Dullara Yas Yakışır

“Yıkımların doğurduğu acıyı bir şeylerin yapımına harç diye koyamazsa insan, acı onu zehirlemez mi?”

Erendiz Atasü’nün yazdığı “Dullara Yas Yakışır,” kitaba da adını veren uzun öykü yaklaşık otuz sayfa kadar. Belki biraz fazla! Metnin ortalarında yukarıdaki cümleyi okur okumaz duygu selinin dibinde vurgun yemişe döndüm. Bir süre öylece kalakaldım. Olmayı ve dalından düşmeyi daha iyi nasıl anlatabilir bir yazar.

Üç kadının sıra dışı dostluğunu ve dayanışmasını anlatan öykü, Fikriye Abla, Nermin ve anlatıcıdan (yazar?) oluşuyor. Öyküde Fikriye Abla Kilikya’dan (Adana),  Hattuşa’ya (Ankara/Dikmen) göçmüş bir Kibele’dir adeta. İyi bir gözlemcidir. Dolayısıyla adı ile uyumlu bilgi ve fikir sahibidir. Üstelik acıklı bir yaşam tecrübesi vardır. İki genç dostunun destekleriyle hastanede tedavi olmaya çalışan yaşını almış bu bilge kadın, aslında ölüm döşeğindedir (bunu yazmakta bir sakınca görmüyorum, çünkü yazar ilk sayfada vermiş).

Fikriye Abla nasıl hayatının sonbaharında ise metnin zamanı da sonbahardır. Geri dönüş tekniğiyle yazılmış öykü sürekli Dikmen’de ki, bağ evinde bir sonbahar gün batımına gider. Üç sıkı dostun dertleştiği ve günah çıkardığı bir rakı masasına okuyucuyu da ortak eder. Aynı adamı sevmiş Nermin ve Fikriye Abla’nın yakıcı acıların içinde, dostluğun merdivenlerini sarmaş dolaş tırmanmalarına ve konuşarak arınmalarına şahit olur bu bağ evinde okuyucu.

Üstelik Fikriye Abla sevdiği adam için ilk eşinden ayrılmış, iki çocuğunu Adana’da bırakıp bu aşkın peşinden koşmuştur. Bu koşunun bir başka nedeni de genç kadının, toplum ve şehir arasındaki sıkışmışlığıdır. Nermin kendinden epey büyük adamın (Fikriye Abla’nın kocası) aşkına direnemez ve kendisi de tutulur. Bununla birlikte Abla’sına ihanet etmez ve başka bir dava arkadaşıyla yola devam eder.

Öykü sınıf mücadelesinin de çok güzel anlatıldığı bir metne sahip aynı zamanda. Darbelerden altmışlı yılların özgürlükçü akımına, sağ-sol olaylarına ve sonunda seksen darbesine kadar ülkenin tüm çalkantılarına da tanıklık ediyor okuyucu.

Öyküdeki kadınlar dava arkadaşları ve kocalarıyla beraber hapis de yatarlar. Tabii yalnızca düşündükleri için! Okuyucunun da ablası olan Fikriye, hastane yatağında mahpusluk günlerine dair şöyle diyor; “Mahpushanede hatırlamamayı, hayal kurmamayı, özlememeyi öğrenirsin. Yaşadığın ana yapışmazsan, mahvoldun… O anı, özgürmüş gibi, ama tel örgülerin ardında olduğun gerçeğini bir an bile aklından çıkarmadan değerlendirmek zorundasındır.”

Aşkı uğruna yuvasını yıkan, daha doğrusu böyle bakılan kadın Fikriye anlatıcıya, kocası için ölüm döşeğinde yaman ve yakıcı bir itirafta bulunur ve der ki; “Ne beni, ne Nermin’i, ne de sonunda evlendiği kadını sevmedi. Bizde sevdiği sadece bıraktığı etki, yarattığı hayranlıktı. Uzun yıllar gerçeğe gözlerimi yumdum. Bende kendi gölgesini sevdiğini kabul etmek istemedim.”

Ardından devam eder; “Yaşlanınca, gizli kapaklı bir yerlerde birikmiş soruların tuzağına düşmeyeceksin.”

Yazarın “Dullara Yas Yakışır,” kitabı için notunu incelemeye almadan yazıyı bitirmek olmaz.

“…Ve kadınlar oyunlarını kendileri yazmazlar, onlar için önceden yazılmış rollere çıkarlar. Ve yaşam boyu başkalarının kararlaştırdığı rolleri sürdürürler. Birer “oyun kişi” olup çıkarlar. Kadınların yaşamı budur işte. Onlar gerçeği arayamaz, bulsalar bile söyleyemezler, ne kocalarına, ne çocuklarına, ne patronlarına. Gerçek dudaklarını yakar, cezalandırır onları.”

 

Gönül MALAT   25. 07. 2020

Yazıyorum dergisinde yayınlanmıştır.

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları