DÜŞZAMANI

“Biz bu zamana ve yere misafiriz.

Geçip gidiyoruz.

Amacımız; gözlemek, öğrenmek, büyümek, sevmek ve sonra eve geri dönmek.” *

Annemle babamın uyuduğundan iyice emin olunca, önceden bir kısmını hazırladığım sırt çantamı yatağımın altından sessizceçekip çıkardım. Pijamalarımı ve kitabımı çantamın içine özenle yerleştirdikten sonra odamdan çıktım. Biriktirdiğim paralarımı da yanıma alıp usulca sokak kapısını kapadım. Saat gecenin üçüydü vebu saatte otogara gitmem biraz zor olacaktı. Gerçi otogara gecenin köründe nasıl gideceğimi daha önce epeyce düşünmüştüm. Tek şansımın taksiye binmek olduğunu çok iyi biliyordum. Çünkü Bursa Büyükşehir Belediyesi, otogara firmaların servis yapmasını yasaklamıştı. Belediyeye ait toplu taşımayla otogara gitmek, çok ama çok seyrek geçtiği ve zulüm eder gibi tüm Bursa’yı dolaştığı için çok zordu.

Anayola yürüyüp hem taksi ücretinden tasarruf etmek hem de beni tanımayan birinin taksisine binmek istiyordum.

Karanlıkta bir saat kadar yürüdükten sonra, taksilere el etmeye başladım. Önce duracak gibi oluyor ama beni görünce devam ediveriyorlardı. Sonunda bir tanesini durdurmayı başardım.
“Evlat kayıp mı oldun? Seni evine götüreyim istersen!”
Önceden her şeyimi planladığım için böyle sorulara da hazırlıklıydım.
“Ben zaten evime gitmeye çalışıyorum ağabey; yatılı okuyorum. Annem hastalanmış acilen Bilecik’e gitmem lazım,”
“Atla hadi seni bırakayım otogara,”

“Tamam, sağ olasın. Param var Ağabey.  Sen taksimetreyi çalıştır lütfen.

“Sana para soran mı oldu evlat? Sen annene kavuş da sağlıkla, gerisi önemli değil!”

“ Çok sağ ol ağabey”

Yalanımın böyle işe yaracağını hiç düşünmemiştim. Taksi için ayırdığım paranın yanıma kar kalmasına pek sevindim. İstanbul’a en erken kalkan otobüse bilet aldım. Biletimi veren abla da sorular sormaya başlayınca aynı yalanı ona da söyledim. Kadın dik dik bakıp durdu.
“Bu sersem kadın arkamdan iş çevirecek sanki! Neyse ben işime bakayım. Bu karafatma da taksici gibi bilet paramı almasa diyordum ama aldı parayı ne yazık ki!”

Tam hareket saatinde otobüse bindim.

Uykum geldi fakat annemi düşünmekten uykuya dalamıyordum bir türlü. Annem ve babam için yatağımın üzerine bıraktığım kısa notun onları biraz ferahlatacağını düşünürken uykuya dalmışım. Hatta düşlere dalmışım.  Gökkuşağı Yılanı’nı gördüm rüyamda. Meraktan ölüyorum bu yedi renkli yılanı görmek için. Bu yolculuğa çıkış sebebim de buydu aslında. Uyumadan önce telefonuma indirdiğim Didgeridoo ile çalınan “Düşzamanı” etnik müziklerini açtım. Rüyamda bir de “Bobbi-Bobbi, Eingana ve Mamaragan’ı” gördüm. Gözlerimi açtığımda gördüğüm“Düşzamanı” rüyası nedeniyle sevinçten deliye dönmüştüm.

Esenler Otogarı’na vardığımızda, saat dokuzu gösteriyordu. Önce otogar berberini buldum. Saçlarımı sarıya boyatarak tanınma riskini azaltmak istiyordum. Berber okadar çok soru sordu ki, az daha vazgeçiyordum boyadan ama sonunda tatlı dillesavuşturdum hepsini ve sarışın Özgür’e dönüştüm. Ardından yeni bir telefon hattı aldım.

Evden kaçmadan önce, liselere giriş sınavına hazırlanıyordum. Sınava iki ay vardı. Fakat ders çalışmaktan bıkmış usanmıştım artık. Adım gibi özgür olmak istiyordum. Tüm arzum doğada yaşamak ve doğayla bütünleşmekti. Okuduğum kitabın yazarı nasıl kendini doğada bulduysa, ben de kendimi öyle bulmak istiyordum.

 ******

      Sabah kahvaltının hazır olduğunu söylemek için annesi odaya girdiğinde, özenle düzeltilmiş yatak örtüsünün üzerindeki kısa notu buldu.
“Anneciğim, babacığım! Beni merak etmeyin. Ben iyi olacağım. Geri döneceğim. Özgür!”
Kadıncağız okur okumaz hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Babası hemen telefona sarılıp önce Özgür’ü aradı. Ulaşılamıyordu. Ardından polisi aradı. Polis, olayın üzerinden 24 saat geçmeden işlem yapamayacağını söyledi.
Adam, “Oğlumun notu var diyorum size. Çekip gitmiş işte!” dediyse de dinletemedi. Telefonu kapattıktan sonra emniyet teşkilatının topuna küfrü bastı.

Onu bulmak için yapmaları gereken şeyleri konuşmaya başladılar:

“Şimdi ne yapçaz Adem? De hele bana ne yapcaz?”

“Dur bi sakin ol Havva! Nerelere gidebilir iyice bir düşünelim.”

“Nasıl sakin olunur ki böyle bir durumda? Ah bu uslu çocuk neden gitsin ki? Bu kadar sessiz ve kendi halinde çocuk, planlamış gidişini de bir de not falan yazmış baksana!”

“Hadi telefonuna sarıl sen sizinkileri ara dayı teyze kim varsa, ben de hala amca çabuk çabuk!”

“Bana sakin ol diyene bak oralarda olsa bizi aramazlar mı hiç? Kalk emniyete gidiyoruz. Notu da alalım yanımıza.”

Bu arada Özgür’e bilet satan kadın vardiyasını bitirdikten sonra yapacağını yaptı. Otogar karakoluna gitti. Özgür Yoldaş adlı on üç yaşlarında bir çocuğa İstanbul –Esenler bileti sattığını, annesinin acilen hastalandığı için gecenin köründe bu yolculuğu yapmak zorunda kaldığını söyleyerek bilet aldığını belirtip ihbarda bulundu. Ayrıca çocuğun davranışlarından şüphe duyduğunu ve evden kaçmış olabileceğini düşündüğünü de eklemeyi ihmal etmedi.

 ******

Sirkeci’de aradığım firmayı birkaç kişiye sora sora buldum. Ama saatte on ikiyi geçmişti. Önce Konyalı Lokantası’nda bir parça su böreği yiyip bir tane de ayran içtim. Belki de kendi ülkemde yediğim son yemek olacaktı. Tezgâhtaki simit ve poğaçalardan birkaç tane daha alıp çantama yerleştirdikten sonra internette yaptığım uzun araştırmalar sonucunda bulduğum firmanın yolunu tuttum.

 ******

       Kadınla adam, hışımla karakol binasının önünde aldılar soluğu. Yirmi dört saat geçmeden bir şey yapamayacaklarını söyleyen polislerle tartıştılar. Kadın her zamanki cevvalliğiyle karakolda işlem başlattırmak için ortalığı ayağa kaldırdı. Sonunda onu başlarından savmak için polisler gönülsüzce tutanak tuttular. Tam karakoldan ayrılacakları sırada otogar polisinden geçilen telsiz anonsunu duydular. Gözü kararan kadın aniden döndü ve onlarla ilgilenen polisin yakasına yapıştı:
“İşte  o çocuk benim oğlum, gördün mü bak ta nerelere gitmiş?  Siz onu bulup buraya getirene kadar karakoldan dışarıya adımımı atmam!” diye bağırdı.

Polis, kaygılı annenin ellerini hızla yakasından çekerek, “Sakin olun hanımefendi! Aksi takdirde sizin hakkınızda işlem başlatırım!” deyince geri çekildi. Olaylara biraz seyirci kalmış gibi görünen baba da karısını sakinleştirmeye çalışıp “Bırak memur beyler işlerini yapsınlar Havva!” diyerek onu kenara aldı. Otogar polisinden gelen bu ihbar üzerine İstanbul emniyetiyle görüşmeler hemen başladı.

******

Heyecanlı ve ürkek tavırlarla seyahat firmasının kapısından girdim. Sidney için gemi bileti almak istediğini söyledim.  Satış sorumlusu beni küçük gördü ki, şöyle baştan ayağa süzerek baktıktan sonra bıyık altından gülerek sordu:

“Paran var mı bakiim senin?”

“Var Ağabey, Sidney’e gitmeye yetecek kadar var! Biriktirdiklerim yeter her halde! Gemi bu akşam yola çıkıyordu değil mi?”

“Evlat, senin adın soyadın nedir? TC kimlik numaran nedir? Bir bakalım gemide yer var mı?”

İstediği bilgileri hemen verdim.

“Bu bilgisayarda bir problem oldu Özgür. Ben öbür odadakine bakayım bir de! Sen otur burada! Yer varsa çağırırım seni!” diyerek diğer odaya geçti.

 ******

Adamın ilk işi 155’i aramak oldu. Polislere çocuğun adını ve kimlik numarasını ihbar etti. Daha önce de böyle evden kaçıp Avusturalya’ya gitmek isteyen birkaç çocukla uğraşmıştı. Bu konuda deneyimliydi.

 ******

Beni yanına çağırdı sanki bilet bulmuş gibi:

“Demek Özgür ha! Adın da ne güzelmiş. Neden Sidney’e gitmek istiyorsun bakalım?”

“Aborjinlerle çölü geçip özgürlüğüme kavuşmak için. Bumerang kullanmayı öğrenmek istiyorum bir de! Ha bir de Didgeridoo çalmayı öğrenmek istiyorum.”

“Biliyor musun Özgür, senin hangi kitabı okuduğunu da tahmin ediyorum.  Bir Çift Yürek’i okudun değil mi? Sana bir sır vereyim mi? Avustralya’daki yaşam o kitapta anlatıldığı kadar olağanüstü değil! Bunu iyi bil!”

“Evet, o kitap! Ben doğayla iç içe veözgür yaşamak istiyorum. Hem sınav falan yok orada!”

“Demek sınavdan kaçıyorsun sen aslında! Demek özgür olacaksın orada! Sana bir şey diyeyim mi evlat? Bu senin hayal ettiğin özgürlük falan değil! Keşke özgürlük bu kadar kolay elde edilse be evlat!”

Tam yanıt vereceğim sırada polisler içeri giriverdi. Bulunduğumun haberi hemen Bursa’ya ulaştırıldı. Annemin, telefonun öbür ucundan, “Oh şükürler olsun! Teşekkür ederim, teşekkür ederim!” diye haykırdığını işittim. Beni memurlara teslim eden satış temsilcisi:

“Kusura bakma Özgür, bunu yapmak zorundaydım. Daha gerçekçi hayaller kur olur mu evlat?”
“Bütün hayallerimi yıktın be ağabey! Gerçekçi hayalmiş! a….koyiim, gerçekçi hayal mi olur a….koyiim!”
Polislerin arasında kapıdan çıkarken yanımızdan geçen yaşlı bir adam satış temsilcisine heyecanla seslendi:
“Cevdet bey! Hanımla benim Sidney biletlerimiz hazır mı?”

Gönül MALAT 
05. 07. 2020

*Aborjin Atasözü

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları