Kötülük Çiçekleri

Her insanda, her zaman,

eşzamanlı iki eğilim vardır; biri Tanrı’ya,

öteki Şeytan’a doğru.*

 

“Edebiyatta Kötülük” deyince aklımıza ilk gelen isim Charles Baudelaire’dir sanırım. Şairin başyapıtı “Kötülük Çiçekleri” yazıldığı zamandan bu yana üzerinden iki yüzyıl geçmesine rağmen güncelliğini hala korumakla kalmayıp, birçok yazar, şair ve sanatçıya esin kaynağı olmaya da devam ediyor çünkü.

Kötülük Çiçeklerini irdeleyebilmek için Charles Baudelaire’in yaşam serüvenine göz atmamız gerekli. Bu şiir kitabının yazılma sürecini bilirsek, sembollerle dolu içeriğini daha kolay anlamlandırıp inceleyebileceğiz.

Charles Baudelaire, 1789 yılında yakın çağın bitip, yeniçağın başlamasına neden olan Fransız devrimden sonra 1821 yılında metropolleşmeye başlayan Paris’te doğar. Fransız Ulusal Meclisi’nin, Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’ni yani “İnsanların eşit doğduğunu ve eşit yaşamaları gerektiğini, insanların zulme karşı direnme hakkı olduğunu, her türlü egemenlik esasının millete dayalı olduğunu ve mutlak egemenliğin bir kişi ya da grubun elinde bulunmayacağını, devleti idare edenlerin esas olarak millete karşı sorumlu olduğunu, hiç kimsenin dini ve sosyal inançları yüzünden kınanamayacağını,” açıkladığı zamanlardan hemen sonra!

Küçük yaşta babasını kaybetmesi ve ardından annesinin zengin bir askerle evlenmesi,  Baudelaire’in acılar yolculuğunun başlangıcı olur. Hukuk okumaya zorlanır ama okumaz. Bohem bir yaşam sürer. Kısa sürede tüm parasını tüketir. XIV. yüzyılda henüz tedavisi bulunmayan Tüberküloz ve Frengi gibi bulaşıcı hastalıklar kol gezmektedir. Nitekim sonunda Frengi hastalığına yakalanan Baudelaire, bu hastalık nedeniyle de erkenden yaşama veda eder.

Genç erişkinliği döneminde yaşadığı başkentte, süreç Paris Komünü’ne doğru ilerlemektedir. Eşitlik söylemlerine rağmen, sanayileşmenin de etkisiyle köyden kente göçler epey artmıştır. Bu nedenle toplumdaki sosyal ve ekonomik yapı iyice dengesizleşmiş bir başkent gelmiştir Paris artık. Şairin yaşadığı bohem hayat, bir yandan bunlara tanıklık etmesini ve kentin tüm karanlık yüzünü görmesini sağlamıştır. Kahramanları buralardan çıkmadır. Diğer yandan da şehrin varsıl kısmında büyüdüğü için o tarafın yüzünü de epey iyi biliyordur.

Kanımca Baudelaire, Edgar Allan Poe’nun şiirlerini (her ne kadar romantik şiirlerde olsa sembollerle doludur) Fransızcaya çevirmesi, sembolizmin merdivenlerini hızlıca tırmanmasına da neden olmuştur. Poe’nun şiirlerinden aldığı esinle uçsuz bucaksız zihninde, zıtlıklardan (düalite) o muhteşem sembollerini yaratmıştır. Sembolleriyle de zıtlıkların bütünlüğünü anlatmayı başarmıştır.

Charles Baudelaire kuşkusuz ilk modernistlerdendir. Kanımca şair için modernizme karşı bir modernist demek yanlış olmaz.  Bu bağlamda bakıldığında (modernist) düşünceyle çelişmiyor aslında karşıtlığı, tam aksine örtüşüyor. Çünkü modernizmin gereği, sorguluyor ve akılcı fikirler oluşturmaya çalışıyor. Bununla birlikte yaşadığı ikilemler şairin uzun yolculuklara çıkmasına sebep oluyor. Diğer yandan çıktığı yolculukları yarım bırakıp dönmesine de. Kendini bulma yolculuğunda hayatı çokça çalkantılı ama aynı zamanda çokça üretken geçiyor. Buna rağmen Kötülük Çiçekleri kitabının yazılıp basılması yaklaşık on yıl sürüyor.

Kötülük Çiçekleri, kitabın adında bile yerini bulan  “Düalite” kavramıyla irdelenebilir diye düşünüyorum. O nedenle kısaca bahsetmeliyiz bu konudan.  Baudelaire anlatısını ikilik çerçevesi içinde yorumlayıp geliştirmiş, adeta sonsuzluğa doğru taşımıştır. Bildiğiniz gibi düalite ikili denge, zıtlıkların bütünlüğü, doğadaki ve evrendeki karşıtlık ve birbirini tamamlayıcılık ilkesini ifade eder. Başta İyilik –kötülük (şair en çok bu konunun üzerinde durmuştur) olmak üzere, aydınlık-karanlık, doğum-ölüm, soğuk-sıcak, varsıl-yoksul gibi. Eski Mısır bilgeliğinde “İlahlar ikiliği bir etmiş insanlardır. İnsanlar ise birliği bilmek (bulmak) için ikiliği (zıtlığı)yaşayan henüz çocuk ilahlardır,” denir. İşte Baudelaire o ikiliği-zıtlığı bir etmiş bir ilahtır. Okuyucuları; onun kahramanlarıyla- yani zıtlığı bizzat yaşayan çocuk ilahların anlatımıyla- ikiliği bir bütün halinde yorumlamayı başarıyorlar. Kötülük ve iyiliğin yüreğimizde, aydınlık ve karanlığın düşüncelerimizde, şeytan ve tanrının ruhumuzda, haksızlık ve adaletin vicdanımızda olduğunu kavrıyorlar.

Kitabın sayfalarını karıştırmaya başlayınca; içerisinde 100 şiir bulunduğunu, beş bölümden oluştuğunu görüyorsunuz (ilk yayınlandığında altı şiir ahlaka aykırılıktan dolayı kitaptan çıkarılır, Gün Sonu,  Bir Meraklının Düşü, Yolculuk şiirleri bunlar arasındadır).

Charles Baudelaire kitabına “Bu hastalıklı çiçekleri kusursuz şair Fransız edebiyatının yetkin büyücüsü sevgi değer ve saygı değer dostum üstadım Theophile Gautier’e en derin ve alçak gönüllü duygularla ithaf ediyorum,” diye başlar. Hemen ardından okuyucusuna şiirle seslenerek der ki;

OKUYUCUYA

Bönlükler, yanılgılar, günahlar, cimrilikler, / İşleyip tenimize, kaplar ruhlarımızı, / Ve besleriz sevimli pişmanlıklarımızı, / Kendi bitini nasıl beslerse dilenciler.

Günahlarımız katı, pişmanlığımız gevşek; / Sık sık ceza öderiz itiraflarımıza, / Ve sevinçle döneriz o çamurlu yollara, / İğrenç gözyaşlarıyla kirim çıkar diyerek.

Bu kocaman Şeytan’dır kötülük yastığında / Esrimiş ruhumuzu uzun uzun sallayan, / Ve görkemli madeni irademizin o an / Bir buhar olup uçar bu bilgiç kimyacıyla.

Hep o Şeytan’dır bizim iplerimizi tutan! / Oltaya takılırız iğrenç olan her şeyde; / Her gün bir adım daha inerek Cehennem’e, / Ürkütmeksizin, pis koku saçan karanlıklardan! / Sefih bir zavallının öpüp yemesi gibi

Eski bir fahişenin örselenmiş göğsünü, / Geçkin portakal gibi iyice sıkıp onu / Çalarız giderayak yasadışı bir zevki. / Bir milyon kurtçuk gibi, sıkışmış kaynayarak, / Bir milyon iniltilerle, Ölüm, görünmez ırmak.

Şiiri okuduğunuzda kitapta neyle karşılaşacağınızın geniş çerçevesi ve derinliklerini görürsünüz. Şair “Okuyucuya” adlı şiirinde, kanımca okuyucusunu uyarıyor, “İnsanı anlatacağım sana, yani içini olduğu gibi açacağım. Kendini görmeye hazır mısın? Bunları sana gerçekçi bir şekilde yazarsam katlanamayacağını düşünüyorum. O yüzden gerçekleri sembollerle anlattım. Haydi gel! Birlikte yüzleşelim,” diyor.

Bunları dinledikten sonra şayet okuyucu içini görmek istiyorsa ilk bölüm olan; “ İç sıkıntısı ve ideal” şiirleriyle devam ediyor kitap. Zıtlıkların birlikteliğinden yukarıda bahsetmiştik. Tüm kitap doğum ve ölüm üzerine kurulu! Her yönüyle bir insan ömrü aslında anlatılan! Yaşamdaki iyilik-kötülük, aydınlık-karanlık, pislik-temizlik, ruh-beden gibi ikilikler. Bu bölümdeki “Kutsama” şiiri bizleri doğuma götürürken, “Çatlak (Bozuk) Çan” isimli şiir, Edgar Allan Poe’nun “Çanlar”  şiirinden esintiler taşıyor. Kanımca “Habil ile Kabil” şiirini ise hem doğumun, hem de zıtlıkların dizeleri olarak görebiliriz. İlk kısımda yetmiş yedi şiir var ve “Pipo” şiiriyle sonlanıyor.

Kitaba da adını veren “Kötülük Çiçekleri,” ikinci bölümü oluşturuyor. Yıkım, Kurban, Lesbos, Cehennemlik Kadınlar –Delphine ile Hippolyte- yine Cehennemlik Kadınlar, İki Rahibe, Kan Çeşmesi, Alegori, Beatrice, Vampirin Değişimleri, Kythira’ya Yolculuk, Aşk ve Kafatası-Eski bir tavan süslemesi -olmak üzere on iki şiirden oluşuyor.

Bu kısımdaki şiirlerden birkaç mısra alalım yazımıza;

İKİ RAHİBE

Safahat ile Ölüm iki sevecen kızdır, / Öpüşleri harika, her yanı sağlık dolu, / Bağırları hep bakir, eski çarşaf kaplıdır, / Sonsuz çabaya düşüp çocuğu hiç olmayan!

KAN ÇEŞMESİ

Kimi zaman dalga dalga akar benim kanım, / Sanki hıçkırıklarla ahenkli bir çeşmeden, / Uzak bir mırıltıyla akışını duyarım, / Ve elimle yaramı boş yere ararım ben.

Çoğu zaman diledim ayartıcı şaraptan / Beni ezen dehşeti bir gün uyutmasını, / Durultur gözü şarap ve inceltir kulağı!

AŞK VE KAFATASI

Eski Bir Tavan Süslemesi

Aşk bağdaş kurmuş insanlığın

Kafatasına

Dil uzatıyor üzerinden bu tahtın,

Sırıtarak küstahça,

Üçüncü bölümün ismi “İsyan” ve üç şiirden oluşuyor. Yazarın numaralandırmadığı “Yakarı” adlı deyişle son buluyor.

YAKARI

Şan da senin, şöhret de, yücesinde göklerin / Hüküm sürdün, ey Şeytan, dibinde Cehennem’in, / Yenik düşüp sessizce düşlere daldın, orda, / Bırak da ruhum Bilim Ağacı’nın altında, / Dinlensin sana yakın, sarksın o dallar yine / Bir Tapmak misali alnının üzerine!

 

“Şarap” ismini taşıyan dördüncü bölümde de beş şiir yer alıyor.

“Sarhoş Olun” adlı şiirden birkaç mısrayı alalım yazımıza;

SARHOŞ OLUN

Ama neyle? Şarapla, şiirle, ya da

erdemle, Nasıl isterseniz. Ama

sarhoş olun.

Zamanın inim inim inletilen

Köleleri olmamak için

Sarhoş olun durmamacasına!

Şarapla, şiirle, ya da erdemle, nasıl isterseniz?

Son kısma geçmeden önce tüm bölümlerin dışında kalan “Hiçliğin Tadı” adlı şiirden bahsetmemiz gerektiğini düşünüyorum.

HİÇLİĞİN TADI

Ey hüzünlü ruhum. / İhtiyar budala. / Kanının kanatlarında hırçın bir kıvılcım yanardı, / Umudun mahmuzu yavaşça dokunsa şaha kalkardın. / Ey şimdi her adımda derin derin soluyan hasta / İşe yaramaz beygir / Uzan olduğun yere dayanmasını bil. / Elveda kavalın türküsü / Flütün iç çekişi elveda.

Bu şiir, içinde barındırdığı var olma ve hiçliğe gidiş anlatısı nedeniyle benim yolumu Sartre’ye  çıkardı açıkçası. Sartre’nin, Baudelaire için yazdıklarına (söylediklerine) bakarsak; “Artık ağacı ve evi görmekten bıktık. Onların seyrine dalıp kendimizi unutuyoruz. Baudelaire ise asla kendini unutmuyor. O, görürken kendine bakıyor; bakarken kendini görmek için bakıyor;  kendi bilincinin süzgecinden geçerek görünüyorlar ona,” diyor. Sartre’nin dediği gibi Şair kendini görürken, okuyucusunun da kolayca bu eylemi gerçekleştirmesini sağlıyor.

İlk bölüme “Kutsama” adlı şiirle yani doğumla başlayan şair, beşinci ve son kısmın ismini “Ölüm” olarak adlandırmış. Aşıkların Ölümü, Yoksulların Ölümü, Sanatçıların Ölümü olmak üzere üç şiirden oluşuyor bu bölüm de.

SANATÇILARIN ÖLÜMÜ

En ince oyunlarla yıpratıp ruhumuzu, / Yıkarız çatısını her ağır makinanın, / Seyretmeden yüzünü o büyük Yaratık’ın / Bizi hıçkırıklara boğar keskin arzusu!

Tek umutları var, garip, zavallı Capitol! / Ölüm, yeni bir güneş gibi gökten bakacak, / Böylece uslarının çiçekleri açacak!

Kitabın bölümlerinde birbiri ardına açılan kapılar okuyucunun zihninde, aşağıya çıkıyor, yukarıya iniyor ama sonunda yolunu buluyor. Ya şarapla, ya şiirle, en çok da erdemle! Eninde sonunda “Kötülük Çiçekleri” yerini, “Usların Çiçekleri’ne” bırakıyor.

Gönül MALAT 11. 07. 2020

(Yazıyorum dergide yayınlanmıştır)

Kaynaklar:

  1. Wikipedia
  2. Ali Artun, Baudelaire’de sanatın özerkleşmesi ve modernizm, www.aliartun.com
  3. Kötülük Çiçekleri, Charles Baudelaire, www.insanokur.org
  4. Tülin Kartal Güngör, Arayış ve Kaçış Metaforu Olarak Baudelaire’nin “Kötülük Çiçekleri” Al Farabi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi
  5. Georges Bataille; Edebiyat ve Kötülük

* Charles Baudelaire

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları