Ağacı, Noel Baba ve Yılbaşı etkinliklerine evrildi? Türklerin Ayaz Atası, nasıl Noel Baba oldu? Nardugan Bayramı nedir?

Türk, Altay ve Orta Asya mitolojisinde; “Soğuk Tanrısı” diye de kabul edilen “Ayaz Ata” öncelikle Kazak ve Kırgızlarda çok önemli olmakla beraber günümüze dek süregelen tarihi bir gelenektir.

Orta Asya Türk mitolojilerinde, özellikle Kazaklarda ve Kırgızlarda “Soğuk Tanrısı” ya da “Ayaz Han”, “Ak Ayaz” olarak da tanınır. Ay ışığından yaratılması nedeniyle ayaz yani soğuk havaya neden olduğu için Ayaz Ata adını almıştır.

Ülker burcuna has olan altı yıldız, göğün altı boşluğudur. Ayaz Baba bu deliklerden yeryüzüne soğuk hava üfürür. Bu şekilde kış gelir.

Özellikle İslam öncesi Türklerin inanışına göre, Ayaz Ata, kış ayazında donmak üzere olan çaresiz kimsesizlere, açlara görünen ve onları koruyan bir aziz kişidir.

Orta Asya’da göçebe Türklerin yoğun olarak yaşarken kışları soğuk, yazlarıysa kurak ve sıcak bir iklim yaşanırdı. Orta Asya’da göçebe olarak yaşayan yerleşik bir yaşam düzeni kurmayan ön Türkler, tek tanrılı dinleri kabul etmeden önceki inanışlarında da, güçlü ritüelleri olan ve bu ritüellere bağlı olarak yaşayan bir toplumdu. Güneş, şaman Türklerin geleneksel hayatları içinde anlamlı ve önemli bir yer tutmaktaydı.

Ayaz, etimolojik olarak tüm Türk coğrafyasında “yakıcı soğuk” anlamında kullanılır. Ay, gökyüzünde net görülebile açık havalarda ortaya çıktığı için “Ay Tanrısının (Ayaz Han)” gökyüzüne insanlar için hediye ettiği düşünülmekteydi.

Ayaz uzun kış gecelerinde, yoğun yaşanan donma vakalarında barınaklardaki hayvanları, dışarıda mahsur kalan yaşlı, genç, çocuk gibi ailelerinin üyelerini donarak yitiriyorlardı. Bu tür korkunç olaylar halk arasında umutsuzluğun artmasına neden oluyordu.

Türkler, günümüze kadar çok değişik gelenekler edindiyse ve bunlar gelenek ve inanç olarak sürdüyse bu ritüelin sağlam alt yapıya dayanması ve bir özellik taşıması gerekiyordu. Bu inancın getirdiği duygularla yaşanan can kayıplarına ve bu kayıplardan dolayı oluşturduğu inançlara göre, 22Aralık gecesi ile beraber geceler kısalmaya başlarken gündüzler de uzamaya başlıyordu. Bunun için de gece ile gündüzün birbirleriyle savaştığına inanıyorlardı.

Geceyle gündüzün uzun süren mücadelesinden sonra gündüz yani aydınlık, karanlığı yani geceyi yenince çok büyük bir zafer kazanıyordu.

Bu doğal süreçte, gündüzün geceyi yenmesiyle, soğuk yüzünden kaybedilen canlar nedeniyle oluşan kederli hava yerini yaşama sevincine bırakıyor, insanların umutlarının artmasına ve huzur içinde hayatlarına dönmesine sebep oluyordu.

Ayaz ve her açıdan can yakan çileli kış günlerinin insanlara yaşattığı bu zor koşulların yerini mutluluğa ve eğlenceye dönüştürmek için yapılan eğlenceler tarihsel süreçte ritüele dönüştü. Asırlar boyunca özellikle Orta Asya Türkleri bu kutlamaları hep sürdürerek geleneksel hale getirdiler. Fakat bu inançlarını görselleştirmek ve hayatın devam ettiğini göstermek adına ve de bu ritüeli daha belirgin hale getirmek için akçam ağacı süsleme geleneği oluşturdular.

Özellikle Şaman Türkler doğaya ait her ögeye aşırı önem vermişler ve bireysel hayatlarında da doğayı hayatlarının merkezine koymuşlardır. Bu nedenle en önemli simgeler ağaçlar dolayısıyla ormandır.

Türkler için çok anlam ifade eden ve hayatın her şeye rağmen akıp gittiğini simgeleyen akçam ağacı da tarihsel süreç içinde çok önemli kutsal geleneklerden biri oldu.

Şaman Türklerin inancına göre; akçam, yeryüzünün tam merkezini sembolize ediyordu. Yalnızca Orta Asya’da büyüyen akçam ağacı, “hayat ağacı” olarak Türklerin yaşamında çok anlamlı bir yer elde etti. Özellikle hayata bağlılığı ve doğanın köklü kudretini sembolize eden hayat ağacı, günümüzde bile tüm Anadolu’da özellikle el sanatlarıyla uğraşan kadınların yaptığı tüm işlerde ana motif olarak daima kullanıldı.

Günlük yaşamdaki giydikleri kostümlerden evlerinde kullanmak için dokudukları halı ve kilimlere kadar muhakkak tüm geleneksel sanatlarında hayat ağacı figürü kullandılar.

Özellikle, 22 Aralık’ta büyük bir mücadele ile gündüzün geceyi yenmesi zaferini akçam ağacının etrafında kutlayan Şaman Türkler, bu gelenekle, güneşin zaferini dolayısıyla güneşin yeniden doğuşunu kutlarlardı. Güneşin yeniden doğuşu, “yeniden diriliş” olarak kabul ediliyordu.

Türkler, Güneş’e “nar” derlerdi. Tugan kelimesi de etimolojik olarak günümüzde de “doğan” olarak aynı anlamı taşımaktadır. Günümüzde de “doğmak” anlamına gelen tugan, asırlardır öz Türk dilinde aynı anlamı taşımaktadır.

Bu özel bir doğa olayı çıkışlı ayinle ilgili olan Nardugan sürecinde Tanrı Ülgen’e dualar edilir ve dileklerin kabulü için akçam ağacına çeşitli renkli kumaş süsler bağlanırdı. Ren geyiği yani Sagun’un ana vatanı Orta Asya’dır. Ayaz Ata bu geyiğin çektiği kızağa biner. Bu geyiğin sonraları Hristiyan dünyasında sembol olan Noel baba geyiği olarak kullanılma ritüelinin kökeni Orta Asya’dır.

Her yıl geleneksel olarak kutladıkları Nardugan (Güneşin Doğuşu) kutlamaları yaklaşınca evlerini tertemiz yaparlardı. Bayram günü en güzel ve en temiz elbiselerini giyinirlerdi. Tanrı Ülgen’e sunmayı istedikleri hediyeleriyle grup halinde yürüyerek şarkılar eşliğinde yaşadığı bölgedeki en büyük ve en güzel akçam ağacının altında toplanırlardı. Akçam ağacın altına toplanınca Tanrı Ülgen’e dualar ederek hediyelerinin ona ulaşması için akçam ağacının altına hediyeler sunarlardı. Üstelik bu hediye verme töreninde Ayaz Ata’ya eşlik eden torunu olarak kabul edilen “Kar Kız” da bulunurdu.

Genç kızlar ve kadınların ağacın dallarına bağlanması için aile fertlerine yetecek kadar yaptıkları bantları herkese dağıtırdı. Grupların içinde bulunan genç kızlar da yanlarında getirdikleri süslü kumaşları törene katılanlara dağıtırlardı. Bu dağıtılan süslü bantlar genellikle koyun, keçi gibi hayvanların kılından eğirerek dokunur ve üstlerine hayat ağacı motifleri işlenirdi. Ritüel esnasında neşe içerisinde hayat ağacının dallarına bu figürlü rengârenk bantlar bağlanırdı. Günümüzde de ağaca çaput bağlayarak dilekte bulunma geleneği Orta Asya kökenli olup evliya veya yatır türbelerinde devam etmektedir. Bu bir eğlence ritüeliydi. Törene katılanlar akçam ağacının altına Tanrı Ülgen’e dileklerini, hediyelerini bırakıp ağaca bantlarını astıktan sonra ağacın etrafında şarkılar söyleyerek dans ederlerdi.

Eğlence bitimi, öncelikle aile büyükleri olarak nineler, dedeler, tüm yaşlılar ziyaret edilir, hürmet gösterilirdi ve hep birlikte önceden hazırlanmış yemekler büyüklerin evlerinde birlikte yenilirdi. Yemek sonunda en leziz tatlılar ve şekerlemeler ikram edilirdi.

Türklerin Hristiyanlığa geçişi sonrasında Orta Asya’daki Türklerin bu geleneği, Hunların Avrupa’ya göç etmesiyle beraber evirilerek güçlü bir şekilde başka ülkelere, kültürlere ulaştı ve buralarda da kutlanmaya başlandı. Hristiyanlığın doğduğu topraklar olan Kudüs ve Filistin’e kadar ulaşan bu ritüel ile akçam ağacının bu bölgelerde yetişmemesine rağmen ağaç süsleme geleneği de buralara kadar yayılır. Bu Türklerin ulaştıkları topraklara geleneklerini taşımasının en önemli örneğidir. Hristiyan toplumu bu geleneğe sahip çıkıp farklı isimler kullanarak günümüze kadar taşıdı. Bu kültürün Orta Asya kültürleri dışında farklı isimlerle de olsa Hristiyan dünyasında da yer etmesini sağladı.

Tarih sürecinde Orta Asya’dan batıya göç eden Türklerin Hristiyanlığı seçmesi sonucu teolojik olarak İsa Peygamber’in doğumuyla tarihsel ve kültürel bağlantısı olmayan bu Nartugan ve Ayaz Ata ritüelinin asırlar sonra İsa Peygamber’in doğumuyla ilişkilendirilmesi, yakın çağın insanının yarattığı bir davranış biçimidir. Bu konuda önemli araştırmalardan biri Doç. Dr. Haluk Berkmen’in “Noel ve Nardugan” adlı eseridir.

Yeni yılda pek çok ülkede Noel Ağacı gelenek olarak süslenir. Bu geleneğin kökeninde hediye getiren Noel Baba inancı bulunmaktadır. Yeni yıl yaklaşırken bir çam ağacı süslenir ve altına hediyeler yerleştirilir. Bu geleneğin kökeninde İslamiyet öncesi Orta Asya Türklerine ait Hayat Ağacı inancı bulunmaktadır. Asya halkının süslemek için seçtiği akçam, kışın dahi yapraklarını dökmeyen ve daima yeşil kalan özelliğinden dolayı “Hayat Ağacı” olarak isimlendirilmişti. Halen ülkemizde istek ve beklentilerini bir kâğıda yazıp yatır olduğu inanılan kişilerin mezarlarındaki ağaçlara takmak geleneği devam etmektedir.

Asya Türkleri gecelerin kısalıp günlerin uzamaya başladığı dönemde akçam ağacını süslerler, ateş yakıp etrafında dans ederlerdi. Bu gelenek halen devam etmekte ve Nardugan Bayramı adıyla bilinmektedir. ‘Nar’ ateş ve ‘dugan’ doğan demek olduğundan Nardugan “doğan güneş”, yani uzayan gün anlamını taşır. Hayat ağacına bağlı bir diğer inanç da bu ağacın göğü tuttuğu ve göğün insanların üstüne çökmesine engel olduğudur.

Noel ağacı süslemesi de Asya kökenli olup Türklerin Avrupa’ya hediye ettiği bir kadim inançtan türemiştir. Hayat Ağacı inancının Asya kökenli olduğunu Amerika yerlilerinde de bulunmasından anlıyoruz. Hatta Amerikan Navajo halkına ait bir çizimde kutsal ağaç merkezde bir kare içinde bulunmaktadır. Kareyi çevreleyen küçük boyda çizilmiş olan kadınlar ellerinde demetlerle ağaca dua ediyorlar. Asya’dan Amerika kıtasına göç etmiş bu insanların bir doğa dini sayılabilecek olan şamanlığa inandıkları biliniyor. Kızılderili dediğimiz bu insanların güneş doğarken yaptıkları ayinler ve tüm bitkilerin ruh taşıdıklarına inanmaları Asya şamanlığının devamıdır.

Altta görülen akçam ağacı bir Orta Asya Türkü’nün işlediği halıdır. Üzerinde süsler ve etrafında uçuşan kuşlarla kutsal birçok kavram içeriyor. Ağaçtaki süsler gökteki yıldızları simgeliyor. Böylece, dümdüz bir direk gibi yükselen ağaç göğü tutmakta olduğu kavramını aktarılıyor. Ayrıca ağacın çevresindeki kuşlar manevi şaman uçuşunu da hatırlatıyor.

Noel sözcüğü Fransızca “nouvelle” yani “yeni” sözü ile ilgili olduğu ve “Yeni Yıl” kavramının Nardugan Bayramından batıya geçtiği anlaşılıyor. Bu geleneğin Asya halkları tarafından Anadolu’ya taşınmış olduğunu da görüyoruz. Anadolu’da kutsal hayat ağacının kadim dönemlerden beri önemli bir simge olarak devam ettiğini görüyoruz.

İlginçtir ki endüstri çağı ve tüketim toplumlarının yavaştan ortaya çıktığı 19. yüzyılda Türklerin Orta Asya geleneği olan Nardugan kutlaması Noel, 22 Aralıkta süslediği akçam Christmas Ağacı ve Ayaz Atası da Noel Baba’ya evirilerek bambaşka bir kültürün parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim 19 .yüzyılda Türklerin Nardugan kutlaması ve Ayaz Ata’sı karşımıza “Noel Baba”ya dönüşerek karşımıza çıkmaktadır.

Nardugan, Yılbaşı, Akçam ağacı ve Noel hakkında sağlam kaynak arayanlara Türkolog Murat Acı’nın araştırmaları tavsiye edilir. Araştırmacı; “Avrupa, Türkler, Büyük Bozkır”adlı kitabından: “Çam ağacı Mısır’da ve Filistin’de yoktu. İlk Hıristiyanlar bu ağacı bilemezdi. Türklerde ise bu ağaç çok önceden kutsal sayılırdı. Türklerin kök atası Sakalar idi. Türkler, Anadolu’ya 1071’de gelmedi, önceden farklı adlarla Anadolu’da hep var idi; Hattiler, İskitler, Kıpçaklar, Peçenekler vb.” şeklinde bir tez öne sürmektedir.

Ayrıca, Sümerolog Sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın bu önemli kültürel Türk geleneği ilgili detaylı belgelere dayanarak kaleme aldığı bilimsel eserleri mevcuttur.

Kemal Şendikici | 2020-12-21

Kaynaklar:

1- Noel ve Nardugan – Doç. Dr. Haluk Berkmen

2- Türker’in Soğuk Tanrısı Ayaz Ata Nasıl Noel Baba ve Yeni Yıl Kutlamasına Dönüştü? – Silvan Güneş

 

Alıntı: https://www.rehbername.com/rehberce/nardugan-bayrami-ayaz-ata