Unutulan

Uyandırın anamı
Söyleyin gidiyorum
Yolumu gözlemesin
Dönemem belki geri
Dağlara asmalara
Baygın çocukluğumun
Çınladığı kırlara
Gelsinler anılarım
Uğurlasınlar beni*

Nilüfer Benal’ın ikinci baskısını yapmış olan ilk romanı Unutulan, ürkütülmüş sevdalarını telli turnalara yüklemiş kadınların romanı. Sofuların haram dediği aşkın şarabından sonuna kadar içip, elemlerini bakışlarına kazımış kadınların! Köklerinin sıcaklığından zorla sökülerek sol yanlarını anayurtlarında bırakanların! Protez hayatların! Hep eksikli, hep hasret dolu. Her ne kadar kitabın adı “Unutulan” olsa da unutamayışların satırları! Yeniden köklenmek için gür bir pınar ararken, kendini mavi bir enginlikte buluverenlerin. Susma ustalarının ve hüzünlü gözlerin! Engine dalıp, derdini ummana dökenlerin kitabı Unutulan! Yaralarını tuzlu suyla yakarak sağaltanların! “Şurama batan özlem demeselerdi, bıçak derdim,” diyenlerin. Rüya ve Sultan gibi yalnızca kadın olmanın acısını çeken kadınların! Savaş nedeniyle yazgılarına dargın, kadın ve çocukların lirik anlatısı. Yırtılan ruhlarına umarsızca sarılmış pişmanlıklarıyla, kendine küsen kadınların romanı! Ve tabii en önemlisi de ikinci şanslar ile ırak kavuşmaların!

Kitap geri dönüş tekniğini ile üç kuşağın acılarını, aşklarını, yaralarını ve hayata dair çilelerini gözler önüne seriyor. Satırlarda kelimeler melodik ilerliyor ki; bir kitap için olmazsa olmazımdır benim. Çünkü melodik yazıya tutkuluyum(sırf bu nedenle çeviri kitaplarda yeterince okuma hazzı bulamam). Bu durum okuyucuyu hemen kitabın içine salıyor. Başlangıçta elinize bir kağıt kalem alıp kim kimdir diye hayat ağacı yapmak istiyorsunuz. Sonra bir sihirli bohçayı usulca açar gibi serpiliyor, gelişiyor kitap.

Kitaba bir renk vermek istersek şayet bu mavidir kuşkusuz. Mavi ayni zamanda romanın leitmotiflerini de oluşturuyor. Mavi yaşmak, mavi fular, engin denizler ve gözler gibi. Maviyle bezenmiş satırlar, bulunduğumuz kadim toprakların yüz yıllık tarihini de bizlere sunuyor. Yeni cumhuriyeti. Milli mücadeleyi. Mübadeleyi. Satırlara örülmüş mavilik olmasa kavuracak okuyucuyu acılar, ayrılıklar, pişmanlıklar ve içine elem – hasret işlemiş bakışlar.

Kitabın en sevdiğim yanı çoklu anlatıcısı olması. Aynı olayı farklı farklı anlatıcılardan okumak; onların bakış açılarıyla değerlendirmek, hem kitaptaki leitmotif tekniğine sıra dışı bir güzellikte hizmet ediyor, hem de birinci tekil anlatısı olan ana anlatıcıyı güvenilir bir anlatıcı kılarak, verilmek isteneni pekiştiriyor. Bu bağlamda her anlatıcının bizlere sunduğu olaylar, romandan ayrı okunduğunda kısa bir öykü niteliğinde ve karakterlerin anlattığı bu öyküler birleşerek romanı doğuruyor. Kitabın bu yapısına “nehir romandan” esinlenerek, nehir öykülerin kurgusu demek hiç de yanlış olmaz kanımca. Anlatıcıların farklı şehirlerde olması ve olayların çeşitli şehirlerde geçmesi, aynı zamanda metnin bir Flauner romana dönüşmesini de sağlıyor. Yazar, belli belirsiz bir gizem enjekte etmeyi de ihmal etmemiş nehir öykülerine. Tekniği ve çoklu anlatıcıları sayesinde dumanın ya da sisin yavaşça genişleyerek ortadan kalkması gibi tohumdan çiçeğe dönüyor kurgu.

Unutulan, sembollerden de kendine çok şeyler katmış bir metin. Beni en çok etkileyen sembolün, İzzet’e itaat eden boz yılan olduğunu söylemeliyim. Ve tabii leitmotif olarak da kullanılan mavi rengin duygusal sembolünü de.

Unutulan’ı okurken beni Dido Sotiriyu’nun yazdığı “Benden selam söyle Anadolu’ya” adlı kitaba uçurması ise apayrı bir güzellik! Anayurdu bu kadim topraklar olan yazarın (Dido Sotiriyu), mübadelede tüm köklerini ve çocukluğunu buralarda bırakıp suyun öte tarafına acılı göçünün yükünü anlatır metni. 1909 yılında Aydın da doğan ve 1922 yılında Anadolu’dan ayrılarak Yunanistan’a göçmek zorunda kalan yazar Dido Sotiriyu, çocukluğuna takılı kalmış anılarını içinde çığ gibi büyüyen arzuyla ancak bir kitap yazarak sağaltabilmiş. Yazar on altı yaşında okuma yazma öğrenmesine rağmen birçok eser bırakmış okurlarına. Dido Sotiriyu can yayınlarından çıkan kitabı “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” da öyle objektif ve insani bakarak anlatır ki mübadeleyi ve milli mücadeleyi adaletine hayran olursunuz. “Ve sen Kör Mehmet’in damadı! Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum. Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşeriler! Koskoca bir kuşak, durup dururken katletti kendini! Anayurduma selam söyle benden, Kör Mehmet’in damadı! Benden selam söyle Anadolu’ya! Toprağını kanla suladık, diye bize garezlenmesin! Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin!” diyerek. 

İşte Unutulan da Sotiriyu’nun biz okuyucularına anlattığının tam tersini anlatır. Suyun öte tarafından gelenleri! Her şeylerini engin maviliklerin ardında bırakanları! Bir de Mezopotamya da ki taş evler diyarından kaçırılarak getirilenleri!

Gönül Malat 20. 5. 2021
(Yazıyorum dergide yayınlanmıştır)

Kaynaklar:

  1. Edebiyatist yayınevi. Yazarevi özel kolleksiyonu.1. basım 2020
  2. Benden Selam Söyle Anadolu’ya Can yayınları, 15. Baskı (2013)

 

*Sürgün şiiri, Nihat Behram

 

E-BÜLTENİMİZE KAYDOLUN
E-BÜLTENİMİZE KAYDOLUN
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları