<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Makale arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/category/makale/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/category/makale/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Fri, 02 Dec 2022 12:08:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Siyam ikizleri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/siyam-ikizleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2022 12:07:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=11883</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="799" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2-1024x682.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2-768x511.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2-450x300.jpg 450w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>Eng yaşamı boyunca sağlıklı olarak kalırken, Cheng 1870 yılında bir felç geçirmiş ve sağ bacağını kullanamaz durumda kalmış. Ancak, kardeş Eng ölümlerine kadar yapışık kardeşine destek olmuş Birbirine yapışık olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/siyam-ikizleri/">Siyam ikizleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="799" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2-1024x682.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2-768x511.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-2-450x300.jpg 450w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><blockquote><p>Eng yaşamı boyunca sağlıklı olarak kalırken, Cheng 1870 yılında bir felç geçirmiş ve sağ bacağını kullanamaz durumda kalmış. Ancak, kardeş Eng ölümlerine kadar yapışık kardeşine destek olmuş<br />
Birbirine yapışık olarak doğan ikizler tüm dünyada Siyam İkizleri olarak anılıyor. Yaklaşık iki yüz bin doğumda görülen ender bir durum ama ilginç olarak Güneydoğu Asya ve Afrika&#8217;da görülme oranı biraz daha fazla. Bu şekilde dünyaya gelmeye çalışan bebeklerin en az yarısı anne karnında, yaklaşık üçte biri de doğumdan sonraki 24 saat içinde ölüyorlar. Tuhaf ama canlı doğanların üçte ikisi kız oluyor. Kız çocukların hayata tutunma becerisi daha mı iyi acaba?</p></blockquote>
	<blockquote id='bsq-8194' class="bs-quote bs-quote-2 bsq-t1 bsq-s2 bsq-left">
		<div class="quote-content">
			<p>Siyam ikizleri</p>
		</div>
					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/ozdemir-aktan2-1.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Özdemir Aktan										</span>				
									<span class="quote-author-job">Prof.Dr.</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Bu ilginç doğum olayına isim verenler ise Chang ve Eng Bunker (1811-1874) olmuş. Bu ikili Siyam&#8217;da doğduklarından (günümüzde ülkenin adı Tayland oldu) tüm dünyada bu isimle anılıyor.</p>
<p>Cheng ve Eng Bunker&#8217;ın çok ilginç bir yaşam serüveni olmuş. Çin x kökenli bu iki kardeş 1829 yılında ABD&#8217;ye getirilmiş ve burada sahne hayatları başlamış. 1839 yılına kadar ülkeyi dolaşıp, bu ilginç durumu görmek isteyenlerden önemli miktarda para kazanmışlar. Yeterli miktarda kazandıklarını düşündüklerinde de Kuzey Carolina&#8217;da bir çiftlik satın alıp yerleşmişler.</p>
<p>Amerikan vatandaşı olup Bunker soyadını alarak evlenmişler. Şimdi sıkı durun: Tam 21 çocukları olmuş. On iki kız ve dokuz erkek çocuktan hiçbiri ikiz olmamış. Aralarındaki anlaşmaya göre üçer günlük periyotlarla ev değiştirmişler. Kimin evinde kalınıyorsa diğer kardeşin hiçbir işe karışmadan sessiz kalması da anlaşmanın bir parçasıymış.</p>
<p>Çiftliklerinde önemli sayıda köle barındıran kardeşler güneyin kaybettiği iç savaş sonrasında epeyce bocalamışlar ama yaşam devam etmiş elbette.</p>
<p>Eng yaşamı boyunca sağlıklı olarak kalırken, Cheng 1870 yılında bir felç geçirmiş ve sağ bacağını kullanamaz durumda kalmış. Ancak, kardeş Eng ölümlerine kadar yapışık kardeşine destek olmuş. Nihayet 1874 yılı ocak ayında bronşit nedeni ile durumu kötüleşen Cheng ölmüş. Kardeşinin ölümünden iki saat sonra da Eng ölmüş. Anlaşılan o ki zaman zaman fikir ayrılıkları olsa da Cheng ve Eng 63 yıl birlikte uyum içinde yaşamlarını sürdürmüşler.</p>
<p>Bu şekilde yaşamlarını sürdüren başka yapışık ikizler de olmuş ama hiçbiri Chang ve Eng kadar ünlü değil. Günümüzde yapışık ikizlerin ayrılması için son derece karmaşık cerrahi girişimler yapılıyor ve başarılı olunuyor. Yapışık oldukları bölgeye göre kardeşlerden birinin gözden çıkarılması da söz konusu olabiliyor.</p>
<p>Siyam ikizleri göğüs kafeslerinde yapışık olarak doğmuşlar ve karaciğeri ortak kullanıyorlarmış. Şimdiki olanaklarla bu kardeşlerin ayrılması sağlanıp her ikisinin sağlıklı bir yaşam sürdürmesi mümkün olurdu.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-11884 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-1.png" alt="siyam-ikizleri" width="358" height="268" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-1.png 652w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-1-300x225.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/12/siyam-ikizleri-1-86x64.png 86w" sizes="(max-width: 358px) 100vw, 358px" /></p>
<p>Kardeşlerin ölümünden sonra &#8220;bilim ve insanlığa&#8221; hizmet amacı ile Philadelphia&#8217;da otopsi yapılmış. Cheng&#8217;in ölümünün beyne sıçrayan bir pıhtı sonucu olduğu gösterilirken, kardeşi Eng&#8217;in neden öldüğü konusunda bir bulguya rastlanmamış. Mesanesinin idrar ile dolu olması ve sağ yumurtalığının yukarı doğru çekilmiş olması göz önüne alındığında ölüm nedeninin kardeşinin ölümünden kaynaklanan &#8220;korku&#8221; olabileceği kanaati oluşmuş. Eminim ki modern tıp daha bilimsel bir açıklama getirirdi.</p>
<p>Kardeşlerin yapışık karaciğeri halen Philadelphia&#8217;da Mütter Tıp Müzesinde sergilenmekte. Einstein&#8217;ın beyin örnekleri de aynı müzede yerini almış. Kardeşlerin mezarları da Philadelphia&#8217;da.</p>
<p>İkizlerin neden yapışık doğduklarına verilen cevap pek yeterli değil. İkiz doğumları için döllenen iki yumurta gerekiyor. Normalde iki ayrı yumurta beklenirken neden yapışık oluyorlar bilinmiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: <a href="https://t24.com.tr/yazarlar/ozdemir-aktan/siyam-ikizleri,37612" target="_blank" rel="noopener">t24.com.tr</a></p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/siyam-ikizleri/">Siyam ikizleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekvatordayım</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/ekvatordayim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Mar 2022 09:25:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=10356</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="840" height="560" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="ekvatordayim" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim.jpg 840w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 840px) 100vw, 840px" /></div>
<p>Bilmem daha önce paylaşmış mıydım, büyük dedelerimden biri Osmanlı’nın son vakanüvislerinden Ahmed Lutfi Efendi’dir. Bu görevde en uzun süre kalanlardan biri, tam 41 yıl sürdürmüş vakanüvis olarak görevini. Araya İstanbul [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ekvatordayim/">Ekvatordayım</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="840" height="560" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="ekvatordayim" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim.jpg 840w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/ekvatordayim-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 840px) 100vw, 840px" /></div><blockquote><p>Bilmem daha önce paylaşmış mıydım, büyük dedelerimden biri Osmanlı’nın son vakanüvislerinden Ahmed Lutfi Efendi’dir. Bu görevde en uzun süre kalanlardan biri, tam 41 yıl sürdürmüş vakanüvis olarak görevini. Araya İstanbul Şehremini, Rumeli Kazaskeri, vezirlik gibi görevler eklense de Osmanlı devletinin 1825-1879 yıllarını aktardığı 16 ciltlik tarihiyle biliniyor daha çok. Vekayi’-name diye anılan bu tarih yazımları daha çok siyasi hayata dair, o nedenle diğer taraftan büyük dedemle paralel hayatları sonsuzlukta değil ama yüz yıl sonra benimle kesişince babamdan aldığım soyadımın anlamı da ortaya çıkıyor. Niğbolu Muhafızı Mehmet Sadık Paşa muhafız zade olarak Ahmed Lütfi Efendi tarih yazımına girince, bize de korumak düşmüş gelecek kuşaklarda. O da benimle sonlanıyor soyadı taşıyıcısı erkekler olduğundan. Şimdi merak etmişsinizdir, neden bunları andığımı.</p></blockquote>
	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-2 bsq-t1 bsq-s2 bsq-left">
		<div class="quote-content">
			<p>Ekvatordayım</p>
		</div>
					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/03/sebnem-korur-fincanci-3.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Dr. R. Şebnem Korur Fincancı										</span>				
									<span class="quote-author-job">Türk Tabipleri Birliği Başkanı</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Vakanüvislik o dönemlerin gazeteciliğine de benziyor, tarihçi deseniz içinde yaşadığı yılları not düştüğü için bir tarih yazımı ama günceli de içerince biraz da gazetecilik. Dönemin olgu yazımı, ama kim için olduğuna bakmalı. Saray görevlisi önünde sonunda. Sarayın dediğini, demek istediğini yazacak, başka seçeneği yok. Resmi tarih, resmi gazetecilik&#8230; Oysa gazeteci bağımsız olmalı, nesnel olmalı&#8230; Öyle değil mi? Vakanüvis büyük dedem bir süredir aklımı kurcalıyor o nedenle. Bugünün gazeteciliğini düşünüyorum, bağımsızlığı, bağımsızlığımızı teslim etme, teslim olma nedenlerimizi. Nesnellikten alabildiğine uzaklaşmayı.</p>
<p>Malum 2020 yılının eylül sonunda Türk Tabipleri Birliği seçimleri olmuş, bizler de on bir kişi merkez konseyi üyeleri olarak seçilmiştik. Daha seçim olmadan, aday listesi duyulur duyulmaz bir yandan yandaşlar, bir yandan da yandaş olmadığını beyan edenlerin bir kısmı daha biz seçilip kendi aramızda görev paylaşımı yapamadan başkanlığımı ilan etmiş ve pek öfkelenmişti. Bizim seçim sistemimizde başkan ayrı seçilmediğinden, on birimiz de başkan adayı olabilirdik. Bu saldırılar diğer arkadaşlarımın elinden o hakkı almış oldu, mecburen bir buçuk yıldır meslek örgütümün başkanlığını yapmaya gayret ediyorum. Aman, sakın bu mecburiyetten hoşnutsuz olduğum düşünülmesin, sadece meslek örgütümün emekçilerinden biri olmaktan onur duyduğumu, bir tanımlamanın gerekmediğini ifade etmek istedim.</p>
<p>Bu bir buçuk yıl boyunca on birimizin de bu örgütün başkanlığını temsil edebileceğini göstermek için elimizden geleni yaptık. Yalnız on bir de değil, yüz bini aşan üyenin hatta üye olmayanların da sesini duymaya, duyurmaya, karar mekanizmalarında varlığını hissettirmeye çalıştık, tüm memleketi dolaşıp buluşmalarla sözlerini çoğaltarak. Koskoca bir buçuk yıl&#8230; Seçim dönemi geliyor, üç ay sonra görevi yeni seçilecek meslektaşlarımıza devredeceğiz. Yetemedik belki her şeye, her yere ama elimizden geleni yaptık.</p>
<p>Elimizden gelmeyenlerden biri ne yazık ki sansürü aşmaktı. Resmi haber yazımlarını değiştiremedik. Adımızı öfkeyle anmalarını bırakın, hakikat bükücülüklerini durduramadık. Bir kısım resmi olmadığı iddia edilen yayınlarda da on biriz, birimiz olmasa da olur deyip beni görmemelerini dert etmedik ama fark etmediğimiz zannedilmesin diye dedemden aldığım mirası sürdürüp tarihe not düşmek istedim.</p>
<p>Ne gazeteci ne de tarihçiyim dedem gibi. Muhafaza konusunda da farkımız var o dedemden, hak öznelerinden yana tutarım korumayı. İki kutuplu bir dünyanın ekvator çizgisinde yer almanın özgürlüğü benimkisi. Görenlere selam olsun!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://www.evrensel.net/yazi/90564/ekvatordayim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ekvatordayim/">Ekvatordayım</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilinç, yaratıcılık ve Ramanujan</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/bilinc-yaraticilik-ve-ramanujan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Nov 2021 14:46:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=9445</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="bilinc-ramanujan" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Bilinç ve yaratıcılığın birbirini ne ölçüde etkilediği konusu her zaman tartışmaların odağında olmuştur. Zihinsel süreçlerin, ne kadar bilinçli olduğuna bağlı olarak büyük farklılıklar gösterdiği öngörülmekle birlikte bazı süreçlerin tamamen bilincin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bilinc-yaraticilik-ve-ramanujan/">Bilinç, yaratıcılık ve Ramanujan</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="bilinc-ramanujan" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>Bilinç ve yaratıcılığın birbirini ne ölçüde etkilediği konusu her zaman tartışmaların odağında olmuştur.</p></blockquote>
<p>Zihinsel süreçlerin, ne kadar bilinçli olduğuna bağlı olarak büyük farklılıklar gösterdiği öngörülmekle birlikte bazı süreçlerin tamamen bilincin dışında geliştiği, bazılarının bilincin dışında olmakla birlikte bilinçli farkındalık içerdiği belirtiliyor.</p>
<p>Bazılarına göre ise yaratıcılık tümüyle bilincin spot ışığın altında gelişiyor.</p>
<p>Yaratıcılık, insan türünün en önemli özelliği; bilim ve teknolojide ulaşılan seviye insan yaratıcılığının en büyük başarısı. Bu başarı kuşkusuz bilincin ışığında meydana gelmiştir.</p>
<p>Ancak insan yaratıcılığının sağladığı bu baş döndürücü başarılara karşın, yaratıcı süreç hala gizemini koruyor.</p>
<p>Bilincin yaratıcı sürece yardım etmede veya engellemede herhangi bir rolü var mıdır sorusunun da net bir yanıtı yok. Bilinç ve bilinçdışının benzer şeyler yapan, rekabet eden süreçler olduğu görüşü egemen bir görüş olmakla birlikte şimdilerde bilinç ve bilinçdışının farklı şeyler yaptığı ve birbirini tamamladığı anlayışı hakim.</p>
<p>Bu bağlamda her karmaşık olgunun her iki sürecin bir karışımı olduğu ve birbirini tamamladığı varsayılıyor.</p>
<p>Yani yaratıcılık, bilinç ve bilinçdışının bir tür işbirliği, ama bunun nasıl olduğu konusu belirsiz.</p>
<p>Yaratıcılık, bilim ve Srinivasa Ramanujan<br />
Öte yandan yaratıcılık, zihinsel ve duyuşsal beceriler olarak tanımılanmasına rağmen, günümüzün moda kavramı inovasyon, yani yenilikçilik tanımı ile örtüşüyor.</p>
<p>Ancak yaratıcılığın çok daha karmaşık zihinsel bir süreci işaret etmekte olduğu konusunda herkes hemfikir.</p>
<p>Her birey bir biçimde yaratıcıdır. Ancak hemen herkeste bulunan ve günlük yaşamlarını sürdürmek için sahip oldukları bu yaratıcılık özelliği, genel bir sınıflama içinde küçük yaratıcılık (&#8220;Little-C&#8221;) olarak tanımlanıyor.</p>
<p>Öte yandan üstün yaratıcılık olarak tanımlanan, çok özel zihinsel ve duyuşsal becerilere sahip olma durumu ise (&#8220;Big-C&#8221;) olarak tanımlı. Buna &#8220;deha&#8221; deniyor.</p>
<p>Yaratıcılık ve dehayı tanımlamak oldukça zor, ancak bazı örnekler onlara bir anlam kazandırabiliyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-9448" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-2.jpg" alt="bilinc-ramanujan" width="906" height="436" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-2.jpg 906w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-2-300x144.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-2-768x370.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 906px) 100vw, 906px" /></p>
<p>Big-C denilince ilk akla gelen isimlerden biri, 1920&#8217;de genç yaşında ölen Hintli matematikçi Srinivasa Ramanujan&#8217;dır.</p>
<p>Srinivasa Ramanujan&#8217;ın hikayesi oldukça sıra dışı. 1887&#8217;nin sonunda Madras&#8217;a (şimdiki Chennai) yakınlarında küçük bir köyde doğan Ramanujan&#8217;ın küçük yaşlardan itibaren matematiğe olan ilgisi ve tutkusu çok dikkat çekicidir. 1913 yılında Cambridge’teki ünlü sayı kuramcısı Godfrey H. Hardy&#8217;ye çalışmalarını içeren bir mektup gönderir ve Hardy daha ilk bakışta Ramanujan&#8217;ın dehasını fark ederek onun Cambridge’e gelmesini sağlar. 1914 yılında Cambridge&#8217;e giden Ramanujan, Trinity College&#8217;de eğitimini tamamlar, birçok formül keşfeder ve geliştirir. İlerleyen yıllarda sağlık sorunları yaşaması üzerine 1919&#8217;da Hindistan&#8217;a dönmek zorunda kalır. Bundan bir yıl sonra da hayatını kaybedecektir ve daha 32 yaşındadır.</p>
<p>Ondan geriye kalan bir kutu el yazması ve üç defter Cambridge&#8217;teki Trinity College&#8217;ın Wren Kütüphanesi&#8217;nde bulunuyor. Bu sararmış kağıtlar ve defterleri inceleyen bilim insanları Ramanujan’ın, yaşadığı dönemin çok ötesinde öngörüler içeren formüller yazmış olduğunu belirtiyorlar. Bunlar içinde en göze çarpan şeylerden biri &#8220;K3 yüzeyleri&#8221; ile ilgili olanlar.</p>
<p><strong>Sicim kuramı ve ek boyutlar</strong><br />
Ramanujan, 1910&#8217;lu yıllarda sayıların soyut dünyasında çalışırken fizikçiler kuantum kuramını anlamaya çalışıyorlardı. Bu kuram Görelilik Kuramı ve mevcut fizik yasaları ile çelişiyordu ve fizikçiler bu çelişkiler yumağı içinde kendilerine bir çıkış yolu arama çabası içine girdiler. Ancak bu çok kolay değildi.</p>
<p>Çok sonraları, 1960&#8217;lar sonrası, bilim insanları nihai çözümün bu iki kuramın (Kuantum ve Görelilik) birleştirilmesinde olduğu fikrinden hareketle &#8220;her şeyin kuramı&#8221;nı tasarladılar. Bu hedefi gerçekleştirmeye dönük olarak ortaya konulan Sicim Kuramı mevcut boyutlara ek başka uzaysal boyutlar öneriyordu.</p>
<p>Bu ek boyutlar, bizim algımız dışında fazlasıyla çok küçük olup belirli bir geometrik yapıya sahiptiler ve bu tanım Calabi-Yau çokkatlıları (manifoldları) ya da Calabi-Yau uzayları adı verilen bir geometrik sınıflamaya uyuyordu. Ve bu sınıflamadan biri, Ramanujan&#8217;ın daha kimsenin bu yönde bir fikre sahip olmadığı dönemde öngördüğü K3 yüzeyleri idi.</p>
<p>Ramanujan&#8217;ın el yazması. 1729&#8217;un iki küpün toplamı olarak yazılışı sağ alt köşededir</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-9450 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-3.jpg" alt="bilinc-ramanujan" width="766" height="656" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-3.jpg 766w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/11/bilinc-ramanujan-3-300x257.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 766px) 100vw, 766px" /></p>
<p>Srinivasa Ramanujan&#8217;ın bir de 1729 hikayesi var:</p>
<p>Onu İngiltere&#8217;ye davet eden Hardy olayı şöyle anlatıyor: “Bir keresinde Putney&#8217;de hasta olduğu zaman Ramanujan&#8217;ı görmeye gittiğimde 1729 numaralı bir taksi ile yolculuk yaptım ve bu sayının bana oldukça sıkıcı geldiğini ve bunun olumsuz bir işaret olmadığını umduğumu söyledim. ‘Hayır’ diye yanıtladı, ‘Çok ilginç bir sayı; iki küpün toplamı olarak iki farklı şekilde ifade edilebilen en küçük sayıdır.’&#8221; Bu sayının açık ifadesi daha sonra Ramanujan’dan kalan el yazması kağıtlar içinde bulundu.</p>
<p>Ayrıca formülleri bulduğu yöntemler de belirsizliğini koruyor. Ramanujan, Hardy&#8217;ye bulduğu formülleri gece rüyasında duvara yazılı şekilde gördüğünü söyler; bu çok saçma görünse de bunun anlamı, onun muhteşem beyninin ona sağladığı bir ayrıcalıktır.</p>
<p>Hatırlayın, ünlü fizikçi Wheeler, Einstein için şöyle diyordu: Nasıl olur da, bir kişi öngörülemez bir teoriyi öngörür?</p>
<p>Deha böyle bir şey olmalı: Herkesin öngöremediğini görebilmek!</p>
<p>Güneç Kıyak / T24</p>
<p>Alıntı: https://t24.com.tr/yazarlar/gunec-kiyak/bilinc-yaraticilik-ve-ramanujan,33132</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bilinc-yaraticilik-ve-ramanujan/">Bilinç, yaratıcılık ve Ramanujan</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/ucuncu-doz-mrna-asisi-gerekli-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Kayıhan Pala]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Oct 2021 13:31:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=9111</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1200" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="mrna-asi-doz" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-1536x1152.jpg 1536w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div>
<p>COVID-19 pandemisi sırasında, acil kullanım izni alan aşıların yaygın olarak kullanıldığı ülkelerde, delta varyantı gibi yeni endişe verici varyantlara rağmen hastaneye yatış ve ölümlerdeki anlamlı azalma, aşıların önemini giderek artırıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ucuncu-doz-mrna-asisi-gerekli-mi/">Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1200" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="mrna-asi-doz" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-1536x1152.jpg 1536w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/10/mrna-asi-doz-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div><blockquote><p>COVID-19 pandemisi sırasında, acil kullanım izni alan aşıların yaygın olarak kullanıldığı ülkelerde, delta varyantı gibi yeni endişe verici varyantlara rağmen hastaneye yatış ve ölümlerdeki anlamlı azalma, aşıların önemini giderek artırıyor. Örneğin ABD San Diego’da COVID-19 nedeniyle hastaneye yatış hızı aşısızlarda tam aşılı olanlara göre 46 kat daha yüksek gözlenmiştir<sup>1</sup>. COVID-19 nedeniyle ölenlerin büyük çoğunluğunu da aşısız ve eksik aşılı olan kişiler oluşturmaktadır.</p></blockquote>
	<blockquote id='bsq-6252' class="bs-quote bs-quote-2 bsq-t1 bsq-s2 bsq-left">
		<div class="quote-content">
			<p>Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</p>
		</div>
					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/kayihan-pala.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Kayıhan Pala										</span>				
									<span class="quote-author-job">Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi.</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Bilindiği gibi, dünyada ilk toplu aşılama programı 2020 yılı Aralık ayı başlarında, ülkemizde ise yaklaşık bir buçuk aylık gecikmeyle 2021 yılının Ocak ayının ikinci yarısında başladı.</p>
<p>Bugüne kadar, ülkemizde kullanılan iki aşı da içinde olmak üzere altı aşıya Dünya Sağlık Örgütü tarafından Acil Kullanım Onayı verildi<sup>2</sup>. Bu aşılardan Sinovac şirketinin aşısının ikinci dozundan altı ay geçtikten sonra üçüncü bir aşıya duyulan gereksinim yaygın olarak kabul görüyor<sup>3</sup>. Bilim insanları iki doz Sinovac aşısı olan kişilere ikinci dozdan 6 ay geçtikten sonra 3. doz aşıyı öneriyor. Üçüncü doz yine Sinovac aşısı olabileceği gibi BionTech şirketinin aşısı da olabilir. Ben örneğin, 2 Sinovac sonrası bir doz BionTech aşısını tercih ettim, sağlık çalışanlarının çoğunluğu gibi.</p>
<p>BionTech şirketinin aşısıyla ilgili ağırlıklı olarak şirketlerin yetkilileri tarafından gündeme getirilen 3.doz tartışması ise kafa karıştırıyor. Bilim insanları arasında üçüncü bir dozun herkes için gerekli olup olmadığı konusunda henüz bir fikir birliği yok. Ülkemizde de ikinci mRNA aşısının üzerinden altı aya yakın zaman geçen yurttaşlar haklı olarak soruyor: Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</p>
<p>Bağışıklığı baskılanmış kişilerde (Aktif kanser tedavisi, organ nakli, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç alınması, son iki yıl içinde kök hücre nakli, orta veya şiddetli primer immün yetmezlik sendromu, HIV enfeksiyonu, yüksek doz kortikosteroid tedavisi vb.) üçüncü doza gereksinim duyulduğu biliniyor, ancak bağışıklık sistemiyle ilgili herhangi bir sorunu olmayan kişilere ikinci aşıdan sonra üçüncü bir doz yapmak gerekecek mi, gerekirse doz aralığı ne kadar zaman olmalı sorularının yanıtları henüz belirsiz.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta 22 Eylül 2021 tarihinde ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), ABD için Biontech aşısının üçüncü dozuna ilişkin bazı kişilere acil kullanım izni yayınladı<sup>4</sup>. Bu kişiler şunlar:</p>
<ul>
<li>65 yaş ve üzeri kişiler,</li>
<li>COVID-19 hastalığını şiddetli geçirme riski yüksek belirli tıbbi sorunları olan<sup>5</sup> (kanser, kronik böbrek yetmezliği, kronik tıkayıcı akciğer hastalığı, astım, interstisyel akciğer hastalığı, kistik fibrozis, pulmoner hipertansiyon, kronik akciğer hastalıkları, demans veya diğer nörolojik durumlar, şeker hastalığı, Down Sendromu, kalp rahatsızlıkları (kalp yetmezliği, koroner arter hastalığı, kardiyomiyopatiler veya hipertansiyon gibi), HIV enfeksiyonu, zayıflamış bağışıklık sistemi rahatsızlıkları, karaciğer hastalığı, aşırı kiloluluk ve şişmanlık, gebelik, orak hücre hastalığı veya talasemi, mevcut veya eskiden sigara içmek, organ veya kök hücre nakli, inme veya serebrovasküler hastalık ve madde kullanım bozuklukları) 18 ila 64 yaş arasındaki kişiler,</li>
<li>Kurumsal veya mesleki olarak COVID-19&#8217;a maruz kalma ve bulaşma açısından yüksek risk<sup>6</sup> altındaki (İlk müdahale ekipleri (sağlık çalışanları, itfaiyeciler, polis, toplu bakım personeli), eğitim personeli (öğretmenler, destek personeli, kreş çalışanları), gıda ve tarım işçileri, imalat işçileri, infaz memurları ve gardiyanlar, posta hizmetleri çalışanları, toplu taşıma çalışanları, gıda satış yerlerinde çalışanlar) 18 ila 64 yaş arası meslek sahipleri.</li>
</ul>
<p>Görüldüğü gibi, her ne kadar rutin olarak herkese önerilmese de ABD’de Biontech aşısının 3.dozu için belirlenen kapsam oldukça geniş. Bu kapsam belirlenirken bilimsel araştırmalar kaynak olarak gösteriliyor.</p>
<p>Ülkemizde ise bırakın araştırmaların kaynak olarak karar verme süreçlerinde kullanılmasına, üzerinden bir buçuk yılı aşkın zaman geçtiği halde henüz olguların ve ölümlerin yaş ve cinsiyet dağılımı bile açıklan(a)mıyor.</p>
<p>Üçüncü doz gerekli mi, kimlere gerekli ve doz aralığı ne kadar zaman olmalı sorularına bilimsel bir izdüşümden yanıt verebilmek için ülkemizde kullanılan aşıların toplumdaki etkililik sonuçlarını görmeye ihtiyacımız var. Çünkü şu ana kadarki veriler, Biontech aşısının oluşturduğu bağışıklık yanıtının güçlü bir şekilde 9-12 ay devam ettiğini gösteriyor ve 2 doz Biontech olan kişilerin 9-12 ay boyunca ek doz aşı olmalarına gerek yok<sup>7</sup>. Bu kişilerde 3. doz aşıya ihtiyaç olup olmayacağı ve ne zaman olacağı bu konuda toplum verilerine, yapılmakta olan çalışmaların sonuçlarına ve ortaya çıkabilecek yeni varyantlara göre belli olacak.</p>
<p>Ülkemizde COVID-19 aşılarıyla ilgili esas gündem, henüz tam aşılı yurttaşların oranının düşük olmasıdır. Ekim ayının başında 2 doz aşı olmuş yurttaşların oranı yalnızca %53’tür ve 2 doz aşı olan yaklaşık 6 milyon kişinin Sinovac aşısı olduğu düşünülecek olursa, tam bağışık kişi oranının ancak %47’yi bulduğu hesaplanabilir. Üstelik beş milyonu aşan sığınmacının aşı durumu hakkında herhangi bir bilgi de söz konusu değildir. Ülkemizde aşı programına başladıktan sekiz buçuk ay geçtikten sonra henüz toplumun yarısı bile tam bağışık duruma getirilememiştir. Bu durumda COVID-19 pandemisine aşı ile güçlü bir yanıt vermek olanaklı görünmemektedir.</p>
<p>3.doz tartışmasını şirketlerin müdahalesinden uzak bir biçimde yapmak gerekir. Maalesef aşıların kamusal bir ürün olmaması, bu tartışmayı bütün dünyada zorlaştırmaktadır. Aşıların değişen virüse ne zaman uyarlanması gerektiği, kaç doz yapılmasının uygun olacağı, doz aralığının süresi vb. konuların bilim insanları tarafından bilimsel kanıtlar ışığında tartışılması, karar vericilerin de şirketlerin çıkarına değil, bilim insanlarının önerilerine uygun biçimde halkın yararına karar alması gerekir.</p>
<p>Bu konuda ülkemiz açısından en önemli sorun, bilim insanlarının konuyu tartışmak için aşıların etkililiğiyle ilgili verilere ulaşamaması ve COVID-19 hastalığı ve aşılarıyla ilgili araştırma yapmak izninin Sağlık Bakanlığı’na bağlı olmasıdır.</p>
<p>3.doz tartışmaları için; Sağlık Bakanlığı zaman geçirmeden 110 milyonu aşkın yapılmış aşı sonuçlarını ‘aşı etkililiği’ hesaplayarak kamuoyuna açıklamalı ve bilimsel araştırma yapılmasını teşvik ederek bilim insanlarına yeterince kanıt sunulmasına katkı sağlamalıdır. Sağlık Bakanlığı içtenlikle bu işlevleri üstlenmek isterse, Türkiye’de bu sürece katkı koyabilecek çok sayıda yetkin bilim insanı bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li>County of San Diego. COVID-19 Watch Weekly Coronavirus Disease 2019 (COVID-19) Surveillance Report September 29, 2021. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.sandiegocounty.gov/content/dam/sdc/hhsa/programs/phs/Epidemiology/COVID-19 Watch.pdf</li>
<li>World Health Organization. Status of COVID-19 Vaccines within WHO EUL/PQ evaluation process. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://extranet.who.int/pqweb/sites/default/files/documents/Status_COVID_VAX_19August2021.pdf</li>
<li>KLİMİK. İki doz Sinovac® aşısı oldum. Ne zaman 3. doz aşıyı olmalıyım? Hangi aşıyı olmalıyım? Published 2021. Accessed November 4, 2021. https://www.klimik.org.tr/2021/06/17/covid-19-asilariyla-ilgili-cok-sorulan-sorular-ve-yanitlari/</li>
<li>FDA. FDA Authorizes Booster Dose of Pfizer-BioNTech COVID-19 Vaccine for Certain Populations. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.fda.gov/news-events/press-announcements/fda-authorizes-booster-dose-pfizer-biontech-covid-19-vaccine-certain-populations</li>
<li>CDC. People with Certain Medical Conditions. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/need-extra-precautions/people-with-medical-conditions.html?ACSTrackingID=USCDC_2145-DM67126&amp;ACSTrackingLabel=10.01.2021 &#8211; COVID-19 Data Tracker Weekly Review&amp;deliveryName=USCDC_2145-DM67126</li>
<li>CDC. Employees and residents at increased risk for COVID-19 exposure and transmission. Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/vaccines/booster-shot.html?ACSTrackingID=USCDC_2145-DM67126&amp;ACSTrackingLabel=10.01.2021 &#8211; COVID-19 Data Tracker Weekly Review&amp;deliveryName=USCDC_2145-DM67126#HighRisk</li>
<li>KLİMİK. İki doz BioNTech aşısı oldum. Ne zaman 3. doz aşıyı olmalıyım? Published 2021. Accessed October 4, 2021. https://www.klimik.org.tr/2021/06/17/covid-19-asilariyla-ilgili-cok-sorulan-sorular-ve-yanitlari/</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ucuncu-doz-mrna-asisi-gerekli-mi/">Üçüncü doz mRNA aşısı gerekli mi?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cerrahi güzelleşme tutkusu</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/cerrahi-guzellesme-tutkusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2021 15:02:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=8899</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="cerrahi-guzellesme" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>İnsanlar neden yapay olarak güzelleşmeye çalışıyor sorusu hep sorulmuş. Üstelik de yapılan cerrahi işlemler çok da masum değil. Uluslararası Estetik ve Plastik Cerrahi Derneği 2019 yılında dünyada 11.3 milyon plastik [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/cerrahi-guzellesme-tutkusu/">Cerrahi güzelleşme tutkusu</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="cerrahi-guzellesme" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>İnsanlar neden yapay olarak güzelleşmeye çalışıyor sorusu hep sorulmuş. Üstelik de yapılan cerrahi işlemler çok da masum değil.</p></blockquote>
	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-2 bsq-t1 bsq-s2 bsq-left">
		<div class="quote-content">
			<p>Cerrahi güzelleşme tutkusu</p>
		</div>
					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/ozdemir-aktan2-1.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Özdemir Aktan										</span>				
									<span class="quote-author-job">Prof.Dr.</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Uluslararası Estetik ve Plastik Cerrahi Derneği 2019 yılında dünyada 11.3 milyon plastik cerrahi işlemi gerçekleştirilmiş olduğunu açıkladı. Bu 2015 yılına göre %20.6, 2018 yılına göre ise %7.1 artış anlamına geliyor. Kaldı ki bu sayıya botoks uygulaması gibi cerrahi gerektirmeyen işlemler dâhil değil. Aynı kaynak o türden uygulamaların da 2019 yılında dünyada 13.6 milyon kez yapılmış olduğunu belirtiyor.</p>
<p>En çok plastik cerrahi işlem yapılan ülkelerin başında Brezilya geliyor. Yılda yaklaşık 1 buçuk milyon ameliyatın yapıldığı Brezilya&#8217;yı hemen arkasından ABD izliyor. Şimdi sıkı durun, zira yılda 350 bin cerrahi girişimle Türkiye de listede altıncı sırada yer alıyor. Meksika, Rusya ve Hindistan&#8217;ı geçememişiz ama Almanya ve İtalya&#8217;yı arkamıza almayı başarmışız.</p>
<p>En çok yapılan işlemler ise yağların alınması (liposuction), meme büyütme ve karın düzleştirme ameliyatları olmuş.</p>
<p>Plastik cerrahinin adı Yunanca şekillendirme anlamına gelen” plastikos”tan üretilmiş. Türkiye&#8217;de bu uzmanlık alanının adı Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi olarak geçiyor. Bu alanda çalışanlar 1961 yılında Plastik Cerrahi Derneği&#8217;ni kurmuş ve daha sonra isim Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Derneği olmuş. 1998 yılında ise isme bir de “estetik” eklenmiş.</p>
<p>Bu alanın uzmanları kendilerinin sadece güzelleştirme ameliyatları yapan kişiler olarak anılmasından şikâyetçi. Kozmetik cerrahi de bu uzmanlık alanının bir parçası ama doğuştan olan veya sonradan ortaya çıkan bozuklukları düzeltme konusunda çok başarılılar.</p>
<p>Plastik cerrahi uygulamaları eski Mısır&#8217;a kadar uzanıyor ama genelde bu alanın öncüsü MÖ 6. yüzyılda yaşamış olan Hintli hekim Sushruta Samhita olarak gösteriliyor. O dönemde değişik suçlara karışanların, toplum içine çıkamasınlar ve her an pişman olsunlar diye, burunları kesilirmiş. Samhita kesilen burunların yerine alından veya yanaktan deri kaydırıp yenisini yapmakla ünlenmiş. Böyle durumlarda etik tartışmalar hep olur: Samhita&#8217;yı insanları tekrar topluma kazandırıyor diyerek övelim mi, yoksa suçluları toplumdan gizliyor diyerek yerelim mi?</p>
<p>O günlerden başlayan plastik cerrahi işlemleri bugünlere sayıca artarak ve daha fazla ilgi çekerek gelmiş. Sadece cerrahi işlemler değil, bitkisel ürünler ve değişik maddeler de uygulamaya girmiş. Bunların en ünlüsü botoks.</p>
<p>Günümüzde kırışıklıkları yok etmek için kullanılan, botoks ismiyle ünlenen madde aslında bakteriden elde edilen bir toksin. Uygulandığında lokal kasları geçici olarak felç ediyor. 1970&#8217;li yılların başında önce şaşılık tedavisinde kullanılmaya başlanmış. Kozmetik endüstrisinin bu işi keşfetmesi için yaklaşık yirmi yılın geçmesi gerekmiş. Bugünlerde ise kırışıklıkları gidermek yanında migren ve değişik kasılmalardan tutun da anal bölge çatlaklarına kadar birçok alanda uygulanıyor. Depresyonda bile kullanılmış ama yüz kaslarını felç edip depresif yüz ifadesini yok etmekten başka bir işe yaramadığı anlaşılınca bırakılmış.</p>
<p>İnsanlar neden yapay olarak güzelleşmeye çalışıyor sorusu hep sorulmuş. Üstelik de yapılan cerrahi işlemler çok da masum değil, zaman zaman ölümler bile olabiliyor. Genel olarak verilen yanıt, kişinin kendisini beğenmesi ile öz güveninin artması ve bunun da psikolojik durumuna olumlu katkı sağladığı yönünde. Elbette karşı çıkanlar da var; bunlar da her kişinin ayrı bir birey olduğunu ve ayrı bir güzelliğinin olduğunu belirtiyor ve “güzelliğin tanımı kişiye ve topluma göre değişir, tek tip bir güzellik tanımlamak çok saçma” demekteler.</p>
<p>Kendini iyi hissetme makyaj ile de mümkün. Zor zamanlarda kullanımı daha da desteklenmiş. 1940 yılında, İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ortasında ABD&#8217;de ordunun talebi üzerine Elizabeth Arden&#8217;in yaptığı ruj hem kadın askerlerin hem de savaştan etkilenen tüm kadınların kendini daha iyi hissetmelerini sağlamış. Tüm kadın askerlere diğer teçhizatları yanında ruj, oje ve krem de sağlanmış.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8904" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme2.jpg" alt="" width="1000" height="750" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme2.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme2-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme2-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/09/cerrahi-guzellesme2-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p>Dünyadaki gittikçe artan estetik kaygısını aynı şekilde zor günlere mi bağlayalım? Öyle ya, Covid-19 salgını gelen kısıtlamalar, evlere tıkılma, ekonomik kayıplar gibi nedenlerle bir anlamda savaş ortamı oluşturdu. Gerçi evlere tıkılma ameliyat olacaklar için bir fırsat da yaratmadı değil. Zaman uygunluğu yanında ameliyat sonrası şişliklerin ve morlukların geçmesi için gereken süreyi gözlerden uzak, kimseye açıklama yapmayı gerektirmeyecek şekilde evde geçirme şansı da doğdu. Virüs salgınında maske kullanmanın ameliyatlı yüzle etrafta dolaşmayı kolaylaştırmak gibi bir yararı olduğunu da söyleyebiliriz.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin listede altıncı olması da ilginç. Ameliyat sayılarını arttıran faktörlerin arasında sağlık turizmi de yer alıyor. Avrupa ve Orta Doğu ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkeden insanlar ameliyat olmaya geliyor. Avrupa ve ABD&#8217;de ücretler çok yüksek olduğundan Türkiye tercih ediliyor. Bu devam ettiğine göre de ameliyat olanlar bakımdan ve aldıkları sonuçtan memnun. Ameliyatlar dışında saç ekimi de aldı başını gidiyor. Orta Doğu coğrafyasında kellik neredeyse genetik bir özellik gibi olduğundan talep hiç düşmüyor.</p>
<p>TÜİK verilerine göre sağlık turizmi nedeni ile Türkiye&#8217;ye gelen turist sayısı 2018&#8217;de 551 bin, 2019&#8217;da 662 bin, 2020&#8217;de ise 388 bin olmuş. Gelenlerin en çok başvurduğu alan ise diş tedavileri olmuş.</p>
<p>Estetik cerrahiye talep hiç azalacakmış gibi durmuyor. Bunda medyanın etkisi de göz ardı edilemez, zira tek tip bir güzellik tarifleniyor; kemerli bir burun, düşük kalçalar, dik durmayan memeler, sarkık göbek güzellik tarifinde yer almıyor.</p>
<p>Öte yandan kişinin aynada kendi görüntüsünden hoşnut olmasının hazzı da var. Şık bir giysi bile insana güzel duygular hissettiriyorsa, düzeltilmiş bir burun daha da iyi gelebilir. Bu konu insanlar yaşadıkça tartışılacak gibi duruyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://t24.com.tr/yazarlar/ozdemir-aktan/cerrahi-guzellesme-tutkusu,32253</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/cerrahi-guzellesme-tutkusu/">Cerrahi güzelleşme tutkusu</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Berberler ve cerrahlar</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/berberler-ve-cerrahlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2021 11:49:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=8607</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="berber-cerrah" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Vücudun dışı berber cerrahlara, içi ise daha eğitimli ve saygın olan hekimlere aitti. Saç kesmek, yani berberlik de cerrahların işiydi Berberler ve cerrahlar uzunca bir süre birlikte anılmış. Nedenini tam [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/berberler-ve-cerrahlar/">Berberler ve cerrahlar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="berber-cerrah" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-cerrah-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>Vücudun dışı berber cerrahlara, içi ise daha eğitimli ve saygın olan hekimlere aitti. Saç kesmek, yani berberlik de cerrahların işiydi</p></blockquote>
	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-2 bsq-t1 bsq-s2 bsq-left">
		<div class="quote-content">
			<p>Berberler ve cerrahlar</p>
		</div>
					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/ozdemir-aktan2-1.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Özdemir Aktan										</span>				
									<span class="quote-author-job">Prof.Dr.</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Berberler ve cerrahlar uzunca bir süre birlikte anılmış. Nedenini tam olarak anlayabilmiş değilim.</p>
<p>Anestezi öncesinde cerrahlık değerli bir uğraşı olarak görülmüyordu. Daha çok savaş alanlarında görev yapan bu kişiler kol bacak kesmek, kırıkları düzeltmek, yara bakımı gibi ağrılı işlerle ilgilendiklerinden uzak durulması gerekenler listesinin başlarında geliyordu. Hastaların birçoğunun öldüğü gerçeği bir yana, yaşayanlar da en az bir organını kaybetmiş olarak uzun ve zorlu bir iyileşme dönemi geçirmiş oluyorlardı. Üstelik Katolik kilisesi de insan vücudunu tanrının bir hediyesi olarak tanımladığından bedene yapılan girişimleri hoş karşılamıyordu.</p>
<p>Savaş alanı dışında ise yaralanmalara müdahale etmek, diş çekmek, apse boşaltmak gibi işler berber cerrahların işiydi. Kısacası, vücudun dışı berber cerrahlara, içi ise daha eğitimli ve saygın olan hekimlere aitti. Saç kesmek, yani berberlik de cerrahların işiydi. Bu tür cerrahi işlemleri yapanların el becerileri diğerlerine göre daha iyi olduğundan boş zamanlarında saç kesmek de işin bir parçası olmuş gibi.</p>
<p>El becerisi yanı sıra kesip biçmede usta olan kasaplar da bu gruba dahilmiş elbette. Neden &#8220;kasap cerrah&#8221; değil de &#8220;berber cerrah&#8221; tanımı yaygın olarak kullanılmış belli değil. &#8220;Berber cerrah&#8221; kulağa daha az ürkütücü geldiği için mi tercih edilmiş acaba? Bugün bile &#8220;kasap cerrah&#8221; terimi beceriksiz cerrahlar için kullanılan sevimsiz bir tanımlama olmaya devam ediyor.</p>
<p>Yukarıdaki resimlerde 15. ve 16. yüzyıldaki hekim ve cerrah görünüyor. Hekim daha halim selim, cerrah ise daha havalı ama yanında bulunan işkence aletlerine benzeyen kesici ve delicilerle korkutucu biçimde resmedilmiş.</p>
<p>Berberlerle cerrahların ayrılması ilk kez resmi olarak İngiltere’de gerçekleşmiş. 1875 yılına kadar birlik Berber Cerrahlar Birliği ismini kullanırken bu tarihten sonra cerrahlar kendi işlerine, berberler de bugünkü tanımdaki işlerine bakmaya başlamışlar.</p>
<p>Değişim elbette çok kolay ve hızlı olmamış. 16. yüzyılın sonlarına doğru Bologna Üniversitesi’nde cerrah eğitiminin başladığı kayıtlarda yer alıyor. Geçen zaman içinde kraliyet ailelerinin de cerrahlara başvurması ve tedavilerini onlara yaptırması hem saygınlığı ve güveni arttırmış, hem de resmiyet kazanmalarına yol açmış. Cerrahlığın meslek olarak kabulü 19. yüzyılı bulmuş.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft  wp-image-8608" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-resim-1.jpg" alt="berber-resim" width="358" height="478" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-resim-1.jpg 705w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/berber-resim-1-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 358px) 100vw, 358px" /></p>
<p>18. yüzyıla gelindiğinde ise cerrahlar yukarıdaki gibi resmedilmiş. Aletler yine korkutucu ama cerrah saygın bir asilzade görünümünde. O dönemde hala anestezi yok, işlemler afyon ve alkol yardımı ile yapılıyor. Cerrahi işlemlerde ağrı sorun olmaya devam ettiği için en iyi cerrahlar işlemi en hızlı gerçekleştirenler olarak kayıtlara geçmiş.</p>
<p>Mesanedeki bir taşı makatın kenarından yapılan küçük bir kesikten çıkarabilmek için cerrahın hastanın dayanabileceği bir iki dakikadan fazla zamanı yoktu. Üstelik de bu işi göz kararı yapması gerekiyordu. Elbette ki bu işleme hastalar taşa bağlı enfeksiyon, kanama ve ağrıdan bezip, ne olacaksa olsun noktasına geldiklerinde razı oluyorlardı. Bu işlemlerde başarısızlık yanı sıra kanama ve enfeksiyondan hasta ölümleri çok fazlaydı. Bütün bu olumsuzluklar 20. yüzyılın başında anestezinin kullanıma girmesi ile azalmaya başladı.</p>
<p>Yüzyıllar boyunca cerrahlar ve diğer hekimler giysileriyle tanımlandı. Beyaz önlük tüm hekimlerin üniforması olurken cerrahların ameliyathane giysileri aynı şekilde belleklere yerleşti.</p>
<p>Son zamanlarda cerrahların ameliyathanedeki gisileri ile birlikte maske ve kepleri ile ilgili tartışmalar da arttı. Bu tartışmaları alevlendiren yaşadığımız salgın nedeni ile artan koruyucu önlemlere duyulan gereksinim oldu.</p>
<p>Sakal maskenin yüze tam yerleşmesini engeller mi? Sadece Müslümanlar değil, Sihler ve Ortodoks Yahudiler için de sakal neredeyse bir zorunluluk. Aynı şekilde bu gruplarda özellikle kadınların bir şekilde saçlarını örtmesi de söz konusu olduğundan ameliyathanede nasıl bir korunma sağlanacağı da tartışılıyor. Ameliyathanede cerrahi ekipte sakallı bir elemanın olmasının şimdiye dek cerrahi enfeksiyonlara olumsuz yönde etkisi olduğu hiç gösterilmedi.</p>
<p>Yıllar içinde hekimlerin ve cerrahların giysileri değişiyor. Geçmiş yüzyıllara bakıldığında hekim giysilerinin bizlere şaşırtıcı geldiğini düşünürsek, bir sonraki yüzyıldaki sağlık çalışanları da bizim bugün kullandığımız giysilere mutlaka şaşıracaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://t24.com.tr/yazarlar/ozdemir-aktan/berberler-ve-cerrahlar,31730</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/berberler-ve-cerrahlar/">Berberler ve cerrahlar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olgunlaşmamış Ebeveyn Tanımı ve Çocuklarındaki Uzun Dönem Psikiyatrik Etkileri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/olgunlasmamis-ebeveyn-tanimi-ve-cocuklarindaki-uzun-donem-psikiyatrik-etkileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2021 12:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=8512</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="olgunlasmamis-ebeveyn-1" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>İlgili okumalarım ve bu yazımdaki amaç hiçbir şekilde herhangi bir ebeveyni kötülemek değildir. Bilinmelidir ki hiçbir ebeveyn ve hiçbir çocuk kusursuz değildir. Amacım hayatta belki maruz kaldığımız, içimizde çoğu zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/olgunlasmamis-ebeveyn-tanimi-ve-cocuklarindaki-uzun-donem-psikiyatrik-etkileri/">Olgunlaşmamış Ebeveyn Tanımı ve Çocuklarındaki Uzun Dönem Psikiyatrik Etkileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="olgunlasmamis-ebeveyn-1" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>İlgili okumalarım ve bu yazımdaki amaç hiçbir şekilde herhangi bir ebeveyni kötülemek değildir. Bilinmelidir ki <strong><u>hiçbir ebeveyn ve hiçbir çocuk kusursuz değildir.</u> </strong></p>
<p>Amacım hayatta belki maruz kaldığımız, içimizde çoğu zaman anlamlandıramadığımız bir <strong><em>boşluk</em></strong><em> hissinin arkasındaki olup biteni </em>veya aslında <em>sevdiğimiz insanları maruz bıraktığımız/bırakacağımız olası senaryoları</em> daha <strong>net </strong>görebilmektir.</p>
<p>Belki de farkında olmakla değiştirebileceğimiz pek çok durum, geçmiş ve geleceğimiz ile barışmamıza neden olabilir. Kim bilir..</p></blockquote>
<p><strong><u>DUYGUSAL OLARAK OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?</u></strong></p>
<ul>
<li>Fikirleri sabittir ve tek bir amaca odaklanırlar.</li>
<li>Düşük stres toleransına sahiptirler.</li>
<li>En iyi hissettikleri şeyi yaparlar.</li>
<li>Özneldir, nesnel değildirler.</li>
<li>Farklılıklara çok az saygı gösterirler.</li>
<li>Benmerkezcidirler, bencildirler.</li>
<li>İlgi odağı olmayı severler.</li>
<li>Rol değişimini teşvik ederler.</li>
<li>Empati becerileri düşüktür.</li>
<li>İnsanları kendilerine çeker ve insanlar yardım etmek istediklerinde onları iterler.</li>
<li>İstedikleri hızlı bir şekilde tahmin edilmezse çabucak öfkelenirler.</li>
<li>İhtiyaç duydukları şeyi konuşmak yerine herkesi huzursuz edecek bir tahmin oyunu yaratırlar.</li>
<li>Geçmiş eylemleri ve gelecekteki sonuçlar için sorumluluk almaya direnirler.</li>
</ul>
<p><strong><u>NEDEN BU KADAR ÇOK DUYGUSAL AÇIDAN OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYN VAR?</u></strong></p>
<p>Araştırmalara ve yazarların klinik pratiğine göre olgunlaşmamış ebeveyn çocukları <strong><em>anne veya babalarının çocukluklarında/erken yaşlarda büyük mutsuzluklar </em></strong>veya<strong><em> sıkıntılar yaşadığını </em></strong>ifade etmiştir. Buradan yola çıkarak geçmişte yaşanılan çocukluk travmalarının gelecek kuşaklara yansıması tahmin edeceğiniz gibi <strong>her nesilde daha dramatik bir şekilde artmaktadır.</strong></p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-8529 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-2.jpg" alt="" width="301" height="301" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-2.jpg 301w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-2-150x150.jpg 150w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-2-100x100.jpg 100w" sizes="auto, (max-width: 301px) 100vw, 301px" />DUYGU FOBİSİ VE DUYGUSAL BULAŞMA KAVRAMLARI</u></strong></p>
<p>Duygusal olarak olgunlaşmamış birçok insan çocukluklarında belli duyguları ifade ettikleri zaman aile geleneğini utanç verici bir şekilde ihlal edeceklerini öğrenerek büyümektedir. Böylece <strong><em>duygularını ifade etmenin hatta denemenin utanç ve ceza getireceğini öğrenirler</em></strong>. Bu durum <strong>DUYGU FOBİSİ </strong>olarak adlandırılabilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-8528" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-3.jpg" alt="" width="226" height="313" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-3.jpg 276w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-3-217x300.jpg 217w" sizes="auto, (max-width: 226px) 100vw, 226px" /></p>
<p>Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar <strong>DUYGUSAL BULAŞMA </strong>olarak adlandırılan bir iletişim metodu kullanırlar. Kendi duyguları hakkında pek az bilince sahip olmaları nedeniyle <strong><em>duygusal gereksinimlerini konuşmak yerine dışa vururlar. </em></strong>Hissettikleri bu şeyi <em>başkalarının da hissetmesini sağlarlar. </em></p>
<p>Aslında daha net anlamamız için; <strong><em>duygusal bulaşma bebek ve küçük çocukların kendini ifade etme şeklidir. </em></strong>Bakıcıları neyin yanlış olduğunu anlayıp düzeltene kadar durmadan ağlarlar. Bu da bakıcıyı çocuğu sakinleştirmek için gerekli olan şeyleri yapmaya teşvik eder.</p>
<p>Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveyn gerçekle başa çıkmak yerine çarpıtarak <em>uygunsuz savunma mekanizmaları </em>geliştirir. Çocuklarını kendilerini daha iyi hissetmek için kullanırlar. Bu durum <strong>ebeveyn – çocuk rollerinin değişimi</strong>ne neden olur.</p>
<p><strong><u>DUYGUSAL OLARAK OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYNLERİN DÖRT TÜRÜ</u></strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8526" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-5.jpg" alt="" width="227" height="228" />1) <u>DUYGUSAL</u></p>
<ul>
<li>Dört tür içinde <strong>en çocuksu </strong>olandır.</li>
<li>Duygusal açıdan <strong>ciddi gelgitlere sahiptir</strong> ve bu fırtınalar esnasında <strong>çocuklarının da aynı duyguları deneyimlemesini bekler</strong></li>
<li>Sıklıkla <strong>psikiyatrik bozukluklar </strong>eşlik eder (psikotik boz., bipolar boz., narsistik kişilik boz. vb.).</li>
<li>Stres ve duygusal uyarılmaya <strong>tahammül etmede zorlanır</strong></li>
<li>Aile yaşamı <strong>bu ebeveynin ruh haline göre şekillenir</strong>.</li>
<li>Bu tür <strong>ebeveynlerin çocukları diğer insanların isteklerine boyun eğmeyi öğrenir</strong></li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft  wp-image-8525" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-6.jpg" alt="" width="227" height="192" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-6.jpg 327w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-6-300x253.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 227px) 100vw, 227px" />2) <u>HIRSLI</u></p>
<ul>
<li><strong>En normal görünen</strong>, çocuklarının hayatı için <strong>en fazla yatırım yapan </strong>ebeveyn tipidir.</li>
<li>Çelişkili biçimde bu ebeveynlerin <strong>çocukları genellikle demotive ve depresif </strong>duygudurumuna sahiptir.</li>
<li>Yaptıkları her şeyin <strong>diğer insanların beğenmesini ve değer vermesini istemekte</strong></li>
<li>Her şeyin yolunda olduğunu ve tüm cevapları bildiklerini kabul ettiklerinden <strong>kendilerinden bilinçli olarak şüphe etmezler. </strong></li>
<li>Genellikle <strong>duygusal açıdan yoksun bir ortamda büyümüşler</strong></li>
<li>Çocuklarına <strong>sürekli değerlendirildiğini hissettirir</strong></li>
<li>Sürekli kontrol ve müdahale etmelerine bağlı <strong>bu tür ebeveynlerin çocukları herhangi bi şeyi yaparken devamlı bir yetişkinin yardımına ihtiyaç duyarlar.</strong></li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8524" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-7.jpg" alt="" width="229" height="331" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-7.jpg 280w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-7-208x300.jpg 208w" sizes="auto, (max-width: 229px) 100vw, 229px" />3) <u>PASİF</u></p>
<ul>
<li>İşler yoğun bir hal almaya başladıkça <strong>pasifleşir ve duygusal açıdan kendilerini geri çeker</strong></li>
<li>Çocuklarına <strong>bir sınır koymaz veya rehberlik etmez</strong></li>
<li>Çocuklarını <strong>sevebilir ama yardım edemez</strong></li>
<li>Uysal ve eğlenceli yanları onları diğer üç ebeveyn türüne göre <strong>daha sevecen </strong>hale getirir.</li>
<li>Çocuklar <strong>ebeveyninin orada gerçekten kendileri için var olmadığını bilir</strong></li>
<li>Bir yetişkin olarak çocuklarıyla sadece eğlenceli vakit geçirmek değil aynı zamanda <strong>onları korumaları gerektiğine dair bir misyon edinmez</strong></li>
<li>İşler zorlaştığında çocuklarını <strong>yüz üstü bırakmak</strong>la birlikte eğer daha mutlu bir hayatı elde etme şansları varsa <strong>tüm aileyi terk edebilir</strong></li>
<li>Pasif ebeveyni seven bir <strong>çocuk ileride insanların terk edişlerine bahaneler bulan yetişkinlere dönüşür.</strong> Pasif ebeveynin gerçekten çaresiz olduğuna kendini inandırabilir. Çocuklar sevdiği ebeveynin davranışını zihninde olumluya çevirebilir.</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8523" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-8.jpg" alt="" width="158" height="221" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-8.jpg 268w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-8-214x300.jpg 214w" sizes="auto, (max-width: 158px) 100vw, 158px" />4) <u>REDDEDİCİ</u></p>
<ul>
<li>Etrafları sanki <strong>duvarla çevrili </strong></li>
<li>Çocuklar eğer <strong>ortada olmazlarsa ebeveyninin çok daha iyi hissedeceği hissine sahip </strong></li>
<li>Bir karşılık vermeleri beklendiğinde ya <strong>kızarlar</strong> ya da <strong>kötü bir söz söyler</strong></li>
<li>Dört tür içinde <strong>en az empatik </strong>olandır.</li>
<li>Aile hayatını <strong>kendi istekleri doğrultusunda şekillendirirler</strong>.</li>
<li>Reddedici ebeveyn <strong>çocukları kendilerini baş belası ve rahatsız edici olarak görebilir</strong>.</li>
<li>Reddedilen çocuklar bir yetişkin olarak <strong>ihtiyaç duydukları şeyi istemekte zorlanır</strong>.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8522" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-9.jpg" alt="" width="234" height="246" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-9.jpg 341w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-9-285x300.jpg 285w" sizes="auto, (max-width: 234px) 100vw, 234px" />ÇOCUKLAR DUYGUSAL YALNIZLIKLA NASIL BAŞA ÇIKAR?</u></strong></p>
<p>Öncelikle şunu bilmeliyiz ki <strong>başa çıkma tarzlarının hiçbiri bir çocuğun kendi potansiyelini tamamen gerçekleştirmesine izin vermez.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Başkalarının gereksinimlerine öncelik vermeyi</strong> bir ilişkide <strong>kabul edilmenin bir bedeli </strong>olarak öğrenebilir.</li>
<li>Kişilere <strong>yardım etme rolü</strong>nü üstlenebilir.</li>
<li>Herkesi <strong>kendi duygusal gereksinimlerinin az olduğuna ikna edebilir</strong>.</li>
<li>Her ne kadar şu anki ilişkilerinde <strong>duygusal gereksinimleri karşılansa da </strong>çocukluk döneminde yaşanan <strong>yalnızlığın kalıcı travması </strong>endişe, depresyon ya da kötü rüyalar aracılığıyla <strong>onları rahatsız edebilir.</strong></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft  wp-image-8521" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-10.jpg" alt="" width="356" height="274" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-10.jpg 387w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-10-300x231.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-10-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 356px) 100vw, 356px" />ROL-BENLİK GELİŞİMİ</u></strong></p>
<p>Aileniz çocukluğunuzda <strong>gerçek benliğinize yeterince karşılık vermezse </strong>bağlantı kurmak için ne yapmanız gerektiğini bulmaya çalışırsınız. <strong>Olduğunuz gibi olmak yerine bilinçsiz olarak bir rol-benlik (sahte-benlik) geliştirirsiniz</strong>. Aslında bu durum size <em>aile sisteminde güvenli bir yerinizin olmasını sağlar</em>. Bu <strong>rol-benlik yavaş yavaş gerçek benliğin doğal ifadesinin yerini alır</strong>. Rol-benlik iki farklı duruma evrilebilir:</p>
<ul>
<li>«Ben o kadar fedakar biri olacağım ki herkes beni sevecek, takdir edecek.»</li>
<li>«Öyle ya da böyle (iyi veya kötü) insanların beni fark etmesini sağlayacağım.»</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYNLE BAŞ ETME YOLU</u></strong></p>
<p>Çocuklar duygusal yoksunlukla başa çıkmak için iki yola sahiptirler: <strong>İçselleştirmek</strong> veya <strong>Dışsallaştırmak</strong>.</p>
<p><strong><u>İÇSELLEŞTİRİCİLER</u></strong></p>
<ul>
<li>Zihinsel olarak <strong>aktif</strong>tir, bir şeyler <strong>öğrenmeyi sever</strong></li>
<li><strong>Hassas</strong> bir yapıları vardır ve hayata dair <strong>sebep sonuç ilişkisi</strong>ni anlamaya çalışırlar.</li>
<li><strong>Daha fazla çalıştıklarında daha iyisini yapacakları</strong>na inanırlar.</li>
<li>Problemleri kendi başlarına çözmek için <strong>içgüdüsel olarak sorumluluk alır</strong></li>
<li>Endişe duymalarının başlıca sebebi <strong>başkalarını kızdırdıklarında kendilerini suçlu hissetme</strong>leri ve sahtekar olarak görünmekten korkmalarıdır.</li>
<li>Bir ilişkideki en büyük kayıpları <strong>fazlasıyla fedakar</strong> olmalarıdır.</li>
<li>Bağ kurmanın bedeli <strong>başkalarını hayatlarındaki ilk sıraya koymak</strong> ve onlara çok önemlilermiş gibi davranmak olduğuna inanır.</li>
<li><strong>Yardım isterken </strong>(terapi dahil) kendilerini <strong>mahcup </strong>hissederler, bunu hak etmediklerini düşünürler.</li>
<li><strong>Sorunlarını kendi başlarına çözme</strong>ye çalışır, yardım istemeye utanırlar.</li>
<li>Kendilerini bir baş belası olarak hissetmekten nefret ederler. Bu durum onların kolaylıkla <strong>ihmal edilmelerine neden olur. </strong></li>
<li>İçselleştiriciler <strong>fazlasıyla bağımsız </strong>olur:</li>
</ul>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8520" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-11.jpg" alt="" width="230" height="345" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-11.jpg 257w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-11-200x300.jpg 200w" sizes="auto, (max-width: 230px) 100vw, 230px" /></strong></p>
<p><em>«Kendi başıma halledemeyeceğim hiçbir şey yok, kimseye güvenmek istemiyorum. Kimsenin zorlandığını görmesine izin verme.»</em></p>
<p><strong>Aile ortamı </strong>duygusal olarak <strong>tatsız olduğunda </strong>içselleştirici çocuklar karamsar aile <strong>ortamını mutlu bir hale getirmek için <em>neşeli bir role </em>bürünebilir. </strong>Hatta öyle ki bu iş <strong>ebeveynine ebeveynlik yapma</strong>ya kadar gidebilir.</p>
<p>İçselleştiriciler <strong>bilinçaltında bir kişinin <em>kendini ihmal etmesinin </em>iyi bir insan olduğunu gösterdiğine inanabilir</strong>. Fedakarlıkta bulunmanın en değerli ülkü olduğu öğretildiğinden <strong>yetişkinlikle</strong> bu çocuklar kendi ihtiyaçları ve başkalarının ihtiyaçları arasında <strong>sağlıklı bir duygusal dengeyi nasıl kuracağını bilemez</strong>ler.</p>
<p><strong><em>İyileştirici fanteziler </em></strong>kurarlar, değişimi istemeyen insanları değiştirmeye çalışabilirler. <strong>Kurtarıcı rol benliği</strong>ni üstlenmeye meyillidirler.</p>
<p><strong><u>DIŞSALLAŞTIRICILAR</u></strong></p>
<ul>
<li><strong>Tepkisel</strong> davranırlar ve endişelerini hemen bastırmak için düşünmeden hareket ederler.</li>
<li>Kendi içlerine pek dönmediklerinden kendi eylemlerinden ziyade başkalarını ve koşulları <strong>suçlama eğilimi</strong> gösterirler.</li>
<li>Hayatı deneme yanılma süreci olarak görürler ama genellikle <strong>hatalarından ders çıkarmaz</strong></li>
<li><strong>Mutlu olmak için dış dünyada bir şeylerin değişmesi </strong>gerektiği düşüncesine sıkıca bağlıdırlar.</li>
<li>Kendi benlikleri ile ilgili ya <strong>çok düşük özgüvene</strong> sahip olurlar ya da <strong>şişirilmiş bir kendini beğenmişlik</strong> hali yaşarlar.</li>
<li>Bağımlı ilişkiler, madde bağımlılığı veya <strong>hemen memnuniyet hissi sağlayan farklı şeylere bel bağlar</strong></li>
<li><strong>Endişe</strong> duymalarındaki asıl neden <strong>güven duydukları dışsal kaynakların kesilecek olması</strong>dır.</li>
<li>Yaşadıkları <strong>en büyük sorun </strong>dürtüsel davranan insanların cazibesine kapılmaları ve destek için başkalarına <strong>bağımlı</strong> hale gelmeleridir.</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8519" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-12.jpg" alt="" width="248" height="295" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-12.jpg 302w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-12-252x300.jpg 252w" sizes="auto, (max-width: 248px) 100vw, 248px" />Baş etme yollarından <strong>hangisinin daha kötü olduğunu ayırt etmek zor</strong>dur.</p>
<ul>
<li>İçselleştiriciler hep acı çekerler ve sürekli kendilerini suçlama eğilimindedirler.</li>
<li>Dışsallaştırıcılar ise genellikle başkalarını kızdıran veya çileden çıkaran davranışlar sergilerler, kendilerine yardım edebilecek birini bulana kadar rahatsızlık vermeye devam ederler.</li>
</ul>
<p>«Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler dışsallaştırıcıdır.»</p>
<p><strong>Ilımlı dışsallaştırıcılar </strong>yaşları ilerledikçe <strong>gelişime açık </strong>olabilir ve kendi <strong>içlerine dönmeye başlayabilir</strong>. <strong>Doğru koşullar altında her bir stil faydalı</strong> olabilir. Buradaki <em>ana <strong>problem</strong> her iki durumdan birine <strong>aşırı saplanınca</strong> ortaya çıkmaktadır. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8518" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-13.jpg" alt="" width="202" height="303" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-13.jpg 291w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-13-200x300.jpg 200w" sizes="auto, (max-width: 202px) 100vw, 202px" />ÖZ-BENLİK</u></strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Öz</strong> benlik, <strong>gerçek</strong> benlik, <strong>doğru</strong> benlik, <strong>temel</strong> benlik vb. pek çok isimle anılabilir.</p>
<p>Bir insanın <strong>varlığının merkezinde gerçeği söyleyen bilinç </strong>olarak ifade edilebilir. İçselleştiriciler öz benliklerini susturup yerine bir rol-benlik biçerek ebeveynin sevgisini kazanmak için bir yol bulduğunu düşünür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>«UYANMAK İÇİN YIKILMAK GEREKİR»</u></strong></p>
<p>İnsanlar <strong>rol benlikleri ve iyileştirici fantezileri faydadan çok zarar verdiğinde yıkılmaya başlar</strong>. Çöküşe geçtiğimizde buna <strong>neyin sebep olduğu</strong>nu sormamız gerekir. İlk başta çoğu insan bu duruma kendi benliğinin neden olduğunu düşünür. Ancak aslında <strong>duygusal gerçekleri inkar etme çabası</strong> bu çöküşe neden olur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8517" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-14.jpg" alt="" width="237" height="296" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-14.jpg 313w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-14-240x300.jpg 240w" sizes="auto, (max-width: 237px) 100vw, 237px" />Bazı insanların kişilikleri bu duygusal çalkantıdan sonra <u>gelişirken</u> bazılarının önceki halinden de <u>daha geriye gittiği </u>fark edilmiştir. Özellikle <strong>olumsuz duyguların sebep olduğu huzursuzluk, hırslı insanları </strong>çözüm bulmak için <strong>motive eder. </strong></p>
<p>«Açık olmayı sağlayan şey duygularınızı başkasına söylemek değildir, gerçekten ne hissettiğinizi bilmektir.»</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-8516 alignright" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-15.jpg" alt="" width="237" height="353" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-15.jpg 237w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-15-201x300.jpg 201w" sizes="auto, (max-width: 237px) 100vw, 237px" />«Asla vazgeçme!»</p>
<p>«Elinden gelenin en iyisini yap!»</p>
<p>«Tüm yolları dene!»</p>
<p>gibi söylemler motivasyonu çok yüksek bir insan için <strong>zihnin zehiri </strong>olabilir.</p>
<p>Her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak gereksiz bir yorgunluktur. Mantıklı olan elinden gelenin <strong>en iyisini ne zaman yapıp ne zaman yapmayacağını bilmek</strong>tir.</p>
<p><strong>Ebeveyninin zayıf yanlarını görmek </strong>bir <strong>çocuk için</strong> utanç verici hatta <strong>korkunçtur</strong>.</p>
<p>Uyanılması en zor fantezilerden biri ebeveynlerimizin bizden daha akıllı ve daha çok bildiği inancıdır.</p>
<p><strong><u>DUYGUSAL OLARAK OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYN AĞINDAN NASIL KURTULUNUR?</u></strong></p>
<ul>
<li>Tüm anne babalar çocuklarını sever.</li>
<li>Ailen güvenebileceğin tek varlığındır.</li>
<li>Ailen her zaman senin için oradadır.</li>
<li>Ailen senden daha fazlasını bilir.</li>
<li>Ailen ne yaparsa yapsın senin iyiliğin için yapar.</li>
<li>Ailen ne olursa olsun seni sevecektir.</li>
</ul>
<p>Eğer ebeveyninizden biri duygusal olarak <strong>olgunlaşmamışsa yukarıda bahsedilen ifadelerin çoğu doğru olmayabilir</strong>. Öncelikle bunun farkına vararak çözüm için ilerlememiz gerekir.</p>
<p>Olgunlaşmamış ebeveynlerin <strong>çocuklarındaki genel fantezi ebeveynin kalbinin değişeceği</strong> ve sonunda ilgi gösterip <strong>onları seveceği yanılgısıdır</strong>.</p>
<p>Bu yanılgıdan kurtulup beklentileri değiştirerek duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynle <strong>nasıl başa çıkacağımız</strong>ı öğrenebiliriz. Burada <strong>üç yaklaşım önemli</strong>dir:</p>
<p><strong>1) Mesafeli gözlem</strong></p>
<p><strong>2) Olgunluk farkındalığı</strong></p>
<p><strong>3) Eski rol-benliğinden uzak durmak</strong></p>
<p>Duygusal özgürlüğünüzü kazanmanın ilk adımı <u>ebeveyninizin duygusal yönden olgunlaşıp olgunlaşmadığını iyi değerlendirmek</u>tir. Rol-benliğinizden sıyrılıp gerçek benliğinize döndüğünüzde ailenizin sevgisini kazanamayabilirsiniz <strong><em>ama kendinizi kurtarabilirsiniz.</em></strong></p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-8515" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-16.jpg" alt="" width="344" height="432" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-16.jpg 344w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-16-239x300.jpg 239w" sizes="auto, (max-width: 344px) 100vw, 344px" />MESAFELİ GÖZLEM VE GÖZLEMSEL OLMAK</u></strong></p>
<p><strong>Gerçek iletişim ve yakınlık</strong>, bahsi geçen olgunlaşmamış ebeveyn ailelerinde <strong>yok</strong>tur. Bu tür ailelerde <strong>bağımlılık ve rol yapmak aileyi bir arada tutmak</strong> için değerli görülür. Kimsenin gerçek benliği asla bilinmez. Bu tür bağımlı ailelerde biriyle sorun yaşıyorsanız o kişiyle konuşmak yerine <em>başka bir kişiyle konuşursunuz</em>.</p>
<p>İnsanlar <strong>mesafeli bir biçimde gözlem </strong>yapmaya devam ettikçe diğer insanların davranışlarından incinmez ve duygusal tuzaklarına düşmezler.</p>
<p>Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlarla iletişim kurarken <strong>duygusal tepkiler vermek yerine sakin kalır</strong> ve belirli bir perspektiften bakarsanız kendinizi <strong>daha kontrollü</strong> hissedebilirsiniz (yavaşça nefesinizi sayabilir, huzur verici herhangi bir şeyi o an için hayal edebilirsiniz).</p>
<p>Eğer olgunlaşmamış <strong>ebeveyni gözlemlerken üzüntü hissediyorsanız </strong>bu durum <strong>iyileştirici fantezilerinizin hala aktif </strong>olduğunu gösterir.</p>
<p>Mesafeli gözlem ve gözlemsel olmayı kavradıktan sonra uygulama kısmında <strong>eğer hala olgunlaşmamış ebeveyn sizinle kendi istediği türden bir iletişim kuruyorsa </strong>aranıza <strong>mesafe koymak için bir bahane</strong> bulabilirsiniz. <strong>Gözlemsel olmak </strong>fark ettiğiniz gibi pasif değil aksine <strong>oldukça aktif bir süreçtir</strong>. Duygusal bağımlılıktan uzak durmanın asil bir yoludur.</p>
<p><strong><u>OLGUNLAŞMA FARKINDALIĞI</u></strong></p>
<p>Bu farkındalık diğer <strong>insanların olgunluklarını hesaba katarak acı verici ilişkilerden kurtulup</strong> duygusal özgürlüğe ulaşmanızı sağlayacaktır.  Duygusal açıdan olgunlaşmadığına karar verdiğiniz biriyle <strong>iletişim kurmanın üç yolu </strong>bulunmaktadır;</p>
<p>1) <u>İfade etmek ve akışına bırakmak: </u>Karşınızdaki <strong>kişinin sizi duymasını ya da değişmesini beklemeyin</strong>. Önemli olan kendi duygu ve düşüncelerinizi sakin ve net bir şekilde ifade etmiş olmanızdır. <strong>Açık ve samimi bir ilişki kurduğunuz için kendinizi rahat hissetmeniz başarılabilir bir amaçtır.</strong></p>
<p>2) <u>İlişkiye değil sonuca odaklanmak: </u>Bu etkileşimde diğer <strong>kişiden ne beklediğinizi kendinize sorun</strong>. Dinlemesini mi, anlamasını mı, pişman olmasını mı, özür dilemesini mi; neyi bekliyorsunuz? İlişkiye değil sonuca odaklanın, ilişkiye odaklanmak duygusal anlamda etkileşim kurmanıza neden olur ve olgunlaşmamış bireylerin sizi kontrol etmesi ve bastırmasıyla sonuçlanır.</p>
<p>3) <u>İlgilenmek yerine yönetmek: </u>Duygusal olarak <strong>olgunlaşmamış insanların başkalarının ısrarlarına karşı koyma gibi bir stratejileri yok</strong>tur. <strong>Aynı soruyu sormaya devam </strong>ederseniz saptırma ya da kaçınma girişimleri eninde sonunda boşa çıkacaktır.</p>
<p><strong><u>ÜÇ CÜMLE ASLA UNUTULMAMALI</u></strong></p>
<ul>
<li>Anne babanıza <strong>size verdikleri her şey için saygı duyabilirsiniz</strong> ama <strong>insanların zayıf yönleri yokmuş gibi davranmak zorunda değilsiniz.</strong></li>
<li>İnsan olarak iyi olmanız bir ilişkiye ne kadar değer vereceğinize dayanmamaktadır ve <strong>insanlarla aranıza sınır koymak bencillik değil</strong></li>
<li>Her ne kadar mükemmelliği bekleyen aşırı derecede eleştirel bir iç ses nedeniyle <strong>kendinizi reddetmeyi öğrenseniz de</strong> başkalarının tepkilerini önemsemeden <strong>gerçek benliğinizi, duygu ve düşüncelerinizi geri alabilirsiniz</strong>.</li>
</ul>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-8514" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-17.jpg" alt="" width="278" height="347" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-17.jpg 278w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-17-240x300.jpg 240w" sizes="auto, (max-width: 278px) 100vw, 278px" />DUYGUSAL OLARAK OLGUN İNSANLAR NASIL TANIMLANIR?</u></strong></p>
<ul>
<li><strong>Gerçekci</strong> ve <strong>güvenilir</strong></li>
<li>Sorunları görürler ve aşırı tepkiler vermek yerine <strong>sadece sorunları gidermeye çalışır</strong></li>
<li>Hem hisseder hem de düşünürler, bu sayede <strong>duygusal olarak üzgün olsalar bile mantıklı </strong></li>
<li><strong>Tutarlıdır</strong>, bu onları güvenebileceğiniz kişiler haline getirir.</li>
<li>Her şeyi <strong>kişisel algılamaz</strong></li>
<li>Hem kendilerine hem de zayıf yönlerine <strong>gülmeyi bilir</strong></li>
<li><strong>Mükemmelliyetçi değil</strong></li>
<li>Sizin <strong>bireyselliğinize saygı </strong>gösterirler.</li>
<li><strong>Aldıklarından daha fazlasını vermeye istekli </strong>olurlar ama <strong>dengesizliğin süresiz devam etmesine de göz yummaz</strong></li>
<li>Size katılmayabilirler ancak sizin <strong>bakış açınızı anlamaya çalışır</strong></li>
<li><strong>Dürüsttür</strong>, özür diler ve gerekirse telafi eder.</li>
<li><strong>Fark edildiğinizi size hissettirir</strong></li>
<li><strong>Onların etrafında olmak keyif verir</strong>.</li>
</ul>
<p>Bir söz ile yazımı sonlandırmak istiyorum, umarım okurken içinizde yol açtığı “acaba” duygusu sizlere ışık olmuştur;</p>
<p><strong> </strong><strong>«Işık böyle bir şeydir, sadece görmek istediklerinizi değil her şeyi aydınlatır.»</strong></p>
<p><strong><u>İLERİ OKUMALAR VE KAYNAKÇA</u></strong></p>
<ul>
<li><strong>Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları / </strong>Yazar: Lindsay C. Gibson, Çevirmen: Dilek Boyraz, Yayınevi: Sola Unitas</li>
<li><strong>Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Açtığı Yaraları İyileştirmek / </strong>Yazar: Lindsay C. Gibson, Çevirmen: Dilek Boyraz, Yayınevi: Sola Unitas</li>
<li><strong>Çocuklukta İhmalin İzi: Boşluk Hissi / </strong>Yazar: Jonice Webb, Çevirmen: Gülsün Arıkan, Yayınevi: Sola Unitas</li>
<li><strong>Çocuklukta İhmalin İzi: Çözümler / </strong>Yazar: Jonice Webb, Çevirmen: Gülsün Arıkan, Yayınevi: Sola Unitas</li>
<li><strong>Seninle Başlamadı /</strong> Yazar: Mark Wolynn, Çevirmen: Mine Madenoğlu, Yayınevi: Sola Unitas</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İNT. DR. İLAYDA ÖZDEN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/olgunlasmamis-ebeveyn-tanimi-ve-cocuklarindaki-uzun-donem-psikiyatrik-etkileri/">Olgunlaşmamış Ebeveyn Tanımı ve Çocuklarındaki Uzun Dönem Psikiyatrik Etkileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihi yok etme çabası bir hastalık mı?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/tarihi-yok-etme-cabasi-bir-hastalik-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2021 11:29:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=8314</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="tarhi-yok-etme" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Sorunun yanıtını ben net olarak veremiyorum. İkisinin el ele yürüdüğü bir süreç olduğu fikrine aklım giderek daha çok yatıyor Ankara&#8217;nın en bilinen semtlerinden biri de Sıhhiye&#8217;dir. Cumhuriyet ideolojisinin simgesi olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/tarihi-yok-etme-cabasi-bir-hastalik-mi/">Tarihi yok etme çabası bir hastalık mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="tarhi-yok-etme" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/06/tarhi-yok-etme-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>Sorunun yanıtını ben net olarak veremiyorum. İkisinin el ele yürüdüğü bir süreç olduğu fikrine aklım giderek daha çok yatıyor</p></blockquote>
<div class="_29XP5">
	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-2 bsq-t1 bsq-s2 bsq-left">
		<div class="quote-content">
			<p>Tarihi yok etme çabası bir hastalık mı?</p>
		</div>
					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/ozdemir-aktan2-1.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Özdemir Aktan										</span>				
									<span class="quote-author-job">Prof.Dr.</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Ankara&#8217;nın en bilinen semtlerinden biri de Sıhhiye&#8217;dir. Cumhuriyet ideolojisinin simgesi olan iki temel halk sağlığı kurumu, Sağlık Bakanlığı ve Hıfzıssıhha Enstitüsü arasındaki meydan &#8220;Sıhhiye Meydanı&#8221; olarak isimlendirilmiştir.</p>
<p>Bu alanda bulunan Sağlık Bakanlığı binası, Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin ilk sağlık bakanı Refik Saydam&#8217;ın daveti üzerine Ankara&#8217;ya gelen Avusturyalı mimar Theodor Jost tarafından, 1926-1927 yıllarında inşa edilmiş. Bu bina genç cumhuriyetin ilk modern binası olarak tasarlanmış ve yapılmış.</p>
<p>Modernleşme adına atılan ilk adımların başında gelen bu girişim yeni devletin &#8220;sağlıksız&#8221; eski bağlarından kurtularak, yüzü ileriye dönük, &#8220;sağlıklı&#8221; bir geleceğe ümitle baktığının simgesi olmuş. (1)</p>
<p>O dönemde modern başkent Ankara&#8217;nın kurulması için Carl Christoph Lörcher çağrılmış ve bu Alman mimar 1924-1925 yıllarında Ankara&#8217;nın ilk imar planını oluşturmuş.  Kenti meydanlara ayırarak kurgulayan Lörcher, &#8220;Yeni Şehir&#8221; planında Cumhuriyet (Kızılay), Sıhhiye, Zafer, Millet, Lozan, Tandoğan ve Cebeci olmak üzere yedi meydan belirlemiş. (2)</p>
<p>1980&#8217;li yıllara kadar bu bölge Yeni Şehir olarak anılıyordu, şimdilerde ise eskidi galiba, unutuldu gitti. Cumhuriyet Meydanı&#8217;na ben yetişemedim çünkü o meydana 1929 yılında Kızılay binası yapılınca adı bir anda Kızılay oluvermiş. Üstelik artık orada Kızılay binası da yok, binanın yerinde bir AVM var.</p>
<p>Tandoğan Meydanı Anıtkabir&#8217;e en yakın olan meydan. Her nedense o isim de yok edilmeye çalışılıyor. Tam o meydanda yer alan metro istasyonuna Tandoğan değil de &#8220;Anadolu istasyonu&#8221; ismi uygun görülmüş.</p>
<p>Sıhhiye&#8217;deki Sağlık Bakanlığı 2017 yılında Bilkent&#8217;teki binaya taşınınca, bu tarihi yapı 2018 yılında İçişleri Bakanlığına devredildi. Bina şimdi defterdarlık hizmetlerine ev sahipliği yapıyor. Sonuç olarak Sıhhiye Meydanı&#8217;na ismini veren Sağlık Bakanlığı da, Hıfzıssıhha Enstitüsü de artık yok.</p>
<p>Kendi binasını bedelsiz olarak devreden Sağlık Bakanlığı, Bilkent Şehir Hastanesi yanında yer alan binada kiracı olarak çalışmalarına devam ediyor. Taşınma sırasında dönemin sağlık bakanı, tepkileri azaltmak için, bina sağlık müzesi olabilir demişti. Hiç ümidim yok ama umarım yanılan ben olurum.</p>
<p>Sıhhiye&#8217;deki tarihi binaya ilk girişim 1982 yılında, uzman olduğumda gerçekleşti. O dönemde, 1980 darbesi sonrasında hemen hekimler için mecburi hizmet kuralı konulmuştu. Kenan Evren anayasa tanıtımı için Türkiye&#8217;yi dolaşıp konuşurken, nedendir bilinmez, hekimlere öfkesini sıkça dile getirir oldu. &#8220;Doktorlara şu bayrağın kenarından tut dediğimizde kaç para vereceksiniz diye soruyorlar&#8221;, &#8220;Doktorunuz köyünüzde kalmak istemiyorsa direğe bağlayın&#8221; cümlelerini çekinmeden kullanıyordu.</p>
<p>Darbe sonrası mecburi hizmet kuralı yanısıra hekim ücretleri de ciddi bir şekilde tırpanlandı. Aynı dönemde aralarında Bülent Ersoy&#8217;un da olduğu birçok sanatçının sahneye çıkması da yasaklanmıştı. Hala 1980 darbesinin solculara, hekimlere ve LGBTİ+ bireylerine karşı yapıldığı söylenir.</p>
<p>İşte bu ortamda mecburi hizmet kuraları Sıhhiye&#8217;de Sağlık Bakanlığı binasında doğrudan torbaya el daldırılarak çekiliyordu. Ben Antalya SSK hastanesini çektim.  Yıllar sonra mecburi hizmetimi Antalya&#8217;da yaptım dediğimde &#8220;Nereden torpil buldun?&#8221; anlamına gelen müstehzi ifadelerle sıkça karşılaştım. Torbadan Antalya&#8217;yı çekmiş olmam birçok kişiye inandırıcı gelmiyordu.</p>
<p>Daha sonraları TTB başkanlığım döneminde bakanla hekim sorunlarını ve sağlık ortamını konuşmak üzere binayı sıkça ziyaret ettim ama her seferinde bizleri dinlemeyen ve sorunları halletmeye niyeti olmayan bir yönetimle karşılaştım.</p>
<p>Sıhhiye Meydanı&#8217;nın sağlıkçılar açısından başka bir önemli yanı mitinglere ve protestolara hep bu meydanın ev sahipliği yapması olmuştur. 2011 yılında 30 binden fazla sağlıkçının katıldığı, sağlıkta dönüşümün protesto edildiği tarihi mitinge de bu meydan tanıklık etmişti.</p>
<p>&#8220;Tarihi yok etmeye çalışmak bir hastalık mı yoksa bilerek yapılan bir eylem mi?&#8221; sorusunun yanıtını ben net olarak veremiyorum. İkisinin el ele yürüdüğü bir süreç olduğu fikrine aklım giderek daha çok yatıyor.</p>
<hr />
<ol>
<li>Kılınç, K. (2002). Öncü Halk Sağlığı Projelerinin Kamusal Mekanı Olarak Sıhhiye. G. A. Sargın içinde, Ankara&#8217;nın Kamusal Yüzleri Başkent Üzerine Mekan-Politik Tezler (s. 119-156). İstanbul: İletişim Yayıncılık.</li>
<li>Buşra GÜRDAĞ, Duygu KOCA. Erken Cumhuriyet Dönemi Sağlık Bakanlığı Binası üzerine bir İnceleme. Sanat Tarihi Dergisi, 29, 2020, 399-42</li>
</ol>
</div>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://t24.com.tr/yazarlar/ozdemir-aktan/tarihi-yok-etme-cabasi-bir-hastalik-mi,31277</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/tarihi-yok-etme-cabasi-bir-hastalik-mi/">Tarihi yok etme çabası bir hastalık mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türklerin Ayaz Atası Nasıl Noel Baba Oldu?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/turklerin-ayaz-atasi-nasil-noel-baba-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Dec 2020 13:06:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=7058</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="460" height="460" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1.jpeg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="sait-zorlu-center" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1.jpeg 460w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1-300x300.jpeg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1-150x150.jpeg 150w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1-100x100.jpeg 100w" sizes="auto, (max-width: 460px) 100vw, 460px" /></div>
<p>Bir Orta Asya Türk geleneği olan Ayaz Ata, Ak Ayas ve Nardugan şenlikleri yakın çağda nasıl Noel Ağacı, Noel Baba ve Yılbaşı etkinliklerine evrildi? Türklerin Ayaz Atası, nasıl Noel Baba [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/turklerin-ayaz-atasi-nasil-noel-baba-oldu/">Türklerin Ayaz Atası Nasıl Noel Baba Oldu?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="460" height="460" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1.jpeg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="sait-zorlu-center" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1.jpeg 460w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1-300x300.jpeg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1-150x150.jpeg 150w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Ayaz-Ata-1-100x100.jpeg 100w" sizes="auto, (max-width: 460px) 100vw, 460px" /></div><blockquote><p>Bir Orta Asya Türk geleneği olan Ayaz Ata, Ak Ayas ve Nardugan şenlikleri yakın çağda nasıl Noel Ağacı, Noel Baba ve Yılbaşı etkinliklerine evrildi? Türklerin Ayaz Atası, nasıl Noel Baba oldu? Nardugan Bayramı nedir?</p></blockquote>
<p>Türk, Altay ve Orta Asya mitolojisinde; “Soğuk Tanrısı” diye de kabul edilen “Ayaz Ata” öncelikle Kazak ve Kırgızlarda çok önemli olmakla beraber günümüze dek süregelen tarihi bir gelenektir.</p>
<p>Orta Asya Türk mitolojilerinde, özellikle Kazaklarda ve Kırgızlarda “Soğuk Tanrısı” ya da “Ayaz Han”, “Ak Ayaz” olarak da tanınır. Ay ışığından yaratılması nedeniyle ayaz yani soğuk havaya neden olduğu için Ayaz Ata adını almıştır.</p>
<p>Ülker burcuna has olan altı yıldız, göğün altı boşluğudur. Ayaz Baba bu deliklerden yeryüzüne soğuk hava üfürür. Bu şekilde kış gelir.</p>
<p>Özellikle İslam öncesi Türklerin inanışına göre, Ayaz Ata, kış ayazında donmak üzere olan çaresiz kimsesizlere, açlara görünen ve onları koruyan bir aziz kişidir.</p>
<p>Orta Asya’da göçebe Türklerin yoğun olarak yaşarken kışları soğuk, yazlarıysa kurak ve sıcak bir iklim yaşanırdı. Orta Asya’da göçebe olarak yaşayan yerleşik bir yaşam düzeni kurmayan ön Türkler, tek tanrılı dinleri kabul etmeden önceki inanışlarında da, güçlü ritüelleri olan ve bu ritüellere bağlı olarak yaşayan bir toplumdu. Güneş, şaman Türklerin geleneksel hayatları içinde anlamlı ve önemli bir yer tutmaktaydı.</p>
<p>Ayaz, etimolojik olarak tüm Türk coğrafyasında “yakıcı soğuk” anlamında kullanılır. Ay, gökyüzünde net görülebile açık havalarda ortaya çıktığı için “Ay Tanrısının (Ayaz Han)&#8221; gökyüzüne insanlar için hediye ettiği düşünülmekteydi.</p>
<p>Ayaz uzun kış gecelerinde, yoğun yaşanan donma vakalarında barınaklardaki hayvanları, dışarıda mahsur kalan yaşlı, genç, çocuk gibi ailelerinin üyelerini donarak yitiriyorlardı. Bu tür korkunç olaylar halk arasında umutsuzluğun artmasına neden oluyordu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7061 alignnone" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/nardugan-bayrami-2.jpg" alt="nardugan-bayrami" width="732" height="467" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/nardugan-bayrami-2.jpg 732w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/nardugan-bayrami-2-300x191.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 732px) 100vw, 732px" /></p>
<p>Türkler, günümüze kadar çok değişik gelenekler edindiyse ve bunlar gelenek ve inanç olarak sürdüyse bu ritüelin sağlam alt yapıya dayanması ve bir özellik taşıması gerekiyordu. Bu inancın getirdiği duygularla yaşanan can kayıplarına ve bu kayıplardan dolayı oluşturduğu inançlara göre, 22Aralık gecesi ile beraber geceler kısalmaya başlarken gündüzler de uzamaya başlıyordu. Bunun için de gece ile gündüzün birbirleriyle savaştığına inanıyorlardı.</p>
<p>Geceyle gündüzün uzun süren mücadelesinden sonra gündüz yani aydınlık, karanlığı yani geceyi yenince çok büyük bir zafer kazanıyordu.</p>
<p>Bu doğal süreçte, gündüzün geceyi yenmesiyle, soğuk yüzünden kaybedilen canlar nedeniyle oluşan kederli hava yerini yaşama sevincine bırakıyor, insanların umutlarının artmasına ve huzur içinde hayatlarına dönmesine sebep oluyordu.</p>
<p>Ayaz ve her açıdan can yakan çileli kış günlerinin insanlara yaşattığı bu zor koşulların yerini mutluluğa ve eğlenceye dönüştürmek için yapılan eğlenceler tarihsel süreçte ritüele dönüştü. Asırlar boyunca özellikle Orta Asya Türkleri bu kutlamaları hep sürdürerek geleneksel hale getirdiler. Fakat bu inançlarını görselleştirmek ve hayatın devam ettiğini göstermek adına ve de bu ritüeli daha belirgin hale getirmek için akçam ağacı süsleme geleneği oluşturdular.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-7060" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/nardugan-bayrami.jpg" alt="nardugan-bayrami" width="516" height="460" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/nardugan-bayrami.jpg 516w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/nardugan-bayrami-300x267.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 516px) 100vw, 516px" /></p>
<p>Özellikle Şaman Türkler doğaya ait her ögeye aşırı önem vermişler ve bireysel hayatlarında da doğayı hayatlarının merkezine koymuşlardır. Bu nedenle en önemli simgeler ağaçlar dolayısıyla ormandır.</p>
<p>Türkler için çok anlam ifade eden ve hayatın her şeye rağmen akıp gittiğini simgeleyen akçam ağacı da tarihsel süreç içinde çok önemli kutsal geleneklerden biri oldu.</p>
<p>Şaman Türklerin inancına göre; akçam, yeryüzünün tam merkezini sembolize ediyordu. Yalnızca Orta Asya’da büyüyen akçam ağacı, “hayat ağacı” olarak Türklerin yaşamında çok anlamlı bir yer elde etti. Özellikle hayata bağlılığı ve doğanın köklü kudretini sembolize eden hayat ağacı, günümüzde bile tüm Anadolu’da özellikle el sanatlarıyla uğraşan kadınların yaptığı tüm işlerde ana motif olarak daima kullanıldı.</p>
<p>Günlük yaşamdaki giydikleri kostümlerden evlerinde kullanmak için dokudukları halı ve kilimlere kadar muhakkak tüm geleneksel sanatlarında hayat ağacı figürü kullandılar.</p>
<p>Özellikle, 22 Aralık’ta büyük bir mücadele ile gündüzün geceyi yenmesi zaferini akçam ağacının etrafında kutlayan Şaman Türkler, bu gelenekle, güneşin zaferini dolayısıyla güneşin yeniden doğuşunu kutlarlardı. Güneşin yeniden doğuşu, “yeniden diriliş” olarak kabul ediliyordu.</p>
<p>Türkler, Güneş’e “nar” derlerdi. Tugan kelimesi de etimolojik olarak günümüzde de &#8220;doğan&#8221; olarak aynı anlamı taşımaktadır. Günümüzde de &#8220;doğmak&#8221; anlamına gelen tugan, asırlardır öz Türk dilinde aynı anlamı taşımaktadır.</p>
<p>Bu özel bir doğa olayı çıkışlı ayinle ilgili olan Nardugan sürecinde Tanrı Ülgen’e dualar edilir ve dileklerin kabulü için akçam ağacına çeşitli renkli kumaş süsler bağlanırdı. Ren geyiği yani Sagun’un ana vatanı Orta Asya’dır. Ayaz Ata bu geyiğin çektiği kızağa biner. Bu geyiğin sonraları Hristiyan dünyasında sembol olan Noel baba geyiği olarak kullanılma ritüelinin kökeni Orta Asya’dır.</p>
<p>Her yıl geleneksel olarak kutladıkları Nardugan (Güneşin Doğuşu) kutlamaları yaklaşınca evlerini tertemiz yaparlardı. Bayram günü en güzel ve en temiz elbiselerini giyinirlerdi. Tanrı Ülgen’e sunmayı istedikleri hediyeleriyle grup halinde yürüyerek şarkılar eşliğinde yaşadığı bölgedeki en büyük ve en güzel akçam ağacının altında toplanırlardı. Akçam ağacın altına toplanınca Tanrı Ülgen’e dualar ederek hediyelerinin ona ulaşması için akçam ağacının altına hediyeler sunarlardı. Üstelik bu hediye verme töreninde Ayaz Ata’ya eşlik eden torunu olarak kabul edilen “Kar Kız” da bulunurdu.</p>
<p>Genç kızlar ve kadınların ağacın dallarına bağlanması için aile fertlerine yetecek kadar yaptıkları bantları herkese dağıtırdı. Grupların içinde bulunan genç kızlar da yanlarında getirdikleri süslü kumaşları törene katılanlara dağıtırlardı. Bu dağıtılan süslü bantlar genellikle koyun, keçi gibi hayvanların kılından eğirerek dokunur ve üstlerine hayat ağacı motifleri işlenirdi. Ritüel esnasında neşe içerisinde hayat ağacının dallarına bu figürlü rengârenk bantlar bağlanırdı. Günümüzde de ağaca çaput bağlayarak dilekte bulunma geleneği Orta Asya kökenli olup evliya veya yatır türbelerinde devam etmektedir. Bu bir eğlence ritüeliydi. Törene katılanlar akçam ağacının altına Tanrı Ülgen’e dileklerini, hediyelerini bırakıp ağaca bantlarını astıktan sonra ağacın etrafında şarkılar söyleyerek dans ederlerdi.</p>
<p>Eğlence bitimi, öncelikle aile büyükleri olarak nineler, dedeler, tüm yaşlılar ziyaret edilir, hürmet gösterilirdi ve hep birlikte önceden hazırlanmış yemekler büyüklerin evlerinde birlikte yenilirdi. Yemek sonunda en leziz tatlılar ve şekerlemeler ikram edilirdi.</p>
<p>Türklerin Hristiyanlığa geçişi sonrasında Orta Asya&#8217;daki Türklerin bu geleneği, Hunların Avrupa’ya göç etmesiyle beraber evirilerek güçlü bir şekilde başka ülkelere, kültürlere ulaştı ve buralarda da kutlanmaya başlandı. Hristiyanlığın doğduğu topraklar olan Kudüs ve Filistin’e kadar ulaşan bu ritüel ile akçam ağacının bu bölgelerde yetişmemesine rağmen ağaç süsleme geleneği de buralara kadar yayılır. Bu Türklerin ulaştıkları topraklara geleneklerini taşımasının en önemli örneğidir. Hristiyan toplumu bu geleneğe sahip çıkıp farklı isimler kullanarak günümüze kadar taşıdı. Bu kültürün Orta Asya kültürleri dışında farklı isimlerle de olsa Hristiyan dünyasında da yer etmesini sağladı.</p>
<p>Tarih sürecinde Orta Asya’dan batıya göç eden Türklerin Hristiyanlığı seçmesi sonucu teolojik olarak İsa Peygamber’in doğumuyla tarihsel ve kültürel bağlantısı olmayan bu Nartugan ve Ayaz Ata ritüelinin asırlar sonra İsa Peygamber’in doğumuyla ilişkilendirilmesi, yakın çağın insanının yarattığı bir davranış biçimidir. Bu konuda önemli araştırmalardan biri Doç. Dr. Haluk Berkmen’in &#8220;Noel ve Nardugan&#8221; adlı eseridir.</p>
<p>Yeni yılda pek çok ülkede Noel Ağacı gelenek olarak süslenir. Bu geleneğin kökeninde hediye getiren Noel Baba inancı bulunmaktadır. Yeni yıl yaklaşırken bir çam ağacı süslenir ve altına hediyeler yerleştirilir. Bu geleneğin kökeninde İslamiyet öncesi Orta Asya Türklerine ait Hayat Ağacı inancı bulunmaktadır. Asya halkının süslemek için seçtiği akçam, kışın dahi yapraklarını dökmeyen ve daima yeşil kalan özelliğinden dolayı “Hayat Ağacı” olarak isimlendirilmişti. Halen ülkemizde istek ve beklentilerini bir kâğıda yazıp yatır olduğu inanılan kişilerin mezarlarındaki ağaçlara takmak geleneği devam etmektedir.</p>
<p>Asya Türkleri gecelerin kısalıp günlerin uzamaya başladığı dönemde akçam ağacını süslerler, ateş yakıp etrafında dans ederlerdi. Bu gelenek halen devam etmekte ve Nardugan Bayramı adıyla bilinmektedir. ‘Nar’ ateş ve ‘dugan’ doğan demek olduğundan Nardugan “doğan güneş”, yani uzayan gün anlamını taşır. Hayat ağacına bağlı bir diğer inanç da bu ağacın göğü tuttuğu ve göğün insanların üstüne çökmesine engel olduğudur.</p>
<p>Noel ağacı süslemesi de Asya kökenli olup Türklerin Avrupa’ya hediye ettiği bir kadim inançtan türemiştir. Hayat Ağacı inancının Asya kökenli olduğunu Amerika yerlilerinde de bulunmasından anlıyoruz. Hatta Amerikan Navajo halkına ait bir çizimde kutsal ağaç merkezde bir kare içinde bulunmaktadır. Kareyi çevreleyen küçük boyda çizilmiş olan kadınlar ellerinde demetlerle ağaca dua ediyorlar. Asya’dan Amerika kıtasına göç etmiş bu insanların bir doğa dini sayılabilecek olan şamanlığa inandıkları biliniyor. Kızılderili dediğimiz bu insanların güneş doğarken yaptıkları ayinler ve tüm bitkilerin ruh taşıdıklarına inanmaları Asya şamanlığının devamıdır.</p>
<p>Altta görülen akçam ağacı bir Orta Asya Türkü&#8217;nün işlediği halıdır. Üzerinde süsler ve etrafında uçuşan kuşlarla kutsal birçok kavram içeriyor. Ağaçtaki süsler gökteki yıldızları simgeliyor. Böylece, dümdüz bir direk gibi yükselen ağaç göğü tutmakta olduğu kavramını aktarılıyor. Ayrıca ağacın çevresindeki kuşlar manevi şaman uçuşunu da hatırlatıyor.</p>
<p>Noel sözcüğü Fransızca &#8220;nouvelle&#8221; yani &#8220;yeni&#8221; sözü ile ilgili olduğu ve &#8220;Yeni Yıl&#8221; kavramının Nardugan Bayramından batıya geçtiği anlaşılıyor. Bu geleneğin Asya halkları tarafından Anadolu’ya taşınmış olduğunu da görüyoruz. Anadolu’da kutsal hayat ağacının kadim dönemlerden beri önemli bir simge olarak devam ettiğini görüyoruz.</p>
<p>İlginçtir ki endüstri çağı ve tüketim toplumlarının yavaştan ortaya çıktığı 19. yüzyılda Türklerin Orta Asya geleneği olan Nardugan kutlaması Noel, 22 Aralıkta süslediği akçam Christmas Ağacı ve Ayaz Atası da Noel Baba’ya evirilerek bambaşka bir kültürün parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim 19 .yüzyılda Türklerin Nardugan kutlaması ve Ayaz Ata’sı karşımıza “Noel Baba”ya dönüşerek karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Nardugan, Yılbaşı, Akçam ağacı ve Noel hakkında sağlam kaynak arayanlara Türkolog Murat Acı&#8217;nın araştırmaları tavsiye edilir. Araştırmacı; &#8220;Avrupa, Türkler, Büyük Bozkır&#8221;adlı kitabından: &#8220;Çam ağacı Mısır&#8217;da ve Filistin&#8217;de yoktu. İlk Hıristiyanlar bu ağacı bilemezdi. Türklerde ise bu ağaç çok önceden kutsal sayılırdı. Türklerin kök atası Sakalar idi. Türkler, Anadolu&#8217;ya 1071&#8217;de gelmedi, önceden farklı adlarla Anadolu&#8217;da hep var idi; Hattiler, İskitler, Kıpçaklar, Peçenekler vb.&#8221; şeklinde bir tez öne sürmektedir.</p>
<p>Ayrıca, Sümerolog Sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın bu önemli kültürel Türk geleneği ilgili detaylı belgelere dayanarak kaleme aldığı bilimsel eserleri mevcuttur.</p>
<p><span class="name">Kemal Şendikici</span> | <span class="date">2020-12-21</span></p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>1- Noel ve Nardugan &#8211; Doç. Dr. Haluk Berkmen</p>
<p>2- Türker’in Soğuk Tanrısı Ayaz Ata Nasıl Noel Baba ve Yeni Yıl Kutlamasına Dönüştü? &#8211; Silvan Güneş</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://www.rehbername.com/rehberce/nardugan-bayrami-ayaz-ata</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/turklerin-ayaz-atasi-nasil-noel-baba-oldu/">Türklerin Ayaz Atası Nasıl Noel Baba Oldu?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Susmuşlara Karıştı</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/susmuslara-karisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 12:25:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=7006</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="764" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="susmuslar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-300x229.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-768x587.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Telefonda son sözü “anlamışsın” olmuştu. Mikrobiyoloji uzmanı olarak salgınla mücadelede ön saflarda görev alıp hastalığa yakalanan ve ne yazık ki kaybettiğimiz çok değerli bir hekimdi. Emekli olup kenara çekileceği yaşlarda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/susmuslara-karisti/">Susmuşlara Karıştı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="764" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="susmuslar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-300x229.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-768x587.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>Telefonda son sözü “anlamışsın” olmuştu.</p></blockquote>
	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-8 bsq-t1 bsq-s8 bsq-left">

		<div class="quote-content">
			<p>Susmuşlara Karıştı</p>
		</div>

					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/mehmet-uhri.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Mehmet Uhri										</span>				
									<span class="quote-author-job">Patoloji Uzmanı</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Mikrobiyoloji uzmanı olarak salgınla mücadelede ön saflarda görev alıp hastalığa yakalanan ve ne yazık ki kaybettiğimiz çok değerli bir hekimdi.</p>
<p>Emekli olup kenara çekileceği yaşlarda olmasına karşın ailesi ve çocukları için çalışmayı sürdürüyordu.<br />
Hastaları için çırpınırken rahatsızlanmıştı.</p>
<p>Hastaneye yatırıldığında meslektaşları onu iyileştirmeye çabalarken bile boş durmayıp hastalığının seyri hakkında gün gün not ettiği bilgileri meslektaşları ile paylaşacak kadar sorumluluk sahibiydi.</p>
<p>Tanısaydınız severdiniz.</p>
<p>Bilime, bilgiye olan açlığı, hayat deneyimi ve biliyor olmanın verdiği özgüven ile doğruları söylemekten kaçınmayan tavrı nedeniyle “bazılarınca” ukala olarak görülse de bir derviş sabrı ve olgunluğu ile çoğu kez suskun kalır, gereksiz tartışmalardan uzak dururdu.</p>
<p>Çok çalışkandı. Mesleğin gerektirdiği adanmışlık ve diğerkâmlığın bilincinde olarak onu hep işinin başında görürdük.<br />
Hastaneye yatırıldığı gün kısa bir telefon görüşmesi yapmış halini hatırını sormuştum. Öksürük, ateş, nefes darlığı çekmesine karşın hastanede yarım kalan işleri ve hastaları için kaygılanıyordu.</p>
<p>İkimiz de son konuşma olabileceğinin farkında olmadan şakalaşmış birbirimize sağlık dilemiştik.</p>
<p>O kısacık görüşmede hayatın gerçeği konusunda nasıl da haklı çıktığını söyleyince her zamanki derviş tavrıyla ne demek istediğimi sormuştu. “Hamuşan” diyerek hatırlatmış, ölümün kol gezdiği salgın sürecinde hayata dair bize sunulan ne varsa hepsinin anlamını yitirip salt gerçekle yüz yüze gelindiğinde toplumun suskunluğa gömüldüğünden söz etmiştim.<br />
Cevap vermeden önce öksürük atağının dinmesini bekledim. Derin bir nefes alıp “anlamışsın” diyebildi.</p>
<p>Bu son konuşmamız oldu.</p>
<p>Ondan çok şey öğrendim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-7011" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Mehmet-Ulusoy-1.jpg" alt="Mehmet-Ulusoy" width="219" height="255" />Mesleki bir toplantı çıkışı Beyoğlu İstiklal caddesinin canlılığını işaret edip “Şehrin gerçeği burada sanırım. Bir kalp gibi, herkes uğruyor ama kimse tutunamıyor” şeklinde benzetmede bulunmuştum.</p>
<p>O ise her zamanki derviş tavrıyla bıyık altından gülümseyerek; görüntüye aldanmamak gerektiğini binlerce yıllık yaşanmışlık barındıran caddede herkesin sadece bir gölgeden ibaret olduğu şeklinde yanıt vermişti. Şaşkınlığımı görünce “Sen de herkes gibi gördüğüne işittiğine güvenip hayatı ve kendini önemsiyor gerçeği algılamakta zorlanıyorsun.” diye cevap vermişti.</p>
<p>“Yani tüm bu hareketlilik, ışıltı, ihtişam gerçek değil mi?” diye üsteledim.</p>
<p>“Gerçeği mi merak ediyorsun? O zaman gel benimle” diyerek birlikte tünele doğru ilerledik. Akşam yaklaşıyordu. Galata Mevlevihane’sine yöneldik. Gişe kapanmıştı. Kendini tanıtıp kapıdaki görevliye beni işaret ederek bir şeyler söyledi. Giriş iznini koparıp bahçeye girince avluda bir kapının önünde durduk.</p>
<p>&#8211; Ne söyledin görevliye?</p>
<p>&#8211; Seni işaret edip ilerlemiş hastalığı nedeniyle günleri sayılı bir hastamın ricasını kırmaması gerektiğini söyleyince ikna oldu.</p>
<p>&#8211; E yuh artık. Ben senin kadar inançlı biri de değilim. Ne işimiz var burada?</p>
<p>&#8211; Boş ver bunları, sen şuraya bir bak hele.</p>
<p>Avlunun sol tarafında tarihi mezarlığın kapısını işaret ediyordu. Kapının üzerinde “HAMUŞAN Sessizler (susmuşlar) yeri” yazıyordu.</p>
<p>&#8211; Az önce gerçeği sormuştun. Gerçek bu işte. Sus ve sessizliğin anlattıklarını dinle.</p>
<p>&#8211; Nasıl yani? Ölümün gerçekliğine itiraz etmedim ki.</p>
<p>&#8211; Yine anlamadın. Mevleviler ölümü bir yolculuktan çok susmuşlara karışmak olarak görürler. Burada yatanlar da senin benim gibi hayatı merak etti, gerçeği aradı ve geçip gittiler. Ne kadar konuşursan konuş burada yatan hayatlardan kalan gölgeleri sözcüklere sığdıramazsın. Hatta konuşarak gerçeği çarpıtıyor bile olabilirsin. Gerçeği arıyorsan susman gerekiyor. Sus ve sadece dinle.</p>
<p>Susmuşlar kapısından içeri girip eski Türkçe yazılı silindirik mezar taşlarının arasında ilerledik. Arkadaşım mezarlardan birinin üstünde uyumakta olan tekir kediyi okşadı. Kedi gerinerek ayağa kalktı sonra diğer tarafa devrilip arkasını döndü ve uyumayı sürdürdü. Biraz daha ilerleyip mezarların arasında durduk.</p>
<p>&#8211; Hayat bizi o kadar oyalıyor ve o kadar dolu ki hepsini gerçek zannediyoruz. Hâlbuki çoğu hayata dair kurgudan başka bir şey değil. Trafiğinden geçim sıkıntısına, onun bunun ne dediğinden, vermek zorunda olduğun hesaba, cep telefonuna gelen bilgiden gerekli olup olmadığını bile sorgulamadığın pek çok gereksinime kadar her şeyi hayatın gerçeği zannediyoruz.</p>
<p>&#8211; İyi de nedir gerçek?</p>
<p>&#8211; Buradan bakınca daha iyi anlaşılır diye umuyorum. Bazen bir hastamı kaybettiğim zamanlarda yaşadığım o bezginlik ve yenilmişlik hissini atmak için buraya gelir ve susmuşları dinlerim. Onların sessiz dilini işitmeye çalışırım. Konuşarak anlatılır olmadığını düşünüyorum.</p>
<p>&#8211; Neden geldik öyleyse bu mezarlığa? Konuşarak anlatamazsan nasıl anlatacaksın? Görevli gelmeden gidelim. İçim daraldı burada.</p>
<p>&#8211; Hah işte anlatmaya çalıştığım gerçek, böyle bir şey. İçinde hissettiğin o karanlık sözcüklere sığmaz. Konuştukların bir zaman önce yaşanmışları yeniden kurgulama ve aktarma çabasından öteye gitmez. İşine geldiği, o günkü aklın yettiğince değiştirir dönüştürür yeniden hatırlar ve dile dökersin. Söylediklerin ise gerçeğin çarpık bir gölgesinden ibaret kalır.</p>
<p>&#8211; Az önce sözünü ettiğin yaşanmışlıkların gölgesi gibi mi?</p>
<p>&#8211; Hayatlarımız ışığı ayrıştıran prizmaya benziyor. Öte yana düşen ışık tayfına ve renklere bakıp ışığın kendi gerçeğini hayal etmeye çabalarsın. Gerçek olan ise ışıktır. Anlatmaya çabaladığında tayftaki renkleri tek tek tarif etmen ışığı anlatmaya yetmez. Hep bir şeyler eksik kalır.</p>
<p>&#8211; Yani?</p>
<p>&#8211; Yani hayata dair bize sunulan anlatacak, konuşacak, yaşanacak o kadar çok şey var ki ardındaki gerçeğin ne olduğunu göremiyoruz. Herkes, her şey birden suskunluğa gömülse salt gerçek görünür olacak ama olmuyor, istenmiyor.</p>
<p>Suskunluktaki gerçeği bir tek ölüm ile yüzleşince fark ediyor, susup başımızı öne eğiyor sonra hızla algının gölgesinde yaşamaya geri dönüyoruz.</p>
<p>&#8211; İyi de ne yapmalı?</p>
<p>&#8211; Gerçeği arıyorsan sözcüklerin yetersizliğini görüp sunulanların ardına bakabilmeye çabalamak gerektiğini düşünüyorum. O nedenle kendimi biraz geri çekip susmuşların gölgesine sığınmak bana iyi geliyor.</p>
<p>Mevlevihane binasından yükselen ney sesini işaret edip “Müzik kulağa hoş geliyor olsa da aradaki Es’leri de işitmeye, anlamaya çalışmak gibi bir şey.” Dedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-7014" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hamusan.jpg" alt="hamusan" width="550" height="380" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hamusan.jpg 550w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hamusan-300x207.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 550px) 100vw, 550px" /></p>
<p>Güvenlik görevlisi yanımıza yaklaştı. Acıyan gözlerle bana bakıp çıkmamız gerektiğini işaret etti.<br />
Çıkmadan “suskunluğu anladım da burada kendinle konuştuğun olmaz mı?” diye sorduğumda “Olur elbet ama ne önemi var? Konuşmadan da insan kendine kızabilir veya dertleşebilir. İnsanlar, kendini önemsemeyi bırakıp bir şeylerin gölgesi olduğu gerçeğine yaklaşabilse inan dünya çok daha güzel olacak.” Demişti.<br />
Hastaneye yattığı gün yaptığımız telefon görüşmesinde o gün Mevlevihane’de anlattıklarını hatırlattığımda zorlukla nefes alarak sadece “anlamışsın” diyebilmişti.</p>
<p>Bu, son konuşmamız oldu.</p>
<p>Neredeyse tüm dünyanın eve kapanıp ölümcül suskunluğa gömüldüğü, bizlere sunulan cafcaflı algı perdesinin yıkılıp salt gerçeğin tokat gibi yüzümüze vurduğu salgın hastalık sırasında yitirdiğimiz bilge hekim dostum susmuşlara karıştı.<br />
Hastalandığında bile kendinden çok geride bıraktığı hastaları ve yakınları için kaygılanıp hayata tutunmaya çabalasa da günü geldiğinde bir derviş uysallığı ile boyun eğip bize gölgesini bırakıp “susmuşlar” arasında yerini aldı.<br />
Ardından kaleme aldıklarıma içerleyip suskun kalmamı isteyeceğini biliyor olsam da satır aralarından bizlere geride bıraktığı gölgesini işaret etmek istedim.</p>
<p>Tanısaydınız severdiniz.</p>
<p>Telefonda son sözü “anlamışsın” olmuştu.</p>
<p><strong>Dr. Mehmet Uhri</strong></p>
<p>Not: COVİD 19 Enfeksiyonu nedeniyle 6 Nisan 2020 günü yitirdiğimiz Bakırköy Devlet Hastanesi E. Mikrobiyoloji uzmanı Mehmet Ulusoy’un şahsında salgında kaybedilen tüm sağlık çalışanlarının anısı içindir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<hr />
<p><strong>MEHMET UHRİ KİMDİR</strong><br />
1964 yılında İzmir’de doğdum. İzmir’de okudum. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1987 yılında mezun oldum. İstanbul’da bir eğitim ve araştırma hastanesinde Patoloji Uzmanı olarak görev yapmaktayım.<br />
Mutluluğun başarı ve kazanma ile ilişkili olduğuna inanılan bir dünyada gerçek mutluluğun insana giden yolunu bulmak ve o kapıyı açık tutmak için harfleri ve sözcükleri kullanıyorum.<br />
İnsana, hayata, edebiyat ve sanata dair tarih edebiyat ve bilim üzerine konferans ve seminerler veriyorum.<br />
&#8211; İnsanları dinliyor öykü biriktiriyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/susmuslara-karisti/">Susmuşlara Karıştı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
