Prensleri Hiç Gelmeyen Külkedileri

“Beni anlamadın demeyeceğim. Beni anladın. Zaten en dayanılmaz acı buydu.
Sen beni anladın. Anladığın halde canımı yaktın.”
Frida Kahlo

Bıçak sırtı bir yazı kaleme almaya çalışacağım. Ya da iki ucu b.klu değnek diyelim biz ona. Nereden başlayacağımı kestiremesem de nerede son bulacağını biliyorum. En iyisi baştan başlamak! Bu biraz uzatacak yazıyı ama yolun sonunda metni anlamlandırmak için epey işimize yarayacak.

Prometheus (ön görebilen) insanlar için ateşi çalınca Zeus, O’nu cezalandırmak için önce zincire vurur ardından da güzeller güzeli Pandora’yı elinde bir kutu ile yeryüzüne gönderir. Prometheus öngörüsüyle bu tuzağa düşmez ama kardeşi Epimetheus (sonradan gören) Pandora’ya aşık olur. Bazı kaynaklara göre Pandora’nın insanlık için tüm kötülükleri ( ihanet, fuhuş, ikiyüzlülük, vs) içeren kutusunu da Epimetheus açar. Bazıları da merakından dolayı kendisinin açtığını yazar. Demem o ki mitolojide kadının kötülüklerin anası olması Pandora yüzündendir. Ama olayların ardına bakınca tüm kötülüklerin babası Zeus’tur. Tecavüzcüdür. Hedonisttir. Kindardır. Kibirlidir. Açgözlüdür. Daha birçok şeydir. Pandora edilgendir ve Zeus’un kölesidir aslında.

Sümer mitolojisinde toprak ana İnanna vardır. Bereket, aşk tanrıçasıdır (Yunan mitolojisinde karşılığı Afrodit, Roma mitolojisinde ise Venüs’tür). Anaerkil bir yapının tanrıçasıdır. Hatta bazı anlatılarda hayvani bir erkek olan Enkidu, İnanna ile birlikte oldukça insanlaşmaya başlar. Yani hayvani güdüleri olan erkeği insancıllaştırır.

Kadının eşit sayılmasa da değerinin bilindiği bu çok tanrılı yaşamdan sonra, tek tanrılı dinler gündeme geldiğinde, kadın büyük bir hızla mevzi kaybeder. Yasak meyveyi ikram ederek erkeği kandırıp cennetten kovulmalarını, dolayısıyla yeryüzüne düşerek ölümlü olmalarını sağlayan, Adem’in kaburga kemiğinden olma Havva ( Hristiyanlıkta Eva, Yahudilikte Havva ) vardır. Fakat Adem’in ilk eşi Lilith’ten kimse bahsetmez çünkü O, Adem’le eşit şartlarda yaratılmış olduğundan, eşit olduklarını söyler. Eşitliği konusunda direnir. Rivayete göre ikinci eş Havva, bu yüzden Adem’in kaburgasından yaratılır. Eksiklidir. İkinci sınıftır. Kandırıcıdır. Kötüdür.

Orta çağ Avrupası kadınlar için kabus gibidir. Haçlı seferlerine giden askerler eşlerine bekaret kemerleri takıp anahtarlarını yanlarında götürürler. Engizisyon mahkemeleri ise Katolik Hristiyanlığın en karanlık yüzlerindendir. İspanyol engizisyonu daha çok Yahudilik ve Müslümanlık karşıtı hareket ederken, Roma engizisyonu daha çok cadılık ve büyücülük üzerine gider. Tabii iki engizisyonun da kadın düşmanlığı had safhadadır. Zina suçuyla birçok kadın katledilirken, bu suçtan katledilen erkek sayısı pek azdır.

Maria Magdelena ya da Mecdelli Meryem, İsa’nın linç edilmekten kurtardığı ve O’na ilk inanan günahkar (fahişe)bir kadındır. Rivayete göre, Efes üzerinden Fransa’nın Marsilya bölgesinde bir manastıra tövbe ederek yerleşir. Kendini dine adar ve rahibe olur.

Magdelene Çamaşırhaneleri

 

İşte “Magdelene Çamaşırhaneleri,” buradan adını alır. İrlanda’da sonuncusu 1996 yılında kapatılan bu çamaşırhaneler (esir kampları) acı dolu hikayelere konu olmuştu. Bu sadece İrlanda’nın ya da Katolik kilisesinin değil aynı zamanda Birleşik Krallık, Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya’nın ve Protestan kurumların da kirli tarihidir. Magdalen Kurumları’nın en eskisinin İngiltere’de 1758’de kurulduğu biliniyor. İrlanda’da ilk kez bir Protestan sığınağı olarak 1765’te kurulmuştur. Tarihçilere göre 1800’lerin sonunda İngiltere’de 300’den fazla, İrlanda’da da en az 41 Magdalen kurumu vardı. Bu kurumlar bazen sığınma evi, bazen ıslahevi olarak adlandırılmış, bazen de hiçbir ismi olmaksızın ayan beyan işletilmiş. Bu ilk Magdalen Kurumları’nın en temel özelliği fuhuş yapan kadınların ya da “yapma ihtimali olan” bekar annelerin buralara gönderilmeleriydi.

İkinci paylaşım savaşında neredeyse hiç dinlenmeden köle gibi çalıştırılır bu “günahkar” kadınlar. Manastırlarına inanılmaz paralar kazandırırlar. Yıkayarak hem çamaşırların kirlerini, hem de kendi sözde “kirli” bedenlerini arındırmaya çalışırlar. Fakat bedenlerine iyice işlemiş kir ne kadar yıkansa, ne kadar tövbe edilse de arınmaz.

Hayatlarında hiç peri görmezler, hiç bal kabağından arabaları olmaz. Gonk gece yarısını vurmaya başlayınca, arkalarında bir cam ayakkabı bırakamazlar, dolayısıyla beklenen prensleri hiç bir gelmez. Ömür boyu külkedisi olmaya mahkum edilirler.

İrlanda’da tahminen 30 bin kadın (10 bini 1922-1996 yılları arasında kayıtlı olmak üzere) toplum, aileler, devlet ya da kilise tarafından cezalandırma amacıyla ve iradeleri dışında bu kurumlara kapatıldı. Bir çamaşırhanede aynı anda yaklaşık 150 kadın çalışabiliyordu ve yılda yaklaşık 100 kadın kabul ediliyordu. Kadın sığınağı ya da rehabilitasyon merkezi görünümlü, ancak içinde türlü istismarın kol gezdiği bu çamaşırhaneler masum yerler değildi. 1993 yılında Dublin’de içinde bu çamaşırhanelerde kalan kadınlara ait toplam 155 cesedin bulunduğu toplu mezarlar bulundu. Dublin’de şehir içinde Sean McDermott Caddesi üzerindeki son Magdalene Çamaşırhanesi 1996 yılında kapandığında en yaşlısı 79 yaşında olmak üzere 40 kadın kalmaktaydı. Son 30 yılda bazı rahibeler Magdalene ismini kullanmaktan, “günahkar” anlamına geldiği için kaçınıyordu. 2013 yılında İrlanda hükümeti, bu evlerde yaşamak ve çalışmak zorunda kalan kadınlara resmi bir devlet özürü iletti. Onarıcı adalet projeleri kapsamında hayatta kalan kadınlara maddi tazminatlar ödendi.

Bu konudaki edebiyat ve sinema uyarlamalarına bir göz atarsak; Peter Mullan’ın  Günahkar Rahibeler (orijinal ismi THE MAGDALENE SISTERS) adlı 2002 yapımı drama filmi, aileleri tarafından reddedilen binlerce çaresiz kadının Katolik kilisesinin ellerine ve vicdanına bırakıldığını anlatan gerçek bir hikayeden esinlenerek filme çekildi. İzlemenizi tavsiye ederim.

Yönetmenliğini Aislinn Clarke’ın yaptığı “Şeytan Kapısı” (orijinal adı The Devil’s Doorway) adlı 2018 yılı yapımı korku filmi de Magdalene Çamaşırhanelerini konu alır.

Soğuk İklimde Seks – Steve Humphries (tarihsel danışman: Frances Finnegan) tarafından yönetilen 1998 belgeseli, evlilik dışı gebelikler, cinsel tacize uğramış ya da sadece hafif meşrep olmaktan ötürü çeşitli Magdalene Çamaşırhanelerindeki, dört kadının röportajlarını konu eder.

Rachel Dilworth’un Vahşi Gül İltica: Akron Şiir Ödülü’nü 2008’de kazanan, İrlanda Magdalen Çamaşırhanelerinin Şiirleri, Magdalene Çamaşırhanelerine dayanan şiir koleksiyonudur.

İrlandalı şarkıcı-söz yazarı Sinéad O’Connor’ın, gençken Magdalene  Çamaşırhanelerinde kaldığı biliniyor.

James Joyce’un “Dublinliler” adlı kitabındaki “Clay” kısa öyküsü ve “Ulysses’in” “Circe” bölümünde  bu konuya değinir.

Gönül MALAT 27. 10. 2020

 Kaynaklar:

  1. Wikipedia
  2. İrlanda’nın Kirli Çamaşırları, Müslime KARABATAK, Evrensel
  3. Çatlak Zemin – https://www.catlakzemin.com/25-ekim-1996-irlandadaki-son-magdalene-camasirhanesi-kapandi
  4. Erkek Kültünün Kökleri, Yalçın ERGÜNDOĞAN Artıgerçek
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları