Beyaz Geceler

Unutma Lola, hiçbir acı baki değildir. Üflersin geçer.

Bazılarına biraz daha çok üflemen gerekir, hepsi bu.*

 

Rus edebiyatı denilince arka arkaya en az on yazarı hemen sıralayabiliriz. Aleksandr  Puşkin(1799-1837), Nikolay Gogol(1809-1852), İvan Gonçarov(1812-1891), İvan Turgenyev(1818-1883), Fyodor Dostoyevski(1821-1881), Lev Tolstoy( 1828-1910), Anton Çehov(1860-1904), Maksim Gorki(1868-1936), Boris Pasternak(1890-1960), Vlademir Mayakovski(1893-1930), Mihail Şolohov(1905-1984), Aleksandr Soljenitsin(1918-2008), Yevgeniy Yevtişenko(1932-2017) gibi. Diğer ülkelerde ardı ardına on yazar sıralamak zorlaşır. Duraklar şöyle bir düşünürüz. Rusya’da ki bu çok köklü ve başyapıtlarla dolu edebiyat kültürü, öncelikle kendi ülkelerini, ardından doğal olarak tüm dünya edebiyatını etkilemiş ve geliştirmiştir.

Dostoyesvki’nin “Beyaz Geceler” kitabını inceleyeceğimiz bu yazı da mesela, Gogol’a değinmeden geçmek olmaz. Gogol yazılarında, sınıfsal eleştirel bakış geliştirerek, halkın(köylünün) perişanlığını, bozuk düzeni ve yozlaşmış bürokrasiyi “Palto, Burun” gibi gerçekçi hikayelerle kaleme almıştır. Dostoyevski çok güzel bir metaforla, “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık!” diyerek anne karnına benzetir bu eseri (Gogol’da “Baba” doğal olarak).

Dostoyevski ve kitapları irdelenecekse, edebiyat teorisyeni Mikhail Bakhtin’den(1895-1975)de söz etmeden geçmek olanaksız. Bakhtin, edebiyat ve düşün alanına karnaval, diyaloji ve kronotop gibi kavramları kazandırmış bir teorisyendir. Dostoyevski’nin romanlarından yola çıkarak kronotopları derlediği bir kitap da kaleme almıştır. (1)

Kronotop, zaman ve mekânla ilgilidir. “Kronos” zaman, “topos” mekân anlamına gelmektedir. Bu kavram metinlerde okuyucuyu da işin içine katar. Zira insan için edebiyat öyle imkânlar sunar ki, zaman çerçevenin dışına çıkabilir ve mekân da bağlı olduğu zamanın dışına taşabilir.(2)

Ne demek istediğimi birkaç örnekle açıklamaya çalışayım. Evin sürekli kullanılan bölümlerinin dışında bodrum ve mahzen gibi pek sık kullanılmayan alanları da vardır. Bu alanlar gündelik hayatın dışında; çoğunlukla karanlık, izbe ve dar mekânlardır. Zaman-uzamsal boyutta düşünüldüğünde bodrum ve mahzen gibi eve bağlı ama bir yönüyle de evin dışında kalmış bu bölümler, zamanın âdeta hapsedildiği yerlerdir. Karanlık olmaları ve çok kullanılmamaları sebebiyle genellikle olumsuz bir izlenim yaratan bodrum, mahzen ve sıklıkla olumlu izlenim yaratan çatı katı-tavan arası kronotopları romanda, mazi koridorları için elverişlidir. Geçmişte yaşananlar, anılar bu bölümlerde saklanırken yaşanması ertelenen şeyler de yine bu bölümlere atılır. İnsan bilinci ile eşgüdümlü ele alındığında bodrum, mahzen ve çatı katı-tavan arası kronotopları bilinçdışı, bellek, hatıra vb. gibi kavramlarla da beraber düşünülebilir. Kilitli odaları, kapalı kapıları, karanlık alanları ile bu yerler; insanın kendini keşfetmesine, anılarını tazelemesine ve geçmişini hatırlamasına olanak sağlar. Bodrum, mahzen, çatı katı- tavan arası kronotopu psikanalitik edebiyat kuramı ile birlikte incelendiğinde de metinlerin farklı anlam dünyasına kapılar açar. (3)(4) En önemlisi de bir yazar için kronotoplar, beş on cümleyle anlatılacak duygu yükünü zaman ve mekanı da katarak bir ya da iki kelimeyle ortaya koyabilir.

Dostoyevski’nin Beyaz Geceler adlı kısa romanı daha doğrusu novellası adından başlayarak olağanüstü kronotoplara örnek teşkil eder. Yeraltından Notlar romanı da öyle. Beyaz Geceler dediğinizde haziran ayının ortalarını düşünürsünüz doğal olarak. Böylece zamanı okuyucusuna hemen verir. Kuzey ülkelerinde (kuzey yarı küre için) bir yeri veya şehri düşündürür ardından. Yazarının adı nedeniyle de anlatılanın St. Petersburg olduğu anlaşılır. Daha kitabı hiç okumadan adıyla(Beyaz Geceler) zamanı(haziran ayı) ve mekanı(St. Petersburg) ortaya koyarken hiç gece (karanlık) olmayışı dolayısıyla da bir aşk hikayesinin (hatta mutlu sonla biten) anlatılacağının ip uçlarını sunar. Yazar bu iki kelimeyle anlatmak istediği tüm duygu yükünü okuyucusuna basit ama ustalıkla aktarır. Ne muhteşem değil mi?

İşte Beyaz Geceler St. Petersburg’da haziran ayında dört günü konu eden bir aşk hikayesidir. Adını bilmediğimiz anlatıcı aynı zamanda roman karakteri, yalnızlıktan artık evlerle eşyalarla konuşmaya başlayan orta yaşını biraz geçmiş bir adamdır. O kadar yalnızdır ki hiç tanımadığı insanlara selam verecek hale gelir. Bu halinden de utanır.

Bir akşam yürüyüşü sırasında köprünün üzerinde hıçkırarak ağlayan Nastyenka ile karşılaşır. Nastyenka henüz on yedi yaşında büyük annesiyle yaşayan ve hayat tecrübesi olmayan yetim bir kızdır. Anlatıcı ise müthiş bir söz ustasıdır. Bu sayede Nastyenka’nın bütün hikayesini öğrenir.

Gözleri görmeyen büyükannesinin ahlakı bozulacak diye Nastyenka’yı kendi eteğine çatal iğneyle tutturduğunu ve parasız oldukları için geçmişte çatı katını kiraya verdiklerinde Nastyenka’nın yeni genç kiracıya aşık olduğunu öğrenir. Bu arada kendisi de Nastyenka’ya aşık olur.

Genç kiracı da Nastyenka’ya ilgisiz değildir. Çeşitli kitaplar getirir ve özellikle Puşkin ile Walter Scot’ın kitaplarını okuması için Nastyenka’ya verir. Büyükannesi bu olaya duydukları ile şahit olur. Bu ahlaksız kitapları okumamasını salık verirken, kendisinin aslında bunları gözleri görürken okuduğunu ironik bir şekilde belli eder.

Çatı katının ve Nastyenka’nın kalbinin kiracısı operaya gitmeyi teklif eder Nastyenka’ya. Göremediği halde büyükannesi de gelir onlarla. En azından müzik dinlemek istediğini söyler. Gioacchino Rossini’nin Sevile Berberi operasına böylece hep beraber giderler. Yazar kanımca, Sevile Berberi operasını da mutlu sonla bittiği için özellikle seçmiştir.

Nastyenka maziyi anlatırken çatı katındaki kiracının yanına bohçasını toplayıp onunla yaşamak için çıktığını söyler. Genç kiracı her ne kadar Nastyenka ile ilgili olsa da henüz yeni çalışmaya başladığını ikisini geçindirecek kadar parası olmadığını belirtir. Moskova’da bir yıl çalışıp para biriktirip geri geleceğini söyleyerek gider. Bir yıl olmuştur gideli. Ama dönmemiştir. Nastyenka bu yüzden ağlamaktadır köprüde.   Yine ustaca örülmüş kronotoplar devreye girer burada. Karakter bohçasını yüklenip anılarında yaşama isteğindedir. Aşık olduğu adam oradadır çünkü.

Nastyenke, eski çatı katı kiracısının dönmeyeceğini düşünerek, anlatıcıyı evlerinin çatı katına kiracı olmaya davet eder bir ara (gönlümü size verebilirim sanki, şayet eski kiracı gelmezse). Anlatıcı ise ona aşık olduğu halde bu teklifi, çatı katının kendi evine göre çok küçük olduğunu, sığamayacağını söyleyerek reddeder. Bu konuşmaları kronotop olarak düşünerek okuyunca yazarın ustalığına hayran olmamak elde değil.

Neylersin, anlatıcı Beyaz Geceler’de yaşadığı dört günlük mutlu anlarla yetinecektir. Çünkü Nastyenka’nın çatı katının (gönlünün) eski kiracısı biraz gecikmeli de olsa geri dönmüştür. Eski kiracı dönünce, anlatıcı beyaz gecelerin içinde yaşamasına rağmen karşı binaları ve sokakları kapkara, ışıksız ve karanlık görmeye başlar. Beyaz geceler, kara gecelere dönüşür sonunda. Bir yazar karşılıksız aşkın insanda yarattığı duygu durumunu daha nasıl güzel anlatabilir?

Gönül MALAT   19.02. 2020
(Yazıyorum Dergi de yayınlanmıştır)

KAYNAKLAR:  

  1. Sevra Fırıncıoğulları, Mikhail Bakhtin ve Roman Sosyolojisi, Akademik Bakış Dergisi
  2. Mehmet Salih Keçici, Gorgon Dergi,
  3. Senem Gezeroğlu, Nezihe Meriç’in öykülerinde kronotop (zaman-uzam), Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, yüksek lisans tezi
  4. Doç. Dr. Hanife Özer, İzzet Baysal Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Öğretim Gör. Anar Rızayev’in “O Gecenin Sabahı” adlı öyküsünün zaman mekan birlikteliği yöntemiyle okuma denemesi, TÜRÜK Uluslararası Dil Edebiyat ve Halk Bilimi Araştırmaları Dergisi

*Sabahattin Ali

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları