Geleceğin Özlemcisi

“ Nerede değilsem, orada iyi olacakmışım gibi gelir.”
Charles Baudelaire

George, çılgın adamın tekiydi. Hem de oldum olası öyleydi. Bir yerde altı aydan fazla kalırsa çürüyüp kokuştuğunu düşünen cinsten!  Kurtlanıp çıktığı yolculuklarını, ya ortalık yemyeşilken yapardı ya da sarı kırmızıya döndüğü zaman yaprakların. Gitmek mi, kalmak mı diye atılmış yazı tura sonrası, yazı da, tura da gelse, hiç arkasına bakmaksızın!

Çıkarıverse gözlüklerini, kör bakacak kadar bozuktu gözleri. Buna rağmen yolculuklarının tek aracı olan ayakkabılarına olağanüstü özen gösterirdi. Şaşılacak derecede işi rast giderdi. Üzerine yapışık şeytan tüyleriyle, dilbaz ayyaşın dik alasıydı.

Gittiği köy ve kasabalarda, az paralı işler onu hemen bulurdu. Asla hayır da demezdi. Becerikliydi de hani, ne iş olursa layıkıyla yapardı.  İçkiye, yemeğe ve kalacak yerine yetecek kadar kazansa kabulüydü.  Bir de altı ay sonraki kurtlanma için, kenara ufak bir şey ayırmaya!

Sırt çantasının kalıcı tek eşyası çerçeveli aile fotoğrafıydı. Kalmaya karar verdiği yerlerden, ayda bir karın ağrısı içinde, New York’taki erkek kardeşini arardı. Yalnızca verdiği sözü tutmak için! Kardeşi Joseph, anne ve babasını haberdar ederdi böylece George’dan.

Bir süreliğine yaşayacağı yerleri tesadüfen seçerdi. Otobüsle bir kasabadan ya da köyden geçerken, otobüsü aniden durdurtup iniverirdi.

Bu sefer öyle olmadı. Eski bir gazetede köşeye sıkışmış küçücük ilanı gördü. İlan tarihi üzerinden epey geçtiğinden, aranan kişi mutlaka bulunmuştur diye düşündü. Kurtlanma vaktinden biraz daha erken! Yine de aradı. İlk arayan George’muş meğer. Telefondaki genç kız, yalvar yakar bu huysuz ayyaşı çiftlikte çalışmaya ikna etti.

Sakinleri; birkaç sığır, üç beş koyun, iki tane aygır, tavuklar ve Snowball adlı köpekten oluşan küçük bir çiftlikmiş burası. Hiç domuz yokmuş ayrıca. “Oh! Harika, domuzları hiç sevmem zaten” diye geçirdi telefondayken içinden. Çiftliğin adı da Orwell Çiftliği!

George’un, Orwell Çiftliği’ndeki ilk günü bugün. Bir yıl kalacak. Öyle anlaştı Jasmin’le.  George gelir gelmez, kısaca çiftliği tanıtıp, Jasmin yola çıkacak. Jasmin de yalnız. Hiç kimsesi yok. On altı yaşında kucağında bulmuş bu çiftliği. Babasına çiftliği çekip çevirmeye sözü var üstelik. Şimdi okumak istiyor. Bir yıl şehirde kalıp deneyecek üniversiteyi. Domuzlarla, kentte aşık atacak! Kazanır mı? Kaybeder mi? Belli değil. Yaşayıp görecek. Bir yıl konusunu da eksik söyledi George’a. Üniversite boyunca diyemedi.

Babasına sözü var ama Jasmin de kurtlandı bir kere. Gitmeli. George domuzlardan ne kadar uzak durmaya çalışıyorsa, Jasmin de o kadar merak ediyor kentteki domuzları. Snowball’ı çok özleyecek yalnızca. O yüzden biraz buruk içi.

George, Jasmin’ i çiftliğin eski püskü kamyoneti ile otobüs durağına bırakıp geri döndü Orwell’a. Heybesinden aile fotoğrafını çıkardı. Asacak çivi bulamayınca, yere koyup duvara dayadı. Heybesini, fotoğrafın yanına fırlattı. Jasmin’ in kendisi için aldığı biralardan birini açtı. “Keşke viski olsaydı” dedi. Samanlıktaki kırık dökük, kirli mi kirli koltuğa yerleşti. Tozun toprağın içinde pırıl pırıl parlayan ayakkabılarının, güzelliğine bakmak için ayak ayak üstüne attı ve ayakkabılarıyla sohbete daldı.

-Orwell Çiftliği’nden sonra beni nereye götüreceksiniz bakalım?

Ayakkabıları suspustu. Biraz geçtikten sonra, birisi gönülsüzce yanıtladı.

-Bir yıl bitsin bakarız.

Öbürü itiraz etti.

-Ben sevdim burayı. Gidesim yok benim.

George ikisine birden okkalı küfür savurdu.

İkinci biranın sonunda, Orwell Çiftliği’ndeki hayvanları, haydutları kovalayan “Bremen Mızıkacılarına” benzetti. Bu kadar çabuk çakır keyif olduğu vaki değildi. ” Domuzsuz ve haydutsuz bir hayvan çiftliği harika, oh be!” diye geçirdi içinden. Ardından bir kahkaha patlattı. Kahkahasına ağlak bir havlamayla yalnızca Snowball yanıt verdi. Neden olduğunu anlamaya çalıştığı buruk bir huzur vardı içinde. Buz gibi bir bira daha açtı.

Samanlığın koca tahta kapıları ardına kadar açıktı. Ufukta tek tük ağaçlar ve alabildiğine saman balyaları görünüyordu. Bozkır sonsuzmuş gibi gökyüzüyle birleşiyordu.  “Bir yıl buradasın ayyaş ihtiyar” diye söylendi yine. Rüzgar hızını artırmaya başlamıştı. Uğultu hafiften ürpertti George’ u. Yere saçılmış samanlar rüzgarla hafifçe havalanıp yuvarlak saman topuna dönüyor, ardından bir köşeye sıkışıyor, dokunsan dağılıverecek sihirli kürelere benziyordu. İçi olduğu gibi görünen bu topların oluşma sürecini seyretmek, George’u tamamen savunmasız yakaladı. Çatlağını bulan su gibi hüzün tüm vücuduna yavaşça yayıldı. Kendine yolculuk ediyor ve buna direnemiyordu. “Ne oluyor sana ayyaş pislik, nerenden çıktı bu çiftliği sevme fikri, üç bira yuvarladın diye burada çakılacağını mı sanıyorsun?”  diye söylense de, zihninin ardından gelen ses “Orwell Çiftliği tam sana göre George” deyip duruyordu. Bu fikri sinek kovalar gibi eliyle, kovmaya çalıştı. Dolapta viski aradı. Bulamadı. Bi meydan da Jasmin’e sövdü saydı. Saman kürelerinin üzerine işedi ardından.  Sandı ki onları bozarsa duyguları da değişir. Ne saman küreleri bozuldu ne de duyguları değişti.  Çaresiz bir bira daha açtı. Yüzyıllık koltuğa tekrar kuruldu.

Akşam kızıllığı, uzaklardaki pembe bulutlar, tek tük uçuşan yapraklar ve bu “Hayvan Çiftliği,” şimdiye kadar hiç tatmadığı bir yolculuğa zorla sürüklemeye çalışıyordu onu. Artık kurtlanmamaya! Tekrar ürperdi. Korkuyordu. Çok korkuyordu. Bir tarafı da “Yapma dostum, bu sen olamazsın, hadi çerçeveni heybene koy çık git buralardan, yoksa hiç gidemeyeceksin” deyip duruyordu. Elindeki yarım bira şişesini samanlığın kapısına fırlattı. Şangırtıya, Snowball kuyruğunu sallayarak koştu geldi. George’un yüzüne dikkatlice baka baka koltuğun yanına kıvrıldı. George’ a “Ne sorun var nasıl yardım edebilirim?” der gibi bakıyordu.

“Daha ilk günden ne oluyor be ayyaş tilki? Ne çabuk sevdin bu lanet yeri?” dedi yine, kendine de küfürleri sıralarken. Yavaş yavaş artık Orwell Çiftliği’ inden bir başka yere gidemeyeceğini sezmeye başladı. Daha doğrusu buranın müdavimi olacağını anladı. Jasmin’ in de asla geri dönmeyeceğini.  O an Jasmin için çok üzüldü.  Snowball’ a doğru eğildi. Okşadı, okşadı.  “Tamam, dostum meraklanma ben buradayım. Bundan sonra ben buradayım. Benimlesin artık, ben de seninle.”

 

Gönül MALAT   23. 1. 2019

İnsan, geçmişin hasretçisi, geleceğin özlemcisi, yaşadığı anın şikayetçisidir. Charles Bukowski

 

(Resim: Alfredo Rodrigez)

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları