Bir Başkadır*

Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar:
Ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.
L. Tolstoy

Bir Başkadır*

Tolstoy’un sözünden yola çıkarak “Bir Başkadır” dizisini irdelersek şayet, hikaye Meryem’in (Öykü Karayel) Beykoz’daki ücra bir gecekondudan yürüyerek yola çıkmasıyla başlıyor. Şehre bir yabancı gibi gelip psikiyatrist Peri (Defne Kayalar) ile görüşmesi ve içini açmasıyla ilerliyor. İşte size muhteşem bir hikaye!

Berkun Oya’nın yazıp yönettiği yerli dizi “Bir Başkadır” 12 Kasım 2020 tarinde gösterime girmesiyle birlikte, üzerinde en çok konuşulan ve hakkında en çok yazılan dizisi durumuna geldi. Neden bu kadar ilgi çekiyor ve hakkında konuşuluyor? Hangi sinir uçlarımıza dokunuyor? Biraz bunlardan bahsetmek istiyorum bu yazıda açıkçası.

Önce oyuncuların gerçekten çok iyi bir performans sergilediklerini belirterek başlayalım. Tabii bu performansta senaryonun ve yönetmenin olağanüstü bir katkısı var. Bunu belirtmeden geçmek haksızlık olur.

Zeki ve güzel bir kız olan Meryem hakikatli oyunculuğu ile bir anda seyirciyi dizinin içine alıveriyor. Diğer oyuncular da Meryem’e eşlik ederek kalabalık bir başrol kadrosu oluşuyor. Aslında başrolde birden fazla oyuncunun olması, dizinin favori olmasında en büyük etkenlerden birisi diye düşünüyorum. Çünkü her oyuncuda kendimizden bir şey buluyoruz. Dolayısıyla dizi; kendi gölgemizi karşımıza dikiyor ve onunla sohbet etmemizi sağlıyor.

bir-baskadir

Kanımca bize, dizide kendimizi bulduran ve gölgemizle barışma çabası oluşturan şey, kurgunun “Karnavalesk”** yapısı. Seyirci bu karnavalesk yapı sayesinde ağacın yanı sıra ormanı da görüyor. Toplumun her kesiminden insanların birbirleriyle ilişkilerini konu etmesi (karnavalesk yapı), “Ötekiler’in” birbirlerine olan muhtaçlığını gözler önüne seriyor. Bu anlamda Peri’nin başına geçirdiği çuvalı Meryem sayesinde çıkarma çabası, kurgunun en vurucu noktalarından birisi. Varsıl, okumuş ve kültürlü Peri (bir psikiyatrist olarak), Meryem’in yoksullukla baş etme yolunun dini inanışından geçtiğini görünce, sımsıkı kapalı koyu perdelerini usulca açmaya başlıyor.

Senaryo zıtlıkların birliği noktasında ilerliyor. Dindar- ateist, yoksul- varsıl, tecavüzcü-tecavüz edilen (hatta tecavüzcüsü ile evlen(diril)miş kadın), lezbiyen-heteroseksüel, Kürt- Türk, evli- boşanmış, aldatan- aldatılan, hedonist- hümanist, tekmelenen-tekmeleyen, sağlıklı-hastalıklı, çağdaş-çağ dışı, başörtülü-başı açık, işsiz-çalışan, mutsuz-daha mutsuz, dilsiz -dilli, ahlaklı-ahlaksız, şiddet-sükunet vs. gibi daha uzatabileceğimiz zıtlıkların hepsi seyirciye ayna oluyor.

Bu zıtlıkların birliği sonunda seyirciye bir “Katarsis” yaşatıyor. Seyircinin yaşadığı bu empati-duygu boşalımı, korku ve acıdan ziyade, öğretici bir katarsis olarak yerleşiyor kanımca senaryoya. Örneğin namusuna düşkün olduğu düşünülen, biraz kabadayı ve biraz da maço Yasin (Fatih Artman), “Kalbin bakire olsun gerisi önemli değil!”  sözüyle, belirgin bir şekilde duygusal arınmayı sağlıyor seyircisinin.

Doğrusu isimler de manidar göndermeler içeriyor, Meryem ve Yasin mistik yana bakarken, Peri iyilik hali oluşturan sihirli güçleri olan, Sinan mızrak ya da savaş aletlerinin sivri ucu anlamına geliyor. Hayrunisa kadınların hayırlısı anlamında. Ruhiye ise, tam da adına uygun bir şekilde ruhla ilgili demek! Ruhiye isminden işi sürdürürsek spirütüalizme kadar götürebiliriz ucunu.

Filmde bazı sahneler gereğinden fazla uzun gibi. Abla kardeşin saç saça kavgası (Gülbin- Tülin Özen ile Gülan- Derya Karadaş), ataerkil aile yapısına bir atıf olmakla birlikte, daha farklı verilebilirdi diye düşünmeden kendimi alamıyorum. Bu sahneler kanımca bir satellit gibi asılı kalıyor.

Senaryo yazarı ve yönetmen Berkun Oya filmde bolca sembolde kullanmış. Dizi Meryem’in yüzük sevdiğini ifade etmesiyle başlıyor ve yüzük almasıyla bitiyor mesela. Janjanlı çikolata kağıtları, kapılar, Peri’nin bir devlet hastanesindeki eski püskü masası ve sandalyeleri, aynalar, Ali Sadi Hoca’nın karavanı, yapma güller, gerçek çiçekler, köpeklerin saldırısı vs.

Geçmişini geleceğine yamamaya çalışan Ruhiye (Funda Eryiğit) ise, geçmişiyle yüzleşip yamayı fırlatıp attığında birden iyileşiyor. Hatta oğlunu bile olumlu etkiliyor. Yaşadıklarını içinden atması neredeyse olanaksız ama yüzleşme sonucu bunu başarabiliyor.

Melisa (Nesrin Cavadzade), duygularını açık bir şekilde yaşayan, dobra ve maskesiz (maskelerini oyunlarında taktığından belki de)karakteri! Dolayısıyla mutsuzların arasında en az mutsuz olan ya da mutluluğa en yakın kişisi demek yanlış olmaz.

Tüm bu karnavalesk yapı ve zıtlıkların birliği bütünleşen kurgu sonunda, birbirlerini ötekileştiren karakterler, birlikte var olduklarını sancılı bir şekilde anlıyorlar.

Son bölümde şehirden birileri ayrılıyor. Hayrunisa (Bige Önal) ve kız arkadaşı (partneri) Burcu (Esme Madra) geri dönüşü pek olmayacak görünen bir yolculuğa çıkıyorlar. Gittikleri, gece gündüz gidilen uzun ince bir yol.

Tolstoy’la başladık yine Tolstoy’la bitirelim.  Şehre (Konya’ya) bir (iki) yabancı gelir. Hem de “Ne olursan ol gene gel” diyen Mevlana’nın şehrine.

Gönül MALAT  25. 11. 2020

 

KAYNAKLAR:

  1. Wikipedia
  2. Fadıl Sözen, Bakhtin’in Romanda “Karnavalesk” Kavramı ve Sinema, Dergi Park
  3. Mikhail Bakhtin, Karnavaldan Romana
  4. Elif Karaman- İrem Az, Yerli Dizilerde Bitmeyen Katharsis, BÜKAK; Boğaziçi Üniversitesi kadın araştırmaları kulübü

*Spoiler içerir.

**Mikhail Bakhtin’in “Karnavalesk” anlatı kuramı kısaca şöyle tanımlanabilir: Karnaval, toplumsal hayatın baskın gerçeğini ve dayatılan düzeni geçici bir süre içinde yok sayan eğlence ve mizaha dayalı bir kutlama biçimidir. Bu kutlamalarda toplumsal yapının dikte ettirdiği tüm hiyerarşik düzenler, ayrıcalıklar, norm ve yasaklar askıya alınır. Bakhtin, karnavalı içinde barındırdığı ikonaklastçı (ikona yıkıcı) eğilimler dolayısıyla sanatın mihenk taşı olarak görmektedir.

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları