İki Sıradan Kızın Hikayesi

Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne

oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında

dünyayı çocuklara verelim

bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı

Nazım Hikmet RAN

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı,”  Takvim yaprakları 9 Ekim 2012’yi gösteriyordu ve ben henüz 15 yaşındaydım. Arkadaşlarımla beraber okuldan eve dönerken, maskeli ve silahlı bir kişi okul servisimizi durdurup içeri daldı. Avaz avaz,

-Malala kim? Hanginiz Malala çabuk çıksın ortaya?

Burkalar, tüm kız öğrencileri ardına saklamıştı. Silahlı adam o yüzden beni soruyordu. Ne tezat değil mi? Okuyabilmek için istemeyerek hatta zorla giydiğimiz burka, Taliban’ın beni bulmasına bir süreliğine bile olsa engeldi. Bana yıllar sürmüş gibi gelen o kısacık zamanda, arkadaşlarımın korkmuş ve kaçak bakışları arasında, saldırgan tekrar gürledi.

-Malala kim diyorum? Ortaya çıkmazsa hepinizi öldürürüm.

Benim yüzümden başkalarının ölmesine asla göz yumamazdım. Elimi kaldırmamla kurşun yağmuruna tutulmam bir oldu.

Başımdan, boynumdan ve omzumdan çok ciddi yaralar almışım. Üzerime yağan kurşunlardan,  servisteki bir arkadaşım da nasibini alıp ağır yaralanmış. Kendime geldiğimde, ülkemden çok uzaklarda Birleşik Krallık’ta savaş travmatolojisi konusunda başarılı bir hastanedeydim. Üzgün değildim. Korkmuyordum. Sadece şunları düşündüm: Nasıl göründüğümün bir önemi yok. Hayattayım. Bunun için minnettarım. Dr. Fiona’ya baktım bir an. Aramıza bir kutu mendil koymuştu. Ağlamamı beklediğini fark ettim. Belki eski Malala ağlayabilirdi. Ancak hayatınızı kaybetmenin eşiğinden döndüğünüzde, aynada gördüğünüz komik yüz sadece hâlâ yaşadığınızın bir ispatı oluyor. Bir yılı aşkın Birmingham’ daki bu hastanede kaldım.

Azimli ve direngen biriyimdir. Kendimi hep bir keçiye benzetirim. Hayata sımsıkı tutunmam da bu yüzden. Hem ayrıca yapacak öyle çok şey vardı ki, yaşamak zorundaydım.

Kim olduğumu sorduğunuzu duyar gibiyim. Ben, babamın bıkıp usanmadan özenle suladığı, yemyeşil Mingora çayırlarında büyüdüm.   Mücadele gücümü Mingora çayırlarından bolca beslenerek edindiğim zengin geçmiş öğretilerden aldım.  Adım bir Peştun halk kahramanından geliyor. Aslına bakarsanız yalnızca “Sıradan bir kızım.” 12.07. 1997 doğumlu, çayır keçisiyken, ki hala çayır keçisiyim; günah keçisi ilan edilen Malala YUSUFZAY’ım.

Her şey babama “Neden kızların okula gitmesini istemiyorlar?” sorusunu sormamla başladı. Aldığım yanıt “Kalemden korkuyorlar,” oldu. Bunun üzerine Pakistan’da, Taliban etkisi altındaki tüm yerleşim yerlerinde kızların da okuması için çalışmalarıma başladım. Sorular sordum. Yazılar yazdım. Muhabirlik yaptım. İki seçeneğim vardı. Ya sessiz kalacak ve öldürülmeyi bekleyecektim. Ya da sesimi yükseltip öldürülmeyi! Ben Pakistan’da,  eğitimden yoksun 66 milyon kız çocuğunun sesi olmaya çalıştım. Mutlaka söylemem gerek, Taliban’ın vurduğu kız olarak değil, eğitim için mücadele eden kız olarak anılmayı ve hayatımı buna adamayı istiyorum. Eğitim kadın için güç demektir. Teröristler bu yüzden, eğitimden korkuyorlar. Kadınların eğitimli olmasını istemiyorlar. Çünkü biliyorlar ki, eğitim aldıklarında kadınlar daha güçlü olacaklar.

“Beni vuran teröristler, hedeflerimi değiştirebileceklerini ve tutkularımı sona erdirebileceklerini düşündüler. Oysa sadece zayıflığımı, korkularımı ve umutsuzluğu öldürdüler. Güç ve cesaret kazanarak yeniden doğdum. Kimseye karşı değilim. Dünya üzerindeki her çocuğun eğitim hakkını savunmayı kendime bir görev biliyorum. Taliban ve tüm teröristlerin çocukları için de eğitim istiyorum. Eklemem gereken bir şey daha var. Babama, kanatlarımı kırmadığı, uçmama izin vererek amaçlarıma ulaşmamı sağladığı için, anneme de yapabileceklerim konusunda beni sürekli yüreklendirdiği için minnettar olduğumu belirtmeliyim.”

Ülkemde eline kalem alabilen nadir şanslı çocuklardan biriyim. Uzun ve zorlu çalışmalar sonunda epey önemli adımlar atıldı ve kız çocuklarının okula gönderilmesi için kanunlar çıkarıldı. Bunun için de ayrıca çok mutluyum.

Şu an sizlere iki sıradan kızın hikayesini anlatmak için kalemi tekrar elime aldım. Çünkü,  “Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap ve bir kalem dünyayı değiştirebilir.”  İşte Greta  (THUNBERG) da tam buradan başladı. İklim krizini okulda öğretmeninden öğrenip Cuma eylemlerine başladı. Kendimden yeterince bahsettim artık şimdi sıra Greta’da.  Şunu peşin peşin söylemeliyim ki, Greta’nın işi benden çok daha zor. Ben okuma olanağından yoksun çocuklar için mücadele ederken, Greta tüm dünya çocukları için uğraşıyor. Hatta yeryüzünde yaşayan tüm insanlar için! Greta durgun bir suya çok büyük bir taş attı. Yavaş ama sağlam dalgalarla halka halka yayılıyor etkisi. Sonuç alacağından emin olmak istiyorum. İstiyoruz.

Benim gibi Greta’ya da Nobel Barış ödülü verileceği bilgisini aldım. Ben ödülü alan en genç kişiydim. Greta benden daha genç ödülü alacak. Şunu söyleyeyim, Greta ve ben, Biz ödül istemiyoruz.”  Verilen sözlerin tutulmasını ve en önemlisi geleceğimizi istiyoruz. Bizden çalınan, çaldığınız geleceğimizi!

Greta, seninle ve hastalığınla alay edenlere hiç aldırış etme. Seni de benim gibi ötekileştirmek ve dışarıda tutmak istiyorlar. Bilmiyorlar ki, bizi ötekileştirmek için attıkları her adım bizleri daha güçlendiriyor,  gerçeklere ve çözümlere doğru büyük bir hızla ittiriyor. Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler’ de yaptığın konuşma çok etkileyiciydi. Şöyle diyordun;

“Tüm bu yaşananlar yanlış. Şu an burada olmamam gerekir. Şu an okyanusun öbür yakasında okulda olmalıydım. Ama siz umudu biz gençlerde arıyorsunuz. Ne cüretle! Benim hayallerimi, çocukluğumu boş laflarla çaldınız. Yine de ben şanslı olanlardanım. İnsanlar acı çekiyor. İnsanlar ölüyor. Ekosistemler çöküyor. Nesiller toplu olarak tükenmeye başlayacak. Ama tek konuştuğunuz şey para! Ve sonsuz ekonomik büyüme masalları! Ne cüretle! Ne cüretle görmezden geliyorsunuz. Ve gerekli çözümler ve politikalarla ilgili hiç bir şey yapmazken, buraya gelip yeteri kadar çabaladığınızı söylüyorsunuz. Bizi duyduğunuzu ve durumun aciliyetini anladığınızı söylüyorsunuz. Ama ne kadar üzgün ve öfkeli olsam da buna inanmak istemiyorum. Çünkü durumu gerçekten anlamış olup, hala bir şey yapmıyorsunuz. O zaman kötü bir insansınız demektir. Ve ben buna inanmayı reddediyorum.”

Sevgili Greta, söylediklerinin her kelimesine sonuna kadar katılıyorum. Çıktığın bu zorlu yolda zaman daha kısa. İnsanlık daha yitik!  Kötülük daha çok! Kriz daha büyük! Ve yaşam daha… nasıl desem?

“Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana – sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece ‘daha’ sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi.”  İşte böyle…

Gönül MALAT   25.09. 2019

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları