Antalya’da Konuğumuz Bir “At Sineğiydi”

TTB’ nin,  yedi kent yedi matine etkinliğine, Nisan ayında Antalya ev sahipliği yaptı. Antalya tabip odası yönetim kurulu ve diğer kurulları kadın ağırlıklı öncelikle bunu belirtmeliyim. Kendimi bu nedenle daha yakın hissettim doğrusu Antalya’ da yaşayan hekimlere, bu seçimlerinden dolayı.

Mine SÖĞÜTYönetim kurulu başkanı Kadın, konuğumuz “Deli Kadın Hikayeleri” yazmış bir Kadın, moderatör ve organizatör de Kadın olunca kadın eli değmiş her şeyde olduğu gibi olağanüstü bir hafta sonu geçirdik doğrusu. Konukseverliğin en güzel örneklerinden birini yaşadık hep birlikte. Sonsuz teşekkürlerimizle…

“At Sineği” derken, kötü bir şey söylemiyorum. Kitaplarındaki ve söyleşilerindeki sorularla okuyucularına ve kendine  “At Sineği” gibi musallat olup zihinlerini alt üst eden gazeteci ve yazar Mine SÖĞÜT’ ten bahsediyorum evet.  Mine SÖĞÜT’ ün deyimiyle, gerçekten kötü bir şey söylemiyorum. Anlatayım ne demek istediğimi.

“İnsanda kötülük ne zaman başladı?” Antalya arkeoloji müzesindeki “Karain Mağarası” kalıntılarından yola çıkarak aradık bu sorunun yanıtını. Zaten bir gün öncesinde de konuğumuzla derinlemesine irdelemiştik bu konuyu. Aslına bakarsanız bulduğumuz yanıtı, müzede pekiştirdik demek daha doğru.  Sorunun yanıtının “Mülkiyetle” olduğu konusunda fikir birliğine vardık. Tarım keşfedilip, mülkiyet alanları oluşturulmaya başlandığı andan itibaren insanlığın kötülüklerle ( savaş gibi)yol aldığını gördük. Bu kadim topraklarda mülkiyetin ölçüm birimi de bulunmuş üstelik. Lidya’ da! Başkenti Sardes olan eski uygarlık. Müzede paha biçilmez örneklerini hayranlıkla seyrettik. Çil çil!

at sneğiKötülüğün bizi, “Gergedan’ a” dönüştürmesinden sözü açtık önce. Ondanda önce, Eugéne İONESCO’ nun “Gergedan’ ına” Mine Söğüt göndermelerini dinledik Mine Söğüt’ ün kendisinden. “Büyük Küfür” öyküsü, yalnızca on iki sayfa ama binlerce sayfalık bir roman gibi. Çeşitli yazı teknikleri kullanılmış öyküde ama öyküye en yakışan “Leitmotif” tekniği olmuş kanımca. Ben birçok şeyi buldum ve gördüm bu öyküde. Taksim meydanını, gezi olaylarını, 1 Mayıs’ı,  doğayı, hayvanları, inançlıları, ateistleri, faşistleri, buyurganları, korkuyu, direnmeyi ve en önemlisi kendimi! Büyük küfrün öyle gizemli bir dili var ki okurken, yazarın sorduğu devasa sorulara yanıt arıyor ve kendi kendinize yazarın sorularından gayrı sorular sormaya başlıyorsunuz. Ardından “Soru sormam hayat belirtisi ama ille de bir cevap istemem aptallık.”  cümlesini okuyunca da neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz.  Yüzleşmek hem de kendinle yüzleşmek ne menem bir şey acı içinde kıvranarak görüyorsunuz. “Hangi ayıba baksam kendimi görüyorum” öykünün sonundan bir önceki cümle. İnsanın içine incecik bir acı salıyor geçtiği yolları yakıp kavurarak.

Güzel bir Pazar sabahı gezdiğimiz Antalya arkeoloji müzesindeki Karain Mağarası kalıntıları, Eflatun’ un (Platon) mağara alegorisini anımsattı bana. Sokrates’ in öğrencisi olan Eflatun, mağara alegorisinde kendine “ At Sineği” diyerek Atinalılara sürekli sorular sorup onları “rahatsız etmeye” (aydınlatmaya) çaba gösteren Sokrates’ i anlatır aslına bakarsanız.

İşte Antalya’ daki edebiyat matinemizin konuğu, kendisine ve bizlere yanıtını bildiği ve bilmediği onlarca soru sorup zihnimizi kıvrakça çalıştıran, rastalı saçlarıyla tam bir savaş karşıtı, zarif bir “At Sineği” idi.

Gönül MALAT  7. 5. 2019

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları