Nü’lü Karantina

Günde otuz,  otuz beş kişinin birbirini öldürdüğü salgın yıllarıydı. O kuduz yıllarda, şimdi olduğu gibi tek meclisle değil, çift meclisle yönetilirdi üstelik bu güzelim ülke. Senato, yönetimde oluşabilecek, tüm tıkanmaları çözmek ve cumhurbaşkanına danışmanlık etmek için oluşturulmuştu. Meclisle elbirliği edip, çözümün bütün yollarına barikatlar kuruyordu oysa.

Mavi gömlekli Romantik Şövalye ile nüktedan hazır cevap Şapka bir türlü uzlaşamıyor, cumhurun başkanını seçemiyorlardı. Seçim turları başlayan çifte mecliste, senato ayrı telden, meclis ayrı telden, Şövalye ve Şapka ayrı tellerden kakafoniyi, öyle güzel çaldılar ki, elbirliğiyle sonu da başlatmış oldular.

Sokakların karanlığına, tepelerin gölgesi aksetmiş, insanlar kudurmuş ve en acısı da, “Yiğitlerin, Fidanların,” gencecik ölümleri kanıksanır olmuştu. Eski cumhurbaşkanı, görev süresi bitince tasını tarağını bile toplamadan, kaçarcasına ayrılıverdi Çankaya’dan. Çift meclisteki seçim 100. turunu tamamlamaya doğru yol alırken, cumhurbaşkanlığı için, Bülent Ersoy ve Zeki Müren’e oylar çıkıyor, ciddiyetsizlik ve sorumsuzluğun haddi hesabı bilinmiyordu. Emekliliğinde yağlı boya  nü resimler yapacak olan Netekim Paşa, Şövalye ve Şapka’ya göstermelik haber saldı. “Uzlaşın, uzlaşmazsanız gelir otururum tepenize haa,” diye.

ince-memedBir tek kadınların ana, bacı ve eş olanların, yani nü resimleri yapılabilenlerin, gözleri yaşlı, gönülleri kırık döküktü yitirdiklerinden.

Netekim Paşa, 115.turdan sonra “Artık bu kadar ölen yeter, daha fazla ölmesinler,” diyerek işe el attı. Tankla, topla, tüfekle sıkı bir karantina başlattı. Ne yazık ki, karantina şimdiki durumdan daha ölümcül olacaktı. Yalnızca bundan henüz kimsenin haberi yoktu.

Karantina, kuduz salgınını durdurmuş ama başka yeni bir salgına, ceza, işkence ve idam salgınına neden olmuştu. Karantinanın başladığını duyanlar, yeni salgından kaçmak için evlerinde ne kadar kitap varsa yakmaya veya gizli gizli gömmeye başlamışlardı.

Gazyağı karaborsa olduğundan, kitapları yakmak için misafir kolonyalarını kullandılar. Nasıl olsa, sokağa çıkma yasağı vardı. Hiç kimse “müsaitseniz annemler size gelecek”  diyemiyordu artık.

Hani bazı şeylere kıyamazsınız ya, kitaplar yakılırken, insanlar da bazılarına kıyamıyorlardı. İşte “İnce Memed’ te” onlardan biriydi. Şimdi baksanız Anadolu’nun bozkırında, ormanında, tarlasında, tapanında, evlerin bahçelerinde yakılamamış, daha doğrusu yakmaya kıyılamamış “ince memed” mezarlıkları doludur.

Sadık, Ege’nin cömert topraklarına sırtını çevirip “Kuduz Salgına” katılmak için karar verdiğinde, babasıyla ters düşmüştü. Aldı başını gitti İstanbul’ a. Okudu. Gazeteci oldu. Evlendi. Bir daha da geri dönmedi baba ocağına.

Karantinanın tam başladığı saatlerde oğlu Deniz de, onlara katılmaya karar verince, Sadık karısını hastaneye götürmek istedi. Ne telefon, ne taksi, ne de başka bir araç çalışıyordu. Yürüyerek gidemeyeceklerini anlayınca, sırtlandı onu. Ama karısının suyu gelince de, otların üzerine bir düzlüğe yatırmak zorunda kaldı. Sadık’ın yardım feryatlarını, karısının da doğum sancısı için attığı çığlıkları hiç kimseler duymuyordu.  Herkes karantina koşullarını uygulamakla meşguldü. Hastaneye yetişemediler. İstanbul’ un orta yerinde; sokaklarda in, cin top atarken,  Sadık, karısına doğum yaptırdı. Oğlu Deniz’i kucağına aldı. Karısı oracıkta öldü.

Kuduz salgını, nasıl Sadık’ı babasından aldıysa, karantina da, ceza ve işkence salgına katmak için, Deniz’den aldı babasını.

Yıllar yıllar sonra karantinayı başlatan Nitekim Paşa, pirüpak olmuşçasına,  çamların altında “nü” yağlıboya yapıyordu. Nitekim Paşa’nın, bu resimlere aktaramadığı, resmedemediği, tek bir şey vardı. Kadın bakışları.

Evlatlarını, otların altına, Selvilerin, uğultularıyla yarenlik etmeye veren anaların bakışları! O bakışlar zamanda asılı kaldı.

Deniz tatlı Deniz, bunları sana nasıl anlatmalı incitmeden seni. Baban Sadık, kuduz salgını içinde kuduzdan ölmeyip, karantinanın, güngörmez çile odalarında Vereme yakalanıp öldü diye. Ya anneni nasıl anlatırız sana, seni doğururken öldü annen, nasıl deriz? Bu koca yükü omuzlarına nasıl veririz?

 

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları