<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. Kayıhan Pala, Author at Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/author/k-pala/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/author/k-pala/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Oct 2021 14:13:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/ucuncu-doz-mrna-asisi-gerekli-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Oct 2021 13:31:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=9111</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1200" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="mrna-asi-doz" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-1536x1152.jpg 1536w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div>
<p>COVID-19 pandemisi sırasında, acil kullanım izni alan aşıların yaygın olarak kullanıldığı ülkelerde, delta varyantı gibi yeni endişe verici varyantlara rağmen hastaneye yatış ve ölümlerdeki anlamlı azalma, aşıların önemini giderek artırıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ucuncu-doz-mrna-asisi-gerekli-mi/">Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1200" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="mrna-asi-doz" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-1536x1152.jpg 1536w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div><blockquote><p>COVID-19 pandemisi sırasında, acil kullanım izni alan aşıların yaygın olarak kullanıldığı ülkelerde, delta varyantı gibi yeni endişe verici varyantlara rağmen hastaneye yatış ve ölümlerdeki anlamlı azalma, aşıların önemini giderek artırıyor. Örneğin ABD San Diego’da COVID-19 nedeniyle hastaneye yatış hızı aşısızlarda tam aşılı olanlara göre 46 kat daha yüksek gözlenmiştir<sup>1</sup>. COVID-19 nedeniyle ölenlerin büyük çoğunluğunu da aşısız ve eksik aşılı olan kişiler oluşturmaktadır.</p></blockquote>
	<blockquote id='bsq-3557' class="bs-quote bs-quote-2 bsq-t1 bsq-s2 bsq-left">
		<div class="quote-content">
			<p>Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</p>
		</div>
					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/kayihan-pala.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Kayıhan Pala										</span>				
									<span class="quote-author-job">Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi.</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Bilindiği gibi, dünyada ilk toplu aşılama programı 2020 yılı Aralık ayı başlarında, ülkemizde ise yaklaşık bir buçuk aylık gecikmeyle 2021 yılının Ocak ayının ikinci yarısında başladı.</p>
<p>Bugüne kadar, ülkemizde kullanılan iki aşı da içinde olmak üzere altı aşıya Dünya Sağlık Örgütü tarafından Acil Kullanım Onayı verildi<sup>2</sup>. Bu aşılardan Sinovac şirketinin aşısının ikinci dozundan altı ay geçtikten sonra üçüncü bir aşıya duyulan gereksinim yaygın olarak kabul görüyor<sup>3</sup>. Bilim insanları iki doz Sinovac aşısı olan kişilere ikinci dozdan 6 ay geçtikten sonra 3. doz aşıyı öneriyor. Üçüncü doz yine Sinovac aşısı olabileceği gibi BionTech şirketinin aşısı da olabilir. Ben örneğin, 2 Sinovac sonrası bir doz BionTech aşısını tercih ettim, sağlık çalışanlarının çoğunluğu gibi.</p>
<p>BionTech şirketinin aşısıyla ilgili ağırlıklı olarak şirketlerin yetkilileri tarafından gündeme getirilen 3.doz tartışması ise kafa karıştırıyor. Bilim insanları arasında üçüncü bir dozun herkes için gerekli olup olmadığı konusunda henüz bir fikir birliği yok. Ülkemizde de ikinci mRNA aşısının üzerinden altı aya yakın zaman geçen yurttaşlar haklı olarak soruyor: Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</p>
<p>Bağışıklığı baskılanmış kişilerde (Aktif kanser tedavisi, organ nakli, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç alınması, son iki yıl içinde kök hücre nakli, orta veya şiddetli primer immün yetmezlik sendromu, HIV enfeksiyonu, yüksek doz kortikosteroid tedavisi vb.) üçüncü doza gereksinim duyulduğu biliniyor, ancak bağışıklık sistemiyle ilgili herhangi bir sorunu olmayan kişilere ikinci aşıdan sonra üçüncü bir doz yapmak gerekecek mi, gerekirse doz aralığı ne kadar zaman olmalı sorularının yanıtları henüz belirsiz.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta 22 Eylül 2021 tarihinde ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), ABD için Biontech aşısının üçüncü dozuna ilişkin bazı kişilere acil kullanım izni yayınladı<sup>4</sup>. Bu kişiler şunlar:</p>
<ul>
<li>65 yaş ve üzeri kişiler,</li>
<li>COVID-19 hastalığını şiddetli geçirme riski yüksek belirli tıbbi sorunları olan<sup>5</sup> (kanser, kronik böbrek yetmezliği, kronik tıkayıcı akciğer hastalığı, astım, interstisyel akciğer hastalığı, kistik fibrozis, pulmoner hipertansiyon, kronik akciğer hastalıkları, demans veya diğer nörolojik durumlar, şeker hastalığı, Down Sendromu, kalp rahatsızlıkları (kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı, kardiyomiyopatiler veya hipertansiyon gibi), HIV enfeksiyonu, zayıflamış bağışıklık sistemi rahatsızlıkları, karaciğer hastalığı, aşırı kiloluluk ve şişmanlık, gebelik, orak hücre hastalığı veya talasemi, mevcut veya eskiden sigara içmek, organ veya kök hücre nakli, inme veya serebrovasküler hastalık ve madde kullanım bozuklukları) 18 ila 64 yaş arasındaki kişiler,</li>
<li>Kurumsal veya mesleki olarak COVID-19&#8217;a maruz kalma ve bulaşma açısından yüksek risk<sup>6</sup> altındaki (İlk müdahale ekipleri (sağlık çalışanları, itfaiyeciler, polis, toplu bakım personeli), eğitim personeli (öğretmenler, destek personeli, kreş çalışanları), gıda ve tarım işçileri, imalat işçileri, infaz memurları ve gardiyanlar, posta hizmetleri çalışanları, toplu taşıma çalışanları, gıda satış yerlerinde çalışanlar) 18 ila 64 yaş arası meslek sahipleri.</li>
</ul>
<p>Görüldüğü gibi, her ne kadar rutin olarak herkese önerilmese de ABD’de Biontech aşısının 3.dozu için belirlenen kapsam oldukça geniş. Bu kapsam belirlenirken bilimsel araştırmalar kaynak olarak gösteriliyor.</p>
<p>Ülkemizde ise bırakın araştırmaların kaynak olarak karar verme süreçlerinde kullanılmasına, üzerinden bir buçuk yılı aşkın zaman geçtiği halde henüz olguların ve ölümlerin yaş ve cinsiyet dağılımı bile açıklan(a)mıyor.</p>
<p>Üçüncü doz gerekli mi, kimlere gerekli ve doz aralığı ne kadar zaman olmalı sorularına bilimsel bir izdüşümden yanıt verebilmek için ülkemizde kullanılan aşıların toplumdaki etkililik sonuçlarını görmeye ihtiyacımız var. Çünkü şu ana kadarki veriler, Biontech aşısının oluşturduğu bağışıklık yanıtının güçlü bir şekilde 9-12 ay devam ettiğini gösteriyor ve 2 doz Biontech olan kişilerin 9-12 ay boyunca ek doz aşı olmalarına gerek yok<sup>7</sup>. Bu kişilerde 3. doz aşıya ihtiyaç olup olmayacağı ve ne zaman olacağı bu konuda toplum verilerine, yapılmakta olan çalışmaların sonuçlarına ve ortaya çıkabilecek yeni varyantlara göre belli olacak.</p>
<p>Ülkemizde COVID-19 aşılarıyla ilgili esas gündem, henüz tam aşılı yurttaşların oranının düşük olmasıdır. Ekim ayının başında 2 doz aşı olmuş yurttaşların oranı yalnızca %53’tür ve 2 doz aşı olan yaklaşık 6 milyon kişinin Sinovac aşısı olduğu düşünülecek olursa, tam bağışık kişi oranının ancak %47’yi bulduğu hesaplanabilir. Üstelik beş milyonu aşan sığınmacının aşı durumu hakkında herhangi bir bilgi de söz konusu değildir. Ülkemizde aşı programına başladıktan sekiz buçuk ay geçtikten sonra henüz toplumun yarısı bile tam bağışık duruma getirilememiştir. Bu durumda COVID-19 pandemisine aşı ile güçlü bir yanıt vermek olanaklı görünmemektedir.</p>
<p>3.doz tartışmasını şirketlerin müdahalesinden uzak bir biçimde yapmak gerekir. Maalesef aşıların kamusal bir ürün olmaması, bu tartışmayı bütün dünyada zorlaştırmaktadır. Aşıların değişen virüse ne zaman uyarlanması gerektiği, kaç doz yapılmasının uygun olacağı, doz aralığının süresi vb. konuların bilim insanları tarafından bilimsel kanıtlar ışığında tartışılması, karar vericilerin de şirketlerin çıkarına değil, bilim insanlarının önerilerine uygun biçimde halkın yararına karar alması gerekir.</p>
<p>Bu konuda ülkemiz açısından en önemli sorun, bilim insanlarının konuyu tartışmak için aşıların etkililiğiyle ilgili verilere ulaşamaması ve COVID-19 hastalığı ve aşılarıyla ilgili araştırma yapmak izninin Sağlık Bakanlığı’na bağlı olmasıdır.</p>
<p>3.doz tartışmaları için; Sağlık Bakanlığı zaman geçirmeden 110 milyonu aşkın yapılmış aşı sonuçlarını ‘aşı etkililiği’ hesaplayarak kamuoyuna açıklamalı ve bilimsel araştırma yapılmasını teşvik ederek bilim insanlarına yeterince kanıt sunulmasına katkı sağlamalıdır. Sağlık Bakanlığı içtenlikle bu işlevleri üstlenmek isterse, Türkiye’de bu sürece katkı koyabilecek çok sayıda yetkin bilim insanı bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li>County of San Diego. COVID-19 Watch Weekly Coronavirus Disease 2019 (COVID-19) Surveillance Report September 29, 2021. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.sandiegocounty.gov/content/dam/sdc/hhsa/programs/phs/Epidemiology/COVID-19 Watch.pdf</li>
<li>World Health Organization. Status of COVID-19 Vaccines within WHO EUL/PQ evaluation process. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://extranet.who.int/pqweb/sites/default/files/documents/Status_COVID_VAX_19August2021.pdf</li>
<li>KLİMİK. İki doz Sinovac® aşısı oldum. Ne zaman 3. doz aşıyı olmalıyım? Hangi aşıyı olmalıyım? Published 2021. Accessed November 4, 2021. https://www.klimik.org.tr/2021/06/17/covid-19-asilariyla-ilgili-cok-sorulan-sorular-ve-yanitlari/</li>
<li>FDA. FDA Authorizes Booster Dose of Pfizer-BioNTech COVID-19 Vaccine for Certain Populations. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.fda.gov/news-events/press-announcements/fda-authorizes-booster-dose-pfizer-biontech-covid-19-vaccine-certain-populations</li>
<li>CDC. People with Certain Medical Conditions. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/need-extra-precautions/people-with-medical-conditions.html?ACSTrackingID=USCDC_2145-DM67126&amp;ACSTrackingLabel=10.01.2021 &#8211; COVID-19 Data Tracker Weekly Review&amp;deliveryName=USCDC_2145-DM67126</li>
<li>CDC. Employees and residents at increased risk for COVID-19 exposure and transmission. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/vaccines/booster-shot.html?ACSTrackingID=USCDC_2145-DM67126&amp;ACSTrackingLabel=10.01.2021 &#8211; COVID-19 Data Tracker Weekly Review&amp;deliveryName=USCDC_2145-DM67126#HighRisk</li>
<li>KLİMİK. İki doz BioNTech aşısı oldum. Ne zaman 3. doz aşıyı olmalıyım? Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.klimik.org.tr/2021/06/17/covid-19-asilariyla-ilgili-cok-sorulan-sorular-ve-yanitlari/</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ucuncu-doz-mrna-asisi-gerekli-mi/">Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemiyle 1 yıl: Düşen maskeler, gizlenemeyen gerçekler</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/pandemiyle-1-yil-dusen-maskeler-gizlenemeyen-gercekler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2021 15:08:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=7832</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="pandemi-gercekleri" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Karşılaştığımız ilk günden bugüne hepimiz pandemiyle ilgili birbirinden farklı düşüncelere, yalan bilgiye, aldatmaca ya da komplo teorilerine maruz kaldık. Gelmiş olduğumuz noktada ise dünyada ve ülkemizde pandemiye ve her türlü [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/pandemiyle-1-yil-dusen-maskeler-gizlenemeyen-gercekler/">Pandemiyle 1 yıl: Düşen maskeler, gizlenemeyen gerçekler</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="pandemi-gercekleri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/04/pandemi-gercekleri-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>Karşılaştığımız ilk günden bugüne hepimiz pandemiyle ilgili birbirinden farklı düşüncelere, yalan bilgiye, aldatmaca ya da komplo teorilerine maruz kaldık. Gelmiş olduğumuz noktada ise dünyada ve ülkemizde pandemiye ve her türlü hastalığa karşı; halk sağlığı, aşı, sağlık hizmetleri konusunda derli toplu bir değerlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bu bağlamda geçtiğimiz ay İletişim Yayınları’ndan yayımlanan Pandeminin Düşürdüğü Maskeler eserinin derleyenlerinden ve yazarlarından Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala ile hem kitap hem de pandemi süreci üzerine konuştuk.</p></blockquote>
<p>Kitabın girişinde değindiğiniz Covid-19’a yönelik ortaya çıkan asılsız haberlerin (maske, aşı, virüsün kendisine dair) ya da daha güncel adıyla infodeminin kaynağı sizce nedir? Bu haberleri yayanlar aslen neyi amaçlıyor?</p>
<p>Küresel kapitalizmin ayakta kalması akıl ve bilimden yoksunluğun yaygınlaştırılmasına bağlı gibi görünüyor. Aksi halde milyarderlerin servetinin dünyadaki 4,6 milyar insanın servetinden daha fazla olması söz konusu olamazdı. Pandemi sırasında karşılaştığımız infodeminin arkasında da temel neden olarak küresel kapitalizmin sürdürülebilirliği olduğu kanısındayım. Asılsız haberlerin yazılması/konuşulması ve ortaya çıkartılması kadar, bunların gerçek olup olmadıklarını sorgulama gereksinimi duymayan kişilerin varlığı ve bu süreci izlemeyen/denetlemeyen bir “kamu yönetimi” anlayışı egemen kılındığı için gerçekler toplumla yeterince buluşturulamıyor. Infodemi, hastalığın ve salgının ortaya çıkmasında kolaylaştırıcı bir rolü olan küresel kapitalizmin sorgulanmasını ve küresel kapitalizme karşı güçlü bir mücadelenin örgütlenmesini engellemek isteyenler için uygun bir araç işlevi görüyor.</p>
<p><strong>KÜRESEL KAPİTALİZM YÜZÜNDEN SATIN ALABİLENLER ERİŞECEK</strong></p>
<p>►Kitapta Ümit Kartoğlu Hoca&#8217;nın da bir çıkış stratejisi olarak değindiği aşı konusunda geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Oxford aşısı konusundaki tartışmalarda olduğu gibi aşı patentleri ülkelerin açık kullanıma dönüştürülseydi başka bir noktada olur muyduk, yani şirketler aşıdan kâr elde etmese neler olurdu?</p>
<p>Aşılama bulaşıcı hastalıklara karşı en etkili mücadele aracıdır ve aşılar sayesinde her yıl milyonlarca kişinin yaşamını yitirmesi engellenmektedir. Yalnızca kızamık aşısı ile 2000-2018 yılları arasında 23,2 milyon ölüm engellenmiştir. Covid-19 pandemisi sırasında hedef nüfusunun büyük bölümünü aşılayabilen ülkelerde hastalanmanın, hastaneye yatışların ve ölümlerin dramatik olarak azalması da aşının önemini bir kez daha açık olarak ortaya koymuştur. Aşılama, tartışılmaz bir insan hakkıdır. Aşı üretimi piyasa koşullarına terk edilememelidir. Covid-19 aşılarının bulunmasında çok önemli miktarda kamu kaynakları kullanılmış olmasına karşın, aşıların patent koruması altında olması aşıya erişimi büyük ölçüde sınırlamaktadır. Hiç olmazsa pandemi sırasında aşılardaki patent koruması ortadan kaldırılmalıdır. Kişi başına iki dozdan dünya nüfusunun yüzde 70&#8217;ini aşılamak için yaklaşık olarak 11 milyar doz aşıya gereksinim olduğu hesaplanmaktadır. Şirketlerin 2021 yılı sonuna kadar 9,5 milyar doz aşıyı üretilebileceği de tahmin ediliyor. Patent koruması olmasa bu yılın sonuna kadar pandemiye küresel olarak aşıyla güçlü bir yanıt vermek olanaklıyken, maalesef küresel kapitalizm yüzünden ancak satın alabilenler aşıya erişebilecek.</p>
<p>►Sağlıkta devlete düşen görevin minimuma indirilmesini ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini hedef alan &#8220;Sağlıkta Dönüşüm Programı&#8221; ya dapandemiyle-1-yil-dusen-maskeler-gizlenemeyen-gercekler-860449-1. diğer bir ifadeyle &#8220;neoliberal sağlık reformu&#8221;nun pandemiyle birlikte geldiği noktayı ne şekilde özetliyorsunuz? Kamusal sağlık hizmetlerini savunmak bugün nasıl bir anlama sahip?</p>
<p>Kitabımızda da yazdığımız gibi, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile ülkemizde dönüştürülen sağlık, bugüne kadar tam aşılı çocukların oranındaki azalma gibi toplum sağlığı göstergelerinde gözlenen olumsuzlukların yanı sıra, pandemi sırasında sağlık sistemimizin etkili bir yanıt vermesinin önünde de önemli bir engel niteliği göstermiştir. Bu engeli Covid-19 pandemisine karşı iyi hazırlanmış bir eylem planı yapılamamasında, ilk doğrulanmış olguya tanı konulduktan sonra filyasyon ekiplerinin hemen sahaya çıkartılamamasında, sağlık çalışanlarının sağlıklarını ve refah düzeylerini korumak için kendilerine yeterince destek sağlanamamasında, özel sektöre ait sağlık kuruluşlarının ve yoğun bakım yataklarının etkili bir biçimde kullanılamamasında ve daha birçok örnekte görmek olanaklıdır.</p>
<p>Türkiye’nin pandemiye güçlü bir yanıt verilebilmesi de içinde olmak üzere toplum sağlığı göstergelerinde iyileşme sağlanabilmesi için Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vazgeçilmesi ve Türkiye’de yaşayan her yurttaşın herhangi bir engele takılmaksızın gereksinimi olan sağlık hizmetlerine (sağlığı geliştirici, koruyucu, tedavi edici ve esenlendirici hizmetlerin tamamı) kolaylıkla erişiminin sağlanabileceği kamucu, eşit ve ücretsiz bir sağlık sisteminin ivedilikle hayata geçirilmesi zorunludur.</p>
<p>Böyle bir sağlık sisteminin finansmanı ve her yurttaşın gereksinim duyduğu sağlık hizmeti sunumu tüm basamaklarda kamu tarafından sağlanmalıdır. Sağlık hizmetleri güçlü bir birinci basamak odağında belirli bir coğrafi alanda nüfusa göre örgütlenmeli, tedavi edici hizmetler için acil durumlar dışında sevk zorunluluğu getirilmelidir. Sağlık emek gücü kamucu bir sağlık sistemi ile toplumun demografik özelliklerine göre yeniden planlanmalı, niteliği gözetecek biçimde yetiştirilmeli ve lisans eğitimini başarıyla bitiren her sağlık çalışanı kendisine uygun sağlık kuruluşlarında istihdam edilmelidir. Türkiye kamu kaynaklarıyla ivedi olarak yeniden aşı ve temel ilaçları üretmeye başlamalıdır.</p>
<p><strong>ŞEHİR HASTANELERİNDEN VAZGEÇİLMELİ</strong></p>
<p>►İktidar, kent merkezlerindeki devlet hastanelerinin kapatılmasını ve aşamalı olarak şehir hastanelerine geçilmesini &#8220;sağlık sistemimizin zirvesi olarak gördüğü bir hayal&#8221; şeklinde tanımlamıştı. Şimdiye dek kapatılan devlet hastanelerinin üstünde bir kapasiteye sahip olmayan şehir hastaneleri yeterli sağlık hizmetini sunabiliyor mu ya da bu potansiyele sahip mi?</p>
<p>Günümüzde şehir hastaneleri, sermaye sınıfına sağlık alanında kaynak aktarımının en yüksek düzeyde yapıldığı ve dünyaya ahbap çavuş kapitalizminin en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterilebilecek bir uygulama örneğidir. Sayıştay tarafından yayımlanan rapordaki bulgular bu durumu son derece açık bir biçimde doğrulamaktadır.</p>
<p>İlk kez 2018 yılında Sayıştay denetiminden geçen şehir hastaneleri, vahim bir tabloyu ortaya çıkarmıştır. Sayıştay raporu ile hastanelerin inşaatlarının ve donanımlarının tamamlanmadan teslim alındığı, döviz ve enflasyon farkı garantisi verilmiş sözleşmelerin ödeme formüllerinde ayrıca şirketlerin yararına işlem yapıldığı, şirketlerin hizmetlerinin denetlendiği hastane bilgi yönetim sisteminin de ihale edilmesi nedeniyle aksaklık kayıtlarının şirketler tarafından silindiği veya idarenin şirketin veri tabanı ile denetim yapmaya çalıştığı, şirketlerin ve kredi kuruluşlarının isteği ile tüm sözleşmelerin revize edildiği ve bunların tamamında şirket yararı gözetildiği, yasa gereği Hazine’nin yetkisindeki borç üstlenimlerini hiçbir yetkileri olmamasına karşın Sağlık Bakanlığı yöneticileri tarafından şirketlerin kusuru ile bile olsa sözleşmenin feshedilmesi halinde tazminat ödeneceği ve aldıkları borçların Sağlık Bakanlığı tarafından üstlenileceği yönünde imzalar atıldığı belirlenmiştir.</p>
<p>İşletme dönemine geçmiş şehir hastanesine ait harcama belgeleri (ödeme emri belgeleri ve eki hak edişler) üzerinden yapılan inceleme ve denetimlerde, hizmet ödemeleri kapsamında miktara bağlı olarak birim fiyat üzerinden ödemesi gerçekleştirilen atık, sterilizasyon, çamaşırhane, yemek ve görüntüleme hizmetlerinin temin ve hizmet ödemelerine ilişkin alt kalemlerin belirlenmesinde, sınıf ve çeşit açısından belirlenmiş bir standardın bulunmadığı ve buna bağlı olarak ödeme kalemlerinin farklılaştığı; bazı şehir hastanelerinde birim başına çok yüksek ödemeler yapıldığı tespit edilmiştir. Örneğin Yozgat Şehir Hastanesi&#8217;nin çamaşırhane hizmetlerini yürüten alt yüklenicisinin, Sorgun Devlet Hastanesi&#8217;ne 4734 sayılı Kanun kapsamında aynı hizmeti sunduğu görülmüştür. Sorgun Devlet Hastanesi&#8217;ne hizmet karşılığı olarak teklif ettiği bedel ile şehir hastanesine sunduğu çamaşır hizmetinin ortalama birim fiyatı arasında 14 kat fiyat farkı olduğu tespit edilmiştir. Şehir hastanelerinde gerek “destek hizmetleri”, gerekse de “tıbbi destek hizmetleri” devlet hastanelerine göre taşeron şirketlerden çok daha yüksek bedellerle satın alınmaktadır.</p>
<p><strong>Türkiye’de Şehir Hastaneleri için öngörülen temel sorun alanları;</strong></p>
<p>•Finansman yöntemi (kamuya çok yüksek maliyet, taşınacak kamu hastanelerinin ödeme güçlüğü, Hazine garantisi ve iflas durumunda izlenecek yol),</p>
<p>•Yer seçimi (tarım arazilerinin imara açılması ile taşkın alanlarında inşaat yapılması),</p>
<p>•Kent merkezlerindeki hastanelerin kapatılmasıyla birlikte yurttaşların söz konusu hastanelere ulaşım ve erişim sorunları (coğrafi/ekonomik erişilebilirlik),</p>
<p>•Taşınacak kamu hastanelerinin boşaltacağı yerleşkelerin durumu,</p>
<p>•Taşınacak kamu hastanelerindeki hem sağlık hem de destek hizmetlerinin sunulması ile ilgili imtiyazlar ve</p>
<p>•Sağlık çalışanlarının istihdam ve özlük hakları sorunları olarak sıralanabilir.</p>
<p>Türkiye ivedi olarak kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yapılan ve işletilen şehir hastaneleri modelinden vazgeçmelidir. Bu model yalnızca şirketlerin işine yaramakta, şirketlere aktarılan büyük paylar nedeniyle Sağlık Bakanlığı bütçesi zorlanmakta, bir anlamda rehin alınmaktadır.</p>
<p>Mevcut şehir hastaneleri zaman geçirilmeksizin kamulaştırılmalı, kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yeni hastane yaptırılmasından da vazgeçilmelidir.</p>
<p>Ülkemizde &#8220;sağlık hizmeti&#8221; denildiğinde akıllara ‘tedavi edici sağlık hizmetleri’nin geldiğini ya da iktidarın bugüne kadar sağlık hizmetlerinden bahsederken -hastane ve yatak sayısı, solunum cihazı miktarı, tedavi edilen hasta sayısı vs.- bu noktayı işaret ettiğini görüyoruz.</p>
<p><strong>►Sağlık hizmeti anlayışında değiştirilmesi gereken noktalar sizce neler?</strong></p>
<p>Öncelikle sermaye birikimi ve kâr maksimizasyonu anlayışına göre değil, evrensel olarak sağlık tanımına göre bir sağlık hizmeti sunma anlayışının benimsenmesi gerekir. Bilindiği gibi sağlık, yalnızca hastalık ve sakatlığın olmaması değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal açılardan tam bir iyilik durumudur. Bu bağlamda, sağlık hizmetlerinin hem “tedavi etmek” yerine “korumak” kavramını ön plana çıkarması hem de bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan tam bir iyilik durumunu sağlayabilecek etkinlikleri içermesi gerekir. Bunun için birinci basamak sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve sektörler arası işbirliğinin sağlandığı kamucu bir sağlık sistemi modeline gereksinim duyulmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://www.birgun.net/haber/pandemiyle-1-yil-dusen-maskeler-gizlenemeyen-gercekler-339996a</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/pandemiyle-1-yil-dusen-maskeler-gizlenemeyen-gercekler/">Pandemiyle 1 yıl: Düşen maskeler, gizlenemeyen gerçekler</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pandemiden çıkış yolumuz aşı</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/pandemiden-cikis-yolumuz-asi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2021 08:28:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[covid-19 aşısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=7197</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1067" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="covid-19-asisi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-1024x683.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-1536x1024.jpg 1536w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div>
<p>Pandemiden çıkış yolumuz (şimdilik) aşı. ‘Güvenli’, ‘etkili’ ve ‘kaliteli’ olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış aşıları kullanarak toplumsal bağışıklık eşiğine ulaşabilirsek, COVID-19 hastalığı salgın yapmak özelliğini yitirebilir. Bugüne kadar, Amerikan Gıda ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/pandemiden-cikis-yolumuz-asi/">Pandemiden çıkış yolumuz aşı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1067" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="covid-19-asisi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-1024x683.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-1536x1024.jpg 1536w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/01/covid-19-asisi-2-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div><blockquote><p>Pandemiden çıkış yolumuz (şimdilik) aşı. ‘Güvenli’, ‘etkili’ ve ‘kaliteli’ olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış aşıları kullanarak toplumsal bağışıklık eşiğine ulaşabilirsek, COVID-19 hastalığı salgın yapmak özelliğini yitirebilir.</p></blockquote>
<p>Bugüne kadar, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (U.S. Food &amp; Drug Administration,FDA), Avrupa İlaç Ajansı (European Medicines Agency, EMA) ve Birleşik Krallık İlaç ve Sağlık Ürünleri Düzenleme Kurumu (The Medicines and Healthcare Products Regulatory Agency, MHRA) gibi kurumlar tarafından geçici kullanım onayı almış olan yalnızca 3 aşı var (Pfizer/BioNTech, Moderna ve AstraZeneca/Oxford). Bu aşılar dışında 4 aşı daha (Sinovac, Gamaleya, CanSino Biologics ve Sinopharm) şu anda dünyada çeşitli gruplarda kullanımda.</p>
<p>Ülkemizde Sağlık Bakanlığı maalesef aşılama sürecini iyi yönetemedi. Yeterli dozda etkili aşıyı, dünyanın birçok ülkesinin aksine kısa sürede sağlayamadı. Bugün itibarıyla dünyada 32 milyondan fazla kişi aşılandı, ABD ve İngiltere gibi bazı ülkelerde aşıların ikinci dozu yapılıyor, örneğin İsrail nüfusunun %22’sini şimdiden aşıladı. Biz ise çok sınırlı sayıda kişi için (Elimizdeki 3 milyon doz aşı bir buçuk milyon kişi için yeterli) ancak bugün aşılamaya başlayabiliyoruz.</p>
<p>Türkiye Dünya Sağlık Örgütü’nün öncülüğünde oluşturulan uluslararası COVID-19 aşı dayanışma girişimi COVAX’a da maalesef katılmadı.</p>
<p>Ülkemizde toplumsal bağışıklık eşiğini yakalayabilmemiz için yaklaşık 120 milyon doz aşıya ihtiyacımız var. Sağlık Bakanı’nın açıkladığına göre şimdilik yalnızca 54,5 milyon doz aşı bağlantısı yapılabilmiş durumda. Üstelik 50 milyon doz sipariş verildiği açıklanan Sinovac şirketinin Coronavac aşısının etkinlik oranı (%50,38) Dünya Sağlık Örgütü’nün ölçütünü (%50) ancak sınırda karşılayabiliyor.</p>
<p>Etkinliği çok daha yüksek olduğu bilinen (Pfizer/BioNTech %95, Moderna %95, AstraZeneca/Oxford %70) aşılardan ise kısa erimde ya çok düşük miktarda (Pfizer/BioNTech aşısından 4,5 milyon doz) ya da hiç edinilemeyeceği anlaşılıyor. Ülkemizde 17 aşı çalışması yürütülüyor, Dünya Sağlık Örgütü’nün veritabanına göre bunlardan yalnızca bir tanesi (Erciyes Üniversitesi) klinik aşamaya geçebilmiş durumda ve henüz Faz1 çalışması yürütülüyor. Yerli aşıların bu yılın ilk altı ayında acil kullanım onayı alabilecek ve üretilebilecek duruma gelmesi pek mümkün görünmüyor.</p>
<p>Coronavac aşısı henüz Çin, Endonezya ve Türkiye dışında hiçbir ülkede acil kullanım onayı almadı. Ülkemizde Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından dün verildiği açıklanan Acil Kullanım Onayının ayrıntıları ise (bu onayın verilmesi sırasında aşı konusunda yetkin bağımsız bilim insanlarının görüşlerine başvurulup başvurulmadığı, onay verilirken aşının güvenliği, etkililiği ve kalitesi ile ilgili hangi bilimsel kanıtların kullanıldığı vb.) henüz bilinmiyor.</p>
<p>ABD’de acil kullanım onayı için başvuran aşılar (Örneğin Pfizer/BioNTech ve Moderna), FDA tarafından değerlendirilmeden önce aşılara ilişkin tüm bilgiler/veriler kamuoyuna açıklandı ve karar öncesi toplantı kamuya açık yapıldı, Türkiye’den bile bilim insanları aşı üreticilerine soru sorma olanağı bulabildiler. Sağlık Bakanlığı bu yöntemi tercih etmedi, maalesef bilim insanlarının ve toplumun aşı ile ilgili sorularını bilimsel bilgiye dayalı olarak yanıtlamak fırsatını kaçırdı. TİTCK şeffaf olmayan bir biçimde çok kısa sürede Coronavac için acil kullanım onayını verdi.</p>
<p>Sinovac şirketi şaşırtıcı bir biçimde henüz kendi aşısı Coronavac için Faz3 ile ilgili herhangi bir raporu kamuoyuna sunmuş değil. Coronavac ile ilgili Endonezya, Türkiye ve Brezilya’da yürütülen Faz3 çalışmalarına ilişkin sınırlı bilgiler ilgili ülkeler tarafından toplumla paylaşılmış olsa da henüz herhangi bir bilimsel rapor da yayınlanmış değil. Örneğin aşının 60 yaş üzerindeki etkinliğini henüz bilmiyoruz. Ancak Coronavac aşısının (genel olarak hastalığa yakalanmaktan koruma oranının FDA ve EMA gibi saygın kurumlardan acil kullanım onayı almış diğer aşılardan düşük olsa bile) ağır hastalığa yakalanmaktan büyük ölçüde koruduğuna ilişkin elimizde bazı veriler var.</p>
<p>Geldiğimiz noktada karşımızda iki seçenek var; ya etkinlik oranı yüksek aşıların temin edilmesini bekleyeceğiz (ki Sağlık Bakanlığı’nın bu aşıları gereksinim duyduğumuz dozlarda temin edip edemeyeceği ve edebilecekse bile ne zaman temin edeceği belirsiz) ya da Coronavac aşısını yaptıracağız.</p>
<p>Ben, bu yazıda sıraladığım belirsizliklerin farkında olarak, sıram geldiğinde Coronavac aşısını yaptıracağım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/pandemiden-cikis-yolumuz-asi/">Pandemiden çıkış yolumuz aşı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Kayıhan Pala: Aşı duyuruları büyük tehlikeler doğurabilir</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/prof-dr-kayihan-pala-asi-duyurulari-buyuk-tehlikeler-dogurabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2020 12:03:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=6907</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="760" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/kayihan-pala-6.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kayihan-pala" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/kayihan-pala-6.jpg 760w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/kayihan-pala-6-300x178.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/kayihan-pala-6-357x210.jpg 357w" sizes="auto, (max-width: 760px) 100vw, 760px" /></div>
<p>Uludağ Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Tabipleri Birliği Covid-19 İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Rusya&#8217;nın Covid-19 aşısını bulduğu iddialarına &#8220;Aşı bulundu denmesinin bilimsel bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/prof-dr-kayihan-pala-asi-duyurulari-buyuk-tehlikeler-dogurabilir/">Prof. Dr. Kayıhan Pala: Aşı duyuruları büyük tehlikeler doğurabilir</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="760" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/kayihan-pala-6.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kayihan-pala" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/kayihan-pala-6.jpg 760w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/kayihan-pala-6-300x178.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/kayihan-pala-6-357x210.jpg 357w" sizes="auto, (max-width: 760px) 100vw, 760px" /></div><blockquote><p>Uludağ Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Türk Tabipleri Birliği Covid-19 İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, Rusya&#8217;nın Covid-19 aşısını bulduğu iddialarına &#8220;Aşı bulundu denmesinin bilimsel bir karşılığı yok. Bilimsel temeli yetersiz aşı duyuruları büyük tehlikeler doğurabilir&#8221; diyerek tepki gösterdi.</p></blockquote>
<p>Rusya’nın Covid-19 aşısının bulunduğuna ilişkin açıklaması tartışmaları da beraberinde getirdi. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), bu konu ile ilgili temkinli açıklamalar yaparken, birçok ülke ve akademisyenden de Rusya’nın açıklamasına tepki geldi.</p>
<p>Sözcü Gazetesi&#8217;ne konuşan Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) Covid-19 İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala, &#8220;Putin’in kızına aşı yaptırmış olması aşının yeterliliğini göstermez&#8221; diyerek Rusya&#8217;nın aşı iddialarına tepki gösterdi.</p>
<p><strong>“YAPILAN AÇIKLAMANIN BİLİMSEL KARŞILIĞI YOK”</strong><br />
Türkiye&#8217;deki içme suyuna bağlı salgınlar ve Çernobil&#8217;den örnekler gösteren Pala, &#8220;Politikacıların bu tip gösterilerinin bilm insanları açısından bir değeri yoktur. Aşının geçerli ve güvenilir olması bizim hem kendimize yaptırmamız hem de insanlara önerebilmemiz için arkasında ciddi bir bilmsel destek olmalı. Eğer aşı gerçekten etkili ve yan etkileri açısından sorunsuzsa, geniş kitlelere çok düşük maliyetlerle uygulanabiliyorsa değer kazanır onun dışında bir değer söz konusu değildir.&#8221; diye konuştu.</p>
<p><strong>“BU DUYURULAR BÜYÜK TEHLİKE DOĞURUR”</strong><br />
Pala, bilimsel temelli verileri ortaya koymadan yapılan “aşı bulduk” duyurularının toplumda tepkilere yol açabileceğine de dikkat çekti.</p>
<p>Burada iki büyük tehlikenin varlığına işaret eden Pala, şöyle devam etti:</p>
<p>Birincisi bu yaklaşım insanlarda gereksiz bir iyimserliğe yol açma potansiyeline sahip. ‘Ha tamam aşı bulundu sorunu çözdük’ düşüncesine neden olabilir. Oysa öyle bir şey yok. Aşının henüz bulunup bulunmadığı belli değil. Ne kadar etkili olduğu belli değil. İkincisi ise, bir süredir bizim ülkemizde de kendini gösteren aşı karşıtlığı için bir araç biçimine dönüştürülmesi. Gereksiz spekülasyona yol açıyor. Yani, aşı karşıtlarının içindeki bir bölüm insan aşıya karşıt olduğu için değil aşıya güven duymadığı için karşı. Rusya da bu kadar kendine güveniyorsa aşılarına ülkesinde başlamalı.</p>
<p><strong>“TÜRKİYE’DE ÖNE ÇIKAN 3 AŞI ÇALIŞMASI VAR”</strong><br />
Türkiye’deki aşı çalışmalarına ilişkin de açıklamalarda bulunan Pala, sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>Aldığımız duyumlarla sevinerek görüyoruz ki Türkiye’de öne çıkan 3 önemli aşı çalışması var. TÜBİTAK’ın bir çalışması olduğu, Sağlık Bakanlığı’nın bir çalışması olduğu söyleniyor. Ayrıca Ankara Tıp’tan çok saygın bir meslektaşımızın da adı geçiyor. Türkiye’deki aşı çalışmalarının yürütülmesinden hem bir hekim hem de bir TTB Covid 19 İzleme Üyesi olarak büyük bir heyecan duyuyoruz. Umuyoruz ki bir an önce hem Covid-19 hem de diğer hastalıkların aşısı kısa zamanda açıklanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/prof-dr-kayihan-pala-asi-duyurulari-buyuk-tehlikeler-dogurabilir-1759096</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/prof-dr-kayihan-pala-asi-duyurulari-buyuk-tehlikeler-dogurabilir/">Prof. Dr. Kayıhan Pala: Aşı duyuruları büyük tehlikeler doğurabilir</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Koronavirüs pandemisinde daha zor günler kapıda: Kış geliyor!</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/koronavirus-pandemisinde-daha-zor-gunler-kapida-kis-geliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Oct 2020 04:30:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=6649</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1653" height="1080" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kayihan-pala-sehir-hastane" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane.jpg 1653w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane-300x196.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane-768x502.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane-1024x669.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane-210x136.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 1653px) 100vw, 1653px" /></div>
<p>Kayıhan Pala[1] İlk olgunun aslında Şubat’ta ortaya çıktığı tartışması bir kenarda dursun, doğrulanmış olgunun ilk olarak açıklandığı 11 Mart’tan bu yana COVID-19 pandemisinde yedi buçuk ayı geride bıraktık. Kışa yaklaşırken, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/koronavirus-pandemisinde-daha-zor-gunler-kapida-kis-geliyor/">Koronavirüs pandemisinde daha zor günler kapıda: Kış geliyor!</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1653" height="1080" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kayihan-pala-sehir-hastane" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane.jpg 1653w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane-300x196.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane-768x502.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane-1024x669.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/07/kayihan-pala-sehir-hastane-210x136.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 1653px) 100vw, 1653px" /></div><p>Kayıhan Pala<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<blockquote><p>İlk olgunun aslında Şubat’ta ortaya çıktığı tartışması bir kenarda dursun, doğrulanmış olgunun ilk olarak açıklandığı 11 Mart’tan bu yana COVID-19 pandemisinde yedi buçuk ayı geride bıraktık.</p>
<p>Kışa yaklaşırken, pandemide ne durumda olduğumuzu ayrıntılı veriler açıklanmadığı için tam olarak bilemiyoruz.</p></blockquote>
<p>Nisan’ın sonuna doğru “açıklanandan daha fazla olgu var” diyerek bilimsel öngörülerimizi toplumla paylaştığımız için bize kızanlar, geçtiğimiz ay içerisinde açıkladıklarından çok daha fazla doğrulanmış olgu olduğunu, ortaya çıkartılan kanıtlar nedeniyle kabul etmek zorunda kaldılar. Bugün itibarıyla Sağlık Bakanlığı tarafından 360 bine yakın olarak açıklanan “hasta” sayısı aslında COVID-19 olguları açısından buzdağının görünen yüzü. Ben ülkemizde bugüne dek bir milyonun üzerinde doğrulanmış olgu olduğunu tahmin ediyorum. Bu tahmini; test pozitifliği oranını Nisan’da %20 ve Eylül’de %10 olarak duyuran Sağlık Bakanı’nın açıklamalarına, çeşitli tabip odaları tarafından yapılan açıklamalara (Örneğin Ankara Tabip Odası geçtiğimiz ay günlük olgu sayısını yaklaşık dört bin olarak açıklamıştı), TTB tarafından yürütülen çeşitli araştırmaların bulgularına (Örneğin TTB Aile Hekimliği Kolu tarafından 7-14 Ekim tarihleri arasında yapılan çalışmada günlük olgu sayısı yaklaşık 14 bin olarak açıklandı) ve benim, öğrencilerimizin ve meslektaşlarımızın gözlemlerine dayalı olarak yapıyorum.</p>
<p>Bulaşıcı hastalık salgınlarında laboratuvar tanısı olanlar ‘Doğrulanmış olgu’, laboratuvar tanısı olmadığı halde tipik klinik bulgu gösterenler ‘Olası olgu’ ve yalnızca bazı klinik özellikler gösterenler ‘Kuşkulu olgu’ olarak sınıflandırılır. Ülkemizde COVID-19 pandemisi sırasında doğrulanmış olgularla birlikte olası/kuşkulu olguları da hesaba katacak olursak (COVID-19 hastalarının yaklaşık üçte birinde PCR testi sonucunun negatif çıktığı bilinmektedir), pandemi süresince ortaya çıkan toplam olgu sayısının bir buçuk milyonun üzerinde olduğu tahmin edilebilir.</p>
<p>Olgu/hasta meselesine gelince. Öncelikle şunu belirtmekte yarar var; tıp öğretisinde her olgu hastadır ve tıp fakültelerinde öğrenci ve asistan eğitimi sırasında hastaların değerlendirilmesi ‘Olgu Sunumu’ (Eskilerin deyimiyle ‘Vaka Takdimi) adıyla yapılmakta; bilimsel tıp dergilerinde hastalara ilişkin çalışmalar da ‘Klinik Olgular’ (Clinical Cases) vb. adlarla yayınlanmaktadır. Sağlık Bakanı PCR testi pozitif olanlar arasında hastalık bulgusu gösterenleri “hasta” olarak nitelediklerini ve yalnızca bunları kamuoyuna açıkladıklarını söylüyor. Bu yaklaşımın tıp öğretisine ve bulaşıcı hastalıklar epidemiyolojisine aykırı olması bir yana (Bilim Kurulu içerisinde yer alanların bu konuda açıklama yapmamaları da şaşırtıcı), Dünya Sağlık Örgütü’ne de yanlış olarak bildirilmesi önemli bir sorun. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü veritabanına bakacak olursanız Bakan’ın “hasta” diye açıkladığı sayılar Dünya Sağlık Örgütü veritabanında “confirmed case” (Doğrulanmış olgu) olarak yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün bu durumun farkında olduğu halde “hasta” sayılarını “confirmed case” olarak duyurmaya devam etmesi de ayrı bir sorun.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-6651" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar-2.png" alt="korona-temaslilar" width="1529" height="749" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar-2.png 1529w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar-2-300x147.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar-2-1024x502.png 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar-2-768x376.png 768w" sizes="auto, (max-width: 1529px) 100vw, 1529px" /></p>
<p>Bakan’ın PCR testi pozitif ve “bulgusu olanları” hasta olarak tanımladıklarını ve yalnızca bunları açıkladıklarını söylemesi de başka bir tartışma konusu. Çünkü zaten PCR testi Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan temaslı algoritmasında yazdığı biçimiyle hastalık bulgusu olanlara yapılıyor, Türkiye’nin test politikasına göre. Bu durumda PCR testi pozitif olanların tümü (Tarama amaçlı yapılan testler dışında) bulgu gösteren hastalar olmalı. Hastalık bulgusu gösterdiği için “Olası vaka” olarak değerlendirilip PCR testi yapılan ve test sonucu pozitif çıkanlardan kaç kişinin ve hangi ölçütlere göre Bakanlığın “hasta” sayısının içerisinde yer aldığı ise halen belirsizliğini koruyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-6650" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar.png" alt="korona-temaslilar" width="900" height="588" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar.png 900w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar-300x196.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar-768x502.png 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/korona-temaslilar-210x136.png 210w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p>Bu arada, bugüne kadar yapılan yaklaşık 13 milyon testin kaç kişiye yapıldığını ve bu kişilerin özelliklerini de (Olası vaka, temaslı, tarama amaçlı vb.) halen bilmiyoruz. Sağlık Bakanlığı bu verileri açıklamaktan da TTB birçok kez talep ettiği halde ısrarla kaçınıyor.</p>
<p>Son haftalarda “hasta” diyerek günlük açıklanan sayılar doğrulanmış olgu sayısının yaklaşık beşte birine denk düşüyor ve Bakanlığın hastalığı orta ve şiddetli geçirenleri kamuoyuna açıkladığı anlaşılıyor. Örneğin 20 Ekim’de yapılan test sayısının (116.489) Bakan’ın açıklamalarına göre %10’nun (11.649) PCR pozitif doğrulanmış olgu olduğu varsayılırsa (Bunlar içerisinde daha önce test yaptıranlar da olabileceği için biz doğrulanmış olgu sayısını kabaca 10 bin alabiliriz), aynı gün yeni hasta olarak bildirilen kişi sayısı 1.895 ve bunlardan 552’si hastaneye yatırılarak tedavi edilmek zorunda kalınıyor. Bu durumda “hasta” olarak açıklanan sayının hem hastaneye yatırılarak tedavi edilmesi gerekenleri hem de evlerine gönderilen hastaların bir bölümünü kapsadığını anlıyoruz.</p>
<p>Ölüm sayılarında da benzer bir durum olduğu biliniyor. Anımsanacağı gibi birkaç hafta önce CHP Genel Merkezinden yapılan açıklamada, Cumhuriyet Halk Partili 11 büyükşehir belediyesinde ‘bulaşıcı hastalık&#8217; nedeniyle vefat edenlerin sayılarının Sağlık Bakanlığı&#8217;nın tüm ülkeyi kapsayan verilerinden fazla olduğu ortaya çıkartılmıştı.</p>
<p>COVID-19’a bağlı olarak yaşamını yitirenlerin tamamı açıklanmadığı halde, son haftalarda haftalık ölüm sayısında ciddi bir artış var. Örneğin 16-22 Ağustos haftasında toplam 147 hasta vefat etmişken, bu sayı 16-22 Eylül haftasında 453 ve  16-22 Ekim haftasında 504 olarak gerçekleşti.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın pandemi sürecini saydam bir biçimde yönetmemesi yüzünden gerçek olgu ve ölüm sayıları hakkında yeterince bilgimiz olmasa da gözlemlerimiz ve çeşitli kaynaklara dayanarak yaptığımız epidemiyolojik tahminler, bugünlerde salgın eğrisinin ilk tepe noktasına ulaştığı Nisan ayına benzer ve belki de daha fazla olgu sayısıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Ölüm sayılarındaki artış da endişe veriyor.</p>
<p>Henüz sonbahardayız ve kışa doğru hem virüsün güneş ışığından uzak, soğuk ve kuru koşulları sevmesi hem de sonbahar ve kış aylarında insanların kapalı ortamlarda ve havalandırmanın yetersiz olduğu iç mekanlarda daha fazla zaman geçirmek zorunda kalmaları pandeminin yükünün daha fazla olabileceği öngörüsünü karşımıza çıkartıyor. Buna sonbaharda ve kışın, grip ve benzeri hastalıkların görülme sıklığındaki artış da eklenirse, durum daha da ağırlaşabilir.</p>
<p>Hem kış etkisi hem de pandemi yönetimindeki yetersizlikler bizi COVID-19 hastalığına karşı savunmasız bırakabilir. Pandemi yönetimindeki yetersizlikler denince; pandemiye etkili bir yanıt vermek üzere yeterli hazırlığın yapılamaması, salgının başlangıcında sağlık çalışanları için yeterli sayıda kişisel koruyucu malzeme sağlanamaması, PCR tanı testi için yurt çapında ilk haftalarda çok az sayıda laboratuvara yetki verilmesi, yaygın bir filyasyon/temaslı takibi uygulamasına ilk olgunun duyurulmasından ancak beş hafta sonra başlanabilmesi, olası vaka tanımına girmeyen sağlık çalışanları da dahil risk altındaki kişilere rutin olarak test yapılmaması, salgının hastanede karşılanmasına ağırlık verilmesi, Diyarbakır ve Ankara gibi bazı illerde yoğun bakım yatağı sıkıntısı yaşanması, hidroksiklorokin gibi etkisi olmadığı kanıtlanan hatta zararı olabilecek bir ilacın halen tedavi algoritmasında yer alması, meslek örgütlerinin karar verme ve bilgilendirme süreçlerinden dışlanması, doğrulanmış olgu ve ölüm sayılarının açıklanmaması, olgu ve ölüm sayılarına ilişkin ilçe/il, meslek grubu, sosyal sınıf vb. dağılımların açıklanmaması, bilimsel araştırmalar için etik kurullara ek olarak Sağlık Bakanlığı’ndan da izin almanın zorunlu tutulması ve pandemi koşullarına rağmen ancak geçen yılki kadar (bir buçuk milyon doz) grip aşısı sağlanabilmesi ilk akla gelenler. Bunların yanı sıra son haftalarda birbiri peşi sıra ortaya çıkan Sağlık Bakan Yardımcısının da yazarları arasında yer aldığı makale skandalları (İlk makalede olguların ilk olarak Şubat ayında görüldüğü ortaya çıkmıştı, ikinci makalede ise ne olduğu belirsiz bir bitki karışımı ekstresinin solunum yoluyla COVID-19 zatürresi olan hastalara verildiği yer alıyor), salgın yönetimi konusunda umut verici olmaktan çok uzak.</p>
<p>Sağlık Bakanı son birkaç gündür başta İstanbul ve Bursa olmak üzere yurt çapında olgu görülme sıklığında büyük bir artış yaşandığını açıklıyor ve her zamanki gibi yurttaşları “Maske, mesafe, hijyen” konusunda duyarlı olmaya çağırıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan haftalık durum raporlarına göre İstanbul&#8217;da 28 Eylül- 4 Ekim haftasında 1.927 olan “hasta” sayısı, yüzde 86 artış göstererek 12-18 Ekim haftasında 3.576’ya yükselmiş. Neden yükseldiğine ilişkin, bulaşı kaynaklarının filyasyon sonuçlarına göre nereler ve kimler olduğuna ilişkin ayrıntılı bir açıklama ise (her zamanki gibi) yapılmıyor.</p>
<p>Gerçekten de COVID-19 pandemisi sırasında fiziksel uzaklığın korunmasının (En az 2 metre), uygun biçimde (Burun da kapalı olarak) nitelikli bir maske takılmasının ve el yıkamak başta olmak üzere kişisel hijyene özen gösterilmesinin hastalıktan korunmak için etkili olduğu biliniyor. Ancak hastalığın bulaşı kaynakları göz önüne alındığında bu üçlünün koruma sağlayabilmesi için gereksinim duyulan koşullar gözden kaçırılmamalıdır.</p>
<p>COVID-19 hastalığı da diğer pek çok hastalıkta olduğu gibi, sınıf ayrımı gözetmektedir. Sağlık Bakanlığı’nın HES uygulaması şimdilik başka veriye erişilemediği için, salgının sınıfsal boyutunu göstermesi bakımından önemlidir. Özellikle İstanbul’da ve büyük kentlerde yoksunlar ve emekçilerin yaşadığı mahalleler, sosyoekonomik düzeyi yüksek ailelerin yaşadığı mahallelerden keskin bir çizgiyle ayrılmaktadır. Emekçi mahallelerdeki kızarıklık uzun süredir karşımızdadır.</p>
<p>Hastalık genel olarak en çok evde, işyerinde, okulda, ulaşımda ve kalabalık ortamlarda bulaşıyor. Kalabalık evlerde yaşamak zorunda olan, su/sabun parasına gücü yetmediği için kişisel hijyene özen göstermekte zorlanan, kalabalık ortamlarda gün boyunca iş arayan ya da bu ortamlarda gündelik çalışan, işyerine ulaşım sırasında kalabalık olsa da dolmuşa/otobüse binmek zorunda kalan ve fiziksel mesafeye uygun bir çalışma ortamı sağlanmayan kişiler için merkezi hükümetin düzenleme yapması ve kaynak ayırması, yerel yönetimlerin de bu sürece katkı koyması gerekir. “Dolmuşlar kalabalıksa binmeyin” demekle olmuyor.</p>
<p><strong><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Prof.Dr., TTB Covid-19 İzleme Kurulu Üyesi.</strong></p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/koronavirus-pandemisinde-daha-zor-gunler-kapida-kis-geliyor/">Koronavirüs pandemisinde daha zor günler kapıda: Kış geliyor!</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Normalleşme’ değil, ‘Yeniden açılma’</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/normallesme-degil-yeniden-acilma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2020 15:18:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=5558</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="720" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/05/normallesme-degil.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="normallesme-degil" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/05/normallesme-degil.jpg 720w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/05/normallesme-degil-300x167.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></div>
<p>&#160; Henüz salgın eğrisinin tamamıyla bükülmediği, yoğun bakımlarda halen bin kadar hastanın yaşam mücadelesi verdiği, her gün bin 700 kadar doğrulanmış hastanın bildirildiği ve her gün yaklaşık 50 kişinin yaşamını [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/normallesme-degil-yeniden-acilma/">‘Normalleşme’ değil, ‘Yeniden açılma’</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="720" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/05/normallesme-degil.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="normallesme-degil" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/05/normallesme-degil.jpg 720w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/05/normallesme-degil-300x167.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></div><p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Henüz salgın eğrisinin tamamıyla bükülmediği, yoğun bakımlarda halen bin kadar hastanın yaşam mücadelesi verdiği, her gün bin 700 kadar doğrulanmış hastanın bildirildiği ve her gün yaklaşık 50 kişinin yaşamını yitirdiği koşullarda, kapsamlı epidemiyolojik veriler açıklanmamasına karşın son on gündür ‘normalleşmeye dönüş’ adı altında bir süreç tartıştırılmaya çalışılıyor.</p></blockquote>
<p><strong>Kayıhan Pala &#8211; Prof.Dr., Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, TTB COVID-19 İzleme Kurulu Üyesi</strong></p>
<p>COVID-19 pandemisi dört ayını doldurdu, bütün dünyada doğrulanmış olgu sayısı 4,5 milyonu, doğrulanmış ölüm sayısı ise 300 bini geçti. Klinik ve epidemiyolojik olarak tanı alanlar, olası/kuşkulu olgular da katılacak olursa bütün dünyada hasta sayısının ve ölüm sayısının açıklanandan daha fazla olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>Türkiye’de doğrulanmış olgu ve ölüm sayısı 15 Mayıs itibarıyla sırasıyla 146 bin 457 ve 4 bin 55. Bunlara COVID-19 hastası olduğu halde çeşitli gerekçelerle (Enfekte bireyde hasta materyalinin çok az olduğu kalitesiz örnek, örneğin enfeksiyonun çok erken ya da geç evresinde alınması, örneğin uygun bir şekilde işlenmemesi ve gönderilmemesi, PCR inhibisyonu veya virüs mutasyonu gibi testin doğasında bulunan teknik nedenler vb.) PCR testi pozitif olmayan olgu ve ölümleri de ekleyecek olursak, hastalığın ülkemize yükü epeyce ağır.</p>
<p>Örneğin 2018 yılında bütün taşıma kazalarında yitirdiğimiz toplam kişi sayısı 6 bin 170, şimdiden COVID-19 nedeniyle bunun üçte ikisi kadar insanı yitirdik, yılın sonuna kadar daha kaç kişiyi yitirebileceğimiz ise bilinmiyor (1).</p>
<p>Pandeminin yükü eşitsiz dağılıyor ayrıca. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı ilk doğrulanmış olgunun duyurulmasından sonra iki ayı aşkın süre geçmiş olmasına karşın henüz epidemiyolojik verileri açıklamamış olsa da (Olguların ve ölümlerin yaşa, cinsiyete, il ve ilçelere, sosyal sınıflara ve risk gruplarına ilişkin dağılımını bilmiyoruz), yurt dışında açıklanan verilere dayalı olarak hesaplanan epidemiyolojik göstergeler, örneğin ABD’de beyazlara göre siyahlarda, Latin Amerikalılarda, göçmenlerde ve Amerika yerlilerinde hastalığın yükünün daha fazla olduğunu gösteriyor (2).</p>
<p>İngiltere’de yapılan çalışmalarda da ortaya çıkarıldığı gibi, COVID-19’a bağlı ölümlerde beyazlarla karşılaştırıldığında siyahlar, Asya kökenliler ve etnik azınlık grupları arasında kabul edilemez farklılıklar olduğu biliniyor (3).</p>
<p>Yoksullar, yoksunlar, göçmenler ve sığınmacılar daha fazla etkileniyor bu hastalıktan da, diğer birçok hastalıkta olduğu gibi.</p>
<p>Türkiye’de gerek DİSK’in yaptığı açıklamalar (DİSK-AR tarafından 27 Nisan’da yayınlanan raporda DİSK üyesi işçiler arasında COVID-19 pozitif vaka oranının Türkiye’deki toplam vaka oranının 3,2 katı olduğuna dikkat çekildi), gerekse de iş cinayetlerinin pandemi sırasında azalma göstermemesi, hastalığın yükünün emekçilerde daha ağır olduğunu ve ağır bedeller ödemek zorunda kaldıklarını göstermesi bakımından önem taşıyor.</p>
<p>Henüz salgın eğrisinin tamamıyla bükülmediği, yoğun bakımlarda halen bin kadar hastanın yaşam mücadelesi verdiği, her gün bin 700 kadar doğrulanmış hastanın bildirildiği ve her gün yaklaşık 50 kişinin yaşamını yitirdiği koşullarda, kapsamlı epidemiyolojik veriler açıklanmamasına karşın son on gündür ‘Normalleşmeye dönüş’ adı altında bir süreç tartıştırılmaya çalışılıyor.</p>
<p>Bu tartışma iki açıdan sorunludur. İlki, salgının başlangıçtaki ve günümüzdeki etkisine ilişkin bilimsel verilerin açıklanmadığı koşullarda böyle bir tartışma nasıl yürütülebilir? İkincisi ise, tartışmanın adı yanlıştır; bu pandemi ile birlikte artık pandemi öncesindeki dönemi çağrıştıran bir normalleşmeye dönüş söz konusu olamayacaktır. Yeni bir normali kavramlaştırmakla birlikte, tartışılması gereken yaşam alanlarımızın, çalışma alanlarımızın, kamuya açık alanların ve ticari alanların büyük ölçüde yeniden açılması olmalıdır.</p>
<p>Üstelik kapsamlı epidemiyolojik veriler açıklanmamış olmasına karşın, Sağlık Bakanı’nın ülkemizde COVID-19’a ilişkin temel üreme sayısını (R0) 1,56 olarak açıklaması, salgının kontrol altında olmadığını göstermesi bakımından büyük önem taşımaktadır.</p>
<p>Temel üreme sayısı bulaşıcı hastalığa duyarlı bir nüfusta, enfekte olmuş bir kişinin bulaştırıcı olduğu süre boyunca hastalığı bulaştırdığı ikincil olguların sayısıdır. R0 (Re sıfır diye okunmaktadır) hastalığın bulaşma hızını ve alınan önlemlerin etkinliğini göstermesi bakımından önemli bir epidemiyolojik göstergedir (4).</p>
<p>R0 1’den büyük olduğu müddetçe, enfekte olmuş her bir kişinin 1’den fazla yeni kişiyi enfekte ettiğini ve enfeksiyon zincirinin kırılamadığını gösterir ve bulaşıcı salgın hastalık sürer. R0 sıfıra yaklaştıkça hastalığın bulaştığı kişi sayısı azalır ve salgın etkisini yitirerek ortadan kaybolur.</p>
<p>Sağlık Bakanı’nın söylemiş olduğu R0 1,56 değerine göre; ülkemizde halen 100 hasta kişinin hastalığı 156 kişiye bulaştırdığı anlaşılmaktadır. Oysa salgının kontrol altına alınabilmesi için, 100 hasta kişinin 99 ve daha az kişiye hastalığı bulaştırdığı ve bunların hastalığı bulaştırdığı kişi sayılarının da giderek azaldığı bir evreye girmek gerekir. Aksi halde salgının etkisi azalmayacaktır.</p>
<p>R0 salgının başlangıcında, toplumun henüz büyük çoğunluğu hastalığa karşı duyarlı olduğunda değerli bilgiler verir. Ancak salgının ilerleyen evrelerinde temel üreme sayısının zaman içerisindeki değişimini gösteren zamana bağlı üreme sayısı (Rt) hesaplanmalıdır. Türkiye’de Bakan tarafından pandeminin ikinci ayı bittikten sonra bir kez açıklanan R0 değeri dışında henüz açıklanmış herhangi bir Rt değeri (Ya da diğer adıyla etkili üreme sayısı Re) söz konusu değildir.</p>
<p>Salgının henüz kontrol altında olmadığının anlaşılması, 11 Mayıs’ta AVM’lerin açılmasıyla birlikte ‘normalleşmeye dönüş’ adımlarının erken atılmaya başladığını açık olarak göstermektedir. Parklar gibi ağaçlar ve çimenlerle kaplı büyük açık alanlar kapalı tutulmaya devam ederken, AVM’ler gibi çok büyük kapalı alanlar açılmıştır. AVM’ler bir yandan kapalı ortam havasının temiz tutulmasındaki güçlükler, diğer yandan da geniş temas yüzeyleri açısından (Güvenlik geçişleri, giysi denemeleri, tuvaletler vb.) risk oluşturmaktadır. Bu nedenle yeniden açılma takvimi tartışılırken, öncelik küçük kapalı alanlarda faaliyet gösteren işletmelere (Uygun önlemleri ve izleme süreçlerini içeren düzenlemeler yapıldıktan sonra) verilmelidir.</p>
<p>‘Yeniden açılma’ pandemi ile birlikte toplumun geniş kesimlerinin gündemine zorunlu olarak giren yaşam biçimi değişiklikleriyle birlikte ele alınmalıdır. Bu değişiklikler yalnızca ellerin usulüne göre sık olarak yıkanması ya da kişiler arasında en az iki metre fiziksel mesafe bırakılarak yaşanılması, çalışılmasıyla sınırlı değildir. Bunlara ek olarak yaşam alanlarımızın ve bunlara ilişkin bütün açık ve kapalı alanların yeniden tasarlanması (Bu bağlamda uzun bir süredir ‘Akıllı bina’ olarak pazarlanan camları açılmayan bütün büyük ölçekli binaların tasarımı da yeniden ele alınmalıdır) ve yeni düzenlemelerin getirilmesiyle ilgilidir örneğin.</p>
<p>Yeniden açılma tartışmaları ‘Sağlık ve ekonomi arasında seçim yapmak zorunda olmadığımız yeni bir normal yaratmak’ yaklaşımıyla yürütülemez. Elbette insanların sağlığını seçeceğiz, sermayenin çıkarlarını değil. Küresel kapitalizmin sermaye birikimine odaklanmış ve eşitsizlikleri artıran yapısına karşı durulmadıkça ne bu pandeminin toplumun geniş kesimleri üzerindeki olumsuz etkileri azaltılabilir, ne de yeni salgınlardan korunulabilir. Küresel kapitalizmin yol açtığı iklim krizi de bulaşıcı hastalık salgınlarına uygun bir zemin sağlaması bakımından kapsamlı olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p>Yeniden açılma bilimsel bir izdüşümden tartışılmalıdır. Bu tartışma sırasında ilk olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ölçütlerinin karşılandığından emin olmak gerekir. Ancak bu yetmez, pandemiye yol açan hastalığın özellikleri nedeniyle beklenen ikinci ve daha sonraki dalgaların etkisini azaltabilmek için yaşama ve çalışma koşulları da kapsamlı olarak tartışılmalıdır.</p>
<p>Pandeminin ikinci ayı biterken, COVID – 19 salgın eğrisi bükülmeye başlamış olsa da salgının sürmesine aldırış gösterilmeden ‘normalleşme’ adı altında 11 Mayıs’ta AVM’lerin açılması gibi adımların atılmaya başlanması üzerine, 5 Mayıs’ta TTB bir açıklama yaparak ‘Yeniden açılma’ takvimine ilişkin tartışmaların nasıl yürütülmesi gerektiğine ilişkin izdüşümü ortaya koymuştu (5). Buna göre, adımlar epidemiyoji biliminin gereklerine göre atılmalı, halkın ve sağlık çalışanlarının sağlığı korunmalıdır.</p>
<p><strong>DSÖ salgın sonrasına geçiş döneminde hareket kısıtlılığı uygulamalarını azaltıp, toplumları kalıcı bir biçimde yeniden açarken dikkatli, kararlı ve istikrarlı bir çıkış stratejisi izlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, geçiş süreci değerlendirilirken dört temel konuya dikkat çekmektedir (6):</strong></p>
<ol>
<li>Karar süreçlerini halk sağlığı ve epidemiyolojik veriler yönlendirmelidir.</li>
<li>Sağlık hizmetleri iki ana kulvarda sürdürülmelidir.
<ol>
<li>COVID-19 hastalarının gereksinimi olan koruyucu, tanı, izolasyon ve tedavi hizmetlerinin sunumu,</li>
<li>Salgın sürecinde ertelenmiş, birikmiş olağan sağlık sorunlarına sahip hastaların başvurularına yanıt verilmesi.</li>
</ol>
</li>
<li>Salgının sosyal ve davranışsal etkilerini, boyutunu önemsemek gerekir.</li>
<li>Salgının bireyler, aileler ve topluluklar üzerindeki yıkıcı etkisini azaltmak için sosyal ve ekonomik destek verilmelidir.</li>
</ol>
<p><strong>Dünya Sağlık Örgütü COVID-19 pandemisinden yeniden açılmaya geçiş evrelerinde halk sağlığı önlemlerinin güçlendirilmesine ilişkin altı temel ölçütün göz önünde bulundurulması gerektiğine vurgu yapmaktadır (6):</strong></p>
<ol>
<li>COVID-19’un bulaşmasının kontrol altına alınmış olduğu kanıtlanmalı.</li>
<li>Sağlık sisteminin kapasitesi ve halk sağlığı uygulamaları tüm olguları tanımlamak, izole etmek, test etmek, tedavi etmek, temaslıları izlemek ve karantinaya almak için yeterli olmalı.</li>
<li>Huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri, akıl hastaneleri gibi kırılgan nüfusun toplu olarak bulunduğu yerlerdeki salgın riski en düşük düzeye indirilmeli.</li>
<li>İş yerlerinde fiziksel mesafe, el yıkama olanakları, solunum hijyeni ve beden ısısı izlemleri gibi gerekli korunma önlemleri alınmalı.</li>
<li>Bulaşı riski yüksek topluluklardan yeni olguların alınmaması ve verilmemesi riski yönetilebilir olmalı.</li>
<li>Toplumların da bir sesi vardır, toplum geçiş süreci konusunda bilgilendirilmeli ve bu sürece katılımları sağlanmalıdır.</li>
</ol>
<p><strong>Dünya Sağlık Örgütü’nün karşılanmasını istediği ölçütler Türkiye açısından değerlendirilecek olursa;</strong></p>
<ol>
<li>COVID-19’un bulaşmasının kontrol altına alınmış olmadığı Bakan’ın açıkladığı R0 değeri ile kanıtlandı.</li>
<li>Türkiye’de sağlık sisteminin kapasitesi (şimdilik) hastaları tedavi etmek açısından yeterlidir. Ancak AKP tarafından 2003 yılında uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte sağlık sistemimizin halk sağlığı uygulamaları büyük ölçüde zayıflatılmıştır. Bu nedenle tüm olguları tanımlamak, izole etmek, test etmek, temaslıları izlemek ve karantinaya almak için sağlık sisteminin yeterli olmadığı özellikle bu pandeminin ülkemize ilk giriş yaptığı sırada zaten yakından gözlenmiştir. Ülkemizdeki sağlık sisteminin ivedi olarak finansman, örgütlenme ve sağlık hizmeti sunumu bakımından kamucu bir izdüşümle değiştirilmesi gerekmektedir.</li>
<li>Huzurevleri, rehabilitasyon merkezleri, akıl hastaneleri gibi kırılgan nüfusun toplu olarak bulunduğu yerlerdeki salgın riskinin en düşük düzeye indirilip indirilemediğine ilişkin herhangi bir veri açıklanmamıştır.</li>
<li>İş yerlerinin tümünde fiziksel mesafe, el yıkama olanakları, solunum hijyeni ve beden ısısı izlemleri gibi gerekli korunma önlemleri alınması söz konusu değildir. Bu konuda herhangi bir hazırlık da kamuoyu ile paylaşılmamıştır.</li>
<li>Bulaşı riski yüksek topluluklardan yeni olguların alınmaması ve verilmemesi riski yönetilebilir, ancak Bakanlığın salgına ilişkin verileri saydam bir biçimde açıklamaması yüzünden bu riskin yönetilip yönetilemediği bilinmemektedir.</li>
<li>Toplumun geçiş süreci konusunda bilgilendirilmesine ilişkin birtakım çabalar söz konusudur, ancak risk algısının yeterli bir düzeye çıkartılmasına ilişkin etkinlikler yetersizdir. Toplumun bu sürece katılımının sağlanması ise ne yazık ki söz konusu değildir. Sağlık Bakanlığı ne merkezi ne de yerel düzeyde başta Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları olmak üzere sağlık meslek örgütlerini bile bu sürece katmaktan kaçınmaktadır.</li>
</ol>
<p>Türkiye’de yeniden açılmaya ilişkin kararların erken verilmiş olduğu, DSÖ ölçütlerinin karşılanamamasından açık olarak bellidir.</p>
<p>Pandeminin erken yeniden açılma nedeniyle önümüzdeki günlerde artma olasılığı olan yükünü azaltmak için, yeniden açılma kararları bilimsel bir izdüşümden, toplum katılımına olanak sağlanarak gözden geçirilmelidir.</p>
<p><strong>Kaynaklar </strong></p>
<ol>
<li>TÜİK (2019). Ölüm Nedeni İstatistikleri, 2018. <a href="http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30626">http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30626</a></li>
<li>Dorn AV, Cooney RE, Sabin ML (2020). COVID-19 exacerbating inequalities in the US. Lancet. 18;395(10232):1243-1244.</li>
<li>Aldridge RW, Lewer D, Katikireddi SV et al. (2020). Black, Asian and Minority Ethnic groups in England are at increased risk of death from COVID-19: indirect standardisation of NHS mortality data [version 1; peer review: awaiting peer review]. Wellcome Open Res 5:88.</li>
<li>Straif-Bourgeois S, Ratard R, Kretzschmar M (2013). Infectious Disease Epidemiology. Chapter in the “Handbook of Epidemiology (2nd edition) (Editors Pigeot I and Ahrens W) Springer Verlag, Berlin and Heidelberg, Vol. 5, 2041-2119.</li>
<li>TTB (2020). “Normalleştirme” adımları epidemiyoloji biliminin gereklerine göre atılmalıdır, halkın ve sağlık çalışanlarının sağlığı korunmalıdır! <a href="https://www.ttb.org.tr/kollar/COVID19/haber_goster.php?Guid=44af97ac-8ecf-11ea-9b7d-6d38d16eb233">https://www.ttb.org.tr/kollar/COVID19/haber_goster.php?Guid=44af97ac-8ecf-11ea-9b7d-6d38d16eb233</a>.</li>
<li>WHO (2020). Strengthening and adjusting public health measures throughout the COVID-19 transition phases, Policy considerations for the WHO European Region, World Health Organization, 24 April 2020, <a href="http://www.euro.who.int/__data/assets/pdf_file/0018/440037/Strength-AdjustingMeasuresCOVID19-transition-phases.pdf?ua=1">http://www.euro.who.int/__data/assets/pdf_file/0018/440037/Strength-AdjustingMeasuresCOVID19-transition-phases.pdf?ua=1</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Birgun.net&#8217;te yayınlanmıştır: https://www.birgun.net/haber/normallesme-degil-yeniden-acilma-301226&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/normallesme-degil-yeniden-acilma/">‘Normalleşme’ değil, ‘Yeniden açılma’</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet&#8217;in 100. Yılına Doğru Türkiye&#8217;nin Sağlık Politikası: Sorunlar ve Çıkış Yolları</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/cumhuriyetin-100-yilina-dogru-turkiyenin-saglik-politikasi-sorunlar-ve-cikis-yollari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2020 09:49:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=4982</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1362" height="974" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="saglik-politikalari" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari.jpg 1362w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari-300x215.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari-768x549.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari-1024x732.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1362px) 100vw, 1362px" /></div>
<p>Giriş Sağlık hakkı, uzun ve zorlu mücadeleler sonucunda insan hakları arasındaki yerini almış, anayasal güvencelere kavuşmuştur. Türkiye’de sağlık hakkının anayasal güvenceye kavuşması 1961 Anayasası ile gerçekleşmiştir. Sağlık hakkının, sağlık hizmetlerine [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/cumhuriyetin-100-yilina-dogru-turkiyenin-saglik-politikasi-sorunlar-ve-cikis-yollari/">Cumhuriyet&#8217;in 100. Yılına Doğru Türkiye&#8217;nin Sağlık Politikası: Sorunlar ve Çıkış Yolları</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1362" height="974" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="saglik-politikalari" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari.jpg 1362w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari-300x215.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari-768x549.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/saglik-politikalari-1024x732.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1362px) 100vw, 1362px" /></div><blockquote><p><strong>Giriş</strong><br />
Sağlık hakkı, uzun ve zorlu mücadeleler sonucunda insan hakları arasındaki yerini almış, anayasal güvencelere kavuşmuştur. Türkiye’de sağlık hakkının anayasal güvenceye kavuşması 1961 Anayasası ile gerçekleşmiştir. Sağlık hakkının, sağlık hizmetlerine hiçbir engel olmaksızın erişebilmek başta olmak üzere, birçok bileşeniyle sağlanması gerekirken, dünyada 1960’ların ilk yarısında sağlık hizmetlerine meta olarak muamele edilmesinin yolu açılmış, sağlık hizmetleri sunumunda piyasa ve piyasa dışı kurumların oynadıkları rollerin boyutları tartışılmaya başlamıştır. Bu<br />
tartışma, 1970’li yılların ikinci yarısında ortaya çıkan makroekonomik daralma ve artan sağlık harcamaları baskısı altında, Dünya Bankası öncülüğünde mevcut kaynakların daha verimli kullanılması iddiası ile alternatif kaynakların yaratılması politikalarının gündeme getirilmesi sürecine politik zemin hazırlamıştır. Başlangıçta maliyetlerin kısıtlanması politikaları ile yetinilirken, Sovyetlerin dağılmasını izleyen 1990’lı yıllarla birlikte, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesi gündeme gelmiştir. Sağlık hizmetlerini yeniden metalaştıran bu süreç, sağlık harcamalarının artış hızını<br />
kesemeyip aksine körüklemiş, artan sağlık sorunlarına da, ne yazık ki, çözüm olamayıp eşitsizlikleri artırmıştır. Bu çalışmada kısaca tespit edilen şartlar altında biçimlenen Türkiye sağlık politikası, yarattığı sorunlar ve kimi çözüm önerileri ortaya koyulmaktadır.</p></blockquote>
<p><strong>A. Türkiye’nin Sağlık Politikası: Sağlıkta Dönüşüm Programı</strong></p>
<p>Türkiye’de hükümetlerin 1983 yılından sonra neoliberal ekonomi politikalarının bir uzantısı olarak ‘Sağlık Reformları’ adıyla dile getirdikleri yapısal değişiklikler, omurgası aynı kalmak koşuluyla AKP Hükümeti tarafından, adı ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP)’ olarak değiştirilerek, 2003 yılında toplumun karşısına çıkartılmıştır. SDP temel olarak, sağlık hizmetlerinin finansmanının genel sağlık sigortası ile sağlanması, kamusal birinci basamağın tasfiye edilerek sağlık ocaklarının kapatılması ve bunun yerine birinci basamağın özelleştirilmesi yaklaşımına uygun bir aile hekimliği modeline geçilmesi ve kamu hastanelerinin işletme haline dönüştürülerek piyasalaştırılması uygulamalarını içermektedir. Türkiye’de SDP ile sağlığın finansmanı için oluşturulan Genel Sağlık Sigortası (GSS) sistemi, primini ödeyebilen yurttaşın sağlık hizmetine erişim sırasında ek olarak ‘katkı payı’ ödemek koşuluyla, kapsamı ‘temel teminat paketi’ ile belirlenmiş hizmetlerden yararlanması olarak tanımlanabilir. Bu sistem emekçiler açısından üç temel sıkıntıyı barındırmaktadır: Asgari ücretin üçte birinden fazla geliri olan herkes prim ödemekle yükümlü kılınarak prim ödeyemeyenler hizmete erişememekte (Sayıştay’ın 2017 yılı SGK Denetim Raporu’na göre 7,2 milyon kişinin GSS prim borcu bulunmaktadır), hizmetten yararlanma sırasında ek bir ücret (katkı payı/fark ücreti) ödemek zorunlu tutulmaktadır ve hizmet kapsamı gereksinime göre değil, maliyet sınırlama politikalarına göre belirlenmektedir. GSS ile sağlık hizmetleri alanındaki finansal sorumlulukların büyük bölümü çalışanların üzerine yüklenmekte, bu yükün azaltılması için ‘Ek ve Tamamlayıcı Özel Sağlık Sigortası’ önerilmektedir.</p>
<p>Türkiye’nin sağlık finansmanında yarı kamusal bir kaynak olarak nitelendirilen sosyal sigortacılık modeli tercihi küresel eğilim ile uyumludur. Sosyal sigortacılık dünyada oldukça yaygındır ve artış eğilimindedir. 2000 yılında sosyal sigortacılık ile finansmanı tercih eden ülke sayısı 113 iken 2017 yılında 126’ya çıkmıştır. Ancak, benzer kişi başı gelir ve kamu sağlık harcamasına sahip ülkeler arasında sosyal sigortacılık modeline sahip olanların daha geniş bir güvence kapsamına sahip oldukları söylenemez.</p>
<p>2000-2015 döneminde küresel ölçekte katastrofik (yıkıcı düzeyde) sağlık harcaması yapan kişi sayısının ve reel kişi başı cepten sağlık harcamasının artması güvence kapsamındaki yetersizliği ortaya koyması bakımından önemli göstergelerdir.</p>
<p>SDP ile birinci basamak dışında ikinci ve üçüncü basamakta da kamu sağlık kuruluşları zayıflatılmış, özel sağlık sektörü desteklenmiştir. Hükümet, 2008 yılında Resmî Gazete’de yayınladığı Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programında ‘Özelleştirme’ başlığı altında devletin sağlık alanındaki payının azaltılması hedefini açık olarak ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>B. Sağlık Politikasında Sorunlu Alanlar</strong></p>
<p><strong>Sağlıkta Eşitsizlikler</strong></p>
<p>Türkiye 2018’de doğumda beklenen yaşam ümidinde 78,3 yılla gelişmiş ülkeler ortalamasının yaklaşık 5 yıl, OECD ortalamasının ise 2,6 yıl gerisindedir. Ülkemizde bebek ölüm hızı da gelişmiş ülkelere göre çok yüksektir. Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde ortalama bebek ölüm hızı binde 3,3 iken Türkiye’de binde 9,2’dir. Bebek ölüm hızı 2018’de Güneydoğu Anadolu’da binde 13,5 iken Batı Marmara’da binde 6,8’dir ve hız oranı 1,99’dur. Her iki bölge için hız oranı 2010 yılında 1,86’dır. Bebek ölüm hızında bölgeler arasındaki eşitsizlik artış göstermiştir. OECD verilerine göre Türkiye’de sağlıkla ilgili karşılanamayan gereksinim 2015 yılında düşük gelirli yurttaşlarda % 15 iken, yüksek gelirli yurttaşlarda yalnızca % 1,8’dir. Türkiye bugün başta doğumda beklenen yaşam ümidi olmak üzere, bebek ölüm hızı ve sağlık hizmetlerine erişim açısından gelişmiş ülkelerin epeyce gerisindedir. Bölgeler ve sınıflar arasındaki sağlık eşitsizlikleri de artış göstermektedir.</p>
<p><strong>Sağlığın Ticarileşmesi</strong></p>
<p>Türkiye’de sağlıkta özelleştirme uygulamaları 1980’li yıllardan sonra gündeme gelmiş, 1990’larda Bakanlık politikalarına yansımış, ancak büyük ölçüde SDP ile uygulanmıştır. SDP ile birlikte özel sağlık yatırımlarında hızlı bir artış yaşanmış, sağlıktaki yatırımların üçte ikisi özel sektör tarafından gerçekleştirilir hale gelmiştir. Bu artışı özel hastane yatırımlarındaki artış ile izlemek mümkündür. Türkiye’de 2002 yılında 271 hastane ile toplam hastanelerin % 23,4’ünü oluşturan özel hastaneler, 2018 yılında 577 hastane ile toplam hastanelerin % 37,6’sını içerir hale gelmiştir. 2002-2018 döneminde özel hastane sayısı % 112,9 artmıştır. Yine 2002 yılında 12.387 hastane yatağı ile toplam yatakların % 7,7’sini oluşturan özel hastane yatağı sayısı, 2018 yılında 50.196 ile toplam yatakların % 21,6’sını oluşturur hale gelmiş, % 305 artış göstermiştir. Özel sektörün hizmet kapasitesinin artışı ile birlikte özel sektörde istihdam edilen personel sayısı da artmıştır. 2002 yılında toplam sağlık personelinin % 16,7’si, 2018 yılı itibarıyla % 23,8’i özel sektörde çalışmaktadır, özel sektörde çalışan personel sayısı dönem içinde % 262 artış göstermiştir.</p>
<p>Türkiye’de özel sağlık hizmet sunucularına yapılan yatırım, özel sağlık hizmet sunucularına olan talebi ve harcamayı da artırmıştır. 2002 yılında özel hastanelere yapılan kişi başı müracaat sayısı toplam müracaatların % 5’i iken 2018 yılında 3 kat artarak müracaatların % 15’ine, % 12,2 olan özel sektör hastane harcaması payı ise % 19’a ulaşmıştır. Ticari amaç güden özel sektörün daha pahalı hizmet sunması kaçınılmazdır. 2018 yılında özel sektör ikinci basamak sağlık tesislerine yapılan bir müracaatın SGK’ye maliyeti 115 TL iken, devlet ikinci basamak sağlık tesislerinin müracaat başına maliyeti yalnızca 52 TL’dir. 2018 yılında özel sektörden alınan hizmetlerin devlet hastanelerinden karşılanması durumunda SGK’nin 5,1 milyar TL tasarruf etmesi söz konusu olabilirdi.</p>
<p>Türkiye’de sağlıkta ticarileşme öncelikli olarak iç talebi hedeflemiş olmakla birlikte, son yıllarda sağlık turizmi yoluyla dış talebe de yönelmiş, bu alandaki sermaye birikimini artırarak sürdürmeyi hedeflemiştir. Sağlık Bakanlığı, özel sektör ve şehir hastaneleri yoluyla, büyük oranda düşük ücretlere dayalı düşük maliyetli üretim avantajını kullanarak sağlık turizmi kapsamında yüksek getiriler beklemektedir. Türkiye 2023 Turizm Stratejisi’nde 2023 yılı sağlık turizmi hedefini 1,5 milyon sağlık turisti, 10 milyar dolar gelir olarak belirlemiştir.</p>
<p><strong>Sağlık Harcamalarının Yetersizliği</strong></p>
<p>Sağlık harcamaları 2017 yılında küresel düzeyde 7,8 trilyon dolar ile dünya GSYH’sinin % 10’u düzeyinde ve kişi başına 1.080 dolar olarak gerçekleşmiştir. Kişi başı sağlık harcaması düşük gelirli ülkelerde yalnızca 41 dolar iken, yüksek gelirli ülkelerde 70 kattan daha fazla bir farkla 2.937 dolardır.</p>
<p>Türkiye’nin sağlığa yeterince kaynak ayırmadığı, ayrıca ayırdığı kaynağı da uygun kullanmadığı görülmektedir. Türkiye OECD ülkeleri arasında en düşük sağlık harcaması yapan ülke konumundadır. 2018 yılı verilerine göre OECD ülkelerinde  sağlık harcamalarının GSYH içindeki payı % 8,8 iken Türkiye’de bu oran OECD ortalamasının yarısının bile gerisinde kalarak % 4,2 olarak gerçekleşmiştir. Kişi başısağlık harcaması ise OECD ortalamasının yaklaşık dörtte biri oranındadır. 2018 yılında OECD ülkelerinde kişi başı sağlık harcaması satın alma gücü paritesine göre 3.994 dolar iken, Türkiye’de 1.227 dolardır.</p>
<p>Türkiye’de sağlık harcamalarında dikkati çeken önemli bir diğer husus, kamu sağlık harcamalarının toplam sağlık harcamaları içerisindeki payıdır. 2017 yılında toplam sağlık harcamaları içerisinde kamu sağlık harcamalarının payı OECD ülkelerinde % 71 olarak gerçekleşmiş iken Türkiye’de % 78’dir. Uzun dönemli ve yapısal bir artış eğilimi gösteren bu düzey, finansmanın kamusal karakterini ortaya koyması bakımından önemli olmakla birlikte, tedarikçiler içerisinde özel sektör payının artması kamudan özele artan sermaye aktarımını ortaya koymaktadır. Ayrıca harcamaların büyük ölçüde ilaç ve tedavi harcamalarına yapılıyor olması, sistemin tedavi edici ağırlıklı yapısını gözler önüne sermektedir.</p>
<p>2017 OECD verilerine göre Türkiye % 53 ile en yüksek hastane harcaması, % 13 ile en düşük ayakta hizmet harcaması ve % 27 ile OECD ortalaması üzerinde ilaç vb. perakende harcaması yapan bir ülke konumundadır. 2002 yılında toplam sağlık harcamalarının yalnızca % 32,3’ünün hastanelere harcandığı dikkate alındığında, sistemin tümüyle tedavi edici hekimlik yönünde ilerlediği görülmektedir. Bu açıdan 2002 yılında koruyucu hizmetlere yapılan % 0,4’lük harcamanın 2018 yılında ancak % 4,4’e ulaşabilmesi bir diğer önemli göstergedir.</p>
<p>Türkiye’de SDP ile toplam sağlık harcamaları içerisinde hastane harcamalarının payı artarken, hastane harcamaları içerisinde (merkezi/yerel) devlet harcamalarının payı azalmakta, sosyal güvenlik kuruluşlarının payı ise artış göstermektedir.</p>
<p><strong>Hizmetlerin Örgütlenmesi ve Sunumuna İlişkin Sorunlar</strong></p>
<p>SDP ‘Sağlık Ocağı’ ile simgeleşmiş 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesine İlişkin Yasa ile getirilen ve çağdaş sağlık hizmetlerinin sunulması için önemli bir ilke olarak kabul edilen coğrafi bölge ve nüfus temelli örgütlenme yapısını ortadan kaldırmıştır. Koruyucu ve birinci basamak iyileştirici hizmetlerin bütünleşik bir biçimde bir arada sunulduğu ve sağlık hizmetine bütüncül bakan bir anlayışın hizmet birimi olan ‘Sağlık Ocağı’ kapatılarak, yerine ‘Aile Sağlığı Merkezi’ ve ‘Toplum Sağlığı Merkezi’ adıyla iki kurum ortaya çıkarılmış, kişiye ve topluma yönelik sağlık hizmetleri birbirinden ayrılmıştır. SDP ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin temel özellikleri olan erişilebilirlik, kapsayıcılık, eşgüdüm ve süreklilik zayıflamıştır.</p>
<p>Türkiye’de sağlık hizmetlerinin kalitesi ile ilgili büyük sorunlar mevcuttur. OECD tarafından 2014 yılının sonunda yayınlanan Türkiye’de sağlık hizmetlerinin kalitesi ile ilgili rapora göre, kalp krizi (akut miyokart enfarktüsü) nedeniyle hastane başvurularından sonraki 30 gün içerisinde hayatını kaybedenlerin oranı Türkiye’de % 10,7 iken bu ölümlerin OECD ortalaması % 7,9’dur ve Türkiye verisi OECD ortalamasından % 35 daha yüksektir. Benzer biçimde ani inme (felç) sonrasındaki 30 gün içerisindeki ölüm oranı % 11,8’dir ve bu oran ile Türkiye bütün OECD ülkeleri içerisinde Meksika ve Slovenya’dan sonra en kötü üçüncü orana sahiptir. Kontrol altına alınamayan diyabet olgularının oranı OECD ortalamasından yaklaşık on kat daha yüksek, astım nedeniyle hastaneye yapılan başvuru hızı OECD ortalamasından dört  kattan fazla yüksektir.</p>
<p><strong>Altyapı ve Emek Gücüne İlişkin Sorunlar</strong></p>
<p>Türkiye’de sağlık hizmeti sunan kurumlar arasında hastaneler ön plana çıkmaktadır. 2002 yılında 1.156 olan hastane sayısı 2018 yılında 1.534’e, 164.471 olan hastane yatağı sayısı ise 231.913’e çıkmıştır. Aynı dönem için 10.000 kişiye düşen hastane yatağı sayısı da 24,8’den 28,3’e çıkmıştır. Ancak iller arasında büyük bir eşitsizlik söz konusudur. Bolu’da 10.000 kişiye 48,4 yatak düşerken, Şırnak’ta 12,5 yatak düşmektedir. Türkiye’de % 68 olan yatak doluluk oranı (OECD’de % 75,2) mevcut yatakların da verimli kullanılmadığını göstermektedir.</p>
<p>Sağlık sektöründe teknoloji, tanı ve tedavi başarısını artırdığı için tercih edilmekle birlikte, artan sağlık harcamalarının da en büyük nedenlerinden biridir. Türkiye’de 2017 yılında milyon kişi başına 15 bilgisayarlı tomografi (BT), 11 MR cihazı düşmektedir. OECD ülkelerinde sırasıyla 27 ve 17 olan bu sayılar, Türkiye’deki sayının OECD ülkelerinin gerisinde kaldığını göstermekle birlikte, çekim sayısı söz konusu olduğunda Türkiye OECD ülkelerini geride bırakmaktadır. 2017 yılında OECD ülkelerinde 1000 kişi başına 148 BT çekimi düşerken, Türkiye’de 207 çekim düşmektedir. Gereksiz çekilen her BT kanser açısından risk oluşturmaktadır. Türkiye’de tıbbi cihazların çoğuna özel sektör kuruluşları sahiptir. Sayısı, türü ve dağılımı ihtiyaca uygun olarak planlanmış ve iyi yetiştirilmiş/nitelikli sağlık personeli gereksinimi, dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de en önemli sorunlardan biridir. Dünya Sağlık Örgütü, 2030 yılına kadar 18 milyon personel açığı olacağını öngörmektedir. Bu yetersizliğe rağmen sağlık önemli bir istihdam alanıdır.</p>
<p>OECD ülkelerinde 2017 yılında sağlık ve sosyal çalışma alanları tüm istihdamın % 10,1’ini oluşturmaktadır. Türkiye’de bu oran % 4,2 olup 2018 yılında 1.016.041 sağlık çalışanı bulunmaktadır. Türkiye’de sağlık personelinin nicel yetersizliğine bakıldığında, OECD ülkelerindeki 1.000 kişi başına düşen 3,5 doktora karşılık Türkiye’de 1,9 doktorun, 8,8 hemşireye karşılık Türkiye’de 2,1 hemşirenin düştüğü görülmektedir. Nicelik yetersizliğini gidermek amacıyla öğretim üyesi ve öğretim elamanı, fiziki mekân ve kapasite gibi alt yapı sorunlarını dikkate almadan açılan yeni fakülteler ve artan öğrenci sayıları, bu kez niteliğe ilişkin kaygıları gündeme getirmiştir. Türkiye’de 2002-2003 döneminde 44 olan tıp fakültesi sayısı, 2018-2019 döneminde 96’ya, yeni kayıt yaptıran öğrenci sayısı 4.998’den 15.859’a çıkarken, öğretim üyesi sayısı 7.172’den 14.810’a çıkmıştır.</p>
<p>Sağlık personelinin coğrafi ve kurumsal dağılım sorunları da bulunmaktadır. Coğrafi dağılıma bakıldığında, 2018 yılında 100.000 kişiye düşen uzman hekim sayısının İstanbul’da 144, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 62; hemşire ve ebe sayısının ise Doğu Karadeniz’de 368, Güneydoğu Anadolu’da 248 olduğu görülmektedir. Kurumsal dağılıma bakıldığında, özel sektör kuruluşlarının sayısındaki artış ile birlikte özel sektörde istihdam edilen personel sayısının da arttığı görülmektedir. 2002 yılında toplam sağlık personelinin % 16,7’si özel sektörde çalışırken, 2018 yılında % 23,8’i özel sektörde çalışmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de nicelik, nitelik ve dağılım sorunlarının yanı sıra, sağlık çalışanlarının çalışma ortamları, çalışma koşulları ve çalışma ilişkileri de birçok sorunu barındırmaktadır. Sağlık alanı mesleki riskler bakımından “çok tehlikeli” sınıfında yer almaktadır.</p>
<p>Sağlık alanında şiddet özellikle son on yılda ülkemizde daha fazla gündeme gelmeye başlamış, meslektaşlarının şiddet nedeniyle yaşamlarını yitirmeleri, sağlık çalışanları arasında iş stresiyle birlikte büyük ölçüde üzüntüye, öfkeye ve tedirginliğe yol açmıştır.</p>
<p>Ülkemizde sağlık alanındaki şiddetin SDP ile doğrudan ve dolaylı olarak bağlantısı bulunmaktadır. Hekime yönelik şiddet, SDP ile sağlık hizmetinin bir tüketim nesnesine, hastanın tüketici kimliği ile müşteriye, sağlık hizmeti üretenlerin de satıcıya dönüştürülmesiyle yakından ilişkilidir.</p>
<p>Özel sektördeki istihdam artışı güvencesiz çalışma oranının artışını göstermesi bakımından da önemlidir. Ayrıca SDP ile getirilen kamuda sözleşmeli çalışma gibi yeni istihdam biçimleri, güvencesiz çalışmayı kamuya da taşımıştır. Öte yandan sağlık emek gücünün ücretlerinin ödenme biçimleri de değişmiş, 2003 yılında performansa dayalı ek ödeme sistemi başlatılmıştır. Sayıca yetersiz olan personeli “motive” edip daha yüksek verim almak için daha fazla çalışmaya razı etmeyi amaçlayan performansa dayalı ek ödeme sistemi eğitim, çalışma ilişkileri, kurum içi ve dışı iletişimi olumsuz yönde etkilemiştir. Sağlık alanındaki bireysel çalışma ilişkileri uzun çalışma süreleri, düşük ücretler ile artan esnekleşme ve güvencesizleşmeden payını alırken, toplu çalışma ilişkileri de emeğin örgütlü gücünün zayıflaması ile etkisizleşmiş, sendikaların ötesinde meslek örgütlerinin çalışmalarına bile tahammül edilmeyen bir duruma gelinmiştir.</p>
<p><strong>İlaç Endüstrisi</strong></p>
<p>Türkiye’de ilaç endüstrisi, tedavi edici hekimliğin önemli bir ayağını oluşturmaktadır. İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası verilerine göre Türkiye ilaç endüstrisinde bir kısmı çokuluslu firmalara ait 81 tesis, yaklaşık 500 kuruluş ve 38 bin çalışan ile 12 binden fazla ürün üretilmektedir. Türkiye ilaç pazarı Eylül 2019 itibarıyla son 12 ayda parasal olarak 37,8 milyar TL’lik, kutu ölçeğinde ise 2,3 milyar adetlik hacme ulaşmıştır. 2003 yılında 12 kutu olan yılda kişi başına ilaç tüketimi, SDP ile birlikte 2017’de 28 kutuya yükselmiştir.</p>
<p>Bununla birlikte Türkiye ilaç sanayii aynı zamanda önemli bir ithalatçı sektördür. İthal ilaç pazarında Eylül 2019 itibarıyla son 12 ayda parasal olarak 18,38 milyar TL’lik, kutu olarak ise 0,31 milyar adetlik satış gerçekleşmiştir. Yurt içinde üretilen ilaçların satışı bu dönemde 19,40 milyar TL’ye ve 2,02 milyar kutuya ulaşmıştır. Onkoloji ilaçları % 12,9 pay ile Eylül 2019 itibarıyla son 12 ayda pazarda değer bazında en çok satışa sahip tedavi grubunu oluşturmuştur. Eylül 2019 itibarıyla son 12 ayda kutu bazında en çok tüketilen tedavi grubu % 11 pay ile antibiyotikler ve antiromatizmal ilaçlar olmuştur.</p>
<p><strong>Şehir Hastaneleri</strong></p>
<p>Türkiye’de kamu-özel ortaklığı (yap-kirala-devret) yöntemi ile inşa edilen hastanelere “Şehir Hastanesi” adı verilmektedir. Kamu özel ortaklığı, devletin bir özel şirket grubuyla uzun süreli sözleşme ilişkisi kurması esasına dayanan bir yatırım ve hizmet modelidir. Bu modelde, hastane, kamu tarafından bedelsiz olarak verilen bir araziye özel şirketler tarafından inşa edilerek devlete uzun süreliğine (25 yıl) kiraya verilmekte, devlet de hem şirketlere kira ödemekte hem de ‘çekirdek hizmet’ dışındaki hizmetleri bu şirketlere devretmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4983" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/sehir-hastane-yap-islet-devret.jpg" alt="sehir-hastane-yap-islet-devret" width="1260" height="497" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/sehir-hastane-yap-islet-devret.jpg 1260w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/sehir-hastane-yap-islet-devret-300x118.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/sehir-hastane-yap-islet-devret-768x303.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/03/sehir-hastane-yap-islet-devret-1024x404.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1260px) 100vw, 1260px" /></p>
<p>Kamu özel ortaklığı yönteminde, risk ve maliyet kamu üzerinde kalır, özel şirketlere kiralar yoluyla yatırım finansmanı ve hizmet devriyle de gelir garantisi verilir. Türkiye’de şehir hastanelerinin ihalelerini alan şirketlere, hacme dayalı hizmetler için hastanelerin yüzde 70 doluluk oranında çalıştırılacağı garanti edilmektedir. Ülkemizde şehir hastaneleri ile ilgili en başta gelen sorun hastane binalarının ve donanımının kamuya yüklenen çok yüksek maliyetidir. Şehir hastaneleri için yapılan ihalelerde Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen sabit yatırım tutarı ile yıllık kira bedelleri incelendiğinde, çok yüksek tutarların ödendiği/ödeneceği anlaşılmaktadır. Şehir hastaneleri israf ve sorunlarla doludur. Sayıştay Başkanlığı tarafından yayınlanan ‘Sağlık Bakanlığı 2018 Yılı Sayıştay Denetim Raporu’, şehir hastanelerinde saptanan bulgular açısından büyük önem taşımaktadır. Örneğin, Yozgat Şehir Hastanesi’nin çamaşırhane hizmetlerini yürüten alt yüklenicinin, Sorgun Devlet Hastanesi’ne de aynı hizmeti sunduğu; Sorgun Devlet Hastanesi’ne hizmet karşılığı olarak teklif ettiği bedel ile şehir hastanesine sunduğu çamaşır hizmetinin ortalama birim fiyatı arasında 14 kat fiyat farkı olduğu tespit edilmiştir. Şehir hastanelerinde gerek ‘destek hizmetleri’, gerekse de ‘tıbbi destek hizmetleri’ devlet hastanelerine göre taşeron şirketlerden çok daha yüksek bedellerle satın alınmaktadır.</p>
<p>Türkiye’de «Şehir Hastaneleri» için öngörülen temel sorun alanları başta finansman yöntemi (kamuya çok yüksek maliyet, taşınacak kamu hastanelerinin ödeme güçlüğü, Hazine garantisi ve iflas durumunda izlenecek yol) olmak üzere, yer seçimi (tarım arazilerinin imara açılması ile taşkın alanlarında inşaat yapılması), kent merkezlerindeki hastanelerin kapatılmasıyla birlikte yurttaşların söz konusu hastanelere ulaşım ve erişim sorunları (coğrafi/ekonomik erişilebilirlik), taşınacak kamu hastanelerinin boşaltacağı yerleşkelerin durumu ve taşınacak kamu hastanelerindeki hem sağlık hem de destek hizmetlerinin sunulması ile ilgili imtiyazlar ve sağlık çalışanlarının istihdam ve özlük hakları sorunları olarak sıralanabilir.</p>
<p>2020 yılında Sağlık Bakanlığı bütçesinin yaklaşık % 23’ünün şehir hastanelerine kira ve hizmet bedeli olarak ödeneceği tahmin edilmektedir. Bu yüksek maliyetiyle Sağlık Bakanlığı bütçesi şehir hastaneleri tarafından rehin alınmış durumdadır.</p>
<p>Kalkınma Bakanlığı şehir hastanelerinin toplam yatırım bedelinin 10,6 milyar ABD Doları olduğunu ve yalnızca kira bedeli olarak toplam 30,3 milyar ABD doları ödeneceğini açıklamaktadır. Dolar bazında bu kadar yüksek bir getiri, sağlık alanında kamudan özel sektöre kaynak aktarımının boyutunu göstermesi bakımından önemlidir. Bu tutara kira dışında kalan hizmet bedelleri de katılacak olursa, yatırımcılar ve şirketler için çok yüksek düzeyde bir kârın söz konusu olacağı öngörülebilir.</p>
<p>Şehir hastaneleri her ne kadar kamu hastanelerinin kavuşacağı yeni ve modern binalar olarak tanıtılsa da kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yapılan ve işletilen bu hastanelerin ‘kamu’ ile ilgisinin olmadığı açıktır. Şehir hastaneleri ‘kamu’ adı kullanılarak küresel sermayeye kaynak aktarmanın araçlarıdır. Kamuoyu sağlık alanında yeni bir özelleştirme ile karşı karşıyadır.</p>
<p><strong>Sonuç: Çıkış Yolları İçin Öneriler</strong></p>
<p><strong>Kısa Vadeli Öneriler</strong></p>
<p>Kısa vadede yurttaşların sağlık hizmetine erişimini engelleyen finansal bariyerler (GSS prim borcu ve katkı payı) ivedi olarak kaldırılmalıdır. SGK özel sektörden hizmet almaya son vermeli, hizmetler devlet hastaneleri ve kamu tıp fakülteleri hastanelerinden sağlanmalıdır. Bu bağlamda birinci basamağın yeniden yapılandırılması ve birinci basamak hekimlerinin en çok iki bin kişiden sorumlu olacağı bir düzenleme yapılarak sevk sisteminin devreye alınması gereklidir. Yine kısa vadede, mevcut şehir hastaneleri (ve inşaatı sürenler) hemen kamulaştırılmalıdır. Her ne kadar uluslararası tahkim nedeniyle kamulaştırmanın sorun olabileceği iddia edilmekteyse de kamu yararı açısından kamulaştırma zorunludur.</p>
<p><strong>Orta ve Uzun Vadeli Öneriler</strong></p>
<p>Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vaz geçilmelidir. Her yurttaşın sağlık hakkının sağlanması ancak Türkiye’nin eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir bir sağlık sistemine sahip olması ile olanaklıdır. Sağlık sistemleri kamu tarafından finanse edilmeli ve sağlık hizmeti sunumu kamu tarafından sağlanmalıdır.</p>
<p>Bu bağlamda, sağlık hizmetlerinin finansmanında sigorta sisteminden vaz geçilmeli, harcamalar merkezi ve yerel devlet bütçesinden yapılmalıdır.</p>
<p>Sağlık hizmetleri güçlü bir birinci basamak odağında örgütlenmeli, sağlık hizmetleri toplumun gereksinimlerine uygun olarak bölgesel ve sınıfsal eşitsizliklere yol açmayacak biçimde sunulmalıdır.</p>
<p>Sağlık emek gücü, kamucu bir sağlık sistemi ile toplumun demografik özelliklerine göre yeniden planlanmalı, niteliği gözetecek biçimde yetiştirilmeli ve istihdam edilmelidir.</p>
<p>Türkiye aşı üretme çalışmalarına başlamalı, yerli ilaç üretimi desteklenmelidir.</p>
<div class="post-tags"></div>
<p><strong>GÜLBİYE YENİMAHALLELİ YAŞAR</strong></p>
<p><strong>KAYIHAN PALA</strong></p>
<p><strong>MÜLKİYE İKTİSADİ VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ  ( MİSAM 2020)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Politika Metnini tamamı için: <a href="http://mulkiyehaber.net/wp-content/uploads/Misam-Politika-Metinleri-5-1.pdf">Misam-Politika-Metinleri-5-1</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/cumhuriyetin-100-yilina-dogru-turkiyenin-saglik-politikasi-sorunlar-ve-cikis-yollari/">Cumhuriyet&#8217;in 100. Yılına Doğru Türkiye&#8217;nin Sağlık Politikası: Sorunlar ve Çıkış Yolları</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağlık alanında şiddet artıyor!</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/saglik-alaninda-siddet-artiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Feb 2020 19:35:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=4720</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="667" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="saglikta-siddet" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Gün geçmiyor ki bir hekime ya da sağlık çalışanına yönelik şiddet haberi karşımıza çıkmasın. 2012’de bir hasta yakınının saldırısıyla yaşamını yitiren Dr.Ersin Aslan ile simgeleşen ‘Bu şiddet sona Ersin’ söylemi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/saglik-alaninda-siddet-artiyor/">Sağlık alanında şiddet artıyor!</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="667" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="saglikta-siddet" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>Gün geçmiyor ki bir hekime ya da sağlık çalışanına yönelik şiddet haberi karşımıza çıkmasın. 2012’de bir hasta yakınının saldırısıyla yaşamını yitiren Dr.Ersin Aslan ile simgeleşen ‘Bu şiddet sona Ersin’ söylemi, her geçen gün sağlık çalışanları için artan bir değer taşıyor.</p></blockquote>
<p>İşyeri şiddeti, çalışma yaşamında önemli bir psiko-sosyal risk etmenidir. İşyeri şiddetinin tanımı, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından 21 Haziran 2019’da kabul edilen ‘Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme’ ile güncellendi. Buna göre çalışma yaşamında ‘şiddet ve taciz’ terimi fiziksel, psikolojik, cinsel veya ekonomik zararı amaçlayan, bunlarla sonuçlanan ya da sonuçlanması olası olan, bir defaya mahsus veya tekrarlanan, bir dizi kabul edilemez davranış ve uygulamaları veya bunlarla ilgili tehditleri ifade eder ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve tacizi de içermektedir.</p>
<p>‘Toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve taciz’ terimi ise cinsiyet veya toplumsal cinsiyetlerinden dolayı kişilere yöneltilen veya belirli bir cinsiyet veya toplumsal cinsiyetten olan kişileri orantısız şekilde etkileyen şiddet ve taciz anlamına gelir ve cinsel tacizi de içerir.</p>
<p>İşyerinde şiddetin de içinde yer aldığı psiko-sosyal risk etmenleri, çalışan sağlığı ve güvenliği alanının ‘yeni ve gittikçe artan’ riskleri olarak tanımlanmaktadır.</p>
<p>ILO bülteninde yer alan bir yazı, 2000’li yılların başında dünyada sağlık alanındaki artan şiddete dikkat çekmekteydi: ‘Günümüzde sağlık kuruluşları tehdit ve saldırıların bulunduğu bir arena haline gelmiştir. Görev yerine yalnızca birkaç dakika geç geldikleri için acil odasında doktorla tartışıp birden hiddetlenerek doktoru bıçaklayan hasta, yoksunluk semptomları bulunan bir grup ilaç bağımlısı tarafından soyulan bir hemşire veya saldırıya uğrayan bir cankurtaran görevlisi, artık giderek sıradanlaşan sağlık hizmetlerinde şiddetle ilgili olgular olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle psikiyatri, acil ve geriatri bölümlerindeki şiddet bilinmektedir. Yeni ve endişe verici olan, karşılaşılan saldırıların sıklığıdır’<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a>.</p>
<p>Sağlık alanında şiddet özellikle son on yılda ülkemizde daha fazla gündeme gelmeye başlamış, meslektaşlarının şiddet nedeniyle yaşamlarını yitirmeleri üzerine sağlık çalışanları arasında iş stresiyle birlikte büyük ölçüde üzüntüye, öfkeye ve tedirginliğe yol açmıştır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4723 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet.png" alt="saglikta-siddet" width="490" height="698" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet.png 490w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/saglikta-siddet-211x300.png 211w" sizes="auto, (max-width: 490px) 100vw, 490px" />Ankara Tabip Odası’nın bilgi edinme kanunu kapsamında aldığı veriler, 14 Mayıs 2012 &#8211; 27 Ağustos 2014 tarihleri arasında sağlık alanında beyaz kod<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> verilen 23.120 şiddet olgusunun kayıtlara geçmiş olduğunu ortaya çıkarmıştır<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>. Kayıtlara göre sağlık kuruluşlarında şiddet en çok devlet hastanelerinde (%44,4), en çok hekimlere karşı (%56,1) ve en çok polikliniklerde (%33,7) meydana gelmiştir.</p>
<p>Sağlık alanında şiddet, ülkemizde dünyaya göre önemli farklılıklar göstermektedir. Dünyada şiddet kurbanları ilk sırada hemşireler ve acil servis çalışanları olduğu halde, ülkemizde hekimlerdir. Dünyada şiddet ağırlıklı olarak acil servislerde, psikiyatri ve geriatri kliniklerinde ortaya çıktığı halde, ülkemizde rutin polikliniklerde gözlenmektedir. Ve ülkemizde sağlık alanında şiddetin büyük oranda kamu sağlık kuruluşlarında yaşanması da ayrıca tartışılması gereken önemli bir konu başlığıdır.</p>
<p>Sağlıkta şiddetin nedenlerinin kurumsal, toplumsal ve kişisel olmak üzere üç farklı düzeyden kaynaklandığı düşünülmektedir. Şiddetin görülme nedenlerinin başında ülkenin sosyal ve ekonomik durumu ile işyerinin organizasyon ve çalışma koşullarının durumu gelmektedir. Kişisel, toplumsal ve kurumsal nedenlerin üçünün de aynı derecede önemli olduğu ancak kurumsal nedenlerin kilit rol oynadığı bilinmektedir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>.</p>
<p>Şiddetin ülkemizde gösterdiği farklılıkların, 2003’te uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) ile doğrudan ve dolaylı olarak bağlantısı bulunmaktadır.  Hekime yönelik şiddet SDP ile sağlık hizmetinin bir tüketim nesnesine, hastanın tüketici kimliği ile müşteriye, sağlık hizmeti üretenlerin de satıcıya dönüştürülmesiyle yakından ilişkilidir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>.</p>
<p>Ülkemizde sağlık alanında şiddet artış göstermektedir. Sağlık Bakanlığı’nın kayıtlarına göre 2013’te 10.715 olan beyaz kod sayısı, 2018’de %47,9 artış göstererek 15.844’e yükselmiştir. 2018’de her 33 dakikada bir beyaz kod kayıtlara geçmiş bulunmaktadır…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4722" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/beyaz-kod1.png" alt="beyaz-kod1" width="800" height="450" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/beyaz-kod1.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/beyaz-kod1-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/beyaz-kod1-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" />Fiziksel şiddet olguları durağan seyrederken, sözel şiddet olgularında büyük bir artış gözlenmektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-4721" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/beyaz-kod2.png" alt="beyaz-kod1" width="800" height="450" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/beyaz-kod2.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/beyaz-kod2-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/02/beyaz-kod2-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" />Ülkemizde sağlık alanında şiddetin gösterdiği artış, şiddete karşı koruma önlemlerinin ivedilikle hayata geçirilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>
<p>Birincil koruma, şiddet ortaya çıkmadan önce alınması gereken önlemleri içerir; büyük ölçüde işin ve işyeri ortamının düzenlenmesiyle ilişkilidir.</p>
<p>İkincil koruma, daha çok, şiddetin ortaya çıkması halinde ivedi olarak verilmesi gereken yanıtlarla ilişkilidir; acil hizmetleri, tıbbi tedaviyi ve söz konusu eylem, olay ya da davranış ile ilgili bilgi edinmeyi kapsar.</p>
<p>Üçüncül koruma, şiddetin orta ve uzun dönemde yol açabileceği olumsuz sonuçları ve sakatlıkları gidermeye, azaltmaya yönelik olarak uzun dönem bakım, esenlendirme ve yeniden işe/topluma kazandırma çabalarıyla ilişkilidir.</p>
<p>ILO tarafından yayınlanan ‘Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşme’nin onaylanması ve 4.maddesinde yer alan önlemlerin uygulanması, işyerlerinin tümü ile birlikte sağlık alanında şiddetin azaltılmasına da büyük bir katkı sağlayabilir:</p>
<ol>
<li>Bu Sözleşmeyi onaylayan her Üye, herkesin şiddet ve tacizden arınmış çalışma yaşamı hakkına saygı gösterir, bu hakkı teşvik eder ve gerçekleştirir.</li>
<li>Her Üye şiddet ve tacizi dikkate almalıdır ve şunları yerine getirmelidir:
<ol>
<li>Şiddet ve tacizi kanunen yasaklama,</li>
<li>İlgili politikaların şiddet ve tacizi ele almasını sağlama,</li>
<li>Şiddet ve tacizi önleyecek ve bunlarla mücadele edecek tedbirleri uygulamak amacıyla kapsamlı bir stratejiyi kabul etme,</li>
<li>Uygulama ve izleme mekanizmaları oluşturma veya güçlendirme,</li>
<li>Çözüm bulma araçlarına erişim ve mağdurlara destek sağlama,</li>
<li>Yaptırımlar getirme,</li>
<li>Uygun görüldüğü şekilde, erişilebilir biçimlerde araçlar, rehberlik, eğitim ve öğretim geliştirme ve farkındalık yaratma, ve</li>
<li>İş teftiş kurulları veya diğer yetkili organlar aracılığıyla olanlar da dahil olmak üzere, şiddet ve taciz vakalarının denetimi ve soruşturulması için etkin araçlar sağlamak.</li>
</ol>
</li>
</ol>
<p>Türk Tabipleri Birliği hekimlik yapabilmek için şiddetsiz bir sağlık ortamı talebiyle, bu yıl 14 Mart etkinliklerinin odağına sağlık alanındaki artan şiddeti koyarak, tüm sağlık çalışanlarını 15 Mart’ta Ankara’da düzenlenecek olan sağlıkta şiddete karşı beyaz mitinge çağırmaktadır.</p>
<hr />
<p>Kaynaklar:</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Gbezo B.E. Health Service: Where Danger Lurks. The World of Work, The Magazine of the ILO, 2001; 41:24-27.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Beyaz Kod, sağlık hizmeti sunumu sırasında veya bu görevlerden dolayı sağlık çalışanlarına karşı işlenen suçlar nedeniyle ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemler ve davaların kayıt altına alındığı ve takibinin yapıldığı bir uygulamadır.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Hekim Postası, <a href="http://www.hekimpostasi.org.tr/2014/11/12/saglikta-siddet-rakamlari-urkutucu-hedefte-en-cok-hekimler-var/">http://www.hekimpostasi.org.tr/2014/11/12/saglikta-siddet-rakamlari-urkutucu-hedefte-en-cok-hekimler-var/</a> .</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> ILO Fact Sheet Workplace Violence in Health Services. 2003, ILO</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Kılıç, G (2012) Hekime Yönelik Şiddet: Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın Etkisi, <a href="https://www.istabip.org.tr/ebulten/son/bulten_2012_16/dosya.html">https://www.istabip.org.tr/ebulten/son/bulten_2012_16/dosya.html</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: http://bianet.org/bianet/yasam/220593-hekimler-saglik-ta-siddete-karsi-15-mart-ta-beyaz-mitingde</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/saglik-alaninda-siddet-artiyor/">Sağlık alanında şiddet artıyor!</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Madenlerin Sağlık Etkileri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/cevre-haberleri/madenlerin-saglik-etkileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Dec 2019 18:59:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=4196</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1071" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="hava-kirliligi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4-300x201.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4-768x514.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4-1024x685.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div>
<p>Kayıhan Pala[1] Çevresel kirliliğin 2015’te küresel olarak dokuz milyon kişinin erken ölümüne katkıda bulunduğu tahmin edilmektedir[2]. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) küresel ölümlerin %23’ünden çevresel kirliliğin sorumlu olduğunu açıklamaktadır. Beş yaşın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/cevre-haberleri/madenlerin-saglik-etkileri/">Madenlerin Sağlık Etkileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1071" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="hava-kirliligi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4-300x201.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4-768x514.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4-1024x685.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/12/hava-kirliligi-4-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div><p style="text-align: right;">Kayıhan Pala<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<blockquote><p>Çevresel kirliliğin 2015’te küresel olarak dokuz milyon kişinin erken ölümüne katkıda bulunduğu tahmin edilmektedir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a>. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) küresel ölümlerin %23’ünden çevresel kirliliğin sorumlu olduğunu açıklamaktadır. Beş yaşın altındaki çocuklarda %26’ya kadar çıkabilen bu oranın, çevresel risklerin ortadan kaldırılması halinde tümüyle önlenebileceği de DSÖ tarafından açıklanmaktadır<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>.</p></blockquote>
<p>Madenler çevresel kirliliğin önemli bir kaynağıdır. Maden, yer kabuğunda filiz olarak isimlendirilen bileşimler halinde bulunan, iç ve dış doğal etkenlerle oluşan minerallere verilen genel addır. Türkiye, maden yatakları bakımından zengin bir ülkedir. Dünyada ticareti yapılan 90 madenden 77’si ülkemizde bulunmaktadır. Madenlerin GSYİH’deki payı yaklaşık %1 olarak açıklanmaktadır. Ancak sektörün yol açtığı sağlık ve ekolojik sorunların maliyeti bilinmemektedir.</p>
<p>Madenlerin sağlık etkileri madenlerde çalışanların sağlık ve güvenlik sorunları, madenlerin çevresinde yaşayanların sağlık ve güvenlik sorunları ve madenler nedeniyle ortaya çıkan çevre sorunları olmak üzere üç ana başlık üzerinden incelenebilir. Bu yazıda kömürün sağlık etkilerine değinilmeyecektir. Kömür ve kömürlü termik santraller için “<em>Kömürlü Termik Santrallerin Sağlık Etkileri</em>” adlı yayına bakılabilir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a>.</p>
<p><strong><em>Madenlerde çalışanların sağlık ve güvenlik sorunları</em></strong></p>
<p>Madenlerde çalışanların en önde gelen sağlık ve güvenlik sorunu iş kazalarıdır. Bunu meslek hastalıkları ve işle ilgili hastalıklar izler.</p>
<p>Ülkemizde maden işçilerine yönelik yapılan yasal düzenlemelere rağmen maden ocaklarında özellikle yer altı maden ocaklarında iş sağlığı ve güvenliği tam anlamıyla tesis edilememiştir. Bu durumun ortaya çıkmasında, rödovans uygulamasının halen yaygın bir şekilde devam etmesi, denetim ve kontrollerin yetersiz olması, işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin sağlanmasına yönelik gerekli özeni göstermemesi, işçilerin gelişmiş bir iş sağlığı ve güvenliği kültürüne sahip olmaması gibi etkenler temel rol oynamıştır. Özel sektör tarafından işletilen maden ocaklarında özellikle, yer altı kömür madenlerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarında büyük aksaklıklar görülmektedir. Özel sektör işletmelerinin işçilerin sağlığını ve güvenliğini ön planda tuttuğunu söylemek pek mümkün değildir. Özel sektör maden işletmeleri daha ziyade ticari kazanç gayesi ile hareket etmektedir. Bu anlayış da iş sağlığı ve güvenliği politikalarına yansımaktadır<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a>.</p>
<p><strong><em>Madenlerin çevresinde yaşayanların sağlık ve güvenlik sorunları</em></strong></p>
<p>Çevresinde yaşayanların madenler nedeniyle karşı karşıya kaldığı sağlık ve güvenlik sorunları madenin taşınması sırasında ve maden alanında patlama vb. yaşanan kazalar ve madenin yol açtığı kirlilik nedeniyle ortaya çıkan hastalıklar olarak sıralanabilir.</p>
<p>Bazı madenlerin yol açtıkları sağlık sorunları şöyle sıralanabilir:</p>
<ul>
<li>Çinko: (Solunum yoluyla alınması halinde) Öksürük, solunum güçlüğü, alerjik reaksiyonlar;</li>
<li>Kadmiyum: Böbrek fonksiyonlarında hasar, dolaşım sisteminde hasar, solunum sisteminde hasar, akciğer kanserlerinde artış, prostat kanserlerinde artış, ani ölümler;</li>
<li>Kurşun: Çocuklarda zekâ geriliği, öğrenme güçlüğü, konsantrasyon bozukluğu, davranışsal bozukluklar, sindirim sistemi (gastrit vb) sorunları;</li>
<li>Arsenik: Çocuklarda kalp hastalığı ve kan hücrelerinde hasar, mesane kanseri görülme sıklığında artış, cilt kanseri görülme sıklığında artış, diğer kanserler (Akciğer, böbrek, kolon, karaciğer), şeker hastalığı görülme sıklığında artış.</li>
</ul>
<p>Araştırmalar, madencilik faaliyetlerinin yakın çevresinde yaşamanın birçok sağlık sorununa yol açabildiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Eski bir maden bölgesinin insan sağlığı üzerindeki potansiyel risklerini ölçmek için Cartagena-LaUnión&#8217;da (İspanya&#8217;nın güneydoğusu) yapılan bir çalışmada; atmosferik serpintilerde yüksek çinko (Zn), kurşun (Pb), arsenik (As), kadmiyum (Cd) ve antimon (Sb) içerikleri ölçülmüştür. Kentsel bölgedeki atmosferik birikim çoğunlukla sülfat ve sülfürleri içeriyordu. Bu bölgede özellikle arsenik ve kurşun içerikleri nedeniyle eşiklerin üzerinde kanser ve tehlike riskleri tespit edilmiştir<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>.</p>
<p>Güneybatı Çin&#8217;in Yunnan eyaletinde bulunan Huodehong kurşun-çinko madenciliği sahası yakınlarında yaşayanlar arasında kimyasal elementlere ve sağlık risklerine çoklu maruz kalmanın değerlendirildiği bir çalışmada; ekili toprakların Cd, Pb ve Zn tarafından kirlendiği gösterildi. Yapraklı sebzelerdeki element içerikleri diğerlerinden daha yüksek bulundu. Çalışma alanında yetiştirilen darının Cd, Cr ve Pb içerikleri kısmen veya tamamen Çin tarafından belirlenen güvenlik standartlarını aşmıştı ve Pb önemli bir kirletici haline gelmişti. Bölgede yaşayanların saçlarındaki yüksek Cd ve Pb düzeyleri, sahanın yakınlarındaki topraklarda yetiştirilen ürünlerdeki yüksek Cd ve Pb düzeyleriyle tutarlıydı; bu durum çalışma alanında yaşayan insanların yüksek risk altında olduğuna ilişkin kanıt niteliği taşımaktadır. Madencilik bölgesinde, kadınlar Cd, Cu ve Pb&#8217;ye maruz kalma konusunda erkeklerden daha yüksek risk altındaydı<a href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>.</p>
<p>Ukrayna’da açık manganez (Mn) madenlerinin çevrede yaşayan çocukların sağlığına etkisinin incelendiği bir araştırmada; Mn-maden bölgesinde yaşamanın çocukların sağlığına zararlı sonuçları olduğu gösterilmiştir.  Belirlenen ana etkiler, kemik büyümesindeki ve bağışıklık fonksiyonundaki eksiklikleri ve somatik hücre mutasyonunu içermiştir<a href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>.</p>
<p>Balıkesir Balya’da (1892-1940 arasında Fransızlar tarafından kurşun, çinko ve gümüş madenciliği yapılmıştır) yapılan bir araştırmada; bölgeden alınan topraklarda madenden kaynaklanan ağır metal kirliliği tespit edilmiştir. Topraklardaki As, Pb, Zn ve Cd konsantrasyonlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Maden bölgesine yakın olan Sarısu toprağındaki ağır metal kirliliğinin diğer yerlere göre daha fazla olduğu belirlenmiştir. Ağır metal kirliliği içeren bu toprakların çocuklar tarafından bilinçli ya da bilinçsiz olarak yenmesi, çocukların sağlığı açısından büyük risk taşımaktadır<a href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a>.</p>
<p>Yine Balya’da yapılan ve 2012 yılında yayınlanan bir araştırmada; önemli oranda maden atığı ve flotasyon ürünü malzemenin Sarısu deresi yanında ve Sarısu deresini besleyen yan derelerin taşkın yataklarında hiçbir önlem alınmadan depolandığı, maden atıklarından kaynaklanan asidik maden drenajının gerek Sarısu deresine aktığı gerekse de çevrede küçük göletçikler halinde biriktiği tespit edilmiştir. Maden atıkları, dere sedimanları ve ana kayadan alınan örnekler üzerinde yapılan ağır metal ve radyoaktif element analizlerinde, önemli oranda sülfür bileşikleri belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, maden atıklarında çevre ve su kalitesine zarar verecek oranda arsenik, bakır ve kurşun içeriği bulunduğu tespit edilmiştir. Sahada, yüksek oranda arsenik ve diğer metal içeren asidik maden drenajı yüzeysel sulara karışmakta ve kirlenmelerine neden olmaktadır<a href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a>.</p>
<p><strong><em>Madenler nedeniyle ortaya çıkan çevre sorunları</em></strong></p>
<p>Madenler nedeniyle su kirliliği, hava kirliliği, toprak kirliliği, gürültü kirliliği, radyoaktif kirlilik, atıklar, biyoçeşitliliğin azalması ve doğanın tahrip edilmesi gibi pek çok çevre sorunu karşımıza çıkar. Açık ocak madenciliği kapalı ocak madenciliğine kıyasla, çevre açısından daha fazla olumsuz etki yaratır.</p>
<p>Madenciliğin çevreye en çok zarar verilen aşaması, çıkarılan cevherin ya açık havada kimyasal işlemlerle (siyanürle, sülfürik asitle ve başka kimyasallarla) yıkanması olan yığın liçi ya da kavrulması anlamına gelen kavurma-ergitme işlemleridir. İlk aşamada çevreye yüksek miktarlarda toz, katı atık, gaz, ağır metal ve kirli sıvılar yayılır ve çok büyük miktarlarda su tüketilirken; ikincisinde de başta kükürtlü olmak üzere zehirli gazlar yayılır<a href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a>.</p>
<p>Siyanür oldukça toksiktir ve çevreye yayılması durumunda önemli çevresel etkilere ve halk sağlığı risklerine neden olabilir. Siyanür saçılmaları balık ölümlerine, içme suyu kaynaklarının kirlenmesine ve tarım alanlarının zarar görmesine yol açar.</p>
<p>Dünyadaki bazı örnekler siyanürün yol açtığı sağlık ve çevresel tehlikeyi göstermesi bakımından önem taşımaktadır<a href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a>:</p>
<ul>
<li>Meksika, 2014: 500.000 galon siyanür çözeltisi, Proyecto Magistral madenindeki yoğun yağışlardan sonra istinat havuzundan döküldü.</li>
<li>Kırgızistan, Kumtor Altın Madeni, 1998: 2 ton sodyum siyanür taşıyan bir araç Barskoon nehrine düştü ve 2.000&#8217;den fazla insan tıbbi tedaviye gereksinim duydu.</li>
<li>Romanya, Aural Gold, 2000: Bir atık barajı patladı, 3.5 milyon metreküp siyanürlü atık Tisza ve Tuna Nehirlerine döküldü, Macaristan ve Yugoslavya’da 400 km içerisindeki balıkların ölümüne yol açtı, su kaynaklarını kirletti.</li>
<li>ABD, Zortman-Landusky Mine, Montana, 1982: 52.000 galon siyanür çözeltisi Zortman kasabası için içme suyu sağlayan akiferi kirletti. Kaza, bir maden işçisinin evdeki musluk suyunda siyanür kokusu olduğunu fark ettiğinde ortaya çıktı.</li>
</ul>
<p>Ülkemizde de 2011’de Kütahya’nın Tavşanlı İlçesi’nde Eti Gümüş AŞ’ye ait tesislerin siyanürlü su dolu havuzunda meydana gelen kazanın ardından, Tavşanlı’ya bağlı Dulkadir Köyü’nde şebeke suyundan içen 7 kişi zehirlenerek hastaneye kaldırıldı, suyu içen hayvanlar ise telef olmuştu<a href="#_ftn13" name="_ftnref13">[13]</a>.</p>
<p>Giresun Espiye’de sülfürlü madenlerin asidik maden drenajı oluşturma potansiyellerinin ve çevresel etkilerinin incelendiği bir araştırmada; madenler kapatılmış olmasına karşın, maden atıklarının etkisi altında olan tüm bölgelerde asit maden drenajı oluşmuştur. Bu bölgelerdeki su örnekleri genel olarak yüksek asit – yüksek /çok yoğun metal ve asit-yüksek metal özelliklerine sahiptir. Maden etkisi altındaki kirletilmiş su örneklerinde Fe, Al, Cu, Pb ve Zn en önemli kirleticilerdir. Bu kirlenmiş su örnekleri Al, As, Ba, Cd, Co, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb, Zn, SO4, NO3, ve NO2 açısından “Son Derece Yüksek Risk (SDYR)” sınıfına girmektedir<a href="#_ftn14" name="_ftnref14">[14]</a>.</p>
<p>Orhaneli ve Büyükorhan (Bursa) çevresinde madencilik faaliyetlerinin toprak kirliliği (ağır metal) üzerindeki etkilerini tespit etmek amacıyla yürütülen bir çalışmada; toprak örneklerinde krom, nikel ve vanadyum için sınır değerlerin üstünde seviyeler tespit edilmiştir. Ağır metaller açısından kirli olarak görülen alanlar mermer ve krom işletmelerinin çevresi olarak tespit edilmiştir<a href="#_ftn15" name="_ftnref15">[15]</a>.</p>
<p>Artvin Cerattepe’de kurulan bakır madeni cevherinin çıkarıldığı noktadan işletme alanına taşınana kadar sebep olduğu trafik kaynaklı CO, NO<sub>x</sub> ve PM<sub>10</sub> emisyonlarının incelendiği bir araştırmada; maden sonrası oluşacak trafiğin hava kirliliği üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğu gösterilmiştir<a href="#_ftn16" name="_ftnref16">[16]</a>.</p>
<p>Yaygın olarak karşılaşılan kömür gibi madenlerin yanı sıra etkileri tam olarak henüz bilinmeyen baryum gibi madenlerin de çevresel etkileri bilimsel araştırmalarla ortaya çıkarılmaktadır. Örneğin baryum madenciliği kadmiyum ile ilişkili bulunmuştur. Çin’de yapılan bir çalışmada; baryum madenciliğinin olduğu bir bölgede pirinç tüketimi ile kadmiyum alımının, bölgede yaşayanlarda yaşam boyu kanser riski güvenli sınırının üzerinde olduğu için yüksek sağlık riski oluşturduğu gösterilmiştir<a href="#_ftn17" name="_ftnref17">[17]</a>.</p>
<p>Çanakkale’de Koru ve Tesbihdere kurşun ve çinko madencilik bölgelerinde yapılan bir çalışmada; Koru Nehri sedimentlerinde As, Cd, Cu, Fe, Mn, Pb ve Zn konsantrasyonlarının dünya ortalamasından daha yüksek olduğu, tortulların Pb ve Zn ile şiddetli kirlendiği, Cd ve Cu ile orta derecede kirlenmenin meydana gelmiş olduğu gösterilmiştir. Koru Nehri, Türkiye su kalitesi düzenlemelerine göre kirli su olarak sınıflandırılmaktadır<a href="#_ftn18" name="_ftnref18">[18]</a>.</p>
<p>Türkiye’de Manisa/Köprübaşı’da yapılan bir araştırma uranyum madenleri ile ilgili sorunu göz önüne çıkarmaktadır. Köprübaşı uranyum yatağı ve yakın çevresi hem doğal, hem de yapılan madencilik çalışmalarından dolayı uranyum tarafından kirletilmiştir. Bu kirlenmeden, bölgedeki topraklar, yetişen bitkiler ve su kaynakları oldukça fazla etkilenmiştir. Özellikle uranyum yatağının bulunduğu alan ve çevrelerden beslenen suların, uranyum açısından Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre en az on kat daha fazla kirlendiği saptanmıştır<a href="#_ftn19" name="_ftnref19">[19]</a>.</p>
<p>Madencilik süreci (Arama faaliyetinden son ürüne kadar) sağlık ve çevre açısından sakıncalar doğurur. Bilimsel araştırmalar madenlerin hem maden işçilerinin sağlık ve güvenliği, hem de işletmeye açılan maden sahaları çevresinde yaşayanların sağlık ve güvenliği açısından olumsuz etkilere yol açabildiğini açık olarak ortaya koymaktadır. Bunlara ek olarak madenlerin işletmeye açılması doğa tahribatına da yol açmaktadır. Bu nedenle madencilik sektörü, ekolojik etkileri bakımından kapsamlı olarak gözden geçirilmelidir.</p>
<p>Madencilik faaliyetleri öncesinde hazırlanan çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporları, madenciliğin ekolojik zararlarını ortaya koymak ve önlemek açısından yetersiz kalmaktadır. Bunun en önemli iki nedeni, ÇED raporlarında genellikle projenin sağlık etkileri hakkında herhangi bir değerlendirme olmaması ve ÇED raporlarının eksik/yetersiz hazırlanmasıdır.</p>
<p>Avrupa Birliği 2014 yılında ÇED sürecinde değişikliğe giderek, sürecin iklim değişikliği ve insan sağlığı ile ilgili etkilerini de kapsaması gerektiğine karar vermiştir. Ancak henüz ülkemizde uygulamaya konulmayan bu kapsam da özellikle sağlık etkileri açısından yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle madencilik faaliyetlerine başlamadan önce ÇED ile birlikte Sağlık Etki Değerlendirmesi (SED) de yapılmalıdır.</p>
<p>SED herhangi bir politika, program ya da projenin, belli bir nüfusun sağlığı üzerindeki potansiyel etkilerinin değerlendirilebileceği işlem, yöntem ve araçlar bütünü ve bu etkilerin nüfus içerisindeki dağılımıdır. SED toplumun sağlığını etkilemesi olası durumların kanıta dayalı olarak değerlendirildiği işlem, yöntem ve araçların bir karışımı olarak da tanımlanabilir. SED ile toplumun sağlığını etkilemesi olası durumla ilgili bir öneri/teklif sunulabilir ve/veya önerilen bir teklifin toplumun sağlık durumu üzerine olası olumlu ve olumsuz etkileri kanıta dayalı olarak ortaya konabilir.</p>
<p>_______________________________</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Prof.Dr., Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Landrigan PJ, Fuller R, Acosta NJR, Adeyi O, Arnold R, Basu NN, et al.(2018). The Lancet Commission on pollution and health. Lancet; 391:462–512.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> WHO (2016). Preventing disease through healthy environments: a global assessment of the burden of disease from environmental risks / Annette Prüss-Üstün … [et al]. World Health Organization.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Pala, K. Kömürlü Termik Santrallerin Sağlık Etkileri, Bursa Tabip Odası yayını, Eylül 2014, Bursa.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Karaahmetoğlu A. (2019). Maden İşçilerinin Çalışma Koşulları ve Madenlerde Alınması Gerekli Önlemler. Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, Bursa.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Blondet I. (2019). Atmospheric dust characterisation in the mining district of Cartagena-La Unión, Spain: Air quality and health risks assessment. Science of the Total Environment 693:133496.</p>
<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Wang Y. (2017). Assessment of multiple exposure to chemical elements and health risks among residents near Huodehong lead-zinc mining area in Yunnan, Southwest China. Chemosphere; 174:613-627.</p>
<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Ykateryna D. Duka et al. (2011). Impact of open manganese mines on the health of children dwelling in the surrounding area Emerging Health Threats Journal; 4: 7110.</p>
<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> Karadaş C (2008). Balya İlçesi ve Yakın Köylerindeki Toprak Kirliliğinin Çocuklar Üzerine Etkisinin in Vitro Gastrointestinal Ekstraksiyon Yöntemi İle Belirlenmesi. Balıkesir Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Kimya Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir.</p>
<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> Simşek C., Gündüz O., Elçi A. (2012). Terkedilmiş Balya (BALIKESİR) Pb-Zn Maden Atıklarının Ağır Metal ve Doğal Radyoaktivite İçeriği ve Çevre Kalitesi Açısından Değerlendirilmesi. Mühendislik Bilimleri ve Tasarım Dergisi; 2(1):43-55.</p>
<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a> WWF, Madencilikte Siyanür Kullanımı, <a href="http://www.wwf.org.tr/?1229">http://www.wwf.org.tr/?1229</a>.</p>
<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> What is cyanide? <a href="https://earthworks.org/issues/cyanide/">https://earthworks.org/issues/cyanide/</a></p>
<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13">[13]</a> POLİTEKNİK, <a href="http://politeknik.org.tr/kutahya-sel-deprem-ve-siyanurle-bogusuyor/">http://politeknik.org.tr/kutahya-sel-deprem-ve-siyanurle-bogusuyor/</a></p>
<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14">[14]</a> Sağlam, E.S. (2015). Espiye (Giresun) Sülfürlü Madenlerinin Asidik Maden Drenaj Oluşturma Potansiyellerinin ve Çevresel Etkilerinin Mineralojik, Jeokimyasal ve Jeomikrobiyolojik Yöntemlerle Belirlenmesi. Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Jeoloji Mühendisliği Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Trabzon.</p>
<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15">[15]</a> Böbrek, O. (2019). Madencilik Faaliyetlerinin Toprak Kirliliği Üzerindeki Etkilerinin İncelenmesi: Orhaneli ve Büyükorhan (Bursa) Örneği. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı, Bilecik.</p>
<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16">[16]</a> Demirarslan K.O., Çetin Doğruparmak Ş. (2019). Maden Kaynaklı Trafik Emisyonlarının Dağılımlarının Modellenmesi: Artvin Örneği. Doğal Afetler ve Çevre Dergisi 5(1): 11-21.</p>
<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17">[17]</a> Lu Q. et al. (2019) Cadmium contamination in a soil-rice system and the associated health risk: An addressing concern caused by barium mining. Ecotoxicology and Environmental Safety 183:109590.</p>
<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18">[18]</a> Sanliyuksel Yucel D., Baba A. (2018). Determining water and sediment quality related to lead-zinc mining activity. Archives of Environmental Protection; 44(3):19–30.</p>
<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19">[19]</a> Şaşmaz A (2008) Köprübaşı (Manisa) uranyum yatağı çevresinde toprak, su ve bitki örneklerinde, uranyum düzeyleri ve olası çevresel etkilerinin belirlenmesi, TÜBİTAK Projesi, Proje No: 107Y226, Elazığ.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/cevre-haberleri/madenlerin-saglik-etkileri/">Madenlerin Sağlık Etkileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kızamık Bağışıklaması İle 2000-2017 Arasında 21,1 Milyon Kişinin Ölmesi Engellendi</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/saglik-haberleri/kizamik-bagisiklamasi-ile-2000-2017-arasinda-211-milyon-kisinin-olmesi-engellendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Nov 2019 16:08:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=4017</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1920" height="1280" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kizamik-asisi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5.jpg 1920w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5-1024x683.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></div>
<p>Kızamık Bağışıklaması İle 2000-2017 Yılları Arasında Bütün Dünyada 21,1 Milyon Kişinin Ölmesinin Engellendiği Tahmin Edilmektedir. Kızamık, bulaştırıcılığı en yüksek olan enfeksiyonlardan biridir ve dünyadaki önemli hastalık ve ölüm nedenleri arasındadır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/saglik-haberleri/kizamik-bagisiklamasi-ile-2000-2017-arasinda-211-milyon-kisinin-olmesi-engellendi/">Kızamık Bağışıklaması İle 2000-2017 Arasında 21,1 Milyon Kişinin Ölmesi Engellendi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1920" height="1280" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kizamik-asisi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5.jpg 1920w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5-1024x683.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-5-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></div><blockquote><p><strong>Kızamık Bağışıklaması İle 2000-2017 Yılları Arasında Bütün Dünyada 21,1 Milyon Kişinin Ölmesinin Engellendiği Tahmin Edilmektedir.</strong></p></blockquote>
<p>Kızamık, bulaştırıcılığı en yüksek olan enfeksiyonlardan biridir ve dünyadaki önemli hastalık ve ölüm nedenleri arasındadır. Bir hasta 16-18 kişiyi enfekte edebilir.</p>
<p>Aşılamanın yaygın olmadığı 1980’li yıllarda dünyada yılda kızamığa bağlı 2,6 milyon ölüm gerçekleşmekteydi. Kızamık, güvenli ve etkin bir aşısının olmasına karşın hala dünyada en önemli çocuk ölüm nedenlerinden birisi durumundadır. 2000 yılında %72 olan bir yaşından önce tek doz kızamık aşısı yapılan çocukların oranı 2017’de %85’e ulaşmıştır. 2017’de kızamığa bağlı ölüm sayısı 110 bine düşmüştür, ölenlerin büyük çoğunluğu beş yaşın altındaki çocuklardır.<br />
2000-2017 yılları arasında, bağışıklama sonucunda kızamık nedeniyle ölümlerde %80 azalma gerçekleşmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-4018" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-4.jpeg" alt="kizamik-asisi" width="960" height="720" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-4.jpeg 960w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-4-300x225.jpeg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-4-768x576.jpeg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/11/kizamik-asisi-4-86x64.jpeg 86w" sizes="auto, (max-width: 960px) 100vw, 960px" />2000-2017 yılları arasında, kızamık bağışıklaması ile 21,1 milyon kişinin ölmesinin engellendiği tahmin edilmektedir; BU <span style="text-transform: initial;">HALK SAĞLIĞI ALANINDAKİ EN ETKİN UYGULAMADIR.<br />
</span>(Kaynak: https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/measles )</p>
<p>Ülkemizde kızamık olgularında 2019’da büyük bir artış gözlenmektedir. 2008’de 3 olan olgu sayısı 2013 yılındaki salgınla 7415’e yükselmiş, sonrasındaki yıllarda düşüş göstermiş olmasına karşın 2019’un ilk dokuz ayında 2666 kızamık olgusuna tanı konmuştur. Bu 2013&#8217;teki salgından sonra en yüksek olgu sayısıdır.<br />
Olguların büyük çoğunluğunu aşısız bebekler, çocuklar, ergenler ve erişkinler oluşturmaktadır.</p>
<p><strong>AŞI HAYAT KURTARIR! SEVDİKLERİNİZİ AŞILATIN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/saglik-haberleri/kizamik-bagisiklamasi-ile-2000-2017-arasinda-211-milyon-kisinin-olmesi-engellendi/">Kızamık Bağışıklaması İle 2000-2017 Arasında 21,1 Milyon Kişinin Ölmesi Engellendi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
