<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hekimce Bakış 71. Sayı arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-71-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-71-sayi/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Jun 2019 13:58:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Nâzım Bursa’dır Bursa da Nâzım</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/nazim-bursadir-bursa-da-nazim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 13:38:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 71. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2941</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="nazim-hikmet1" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>1 Haziran 1933- 5 Ağustos 1934; 5 Aralık 1940-8 Nisan 1950 tarihleri arasında, yaklaşık olarak 11 yılını geçirdiği ve en güzel şiirlerini yazdığı Bursa’da bugün hâlâ Nâzım Hikmet’in izlerine rastlamak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/nazim-bursadir-bursa-da-nazim/">Nâzım Bursa’dır Bursa da Nâzım</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="nazim-hikmet1" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/nazim-hikmet1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>1 Haziran 1933- 5 Ağustos 1934; 5 Aralık 1940-8 Nisan 1950 tarihleri arasında, yaklaşık olarak 11 yılını geçirdiği ve en güzel şiirlerini yazdığı Bursa’da bugün hâlâ Nâzım Hikmet’in izlerine rastlamak mümkün.</p></blockquote>
<p>Bursa’da şu ana kadar yaklaşık yirmi evde Nâzım’la birebir anısı olmuş insanla karşılaştım. Bunun yanı sıra bu evlerde bizzat Nâzım Hikmet tarafından yapılmış yağlı boya tablolara, oyma işi tepsilere ve kendisi tarafından yazıldığı muhtemel bir de şiire rastladım. Bu eserlerin en önemli yanı ilk kez gün yüzüne çıkmaları ve bulundukları evlerde adı geçen isimlerin Nâzım’ın eserlerinde de yer bulmaları.</p>
<p><strong>Bursa’daki güzel gözlü doktor </strong></p>
<p>“Ali: Doktorlar ne dedi?<br />
Nuri: Birisi zaten revirin doktoru, hastaydı der mi? Fakat ötekisi, güzel gözlü, al yanaklı doktor, kendi eliyle parçaladı ölüyü, hemen oracıkta, yolun kıyısında… Ciğerine baktı, sulu satlıcanı varmış Süleyman’cığın. Barsakları da tekmeden ezilmiş…</p>
<p>Güzel gözlü doktor: ‘Siz öldürdünüz heriŞ, raporu öyle vereceğim,’ diyor. Ötekisi’ Sen rapor veremezsin, raporu benden istediler, sen kim oluyorsun?’ diyor…</p>
<p>”(Ferhad ile Şirin, Adam Yayınları 1987 s. 144)</p>
<p>Nâzım Hikmet’in “Ferhad ile Şirin” adlı oyununun bulunduğu yapıtta geçen “Sabahat” adlı oyunda “güzel gözlü doktor” diye yer verdiği Neşati Üster, onun Bursa’daki doktorudur.</p>
<p>Dr. Neşati Üster’in şu an hâlâ Bursa Verem Savaş Dispanseri ve Nilüfer ilçesinde bulunan Veremle Savaş Derneği’nde kurucu sıfatıyla fotoğraşarı asılıdır. Nâzım Hikmet’in Bursa’da doktorluğunu yapan Neşati Üster, çok fedakâr ve çok çalışkan bir insan. “Neşati Bey, aynı zamanda Türkiye Ulusal Verem Savaş Derneği’nin de kurucuları arasında. Onunla tam on altı yıl birlikte çalışmış Veli Bey (Şu an hâlâ Verem Savaş’ta çalışıyor) Dr. Neşati için şunları söylüyor:” Ben hayatımda onun gibisini tanımadım. O zamanlarda Verem Savaş’lar bu kadar yaygın değildi. O, sabah kalkar Bursa’dan Çanakkale’ye gider, hastaların filmlerini inceleyip tedavileriyle ilgilenir ve sonra Bursa’ya gelir işlerine devam ederdi.”</p>
<p>1906 Gelibolu doğumlu Dr. Neşati Üster, bir dönem Haydarpaşa’da eğitim veren tıp fakültesine girer. Fakülteye girdiği ilk yıl Darülfünun grevine katılır. Eylemin içinde olan Hasan Ali Ediz’den etkilenir. Bir grup arkadaşıyla birlikte 1924 yılında tutuklanır. İstiklâl Mahkemesinde Hikmet, ŞeŞk Hüsnü ve Hasan Ali Ediz’le birlikte yargılanır. Yargılama sonucunda Nâzım Hikmet, ŞeŞk Hüsnü ve Hasan Ali Ediz’e gıyaplarında 15’er yıl ceza verilirken o da 10 yıl kürek cezasına çarptırılır. Nâzım Hikmet’le ilk kez Aydınlık dergisinde tanışır. Daha sonra çıkan aftan yararlanan Neşati Üster, Sivas’a doktor olarak atanır. 1940 yılına kadar Sivas’ta çalışır. Nâzım’ın Çankırı Hapisanesi’nden Bursa’ya nakledildiğini Sivas’tayken öğrenir. Daha sonra Sivas’tan Bursa’ya atanır. Bursa Devlet Hastanesi’nde çalışmaya başlayan Üster, bir gün hastanenin idare binasına çağrılır. Bankta onu bekleyen adam Nâzım’dır ve birbirlerine sarılırlar. Bu onların ikinci buluşmalarıdır. 1944 yılında askere giden Üster 1945 yılında askerlik dönüşünde Nâzım’la görüşmeye devam eder. 1948 yılında Memleket Hastanesi’nde (Şu anki Devlet Hastanesi) Bursa’daki doktoru Neşati Üster’e şu dizeleri mırıldanır:</p>
<blockquote><p>“Yarısı buradaysa kalbimin yarısı Çin’dedir doktor. Sarı nehre doğru akan<br />
ordunun içindedir.</p>
<p>Sonra her şafak vakti, doktor her şafak vakti kalbim Yunanistan’da kurşuna diziliyor Sonra, bizim burada mahkûmlar uykuya varıp<br />
revirden el ayak çekilince<br />
kalbim Çamlıca’da bir harap<br />
konaktadır<br />
her gece,<br />
doktor.</p>
<p>Sonra, şu on yıldan bu yana Benim, fakir milletime ikram edebildiğim<br />
bir tek elmam var elimde, doktor,<br />
bir kırmızı elma :<br />
kalbim…<br />
Ne ateryo skleroz, ne nikotin, ne hapis</p>
<p>İşte bu yüzden doktorcuğum, bu yüzden<br />
bende bu angina pektoris…<br />
Bakıyorum geceye demirlerden</p>
<p>Ve iman tahtamın üstündeki baskıya<br />
rağmen<br />
Kalbim en uzak yıldızla birlikte çarpıyor…”</p>
<p><strong>Bursa- 1948</strong></p></blockquote>
<p>Bursa’da yaşamını yitirdiği 1986 yılına kadar doktorluk görevini sürdüren Neşati Üster, Bursa’da başta Piraye olmak üzere Nâzım’ın birçok yakını ve arkadaşıyla tanışır ve Nâzım’ın hastalandığı her an yanında olur.</p>
<p>“… Sağolsun Doktor Neşati imdadıma yetişti ve beni kötü ve ihtilat yapması mümkün bir gripten kurtardı…” (Piraye’ye Mektuplar-2 Nâzım Hikmet, Adam Yayınları 2002)</p>
<p><strong>Dr. Galip Uzunca: “Önce Piraye ardından Nazım geldi&#8230;”</strong></p>
<p>1922 Bursa doğumlu olan Dr. Galip Uzunca 1949 yılında tıp fakültesini bitirir ve Nâzım’ın Bursa Hapishanesi’nde doktorluğunu yapan Bursa Verem Savaş Dispanseri’nin kurucusu Dr. Neşati Üster’in stajyeri olur.</p>
<p>Dr. Galip Uzunca 1981 yılında Verem Savaş Dispanseri’nin başhekimidir. 1985 yılında emekliye ayrılır. Şu ana kadar dokuz kitabı yayınlanmış ve çeşitli dergilerde yazıları çıkmış Dr. Galip Uzunca, halen Bursa Veremle Savaş Derneği Müdürü olarak görev yapmaktadır.</p>
<p>“Yıl 1942. Ben dayımın işlettiği Çekirge’deki Servinaz Otel’de her zamanki olağan işlerimi yapıyordum. Dışarıda bir fayton sesi işittim. Yanında üç çocuğuyla bir hanım faytondan indi ve bana otelde boş oda bulunup bulunmadığını sordu. Ben de var dedim. O kayıt için içeri girdiğinde bana dayımın kayınvalidesi Şadiye(Gezerayak) Hanım’ı sordu ve onunla görüşmem lazım dedi. Şadiye Hanım’la bu hanım akrabalarmış. Şadiye Hanım’a haber yolladık ve geldi, iki kadın sarmaş dolaş öpüştüler. Meğer bu hanım meşhur Nâzım Hikmet’in eşi Piraye imiş. Daha bavullar odaya taşınır taşınmaz kapıda bir taksi durdu. Bir jandarmayla kıvırcık saçlı, mavi gözlü, oldukça yakışıklı kırk yaşlarında bir zat taksiden inerek bana’ Ben Nâzım Hikmet’ dedi. Kâtip olarak hüviyetlerini kayıt ettikten sonra otelin 4 No’lu odasına girdiler.</p>
<p>1943 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandım yaz tatilinde dayımın yanında çalışmaya devam ediyordum. O yaz, Piraye abla ve çocukları yine geldiler. 1943’ten sonra ben de Şadiye Hanım’ın kızıyla evlendim ve Piraye ablayla akraba olduk fakat sonraki yıllarda onların ayrıldıklarını duydum onları o günden sonra hiç görmedim…”</p>
<p>O, Piraye ve Nâzım’ı gördüğü ilk günü anlatan ‘Gönülden Nağmeler’ adlı kitabındaki ‘Nâzım’ın Piraye’si şiirinin de sahibidir…</p>
<p>Nâzım, Piraye’ye yazdığı mektuplardan anlaşıldığı üzere kimi zaman yalnız gitmiştir Servinaz Oteli’ne… “ Karıcığım, Kısacık mektubunu aldım. Yine de sevindim. Yine mektupların gecikti diye üzülüyordum. Bugün galiba altı aydan beri ilk defa dışarı çıktım. Servinaz’a gittim. Banyo yapacaktım. Doluymuş, banyo yapamadım. MamaŞ senin belki yakında geleceğini söyledim. Sonra kooperatife uğrayıp iplik aldım. İplikleri sırtıma yüklenip getirdim. Bütün bu dolaşma bir buçuk saat sürdü. Kunduram ayağımı vurdu. Servinaz’a gitmek yaralarımı deşti. Velhasıl şimdi sana bunları yazarken pek mahzunum…” ( Piraye’ye Mektuplar, S. 282,Adam Yayınları, Nâzım Hikmet)</p>
<p>Çerkez köyün muhtarı “Sarı Seyfettin” Bursa Cezaevi’nde mahkûmların portrelerini yaparken onlarla sohbet eden Nâzım, onlara sorular sorup öykülerini dinlerdi… Onun Bursa Cezaevi’nde yarattığı “Manzaralar” kuşkusuz bu sohbetlerin bir ürünüydü. Bursa’nın dört bir yanından; ama özellikle köyleri ve ilçelerinden mahpus damına düşen insanlar, önceleri Nâzım’dan çekiniyor fakat onu tanıdıktan sonra, saygı duyuyorlardı.</p>
<p>Sarı Seyfettin de böyle insanlardan biriydi… İnegöl’ün Çerkez köylerinden biri olan Güneykestane Köyü’nün de muhtarlığını yapmıştı Seyfettin.</p>
<p>O yılların Çerkez köyünün muhtarı, Sarı Seyfettin (Durmaz) de tek kızı olan Yüksel Durmaz’ın (Elbir) ve torunları Dilber Turan ve Rakım Elbir’in anlatımlarına göre 1940‘lı yılların başında ormancılıkla ilgili bir sorun nedeniyle içeri girer. Ve burada Nâzım Hikmet’le tanışır.</p>
<p>Nâzım, 1942 yılında …“Memleketimden İnsan Manzaraları”nda adı geçen Çerkez Köyü Muhtarı, Sarı Seyfettin’in portresini yapar“…</p>
<p>Eskişehirli arabacı Selim: ‘-NaŞledir Alaman’ın encamı,’diyordu, ‘nasıl olsa bir yerde devrilip kalacak. Eli bıçaklı, vuran kıran adamın sonu Ya köpek ölümüdür, ya pezevenklik Yahut da mahalle bekçiliği.’</p>
<p>İtiraz etti Sarı Seyfettin (Çerkez köyünün muhtarı): ‘-Bilemem Alamanları  Ama vurucu olan pezevenk olmaz…”</p>
<p>Eylül 2008. Sarı Seyfettin’in Bursa’daki evine gidiyoruz. Hürriyet Mahallesi’nde bir ev. Onların köyden taşındıktan sonra yerleştikleri şirin bir evde Çerkez sıcaklığı ve konukseverliğiyle bizi karşılayan Sarı Seyfettin’in kızı, torunları ve damadı… Her yudumunda dostluğu, güveni pekiştiren bu duyguları yıllar sonrasına götüren kahvelerimizi içip sohbete başladığımızda, Yüksel hanım bize Sarı Seyfettin’in fotoğraşarını göstermeye başladı. Nâzım’la hapis yatan, Nâzım’ın gözlerine bakan bir çift göz, yıpranmış siyah beyaz bir fotoğrafta bize bakıyordu…</p>
<p>Biz, bu fotoğrafın büyüsüne kapılmış bakarken; Sarı Seyfettin’in torunu Dilber Turan içeri gitti ve bir süre sonra elinde 45&#215;55 cm çapında tuval üzerine yağlı boya ile yapılmış bir portreyle döndü. Portrede Sarı Seyfettin vardı. Fakat o da ne? Portrenin sağ alt köşesinde Nâzım Hikmet, Bursa-1942 diye bir imza! Heyecanım iki kat artmıştı. Bu 66 yıldır gün ışığına çıkmamış tablo, şimdi karşımda duruyordu.</p>
<p><strong>Son söz</strong></p>
<figure id="attachment_2315" aria-describedby="caption-attachment-2315" style="width: 150px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-2315 size-full" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/03/galip-uzunca.jpg" alt="galip-uzunca" width="150" height="170" /><figcaption id="caption-attachment-2315" class="wp-caption-text">Galip Uzunca</figcaption></figure>
<p>Nâzım Hikmet’e vatandaşlık hakkı verildi verilmesine ama çağdaş uygarlığı ve demokrasi kültürünü yaşayan ülkelerde yöneticiler, bir şairin, bir sanatçının birkaç gün kaldığı oteli, zaman geçirdiği mekânı müzeye dönüştürerek, bir anlamda sanatçısına, aydınına sahip çıkarak uygar dünya içinde saygınlığını arttırırken; bütün dünyada şiirleri okunan Nâzım, Bursa’da unutturulmak, belleklerden silinmek istenmektedir. Şunu sormak gerekiyor: Türkiye ve Bursa’da Nâzım adına bir müze, bir okul adı, bir cadde adı, bir heykel vb. var mı?</p>
<p>Yok değerli dostlar maalesef yok… Peki zaten bir dünya vatandaşı olan Nâzım’ı kağıt üstünde bir değişiklikle vatandaşlığa alıp reklam yapmak ne kadar samimi?</p>
<hr />
<p><strong>Nerden gelip nereye gidiyoruz?</strong></p>
<p><strong>Başlangıç</strong></p>
<p>Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,<br />
kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu</p>
<p>ve taşı yonttuğumuzdan beri yıkan da, yaratan da biziz,</p>
<p>yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.</p>
<p>Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,</p>
<p>arkamızda kalan yollarda ulu uyumları aklımızın, ellerimizin, yüreğimizin, toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve plastikte.</p>
<p>Kanlı ayak izlerimiz mi önümüzdeki yollarda duran?</p>
<p>Bir cehennem çıkmazında mı sona erecek önümüzdeki yollar?</p>
<p><strong>1.</strong></p>
<p>Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,</p>
<p>günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,<br />
çocukların avuçlarında yeşerecekler.<br />
Çocuklar ölebilir yarın,<br />
hem de ne sıtmadan, ne kuşpalazından, düşerek de değil kuyulara Şlân; çocuklar ölebilir yarın,</p>
<p>çocuklar sakallı askerler gibi ölebilir yarın, çocuklar ölebilir yarın atom bulutlarının ışığında</p>
<p>arkalarında bir avuç kül bile değil, arkalarında gölgelerinden başka bir şey bırakmadan.<br />
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında.<br />
Kırematoryum, kırematoryum, kırematoryum.</p>
<p>Bir deniz görüyorum</p>
<p>ölü balıklarla örtülü bir deniz.<br />
Negatif resimcikler boşluğun karanlığında, yaşanmamış günlerimiz<br />
çocukların avuçlarıyla birlikte yok olan.</p>
<p><strong>2.</strong></p>
<p>Bir şehir vardı.<br />
Yeller eser yerinde.<br />
Beş şehir vardı.<br />
Yeller eser yerinde.<br />
Yüz şehir vardı.<br />
Yeller eser yerinde.<br />
Yok olan şehirlere şiirler yazılmayacak,<br />
şair kalmayacak ki.<br />
Pencerende bir sokak bulvarlı.<br />
Odan sıcak.<br />
Ak yastıkta üzüm karası saçlar.<br />
Adamlar paltolu, ağaçlar karlı.<br />
Penceren kalmayacak,<br />
ne bulvarlı sokak,<br />
ne ak yastıkta üzüm karası saçlar, ne paltolu adamlar, ne karlı ağaçlar. Ölülere ağlanmayacak,<br />
ölülere ağlayacak gözler kalmayacak ki.<br />
Eller kalmayacak.<br />
Negatif resimcikler dalların altındaki yok olmuş olan dalların altındaki.</p>
<p>Yok olmuş olan dalların üstünden o bulutlardır geçen.<br />
Güneye götürmeyin beni, ölmek istemiyorum&#8230;</p>
<p>Ölmek istemiyorum, Kuzeye götürmeyin beni&#8230; Batıya götürmeyin beni,<br />
ölmek istemiyorum&#8230;<br />
Ölmek istemiyorum, Doğuya götürmeyin beni&#8230; Bırakmayın beni burda,<br />
götürün bir yerlere.<br />
Ölmek istemiyorum,<br />
ölmek istemiyorum.<br />
O bulutlardır geçen<br />
yok olmuş olan dalların üstünden.</p>
<p><strong>3.</strong></p>
<p>Tahta, beton, teneke, toprak, saman damlarımızla iki milyardan artığız, kadın, erkek, çoluk çocuk.<br />
Ekmek hepimize yetmiyor, kitap da yetmiyor, ama keder<br />
dilediğin kadar,<br />
yorgunluk da göz alabildiğine. Hürriyet hepimize yetmiyor. Hürriyet hepimize yetebilir ve sevda kederi, hastalık kederi,</p>
<p>ayrılık kederi,<br />
kocalmak kederinden<br />
gayrısı aşmayabilir eşiğimizi.<br />
Kitap hepimize yetebilir.<br />
Ormanlarınki kadar uzun olabilir ömrümüz.</p>
<p>Yeter ki bırakmayalım, yaşanmamış günlerimiz yok olmasın çocukların avuçlarıyla birlikte,</p>
<p>boşluğun karanlığına çıkmasın negatif resimcikler,</p>
<p>yeter ki ekmek ve hürriyet yolunda dövüşebilmek için yaşayabilelim.</p>
<hr />
<p><strong>Çağırı</strong></p>
<p>Tanrı ellerimizdir,</p>
<p>Tanrı yüreğimiz, aklımız,<br />
her yerde var olan Tanrı,</p>
<p>toprakta, taşta, tunçta, tuvalde, çelikte ve pılastikte</p>
<p>ve bestecisi sayılarda ve satırlarda ulu uyumların.</p>
<p>İnsanlar sizi çağırıyorum : kitaplar, ağaçlar ve balıklar için, buğday tanesi, pirinç tanesi ve güneşli sokaklar için,</p>
<p>üzüm karası, saman sarısı saçlar ve çocuklar için.</p>
<p>Çocukların avuçlarında günlerimiz sıra bekler,</p>
<p>günlerimiz tohumlardır avuçlarında çocukların,<br />
çocukların avuçlarında yeşerecekler.</p>
<p><strong>Nâzım Hikmet</strong></p>
<p><strong>22.11.1962</strong></p>
<hr />
<p><img decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-2968" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/03/nazim-hikmet2.jpg" alt="nazim-hikmet" width="300" height="331" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/03/nazim-hikmet2.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/03/nazim-hikmet2-272x300.jpg 272w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p><strong>En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır</strong></p>
<p><em>&#8220;&#8230; Çok şükür aşığım. Bana öyle geliyor ki bir tek insana, yüz milyonlarca insana, bir tek ağaca, bütün ormana, tek bir düşünceye, bir çok düşünceye ve Şkre aşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir.&#8221; 1902 yılında Selanik&#8217;te dünyaya gelen Nazım Hikmet Ran, ilköğrenimini Göztepe Taşmektep, Galatasaray Lisesi ve Nişantaşı Numune Mektebi&#8217;nde, orta öğrenimi ise Heybeliada Bahriye Mektebi&#8217;nde yaptı. Bahriye Mektebini bitirdikten sonra Hamidiye Kruvazörü&#8217;ne stajyer güverte subayı olarak atanan şair, sağlık sorunları nedeniyle bu görevinden ayrılmak zorunda kaldı. (1920) Bu arada ilk şiirleri de yayınlanmaya başlayan Nazım Hikmet, 1921 yılı başlarında Kurtuluş Savaşı’na katılmak için Anadolu’ya geçti ve bir süre Bolu’da öğretmen olarak görev yaptı.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Daha sonra Batum üzerinden Moskova’ya giden şair, Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ne (KUTV) kaydolarak burada siyasal bilimler ve iktisat okudu. 1924’te yurda döndü ancak Aydınlık Gazetesinde yayınlanan yazı ve şiirleri nedeniyle on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne döndü. 1928 yılında af kanunundan yararlanarak tekrar yurda dönen Nazım Hikmet İstanbul&#8217;a yerleşerek, çeşitli gazete, dergi ve Şlm stüdyolarında çalıştı, oyunlar yazdı, şiir kitaplarını yayınladı. (1928-1932). 1932 yılında yeniden tutuklanan şair, bu kez de Cumhuriyet&#8217;in 10. yılı dolayısıyla çıkarılan af yasasından yararlanarak serbest kaldı. Akşam, Son Posta, Tan gazetelerinde Orhan Selim takma adıyla fıkra yazarlığı ve başyazarlık yapan Nazım Hikmet, 1938 yılında &#8220;askeri isyana teşvik&#8221; suçuyla 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çankırı ve Bursa cezaevlerinde yattı. 1950’de özgürlüğüne kavuştuysa da sürekli olarak izlenmekten kurtulamadı; kitaplarını yayınlatma, oyunlarını oynatma olanağı bulamadı.</em></p>
<p><em>1951 yılında askerlik görevini tamamlamadığı nedeniyle yeniden askere alınması kararlaştırılınca, Romanya üzerinden tekrar Moskova’ya gitti. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Hayatının geri kalan kısmını Sovyetler Birliğinde geçiren, bu arada sık sık çeşitli Avrupa ülkelerinde toplantılara katılan şair 3 Haziran 1963 sabahı, bir kalp krizi sonucu Moskova&#8217;daki evinde yaşama veda etti ve Yazarlar Birliği&#8217;nin düzenlediği bir törenle Novodeviçiy Mezarlığı&#8217;na defnedildi.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Güney ÖZKILINÇ</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/nazim-bursadir-bursa-da-nazim/">Nâzım Bursa’dır Bursa da Nâzım</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir ülke, bir dönem, iki film</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/bir-ulke-bir-donem-iki-film/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 13:26:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 71. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2934</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>Hangi filmi tanıtacağımı kararlaştırmıştım: Besle Kargayı (Cria Cuervos, Raise Ravens, The secrets of Anna). Geçen yıl izlediğim bu filmden çok etkilenmiştim. Sonrasında internette yaptığımız aramalar filmi daha çok sevmeme, uzunca [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/bir-ulke-bir-donem-iki-film/">Bir ülke, bir dönem, iki film</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/bir-ulke-iki-film-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>Hangi filmi tanıtacağımı kararlaştırmıştım: Besle Kargayı (Cria Cuervos, Raise Ravens, The secrets of Anna). Geçen yıl izlediğim bu filmden çok etkilenmiştim. Sonrasında internette yaptığımız aramalar filmi daha çok sevmeme, uzunca bir süre etrafımdaki insanlara anlatmama neden oldu. Kafamda yazacağım yazıyı olgunlaştırırken Yıldız’dan Pan’ın Labirenti (El Laberinto del Fauno &#8211; Pan&#8217;s Labyrinth) filminin tanıtılması önerisi geldi. Bu da izlediğim bir filmdi. Birinden birini seçemeyince ikisini de tanıtmaya karar verdim. Bu iki filmin birçok ortak noktası var. İkisi de İspanya’da, aynı dönemde geçiyor, bir çocuğun gözünden anlatılıyor ve ödüllü filmler.</p></blockquote>
<p>İkincisinden başlayayım. Arkadaşların filme ilişkin önyargısı nedeniyle – Hollywood Sineması!- filmi izlemeyip başka şeylerle uğraşıyordum: Çünkü yoğun şiddet sahneleri olduğu söylenmişti. Onların konuşmaları ve zaman zaman göz attığım görüntülerin etkisiyle ben de izlemeye başladım. Ardından filmin tamamını izledim. Üç Oscar ödüllü ABD, İspanya ve Meksika ortak yapımı dram-fantastik-gerilim türündeki film, İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçiyor. İç savaş biteli beş yıl geçmiştir ve Cumhuriyetçiler Frankocular karşısında yenilmişlerdir. Ancak, İspanya’nın kuzeyinde, halkın da desteğiyle direniş sürmektedir. On yaşındaki Ofelia (Ivana Baquero), hamile annesi Carmen (Ariadna Gil) ile Navarra’da, üvey babası Yüzbaşı Vidal’in (Sergi López) yanına gider. Cumhuriyetçi direnişini kırmakla görevli Frankocu yüzbaşının sadistlikleri, karakolun kurulduğu çiftliğin sessiz ama gözüpek hizmetçisi, hamile ve üvey babanın sürekli aşağıladığı annesi arasında Ofelya, kendine bir yol çizmek zorundadır. Yakındaki koruda bir labirentin içerisinde yaşayan “Pan” adındaki yaratık, küçük kızın tüm yaşamını değiştirecektir.</p>
<p>Franko diktası altındaki İspanya&#8217;nın karanlık dönemlerini anlatan filmi izlerken masalsı bir havayla savaşın acımasız</p>
<p>gerçekliği arasında gidip geliyorsunuz. filmin müziklerinde Javier Navarrette imzası var. Carlos Saura&#8217;nın ilk dönem önemli filmlerinden olan Besle Kargayı, Franco rejiminin çöküş dönemindeki İspanya&#8217;yı, bir ailenin öyküsü çerçevesinde iç savaştan yıllar sonra, o yıllarda 8 yaşında olan Ana’nın gözüyle anlatıyor. Carlos Saura’nın Criterion Collection serisinden DVD olarak satılan filmi ülkemizde çeşitli festivallerde birçok kez gösterilmiş. film Cria Cuervos adını İspanyolca’da bizdeki “besle kargayı, oysun gözünü” özdeyişinin benzeri bir anlam taşıyan “Cria cuervos y te scaran los ojos”dan alıyor. Cria hem çocuk, hem de hayvan beslemek anlamlarına geliyor.1976 Cannes film festivali jüri büyük ödülü ve 1977 Fransız Sinema Eleştirmenleri Sendikası En İyi Yabancı film Ödülü almış. Eleştirmenler filmin bir kızın ölümle yüzleşmesi olarak okunabileceği gibi İspanyol tarihini anlatan bir alegori ya da Katolik İspanya’daki kadının özgürlüğünün olmaması olarak da okunabileceğini belirtiyor.</p>
<p>Bazı eleştirmenler filmdeki babanın geleneksel değerlerin yadsındığı Franko rejimini, annenin ileri derecede hasta olan eski İspanya’yı, babaannenin geçmişi, Anna ve kızının ise örselenmiş ama hâlâ umudu olan yeni İspanya’yı; konağın bahçesindeki boş yüzme havuzunun ise ulusal belleğin boş haznesini temsil ettiği ileri sürülmekte. Filmdeki “Por Que te Vas” şarkısı size de bir yerlerden tanıdık gelecektir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-2935" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/besle-kargayi.jpg" alt="besle-kargayi" width="210" height="298" /><strong>Besle Kargayı</strong></p>
<p>Yapım:1976, İspanya</p>
<p>Yönetmen: Carlos Saura<br />
Senaryo: Carlos Saura<br />
Oyuncular: Ana Torrent, Geraldine Chaplin, Héctor Alterio, Şorinda Chico, Mónica Randall, Germán Cobos, Mirta Miller<br />
Yapımcı: Carlos Saura, Elías Querejeta<br />
Görüntü Yönetmeni: Teodoro Escamilla<br />
Müzik: Frederic Mompou<br />
Süre:1 saat, 47 dk.<br />
Gösterim Tarihi: 18 Mayıs 1977</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-2936" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/pan-in-labirenti.jpg" alt="pan-in-labirenti" width="261" height="187" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/pan-in-labirenti.jpg 261w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/pan-in-labirenti-260x187.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 261px) 100vw, 261px" />Pan’ın Labirenti</strong></p>
<p>Yapım: 2006, Meksika, İspanya, ABD</p>
<p>Tür: Dram / Fantastik / Gerilim</p>
<p>Yönetmen: Guillermo del Toro</p>
<p>Senaryo: Guillermo del Toro</p>
<p>Oyuncular: Maribel Verdu, Ivana Baquero, Ariadna Gil, Alex Angulo, Doug Jones</p>
<p>Görüntü Yönetmeni: Guillermo Navarro</p>
<p>Müzik: Javier Navarrete</p>
<p><em>(Besle Karga’yı izleyemeyenler ya da bulamayanlar için İnternet araştırmaları sırasında bulduğum filmden karelere ekli linkten ulaşabilirsiniz. </em><em>http://s90.photobucket.com/albums/k242/Mouselemur /cria%20cuervos/?start=100)</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dr. Rukiye ÇETİN SEÇKİN</strong></p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/bir-ulke-bir-donem-iki-film/">Bir ülke, bir dönem, iki film</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20. Yüzyılın En Parlak Kadınlarından Biri:  Tina Modotti</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/20-yuzyilin-en-parlak-kadinlarindan-biri-tina-modotti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Mar 2009 13:03:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Gufa Öneriyor]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 71. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2929</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="modotti" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>“Devrimci Fotoğrafçı Tina Modotti”; bütün ömrü boyunca sanat tutkusu ile siyaset ateşi arasında mekik dokuyan bu sıra dışı fotoğrafçının hayatının etkileyici bir portresi. 20. Yüzyılın en iyi fotoğrafçılarından ve en [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/20-yuzyilin-en-parlak-kadinlarindan-biri-tina-modotti/">20. Yüzyılın En Parlak Kadınlarından Biri:  Tina Modotti</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="modotti" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/modotti-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>“Devrimci Fotoğrafçı Tina Modotti”; bütün ömrü boyunca sanat tutkusu ile siyaset ateşi arasında mekik dokuyan bu sıra dışı fotoğrafçının hayatının etkileyici bir portresi.</p></blockquote>
<p>20. Yüzyılın en iyi fotoğrafçılarından ve en parlak kadınlarından biri olan Tina Modotti, bilinçli ve dikkatli bir şekilde objektiŞyle Meksikalı fakirlere ve özellikle fakir kadınlara odaklandı. İnsanları başrol oyuncusu yaparak onların trajedisini ve gizini ortaya çıkardı.</p>
<p>Asıl adı Assunta Adelaine Luigia Modotti Mondini olan Tina, 17 Ağustos 1896&#8217;da Kuzey İtalya&#8217;da bir kasabada doğdu. Mali güçlükler yüzünden önce Avusturya&#8217;ya taşınmak zorunda kalan aile, daha sonra da makine mühendisi olan baba Guiseppe Modotti&#8217;nin 1905&#8217;de Amerika&#8217;ya gitmesiyle yeni bir bocalama içine girdi. Tina henüz 12 yaşında iken beş küçük kardeşinin bakımına katkıda bulunabilmek için bir ipek fabrikasında çalışmaya başladı.</p>
<p>1913&#8217;te Tina, babasının ve ablasının yanına New York&#8217;a gitti. New York&#8217;ta İtalyan göçmenlerin yaşadığı Küçük İtalya tabir edilen muhit, çalkantılara gebe yapısıyla entelektüellerin ve sanatçıların uğrak yeri durumuna gelmişti. 1919&#8217;un ortalarında, &#8220;Tiger&#8217;s Coat-Kaplanın Postu&#8221; adlı Şlmde oynadığı başrol, aktrislik yaşamının tepe noktalarından biri konumundaydı. Ancak Tina, kısa süre sonra sinemanın kendisine sunduğu kısıtlı olanaklardan sıkıldı. İlgisini çeken pek çok şey vardı: Edgar Allen Poe&#8217;nun, Oscar Wilde&#8217;ın, Freud&#8217;un ve Nietzsche&#8217;nin yapıtlarını büyük bir açlıkla</p>
<p>okumaktaydı. Sürgündeki ressam Rafael Vera de Cordova, şair ve çevirmen Ricardo Gomez Robelo gibi pek çok entelektüel ve sanatçı ile aynı çevrelerde bulunmaktaydı. Bu çevredekilerin yolları, daha sonra, içlerinde ünlü Amerika&#8217;lı fotoğraf sanatçısı Edward Weston&#8217;un da bulunduğu Los Angeles&#8217;tan bir başka grupla kesişti.</p>
<p>1923&#8217;e gelindiğinde Weston&#8217;un da desteği ve cesaretlendirmesi sonucu Tina ciddi anlamda fotoğraşa ilgilenmeye başladı. İkisi birlikte  Meksika&#8217;ya gittiler. Meksika&#8217;da o sırada sanatsal ve politik etkinlik açısından oldukça hareketli bir dönem yaşanmaktaydı. Tina&#8217;nın siyasi uyanışı oldukça şiddetli olmuştu ve bu dönemden sonra da siyasetin dışında hiç kalmadı. 1927&#8217;de katıldığı Meksika Komünist Partisi&#8217;nde yaşamında çok önemli rol oynayacak olan iki kişiyle tanıştı. Bunlardan ilki ateşli bir faşist karşıtı ve sokak savaşçısı olan ve Meksika&#8217;ya Komünist Parti&#8217;nin öncü konumdaki örgütlerini yeniden yapılandırması için gönderilen Vittorio Vidali idi. İkinci önemli kişi ise henüz 25 yaşında olmasına karşın Küba&#8217;da Gerado Machado&#8217;nun diktatörlüğünde gönderildiği hapishanede başlattığı ayaklanmayla adı Sol&#8217;un Adonis&#8217;i olarak duyulan devrimci Julio Antonino idi. Bu dönemde El Machette&#8217;teki etkinliğini arttıran Tina, dergi için fotoğraf çekmeye de başladı&#8230; Bu sıra dışı kadının ilginç yaşam öyküsünün devamı için kitabı edinmeniz gerekiyor. Ben de ödünç verebilirim, okuyup geri getirmeniz şartıyla tabii…</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/20-yuzyilin-en-parlak-kadinlarindan-biri-tina-modotti/">20. Yüzyılın En Parlak Kadınlarından Biri:  Tina Modotti</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nigel Kennedy / Detone</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/nigel-kennedy-detone/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Güzide Elitez]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 14:19:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Detone]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 71. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2907</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1033" height="720" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Nigel-Kennedy" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy.jpg 1033w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy-300x209.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy-768x535.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy-1024x714.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1033px) 100vw, 1033px" /></div>
<p>Bu sayımızda ise sizlere soru sormak yerine yine çılgın bir müzisyen, bir klasik keman virtüözünden bahsetmek istiyorum. Çılgın kelimesi biraz tuhaf kaçıyor gibi gelebilir, ama bu klasik keman virtüözünün adı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/nigel-kennedy-detone/">Nigel Kennedy / Detone</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1033" height="720" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Nigel-Kennedy" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy.jpg 1033w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy-300x209.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy-768x535.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Nigel-Kennedy-1024x714.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1033px) 100vw, 1033px" /></div><blockquote><p>Bu sayımızda ise sizlere soru sormak yerine yine çılgın bir müzisyen, bir klasik keman virtüözünden bahsetmek istiyorum. Çılgın kelimesi biraz tuhaf kaçıyor gibi gelebilir, ama bu klasik keman virtüözünün adı daima asi, dahi, punk kelimeleri ile beraber anılıyor; Nigel Kennedy’den bahsediyorum. İngiltere’nin medar-ı iftiharı sanatçı Brighton’da 1967 yılında doğmuş.</p></blockquote>
<p>Tüm dahiler gibi erken yaşta, 5 yaşında keman çalmaya başlamış, keman eğitimini Yehudi Menuhin‘in kurduğu okulda almış, dolayısıyla da kendileri Yehudi Menuhin’in en ünlü öğrencisi oluyor. 1989 yılında çıkardığı Vivaldi’nin ‘’mevsimler” albümünün klasik müzik tarihinin tüm zamanların en çok satan albümü olduğunu ve Guinness rekorlar kitabına geçtiğini söylersek yanlış bir şey söylemiş olmayız. Ben de kendisiyle bu albüm sayesinde tanıştım. Kemanının arkasına saklanarak muzipçe bakan, saçları punk tarzında kesilmiş bir klasik müzik sanatçısı, oldukça ilgi çekici geliyor insana. Albümün tüm Vivaldi yorumlarından yaklaşık dört dakika daha kısa olduğu göz önüne alınırsa kopardığı fırtınayı tahmin edebilirsiniz. Ama albüm müzikseverlerin gönlünde (ve benim de) hemen hak ettiği yeri aldı. Nigel Kennedy’in ilgi çekici klasik müziğe ait yorumlarını sıralayalım: Elgar’ın keman konçertosu, Beethoven ve Brahms’ın keman konçertoları, Çaykovski’nin keman konçertosu, Bela Bartok’un solo keman sonatı, Sibelius’un keman konçertosunu sayabiliriz… Bu eserlerin yorumları ile pek çok altın plak aldı. Sahnedeki farklı davranışları, tutkulu yorumları, müziğinin mükemmelliği ona ayrıcalıklı bir ün getirdi. Fakat ona klasik müziğin sınırları dar geldi. Jimi Hendrix için yapılan Stone Free albümünde çaldı, The Doors konçertosu Kennedy Experience albümünde yer aldı. Kroke Band gurubuyla çıkardığı East meets east albümünde çingene müziğinden Goran Bregoviç’e kadar tüm Balkan müziğini yorumladı.</p>
<p>Caz müziği en az klasik müzik kadar başarılı olduğu ikinci bir müzik alanı, neredeyse kendisini ve müziğini ikiye bölmüş diye nitelendirebiliriz. Değişik caz sanatçıları veya kendi kurduğu caz gruplarıyla, dünyanın pek çok kentinde konserler vermiştir. Son albümü, bu yazının ilham kaynağı, Nigel Kennedy Quintet. Bir taraftan yazıyı hazırlarken bir yandan albümü dinliyorum. Caz dinliyorsanız, hele naycılı da seviyorsanız, gene bu sefer de neler yapmış bakalım diye düşünüyorsanız, Nigel Kennedy Quintet albümünden bir adet edinmenizi öneririm. Eğer bu albümlerin hiç birini dinlemedim, klasik müzikten de pek haz etmem derseniz internette sanatçının pek çok performansını izleyebilirsiniz. Belki Şkrinizi naycıl değiştirir.</p>
<p>Müziksiz kalmayın…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/nigel-kennedy-detone/">Nigel Kennedy / Detone</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zamanda yolculuk</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/zamanda-yolculuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 14:02:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 71. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2904</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Zamanda-yolculuk.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Zamanda-yolculuk" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Zamanda-yolculuk.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Zamanda-yolculuk-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Zamanda-yolculuk-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
<p>Uygarlığın tekeri kolay yol almıyor. Kaç milyon yıl geçiyor da, tekerlek kendi etrafında bir kez bile dönemiyor. Gözlemler, deneyimler, üretilen bilgi, bunca emek, bunca zahmet, bunca göz nuru, akıl damlası, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/zamanda-yolculuk/">Zamanda yolculuk</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Zamanda-yolculuk.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Zamanda-yolculuk" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Zamanda-yolculuk.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Zamanda-yolculuk-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Zamanda-yolculuk-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div><blockquote><p>Uygarlığın tekeri kolay yol almıyor. Kaç milyon yıl geçiyor da, tekerlek kendi etrafında bir kez bile dönemiyor. Gözlemler, deneyimler, üretilen bilgi, bunca emek, bunca zahmet, bunca göz nuru, akıl damlası, tekeri döndürmek için güç biriktirirken, yüzbinlerce yıl geçiyor. Teker dönüyor elbet, yol da alıyor doğrusu. Bu yolculuk yani uygarlık tarihi; “Tut şu tekerin ucundan çevirelim abi” hesabı yapan alimlerle, “Şu tekere nasıl çomak sokarız da seyre bakarız birader” diyen ve evrim yolculuğunda kıllarını dökemeyen zalimlerin savaşı bir bakıma. Deniz yosunlarının yaşama göz kırptığı zamandan bu yana sürüp gidiyor…</p></blockquote>
<p>Yıl 1993. Bursa Tabip Odası dergisi Hekimce Bakış’ın 22. Sayısı. Derginin ilk sayfalarında, Hekimce Bakış imzasıyla yayınlanan bir yazı kaleme almış o zamanki yayın kurulu. O günden bu güne “Güneşin etrafında 16 kez dönmüş dünya”. Bir insanın ömründe önemli bir zaman dilimi olsa da, insanlık tarihine bakarsan nokta bile değil aslında. Okuyunca, emekler boşa gitmiş diye hayıflanmalı mı, yoksa olacaklar önceden bilinmiş diye sevinmeli mi? Doğrusu şaşıp kalıyor ve yüz milyonlarca yıldan bu yana devam eden “Alimler”le, “Zalimler”in savaşını düşünmeden edemiyor insan…</p>
<p>“Dünyamız bilmem kaç yılında bir, bir derece santigrad soğumaya devam ederken toplumlar ve onların sorunları sıcaklıklarını giderek arttırmakta, içinde bulunduğumuz aylar, Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan Ulusal Sağlık Politikası Yasası’nın yaratacağı sıcaklığı hekimler başta olmak üzere halkımız yakından hissedecek. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve son şekli verilen tasarı kamuoyunda ve özellikle hekim örgütlerinde yoğun olarak eleştirilmekte ve götüreceklerinin getireceklerinden daha fazla olacağı kanısı ağırlık kazanmaktadır. Bakanlık, yeni yasa hazırlama gerekçelerinde “desantralizasyon” ve “demokratikleşme” yi saymakta ancak hazırlanan yasa teklifinin özünde bu kavramlara aykırı uygulamalar önermektedir. Yasa Taslağında amaçlanan, sağlık hizmetlerinde devlet katkısını sınırlamaktır. Özerkleştirme ve özelleştirme uygulamaların, birinci basamak sağlık hizmetlerinin sözleşmeli durumda olacak aile hekimlerince verilmesini ve diğer sağlık personelinin de iş güvencesinden yoksun şekilde çalıştırılmasını içeren taslak yasa, devletin sağlık sektöründeki sorumluluğunu azaltacak, liberal ekonominin bir gereği olarak (!) bu sorumluluğu halkın sırtına yükleyecektir. Böylece sağlık daha doğrusu sağlıksızlık, bunu pazarlayan kesimden, serbest piyasa koşullarınca, tüketici (hasta) tarafından satın alınacak ve böylece devlet halkının sağlık sorununu çözmüş olacaktır. Tasarının eleştirisini başlıklar halinde özetlemek gerekirse: Bu tasarı ile Devlet sağlık hizmetleri ile ilgili yasal sorumluluğunu terk etmektedir. Sağlık Bakanlığı, hizmet sorumluluğu yerine sadece standartları belirleyen bir konuma gelmektedir. Devlet Hastaneleri özelleştirilerek, etkinlik ve verimliliği arttırma çabaları göstereceklerine, para kazanmayı amaçlayan kurumlar olarak çalışacaklardır. Sağlığın bir insan hakkı olması, bu tasarının dışında bırakılmıştır. Ödenen sağlık pirimleri ile ancak belli düzeydeki sağlık hizmetinden yararlanmak mümkün olacak, belirlenen bu asgari düzeyin üzerinde hizmete gereksinimi olanların ise ayrıca para ödemeleri gerekecektir. Genel Sağlık Sigortası ile halen var olan ve tümünde de kriz yaşayan SSK, Bağ-Kur Emekli Sandığı gibi sosyal güvenlik kuruluşlarına bir yenisi eklenecektir. Devlet kendi elindeki olanaklardan verebileceği birinci basamak sağlık hizmetlerini tamamen bırakarak, bu işlevi yeni baştan yaratılan Aile Hekimliği’ne devretmiş olacaktır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunumunda bir kargaşa yaşanacaktır. Hastanelerde çalışan ve aile hekimliği yapacak olan hekimler, nesnel biçimde belirlenmeyen kriterlere göre sözleşme ile çalıştırılacaklar; merkezi bürokrasinin, yerel çıkar çevrelerinin ve kâr etmeyi temel amaç sayan işletmelerin baskısına açık, güvencesiz kalacaklardır.</p>
<p>Sonuç olarak bu tasarı ülkemizde sağlık hizmeti uygulamalarında çözümsüzlüğü arttıracaktır. İnsanlığın tarihi, bir anlamda, devletin sosyal içerik kazanması için verilen uğraşlarla doludur. Sağlık, insana yaraşan toplumsal düzende insan hakkı olarak tanınmış ve bu noktada tartışılmaz olmuştur. Sağlığın alınıp satılan bir meta olarak yorumlandığı toplumlar, uygarlıktan uzak kalabalıklar olmaktan kurtulamazlar.</p>
<p>Gerçek bir sağlık reformu, öncelikle toplumdaki sağlık eşitsizliklerinin yok edilmesini hedefleyen, sağlık çalışanlarının yaşam ve çalışma koşullarının düzeltilmesini ve bu alanda söz, karar sahibi olmalarının sağlanmasını içermelidir. Bu nedenlerle tasarının yasalaşmaması için TTB ve Bursa Tabip Odası olarak elimizden geleni yapacağız.</p>
<p>Ülkemizde hukuk devleti varlığından şüphe uyandıracak uygulamalar yaşanmaktadır. Yasanın ve yürütme organlarının hayatın gerisinde kaldıkları söylenebilir. Sorunların önleyici ve önlem alıcı uygulamalarda bulunması gereken devlet; ortaya çıkan sorunlara tıbbi terimle “tedavi edici” yaklaşımlar bile gösterememektedir. Bu konuda, hekimlik uygulamalarını da yakından ilgilendiren en canlı örnek tıpta Uzmanlık Eğitimi veren hastanelerdeki asistanlık kadrolarına “Yatay Geçiş” hilesidir. TUS’a giren hekimlere, tüm meslektaşlarımıza ve giderek halkımıza verilecek olan sağlık hizmetine yapılan bu hileler tutum acilen çözümlenmesi gereken bir sorun olarak ortalık yerde durmaktadır. Göreceli olarak küçük sayılan bu durum karşısında erkini kullanmayan Devlet (Sağlık Bakanlığı). Ülkemizde sağlık reformuna soyunmuş durumdadır (!) “Yatay Geçiş” hilesi karşısında TTB gerekli uyarı ve önerilerini saptamış ve yetkililere iletmiştir. Bu duruma son verecek etkin önlemlerin bir an önce alınmasını bekliyoruz. Yöremizde hekimlik uygulamalarında son zamanlarda “gönder hastanı al komisyonunu” yönteminin bazı hekimler tarafından benimsendiğini üzülerek izliyoruz. Bu tür davranışları meslek ahlakı (Tıbbi Etik) ve Deontoloji ilkeleri ile bağdaştırmak mümkün değildir. Meslek onurumuzu alçaltan bu gibi davranışlara karşı mücadele edilebilmesi ve bu tür davranışların kanıtlarının toplanabilmesi için tüm meslektaşlarımızı Odamız ile işbirliğine çağırıyoruz.</p>
<p>Çağdaş hekim kapalı bir mekanda hasta bakan ve tedavi uygulayan kimse değildir. Mesleğindeki gelişmeleri yakından takip etmeye çalışan ve aynı zamanda içinde yaşadığı toplumu ve yaşamı irdeleyen kimse olmak durumundadır. Ülkemizin iyi eğitim görmüş elit bir kesimini oluşturan hekimlerin, yaşadıkları ülkeye bu anlamda da borçları vardır. Çağdaş hekim olmaktan verilecek Şre; çağdaş hekimlik ortamını ve bununla ilişkili olarak çağdaş toplum olma uğraşını ertelemekle eş anlamlıdır.”</p>
<p><strong>Dr. Hamdi UĞUR</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/zamanda-yolculuk/">Zamanda yolculuk</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaynak ve anlam açısından “TIP” simgeleri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/kaynak-ve-anlam-acisindan-tip-simgeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 13:41:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 71. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2899</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/saglik-simgeleri.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="saglik-simgeleri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/saglik-simgeleri.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/saglik-simgeleri-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/saglik-simgeleri-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
<p>Sağlıkla ilgili kurumların simgelerinde yılan, asa, kanatlar, kap ve zeytin dalı görülmektedir. Belki bir önyargı, bu simgesellerin, kaynağı ve anlamı konusunda fazla bir şey bilinmediğini düşünüyorum. En azından konu, benim [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kaynak-ve-anlam-acisindan-tip-simgeleri/">Kaynak ve anlam açısından “TIP” simgeleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/saglik-simgeleri.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="saglik-simgeleri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/saglik-simgeleri.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/saglik-simgeleri-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/saglik-simgeleri-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div><blockquote><p>Sağlıkla ilgili kurumların simgelerinde yılan, asa, kanatlar, kap ve zeytin dalı görülmektedir. Belki bir önyargı, bu simgesellerin, kaynağı ve anlamı konusunda fazla bir şey bilinmediğini düşünüyorum. En azından konu, benim açımdan böyleydi, iki Mısır resmiyle karşılaşıp, konuyu araştırmaya başlamadan önce. Tıbbın yalnızca yılanla bağlantılı olmadığını öğrenmek de şaşırttı beni: ayı da tıbbın simgesiymiş. Jean François Astier, bir şamandan öğrenmiş. Ayı şamanlar için tıp simgesiymiş. Şaman inancına göre ayı topraktan geliyor. Ayının bir kişiye görünmesi o kişi için başarı belirtisiymiş. Amerika yerlileri için de ayı bilgeymiş. Hem de insandan daha bilge. Onlara göre ayı, insanın atasıymış, insanla ayı arasındaki yakınlık çok açıkmış. Zira ikisi de ayakta yürüyebiliyor. İkisi de her şeyi yiyor (omnivore). Ayı da insan gibi zeki ve meraklı. Ancak onlar için ayı insandan daha üstün. Bunun nedeni onun bir yetiyle donatılı oluşu. Bu yeti ‘doğal sağaltma içgüdüsü’ymüş. Yaralandığında, hastalandığında yemeyi içmeyi kesip sadece su içermiş. İçgüdüsel olarak neyin iyi geleceğini, nede iyileştirme gücü bulunduğunu hissedermiş, bilirmiş. Onun bu duyarlılığı toprağın içinde kış uykusuna yatmasına, yani toprak anayla, doğayla bütünleşmesine bağlıymış. Dış dünyayı bu şekilde kavrayış doğanın hareketsiz bir şey olmadığını benimsemeyi içkindir. Ayı dışında ilginçtir yine başka hayvanlarla da bağlantılandırmış insanoğlu sağlık konusunu. Konuyu dağıtmadan sağlık konusundaki simgelere bakalım teker teker.</p></blockquote>
<p><strong>ZEYTİN DALI</strong></p>
<p>Zeytin dalı Tükiye’de eczacılık fakültesi ve sağlık bakanlığı simgelerinde görülmektedir. Zeytin, gerek ağacıyla gerek yapraklarıyla bir direnişin, sağlamlığın göstergesidir. Zeytin dalının barış anlamında kullanılması da bir sağlamlık olarak görülebilir. Savaş bir hastalık olarak düşünülürse sağlam, sağlıklı olmak da barıştır. Savaş; hem bedenen hem de ruhen, zihnen sağlıksızlığı işaret ederken barış, yani zeytin dalı sağlığın simgesi sayılabilir.</p>
<p><strong>KAP</strong></p>
<p>Kap, eczacılık ile ilgili kuruluşların temel simgesidir. Genelde yılan başıyla birlikte görülür. Dolayısıyla yılanın zehrinin alınmasını, bu zehrin panzehir üretmede kullanılmasını temsil ettiği söylenebilir. Ayni zamanda kabı ecza yapımında eczayı dövmek ve karıştırmak için kullanılan kap imgesi olarak okumak da olanaklıdır.</p>
<p>Kimi simgesellerde Türkiye haritası (Sağlık bakanlığı simgesi: bu simgede dünya iç içe dairelerle sunulmuştur) ya da Türkiye’yi temsil eden bir ay görülmektedir (Tabipler Odası simgesi).</p>
<p><strong>ASA, YILAN ve KANAT</strong></p>
<p>Simgesellerde yılan ile asa arasında da bir ilinti kurulmaktadır. Asanın (sopanın) yılanla ilişkisi belki baştan (“arke”, ilk örnek olarak) bir benzerlik, bir temsil ilişkisine dayanırken daha sonra ya da ayni zamanda yılandan korunma silahı olarak işlemiştir. Yılan ve sopa (asa), erotik anlatımda erkek cinsel organıyla ilişkilendirilen iki temel ögedir.</p>
<p>YUNAN SÖYLENCESİ ASA ve YILAN Hermes: Kişilik olarak değil de Tıp alanında simgesinden yararlanılması bakımından önemli bir isimdir. Hermes’in simgesinde topuz başlıklı bir baston, topuzun hemen altında açılmış kanatlar ve kanatların altında bastona sarılmış iki yılan görülür.</p>
<p>Hermes’in işlevlerine baktığımızda onu sürüler tanrısı, yollar ve kavşaklar tanrısı; Pazar ve ticaret tanrısı, kazanç tanrısı; güzel konuşma, bilgi, mantık tanrısı; yarışma tanrısı; ruhları yer altı dünyasına götürme tanrısı; ve Zeus’un habercisi olarak görmekteyiz.</p>
<p>Asayı; yönlendiricinin, kılavuzun aracı olarak düşündüğümüzde, Hermes’in işlevleri de dikkate alınırsa; koruyuculuğu, önderliği dolayısıyla bu asanın gücü simgelediği söylenebilir. Resim ve heykellerde kralların asayla resmedilmesinden de destek alınabilir.</p>
<p>Kanatlar, Hermes’in haberci olmasıyla bağlantılıdır. Hermes, Zeus’un habercisidir. Bazı Şgürlerde ayakları kanatlı yani çok tez varlık olarak gösterilmiştir. Simgedeki kanatlar onun tezliğini işaret eder. Belki bu habercinin tezliği sağaltıcı kişilerin, acilen hastanın imdadına koşmasıyla ilintilendirilmiştir. Yani bir alan aktarımı, habercilik alanından sağlık alanına bir aktarım söz konudur.</p>
<p>Yılana gelince, cinselliğin, giderek canlılığın, sağlığın simgesi olarak kullanılmıştır. Ancak çifte yılan söz konusu oldu mu dişi ve erkek olarak görülebileceği gibi birbiriyle hem ayrı olan hem de bütünlenen iki kavramı (Yaşam ve ölüm ya da sağlık ve hastalık) simgeleyebilir. Asa ile yılanlar arasında şöyle bir anlamlandırma yapabilirim: hasta, yaşam dünyası ile ölüm dünyası arasındadır ya, işte bu iki karşıt dünya arasında bir güç: tıbbın gücü. Hermes’in simgesinin tıp dünyası tarafından benimsenmesinin gizi burada olsa gerek. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinin rozetinde, Tıp Fakültelerinin rozetindeki gibi birbirine örgeşmiş iki yılan var ancak bir farkla altta yılanların kuyrukları kerpeten ağzı gibi şekillendirilmiş ve onun altında hem Hermes’in kanatlarını hatırlatan hem de dudaklara (dolayısıyla ağıza) benzetilebilecek bir biçime yer verilmiş. Batı dünyası sırtını yunan kültürüne, yunan söylencesine (mythologie) yasladığı için ve her ne kadar açıkça söylenmese de Yunan kültürü de, Mısır ve Anadolu kültürünü kaynak aldığı, onlardan beslendiği için yılan figürü tıbbın simgesi haline gelmiştir. Anadolu kültüründe tıbbın babası Lokman Hekimdir. Lokman Hekim öyküsünün kaynağını Gılgameş’te de buluruz. Hem Lokman Hekim hem de Gılgameş ölümsüzlük iksirinin peşindedir. Ancak ikisi de bulguladıkları/ele geçirdikleri iksiri yılana kaptırır. Böylece insan ölümlülüğe mahkum olurken, yılan sonsuzluğu ele geçirir. Yani yılan tanrılaşır. Bir anlamda sonsuzluğu ele geçirmek, sağaltıma gereksinim duymamayı ya da her türlü sağaltım bilgisine sahip olmayı doğal olarak içermektedir. Lokman Hekim ve Gılgameş anlatılarını benimseyenler içkin olarak farkında olsunlar olmasınlar yılanın kutsallığını da benimsemiş olurlar. Buradan söylenceler çerçevesinde yılanın, sağlığın ta kendisi olduğu kolayca ileri sürülebilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-2913" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/03/tip-simgeleri-2.jpg" alt="tip-simgeleri" width="382" height="612" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/03/tip-simgeleri-2.jpg 382w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/03/tip-simgeleri-2-187x300.jpg 187w" sizes="auto, (max-width: 382px) 100vw, 382px" /></p>
<p>Asklepios: Yunan mitolojisinde Tıp tanrısıdır. Apollon’un oğludur. Sağaltım bilgisini babası Apollon’dan, Athena’dan ve sağlık bilgisi olan tanrılardan öğrenmiştir. Ancak o, sağaltım konusunda ileri gidip ölüleri diriltmeye başladığı için Zeus tarafından yıldırımlara çarptırılarak öldürülmüştür. Daha sonra bir görüşe göre Zeus, Apollon ile arasının açılmasını istemediğinden; bir görüşe göre Asklepios’un insanlara yaptığı iyilikleri dikkate alarak; bir başka görüşe göre Apollon’u bir yıllığına cezalandırdıktan sonra Asklepios’u yeniden canlandırır ve/ya Olimpos dünyasına kabul eder. Asklepios, Eski Mısır’ın ilk hastaneyi kuran deha kişisi İmhotep’in yerini almış görünmektedir. Asklepios’un simgesi bir sopaya sarılmış bir yılandır. Yılanla ilişkisi de şu anlatıyla kurulur: bir gün Asklepios, yuvasından çıkmış olan bir yılanla karşılaşır, yılan ona saldırmaktadır. O da değneğiyle yılanı savuşturmak ister. Yılan sopaya sarılır. Asklepios onu değneğiyle birlikte yere çalar ve öldürür. Ama başka bir yılan ağzında bir otla görünür ve bu otla ölü yılanı diriltir. Asklepios da otların her türlü hastalığa, hatta ölüme bile iyi geldiğini öğrenmiş olur. Bu öyküyle iki şeyi düşünüyorum. Asklepios’tan Lokman Hekim’e geçilmesini, bir de yılan ile sarmaşık ilişkisini (sarmaşık sözcüğünün Fransızcadaki karşılığı “liane” (okunuşu ‘liyan’) ile Türkçedeki “yılan” sözcüklerinin yakınlığı dikkatimi çekiyor).</p>
<p>Hygie (Hygeia): Asklepion’un kızı, sağlık ve temizlik tanrıçasıdır. Hijyen sözcüğünün kaynağıdır. Hastabakıcılığın ve ebeliğin simgesidir. Genellikle heykellerinde bir yılanla ya da babası Asklepion ile birlikte görülür.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-2912" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/03/tip-simgeleri-1.jpg" alt="tip-simgeleri" width="203" height="272" /></p>
<p><strong>MISIR SÖYLENCESİ</strong></p>
<p>Mısır’a baktığımızda yılanın kutsal olduğu biliniyor. Yılanın kutsal olması iki özelliğine bağlıdır. Birincisi yılan ile deliği arasında kurulan ilişkiye : yılan iki dünyaya gidip gelen varlıktır. Hem yerin üstündedir, hem yerin altındadır. Hem buradadır, hem oradadır. Yerin altı öte dünyadır. Dolayısıyla yılan ötelerle, bilinmezle bütünleşen varlıktır, Mısırlıların gözünde. İkincisi de buna hizmet eden bir özelliktir. Yılan deri değiştirebilen dolayısıyla sürekli genç olan bir varlıktır. Bu noktada Mısır ile Anadolu arasındaki bakışın ayni olduğu söylenebilir. Ancak Anadolu bakışında cinselliğin silinişine dikkat edilmelidir. Freud “Dinlerin Kökeni” adlı kitabında sünnet olgusunun Mısırlılar’da bir soyluluk hakkı olduğunu belirtir. Musa, Yahudileri Mısır’dan çıkarırken onlara bu hakkı armağan eder. Yahudiler de soyluluğa erişirler. Ancak bu noktada iki kavramı buluşturmak istiyorum: soyluluk ve sonsuzluk. İkisi arasındaki ilişkiyi yılan ile erkek cinsel organı arasındaki benzerlikte kuruyorum. Giderek yılan ile bu organ arasında dönüşümlü bir simgesellik ortaya çıkıyor. Yani bu organ yılana benzetilmek istenmiş, sünnet olgusu da deri atma eylemini temsile yönelik bir eylem. Sonsuzluğa geçiş olduğu için de törensi olacaktır. Bizde törensilik korunmakla birlikte sonsuzluk anlayışının yerini “erkeklik” almıştır. Bu anlamda, hem bu anlayışta olanlarda hem de Mısırlılarda, doğrusu şöyle bir kendine doyuma (mastürbasyona) varılmıştır: erkek olan soyludur, sonsuzdur.</p>
<p><strong>YILANIN SİMGESEL ANLAMLARI ŞÖYLE SIRALANABİLİR</strong></p>
<p>Şeytan, tehlike: Yılan Eski Mısır’da da tek bir anlama sahip değildir. Çok fazla yılan adıyla karşılaşılır. Ama özellikle tek tanrılı dinlerde yılan kutsallıktan çıkarılmış kutsal olana saldırışın, kötülüğün simgesi haline getirilmiştir. Özellikle yılanın şeytana dönüştürülmesinde etimolojik kökenden de yararlanıldığı söylenebilir. Zira şeytan (fr: “satan”) sözcüğünün kökeninde “Seth +en” (= tanrı Seth) bileşimi vardır. Yani İsiris’i öldüren Seth, başkaca Habil’i öldüren Kabil.</p>
<p>Öte dünyanın simgesi: Eski Mısırlılar için yılanın kutsallığı, öte dünyayla ilişkili olarak görülmesinden ileri gelmektedir. Mısır Şravunlarının başlıklarındaki kobra yılanı, giderek yılan deliğinin temsili olan bir delik ile belirtilmiştir. Böylece Şravun tıpkı yılan gibi hem yer üstü hem yer altı dünyasında gücü, sağlığı yılanla ilişkisinden edinmektedir. Bu noktada Şravunların diğer insanlara göre daha fazla “ka”ya yani yer altı dünyasında, öte dünyada var olma gücüne (enerjisine) sahip oldukları ve orada da güçlü bir tanrıya dönüştükleri dikkate alınırsa onların bu gücü yılanla iç içe olmalarından, yılanı bir anlamda baş tacı etmelerinden dolayı olduğu kolayca söylenebilir.</p>
<p>Cinsel güce bağlı yaşama gücü: Yılan simgesel bakışta penis olarak da değerlendirilmektedir. Bu konuda antik Mısır’dan iki resim çok anlamlıdır. Birinci resim itifallik bir resimdir. İtifallik Mısır tanrılarının kalkmış penisle resmedilmesi demektir. Resmin adı: “İsiris’in kalkmış penisi onun hayata dönmesini koşullandırıyor”. Mısır söylencesine göre İsiris kendisini kıskanan Seth tarafından öldürülmüştür. Karısı İsis onu yeniden hayata döndürmeye çalışmıştır. İşte resim İsiris’in yeniden canlanışını anlatmaktadır. Bu resimde İsiris mekana diyagonal olarak yerleştirilmiş. Epey uzun bir yılan İsiris’i çevrelemektedir. Kuyruğuyla bir kıvrım yaparak İsiris ‘in ayak ve baş kısmında dikilerek İsiris’in çevresinde üstü açık bir dik dörtgen oluşturmaktadır. Yılanın hem kuyruk kısmını hem de baş kısmını ayağa kaldırmasıyla İsiris’in penisinin sertleşmesi koşutluk sunmaktadır. Dolayısıyla yılan İsiris’e dikilme konusunda örneklik etmekte, ona güç veren yardımcı öge olmaktadır. Resimde, konunun açıklanması eski Mısır dilinde bir yazıyla yapılmış ve yazının yanında dikkatten kaçabilecek bir örümcek, İsiris’in penisinin üzerine bir sıvı akıtmakta. Dolayısıyla hem yılan hem de örümcek İsiris’in yeniden hayata dönmesinde önemli iki kutsal güç olarak belirmektedir. Yılan bu resimde hem penisi simgeleyen, hem de hayat veren, dirilten bir güç olmaktadır. Diğer resimde ise üç Şgür görülmektedir. İsiris, İsis ve Anubis. Anubis, ölüm ve ölüm sonrası tanrısıdır. Ölüleri koruma ve yeniden canlandırma işlevi vardır. Bu yüzden mumyalama tanrısıdır da. Bu resimde yandan görünen İsiris’in bedeni bir dikey, dört yatay çizgiyle bölünmüştür. Sanırım bu, Seth tarafından parçalanan İsiris’in parçalarının, İsis’in çabalarıyla ve Anubis’in yardımıyla bir araya getirildiğini anlatıyor. Ancak resimde ilginç olan İsis’in, İsiris’in önünde diz çökmüş, İsiris’in penisini ağzına almış halde resmedilmesidir. İsis, İsiris’e hayat öpücüğünü cinselliği aracılığıyla vermektedir. Buraya şunu sıkıştırmalıyım: ahlak evrensel değildir. Çıplaklığın ayıp sayılması tek tanrılı dinlerle başlatılmış olmalı. Efes’te genel evdeki kadınların rahibe olması, Hindistandaki tapınaklarda cinsel ilişki biçimlerinin gösterilmiş olması cinselliğin, onlar için kutsal olduğunun, öneminin altını çizer. Bu da cinselliği yaşamla buluşturmak demektir. Gerek bu iki resim, gerek itifallik diğer eski Mısır resimleri cinsellik ile yaşam yani “sağlık” arasında sıkı bir bağ kurmaktadır. Cinselliğin (penisin) simgesi haline getirilen yılanın anlamı da sağlık, hayatta kalma, canlı olma, yeniden dirilmedir. Burada “yeniden”in altını çiziyorum. Tıbbın yaptığı da “yeniden” hayata, sağlığa döndürme değil midir?</p>
<p><strong>Prof. Dr. Mustafa DURAK</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kaynak-ve-anlam-acisindan-tip-simgeleri/">Kaynak ve anlam açısından “TIP” simgeleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünyadan sağlık hizmetleri -2- İngiltere</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/dunyadan-saglik-hizmetleri-2-ingiltere/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Mar 2009 13:14:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 71. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2894</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Dunyada-saglik.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Dunyada-saglik" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Dunyada-saglik.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Dunyada-saglik-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Dunyada-saglik-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
<p>Dünyanın en sistemli, gelişmiş ve sorunlarını en aza indirgemiş, ayrıca da ulusal sağlık politikaları oluşturmuş bir ülke olan İngiltere’deyiz. Birleşik Krallık, dünyada sağlık sistemi en olumlu eleştiri alan ülkelerden biridir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/dunyadan-saglik-hizmetleri-2-ingiltere/">Dünyadan sağlık hizmetleri -2- İngiltere</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Dunyada-saglik.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Dunyada-saglik" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Dunyada-saglik.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Dunyada-saglik-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Dunyada-saglik-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div><blockquote><p>Dünyanın en sistemli, gelişmiş ve sorunlarını en aza indirgemiş, ayrıca da ulusal sağlık politikaları oluşturmuş bir ülke olan İngiltere’deyiz. Birleşik Krallık, dünyada sağlık sistemi en olumlu eleştiri alan ülkelerden biridir. İngiltere ulusal sağlık hizmetlerinin, bütçesi vergilerle karşılanır ve ihtiyacı olan herkese ücretsiz sağlık hizmeti verilmesini öngörür. Zaten sistemin en olumlu eleştiri alan tarafı da bahsedilen ücretsiz sağlık hizmetidir. Fakat her geçen gün sistemin maliyeti yükselmektedir. Örn. Bu yıl Galler bölgesinde sağlık hizmetlerine tam 200 milyar dolar harcanacağı saptanmıştır.</p></blockquote>
<p>5 Temmuz 1948’ de yürürlüğe giren Ulusal Sağlık Hizmetleri sistemini geliştiren ekonomist Lord Beveridge, kömür madeni işçilerinin yardımlaşma sandığından esinlenmiştir. Ülkemizde Prof. Dr. Nusret Şşek’in büyük çabalarıyla oluşturulan 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasasının esin kaynağı da yine Lord Beveridge’in geliştirdiği İngiliz Ulusal Sağlık Hizmetleri sistemidir. İngilizlerin övünmekte çokça haklı oldukları Ulusal Sağlık Hizmetleri 60 yaşında. BBC’ deki Dünya’da Sağlık Hizmetleri programı İngiltere’nin 60 yaşına gelen Ulusal Sağlık Hizmetleri için yapılmıştır. BBC muhabiri Claire Bolderson, Ulusal Sağlık Hizmeti Şkrinin beşiği Güney Galler bölgesinden anlatıyor. Şimdi BBC muhabirine kulak verelim.</p>
<p>Birleşik Krallığın güney Galler bölgesindeyiz. Kasabadaki Spor ve Sosyal faaliyetler kulübünün barında bugün sadece birkaç kişi var. Koca bir tv ekranı bara egemen.</p>
<p>Yanında bir oyun odası var. Bilardo ve dart oynayan birkaç kişi. Kulübün devamlı müşterilerinin çoğu eski maden ve çelik işçileri. İş yerleri kapanmış. Fakat onlarca yıl bu tür ağır işlerde çalışmış olmak güney Galler bölgesi halkına sağlık açısından çok pahalıya mal olmuş. Barda elinde birası ile oturan 54 yaşındaki kulüp üyesiyle sigara içmeye çıktığımız kapının önünde konuştuk. Bana tam 40 yıl madende çalışmış babasını anlattı.</p>
<p>&#8211; 15 yaşında çalışmaya başladı.</p>
<p>58 yaşında emekli oldu. Öldüğünde 59 yaşından bir ay almıştı. Akciğer kanseriydi. Beyne sıçramış.</p>
<p>Hastalığını biliyor muydu?</p>
<p>&#8211; Yok, doktora gitmek istemiyordu. Sonunda zorla götürdük 6 ay yaşar dediler.</p>
<p>Sigara arkadaşım kendisi de gençliğinde çelik işçisi olarak çalışmış fakat belini sakatladığı için emekliye ayrılmak zorunda kalmış. Spor kulübünün barmeni de eski bir maden işçisi. Kronik bronşitinin sebebi bu. Her ikisi de yine de bir önceki kuşağa göre daha şanslı olduğunu düşünüyor.</p>
<p>&#8211; Gençlik yıllarında emekli olup bir iki yıl içinde ölen nice insanlar gördüm. Bu günlerde daha uzun yaşıyoruz. Herkes biraz daha uzun yaşıyor. Bir şeyler değişti. Sağlık hizmetleri sayesinde muhtemelen.</p>
<p>&#8211; Ama bu bölgede yaşayanların İngiltere genelinde ki ortalama ömür beklentisi olan 75 yaşına kadar hayatta kalma şansı hâlâ çok az. Bunda ülke ortalamalarının üzerinde seyreden sigara tiryakiliği, içki tüketimi, kötü beslenme, şişmanlık bir çok faktör var.</p>
<p>İngiltere’de 60 yaşına gelen ulusal sağlık hizmetlerinin mimarı sayılan işçi partili Beveridge’in, Güney Galler’deki bu kasabadan olması bir tesadüf değil.</p>
<p>Beveridge’e ilham veren bu kasabadaki maden işçilerinin oluşturduğu bir tür yardımlaşma sandığı olmuştur. Ama kuruluşun 60.yılında değişen çalışma ve yaşam koşulları ile birlikte ulusal sağlık hizmetlerini de gözden geçirmek gerekiyor mu acaba? Bu soruyu hükümetin Galler bölgesindeki en kıdemli sağlık yetkilisine sorduk,</p>
<p>&#8211; Durum iyiye doğru değişti. İnsanlar artık daha uzun yaşıyor. Aşılama sayesinde artık çocuklar çocuk felcine yakalanmıyor. Kızamıktan ölmüyor. Artık karşımızda yaşlanan nüfus diye bir sorun var sonra yaşam tarzından kaynaklanan şeker, tansiyon gibi hastalıklar ve uzun vadede sağlıklı kalma gibi konular önem kazandı.</p>
<p>Ulusal Sağlık Hizmetleri bu değişime ayak uydurabiliyor mu?</p>
<p>&#8211; Evet bence Ulusal Sağlık Hizmetlerinin başarılarından biri genel olarak halk sağlığı alanının aile hekimliği sistemi sayesinde iyi düzenlenmiş olması. Dolayısıyla sigara bırakma kampanyaları olsun, diyet planları olsun ya da normal tedavi olsun ne gerekiyorsa hepsinin alt yapısı mevcut. Yine Galler’de bir sağlık merkezindeyiz. 40 &#8211; 50 yaşlarında bir grup koyu tiryaki sigarayı bırakma merkezinin kursuna gelmiş. Kurs öğretmeni herkesin kanındaki karbonmonoksit oranını ölçüyor.</p>
<p>Kamu fonlarıyla yürütülen sigaraya son kampanyası, tiryakileri vazgeçirtecek çok sayıda önerilere sahip. Üstelik Britanya’nın tümünde kamu alanlarında sigara içmek yasak. Fakat kuralların gücü, tavsiyeler hepsi bir yere kadar. Aslında konu alkol, sigara, kötü beslenme alışkanlıklarının bırakılması olduğunda en büyük sorumluluk bireyin kendisine ait. Ama ne yazık ki iş işten geçene kadar çoğumuz bu konuda pek istekli olmuyoruz. Sigarayı bırakma grubundan birine mikrofonu uzatıyoruz.</p>
<p>&#8211; Ciğerlerim berbat, torunlarım var. Onlarla daha uzun vakit geçirmek ve daha sağlıklı olmak istiyorum.<br />
Uzun zamandır sigara içiyorsunuz herhalde?</p>
<p>&#8211; Evet 11 yaşından beri.<br />
&#8211; Ben 8 yaşında başladım. Sanırım 41 yıl oldu. O zamanlar sigara hakkında bugünkü gibi uyarı yoktu. Geçen yaz bir kalp krizi geçirdim ve doktoruma bırakma sözü verdim.</p>
<p>Bu tiryakiler sigarayı bırakma kararı alarak hem yaşamlarını değiştiriyor hem de ilerde sağlık hizmetlerine ihtiyaç duyma olasılıklarını azaltıyor. Fakat yaşamımızda her şeyi seçme şansımız yok.</p>
<p>Bu tepeden eğer 6 yıl önceden bakıyor olsaydım aşağıdaki vadide kamyonlar ve buldozerler yerine çelik fabrikasını görecektim. Şimdi buraya Ulusal Sağlık Hizmetlerinin kurucusu Galler’li William Beveridge adına Hastane temelleri atılıyor. Hastane iyi hoş ama Güney Galler insanının sağlığını koruyabilmek için iyi işlerde çalışması gerekiyor. Oysa bölgemiz Britanya’da işsizlik oranının en yüksek olduğu bölgelerden biri.</p>
<p>&#8211; Burada büyük bir açmaz var. İnsanların 20 yıl öncesine kıyasla daha sağlıklı olduğu kesin. Ancak aynı süre içinde en yoksullar ve en zenginler arasındaki uçurum derinleşti.</p>
<p>Birleşik Krallık Üniversitelerinden Sağlık Ekonomisi kürsüsünde bir öğretim üyesine kulak verelim.</p>
<p>&#8211; Dünyada hem sağlık düzeyini iyileştirip hem de gelir dağılımdaki adaletsizliği azaltan bazı ülkeler var. En iyi örnek İskandinav ülkeleri. Ancak bu sağlık sisteminin iyileştirilmesinden çok gelir dağılımının iyileştirilmesinden kaynaklanıyor. Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması işsizlere destek verilmesi gibi bu tür sosyal örnekler halk sağlığı üzerinde bizzat sağlık hizmetlerinin geliştirilmesinden daha büyük etkiye sahip. Eğer Ulusal Sağlık Hizmetlerinin mimarı Beveridge en çok yardım etmek istedikleri insanların yani en yoksulların bu tür sağlık hizmetleri açısından hala zenginlerden çok kötü durumda olduğunu görse büyük hayal kırıklığı duyardı herhalde. Hatta belki de bu yüzden bu gün koruyucu hekimliği mevcut sağlık kurumlarının çok ötesine geçerek geliştirmek için ve yeni bir sağlık devrimi gerektiğini söyleyenlere katılırdı. Ama Beveridge her şeye rağmen ihtiyacı olan herkesin hâlâ ücretsiz sağlık hizmetlerinden yaralanıyor olmasından da gurur duyardı herhalde.</p>
<p>Kesin olansa Beveridge ile eski maden ve çelik işçilerinin onunla ve mirası ile gurur duyduğu. Galler‘li Beveridge madencilerin yardımlaşma sandığından esinlenerek oluşturduğu ulusal sağlık hizmetleri 60 yaşında. Beveridge hâlâ yaptıklarıyla bu vadilerde bir kahraman olarak anılıyor öyle değil mi?</p>
<p>&#8211; O olmasaydı bugün ulusal sağlık hizmetleri olmazdı. Britanya’nın dört bir yanında hiç kimse bu hizmete sahip olamayacaktı. Britanya 1948’den bu yana Galler’li Beveridge’ e çok şey borçlu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Düzenleyen:        </strong></p>
<p><strong>Dr. Gönül MALAT, Halk Sağlığı Uzmanı</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/dunyadan-saglik-hizmetleri-2-ingiltere/">Dünyadan sağlık hizmetleri -2- İngiltere</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
