Karanlığın Sol Eli

Dinle, bir insan ne kadar zeki olursa olsun,

nasıl göreceğini bilmediği şeyi göremez… *

 

Büyük bir tutkuyla okuduğum, kalemine ve zihnine hayranlık (taptığım diye okumalı) duyduğum Taocu, feminist ve anarşist yazar Ursula Le Guin’in, Yazıyorum dergimizin dosya konusunda yer alması ve bu bağlamda Karanlığın Sol Eli kitabının incelemesini yazmaya çabalamak, benim için büyük onur doğrusu. Umarım yazarın hak ettiği düzeyde bir irdeleme yapabilirim. Gerçi ne yazarsak yazalım onun yaratıcı-sonsuz zihnine ulaşmamız çok zor. Fakat bizlere anlattıklarının ucundan kıyısından dolaşsak bile derya deniz bir külliyat çıkıyor ortaya açıkçası.

Ursula K. Le Guin, bana göre aslında bir kuramcı. Kanımca kitaplarını, o muhteşem zihninde yarattığı bu kuramlarını anlatmak üzere yazıyor. Her metni, oluşturduğu başka, yeni bir teorinin anlatımını bizlere sunuyor demek yanlış olmaz. Kitapları nehir romanlar ve nehir öykülerden oluşuyor. Hepsi birbirine bağlı seri ve aynı zamanda serinin içinden seçerek aykırı okunmaya da uygun nehir roman/öyküler. Bu öykü/romanlar da karakterlerden çok zaman-mekan sürgiti var. Mesela bir çok kitabında yer alan Hain gezegeni (daha medeni sorunlarını nispeten çözmüş ve zamanın içinden uzun sürede geçtikleri için diğer gezegenlerdekilere daha göre uzun yaşayan popülasyon) aslında yazarın anlatımını kolaylaştırmak için kullandığı bir kronotop. Bu öyle ustaca bir kurgu ki kita(plarına)ba daldığımızda gezegenler sayesinde zaman-mekan (kronotop olarak kurguladığından) algımızı olağanüstü kolaylaştırıyor ve uzay zamana (dolayısıyla mekana) götürüyor. Bizler böylece yazılanları ve başka gezenlerin karakterlerini hiç yabancılık çekmeden tamamıyla içselleştirerek okuyabiliyoruz.

Yazarın üzerinde en çok durduğu ve irdelediği kuram, psikolog R. T. Regan’ın tanımladığı Mütekabiliyet (karşılıklılık ilkesi) Teorisi. Birçok öykü ve romanı gibi Karanlığın Sol Eli de bu teori ve Obskürantizmi satırlarına taşıyor. İleride bahsedeceğim bazı başka kuramlar da metinlerinde sıkça yer buluyor. Yazar böylelikle alternatif toplumlar ve düşünce sistemleri yaratmayı kolaylıkla ama ustaca başarabiliyor.

Thomas More’un Ütopya adlı kitabı ve içinde yer alan özellikle cinslerin eşitliği kurgusu, Le Guin’in birçok kitabının (gezegenin diye okumalı) esin kaynağıdır. Karanlığın Sol Eli de Mülksüzler gibi bu bağlamda More’un kurgusu üzerine örülmüş en iyi yapıtlardan biridir kanımca.

Yazar genellikle kitaplarının önsözlerinde, oluşturduğu kuramlarının pınarlarını ve nereden kaynaklandığını betimler. Mesela Mülksüzler’in Odo’sunun Omelas’ı terk edip geldiğini, Devrimden Önceki Gün adlı uzun öyküsünün önsözünde belirtir. Ya da Mülksüzler’i kurgularken anarşist Odo’yu, Kropotkin’in kaleme aldığı Anarşist Etik kitabından yola çıkarak (şiddetsiz bir anarşizm) kurguladığını söyler. İncelediğimiz kitabın önsözü ise hem roman hakkında ipuçları verir hem de edebiyat üzerine yazılmış bir deneme niteliğini taşır. Kitabın uzun önsözünden yazıma birkaç iri cümle almadan olmaz. Bu kitap kehanetler içermiyor. Dilerseniz onu da birçok başka bilim kurgu yapıtı gibi bir düşünce deneyi olarak okuyabilirsiniz. Kehanetleri peygamberler (bedavaya), falcılar (bunlar genellikle belli bir ücret isterler, bu yüzden de peygamberlerden daha çok saygı görürler) ve fütürologlar(bu işten maaş alırlar) yaparlar. Kehanet peygamberlerin, falcıların ve fütürologların işidir. Romancıların işi değildir. Bir romancının işi YALAN SÖYLEMEKTİR. Kurmaca yazarları en azından daha cesur olabildikleri anlarda, gerçeği arzularlar. Onu bilmeyi, söylemeyi, ona hizmet etmeyi. Ama bunu acayip ve sapkın bir tarzda yapmaya girişirler, hiçbir zaman var olmamış ve hiçbir zaman var olmayacak kişiler, olaylar uydurur, bunu ayrıntılarıyla epeyce heyecanlanarak anlatır ve bütün bu yalan çıkınını yazmayı bitirdikten sonra işte derler, gerçek bu işte! İşin aslı bir roman okurken deliririz biraz, kafayı buluruz. Onlarla (karakterler) birlikte Napolyon bile oluruz. Aklımız başımıza (çoğunlukla) kitabı kapadığımızda gelir. Ben, bir ateist! Ama aynı zamanda bir sanatçıyım ben, o yüzden de yalancıyım. Söylediğim her şeyden şüphe edin. Gerçeği söylüyorum. Herhangi bir roman okurken, içindeki her şeyin uydurma olduğunu gayet iyi bilmeli, ama okuma sırasında her kelimesine inanmalıyız. Nihayet kitabı bitirdiğimizde onu okumadan önceki halimizden birazcık farklı olduğumuzu, sanki yeni bir yüz görmüş, sanki daha önce hiç geçmediğimiz bir sokaktan geçmiş gibi biraz değiştiğimizi görebiliriz. Ama tam olarak ne öğrendiğimizi, nasıl değiştiğimizi söylemek, bu çok zordur işte. SANATÇI SÖZCÜKLERLE SÖYLENEMEYECEK OLANLA UĞRAŞIR. Bütün edebiyat METAFORDUR.  

İşte bilimkurgunun en önemli iki ödülü olan Hugo ve Nebula ödüllerini alan Karanlığın Sol Eli, içleri dopdolu bu cümlelerden oluşan uzun önsözüyle başlar ve bizim dünyamıza çok benzeyen Kış adlı gezegende geçer. Kış’ın popülasyonu çift cinsiyetlidir (hermafrodit). Fakat bizim bildiğimiz hermafroditler gibi bir cins ağırlıklı (ya da hissettiği cinste) değildir. Bir kişi belirli zamanlarda kadın olabilir, doğum yapıp emzirir ve ardından erkeğe dönüşüp hayatını öyle idame ettirebilir. Sonra hormonal durumuna göre tekrar kadın olabilir. Kış’ta insan düşüncesindeki düalizm eğilimi azalmış, insanlığın güçlü/zayıf, koruyucu/korunan, hükmeden/hükmedilen, sahip olan/sahip olunan, vb ikiliklerini oluşturan temeller zayıflamış gibidir. Cehaletin, şimdinin mevcudiyetin ilerlemeden daha gözde olduğu bir gezegendir Kış. Bu durum yani gezegendeki düalizm eğiliminin azalması, Le Guin tarafından öyle güzel ve ustalıklı kurguya yerleşmiştir ki, insanlar hormonal durumlarına göre her iki cinse dönüşebildikleri için artık cinsiyetsizdir. Kanımca kurgunun (birçok inceleme bunu eşcinsellik olarak yorumlamış olsa da) doruğa ulaştığı eşsiz nokta cinsiyetsizliktir. Şöyle açıklaya bilirim sanırım cinsiyetsizlik konusunu; ötekileştirilen, itilip-kakılan İkinci Cinsiyet’in olmadığı, cinslerin (aynı bedende olduğu için) eşitliğini ve yalnızca insanı önceleyen bir anlatı. Sıra dışı ama muazzam bir bilimkurgu/ütopya! Bir söyleşisinde yazarın, iğneyi kendine batırarak bu kurmacasını (karanlığın sol eli) gerçekçi bir şekilde yeterince,  isteğince feminizme hizmet etmediğini belirterek kendi kalemini eleştirdiğini de okurun bilgisine sunmadan geçmeyelim.

Belirtmeliyim ki Le Guin, derin ve titiz bir biyolojik araştırma/okuma sonrası (tüm metinlerinde olduğu gibi) Kış gezegeninin nüfusunu tamamen Androjenik (hem kadında hem de erkekte bulunan hormonlar) yapıya sahip olarak kurgulamış. Onların düalite değerlerinin aşınmaya başlaması da cinsiyetsizliği anlatan Karanlığın Sol Eli’ni ortaya çıkarmıştır.

Le Guin, kitabın Cinsiyet Sorunu bölümünde erkeğe veya kadına dönüşümü, yirmi sekiz günlük dönemlerle kurgular. Burada hem kadın (dünyalı) hormonal siklusuna (olumlu anlamda-regl, yumurtlama vs) hem de Ay’ın (gezegen olarak) dünya etrafını dolanma zamanına olağanüstü bir atıf vardır. Bu güzel çağrışımlara hayran olmamak elde değil. Yazar,  menopozu (hep kocakarılık diye tanımlar) cinsiyetsizliğe doğru yol alma gibi görse de önemli karakterleri (Odo da olduğu gibi) hep kocakarılardır.

Hikayeleri hiçbir zaman aniden çıkmaz. İsimler, imgeler, ses tınıları üzerine inanılmaz kafa yorduğunu hep belirtir. O’nun ustaların ustası olmasının nedeni de zaten bu derinlikli araştırma ve çalışmalarından dolayıdır. Güzel yapmayı, mesajını gizlemeyi başarıp, anlatıda okurun kendi yolunu bulmasına izin verir. Bazen de yazarken tıkandığını söyler. Böyle durumlarda bekleyip karakterlerinin (Mülksüzler’i yazarken iki yıl ara vermiş ve Odo yazardan kendisinin anlatıldığı bir öykü yazmasını istemiştir), metni yola çıkarmasına ve yazmaya devam etmesine izin verdiğini belirtir. Gezegenler, güneşler dolayısıyla karanlıklar ve aydınlıklar vardır metinlerinde. Kitabın Zamana ve Karanlığa Dair adlı bölümü, zaman-mekan, aydınlık-karanlık kuramları üzerine bir ders niteliğindedir. İncelediğimiz kitabın Eve Dönüş bölümünde olduğu gibi kitaplarındaki yolculuklar da yazarın – Bütün olmak parça olmaktır; gerçek yolculuk geri dönüştür- şeklinde yorumladığı Taocu düşüncenin sonucu eve/geriye dönüş için yapılır genellikle.

1969 yılında yayımlanan Karanlığın Sol Eli, yirmi bölümden oluşan polisiye olayların da işin içine katıldığı eşsiz kurgusuyla zevkle okunası bir bilimkurgu romanı. Kitap üzerinde daha sayfalarca yazılabilir. Bununla birlikte incelemeye devam edersem şayet spoiler vermek zorunda kalacağım.

Son olarak yazarın, Kış gezegeninin Hermafroditleriyle bizleri mitolojiye de uçurduğunu söylemeliyim (ulak ve yeraltı tanrısı Hermes ile güzellik tanrıçası Afrodit’in çocukları hem kız hem erkek cinsel organı olarak doğar ).

Ben de bir yolculuk yaparak çok severek okuduğum Arundhati Roy’un Encüm adlı bir hermafroditi anlattığı Mutlak Mutluluk Bakanlığı kitabına gidiverdim. Kitap, Nazım Hikmet’in Tahirle Zühre Meselesi şiirini alıntılayarak başlar. Şayet bir hermafroditi anlatacaksanız bundan daha güzel bir giriş olabilir mi kitaba? Tabii şair, şiirini bu anlamda kaleme almamış fakat Roy’un zihni muhteşem bir oyunla şiiri karşımıza koyuvermiş. Bakın dizelere Karanlığın Sol Eli romanının özünü bulacaksınız. Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da/ hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, /bütün iş TAHİRLE ZÜHRE OLABİLMEKTE/ yani yürekte

Gönül Malat 27. 09. 2021
(Yazıyorum dergi de yayınlanmıştır)

Kaynaklar:

  1. Karanlığın Sol Eli Ursula K. Le Guin, Ayrıntı yayınları . 5. Basım
  2. Emek Erez, Gazete Duvar , Ursula K. Le Guin ve dikenler arasında yol açmak
  3. Mutlak Mutluluk Bakanlığı, Arundhati Roy , Can yayınları 1.basım
  4. Ütopya, Thomas More, Cem yayınevi, 5.basım
  5. Emek Erez, Le Guin ile dünyanın eşiğinde dans, edebibiyathaber.net
  6. Devrimden Önceki Gün, Ursula K. Le Guin, İnka yayınları,1.basım
  7. Wikipedia

*Ursula K. Le Guin

 

 

E-BÜLTENİMİZE KAYDOLUN
E-BÜLTENİMİZE KAYDOLUN
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları