Akdeniz’in Tuzu

Beni hor görme kardeşim

Sen altınsın, ben tunç muyum?

Aynı vardan var olmuşuz!

Sen gümüşsün, ben sac mıyım?

Aşık Veysel

Kavurucu güneş yanaklarına buharlaşmış damlalardan ince uzun apak yollar bırakmıştı. Akdeniz mavisi gözleri sıradan, katlanılabilir pek çok hüznü önceden görmüş, hepsinin de bir çaresine bakmıştı. Gerçi delik deşik edenler çoğunluktaydı ama hayal meyal buruk gülümsemeyle hatırlanır olanları da yok değildi. Yalnız bu seferki bir başkaydı ve taşımakta çok zorlanıyordu. Beceriksiz olduğu halde olmadık sorularla, okları kendine atarak, tam on ikiden vurup duruyordu. Vicdanı çoktan ağıtlar yakmaya başlamıştı. Kabuk tutmuş yaralarla, yenisi elbirliği etmiş, Carola (Rackete)’yı akılcı bir toplantıya çağırıyorlar, teker teker söz istiyorlardı. Güneşten karamel rengi olmuş beyaz teni, nasırlı elleri, yanaklarındaki tuz kristalleri ve acıların içinden Diego’ya seslenen Frida gibi kalın tek kaşıyla, sözü yaralarına vermek zorunda kaldı. “Hadi konuşun. Sizi dinliyorum.” Bu ikircikli durumu zaten başka türlü çözmesi de mümkün değildi. Tabii Carola’nın bilmediği bir şey vardı, “Yaralar çoğu kez dilsizdir, ama bir konuştular mı, sesleri çok korkutucudur ve yalan söylemeyi beceremezler.”

Carola’yı korkutucu sesler korkuttu. Gerçekler ürküttü ama vicdanından yükselen ağıtları can kulağıyla dinleyip kararını verdi. Dümenin üzerindeki elleri kıvrakça hareketler yapmadan önce emri yanık türkü gibi haykırdı;

-Alesta, tüm personel sancak tarafından aborda mevkilerineee!

pia klemp
Pia Klemp

Yardımcı kaptan Pia (Klemp),

-İşte bunu bekliyordum. Yanındayım Kaptan Carola, hem de sonuna kadar. Ama yine de sormak isterim kararından emin misin? En az 10 yılımız zindanda geçecek. Bunu sormak da ayrıca benim görevim!

-Eminim, hem de çok.  Biliyor musun Pia, bazen ufacık ama sağlamca atılmış adımlar, oluşturduğu sarsıcı dalgalarıyla koca dağları yutuverir. Bakalım bizim henüz doğmamış dalgalarımız hangi taşlaşmış yürekleri sular altında bırakacak?

-Sabırsızlığımı bağışla kaptan, haydi nasıl suç işlenirmiş gösterelim şunlara!

Vicdanıyla demli sohbetinden beri kaptanın ağzını bıçak açmamıştı. Pia’nın meydan okumasıyla, yaralarına sürdüğü Akdeniz tuzu, kavurup yakmış olmasına rağmen Carola’ya pekiyi gelmişti. Tayfaların verdiği emri yerine getirmek için koşuşturmalarını kamarasından izlerken geri dönüşü olmayan rotaya girdiklerini ve tutuklanacağını biliyordu. Çünkü kanunları çiğneyecekti. “Kanunların canı cehenneme” diye söylendi. “53 can var gemim Sea Watch’da! Hepsinden tek tek ben sorumluyum. Birinin bile ölmesine göz yumamam. Her şeyden önce bebek ve çocuklar var, anneler var. Hepsi de aç sefil.  Aborda için Lampedusa Limanı dosdoğru,” diye de ekledi kendi kendine.

Dümene kendisi geçti. Tüm vücuduyla dans edercesine dümeni sağa sola hareket ettiriyor, yılan gibi kıvrılıyordu. Uzun zamandır birlikte çalıştıkları sıkı dostu Pia,

-Kaptan Carola, dümende Akdeniz’in tuzundan güç alan kocaman bir Şahmaran’a benzedin. Geminde 53 Camsap taşıyorsun bunun farkındasın değil mi?

Carola Rackete
Carola Rackete

-Pia, ah Pia, ikimiz de Şahmaran değil miyiz? Bize Camsaplardan zarar gelmeyecek ki, bizim etimizi kanımızı isteyen krallar var. Camsaplar onlara yardım ettik diye, belki de işkence görecekler. Biz zehirli kanımızı krallara, sihirli kanımızı 53 yolcumuza içereceğiz.

Sahil güvenlik bangır bangır anonslarına başladı bu arada. Lampedusa Limanı’na yanaşmamaları için hem İtalyanca hem de İngilizce anons yapıyor, uluslararası anlaşmalara uymaları için gemi kaptanını uyarıyorlardı. Sea Watch limana yanaşırsa kaptanın ve yardımcısının tutuklanacağını da, yüzlerinin derisi alınmış gibi ekliyorlardı sözlerine. Birkaç sahil güvenlik gemisi, Kaptan Carola’nın limana yanaşmasını engellemek için, etraflarında dönüp duruyordu. Carola gözü kara dümeni üzerlerine kırınca, çaresiz geri çekildiler.

Dolunay neşeli ve kıpır kıpır yakamozuyla, Carola ve Pia’ya övgüler düzüyor, alkışa boğuyordu. Limanda bekleşen kendileri beyaz, fikirleri kapkara grup ise ağızlarındaki mermi dolu silahlarını ateşleyerek , “Umarız bu siyahların (53 göçmenin) tecavüzüne uğrarsınız” diye bas bas bağırıyordu.  İkisi de elleri kelepçeli polis arabalarına bindirilip mahkemeye çıkarılmak üzere tutuklandılar. Evet, kanun önünde suç işlemişlerdi ama her ikisinin de vicdanı olabildiğince rahattı.

Nezarette aynı odada olmaları, birbirleriyle rahatça konuşabilmeleri ve mahkemede yargıca neler söyleyebileceklerini tartışıp, söz birliği yapabilmeleri için de iyi olmuştu. Pia;

-Kanunlar ne adaletsiz değil mi Carola?

-Bir kitap okumuştum. Dur bakiim hatırlamaya çalışayım ne diyordu?

-Tamam, tamam hatırladım. Şöyle yazıyordu sanırım “Bir hırsız yaratmak için bir sahip yaratın; suç yaratmak istiyorsanız, yasalar koyun.”  

-Biz neyiz şimdi? Ne düşünüyorsun? Suçlu mu? Kahraman mı?

-Kanunlara göre suçluyuz Pia, ama kahraman değil de nasıl demeli yalnızca insanız dostum, yalnızca insan.

İkisi de korkulardan ve sahtelikten uzak, rahat ve güzel bir uyku çektiler sabaha kadar.

Kafataslarını pek sevdiği her halinden belli olan, İtalya başbakan yardımcısı ve içişleri bakanı Matteo Salvini, Carola ve Pia’ yı, “Korsanlık, kanun tanımazlık, savaş eyleminde bulunmakla,” suçluyordu. Mahkemeye doğru elleri kelepçeli yol alırken Salvini’nin söylediklerini duyan Pia;

-Ne ironik Carola, savaş eyleminde bulunmakla suçlanıyoruz. “Adam öldürmeyi oyun sanıyor” bunlar.

Polis tarafından, birbirleriyle konuşmamaları için uyarıldılar. Vakur bir şekilde soruları yanıtlamak üzere, mahkemede yargıç önüne çıkarıldılar. Savcı konuşmasını yapıp atfedilen suçları saydı döktü. Bunun üzerine yargıç Kaptan Carola’ya sorusunu sordu;

-Suçunun ne olduğunu biliyor musun? Anladın mı söylenenlerin hepsini?

-Anladım sayın yargıç.

-Anladığını anlamak için tekrar soruyorum, suçun ne peki?

-İnsan olmak, sayın yargıç! Suçum yalnızca ve yalnızca insan olmak!

Gönül MALAT  2.10. 2019

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları