Üryan Geldik Üryan Gideriz (İzmir Edebiyat Matinesi)

TTB Edebiyat Matineleri’ nin durağı bu sefer İzmir’di. İzmir tabip odası öyle heyecanlı ve öyle güzel hazırlanmıştı ki matineye, kelimeler yetmez anlatmaya. Ağaçlarından yağ, derelerinden bal akan güzel Ege’nin kadim uygarlıklarıyla beraber adeta kucakladılar bizi. Hepimize geniş bir iç huzuru bulaştırarak hem de.

Hırçın hava şartları, konuğumuza yolculuk iznini, biraz geç verse de, beklemeye gönüllüydü herkes. Beklerken sanatçı hekimler devreye giriverdi sıcacık şiirleri, fotoğrafları ve “Atina Okulu” ile.

Önce bir bazofil olup kendi damarlarımızda dolaştık. Ardından bir Sodyum iyonu olup, renal tübüllerden okyanusa kavuştuk. Derin maviliklerde, başka iyon yokmuş gibi, Klor iyonuna tutulduk. Ne yaparsın işte, kaçış yok “Aşkın Elinden”.

Doksanlık ve asırlık “Çınarlarla” yarenliğin dingin ve berrak yollarında yürüdük. Sonra birden karşı kıyıya selam çaktık. “Atina Okulundan” Aristo, Socrates, İbn-i Haldun ve neredeyse bütün filozofların fısıltılarını işittik.

TTB edebiyat matine grubu olarak, bu güzel doğaçlama sunumlarla, umalım “Bekleme” sürecini yönetebildik.
Konuğumuz iki saatlik gecikmeyle salona girdiğinde, bizler hala Karşı Kıyı’daydık.

Şükrü ERBAŞ alıcı kuşlar gibi bizi, kavrayıp Karşı Kıyı’ dan, özümüz Anadolu’ dur diyerek, Anadolu’ ya, hem de yüzyıllar öncesine uçurdu. Önce XIII. Yüzyıldan Yunus’a, götürdü, “kanda gideyim aşkın elinden” diye diye. Ardından Pir Sultan’la “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” türküsünü çığırdık birlikte. XVI. Yüzyıldan, XVII . Yüzyıla, Karacaoğlan’a geçip “Ölmemeye elde fermanım mı var” diyerek içlendik. Sonunda, “yaprakları suda balık gibi kıvıl kıvıl, ipek mendil gibi tiril tiril” bir “Ceviz Ağacı” olduk Gülhane Parkı’ nda.

uryan-geldik-uryan-gideriz-2

Geçmişten, sözü kendi şiirlerine getirdi Şükrü ERBAŞ ve dedi ki,

Eskiden, çok eskiden
Tanrımız yoktu. Korkumuz yoktu.
Günahımız yoktu. Yapraklar gibiydik.
Öpüşler gibiydik. Köpükler gibiydik.
Yapamadık. Güzellik boğdu.
İyilik zayıf düşürdü hepimizi.

İçimizden birisini göklerin ardına gönderdik.

Şimdi hepimiz huzurla birbirimize kötülük ediyoruz
Şimdi hepimiz korkuyla acımızı seviyoruz
Şimdi hepimiz dünyayı bir tanrıya değiştik
Şimdi hepimiz cehenneme dua ediyoruz.

Dağlar sana kar mı yağdı” diyerek, Neşet ERTAŞ’ ı da anıp biraz söyleşi biraz şiir ile iki saatlik güzel bir matine gerçekleştirdik. Söyleşi de en vurucu cümleleri kanımca, “Her yazar, her şair aslında hayatı boyunca tek bir roman, tek bir şiir kitabı yazar, yazdığı tüm kitaplar bu tek kitabın bölümleridir” ve “Ölüler yaşayanlarla yaşar, insan bütün insanları içinde taşır” idi.

Şükrü ERBAŞ bizlere, “Ömür Hanımla Güz konuşmaları” yaptırdı. “İçimde bir çocuk, yalın ayak koşuyor yaşlılığa doğru, binlerce kez yenilmiş, umut ölülerini çiğneyerek.” cümlesi yüreğimizi deldi geçti.

Kendi dizeleriyle başladığı söyleşiyi, yine kendi dizeleriyle bitirdi. Bizleri büyülü bir gerçekliğin içinde, “Otların Uğultusu Altında” kendi kendimize bırakarak!

Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı
Sesin fotoğrafı. Boşluğun fotoğrafı.
Parmak uçlarındaki karıncanın
Ruhtaki üşümenin…
Ölüm kimseyi bu kadar yalnız bırakmazdı.

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları