<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hekimce Bakış 93. Sayı arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-93-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-93-sayi/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Nov 2018 11:38:11 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Minyatür ve sezaryen</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/minyatur-ve-sezaryen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 11:11:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 93. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1137</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="628" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-300x157.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-768x402.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-1024x536.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>Firdevsi’nin Şehnamesinden sezaryenle doğum sahnesi. Minyatür, çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Orta Çağda Avrupa&#8217;da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/minyatur-ve-sezaryen/">Minyatür ve sezaryen</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="628" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-300x157.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-768x402.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-1024x536.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><p>Firdevsi’nin Şehnamesinden sezaryenle doğum sahnesi.</p>
<p>Minyatür, çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Orta Çağda Avrupa&#8217;da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minimum” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü ‘ miniare; kırmızı ile boyanan’ kelimesinden türetilmiştir. Türkiye&#8217;de eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denilmiştir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1144" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4.jpg" alt="minyatur-sezaryen" width="1191" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4.jpg 1191w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4-300x202.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4-768x516.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4-1024x688.jpg 1024w" sizes="(max-width: 1191px) 100vw, 1191px" /></p>
<p>Fotoğrafın olmadığı dönemde padişahların tahta çıkış törenleri, savaşları, yolculukları, şehzadelerin sünnet düğünleri, giysiler gibi konularda çok değerli belge niteliğinde minyatürlü kitaplar üretildi. Kuran’da resmi yasaklayıcı bir hüküm yoktur, ancak çeşitli dönemlerde yorumlanan kimi hadisler canlı varlıkların suretinin yapılmasını engellemiştir. İşte bu nedenle İslam dünyasında resim, Hıristiyan toplumlarda olduğu gibi din öğretisini yaygınlaştırmak amacıyla kullanılmamış minyatürler daha çok edebiyat, bilim ve tarih konulu el yazma kitaplarda yer almıştır. İslam minyatür sanatı, zaman ve mekâna sığdırılamayan bir Tanrı kavramına dayanan İslam öğretisinin öngördüğü soyut dünya görüşü doğrultusunda kendine özgü kurallar geliştirmiş ve katışıksız renkler, belirgin kenar çizgilerini yeğleyen gölgesiz, iki boyutlu bir resim anlayışını benimsemiştir. Nakkaşlar, kitabın metninde anlatılan olayları resimlerken ışık, gölge, perspektif veya renk değerleri gibi Avrupa resmine özgü unsurları aramamışlardır. Nesneleri ve canlıları çoğu kez doğadan soyutlamış, onları gerçek görünümlerinden farklı birer bezeme motifine dönüştürebilmişlerdir. Başka bir deyişle doğadan alınmış öğeleri birer soyut nakış öğesi gibi işleyen ustalar, yüzyıllar boyunca doğayı en gerçek görünümüyle yansıtma çabasını göstermiş batılı ustaların tersine, doğadan bağımsız bir gerçeği aramışlar, daha çok düşündüklerini, tasarladıklarını resmetmişlerdir.<br />
Minyatür ve tıp deyince hemen aklımıza Şerafettin Sabuncuoğlu gelir. Fatih Sultan Mehmet döneminin en ünlü hekim ve cerrahlarından olan Sabuncuoğlu Şerafeddin 1386 yılında Amasya’da doğmuştur. Amasya’daki Bimarhane’de 17 yaşında hekimlik yapmaya başlamıştır 14 yıl boyunca da çalışmalarını sürdürmüştür. Şerafeddin Sabuncuoğlu iyi bir hekim ve çağdaş anlamda özgün bir bilim adamıdır. En önemli çalışması, Cerrahiyyetü’l Haniyye adlı 1465 yılında yazılan yapıtında arı ve yalın bir Türkçe ile uygulamalarını anlatmakta ve renkli resimlerle de göstermektedir.</p>
<p>Hemen hemen tüm cerrahi branşlarda özellikle dağlama, koterizasyon traksiyonla ilgili ayrıntılı minyatürler öğretici niteliktedir.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1143" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-3.jpg" alt="minyatur-sezaryen" width="995" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-3.jpg 995w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-3-300x241.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-3-768x617.jpg 768w" sizes="(max-width: 995px) 100vw, 995px" /><br />
Kadın hastalıkları ve doğum bölümü kullanılan aletlerle ve muayene yöntemleri ile tasvir edilmiştir. Araştırmamda sezaryen uygulaması ile ilgili bir bilgiye rastlamadım.</p>
<p>Gelelim sezeryan ile doğumu minyatürle tasvir edilen Rüstem’in hikâyesine. İran millî kahramanlık anlatılarının en ünlü karakteri Rüstem’dir. “Rüstem” sözcüğü, “reuze” ve “tehem” kelimelerinden oluşmuş bir bileşiktir. “Tehem”; Eski Farsça ’da;“cesur” ve “kahraman” anlamındadır. Rüstem, altı yüz yıl yaşamıştır. Eski İran’da egemenlik sürmüş ünlü hükümdarlardan Keykubad, Keykavus ve Keyhüsrev dönemlerinin dünya kahramanıdır. Her üç hükümdarın egemenliğinin de, en büyük dayanağı onun varlığıydı. Akıllılığı ile cesaretini birleştirerek ünlü kişiliğini elde etmiş Rüstem ve adı etrafında çeşitli dönemlerde değişik kişiler tarafından kaleme alınan efsaneleri İran mitoloji ve hikâye tarihinin en önemli konuları arasında yer alır.</p>
<p>Dünya pehlivanı Rüstem, yine İran millî kahramanı ak saçlı Zâl’ın, Kâbul hükümdarının kızı Rûdâbe ile evliliğinden dünyaya gelmiştir. Onun doğumu da, yaşantısı gibi olağanüstü, efsanevî ve şaşırtıcıdır. Fars edebiyatında birçok efsanenin temel karakteri olan Sîmurg’un Rüstem’in hayatında çok önemli bir yeri vardır. Simurg farsça otuz kuş demektir. Bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. Simurg, Rüstem’in babası ünlü İranlı kahraman Zâl’ı yaşadığı dağda bulmuş, onu beslemiş ve büyütmüştür.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1142" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-7.jpg" alt="minyatur-sezaryen" width="500" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-7.jpg 500w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-7-188x300.jpg 188w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Zâl, Sîmurg’dan ayrılacağı zaman bir tüyünü kendisine vererek ihtiyacı anında onu ateşe attığında haberin kendisine ulaşacağını ve yardımına yetişeceğini söylemiş. Rüstem’in doğumu yaklaşıp da, Rûdâbe büyük sıkıntılarla yüz yüze geldiğinde Sîmurg’un dediğini yapmış ve onun yardımlarıyla Rûdâbe’nin karnını yararak Rüstem’i dünyaya getirmişlerdir.</p>
<p>Efsanenin devamı Firdevsi’nin Şehname’sinde geçtiği şekilde özetlersek; bir gün Rüstem avlanırken önce yolunu ve sonra da gece uyurken atını kaybetmiş. Atı Rakş&#8217;ı bulacağım derken düşman topraklarına, Turan&#8217;a girmiş. Ama namı kendinden de önce gittiği için tanıyıp iyi davranmışlar ona. Turan Şahı misafir edip bir şölen vermiş. Yemekten sonra odasına çekilince şahın kızı içeri girip Rüstem&#8217;e aşkını anlatmış. Ondan çocuğu olmasını istediğini söylemiş. Güzelliği ve diliyle onu kandırmış; sevişmişler. Sabah Rüstem doğacak çocuğa kendinden bir işaret, bir bileklik bırakıp ülkesine geri dönmüş.</p>
<p>Doğan çocuk Sührab yıllar sonra anasından babasının efsanevi Rüstem olduğunu öğrenince demiş ki: ‘İran&#8217;a gideceğim, zalim İran Şahı Keykavus&#8217;u tahttan indirip yerine babamı geçireceğim. Sonra buraya Turan&#8217;a döneceğim ve Keykavus gibi zalim Turan Şahı Efrasiyab&#8217;ı (Alp Er Tunga) indirip yerine kendim geçeceğim! O zaman babam Rüstem ve ben İran&#8217;ı ve Turan&#8217;ı yani bütün cihanı adilane yöneteceğiz!’ Böyle demiş saf ve iyi kalpli Sührab, ama düşmanlarının kendinden daha sinsi ve kurnaz olduğunu anlayamamış. İran ile savaşacak diye Turan Şahı Efrasiyab niyetini bilmesine rağmen onu desteklemiş, ama babasını tanımasın diye casuslar da katmış ordusuna. Hilelerden, kötü kaderin oyunu ve yüce Allah&#8217;ın gizli rastlantılarından sonra, efsane Rüstem ile oğlu Sührab arkalarında askerleri, savaş alanında zırhlar içinde oldukları için birbirlerini tanıyamadan karşı karşıya gelmişler. Zırhlar içindeki Rüstem, karşısındaki cengâver bütün gücünü toplamasın diye kim olduğunu zaten hep saklarmış. Gözü babasını İran tahtına oturtmaktan başka bir şey görmeyen çocuk kalpli Suhrab da zaten kiminle savaşacağına dikkat bile etmiyormuş. Böylece bu iki iyi ruhlu, büyük savaşçı baba oğul, askerleri arkada onları seyrederken öne atılıp kılıçlarını çekmişler. Birinci gün zırhlar içindeki iki cengâver dövüşe tutuşur ve saatlerce boğuştuktan sonra, birbirlerini yenemeden kan ter içinde geri çekilirler.</p>
<p>İkinci gün gene ordular karşılıklı sıralanır, gene zırhlar içindeki baba oğul öne atılıp birbirlerine acımasızca girişirler. Uzun dövüşten sonra o gün talih Suhrab&#8217;a güler ve Rüstem&#8217;i atından düşürüp altına alır. Hançerini çekmiş, öldürücü darbeyi yakından babasına vurmak üzeredir ki yetişip şöyle derler: İran&#8217;da, düşman cengâverin kellesini ilk seferde almak gelenek değildir. Öldürme onu, çiğlik olur. Sührab da babasını öldürmez.</p>
<p>Üçüncü gün ise kavga merakla beklediğimin aksine, bir anda biter. Rüstem Sührabı atından düşürür ve kılıcını bir hamlede göğsüne daldırıp öldürür onu. Olayın hızı, dehşeti kadar şaşırtıcıdır. Bilekliğinden öldürdüğünün oğlu olduğunu anlayınca Rüstem yere diz çöker, oğlunun kanlı cesedini kucağına alır ve ağlar.</p>
<p>Sezaryen sahnesinin ele alındığı tek minyatür Firdevsi’nin Şehname ’si değildir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1139" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg" alt="Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi" width="1200" height="769" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi-300x192.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi-768x492.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi-1024x656.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi-210x136.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Biruni’nin “Al-Athar”ında sezaryenle doğum sahnesi.</p>
<p>Bu minyatürde, kafa travması sonrası ölmüş annenin karnından bebeğin üç gözlemci ve bir cerrah tarafından alınması tasvir edilmiştir.<br />
Sonuç olarak minyatür sanatı genel kanının aksine yüzeysel ve üstü kapalı davranmamış, hem kitap metnini desteklerken hem de okurun hayal gücünün sınırlarını genişletmiştir.</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/minyatur-ve-sezaryen/">Minyatür ve sezaryen</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gökkuşağı Günleri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/gokkusagi-gunleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Engin Demiriz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 11:05:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 93. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Kokusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1132</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="795" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gokkusagi-gunleri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2-300x199.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2-768x509.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2-1024x678.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>Şilili yazar Antonio Skarmeta’nın 2011 yılında yazdığı ödüllü romanı Gökkuşağı Günleri, Şili diktatörü Pinochet’in 15 yıllık baskıcı diktatörlüğün ardından bir 8 yıl daha iktidarda kalmak ve bunu da halka onaylatmak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/gokkusagi-gunleri/">Gökkuşağı Günleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="795" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gokkusagi-gunleri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2-300x199.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2-768x509.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-2-1024x678.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><blockquote><p>Şilili yazar Antonio Skarmeta’nın 2011 yılında yazdığı ödüllü romanı Gökkuşağı Günleri, Şili diktatörü Pinochet’in 15 yıllık baskıcı diktatörlüğün ardından bir 8 yıl daha iktidarda kalmak ve bunu da halka onaylatmak için düzenlediği sözde demokratik referandum dönemini temel alan bir roman.</p></blockquote>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1135" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-3.jpg" alt="gokkusagi-gunleri" width="546" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-3.jpg 546w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-3-205x300.jpg 205w" sizes="auto, (max-width: 546px) 100vw, 546px" /></p>
<p>Gökkuşağı Günleri felsefe dersi sırasında profesör Rodrigo Santos’un tutuklanmasıyla başlar. Rektör rejimi eleştiren ve öğrencilere ‘’sapkın düşünceler’’ aktaran profesörü ihbar etmiştir. Santos’un oğlu romanın kahramanlarından Nico babası için kaygılanırken yaşamını da sürdürmeye çalışır. Nico’nun sevgilisi Patricia’nın babası ünlü bir reklamcı iken Pinochet diktatörlüğünde işten atılmış, hapsedilmiş, işkence görmüş bir muhaliftir. Ancak Pinochet’in içişleri bakanı bir sürprizle karşılaşmak istemez ve referandum kampanyasını yürütmek için bu başarılı reklamcıya görev verir. Moral nedenlerle bu teklifi reddeden Bettini’ye bu kez geniş bir yelpazeden oluşan muhalif cepheden Hayır kampanyası önerilir. 15 yıldır korku ve terörle sindirilmiş, karamsar, umutsuz bir halka referandumun önemini anlatmak ve tepkisini oyuyla göstermesini sağlamak oldukça zor görünmektedir.</p>
<p>Gökkuşağı sloganı altında tüm muhalifleri birleştiren süreç için pozitif bir tutumla neşeli, esprili, Tuna Valsinin notaları eşliğinde umut aşılayan bir kampanya planlanır.</p>
<p>Bu romanıyla 2011 yılında Planeta-CasaAmerica ödülünü alan Antonio Skarmeta roman boyunca Şili’de diktatörlük döneminde yaşanan zalim baskıyı, insan hakları ihlallerini anlatırken insanları canlandıran ve dramatik olayları kompanse eden mizahı da ihmal etmiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1133" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-1.jpg" alt="gokkusagi-gunleri" width="559" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-1.jpg 559w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gokkusagi-gunleri-1-210x300.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 559px) 100vw, 559px" /></p>
<p>Gökkuşağı Günleri yazarın da çeşitli söyleşilerde ifade ettiği gibi optimist ve umut verici tonda yazılmış kurgusal bir roman. Dönemin kişiliklerini çağrıştırsa da bir belgesel değil. Antonio Skarmeta’nın bu kitabı diktatörlük döneminde özgürlük için savaşan, yaşamını kaybeden anonim kahramanlara, sansüre uğrayan, baskı gören sanatçılara adanmıştır.<br />
Antonio Skarmeta, özellkle filme de alınan iki ünlü romanıyla dünyaca tanınmış bir yazardır. Neruda’nın Postacısı ünlü ozan Pablo Neruda’yla postacısının dostluğunu, Victoria’nın Dansı ise diktatörlüğün ardından neoliberal politikaların darmadağan ettiği yaşamları anlatır. Son romanı Gökkuşağı Günleri’nden de 2012 de Cannes Film Festivalinde ödül alan ünlü NO filmi doğmuştur.</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/gokkusagi-gunleri/">Gökkuşağı Günleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkan esintisi</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/balkan-esintisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Bülent Kavuşturan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 10:57:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 93. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[sonradan gourmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1126</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1067" height="800" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="balkan esintisi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1.jpg 1067w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1067px) 100vw, 1067px" /></div>
<p>Bursa’nın zengin sosyokültürel mozaiğini oluşturan en renkli kısım şüphesiz Balkan Göçmenleridir. Bursa’yı Bursa yapan pek çok değerin oluşmasında çalışkanlıkları ve renkli kişilikleri ile katkı sahibidirler. Balkan Mutfağının Bursa’da tanınmasını ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/balkan-esintisi/">Balkan esintisi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1067" height="800" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="balkan esintisi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1.jpg 1067w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1067px) 100vw, 1067px" /></div><p>Bursa’nın zengin sosyokültürel mozaiğini oluşturan en renkli kısım şüphesiz Balkan Göçmenleridir. Bursa’yı Bursa yapan pek çok değerin oluşmasında çalışkanlıkları ve renkli kişilikleri ile katkı sahibidirler. Balkan Mutfağının Bursa’da tanınmasını ve sevilmesini de sağlamışlardır. Yanlarında getirdikleri Kuzine sobaları ile hem ısınmış hem de yemeklerini yapmışlardır. Kuzine sobalar ısıyı geniş yüzeylere yaydığı için pişirilen yemekler uzun zamanda ve dengeli olarak pişmekte ve oldukça lezzetli olmaktadır. Kuzine sobalar; İmkan olsaydı modern mutfaklarda da hak ettiği yeri alsalardı diye düşünüyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1130" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1.jpg" alt="balkan esintisi" width="1067" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1.jpg 1067w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1067px) 100vw, 1067px" /></p>
<p>Özellikle Bulgaristan göçmeni ailelerin bildiği bazı lezzetleri paylaşmak istiyorum. Kaynakça olarak üyesi olduğum ve bir dönem yönetim kurulu üyeliğini yaptığım BALGÖÇ Balkan Göçmenleri Kültür ve dayanışma derneği sitesinden yararlanılmıştır.</p>
<p>Sağlık ve afiyetle…<br />
<strong>Dr. Bülent Kavuşturan</strong></p>
<hr />
<p><strong>KAÇAMAK</strong></p>
<p><strong>MALZEMELER</strong>:</p>
<p>* 500 gr mısır unu<br />
* 5 adet küçük boy patates<br />
* 150 gr tereyağ<br />
* 1 çay bardağı sıvı yağ<br />
* 7 su bardağı su (isteğe göre 6 su bardağı olabilir)<br />
* Bir tutam tuz<br />
* Pul biber</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1130" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1.jpg" alt="balkan esintisi" width="1067" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1.jpg 1067w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1067px) 100vw, 1067px" /></p>
<p><strong>YAPILIŞI</strong>:</p>
<p>Patatesler küp şeklinde doğranır. Sıvı yağda hafif kavrulur. Su ilave edilerek pişirilir. Mısır unu ve tuz ilave edilerek, kısık ateşte tahta kaşıkla koyulaşıncaya kadar karıştırarak pişirilir. Tepsiye alınarak kaşıkla şekil verilir. Eritilmiş kızgın tereyağın içine pul biber atılarak üzerine gezdirilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<hr />
<p><strong>PİRİNÇ PİDESİ (BİDESİ)</strong></p>
<p><strong>Malzemeler</strong>:<br />
* 2 adet yufka<br />
* 2 yumurta<br />
* 1 su bardağı pirinç<br />
* 1,5 su bardağı su<br />
* 1 demet taze soğanın yeşil yaprak kısmı<br />
* 1 fincan sıvı yağ<br />
* 100 gr lor<br />
* Tuz<br />
* (Fırında yapılacak ise üstüne sürmek için 1 yumurta, 1 kase yoğurt ve 1 fincan sıvı yağ)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1127" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-2.jpg" alt="balkan esintisi" width="1066" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-2.jpg 1066w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-2-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-2-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-2-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-2-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1066px) 100vw, 1066px" /><br />
<strong>Yapılışı</strong> :<br />
Su bir tencereye konur ve kaynatılır. Kaynayan suya; pirinçler, yağın yarısı ve tuz ile birlikte ilave edilerek pişirilir. Diğer tarafta 1 demet taze soğanın yeşil yaprak kısmı küçük küçük doğranır ve yağın kalan yarısı ilave edilerek karıştırılır. Pişen pirinç ocaktan alınıp soğutulur ve soğuyunca içine 2 adet çırpılmış yumurta ilave edilerek karıştırılır. Yağlanmış tepsiye yufkanın 1 tanesi yayılır; üzerine yağlanmış soğan yaprakları, lor ve pirinç karışımı eşit bir şekilde yayılır. Diğer yufka üzerine serilir, yağlanır ve ocak üstünde bir tarafı pişirildikten sonra diğer tarafı da çevrilmek sureti ile pişirilir. üzerine çırpılmış yumurta, yağ, yoğurt karışımı sürerek 200 derece ısıtılmış fırında, üzeri kızarana dek pişirilir.</p>
<hr />
<p><strong>CİĞERLİ KAPAMA</strong></p>
<p><strong>MALZEMELER</strong>:</p>
<p>Yarım kuzu ciğeri<br />
2 su bardağı pirinç<br />
4 su bardağı su<br />
½ çay bardağı sıvı yağ<br />
tuz<br />
karabiber</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1128" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-3.jpg" alt="balkan esintisi" width="1066" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-3.jpg 1066w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-3-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-3-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-3-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/balkan-esintisi-3-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1066px) 100vw, 1066px" /></p>
<p><strong>Yapılışı</strong> :<br />
Kuzu ciğerini küçük parçalar şeklinde doğrayıp yıkadıktan sonra sıvı yağ koyduğumuz tencereye alıp, kendi suyunu salıp çekene kadar kadar kısık ateşte hafifçe kavururuz. Daha sonra kaynattığımız suyu ciğerlerin üzerine ilave eder, biraz tuz da katarak ciğerleri pişiririz. Diğer yandan tuzlu suda ıslatmış olduğumuz pirincimizi bol su ile yıkayarak, bir tepsiye her tarafı eşit olacak şekilde yayarız. Pişmiş olan ciğerlerimizi, tenceredeki suyu ile birlikte pirincimizin üzerine dökeriz. Yemeğimizi; tepsinin üzerini kapatıp, ocak üzerinde eşit olarak pişecek biçimde tepsimizin her tarafını kısa sürelerle ateş üzerinde gezdirerek kısık ateşte pişirebileceğimiz gibi orta hararetli fırında da pişirmek mümkündür. Kapamamız; üzerine bol karabiber dökülerek sıcak servis yapılır.</p>
<p>,<br />
<strong>Kaynakça</strong> : BAGÖÇ Balkan Göçmenleri Kültür ve Dayanışma derneği sitesi www.Balgoc.org.tr</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/balkan-esintisi/">Balkan esintisi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müziğin son ozanı; Leonard Cohen</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/muzigin-son-ozani-leonard-cohen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Güzide Elitez]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 10:48:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 93. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1121</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="665" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1-300x166.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1-768x426.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1-1024x567.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>2O16 yılı, karanlık bir yıldı galiba… Müzik dünyasına baktığımızda bunu ileri sürmek için dört önemi nedenimiz var. George Michael, David Bowie, Prince, Leonard Cohen… Bu müzik efsanelerinin hepsi de 2016 [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/muzigin-son-ozani-leonard-cohen/">Müziğin son ozanı; Leonard Cohen</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="665" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1-300x166.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1-768x426.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/leonard-cohen-egoistokur-gulenay-borekci-1-1024x567.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><p>2O16 yılı, karanlık bir yıldı galiba… Müzik dünyasına baktığımızda bunu ileri sürmek için dört önemi nedenimiz var. George Michael, David Bowie, Prince, Leonard Cohen… Bu müzik efsanelerinin hepsi de 2016 yılında sonsuzluğa yürüdüler. Gök kubbeye bir hoş sedadan çok daha fazlasını bıraktılar. Yeryüzündeki birçok insanın sevinçlerine, kederlerine, hayal kırıklıklarına, pişmanlıklarına, inançlarına, aşklarına, ümitlerine müzikleri ile köprü oldular. Hepsi ayrı bir değer olan bu müzisyenlerin hangisini daha çok özleyeceğimizi kestirmek zor. Onlardan bir daha yeni bir şarkı duyamayacağız belki, ama galiba eskiler bize yeter de artar. Şarkılarının, müziklerinin bir benzerinin bir daha asla yapılamayacağından adım kadar eminim.</p>
<p>Başlıktan da anlaşılacağı gibi Hekimce Bakışın bu sayısında Leonardo Cohen’i yad edeceğiz, şair, şarkı yazarı, efsane müzisyen ve zarif adam Leonard Cohen. 21 Eylülde 82. yaşını kutlamasından ve bu yaşta yepyeni bir albüm çıkarmasından kısa bir süre sonra 7 Kasımda aramızdan ayrıldı. Egedeki bir Yunan adası olan Hydra yaşadığı sırada tanıştığı büyük aşkı Marianne’in ölümden kısa bir süre sonra. Şöyle yazmıştı ona yazdığı veda mektubunda, “zaten çok kısa sonra arkandan geleceğimi düşünüyorum… sonsuz aşkla yeniden görüşene kadar”.</p>
<p>Leonard Cohen 21 Eylül 1934 de Kanada’nın Montreal kentinde başlayan yaşam serüvenine 14 müzik albümü, şiir kitapları, film müzikleri, romanlar, dünya turneleri, büyük aşklar sığdırdı. Yahudi bir ailenin çocuğu olan sanatçı erken yaşlarda gitar çalmaya başladı ve Federico Garcia Lorca’nın şiirleri ile tanıştı. ( 1974 de doğan kızına Lorca ismini vermiştir) İlk şiir kitabını 1956 yılında yayınladı. İlk müzik albümünü ise 1967 yılında. Birçok unutulmaz şarkıya imza attı. Kariyerinin ilk albümünde ‘Suzanne’, ‘Sisters of Mercy’, ‘So Long, Marianne’ ve ‘Hey, That’s No Way to Say Goodbye’ gibi şimdilerde hepimizin bildiği şarkılarla bizlerin hayatına girdi.</p>
<p>Biraz tekinsiz gözüken bu bas bariton sesli, yakışıklı efsane kaç kuşağı kendine aşık etti, bilemiyorum. Ancak kendi kişisel geçmişine baktığımızda fonda bir Yunan adası ve büyük bir aşk görüyoruz. Marianne ile aşkı için en büyük aşkı diyebiliriz sanırım, bunun için birçok ipucu var. Öncelikle bu kadının esin kaynağı olduğu şarkılar “So Long Marianne” “Bird on a Wire”, bir de şu sonsuzlukta kavuşmayı bekleyen “veda mektubu”. Sanatçının diğer aşkları ise Suzanne Elrod ki iki çocuğunun annesidir kendileri. 1990’larda aktris Rebecca De Mornay ile nişanlanmıştır. Ömrünün son dönemindeki hayat arkadaşı ise Anhani Thomas dır. Birde “Chelsea Hotel” isimli şarkıya esin olan ise Janis Joplin ile yaşanan bir gecelik aşkı anmadan geçemeyeceğim. Ayrıntıları bulmak sizin magazinel becerinize kalmış.</p>
<p>Leonard Cohen’in hep tanrı ile bir sorunu oldu. Bu hesaplaşma bekli de bu anlamda en iyi yazılmış şarkı olan “Hallelujah”a esin kaynağı olmuştur. Bu şarkının 1000 in üzerinde coverı yapılmıştır İnancının Budizm olduğunu söylemekle birlikte Musevilik inancını da hep yanında taşımış gibi gözükmektedir. Bir dönem, “beş seneden bahsediyoruz” Los Angeles’teki bir Budist tapınağında zen rahibi olarak yaşayıp dünya ile tüm bağlantısını kesmiştir. Ne televizyonun ne de magazinin zehrine bulaşmadığı halde böylesi bir inzivaya ihtiyaç duymuştu. Bu yalıtılmış dönemin arkasından da 2001 yılında ‘Ten New Songs’ albümü ile müziğe döndü.</p>
<p>Leonard Cohen’in tüm hayatı depresyonla kol kola geçmiştir. Bu durum zaten şarkılarının o kaotik karamsar havasından da anlaşılır. Bir taraftan da kara mizah örneklerini de görürüz bu şarkılarda. Depresyon ve intihar üzerine de birçok şarkı yazmıştır. “Seems So Long Ago, Nancy” , “One of Us Cannot Be Wrong”; “Dress Rehearsal Rag” intiharla ilgilidir. “Please Don’t Pass Me By” ve “Tonight Will Be Fine” ise depresyon kokan şarkılardandır. “Müslüm Baba misali” albümlerinin satışının bir jiletle beraber yapılması eleştirilerini almıştır zaman zaman.</p>
<p>Sosyal adalet kavramları, savaş, son dönemde sol politikalar şarkılarında yer almıştır. 1961 krizinde Che Guevara stili sakalı ve üniformasıyla Küba’dadır. 1973 Mısır /İsrail savaşında cepheye gider ve her iki tarafın askerlerine adadığı “Lover Lover Lover,” parçasını yazmıştır. Amerika’ya bir eleştiri niteliğindeki “Democracy” şarkısını da 11 Eylüle yazdığı “On That Day” şarkıyı da unutmamak lazım.</p>
<p>Ömrünün son dönemlerinde Leonard Cohen’i dünya turnelerinde her kuşaktan hayranının mutlu ederken görüyoruz. Ama bu mutluluğu emekliliğe ayırdığı parasını zimmetine geçiren menajerine borçluyuz. Emeklik hayalleri kurarken çalışmak zorunda kalan Cohen bu dönemde iki adet de albüm yayınladı.</p>
<p>Evet, insanlık çok iyi bir ozanını ve müzisyenini kaybetti ancak sonsuza uzanan müziği hala yanı başımızda. Yazımı Cohen’in “Anthem” adlı parçasındaki bu umuda dair mısra ile bitirmek istiyorum.</p>
<p>”Her şeyde bir çatlak vardır ışık böylece girer içeri”</p>
<p>Müziksiz kalmayın.</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/muzigin-son-ozani-leonard-cohen/">Müziğin son ozanı; Leonard Cohen</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Poliklinik yolculukarı</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/poliklinik-yolculukari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Ömer Levent Soydinç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2017 17:55:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 93. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1101</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="750" height="469" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="poliklinik-yolculuklari" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-1.jpg 750w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-1-300x188.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></div>
<p>Havasız ve pejmürde poliklinik odasının kapısına ulaşana kadar önümdeki kadınlı erkekli kalabalığı yarmak için düzenlediğim huruç hareketinde bugün de başarılı oluyorum. Sabahın ilk bayat çayını ve yanındaki sadık dostu simidi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/poliklinik-yolculukari/">Poliklinik yolculukarı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="750" height="469" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="poliklinik-yolculuklari" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-1.jpg 750w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-1-300x188.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></div><p>Havasız ve pejmürde poliklinik odasının kapısına ulaşana kadar önümdeki kadınlı erkekli kalabalığı yarmak için düzenlediğim huruç hareketinde bugün de başarılı oluyorum. Sabahın ilk bayat çayını ve yanındaki sadık dostu simidi kantinciye sipariş edip, sekreterimle hal hatır sorma faslını yalap şap eda ettikten sonra hasta kabulüne başlıyorum. Kapı önündeki monitörde ismini görüp de içeri girmeyi başaran hastaları alınlarından öperek tebrik etme dürtüsü geliştirdim son zamanlarda. Monitörde yanan isimle, içeri giren isim arasında mutlaka bir uyumsuzluk oluyor. Yahu diyorum kendi kendime, ”Kapı ile benim aramda uzay-zaman eğrisinde bir kayma mı oluyor acaba? Yani şu giren hasta bir sonraki uzay-zaman diliminde gerçekten monitörde ismini görüp de mi giriyor kapıdan, aslında ben kadıncağıza boşuna mı ters ters bakıyorum düşmanıma bakar gibi?” Yok ama değil, o da değil. Başkasının yerine Uluabatlı Hasan kararlılığında içeri girip surlara bayrağı diken hastanın mutlaka başka bir gerekçesi oluyor. Sunduğu mazeretin geçerliliğinden o kadar emin ki ablamız, benden gelecek hiçbir olumsuz tavrı kabullenmeye tahammülü yok, o belli. Sanırsın onun işi hemen o anda halledilmezse, ülkenin huzur ve güveni ciddi manada örselenecek, ya da ne bileyim o anda dileği yerine getirilmezse üç vakte kadar bana ve aileme bir musibet yapışacak. Başkalarını ite kaka içeri süzülen her hastanın böyle abuk sabuk bir gerekçesi olduğunu gördükçe vaktiyle yurdum insanının Almanyalarda, Fransalarda gavur ahalisine ne dumurlar yaşattığını düşünüp, sinsi gibi gülümsüyorum kendi kendime.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1104" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-3.jpg" alt="poliklinik-yolculuklari" width="720" height="365" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-3.jpg 720w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-3-300x152.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" />Bunların bir de kapı önü mitingleri oluyor ki, çok tantanalı geçiyor. İçeri girene kadar geçen zaman aralığında seyir ve eğlence sanatının bütün inceliklerini, Anadolu&#8217;nun bağrından süzülmüş bütün orta oyunlarını, meddah hikâyelerini sahneliyorlar. Beş santimetre kalınlığındaki kapının ardında konuşulanları oldukça net duyuyorum. Artık nasıl haykırarak konuşuluyorsa sanki masamın üzerine stereo yayın yapan amfili hoparlör sistemi kurulmuş kadar net dinliyorum. Dikkatli dinleyince insan önce panikliyor alışık değilse. Konuşulan tıbbi konuların içeriğine fazla hâkim olamayan birini getirip benim masaya oturtsanız; zavallıcık dışarıda en az on kadın doğum profesörü ile birkaç endokrin doçentinin kongre düzenlediğine yemin eder, beni de şahit yazdırır. Bazen o derece bilimsel bir seviye tutturuluyor halk kongresinde. Herkes birbirinin şikayetlerine son derece hâkim, herkes otör. O aşamadan sonra spontane gelişiyor sohbetin yönü. Ortada moderatör de olmadığından bir tür kakafoniye dönüşen bilimsel toplantıda en çok yaşlı teyzelerin söz aldığına şahit oluyorum. Onların dimağında her derde deva tedavi reçeteleri dolaşıyor. Henüz bu ortamlara yeni yeni takılmaya başlayan gelin kızlarla bekâr hatunlar pek fazla konuşmuyor büyüklerinin yanında. Akıntılarının rengini, eşleriyle kaç gecede bir halvet olduklarını, adetlerinin nasıl geçtiğini birbirleriyle konuşurken o kadar rahatlar ki, çevredeki erkeklerin mevcudiyeti de onları tedirgin etmiyor. Yıllardır gele gide artık bir tür hastane müptelası olmuş teyzelerde kadim Anadolu tedavi yöntemlerinin en yakası açılmadıklarından tutun da, ta Lokman Hekim&#8217;e kadar dayanan en bilinmedik mucizevî reçetelerle, insanı dumur kuyularına düşüren sağaltım teknikleri gırla gidiyor. Öyle ki, teyzenin açlıktan kokan nefesini içine çeke çeke can kulağıyla önerilerini dinleyen hasta tedavi olacağına öylesine ikna oluyor ki, yanıma girdiğinde beni küçük gören bakışlarından anlıyorum kararını verdiğini. Söylediklerimi dinlerken biliyorum ki içinden,”hadi oradan ukala dümbeleği, Hasibe Teyze zaten verdi bana reçeteyi. Sen hala konuş dur bakalım!” diye geçiriyor.</p>
<p>İçeri girdikten sonra başkalaşım geçiren bir başka hasta profili var ki, en favorim şu aralar. Dışarıda gülüm gülüm açılan, sohbet ortamının Kleopatra’sı olan deminki kadın gitmiş, yerine İngiliz Kemal’in en güvendiği yardımcı ajanı Makbule Kalfa gelmiş oturmuş sanki. Ser veriyor, sır vermiyor kadın. Neyi sorarsam kaçamak yanıtlar, şaşırtmacalı sorularım karşısında anamnezi olmadık mecralara akıtacak türde karşı sorular falan hep onda. Yahu bu çapraz sorgu muamelesine ne gerek var anlamıyorum. Şikayetini adam gibi aktar, biz de düzenleyelim reçeteni, sonra bin otobüsüne, git pembe pancurlu, mor kapılı evinin huzurlu mutfağına. Yok ama olmaz, bizim Mata Hari sabrımın sınırlarından iki milyon Suriyeli daha geçirmeye kararlı, orası kesin. Nuh deyip, peygamber demiyor sorgu boyunca. Bunun gibi dört hasta daha arka arkaya dalsa içeri, haşlanmış beynimi onlara ikram ettikten sonra halleluya, haalleluya nidalarıyla odayı terk etmem an meselesi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1103" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-2.jpg" alt="poliklinik-yolculuklari" width="640" height="360" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-2.jpg 640w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/poliklinik-yolculuklari-2-300x169.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p>Bakın konuşurken unutuyordum. Dünya durdukça başımızda durası Sağlık Bakanımız poliklinikte hasta muayene süresini beş dakikaya indirdiğinden beri çok rahatladım. Artık hastalarla telepati kurarak anlaşıyorum. Daha hsta kapıdan girdiği anda gözlerimi gözlerine dikip bağlantıyı kuruyorum. Artık gide gele hastalar da öğrendi telepatiyi. Hemen uyum sağlayıp arka beyin bölgesindeki &#8220;telepatik bağlantı çekirdeği&#8221;ni harekete geçirerek şikâyetlerini anlatıyorlar. Daha koltuğuna oturmadan ben anamnez kısmını bitirmiş oluyorum. Sekreter kız tansiyon alıp kaydedene kadar da reçeteyi düzenlemiş oluyorum. Son kalan bir dakikada memleket ahvali üzerine sohbet ettikten sonra bağlantıyı sonlandırıyoruz. Böyle giderse evden eve telepatik bağlantı kurup bütün ülkeyi tedavi etmeyi düşünüyorum.</p>
<p>Bakalım, hayırlısı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/poliklinik-yolculukari/">Poliklinik yolculukarı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gürcistan [Dünyayı Gezelim]</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/gurcistan-dunyayi-gezelim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Uğur Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2017 17:45:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 93. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1091</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="675" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gurcistan" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10-300x169.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10-768x432.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10-1024x576.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>Sevgili dostum Fatih Öcal ın yaklaşık bir yıl yaşadığı Tiflise beraber gitme davetini elbette kabul etmemek olmazdı. Ertuğrulu da alıp çıktık yola. İstanbuldan doğuya giden uçakların büyük çoğunluğu gibi gece [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/gurcistan-dunyayi-gezelim/">Gürcistan [Dünyayı Gezelim]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="675" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gurcistan" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10-300x169.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10-768x432.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-10-1024x576.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><p>Sevgili dostum Fatih Öcal ın yaklaşık bir yıl yaşadığı Tiflise beraber gitme davetini elbette kabul etmemek olmazdı. Ertuğrulu da alıp çıktık yola. İstanbuldan doğuya giden uçakların büyük çoğunluğu gibi gece yarısı başlayan yolculuğumuz sabaha karşı son buldu. Otele sorunsuz ulaşmamıza rağmen hemen önündeki Agmedbagasvili caddesindeki büyük ölçekli çalışma canımızı sıkmadı değil.</p>
<p>Sonradan anladık ki Tiflisi bölüm bölüm yeniliyorlar. Elbette bunun asıl sebebi 4.5 milyonluk ülke için turizmin ciddi bir gelir kaynağı olduğunu fark etmeleri. Aslında yapılan var olanı tekrar ayağa kaldırma değil de mevcut binaların dış yüzüne bir proje dahilinde giydirme yapmak ve caddeye yeni bir kimlik kazandırmak.Gerçeği söylemek gerekirse bunda da başarılı oluyorlar.</p>
<p>Tiflis merkezde insanı en çok rahatsız eden ise kentin silüetini bozan yüksek cam kuleler. Sovyet eskisi devletlerde bir çok örneğini gördüğümüz bu tarz yapılar, sanırım Kominizm den kalan anıları silmek için yapılıyor. Yine sanki uzaydan gelmiş görüntüsüyle Barış köprüsü ve hemen yanı başındaki konser salonu da cabası. Bana sorarsanız hiç gereği olmayan yapılar olmuş.</p>
<p>Tiflis&#8217;te eski şehir ve Rustaveli caddesinde dolaşabilir, hamam seviyorsanız kükürtlü banyolara gidilebilir,teleferikle tepeye çıkabilir. Dry Bridge de her gün kurulan bit pazarı ve ressamların açık hava sergisinde zaman geçirebilirsiniz. Nehrin karşısındaki yeniden yapılan caddede kafelere takılabilir ve alışveriş yapabilirsiniz. Yine Kominist dönem simgelerinden olan büyük parklarda dolaşıp belki operaya ya da baleye gidersiniz.. Ancak bunlar 1 bilemediniz 2 gününüzü alır.<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1095 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-12.jpg" alt="gurcistan" width="400" height="561" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-12.jpg 400w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-12-214x300.jpg 214w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Eger 4-5 gün kalacaksanız Tiflis dışına kırsal bölgeye gitmenizi öneririm. Bunun için en uygun yol günlük turlardan satın almanız. Bir çok firma bu işi yapıyor olsa da size önerim yerel halkın kırmızı otobüs dediği http://www.cstbilisi.com/ olsun. Web sitesinden 2 tur alırsanız % 15 de indirim yapıyor ancak gitmeden bağlantı kurarsanız ofiste de bu indirimi alıyorsunuz. Elbette henüz türkçe rehberleri yok.</p>
<p>Biz eski şehir Mystheka, Borjomi ve Kakheti yi tercih ettik. Ülke küçük olsa da otoban pek yok bu yüzden yolculuklar uzun sürüyor ve gürcüler o kadar hızlı araç kullanıyorlar ki zaman zaman insanın yüreği ağzına geliyor. İlginç olansa Avrupa birliğinin 2. el araçlarını çok ucuza alabilen gürcüler eski ingiliz otomobillerinide ülkeye getirmiş. Trafikte olan araçların neredeyse dörtte biri sağdan direksiyonlu.</p>
<p>İlk gün en yakın tur olan eski başkent Mystheka ya gittik.Muhteşem manzarası, sert rüzgarıyla tepedeki Jvari manastırı ilgi çekici olsa da 2 adet kilise, manastır ve katedralden oluşan turda bi süre sonra bayıyorsunuz. Neyse ki 4 saat sürüyor. Hıristiyanlığı Gürcistana getiren aziz Nino nun Ürgüpten kalkıp ilk buraya gelip yerleşmesi ve buradan da Singnagi&#8217;ye olan yolculuğunun hikayesi meraklıları için ilginç olabilir. Komik olan ise rehberin Nino&#8217;dan bahsederken sanırım Anadoludan kalkıp gelmesi nedeniyle devamlı bize Türk Nino vurgusunu yapmasıydı.Belki de Türklerin Anadoluya 11. yy sonrası geldiğinden haberi yoktu.</p>
<p>İkinci gün iki buçuk saat süren yolculuk sonucu hemen Türkiye sınırı yakınında mağara kasaba Vardzia ya ulaştık. Bizim Kapadokyanın küçük ölçeklisi olan bölgede 500 den fazla oyulmuş mağara var. Tırmanmak biraz yorucu olsa da yukarıya vardığınızda Mtkvari nehrinin yarattığı vadinin manzarası görülmeye değer. Efsaneye göre mağaraları ilk keşfeden buralarda çocukken oynayan ünlü Gürcü Kraliçesi Tamar imiş. Mağara kilisede eğer açıksa Tamar ın büyük bir freskini görebilirsiniz.</p>
<p>1184-1213 yılları arasında ülkeyi yöneten kraliçenin adı bazı dillerde Tamara olarak da anılıyor. İktidarda olduğu dönem içinse Gürcistanın altın çağı deniyor.</p>
<p>Gezi sonrası Mtkvari nehri yanında yerel bira eşliğinde yöresel gürcü yemeği Odzhahuri yi mideye indirip Akhaltsikhe yani Ahıskaya doğru yola çıkıyoruz.</p>
<p>Çıldır savaşı sonrası (1578) Türklere geçen bölge 1828 Osmanlı Rus savaşı sonrası Ruslara bırakılmış. Daha sonra bölgedeki müslüman ve katolik gürcülerin önemli bölümü anadolu ve istanbula göçmüşler .II . Dünya savaşı sırasında da kalan müslüman ahıskalılar Sovyet yönetimince sürülüp yerine ermeni nüfus yerleştirilmiş.</p>
<p>Bölgedeki en önemli yapı Rabati kalesi, Harap olan yapı bizim de maddi ve teknik desteğimizle yapılan restorasyon ile 2012 yılında ziyarete açılmış. Yapılan yenileme çalışmaları ülkemizde yapılan restorasyon rezaletlerinin bir benzeri. Şıkır şıkır yepyeni bir kale yaparken orjinal planı hiçe sayıp kale içinde ki camiye kat çıkmak dahil içerideki medreseyi beton plakalarla kaplamış ağaç işçiliklerini suntadan kesip boyamışlar. İşin içinde bizim parmağımız olması da en acısı tabi. Tarihi dokuyu göz ardı ederek yapılan bu yenileme keşke hiç yapılmasaydı daha iyiymiş diyor insan, tam bir rezalet.</p>
<p>Günün son ziyaret noktası Borjomi. Milli park olan bölge şifalı sularıyla ünlü. Çeşmelerden akan sülfür ve demir içerikli sıcak ve ılık maden suları 1896 dan beri şişelenerek satılmakta ve ihraç edilmekteymiş. Vadi boyunca devam eden park yeşilin ve akan suyun birlikteliğiyle güzel bir yürüyüşe imkan veriyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1096 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-11.jpg" alt="gurcistan" width="400" height="631" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-11.jpg 400w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurcistan-11-190x300.jpg 190w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></p>
<p>Üçüncü gün Gürcistana geliş amaçlarımızdan biri olan güzel şarapların üretim bölgesi Telavi ve Kakheti ye gittik. Doğruyu söylemek gerekirse hayatım boyunca şaraptan anlayan biri olamadım bir türlü. İçindeki tatları ayırmaya çalışmalara da kafam basmaz. Benim için önemli olan içilebilir olmasıdır, bir de yanındaki dost sohbeti. . Bana sorarsanız şarapları güzel ama bizimkilerden de çok fazla değil.</p>
<p>Gürcüler şaraplarıyla övünmeyi çok seviyorlar, haklılar çünkü şarap ihracatı önemli bir gelir kapısı.Örneğin Türkiyenin yıllık ihracatı 11 milyon dolar iken Gürcistanın 180 milyon. Yunanistanın 83 Bulgaristanında 55 milyon dolarlık dış satım yaptığına bakarsak ne kadar ezik bir durumda olduğumuzu anlarız. Ha diyeceksiniz ki onlar hıristiyan biz müslümanız belki bu etkendir. Hiç de öyle değil, mesela Malezya yılda 50 milyon dolardan fazla şarap ihraç ediyormuş. Şarapcılık teşvik edilir ağır vergi yükü hafiletilirse Türkiyenin bu rakamlara yaklaşmaması için hiç bir sebep yok.</p>
<p>Şarap yapımının günümüzden 8000-9000 yıl öncesine uzanan, tarihteki en eski izlerine bugünkü Gürcistan&#8217;da rastlanmış. Kafkasya&#8217;dan aşağıya, oradan Orta Doğu&#8217;ya doğru yavaş yavaş yayılmış. Şarabı Mısır&#8217;a ve tüm Akdeniz havzasına yayanlarsa büyük ölçüde Fenikeliler olmuş. Bu sebepten dolayı Yunan Tanrısı Dionysos un Gürcü olduğu geyiğini duyarsanır sakın şaşırmayın.</p>
<p>Gürcistan da öğrendiğimiz bir detay ise hiç bir Gürcü nün şişe şarabı içmediği oldu. Evde yapılmış açık şarap tercih edilirmiş. Bu bilgiden sonra restorantlarda dikkat ettik hemen hemen hepsi karafta açık şarap söylüyorlardı. Biz de ev şaraplarını bir kaç kez tattık ve memnun kaldık.</p>
<p>Kakhetiye yolculuğumuz 2 saat sürdü tepelere tırmandık indik arada ineklerin otladığı yaylalarda mola verdik, bizim karadenizin coğrafi yapısına çok benzer olan bölgede denizin uzak olması ve toprağın yapısı sebebi ile üzüm bağları epey fazla. Doğal olarakta şarap yapımı da. Eskiden ayakları ile üzümün suyunu çıkaran Gürcüler Sovyet döneminde makinaya dönmüşler.Fakat bu da şarabın kalitesini bozmuş.</p>
<p>Sıkılan üzüm suyu toprağa gömülü büyük küplerde fermentasyona bırakılıp daha sonra su kabağından yapılan büyük kepçelerle dışarı alınırmış. Su kabağının alameti farikası ise şarabın tadını değiştirmemesiymiş. Bir de Gürcüler hayvan boynuzundan yada topraktan yapılan kadehlerden içerlermiş şarabı. Ama kadeh bir kez kaldırıldımı maçoluğun şanından mıdır artık bilmiyorum dibini görmek adettenmiş.</p>
<p>İlk olarak Tsindali de ünlü bir Gürcü ailesi olan Chavchavadzelere ait villaya gidiyoruz. Ünlü bilim adamları, askerler, şairler ve devlet adaları çıkarmış, Gürcistanın siyasi ve kültürel tarihine etki etmiş ailenin evinde yüzyıldan fazladır kullanılan eşyalar sergileniyor. Devasa bahçesi ve şarap mahzeniyle en önemlisi de aslına uygun restorasyonuyla görülmeye değer.</p>
<p>İkinci durağımız Alazani vadisinin muhteşem manzarasına karşı hala ayakta duran kale surları, dar sokakları ve kırmızı çatılı küçük evleriyle dikkat çeken Sighnaghi. Şehir yüzyıllar önce Pers saldırılarına karşı korunmak için inşa edilmiş. Aşk şehri olarak da anılan bu kasabaya günümüzde bir çok çift evlenmek için geliyormuş.</p>
<p>Son olarak Bodbe de St Nino manastırındayız. Gürcistana hıristiyanlığı getiren Kapadokyalı Nino nun son durağı burası olmuş ve kalıntıları da manastırın içinde gömülüymüş. Dünyada hristiyanlığı kabul eden ilk ülke olan Gürcistanın önemli Haç mekanlarından birisi olan manastırda Ninoya dua eden inananlar bunun karşılığında sağlık ve kudret kazanmaktaymışlar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1099" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/gurcistan-13.jpg" alt="gurcistan" width="1200" height="1051" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/gurcistan-13.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/gurcistan-13-300x263.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/gurcistan-13-768x673.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/gurcistan-13-1024x897.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Efsaneye göre Hz. Meryem tarafından Nino ya verilen Ortodoks kilisesinin en büyük sembollerinden olan kolları eğri haç (Grapevine) bir çok ülke dolaştıktan sonra günümüzde Tiflis te Sioni katedralinde bulunmakta.</p>
<p>Ülkenin büyüklüğü bizim marmara bölgesi kadar olunca Tiflisten 2-3 saatlik yolculuklarla doğu ve batı sınırlarına ulaşmak mümkün. Gürcüler turizmin ilerde ciddi bir gelir kapısı olacağının farkına vardıkları için okullarda ingilizceyi zorunlu hale getirmişler. Tiflisi bölüm bölüm restore ederek göz alıcı hale getirme çabaları devam ettiği için bazı caddeler şantiye görünümünde olsa da sanırım bir kaç yıl sonra bu durum da ortadan kalkacaktır.</p>
<p>Rezo Gabriadze kukla tiyatrosu da bu turizm potansiyelini görmüş ki 2005 yılında tiyatronun hemen önüne enteresan bir saat kulesi dikmiş. Günün belli zamanlarında saatin vurmasıyla hayatın ritmi adlı küçük bir kukla oyununun da sunulduğu, tepesindeki nar ağaçıyla her an yıkılacakmış gibi duran yeni olmasına rağmen turistlerin ilgi odağı olmuş biraz Prag&#8217;da ki meşhur saati andıran yapıyı görmeden dönerseniz pişman olabilirsiniz.</p>
<p>Özellikle Tifliste adım başı devriye gezen polisleri görmek insanı rahatlatsa da aman siz çantanıza cüzdanınıza sahip olun. Dönüş uçağında bunca yıldır uçan biri olarak ilk kez duyduğum &#8221;uçaktan inmeden paranızı, değerli eşyanızı kontrol edin&#8221; anonsu sonrası cüzdanını üst rafa bırakmış bir yolcunun 1100 dolarının çalınması bizi 1 saat uçakta mahsur bıraktı. 2 şüphelinin polis tarafından alınması esnasında panikleyen hırsızın yere attığı paranın uçak içine bulunmasıyla esaretimiz sona erse de giderken aynı şekilde parasını çaldıran ama otelde fark eden Fatih&#8217;in &#8221;Demek ki insanı daha uçaktan inmeden soymaya başlıyorlar, keşke bu anonsu biz giderken de yapsaydınız.&#8221; serzenişine yol açtı.</p>
<p>https://www.instagram.com/dunyayigezmeli/</p>
<p>http://dunyayigezmeli.tumblr.com</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/gurcistan-dunyayi-gezelim/">Gürcistan [Dünyayı Gezelim]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2016’daki Gelişmeler Ve Mesleğimizin Geleceği</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/2016daki-gelismeler-ve-meslegimizin-gelecegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Cem Heper]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2017 17:33:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 93. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1082</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="meslegimizin-gelecegi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Yaşamımız bir sürü yenilik ve öğrenmemiz gereken yeni bilgiler ile devam ediyor. Bilim ve teknolojide, son derece etkili ve yaşamımızı değiştirecek gelişmeler oluyor. Bu yeniliklerin bazılarını medscape.com’da, Eric Topol hocamız [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/2016daki-gelismeler-ve-meslegimizin-gelecegi/">2016’daki Gelişmeler Ve Mesleğimizin Geleceği</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="meslegimizin-gelecegi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>Yaşamımız bir sürü yenilik ve öğrenmemiz gereken yeni bilgiler ile devam ediyor. Bilim ve teknolojide, son derece etkili ve yaşamımızı değiştirecek gelişmeler oluyor.</p></blockquote>
<p>Bu yeniliklerin bazılarını medscape.com’da, Eric Topol hocamız derleyerek sundu. Ben de Erik Topol’un sunusunun etkisinde kalarak bu yazıyı hazırladım. Umarım eğlendirici ve düşündürücü bulursunuz.</p>
<p>2016 yılında, cep telefonlarının mesleki araçlarımızdan biri haline gelmesinden, insan genlerinde yapılan düzenlemelerin tedavilerde kullanılmasına kadar birçok gelişme oldu. Tıp eğitiminde yenilikler oluştu. Bu gelişmelere çocuklar ve gençler kolayca adapte oluyor ve bu yeniliklerin gelişimini daha da hızlandırıyorlar. Orta ve ileri yaşlıların ise, kavrama ve uygulama becerileri azaldığı için, adaptasyonları ve becerilerinin uygun seviyelere getirilmesi ek eğitim programları gerektiriyor. Yaşlanma ile oluşan yetenek kaybı ile birlikte tıp eğitiminin süresinin uzunluğu, tıp eğitimi ve bilimsel gelişmesinin kalitesinde sorun oluşturuyor. Sürenin uzaması kaliteyi arttırabileceği gibi, tam tersine düşürebiliyor da. Mezunlar ne kadar yaşlı olursa, yaşam süreleri içindeki verimlilikleri de o kadar azalıyor. Bu nedenle eğitimcilerin üzerinde en çok çalıştıkları konu, mükemmel mezunların optimum sürede yetişmesidir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1084" style="text-transform: initial;" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-1.jpg" alt="" width="1860" height="817" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-1.jpg 1860w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-1-300x132.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-1-768x337.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-1-1024x450.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1860px) 100vw, 1860px" /></p>
<p>1-Tıp eğitiminin kısalması: Bu konuda dünyada da önemli gelişmeler oluyor. Örneğin, şu anda karşımdaki iki bilgisayardan birinde, Columbia Üniversitesi Tıp Fakültesinin tanıtım sayfası var. Bu sayfa Columbia Tıp Fakültesinde tıp eğitiminin klasik eğitim süresinden 1 yıl daha az olduğunu bildiriyor. Amerika Birleşik Devletlerindeki en iyi tıp fakültelerinden biri olan Columbia Tıp Fakültesinde gerçekleşen olay, yeni çağın entegre tıp eğitimi sisteminin, yeni teknik ve teknolojiler ile birlikte uygulanması sayesinde gerçekleşiyor. Temel eğitime bir buçuk yıl ayıran fakülte, uzun yaz tatillerini tamamen ortadan kaldırmış. Klinik eğitim ve proje safhasına da 14 ay ayırıyor. İnsanın yeteneklerinin geçiciliği ve hayat süresinin kısalığı göz önüne alındığında sevindirici bulduğum bir gelişme… Darısı başımıza…</p>
<p>Mecburi hizmet, askerlik, uzmanlık, yan dal uzmanlığı filan denirken, akademik hayat başladığında veya uzmanlık yaşamı başlandığında, hem ustalığa ulaşabilmemize daha bir sürü zaman, hem de öğrenme, görme, işitme gibi yeteneklerimizde hızlı bir azalma başlamış oluyor. Bu yaşlardaki yüzme sporcuları çoktan emekli olmuş. Futbol veya atletizm yaşamına devam edebilenler ise, ileri yaşları nedeniyle takdir edilme dönemlerinde oluyorlar. Ama bütün sporlarda başlangıç değil, bitiş dönemi bile çoktan geçmiş oluyor. O zaman çocuklarımız için fizyolojimize daha uygun, kişisel esneklikler içeren ve eğitimcilerden başlayan, eğitim süresini kısaltıp, kalitesini arttıran yeni eğitim programları için geç kalmamamızı diliyorum.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1083" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2.jpg" alt="meslegimizin-gelecegi" width="1000" height="750" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-2-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p>2.Yapay zekanın eğitim ve tıbbi uygulamalara girmesi: Otonom otomobiller gibi diğer alanlarda haberlerini duyduğumuz yapay zeka uygulamaları tıpta da başladı. Şimdilik, patoloji kesitlerinin incelenmesi, radyolojik görüntülemelerin değerlendirilmesi, cilt lezyonlarının ve retinanın muayenesinde uygulamaya giren yapay zeka teknolojisi hızla diğer uygulamalara da girerek yaygınlaşmaya başladı. İnsan kaynaklı tanı-tedavi planı eksikliklerinin veya hatalarının azaltılmasında başarı sağlayarak, kendini kanıtlamaya başladı. Bu durumun tıp eğitiminde de kullanımının, duyarlılığı düşük ülkelerdeki hoca eksiğini gidermekte ve insanların sağlığının korunmasında bir umut olabileceğini düşünüyorum. ABD (Amerika Birleşik Devletleri)’ nde sadece 2016 da kurulan doksandan fazla sart-up şirketi tıpta yapay zeka kullanımı alanında çalışmaya başlamış durumdayken, IBM, Apple, Google ve Microsoft gibi devler bu konularda yıllardan beri ürün geliştirmekteler. Sonuçta; yapay zeka hakkındaki bir belgesel filmde tıbbi yapay zeka kullanımının etkilerini sizler de You tube’dan izleyebilirsiniz. North Carolina Üniversite Hastanesinde hazırlanan bu belgeselde onkologlar tarafından atlanmış ve yapay zeka ürünleri tarafından yakalanmış kanserli olguların, tedavi almakta olan bütün hastaların yüzde 30’unu oluşturduğu bildiriliyor. Eric Topol’ü oldukça etkileyen bu gelişmeden etkilenmemek ve sevinmemek mümkün değil… Yapay zekanın hepimizin yardımcısı olmasına sevinmemek mümkün mü?</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1085" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-3.jpg" alt="meslegimizin-gelecegi" width="1920" height="1080" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-3.jpg 1920w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-3-300x169.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-3-768x432.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/meslegimizin-gelecegi-3-1024x576.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1920px) 100vw, 1920px" /></p>
<p>3.Giyilebilir sensörlerin gelişimi: Son yıllarda,vücudumuzun fizyolojik ve kimyasal özelliklerinin takip ve kaydında işe yarayan, veya çevre koşullarımızın saptanmasını sağlayan, esnek, kırılmayan, yazdırılabilen ve daha bir çok özelliği olan sensörler kullanıma girdi. Bunlar sayesinde vücut sıcaklığı, solunum, kalp hızı ve ritmi, kan basıncı, kan şekeri, elektrolitler, etanol, laktat, çevredeki ultraviyole veya radyasyon düzeyleri gibi çeşitli bilgilerin edinilmesi ve izlemleri, kolay ve ucuz olarak yapılabilir hale geldi. Hatta giyilebilir kardiyoverter/defibrilatör fanila gibi, giyilebilir sensörler ile kombine edilen giyilebilir acil tedavi cihazları geliştirilmeye başlandı. Yakın bir zamanda şeker hastalarına kan şekerlerini gösterip ne kadar insülin yapmaları gerektiğini bildiren ve şekerleri düştüğünde uyarı yapan kazakların veya bilekliklerin pazarda yer alacak olması beni son derece sevindiriyor.</p>
<p>4.Vücut sıvıları ve kan yoluyla yapılan likit kanser biopsileri: Dolaşımdaki kanser dokusuna ait DNA (tDNA) incelemeleri ile kanser tanısında önemli bir aşama daha gerçekleşmiş oldu. Şu an için 50 den fazla tümör için geçerli olan bu alan hızla gelişerek, kısa süre içinde yaygınlaşacak gibi görülüyor. Asemptomatik insanların erken tanısından, tedavi altındaki hastaların takiplerine ve hastalık tekrarlarının erken tanısına kadar, bir çok amaçla kullanılabilmektedirler. Bu yöntem solid tümör biopsilerinin yanı sıra da uygulanabilmektedirler. Daha ucuz olmaları, kısa sürede sonuç vermeleri, daha az riskli olmaları ve hasta konforu açısından daha olumlu olmaları ve kanserin biyolojik süreçleri hakkında sağladıkları bilgiler nedeni ile, mesleğimizdeki vaz geçilmezlerden olmaya adaylar.</p>
<p>5.Telehekimlikte hızlı gelişim ve yataksız hastane: Teknolojik ilerlemeler ve sensörlerin gelişimi, özellikle mobil iletişimde kullanılan cep telefonlarının yüksek kapasiteli bilgisayarlar haline gelmesini takiben, bunların tıbbi görüntüleme ve sensör bazlı tıbbi tetkik araçları haline dönüşmelerini sağlayan gelişmeler, tıbbi uygulamaların hekimlerin olmadığı veya olamadığı yerlere ulaştırılabilmesini sağlamaya başladı. Bu gelişmelerin hastanesiz hastanecilik hizmetlerini de kapsayacak seviyelere ulaştığını bile görmeye başladık. ABD’nin St Luis şehrinde Mercy Virtual adlı yataksız hastane, deniz aşırı binlerce hastaya gerçek zamanlı monitörizasyon ve 330 sağlık çalışanı ile yardımcı olmaya başlamış bile. Bu gelişme beni hem sevindirdi, hem de düşündürdü. Aklıma bazı sorular geldi. Ülkem bu teknolojiye katkı sağlayabilir mi? SGK bu gelişime köstek olur mu, yoksa destekleri olur mu? Biz Bursa’nın hekimleri olarak bu alana katkı yapar mıyız, nasıl yaparız? Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde (özellikle çok kritik ve uzun süreli yakın takip gerektiren hastalar için) bu alanda bir çalışma yapılıyor mu, veya yapılabilir mi? BTSO bu alanla ilgili çalışmalar yapılmasını destekler mi? Vs, vs?????</p>
<p>6. CRISPR (Düzenli aralıklarla bölünmüş genetik palindromik tekrar kümeleri) genom düzenlemeleri ve klinik uygulamaların başlaması: 90’lı yıllardan beri artan bir ilgi ve bilgi patlaması ile gelişen CRISPR genom çalışmaları, sonunda insan hastalıklarının ve özellikle kanserlerinin tedavisinde uygulanmaya başladı. 28 Ekim 2016 da Çin’de, CRISPR ile modifiye edilmiş immün sistem hücrelerinin hücre kültüründe üretilerek hastaya tekrar verilmesi yöntemi ile ilk kez akciğer kanserli bir hastanın tedavisi gerçekleştirildi. Halen bu yöntem ile yapılan klinik çalışmalar dünyanın birçok ileri ülkesinde sürmektedir. ABD’de de kanserler ve monogenik (orak hücreli anemi gibi) hastalıkların tedavisinde CRISPR çalışmalarının yapılması onaylandı. Darısı bizim ülkemizin ve bilim insanlarımızın ve halkımızın başına…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1087" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/meslegimizin-gelecegi-5.jpg" alt="meslegimizin-gelecegi" width="600" height="557" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/meslegimizin-gelecegi-5.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/meslegimizin-gelecegi-5-300x279.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
<p>7. Akıllı telefonla yapılabilen ultrasonografi ve ekokardiyografi: Teknolojideki ilerlemeler bir taraftan cep telefonlarını yüksek kapasiteli bilgisayarlar haline getirirken, diğer taraftan ultrasonografide kullanılan probların ölçülerinde ve sağlamlıklarında inanılmaz iyileşmeler sağladı. Hem fiyatları inanılmaz ölçülerde ucuzladı, hem de güvenilirlikleri arttı. Yaklaşık 15-20 yıl önce kullandığımız cihazlar, bu günün teknolojisi karşısında yüz yıl öncesinin lambalı radyolarına döndüler. Ucuz ve yaygın kullanıma yönelik bu yeni teknolojinin tıp fakültelerindeki öğrencilerin eğitiminde yer alması, fizyolojiden, anatomiye, patolojiden fizik inceleme eğitimine kadar her alanda yeni programların oluşturulmasını gerektirmeye başladı. Dileğim bu görüntüleme teknolojisinin kullanımının bir an önce, temel bilimlerden klinik bilimlerin en uç noktalarına kadar hızla eğitimde yer almasıdır. Tıp fakültelerinden, yüksek hemşirelikten veya veterinerlikten mezun olanların bu teknolojiye hakim olarak mezun olmalarının sağlanması, hizmetlerin etkinliğini ve maliyetini azaltıcı etki yapacaktır.</p>
<p>Bu gün hem kablolu, hem de kablosuz (blue tooth veya wi-fi bağlantılı), hafif, cepte taşınabilen, küçük bir çikolata paketi kadar veya bir cep telefonun kadar boyutları olan bir sürü cihaz piyasaya çıkmış durumda.(örneğin; Philips Lumify, Healcerion, Mobisante, GE-Viscan, Clarius, ve diğerleri) Alibaba. com da yaptığım araştırma yakında bunların stetoskoplarımızdan daha ucuza satılabileceğini düşünmeme yol açtı. Darısı yerli elektronik sanayimizin ve bizim başımıza.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1088" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/meslegimizin-gelecegi-4.jpg" alt="" width="650" height="493" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/meslegimizin-gelecegi-4.jpg 650w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/meslegimizin-gelecegi-4-300x228.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/03/meslegimizin-gelecegi-4-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p>8.Mikro ve mini laboratuar cihazları: Son yıllarda, sonuçlanması haftalarca süren ve son derece pahalı olan testleri anında yapabilen ve boyutları birkaç milimetreden, küçük bir cep feneri boyutlarına kadar değişen yeni teknoloji ürünleri piyasaya çıktı veya çıkma aşamasına geldi. Ayrıca cep telefonu temelli bir sürü yeni yazılım yapılarak, Afrika gibi mahrumiyet bölgeleri de dahil olmak üzere bir çok yerde, bir çok hastalığın tanısına dönük laboratuar tanılarının anında ve ucuza yapılmasını sağlamaya başladı. Durum laboratuvarım cebimde aşamasına geldi.</p>
<p>Sonuç olarak mezuniyet sonrası sürekli tıp eğitimi alanında gönüllü olarak yürüttüğümüz çalışmalara katılımlarınız ve katkılarınızla yaptığınız destekler için hepinize en içten saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Unutmayalım, mucizeleri yaratan bilimsel çalışma ve gelişmelerdir.</p>
<p>Dr. Cem Heper</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/2016daki-gelismeler-ve-meslegimizin-gelecegi/">2016’daki Gelişmeler Ve Mesleğimizin Geleceği</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
