Zamanın Çatlağı

Küllükte biri söndürülememiş üç yanık sigaranın,  anlamsız şekiller çizen dumanı tavana doğru genişleyerek yayılıyordu. Odaya zorla girmek isteyen gün ışığına, sımsıkı kapatılmış lacivert perdelerse direnmekteydi. Duman karanlıkla elbirliği edince onu odada görmek epey çaba istiyordu. Dördüncü için çakmağa basınca yüzü belli belirsiz aydınlanan Kerem genç yaşına rağmen bembeyaz saçlarıyla, bir gulyabani gibiydi. Sabahtan beri, ne olmak istediğini seçmeye çalışıyor, sigarasına yenisini ekleyip duruyordu.

“Şayet bir bitki olsaydım ot olmayı seçerdim. Öyle ‘türkü söyleyen’ cinsten falan da değil. Altıma boylu boyunca uzanmışlara uğuldayan cinsten!  Böceklerden de sanırım Kımıl’ı tercih ederdim. Evet, evet kesinlikle Kımıl! Ot yerine başak mı olsam? ‘Hayır, hayır, hayır dedim.’ Ot olacağım. Bildiğin ot yani! Ama bir madde olsam hiç şüphem yok su olurdum. Tüm çatlakları elimle koymuşçasına bulup kımıl kımıl sızardım. En çok da zamanın çatlağından geçerdim. İncecik şelaleye dönüşüp içimdeki boşlukları yıkardım.”

Özge, işten eve dönüp kapıyı açar açmaz kesif duman, boğazını yakıp ciğerlerine doldu. Kerem’i nerede bulacağını iyi biliyordu. Önceki, bir önceki ve daha da önceki akşamlarda olduğu gibi her yeri sigara yanığı olan koltuktaydı kocası.

-O koltuğa kök saldın ya sen! Kımıldasana birazcık!

-Hayır, ot olacağım! diye fısıldadı Kerem.

-Kerem sen ne diyorsun Allah aşkına ya! Ot mu olmak istiyorsun? Biraz daha o koltukta oturursan kütüğe döneceksin. Odunsun zaten, daha da odun olacaksın! Kalk diyorum oradan hadi kımılda biraz!

Kerem, Özge’nin söylediklerinin hiçbirini duymadı.

Eve gelirken kadının karnı zil çalıyordu. Kocasını görünce tüm iştahı kaçtı. Ne demeye Kerem’in bir şeyler hazırlamış olabileceğini düşünmüştü ki?  Atıştırmazsa da bu sefer midesi yine azacaktı. Buzdolabını karıştırınca dünden kalma kıymalı makarnayı buldu. Anlaşılan Kerem sigarayla karnını doyurmuştu. Kurumuş makarnayı ısıttı. Hiç tabağa almadan öylece tenceresinden yemeye başladı.

Şakaklarından başlayan ağrı kafasının içine girip karabasana dönüşüyordu.   Önce “İyi ki çocuk yapmadık ,” dedi. Ardından “Orospu çocuğu, ne olacak orospu çocuğu” diye bastı küfrü kocasına.  Lokmalar boğazına dizildi. “Allahım ben ne ettim de bu Bezgin Bekir’i bana yazdın ya rabbim. Sabah işe giderken bıraktığım gibi oturuyor hala! Eşşek herif! Hiç mi işemedin? İnsan sabır taşı olsa çatlar be Özge! Yedi sene oldu be kızım. Bu adamın bir baltaya sap olacağı falan yok. Olsa olsa sana sap oluyor işte. Canıma tak etti valla billa tak etti canıma! Ben nasıl sevdim bu adamı? Ne adamı odunu? Aşkın gözü gerçekten körmüş demek ki! Ama başta böyle değildi. Ne olduysa şu bir yılda oldu. Son bir yılda ve şu son bir ayda iyice dellendi ne olduysa? Yardım etmeme de izin vermiyor of of! ”

Sonunda boşanmak istediğini Kerem’e söylemeye karar verdi. Daha doğrusu bu yalancı isteği onu konuşturmak için kullanacaktı. Gulyabani, çalışma odasında dumana duman eklemeye devam ediyordu. Perdeleri ve camı açarak Kerem’in dikkatini çekmeye çalışan Özge; “Sana bir şey söyleyeceğim, beni duyuyor musun?” dedi.

Kerem nihayet gözlerini kaldırıp Özge’ye evet der gibi baktı.

-Boşanmak istiyorum!

Kerem’in bakışları halıya döndü. Paketteki son sigarasını da yaktı.

-Hiçbir şey söylemeyecek misin? Boşanmak istiyorum diyorum!

-Zamanın çatlağından geçerdim! İçimdeki boşlukları yıkardım!

Kerem sanki başka boyutta yaşıyordu. Özge’nin söylediklerini duymamış gibi görünse de boşanma sözcüğü, sızılarının yanına bir yenisini daha ekledi.  Onu kaybetmeyi hiç istemiyordu ama “Kız ne dese haklı!” diye düşünmeden de edemedi. Koltukta oturmaktan rahatsız olmuş gibi kıpırdandı ama yalnızca ayaklarının ve ellerinin pozisyonunu değiştirmekle yetindi.

-Kerem sana neler oluyor hasta mısın? Burada değilsin sen? Lütfen anlat bana! Son bir yılda bunu kaç kere sordum? Yer demir gök bakır sanki! Ulaşamıyorum sana! Lütfen anlat!

-Ne dememi istiyorsun Özge? Tamam boşanalım! Ne istiyorsan onu yapalım!

-Sana yardım etmek istiyorum anlıyor musun? Öylece ayrılacak mıyız? Lütfen söyle! Ben kendimi suçlamalı mıyım? Ne yapmış olabilirim?

Hava iyice kararmıştı. Özge pencereyi açtığı için duman epey etkisini kaybetse de omuzlarına dökülen kumral dalgalı saçları ve üstü başı leş gibi sigara kokmuştu. Dokunup ışığı açtı. Işıkla birlikte ikisi de gözleri kırpıştırdı. Bir sandalye çekip kocasının karşısına oturdu. Kerem’in gözlerine bakmak istiyordu.

-Senin bir suçun yok! Senin hiçbir suçun yok!

-Anlat bana Kerem! Yalvarırım anlat! Kimin suçu?

“Sana anlatsam taşıyabilecek misin ki Özge? Ben yerin dibine, otların altına gömmüşüm! O aşağılık orospu çocuğunu görünce … off lanet olsun! Ya seni de kaybedersem?  Başımı koyabileceğim tek omuzu da kaybedersem? Bana acımanı da istemiyorum! Merhamete sarılmış bir sevgisi de istemiyorum!” 

-Tamam! Kabul ediyorum boşanalım! Anlaşmalı boşanalım! Tek celsede!

-Kerem bana anlatamayacağın ne olabilir? Başka biri mi var desem, evden de çıkmıyorsun ki?

-Keşke Özge keşke öyle olsa! Anlatamam! Hazır değilim daha!

Kadın birden huzursuz ayak sendromuna yakalanmış gibi sürekli ayağını titretiyordu. Tüm vücudu hatta sandalye bile hızla sarsılmaya başladı. “Bu böyle olmayacak” dedi içinden. Kalkıp odada küçük adımlarla dolaşmakta buldu çareyi. Karşısına geçip dök içini dercesine ellerini Kerem’e doğru açarak,

-Yavrum seni bu kadar allak bullak eden nedir? Belki bininci kez soruyorum? Karına söylemezsen kimseye söyleyemezsin.

-Git başımdan! Giiit!

Koltuğun arkasına dolanan Özge, kocasının başına çenesini dayadı. Ellerini onun omuzlarından aşağıya sarkıtıp birbirine kilitledi ve;

-Gitmeyeceğim Kerem! Gerekirse günlerce gitmeyeceğim. Sen anlatmadan kıpırdamayacağım! Boşanma isteğim yalandı. Tepkini görmek istedim!

-Benden bir bok olmaz Özge! Boşanalım!

-Sen anlatmadan boşanmayacağım senden! Gerçekleri anlat bana!

“Ah Özge ah! Hiç bilmiyorsun değil mi gerçek bazen her şeyin yalan olduğunu gösterir! Tek, bir tek gerçek, tüm yaşamını yalana çevirir! Ben de öğrencim gibi… Allah kahretsin beni! Kahretsin beniii!”

-Beniiii, yaşam beni sıfırla çarptı, bin parçaya böldü, benden çıkardı ama bir türlü toplayamadı Özge. Anladın mı?

İlkyazın bağıra bağıra basan sıcağında, bu sözleri işiten Özge’nin tüyleri diken diken oldu. Ne yapacağını bilemeden odada dolanıp açık pencerenin önüne tülü çekerek esintiyi sözde engelledi. Kerem’in yavaşça çözülmeye başladığını anlamıştı. Sevimli bir tavırla espri yapmaya kalkıştı ama bu konuda oldu olası kötüydü.

-Sevgili matematik öğretmenim, ben bir şey anlamadı!

-Hiç düşündün mü çocukluğumuzu neden özleriz? Çocukluk neden anayurdudur insanın? Ben hiç özlemem Özge! Hiç!

-Kerem vardır illaki güzel birkaç anın. ‘Sek Sek’ falan oynamışlığın? Uçurtma uçurmuşluğun?

-Ben çocukluğumu düşününce kımıl zararlıları üşüşüyor beynime. Emiyorlar boşaltıyorlar içimi.

-Neden peki bir yıldır böylesin? Daha önce hiçbir şey yoktu? Ne oldu?

-Çünkü örtmüşüm üstünü. Bunun farkında değilmişim? Ta ki, ta ki veli toplantısında o şerefsizle karşılaşıncaya kadar? Oğlu benim öğrencimmiş!

Kerem koltuğunda yalnızca ayaklarının pozisyonunu değiştirerek oturmaya devam ediyordu. Özge bir şey atlamamak için tekrar sandalyeye oturdu. “Ayaklarıma hakim olmalıyım!” diye düşünürken bir yandan da kocasının gözlerinin içine baktı.

-Anlamak için çabalıyorum Kerem! Bohçanı biraz daha açmalısın ama!

-Ben çocukluğumu evimizin bodrumuna inen tahtakurusu yeniği tırabzanlarına asmışım meğer Özge! Sonra derme çatma bir salıncakla göle doğru sallanıp, düşmüş, boğulmuşum. Yedi yaşında ölmüşüm zaten ben! Ölmüş biriyle evlisin sen.

-Hayır! Benim evlendiğim adam bu değildi.

“Ah Özge! Deşerek bana ne yaptığını bir bilsen? Ben bodruma inerken, aslında tavan arasına sığınmışım! Duygularımı susuz bırakıp soldurmuşum! Taa yerin yedi kat altına atmışım! Evet, evlendiğin adam bu değildi. Şimdi bu Kerem’le devam edebilecek misin peki? Asıl ben bu Kerem’le devam edebilecek miyim? Off !”

Özge yaşlarını tutamıyor fakat hıçkırmamak için kendini tutuyordu. Kerem’in ona aşık olup evlendiğini adı gibi biliyordu. Ne değişmişti? Son yıl ne olmuştu? Hele şu son ay?

“Ya rabbim bana, bize yardım et!” diye söylendi kadın. Kocasında hafif bir çözülme sezse de bir şey anlamıyor o yüzden de ne soracağını kestiremiyordu. Ama mutlaka alacaktı lafı ağzından. Başka türlü yardım edemezdi. Ayağa kalkıp mutfağa doğru giderken; “Kerem, pasiflora çayı yapacağım sana. İyi gelir, biraz sakinleştirir,” diye seslendi. Kerem de sesini yükseltip; “Ben zaten sakinim Özge! Hiçbir şey istemiyorum. Beni rahat bırak!” deyince Özge sandalyesine çakılmak için geri döndü.

-Hayır! Ruhundaki irin her neyse boşaltmadan yaşayamayacaksın! O yüzden başla anlatmaya! O şerefsiz veli kim mesela oradan başlayabilirsin!

-Sigaran var mı?

Bu sorunun bir yardım çığlığı olduğunu anlayan kadın, kocasını zekice yanıtladı.

-İçmediğimi biliyorsun. Ama anlatacaksan alır gelirim marketten ve içeriz birlikte!

Özge’nin şiddetli bir tütün karşıtı olmasına rağmen, “İçeriz birlikte,” demesi Kerem’in tüm duvarlarını yıkıverdi. Ağlamaya başladı. Sesi yükseldi yükseldi bağırmayla, inleme arasında sarsılarak gidip geliyordu.

-Erkekler ağlamazmış! Bak halime.

-Onlar insan değil mi? Hem ne varmış halinde? İstediğin kadar ağla. Laf çıkmaz benden biliyorsun ağzım sıkıdır. Konuyu değiştirme ayrıca!

-Özge ben, ben… ben.. benim, benim o çocuğu kurtarmam lazımdı. Hiçbir şey yapamadım! Cılız, sessiz o ezik oğlanı kurtarmam lazımdı. Ama babasının gözlerine bakınca taş kesildim. Kıpırdayamadım. Sonra sınıfımı değiştirdim. Dersine girmeyeyim diye! Fayda etmedi! Tepetaklak oldum!

Kadın kocasına yardım etmek için çırpınıyor ama bir gram belli etmiyordu. Gövdesini eğerek, “Tamam!  Madem tepetaklaksın bak sana ‘Yamuk bakıyorum,” dedi. Kerem’in dudağı belli belirsiz sağa doğru çekildi. Artık ağlamıyordu.

-O çocuğu kurtarmalıydım Özge! Biliyordum her şeyi! Ben kurtarmayınca o kendini kurtardı Özge!  Bir iple o kendi işini kendi gördü. Lanet herifin biriyim ben! Kurtarmalıydım! Kurtarabilirdim!

Özge acı bir şaşkınlıkla irkildi. Önce ne söyleyeceğini bilemedi. Ardından doğru anlayıp anlamadığını teyit edercesine;   

-Öğrencin intihar mı etti? Sen intihar edeceğini mi biliyordun? Ah Kerem! Ah canım! Duyulur normalde böyle olaylar. Hiç duymadık Kerem!

-Çünkü şubat tatilinde tayini çıktı babasının gittiler. Ben de gazeteden öğrendim. Çocuk on üç yaşındaydı. Dokuzunda gibi görünüyordu. Kurtarabilirdim Özge!

-Ben, ..ben babasını tanıyordum Özge! O alçak herifi çok iyi tanıyordum hem de! Yalvaç’ta yan komşumuzdu. O zaman ben altı yaşlarındaydım. O da çift dikişle lise son. Yanaklarım bodrumun taşlarından buz gibi olurdu. Ardından kıpkırmızı utançtan!  Dahasını sen tamamla! Ben anlatamam artık!

“Kurtarabilir miydim seni çocuk? Ha söyle! Su olsam içimin boşluklarını yıkasam geri gelir misin çocuk? Kendi ellerimi yıkasam, yıkasam, yıkasam arınır mıyım çocuk? Ben affedemiyorken kendimi, beni affeder misin çocuk?”

Özge, Kerem’e sıkıca sarılıp koltuktan yere indirdi. Öylece ağladılar, ağladılar. Ay yavaşça yükselip açık pencereden, ikisine de dokunarak geçti gitti. Sonunda gün ışıdı.

Özge; Kerem’in de kendisinin de bunu atlatıp atlatamayacağını hiç bilmiyordu. Yegane bildiğiyse sonuna kadar kocasına destek olacağıydı.

 

Gönül MALAT  23. 07. 2020

( Yazı-Yorum Edebiyat Dergisi’nde yayınlanmıştır.  https://www.yazi-yorum.net/)

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları