<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Konuk Yazar, Author at Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/author/konuk-yazar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/author/konuk-yazar/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 Apr 2022 07:24:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Tıp Fakültesinden sonra neden Hukuk fakültesi bitirdim</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/soylesi/tip-fakultesinden-sonra-neden-hukuk-fakultesi-bitirdim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2022 14:18:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=10525</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="1000" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="oktay-tolga-buyukhilal" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal-300x300.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal-150x150.jpg 150w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal-768x768.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>H.B: Merhaba, sizi tanımak isteriz. Kendinizi bize tanıtır mısınız? Dr. Av. Oktay Tolga Büyükhilal: Öncelikle beni meslektaşlarımla buluşturduğunuz için çok teşekkür ederim. 1992 Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. 15 yıl [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/soylesi/tip-fakultesinden-sonra-neden-hukuk-fakultesi-bitirdim/">Tıp Fakültesinden sonra neden Hukuk fakültesi bitirdim</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="1000" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="oktay-tolga-buyukhilal" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal-300x300.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal-150x150.jpg 150w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal-768x768.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2022/04/oktay-tolga-buyukhilal-100x100.jpg 100w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><p><strong>H.B: Merhaba, sizi tanımak isteriz. Kendinizi bize tanıtır mısınız?</strong></p>
<p><strong>Dr. Av. Oktay Tolga Büyükhilal:</strong> Öncelikle beni meslektaşlarımla buluşturduğunuz için çok teşekkür ederim. 1992 Anadolu Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. 15 yıl kadar kamuda, 11 sene de özel sektörde Acil Servis Doktoru olarak görev yaptım. 2017 yılında Hukuk Fakültesini bitirdim. 2020 Temmuz ayında ruhsatımı aldım. O zamandan beri aktif Avukatlık yapıyorum. Çeşitli STK ve meslek kuruluşlarında üye ve yöneticiyim. Evliyim, bir oğlum ve üç kızım var. Oğlum da baba mesleğini seçti. Şu an Tıp Fakültesi 4. Sınıf öğrencisi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>H.B</strong>: <strong>Neden böyle bir meslek değişikliği yaptınız? Doktorluk toplumumuzda ağırlığı olan, prestijli bir meslek. Böyle bir değişiklik sizi ürkütmedi mi? Bazı kaygılarınız olmadı mı?</strong></p>
<p><strong>Dr. Av. Oktay Tolga Büyükhilal:</strong> Mesleğin başlangıcında elbette bazı kaygılarım vardı. Ancak şunu belirtmek isterim ki, Hukuk kesinlikle sözel beceri gerektiren bir meslek değil, sanıldığının tam aksine sayısal beceri gerektiren bir meslektir. Çünkü tüm hukuksal sorunların sağlıklı anlaşılması ve çözümü için, bir mantık zinciri gerekmektedir. Biz doktorlar da herkesin bildiği gibi sayısal düşünmeyi iyi bilen kişileriz. Bu sebeple yeni mesleğime kolay alıştım.</p>
<p>Meslek değişikliğimin kişisel sebeplerinden ilki, hala çok sevmeme rağmen, ülkemiz şartlarında doktorluk yapmanın zorluklarının artması ve giderek de artacağını öngörmemdi. Retrospektif değerlendirdiğimde, 2019’dan günümüze bu öngörümün ne yazık ki doğru çıktığını görüyorum. Diğeri ise artık aileme daha çok zaman ayırabileceğim, daha düşük tempolu bir çalışma hayatı arzulamamdı. Avukatlık bu amaca ulaşmamı da sağladı.</p>
<p>Kişisel sebepler dışındaki ana sebep ise, doktor meslektaşlarının Sağlık Hukuku alanında, Doktor Avukatlara gereksinimi olduğunu fark etmemdi. Çünkü son yıllarda biz doktorların, hukuksak alanda sorunları giderek artmıştı ve bu konularda ne yazık ki yalnızdık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>H.B: Bu sorunlar sizce nelerdir?</strong></p>
<p><strong>Dr. Av. Oktay Tolga Büyükhilal:</strong> Başlıca üç ana başlıkta toplanabilir bu sorunlar. İlki sağlıkta şiddet olaylarının artması. Birçok meslektaşımızın şiddet mağduru olması ve faillerin genelde cezasız kalmaları. Bir diğeri artan malpraktis davaları ve bunların doktorlara getirdiği ceza ve tazminat yükü. Üçüncüsü ise idari sorunlar. Özlük haklarında, yıllar içinde ciddi anlamda gerilemeler olması, doktorlara karşı uygulanan idari yaptırımların artması, yöneticilerin bilerek yapmadıklarını düşünmek istediğim, mobbinge varan baskıları. Bunların dışında, birçok başka hukuksal sorunlarımızın daha olduğu da, bilinen bir gerçektir.</p>
<p>Biz doktorlar, yoğun tempo içerisinde insanlara faydalı olmaya ve bilim üretmeye çalıştığımız için, ne yazık ki hukuk alanında bilgilerimiz çok sınırlı kalmaktadır. Bir ceza davasının veya bir hukuk davasının süreçlerini, haklarımızı, hukukta çok önemli olan süreleri, itiraz mercilerini ne yazık ki çok az biliyoruz. Hatta hiç bilmiyoruz. Çoğumuz devlet memuru olduğumuz halde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu bile okumuş değiliz. İdari haklarımızı bilmiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>H.B: Çözüm için sizce neler yapılabilir? Neler yapmalıyız?</strong></p>
<p><strong>Dr. Av. Oktay Tolga Büyükhilal:</strong> Öncelikle bir an önce, Tıp Fakültelerine, “Sağlık Hukuku” dersleri koymalıyız. Farkındalığı oluşturabileceğimiz ilk nokta burasıdır. Sonrasında bu farkındalığı arttırmak için meslek içi eğitimler vermeliyiz. Ben aynı zamanda kurulduğundan beri, iki dönemdir Hukukçu Hekimler Derneği (HHD) Yönetim Kurulu üyesiyim. Derneğimizin tüm üyeleri, hem Tıp Fakültesi hem de Hukuk Fakültesi diplomasına sahipler. Dernek olarak esas misyonumuz: Doktor meslektaşlarımızın hukuksal sorunlarında, onların yanında olmak ve talep halinde onlara ücretsiz eğitimler vermek. Bizim derneğimize benzer STK’lar, bu çalışmalarda aktif rol oynayabilirler. Bu tür eğitimler verdiğimizde, katılımın her zaman yüksek olduğunu görüyoruz. Katılan arkadaşlarımız oldukça ilgili ve sordukları sorularla bu konularda bilgiye ne kadar aç olduklarını da bize hissettiriyorlar. Gözlemlediğimiz bir diğer nokta da, ne yazık ki birçok doktor meslektaşımızın sürmekte olan bir davası veya idari soruşturmasının mevcut olmasıdır.</p>
<p>İkinci önemli konu, hukuki bir süreç başladığını öğrendiğimiz andan itibaren bunu ciddiye almalıyız. “Bu konuda zaten bir şey olmaz, benim suçum yok ki” yaklaşımı çok yanlıştır. Olay basit bile olsa, ciddiye almalı ve bir profesyonelden destek almalıyız. Olay tıbbi içerikli ise, bu avukatın Tıp kökenli olmasının tabi ki faydası olacaktır. En azından hukuki sorunu olan doktor ve avukat aynı dili konuşma şansına sahip olacaktır.  Avukatınızla dosya hakkında sık sık görüş alışverişi yapmak ve arada UYAP sisteminden dosyayı incelemek de çok doğru bir yaklaşım olacaktır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>H.B: En büyük sorunlarımızdan birisi olan Malpraktis davaları ile ilgili bize söyleyecekleriniz nelerdir? </strong></p>
<p><strong>Dr. Av. Oktay Tolga Büyükhilal</strong>: Doktorun kamuda veya özel sektörde çalışmasına göre süreçler farklı işlemektedir. Ayrıca her malpraktis iddiasında, genelde iki ayrı süreç beraber işliyor. Bunların ilki, olayın Ceza soruşturması ve gerekirse sonrasında Ceza kovuşturması yani dava süreci. Diğeri ise tazminat süreci. Bunları kısaca açıklamak istiyorum.</p>
<p><u>Ceza sürecinde</u></p>
<ul>
<li>Doktor özel sektördeyse, şikayetçi taraf Savcılığa suç duyurusunda bulunuyor, savcılık bir soruşturma yürütüyor. Suç şüphesi yoksa, halk arasında takipsizlik denen “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı çıkıyor. Savcı eğer suç şüphesi görürse iddianame düzenliyor ve kovuşturma başlıyor, dava açılıyor.</li>
<li>Ancak doktor kamu görevlisiyse, savcı soruşturma için kişinin bağlı olduğu mülki amirden izin almak zorunda. Bu makam bir inceleme yapıp doktorun bir kusurunun olmadığını saptarsa, soruşma izni vermeyebiliyor. Yani kamuda çalışan doktorların ek bir koruma kalkanı mevcut ve en azından dosya somut olayı daha iyi algılayabilecek kişilerce incelenebiliyor. Soruşturma izni verilmezse konu kapanıyor, tabi ki itiraz yolu açık. İzin verilirse süreç diğerindeki gibi işliyor.</li>
</ul>
<p><u>Tazminat sürecinde</u></p>
<ul>
<li>Doktor özel sektördeyse, davacı taraf, doktor ve/veya hastaneyi hasım gösterip, Hukuk Mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davası açıyor. Dava sonunda doktorun hatasının olup olmadığına, adli bilirkişi raporları sonrasında karar veriliyor. Eğer malpraktis varsa tazminat miktarları; sonrasında mahkemece alınan kusur bilirkişisi ve hesap bilirkişisi raporlarına göre belirleniyor. Burada çok önemli bir nokta var, zorunlu mesleki sorumluluk poliçelerimiz. Tazminat davasını öğrendiğimiz an, bu davayı sigorta şirketimize ihbar etmeliyiz ki, poliçenin teminatından faydalanabilelim. Zorunlu mesleki sorumluluk poliçesi konusu, başlı başına bir yazı konusu. Eğer istenirse, ilerleyen günlerde memnuniyetle, bu konuya da değinmek isterim.</li>
<li>Ancak doktor kamu görevlisiyse, tazminat davası İdari Mahkemede, kamu kuruluşuna karşı açılıyor. Devlet Hastanelerinde ve Aile Hekimliğinde hasım Sağlık Bakanlığı, Tıp Fakültelerinde ise hasım ilgili Rektörlüktür. Yargılama, doktoru da ilgilendirdiği için doktora bu dava ihbar ediliyor ve kurumu yanında katılma ve savunma yapma hakkı veriliyor. Bu çok önemli böyle bir durumda kendimizi, kendi cümlelerimizle savunmak için katılmak mutlaka şart. Sonrasında bilirkişi süreçleri yine aynı şekilde işliyor. Mahkeme bir tazminata hükmederse bunu davacıya kamu kurumu ödüyor, sonra kendi kusur oranı ve doktorun kusur oranına göre orantılı olarak, doktora düşen kısmı rücu davasıyla doktordan geri istiyor. Bu tür durumlarda zorunlu mesleki sorumluluk poliçesine bildirim, bu rücu davasının öğrenilmesi sonrasında yapılmak zorundadır.</li>
</ul>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>H.B: Sağlıkta şiddet ile ilgili kısaca bilmemiz gerekenler nelerdir Oktay Bey?</strong></p>
<p><strong>Dr. Av. Oktay Tolga Büyükhilal</strong>: Beyaz Kod yönetmeliğini hepimiz duymuşuzdur. Ancak uygulamada çok da iyi işlemiyor. En çok görülen aksaklık; yasada Beyaz Kod veren kişinin ifadesinin, iş yerinde alınacağının açık olmasına rağmen, karakolda alınmak istenmesindeki ısrarcı davranıştır. Diğeri; SABİM gibi hatlara yapılan tehdit ve hakaret içerikli başvurularda, bu çağrıyı kaydeden kurumun, suç duyurusunda bulunması zorunluluğu olduğu halde, bu konuda da aksaklıklar olmasıdır.</p>
<p>Beyaz Kod verildiğinde Sağlık Müdürlüğü, size hukuksal destek vermek zorundadır. Ancak kişi isterse bunu reddedip, kendi özel avukatıyla bu süreci sürdürebilir. Eğer soruşturma kovuşturmaya döner ve dava açılırsa, burada da kendimizi iyi anlatmalıyız. Ayrıca Türk Ceza Kanununda yazmayan, başka kanunların arasına sıkışmış, bazı kanun maddeleri vardır. Bunlar cezada ½ arttırım öngörmektedir, tehdit, hakaret gibi sağlıkta şiddet olgularında. Avukatınızın bunu mutlaka vurgulaması gerekir.</p>
<p>Dikkat edilmesi gereken önemli bir konu var bu tür davalarda. Doktor şikayetçi ve davacı olunca, genelde karşı taraf da, refleks olarak bir bahane bulup, doktordan şikayetçi ve davacı oluyor. Eğer süreç iyi takip edilmezse, mağdur iken sanık durumuna düşmemiz ne yazık ki söz konusu olabiliyor.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>H.B: İdari sorunlar ve İdari davalarla ilgili söylemek istediklerinizi de alarak, bu söyleşiyi sonlandıralım Oktay Bey</strong></p>
<p><strong>Dr. Av. Oktay Tolga Büyükhilal</strong>: Burada önemli olan, idareden her talebimizi, söz uçar yazı kalır mantığıyla yazılı yapmamız ve cevap gelince dava açma sürelerini kaçırmamamızdır. Bir idari dava kazandığımızda, idare bunu üst mahkemeye götürüp itiraz etse bile, bu karar başvurumuz sonrası 30 gün içinde idare tarafından  uygulanmalıdır. Uygulanmazsa uygulamayan merciinin ceza ve tazminat sorumluluğu doğmaktadır.</p>
<p>Sonuç olarak sizlere önerim ve ricam; Tıbbi her girişim öncesi onam almanız, bu girişimler sırasında yanınızda her zaman bir sağlık personeli veya sekreter bulunmasını sağlamanız, kayıtlarınızı sağlam tutmanız ve bir olumsuzlukta bizlere hiç gecikmeden ulaşmanızdır.</p>
<p>Bir parça faydam olduysa ne mutlu bana, ben kendimi hala doktor olarak hissediyorum ve meslektaşlarıma faydalı olmak beni her zaman mutlu ediyor ve gururlandırıyor. Her sorunuzu yanıtlamaya hazırım. Sağlıcakla kalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dr. Av. Oktay Tolga Büyükhilal      </strong></p>
<p><strong>oktaytolga@me.com</strong></p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/soylesi/tip-fakultesinden-sonra-neden-hukuk-fakultesi-bitirdim/">Tıp Fakültesinden sonra neden Hukuk fakültesi bitirdim</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Olgunlaşmamış Ebeveyn Tanımı ve Çocuklarındaki Uzun Dönem Psikiyatrik Etkileri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/olgunlasmamis-ebeveyn-tanimi-ve-cocuklarindaki-uzun-donem-psikiyatrik-etkileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2021 12:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=8512</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="olgunlasmamis-ebeveyn-1" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>İlgili okumalarım ve bu yazımdaki amaç hiçbir şekilde herhangi bir ebeveyni kötülemek değildir. Bilinmelidir ki hiçbir ebeveyn ve hiçbir çocuk kusursuz değildir. Amacım hayatta belki maruz kaldığımız, içimizde çoğu zaman [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/olgunlasmamis-ebeveyn-tanimi-ve-cocuklarindaki-uzun-donem-psikiyatrik-etkileri/">Olgunlaşmamış Ebeveyn Tanımı ve Çocuklarındaki Uzun Dönem Psikiyatrik Etkileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="750" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="olgunlasmamis-ebeveyn-1" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>İlgili okumalarım ve bu yazımdaki amaç hiçbir şekilde herhangi bir ebeveyni kötülemek değildir. Bilinmelidir ki <strong><u>hiçbir ebeveyn ve hiçbir çocuk kusursuz değildir.</u> </strong></p>
<p>Amacım hayatta belki maruz kaldığımız, içimizde çoğu zaman anlamlandıramadığımız bir <strong><em>boşluk</em></strong><em> hissinin arkasındaki olup biteni </em>veya aslında <em>sevdiğimiz insanları maruz bıraktığımız/bırakacağımız olası senaryoları</em> daha <strong>net </strong>görebilmektir.</p>
<p>Belki de farkında olmakla değiştirebileceğimiz pek çok durum, geçmiş ve geleceğimiz ile barışmamıza neden olabilir. Kim bilir..</p></blockquote>
<p><strong><u>DUYGUSAL OLARAK OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?</u></strong></p>
<ul>
<li>Fikirleri sabittir ve tek bir amaca odaklanırlar.</li>
<li>Düşük stres toleransına sahiptirler.</li>
<li>En iyi hissettikleri şeyi yaparlar.</li>
<li>Özneldir, nesnel değildirler.</li>
<li>Farklılıklara çok az saygı gösterirler.</li>
<li>Benmerkezcidirler, bencildirler.</li>
<li>İlgi odağı olmayı severler.</li>
<li>Rol değişimini teşvik ederler.</li>
<li>Empati becerileri düşüktür.</li>
<li>İnsanları kendilerine çeker ve insanlar yardım etmek istediklerinde onları iterler.</li>
<li>İstedikleri hızlı bir şekilde tahmin edilmezse çabucak öfkelenirler.</li>
<li>İhtiyaç duydukları şeyi konuşmak yerine herkesi huzursuz edecek bir tahmin oyunu yaratırlar.</li>
<li>Geçmiş eylemleri ve gelecekteki sonuçlar için sorumluluk almaya direnirler.</li>
</ul>
<p><strong><u>NEDEN BU KADAR ÇOK DUYGUSAL AÇIDAN OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYN VAR?</u></strong></p>
<p>Araştırmalara ve yazarların klinik pratiğine göre olgunlaşmamış ebeveyn çocukları <strong><em>anne veya babalarının çocukluklarında/erken yaşlarda büyük mutsuzluklar </em></strong>veya<strong><em> sıkıntılar yaşadığını </em></strong>ifade etmiştir. Buradan yola çıkarak geçmişte yaşanılan çocukluk travmalarının gelecek kuşaklara yansıması tahmin edeceğiniz gibi <strong>her nesilde daha dramatik bir şekilde artmaktadır.</strong></p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-8529 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-2.jpg" alt="" width="301" height="301" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-2.jpg 301w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-2-150x150.jpg 150w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-2-100x100.jpg 100w" sizes="auto, (max-width: 301px) 100vw, 301px" />DUYGU FOBİSİ VE DUYGUSAL BULAŞMA KAVRAMLARI</u></strong></p>
<p>Duygusal olarak olgunlaşmamış birçok insan çocukluklarında belli duyguları ifade ettikleri zaman aile geleneğini utanç verici bir şekilde ihlal edeceklerini öğrenerek büyümektedir. Böylece <strong><em>duygularını ifade etmenin hatta denemenin utanç ve ceza getireceğini öğrenirler</em></strong>. Bu durum <strong>DUYGU FOBİSİ </strong>olarak adlandırılabilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-8528" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-3.jpg" alt="" width="226" height="313" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-3.jpg 276w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-3-217x300.jpg 217w" sizes="auto, (max-width: 226px) 100vw, 226px" /></p>
<p>Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar <strong>DUYGUSAL BULAŞMA </strong>olarak adlandırılan bir iletişim metodu kullanırlar. Kendi duyguları hakkında pek az bilince sahip olmaları nedeniyle <strong><em>duygusal gereksinimlerini konuşmak yerine dışa vururlar. </em></strong>Hissettikleri bu şeyi <em>başkalarının da hissetmesini sağlarlar. </em></p>
<p>Aslında daha net anlamamız için; <strong><em>duygusal bulaşma bebek ve küçük çocukların kendini ifade etme şeklidir. </em></strong>Bakıcıları neyin yanlış olduğunu anlayıp düzeltene kadar durmadan ağlarlar. Bu da bakıcıyı çocuğu sakinleştirmek için gerekli olan şeyleri yapmaya teşvik eder.</p>
<p>Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveyn gerçekle başa çıkmak yerine çarpıtarak <em>uygunsuz savunma mekanizmaları </em>geliştirir. Çocuklarını kendilerini daha iyi hissetmek için kullanırlar. Bu durum <strong>ebeveyn – çocuk rollerinin değişimi</strong>ne neden olur.</p>
<p><strong><u>DUYGUSAL OLARAK OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYNLERİN DÖRT TÜRÜ</u></strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8526" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-5.jpg" alt="" width="227" height="228" />1) <u>DUYGUSAL</u></p>
<ul>
<li>Dört tür içinde <strong>en çocuksu </strong>olandır.</li>
<li>Duygusal açıdan <strong>ciddi gelgitlere sahiptir</strong> ve bu fırtınalar esnasında <strong>çocuklarının da aynı duyguları deneyimlemesini bekler</strong></li>
<li>Sıklıkla <strong>psikiyatrik bozukluklar </strong>eşlik eder (psikotik boz., bipolar boz., narsistik kişilik boz. vb.).</li>
<li>Stres ve duygusal uyarılmaya <strong>tahammül etmede zorlanır</strong></li>
<li>Aile yaşamı <strong>bu ebeveynin ruh haline göre şekillenir</strong>.</li>
<li>Bu tür <strong>ebeveynlerin çocukları diğer insanların isteklerine boyun eğmeyi öğrenir</strong></li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft  wp-image-8525" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-6.jpg" alt="" width="227" height="192" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-6.jpg 327w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-6-300x253.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 227px) 100vw, 227px" />2) <u>HIRSLI</u></p>
<ul>
<li><strong>En normal görünen</strong>, çocuklarının hayatı için <strong>en fazla yatırım yapan </strong>ebeveyn tipidir.</li>
<li>Çelişkili biçimde bu ebeveynlerin <strong>çocukları genellikle demotive ve depresif </strong>duygudurumuna sahiptir.</li>
<li>Yaptıkları her şeyin <strong>diğer insanların beğenmesini ve değer vermesini istemekte</strong></li>
<li>Her şeyin yolunda olduğunu ve tüm cevapları bildiklerini kabul ettiklerinden <strong>kendilerinden bilinçli olarak şüphe etmezler. </strong></li>
<li>Genellikle <strong>duygusal açıdan yoksun bir ortamda büyümüşler</strong></li>
<li>Çocuklarına <strong>sürekli değerlendirildiğini hissettirir</strong></li>
<li>Sürekli kontrol ve müdahale etmelerine bağlı <strong>bu tür ebeveynlerin çocukları herhangi bi şeyi yaparken devamlı bir yetişkinin yardımına ihtiyaç duyarlar.</strong></li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8524" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-7.jpg" alt="" width="229" height="331" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-7.jpg 280w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-7-208x300.jpg 208w" sizes="auto, (max-width: 229px) 100vw, 229px" />3) <u>PASİF</u></p>
<ul>
<li>İşler yoğun bir hal almaya başladıkça <strong>pasifleşir ve duygusal açıdan kendilerini geri çeker</strong></li>
<li>Çocuklarına <strong>bir sınır koymaz veya rehberlik etmez</strong></li>
<li>Çocuklarını <strong>sevebilir ama yardım edemez</strong></li>
<li>Uysal ve eğlenceli yanları onları diğer üç ebeveyn türüne göre <strong>daha sevecen </strong>hale getirir.</li>
<li>Çocuklar <strong>ebeveyninin orada gerçekten kendileri için var olmadığını bilir</strong></li>
<li>Bir yetişkin olarak çocuklarıyla sadece eğlenceli vakit geçirmek değil aynı zamanda <strong>onları korumaları gerektiğine dair bir misyon edinmez</strong></li>
<li>İşler zorlaştığında çocuklarını <strong>yüz üstü bırakmak</strong>la birlikte eğer daha mutlu bir hayatı elde etme şansları varsa <strong>tüm aileyi terk edebilir</strong></li>
<li>Pasif ebeveyni seven bir <strong>çocuk ileride insanların terk edişlerine bahaneler bulan yetişkinlere dönüşür.</strong> Pasif ebeveynin gerçekten çaresiz olduğuna kendini inandırabilir. Çocuklar sevdiği ebeveynin davranışını zihninde olumluya çevirebilir.</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8523" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-8.jpg" alt="" width="158" height="221" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-8.jpg 268w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-8-214x300.jpg 214w" sizes="auto, (max-width: 158px) 100vw, 158px" />4) <u>REDDEDİCİ</u></p>
<ul>
<li>Etrafları sanki <strong>duvarla çevrili </strong></li>
<li>Çocuklar eğer <strong>ortada olmazlarsa ebeveyninin çok daha iyi hissedeceği hissine sahip </strong></li>
<li>Bir karşılık vermeleri beklendiğinde ya <strong>kızarlar</strong> ya da <strong>kötü bir söz söyler</strong></li>
<li>Dört tür içinde <strong>en az empatik </strong>olandır.</li>
<li>Aile hayatını <strong>kendi istekleri doğrultusunda şekillendirirler</strong>.</li>
<li>Reddedici ebeveyn <strong>çocukları kendilerini baş belası ve rahatsız edici olarak görebilir</strong>.</li>
<li>Reddedilen çocuklar bir yetişkin olarak <strong>ihtiyaç duydukları şeyi istemekte zorlanır</strong>.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8522" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-9.jpg" alt="" width="234" height="246" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-9.jpg 341w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-9-285x300.jpg 285w" sizes="auto, (max-width: 234px) 100vw, 234px" />ÇOCUKLAR DUYGUSAL YALNIZLIKLA NASIL BAŞA ÇIKAR?</u></strong></p>
<p>Öncelikle şunu bilmeliyiz ki <strong>başa çıkma tarzlarının hiçbiri bir çocuğun kendi potansiyelini tamamen gerçekleştirmesine izin vermez.</strong></p>
<ul>
<li><strong>Başkalarının gereksinimlerine öncelik vermeyi</strong> bir ilişkide <strong>kabul edilmenin bir bedeli </strong>olarak öğrenebilir.</li>
<li>Kişilere <strong>yardım etme rolü</strong>nü üstlenebilir.</li>
<li>Herkesi <strong>kendi duygusal gereksinimlerinin az olduğuna ikna edebilir</strong>.</li>
<li>Her ne kadar şu anki ilişkilerinde <strong>duygusal gereksinimleri karşılansa da </strong>çocukluk döneminde yaşanan <strong>yalnızlığın kalıcı travması </strong>endişe, depresyon ya da kötü rüyalar aracılığıyla <strong>onları rahatsız edebilir.</strong></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft  wp-image-8521" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-10.jpg" alt="" width="356" height="274" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-10.jpg 387w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-10-300x231.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-10-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 356px) 100vw, 356px" />ROL-BENLİK GELİŞİMİ</u></strong></p>
<p>Aileniz çocukluğunuzda <strong>gerçek benliğinize yeterince karşılık vermezse </strong>bağlantı kurmak için ne yapmanız gerektiğini bulmaya çalışırsınız. <strong>Olduğunuz gibi olmak yerine bilinçsiz olarak bir rol-benlik (sahte-benlik) geliştirirsiniz</strong>. Aslında bu durum size <em>aile sisteminde güvenli bir yerinizin olmasını sağlar</em>. Bu <strong>rol-benlik yavaş yavaş gerçek benliğin doğal ifadesinin yerini alır</strong>. Rol-benlik iki farklı duruma evrilebilir:</p>
<ul>
<li>«Ben o kadar fedakar biri olacağım ki herkes beni sevecek, takdir edecek.»</li>
<li>«Öyle ya da böyle (iyi veya kötü) insanların beni fark etmesini sağlayacağım.»</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYNLE BAŞ ETME YOLU</u></strong></p>
<p>Çocuklar duygusal yoksunlukla başa çıkmak için iki yola sahiptirler: <strong>İçselleştirmek</strong> veya <strong>Dışsallaştırmak</strong>.</p>
<p><strong><u>İÇSELLEŞTİRİCİLER</u></strong></p>
<ul>
<li>Zihinsel olarak <strong>aktif</strong>tir, bir şeyler <strong>öğrenmeyi sever</strong></li>
<li><strong>Hassas</strong> bir yapıları vardır ve hayata dair <strong>sebep sonuç ilişkisi</strong>ni anlamaya çalışırlar.</li>
<li><strong>Daha fazla çalıştıklarında daha iyisini yapacakları</strong>na inanırlar.</li>
<li>Problemleri kendi başlarına çözmek için <strong>içgüdüsel olarak sorumluluk alır</strong></li>
<li>Endişe duymalarının başlıca sebebi <strong>başkalarını kızdırdıklarında kendilerini suçlu hissetme</strong>leri ve sahtekar olarak görünmekten korkmalarıdır.</li>
<li>Bir ilişkideki en büyük kayıpları <strong>fazlasıyla fedakar</strong> olmalarıdır.</li>
<li>Bağ kurmanın bedeli <strong>başkalarını hayatlarındaki ilk sıraya koymak</strong> ve onlara çok önemlilermiş gibi davranmak olduğuna inanır.</li>
<li><strong>Yardım isterken </strong>(terapi dahil) kendilerini <strong>mahcup </strong>hissederler, bunu hak etmediklerini düşünürler.</li>
<li><strong>Sorunlarını kendi başlarına çözme</strong>ye çalışır, yardım istemeye utanırlar.</li>
<li>Kendilerini bir baş belası olarak hissetmekten nefret ederler. Bu durum onların kolaylıkla <strong>ihmal edilmelerine neden olur. </strong></li>
<li>İçselleştiriciler <strong>fazlasıyla bağımsız </strong>olur:</li>
</ul>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8520" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-11.jpg" alt="" width="230" height="345" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-11.jpg 257w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-11-200x300.jpg 200w" sizes="auto, (max-width: 230px) 100vw, 230px" /></strong></p>
<p><em>«Kendi başıma halledemeyeceğim hiçbir şey yok, kimseye güvenmek istemiyorum. Kimsenin zorlandığını görmesine izin verme.»</em></p>
<p><strong>Aile ortamı </strong>duygusal olarak <strong>tatsız olduğunda </strong>içselleştirici çocuklar karamsar aile <strong>ortamını mutlu bir hale getirmek için <em>neşeli bir role </em>bürünebilir. </strong>Hatta öyle ki bu iş <strong>ebeveynine ebeveynlik yapma</strong>ya kadar gidebilir.</p>
<p>İçselleştiriciler <strong>bilinçaltında bir kişinin <em>kendini ihmal etmesinin </em>iyi bir insan olduğunu gösterdiğine inanabilir</strong>. Fedakarlıkta bulunmanın en değerli ülkü olduğu öğretildiğinden <strong>yetişkinlikle</strong> bu çocuklar kendi ihtiyaçları ve başkalarının ihtiyaçları arasında <strong>sağlıklı bir duygusal dengeyi nasıl kuracağını bilemez</strong>ler.</p>
<p><strong><em>İyileştirici fanteziler </em></strong>kurarlar, değişimi istemeyen insanları değiştirmeye çalışabilirler. <strong>Kurtarıcı rol benliği</strong>ni üstlenmeye meyillidirler.</p>
<p><strong><u>DIŞSALLAŞTIRICILAR</u></strong></p>
<ul>
<li><strong>Tepkisel</strong> davranırlar ve endişelerini hemen bastırmak için düşünmeden hareket ederler.</li>
<li>Kendi içlerine pek dönmediklerinden kendi eylemlerinden ziyade başkalarını ve koşulları <strong>suçlama eğilimi</strong> gösterirler.</li>
<li>Hayatı deneme yanılma süreci olarak görürler ama genellikle <strong>hatalarından ders çıkarmaz</strong></li>
<li><strong>Mutlu olmak için dış dünyada bir şeylerin değişmesi </strong>gerektiği düşüncesine sıkıca bağlıdırlar.</li>
<li>Kendi benlikleri ile ilgili ya <strong>çok düşük özgüvene</strong> sahip olurlar ya da <strong>şişirilmiş bir kendini beğenmişlik</strong> hali yaşarlar.</li>
<li>Bağımlı ilişkiler, madde bağımlılığı veya <strong>hemen memnuniyet hissi sağlayan farklı şeylere bel bağlar</strong></li>
<li><strong>Endişe</strong> duymalarındaki asıl neden <strong>güven duydukları dışsal kaynakların kesilecek olması</strong>dır.</li>
<li>Yaşadıkları <strong>en büyük sorun </strong>dürtüsel davranan insanların cazibesine kapılmaları ve destek için başkalarına <strong>bağımlı</strong> hale gelmeleridir.</li>
</ul>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8519" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-12.jpg" alt="" width="248" height="295" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-12.jpg 302w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-12-252x300.jpg 252w" sizes="auto, (max-width: 248px) 100vw, 248px" />Baş etme yollarından <strong>hangisinin daha kötü olduğunu ayırt etmek zor</strong>dur.</p>
<ul>
<li>İçselleştiriciler hep acı çekerler ve sürekli kendilerini suçlama eğilimindedirler.</li>
<li>Dışsallaştırıcılar ise genellikle başkalarını kızdıran veya çileden çıkaran davranışlar sergilerler, kendilerine yardım edebilecek birini bulana kadar rahatsızlık vermeye devam ederler.</li>
</ul>
<p>«Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler dışsallaştırıcıdır.»</p>
<p><strong>Ilımlı dışsallaştırıcılar </strong>yaşları ilerledikçe <strong>gelişime açık </strong>olabilir ve kendi <strong>içlerine dönmeye başlayabilir</strong>. <strong>Doğru koşullar altında her bir stil faydalı</strong> olabilir. Buradaki <em>ana <strong>problem</strong> her iki durumdan birine <strong>aşırı saplanınca</strong> ortaya çıkmaktadır. </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8518" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-13.jpg" alt="" width="202" height="303" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-13.jpg 291w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-13-200x300.jpg 200w" sizes="auto, (max-width: 202px) 100vw, 202px" />ÖZ-BENLİK</u></strong></p>
<p><strong> </strong><strong>Öz</strong> benlik, <strong>gerçek</strong> benlik, <strong>doğru</strong> benlik, <strong>temel</strong> benlik vb. pek çok isimle anılabilir.</p>
<p>Bir insanın <strong>varlığının merkezinde gerçeği söyleyen bilinç </strong>olarak ifade edilebilir. İçselleştiriciler öz benliklerini susturup yerine bir rol-benlik biçerek ebeveynin sevgisini kazanmak için bir yol bulduğunu düşünür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><u>«UYANMAK İÇİN YIKILMAK GEREKİR»</u></strong></p>
<p>İnsanlar <strong>rol benlikleri ve iyileştirici fantezileri faydadan çok zarar verdiğinde yıkılmaya başlar</strong>. Çöküşe geçtiğimizde buna <strong>neyin sebep olduğu</strong>nu sormamız gerekir. İlk başta çoğu insan bu duruma kendi benliğinin neden olduğunu düşünür. Ancak aslında <strong>duygusal gerçekleri inkar etme çabası</strong> bu çöküşe neden olur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-8517" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-14.jpg" alt="" width="237" height="296" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-14.jpg 313w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-14-240x300.jpg 240w" sizes="auto, (max-width: 237px) 100vw, 237px" />Bazı insanların kişilikleri bu duygusal çalkantıdan sonra <u>gelişirken</u> bazılarının önceki halinden de <u>daha geriye gittiği </u>fark edilmiştir. Özellikle <strong>olumsuz duyguların sebep olduğu huzursuzluk, hırslı insanları </strong>çözüm bulmak için <strong>motive eder. </strong></p>
<p>«Açık olmayı sağlayan şey duygularınızı başkasına söylemek değildir, gerçekten ne hissettiğinizi bilmektir.»</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-8516 alignright" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-15.jpg" alt="" width="237" height="353" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-15.jpg 237w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-15-201x300.jpg 201w" sizes="auto, (max-width: 237px) 100vw, 237px" />«Asla vazgeçme!»</p>
<p>«Elinden gelenin en iyisini yap!»</p>
<p>«Tüm yolları dene!»</p>
<p>gibi söylemler motivasyonu çok yüksek bir insan için <strong>zihnin zehiri </strong>olabilir.</p>
<p>Her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmak gereksiz bir yorgunluktur. Mantıklı olan elinden gelenin <strong>en iyisini ne zaman yapıp ne zaman yapmayacağını bilmek</strong>tir.</p>
<p><strong>Ebeveyninin zayıf yanlarını görmek </strong>bir <strong>çocuk için</strong> utanç verici hatta <strong>korkunçtur</strong>.</p>
<p>Uyanılması en zor fantezilerden biri ebeveynlerimizin bizden daha akıllı ve daha çok bildiği inancıdır.</p>
<p><strong><u>DUYGUSAL OLARAK OLGUNLAŞMAMIŞ EBEVEYN AĞINDAN NASIL KURTULUNUR?</u></strong></p>
<ul>
<li>Tüm anne babalar çocuklarını sever.</li>
<li>Ailen güvenebileceğin tek varlığındır.</li>
<li>Ailen her zaman senin için oradadır.</li>
<li>Ailen senden daha fazlasını bilir.</li>
<li>Ailen ne yaparsa yapsın senin iyiliğin için yapar.</li>
<li>Ailen ne olursa olsun seni sevecektir.</li>
</ul>
<p>Eğer ebeveyninizden biri duygusal olarak <strong>olgunlaşmamışsa yukarıda bahsedilen ifadelerin çoğu doğru olmayabilir</strong>. Öncelikle bunun farkına vararak çözüm için ilerlememiz gerekir.</p>
<p>Olgunlaşmamış ebeveynlerin <strong>çocuklarındaki genel fantezi ebeveynin kalbinin değişeceği</strong> ve sonunda ilgi gösterip <strong>onları seveceği yanılgısıdır</strong>.</p>
<p>Bu yanılgıdan kurtulup beklentileri değiştirerek duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynle <strong>nasıl başa çıkacağımız</strong>ı öğrenebiliriz. Burada <strong>üç yaklaşım önemli</strong>dir:</p>
<p><strong>1) Mesafeli gözlem</strong></p>
<p><strong>2) Olgunluk farkındalığı</strong></p>
<p><strong>3) Eski rol-benliğinden uzak durmak</strong></p>
<p>Duygusal özgürlüğünüzü kazanmanın ilk adımı <u>ebeveyninizin duygusal yönden olgunlaşıp olgunlaşmadığını iyi değerlendirmek</u>tir. Rol-benliğinizden sıyrılıp gerçek benliğinize döndüğünüzde ailenizin sevgisini kazanamayabilirsiniz <strong><em>ama kendinizi kurtarabilirsiniz.</em></strong></p>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-8515" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-16.jpg" alt="" width="344" height="432" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-16.jpg 344w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-16-239x300.jpg 239w" sizes="auto, (max-width: 344px) 100vw, 344px" />MESAFELİ GÖZLEM VE GÖZLEMSEL OLMAK</u></strong></p>
<p><strong>Gerçek iletişim ve yakınlık</strong>, bahsi geçen olgunlaşmamış ebeveyn ailelerinde <strong>yok</strong>tur. Bu tür ailelerde <strong>bağımlılık ve rol yapmak aileyi bir arada tutmak</strong> için değerli görülür. Kimsenin gerçek benliği asla bilinmez. Bu tür bağımlı ailelerde biriyle sorun yaşıyorsanız o kişiyle konuşmak yerine <em>başka bir kişiyle konuşursunuz</em>.</p>
<p>İnsanlar <strong>mesafeli bir biçimde gözlem </strong>yapmaya devam ettikçe diğer insanların davranışlarından incinmez ve duygusal tuzaklarına düşmezler.</p>
<p>Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlarla iletişim kurarken <strong>duygusal tepkiler vermek yerine sakin kalır</strong> ve belirli bir perspektiften bakarsanız kendinizi <strong>daha kontrollü</strong> hissedebilirsiniz (yavaşça nefesinizi sayabilir, huzur verici herhangi bir şeyi o an için hayal edebilirsiniz).</p>
<p>Eğer olgunlaşmamış <strong>ebeveyni gözlemlerken üzüntü hissediyorsanız </strong>bu durum <strong>iyileştirici fantezilerinizin hala aktif </strong>olduğunu gösterir.</p>
<p>Mesafeli gözlem ve gözlemsel olmayı kavradıktan sonra uygulama kısmında <strong>eğer hala olgunlaşmamış ebeveyn sizinle kendi istediği türden bir iletişim kuruyorsa </strong>aranıza <strong>mesafe koymak için bir bahane</strong> bulabilirsiniz. <strong>Gözlemsel olmak </strong>fark ettiğiniz gibi pasif değil aksine <strong>oldukça aktif bir süreçtir</strong>. Duygusal bağımlılıktan uzak durmanın asil bir yoludur.</p>
<p><strong><u>OLGUNLAŞMA FARKINDALIĞI</u></strong></p>
<p>Bu farkındalık diğer <strong>insanların olgunluklarını hesaba katarak acı verici ilişkilerden kurtulup</strong> duygusal özgürlüğe ulaşmanızı sağlayacaktır.  Duygusal açıdan olgunlaşmadığına karar verdiğiniz biriyle <strong>iletişim kurmanın üç yolu </strong>bulunmaktadır;</p>
<p>1) <u>İfade etmek ve akışına bırakmak: </u>Karşınızdaki <strong>kişinin sizi duymasını ya da değişmesini beklemeyin</strong>. Önemli olan kendi duygu ve düşüncelerinizi sakin ve net bir şekilde ifade etmiş olmanızdır. <strong>Açık ve samimi bir ilişki kurduğunuz için kendinizi rahat hissetmeniz başarılabilir bir amaçtır.</strong></p>
<p>2) <u>İlişkiye değil sonuca odaklanmak: </u>Bu etkileşimde diğer <strong>kişiden ne beklediğinizi kendinize sorun</strong>. Dinlemesini mi, anlamasını mı, pişman olmasını mı, özür dilemesini mi; neyi bekliyorsunuz? İlişkiye değil sonuca odaklanın, ilişkiye odaklanmak duygusal anlamda etkileşim kurmanıza neden olur ve olgunlaşmamış bireylerin sizi kontrol etmesi ve bastırmasıyla sonuçlanır.</p>
<p>3) <u>İlgilenmek yerine yönetmek: </u>Duygusal olarak <strong>olgunlaşmamış insanların başkalarının ısrarlarına karşı koyma gibi bir stratejileri yok</strong>tur. <strong>Aynı soruyu sormaya devam </strong>ederseniz saptırma ya da kaçınma girişimleri eninde sonunda boşa çıkacaktır.</p>
<p><strong><u>ÜÇ CÜMLE ASLA UNUTULMAMALI</u></strong></p>
<ul>
<li>Anne babanıza <strong>size verdikleri her şey için saygı duyabilirsiniz</strong> ama <strong>insanların zayıf yönleri yokmuş gibi davranmak zorunda değilsiniz.</strong></li>
<li>İnsan olarak iyi olmanız bir ilişkiye ne kadar değer vereceğinize dayanmamaktadır ve <strong>insanlarla aranıza sınır koymak bencillik değil</strong></li>
<li>Her ne kadar mükemmelliği bekleyen aşırı derecede eleştirel bir iç ses nedeniyle <strong>kendinizi reddetmeyi öğrenseniz de</strong> başkalarının tepkilerini önemsemeden <strong>gerçek benliğinizi, duygu ve düşüncelerinizi geri alabilirsiniz</strong>.</li>
</ul>
<p><strong><u><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-8514" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-17.jpg" alt="" width="278" height="347" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-17.jpg 278w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2021/07/olgunlasmamis-ebeveyn-17-240x300.jpg 240w" sizes="auto, (max-width: 278px) 100vw, 278px" />DUYGUSAL OLARAK OLGUN İNSANLAR NASIL TANIMLANIR?</u></strong></p>
<ul>
<li><strong>Gerçekci</strong> ve <strong>güvenilir</strong></li>
<li>Sorunları görürler ve aşırı tepkiler vermek yerine <strong>sadece sorunları gidermeye çalışır</strong></li>
<li>Hem hisseder hem de düşünürler, bu sayede <strong>duygusal olarak üzgün olsalar bile mantıklı </strong></li>
<li><strong>Tutarlıdır</strong>, bu onları güvenebileceğiniz kişiler haline getirir.</li>
<li>Her şeyi <strong>kişisel algılamaz</strong></li>
<li>Hem kendilerine hem de zayıf yönlerine <strong>gülmeyi bilir</strong></li>
<li><strong>Mükemmelliyetçi değil</strong></li>
<li>Sizin <strong>bireyselliğinize saygı </strong>gösterirler.</li>
<li><strong>Aldıklarından daha fazlasını vermeye istekli </strong>olurlar ama <strong>dengesizliğin süresiz devam etmesine de göz yummaz</strong></li>
<li>Size katılmayabilirler ancak sizin <strong>bakış açınızı anlamaya çalışır</strong></li>
<li><strong>Dürüsttür</strong>, özür diler ve gerekirse telafi eder.</li>
<li><strong>Fark edildiğinizi size hissettirir</strong></li>
<li><strong>Onların etrafında olmak keyif verir</strong>.</li>
</ul>
<p>Bir söz ile yazımı sonlandırmak istiyorum, umarım okurken içinizde yol açtığı “acaba” duygusu sizlere ışık olmuştur;</p>
<p><strong> </strong><strong>«Işık böyle bir şeydir, sadece görmek istediklerinizi değil her şeyi aydınlatır.»</strong></p>
<p><strong><u>İLERİ OKUMALAR VE KAYNAKÇA</u></strong></p>
<ul>
<li><strong>Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları / </strong>Yazar: Lindsay C. Gibson, Çevirmen: Dilek Boyraz, Yayınevi: Sola Unitas</li>
<li><strong>Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Açtığı Yaraları İyileştirmek / </strong>Yazar: Lindsay C. Gibson, Çevirmen: Dilek Boyraz, Yayınevi: Sola Unitas</li>
<li><strong>Çocuklukta İhmalin İzi: Boşluk Hissi / </strong>Yazar: Jonice Webb, Çevirmen: Gülsün Arıkan, Yayınevi: Sola Unitas</li>
<li><strong>Çocuklukta İhmalin İzi: Çözümler / </strong>Yazar: Jonice Webb, Çevirmen: Gülsün Arıkan, Yayınevi: Sola Unitas</li>
<li><strong>Seninle Başlamadı /</strong> Yazar: Mark Wolynn, Çevirmen: Mine Madenoğlu, Yayınevi: Sola Unitas</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İNT. DR. İLAYDA ÖZDEN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/olgunlasmamis-ebeveyn-tanimi-ve-cocuklarindaki-uzun-donem-psikiyatrik-etkileri/">Olgunlaşmamış Ebeveyn Tanımı ve Çocuklarındaki Uzun Dönem Psikiyatrik Etkileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çitleri Kıralım mı?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/citleri-kiralim-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2020 09:40:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=7097</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1400" height="933" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="daktilo-yazar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar.jpg 1400w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar-1024x682.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1400px) 100vw, 1400px" /></div>
<p>Dil, kültüre ilişkin normların taşıyıcısı durumundayken, bireyin de kabullerinin yansısıdır. Dil ve kültür arasındaki ilişkide, kültürün içine doğduğu toplumun yargıları, o toplumdaki güç dağılımı, toplumu oluşturan sınıflara bakış, dağıtılan roller [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/citleri-kiralim-mi/">Çitleri Kıralım mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1400" height="933" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="daktilo-yazar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar.jpg 1400w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar-1024x682.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/daktilo-yazar-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1400px) 100vw, 1400px" /></div>	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-8 bsq-t1 bsq-s8 bsq-left">

		<div class="quote-content">
			<p>Çitleri kıralım mı?</p>
		</div>

					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren-2.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Ayşegül Tözeren										</span>				
							</div>
				</blockquote>

<p>Dil, kültüre ilişkin normların taşıyıcısı durumundayken, bireyin de kabullerinin yansısıdır. Dil ve kültür arasındaki ilişkide, kültürün içine doğduğu toplumun yargıları, o toplumdaki güç dağılımı, toplumu oluşturan sınıflara bakış, dağıtılan roller saklıdır. Dili kullanan egemenlerin düşünsel arkaplanlarını hem yansıtır, hem güçlendirir.</p>
<p>Doğduğumuz kültürde, öğretilen dili giyiniriz. Dil, insanlık tarihinin mirasıdır. Fransa’nın güneyinde yer alan Chauvet Mağarası’ndaki çizimlere, 32.000 yıl öncesine kadar insanın iletişim çabasının izini sürebiliriz. O taş-yüzeye, <em>büyülü eller</em>, nasıl gördüklerini, algılayabildikleri kadar çizdilerse, 2020’de de dünyayı algıladığımız düzlemden konuşabiliyor, okuyabiliyoruz.</p>
<p>“Ödül kurumunun özeleştirisi mümkün mü?” diye sorduğum yazımda, edebiyat kuramı üzerine çalışmalarıyla bilinen Gregory Jusdanis’ten bir alıntı yapmıştım. Jusdanis, “Hayatta kalmasına izin verilen metinler seçme işini yapanların çıkarını yansıtırlar,” demiştir. “Çıkar” sözcüğünü “kabuller” olarak da okuyabiliriz. Hayatta kalabilen metinlerin, seçicilerin kabullerini yansıttığı kanona dahil olanlardan olduğunu söylemek de hatalı olmaz. Edebiyat ve şiirde sanatta seçicilerin, sadece yarışmalardaki seçici kurullar olduğuna ilişkin bir varsayım kuramasak da, bu seçici kurulların medyada, yayınevlerinde karar verici bireylerden seçildiğini de unutmamak gerekir. Böylelikle sıra dışı ya da zamanını aşan eserler, seçici beğenisi matruşkasının arasına sıkışıp, gözden kaçabilir. Burada Derrida’nın “kurumun dışına taşma eğilimi gösteren bir kurum” ifadesi ödül kurumu için kullanılabilir. Jusdanis’ten farklı olarak “çıkar” yerine “kabul” sözcüğünü tercih etmemin bir nedeni de, değişmeyen seçici kurulların beğenilerinin içine doğdukları kültürel bileşenlerin paltosundan çıkmış olmasıdır.</p>
<p>Kadına “eksik erkek” diyen Aristo’dan, kadındaki “penis eksikliğinin” kıskançlığa ve histeriye dönüştüğünü savunan ancak kadın psikiyatrların çalışmalarından kavramları ödünç almaktan çekinmeyen Freud’a kadar entelektüel kabullerimizin çoğu erildir. <em>Kurucu babaların</em> varlığında entelektüel dünyaya gelen oğul, eril dili norm olarak görür. Böylelikle kadının dili görünmez olur. Sözcükleri de, kavramları da adlandırırken, dil, düşünce ve deneyim iç içedir. İşaret eden parmağın kime ait olduğu önemlidir. Eril dili norm olarak kabul edenlerden en sık duyulan cümle, “ben şiiri, öyküyü, romanı, metni okurken, erkek mi diye bakmıyorum ki”dir, kabuller zaten “doğal” olarak görülür, bu yüzden ötekinin dili, duyulmaz, işitilmez. Tam da bundan, kadın yazarlar, ciddiye alınmak için yıllarca erkek mahlaslarını ya da cinsiyetinin belli olmayacağı mahlasları tercih etmişlerdir. Çünkü cinsiyetiniz belli değilse, yazıyorsanız, muhtemelen <em>erkeksinizdir</em>. Buna en iyi örnek Joanne Rowling’in J. K. Rowling mahlasını yayıncısının önerisiyle almasıdır. Harry Potter serisi yazarın gerçek adıyla çıksa bu kadar yaygın okura erişme olanağı bulabilir miydi, hep bir soru işareti olarak edebiyatın vicdanına saplı kalmalıdır.</p>
<p>Sarf ettiğim bu cümleler için “abartıyorsunuz,” diyen sesleri duyar gibiyim, bundan, nitel aktarımdan nicel veriye geçiyorum. “Rakamlar yalan söylemez” kısmına… Ödül seçici kurullarının cinsiyet dökümüne.</p>
<p>Cevdet Kudret Ailesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve TÜYAP işbirliğiyle, Cevdet Kudret Ödülleri, 1993 yılından itibaren roman, öykü, şiir, deneme-inceleme-araştırma, tiyatro kategorilerinde verilmeye başlanmıştır.</p>
<p>Cevdet Kudret şiir ödülleri, 1993, 1998, 2003, 2008, 2013, 2018 yıllarında olmak üzere 6 kez verilmiş olup, 13 erkek seçici kurulda bulunmuştur. Hiçbir kadın jüriye layık görülmemiş, sadece 1 kadın şair ödüle hak kazanabilmiştir.</p>
<p>Cevdet Kudret deneme-inceleme-araştırma ödülleri, 1996, 2001, 2006, 2011, 2016 yıllarında olmak üzere 5 kez verilmiş olup, 13 erkek seçici kurulda bulunmuştur. 4 kadın jüride yer almıştır. Sadece 1 kadın yazar ödüle hak kazanabilmiştir.</p>
<p>Cevdet Kudret öykü ödülleri, 1995, 2000, 2005, 2010, 2015 yıllarında olmak üzere 5 kez verilmiş olup, 8 erkek seçici kurulda bulunmuştur. 5 kadın jüride yer almıştır. Bir yıl iki yazara ödül verilmiş olup, 3 kadın yazar ödüle hak kazanabilmiştir.</p>
<p>Cevdet Kudret roman ödülleri, 1994, 1999, 2004, 2009, 2014, 2019 yıllarında olmak üzere 10 kez verilmiş olup, 8 erkek seçici kurulda bulunmuştur. 4 kadın jüride yer almıştır. Sadece 1 kadın yazar ödüle hak kazanabilmiştir.</p>
<p>Cumhuriyet Gazetesi tarafından, Yunus Nadi Ödülleri, 1946 yılından beri öykü, roman, şiir, sosyal bilimler, karikatür, kısa film ve fotoğraf gibi çeşitli alanlarda verilmektedir. Daha önce bir dalda yapılan ödüllendirmenin kapsamı 1990 yılından itibaren genişletilmiş ve “Yunus Nadi Armağanı” olan adı, “Yunus Nadi Ödülleri” olmuştur.</p>
<p>Yunus Nadi şiir ödülleri 2010 yılından beri incelenmiş olup<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a>, seçici kurulu değişmez erkek üyelerden oluşmakta olup, yıllar içinde 8 erkek ve 1 kadın şair görev yapmıştır. Bu yıllarda 13 erkek, 5 kadın şair ödüle layık görülmüştür.</p>
<p>Yunus Nadi öykü ödülleri 2010 yılından beri incelenmiş olup, seçici kurulunda şiirde olduğu gibi değişmez erkek üyeler de yer almaktadır. Yıllar içinde 7 erkek ve 3 kadın edebiyatçı görev yapmıştır. Bu yıllarda 8 erkek, 6 kadın edebiyatçı ödüle layık görülmüştür.</p>
<p>Yunus Nadi roman ödülleri 2010 yılından beri incelenmiş olup, seçici kurulunda şiirde ve öyküde olduğu gibi değişmez erkek üyeler de yer almaktadır. Yıllar içinde 11 erkek ve 3 kadın edebiyatçı görev yapmıştır. Bu yıllarda 6 kadın, 5 erkek edebiyatçı ödüle layık görülmüştür.</p>
<p><a href="https://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=May%C4%B1s_Yay%C4%B1nlar%C4%B1&amp;action=edit&amp;redlink=1">Mayıs Yayınları</a>tarafından 1973 yılında vefat eden şair <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Arkada%C5%9F_Z._%C3%96zger">Arkadaş Z. Özger</a>&#8216;in anısına 1996 yılından bu yana verilmekte olan şiir ödülünün seçici kurulu 2011 yılından itibaren incelenmiştir. Ödül, şiir ödülü, jüri özel ödülü, övgüye değer dosya ve ilk kitap özel ödülü kategorilerinde verilmekteydi. Ancak son yıllarda seçici kurulun adlarının anılmasını kararlaştırdığı şairler de açıklanmaktadır. Bir önceki yıl ödül alana da jüride 1 dönem yer verildiği görülmüştür. Bunun haricinde, incelemeye alınan son 10 yılda<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Arkada%C5%9F_Z._%C3%96zger">Arkadaş Z. Özger</a> şiir ödülünde sadece erkekler jüri olabilmiştir, bunların içinden de 2 erkek değişmez jüridir. 27 yılda toplam 92 ödül ya da adı anılmak yoluyla teşvik verilmiş olup, sadece 26’sına kadınlar layık görülmüştür.</p>
<p>Orhan Kemal&#8217;in anısına ailesi ve Everest Yayınları ortaklığıyla, Orhan Kemal Roman Ödülü, 1972 yılından itibaren verilmektedir. Orhan Kemal Roman Ödülü 2010 yılından itibaren incelenmiştir. 10 yılda 13 erkek üye seçici kurulda görev yaparken, buna karşılık 5 kadın yer almıştır. 49 yılda toplam 48 ödül verilmiş ve bunların sadece 8’i kadınlara verilmiştir. Son 10 yıldaysa sadece 1 kadın yazar ödüle layık görülmüştür.</p>
<p>1955’te yazarın annesi Makbule Abasıyanık tarafından başlatılan Sait Faik Hikâye Armağanı, daha sonra 1964’ten itibaren Darüşşafaka Cemiyeti tarafından sürdürülen Sait Faik Hikaye Armağanı’nda 2010 yılından itibaren değişmeyen jüride 4 erkek, 2 kadın üye yer almaktadır. 65 yılda toplam 67 ödül sunulmuş ve bunların sadece 19’u kadınlara verilmiştir.</p>
<p>Kırmızı Kedi Yayınları tarafından düzenlenen Metin Altıok Şiir Ödülü, 2008 yılından beri verilmektedir. 2010 yılından itibaren incelenmiş olup, bu süreçte 11 erkek jüride görev yapmıştır. 10 yıl boyunca hiçbir kadın jüride görev yapmamıştır. 13 ödülün, 11’i erkek şairlere verilmiştir.</p>
<p>Varlık Dergisi ve Varlık Yayınevi&#8217;nin kurucusu Yaşar Nabi Nayır anısına 1986 yılından beri şiir ve öykü kategorilerinde edebiyat ödülü verilmektedir. Edebiyata yeni değerler kazandırma amacını güden bu yarışmaya, sadece 30 yaşın altındaki şair ve yazarlar katılabilmektedir. 2011 yılından beri şiir seçici kuruluna baktığımızda 10 erkek 3 kadın, öykü seçici kuruluna baktığımızda 4 kadın, 4 erkeğin görev yaptığını görürüz. Seçici kurul üyelerin sayılarındaki azlık, değişmez jürilerin varlığının da işaretidir. Yıllar içinde toplam 67 ödülün 21’inin kadınlara verilmiş olduğu görülmektedir.</p>
<p>Şair Behçet Necatigil anısına ailesinin düzenlediği şiir ödülü, 1980’den 1993&#8217;e kadar şairin ölüm yıldönümü olan 13 Aralık&#8217;ta verilmiş, 1994 yılından itibaren doğum yıldönümü olan 16 Nisan&#8217;da verilmeye başlanmış, ödüle değer eser olmadığı kaydıyla verilmediği 1989, 1993 ve 1998 yılları hariç her yıl ödül verilmiştir. 2010 yılından itibaren incelenen seçici kurulda 2011 yılı itibariyle kadın jüri yer almamıştır, 9 yıllık sürede 9 erkek görev yapmıştır. Toplam 37 ödülün sadece 2’si kadınlara verilmiştir.</p>
<p>Behçet Aysan adına Türk Tabipleri Birliği tarafından 1995 yılından beri şiir ödülü verilmektedir. Yaklaşık 25 senede 15 erkek jüri görev yaparken sadece 1 kadın jüri görev yapabilmiştir. 22 yılda toplam 27 ödülün sadece 2’si kadınlara verilmiştir.</p>
<p>Dahası ve her şeyden öte, kadının güçlendirilmesi için bir ömür veren Duygu Asena’nın adına verilen roman ödülünün seçici kuruluna baktığınızda bir erkeğin jüri başkanlığını yürüttüğünü, o kurulda erkeklerin kadınlardan daha fazla olduğunu görürseniz, şaşırmayın.</p>
<p>Türkçenin gelenekselleşmiş<a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a> ödüllerine ilişkin cinsiyet dökümüne şöyle bir göz atıldığında, erkekjüriposen bir edebiyatımız ve özellikle de şiirimiz olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Yayınevi genel yayın yönetmenleri, editörleri, danışmanları, eleştirmenler, akademisyenler ve sözü geçen yazarlardan/şairlerden oluşturulan jürilerin yapılarının değişmezliği de detaylara inildiğinde dikkat çekmektedir. Seçici kurullara yeni üye seçilirken, jürilerdeki dominant üyelerin rahat çalışma kültürü geliştirebileceği edebiyat ve şiir insanlarının tercih edildiği açık ve belki de <em>doğaldır.</em> Bu “doğal check-in”den şiir jürilerinde kadınların pasaportlarının pek vize alamadığı da görülmektedir. Herhangi bir erkek şair ya da editörün, bu sıfatları, seçici kurula girmek için yeter-şartı oluşturmaktadır, ancak kadın olarak kabul edilmek için özel bir çalışma ya da “kahramanlık” göstermek herhalde gerektirmektedir. Bu bana tıbbi bir araştırmayı hatırlatıyor. Aynı iş yerinde çalışan kadınların erkeklerden daha çok varis bulgusu olduğu görülmüş, damar yapıları incelendiğinde bu farkı doğuracak anatomik bir başkalığa rastlanmamış. Derinlemesine görüşmelerde, aynı iş yerinde çalışan kadınların, erkeklerle eş saygıyı görebilmek ve “kadınların kırılgan olduğu” gibi bir etiketten kaçınmak için, daha çok ayakta durdukları, daha çok efor sarf ettikleri görülmüş. Edebiyat da emek ilişkilerinden bağımsız değil, şiirde de edebiyatta da, erkeklerin alanı gibi görülen bu yerde daha çok, daha çok performans göstermek zorundasınız. Kadın yazarlardan, şairlerden bir <em>yorgunluk toplumuna</em> dönüşene kadar… Eleştirmen babaları tarafından sırtı her daim sıvazlanmış oğul eleştirmenlerin her yıl öykü, şiir patladı, patlayacak sözlerini düşünün. Başka dünyalara, dişil yazına kapıyı kapattığınızda, aynı beğenilerin rendesinden geçen, aynı göstergesel metinlere izin verdiğinizde, gürül gürül akan nehre bendi kurduğunuzda, o su kurur… Edebiyatımız ya da şiirimiz neden nitel sıçramayı yapamıyor diye sorduğunuzda, sizi bir özeleştiri de çağırıyor demektir. Hala şiir ödüllerinin seçici kurullarına cinsiyet kotası koymak aklınıza gelmiyorsa da, bu özeleştirinin kıyısına henüz adım atmamışsınızdır (iç sesinizi duyuyorum, kadın kotası değil, cinsiyet kotası, merak etmeyin kadınlar jüride çoğunlukta olduklarında erkeklerin var olma haklarını da koruyacaktır).</p>
<p>Erkeğin özne olarak kabul edildiği bir toplumsal cinsiyetçede, kadının dili hep “<em>öznel”</em> kabul edilir. Dişil yazınla sembolizmi oluşturacak göstergesel dili rayından çıkarabilir miyiz? Rayından çıkardığımız o dilden semboller, başka kavramlar üretebilir miyiz? <em>Cehennemimizin bahçesinden kelimeleri delirtebilir miyiz?</em></p>
<p>Çitleri kıralım, Helen Cixous.</p>
<p>Eril tabloların yerine semizotu ekelim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Ödüllerin seçici kurullarının cinsiyet dökümüne ilişkin incelemede verdiği büyük destekten dolayı, yazar Janset Karavin’e çok teşekkür ederim.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> 2013 yılına ilişkin seçici kurulu Google’da aradım, bulamadım.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> 2014 yılına ilişkin seçici kurulu Google’da aradım, bulamadım.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3"><sup>[3]</sup></a> En az 10 yıldır ödülün verilmesini gelenekselleşme olarak kabul ediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/citleri-kiralim-mi/">Çitleri Kıralım mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uçakta doktor yolcumuz var mı?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/guncel/ucakta-doktor-yolcumuz-var-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 12:26:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=6995</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1067" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="ucak-yolcu" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-1024x683.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-1536x1024.jpg 1536w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div>
<p>Nerede olursa olsun, hukuken hekimin acil durumdaki hastaya müdahale etme yükümlülüğü ortaya çıkıyor. Ama burada işler karışabilir&#8230; Sık uçak yolculuğu yapanlar sanırım bu anonsu birçok kez duymuşlardır. Doktor olmayanlar için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/guncel/ucakta-doktor-yolcumuz-var-mi/">Uçakta doktor yolcumuz var mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1067" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="ucak-yolcu" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-1024x683.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-1536x1024.jpg 1536w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/ucak-yolcu-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div><blockquote><p>Nerede olursa olsun, hukuken hekimin acil durumdaki hastaya müdahale etme yükümlülüğü ortaya çıkıyor. Ama burada işler karışabilir&#8230;</p></blockquote>
	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-8 bsq-t1 bsq-s8 bsq-left">

		<div class="quote-content">
			<p>Uçakta doktor yolcumuz var mı?</p>
		</div>

					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/ozdemir-aktan2-1.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Özdemir Aktan										</span>				
									<span class="quote-author-job">Prof.Dr.</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Sık uçak yolculuğu yapanlar sanırım bu anonsu birçok kez duymuşlardır. Doktor olmayanlar için bu sadece ne olduğu konusunda bir merak uyandırır. İyi de doktor ne yapacak?</p>
<p>Uçak hekimliğini acil şartlarda hep Türkiye&#8217;de yaptım. Her seferinde kimliğimi sordular, kayda geçirdiler, form imzalattılar ve sorumluluğun bana ait olduğunu belgelediler.</p>
<p>Bir seferinde bir kongreye katılmak üzere İstanbul&#8217;dan uçağa bindik. Benimle beraber 10 kadar hekim vardı sanıyorum. Uçağa binip yerlerimize oturduk. Kalkıştan hemen önce hostesin &#8220;Yolcularımız arasında doktor varsa kendini bildirsin&#8221; anonsu geldi. Uçakta yeterinden fazla doktor olduğunu bildiğimden sesimi çıkarmadım ama başka kimseden de ses çıkmadı. Bunun üzerine yanımdan geçen hostese doktor olduğumu söyledim. Kalkış sırasında çok heyecanlı bir yolcu bulunduğunu, gerekirse benden yardım isteyeceğini söyledi ve öylece kalktık. Yolculuk sırasında doktorluk bir durum olmadı. İnince bizimkilere &#8220;Ayıp yahu, neden doktor olduğunuzu söylemediniz&#8221; dediğimde cevabı kolayca buldular: &#8220;Hocam siz varken bize söz düşer mi?&#8221; dediler. Verecek cevap bulamadım.</p>
<p>Böyle bir anonsa hekim mutlaka karşılık vermeli mi? İnsani açıdan bakarsak yanıt &#8220;elbette&#8221; olacaktır. Tıbbi Deontoloji Tüzüğü (1960 yılından bu yana yürürlüktedir) &#8220;Tabip, vazifesi ve ihtisası ne olursa olsun, gerekli bakımın sağlanamadığı acil vakalarda, mücbir sebep olmadıkça, ilk yardımda bulunur&#8221; diyor. Hekimlik Meslek Etiği Kuralları da &#8220;Hekim, görevi ve uzmanlığı ne olursa olsun, gerekli tıbbi girişimlerin yapılamadığı acil durumlarda, ilk yardımda bulunur&#8221; diyerek müdahalenin hukuki ve etik olarak zorunlu olduğunu belirtiyor. Müdahale etmeme nedeniyle bir zarar doğarsa TCK cezai yaptırımlar getirmiş.</p>
<p>Tokyo Sözleşmesi&#8217;ne göre (1963) uçak hangi ülkenin bayrağını taşıyorsa, uçakta o ülkenin kanunları geçerlidir. Peki yabancı bir uçak şirketi ile uçtuğunuzda ne olacak?</p>
<p>Türkiye&#8217;nin de taraf olduğu Biyotıp Sözleşmesi&#8217;nde &#8220;Acil bir durum nedeniyle ilgili kişinin sağlığı için gerekli olan herhangi bir tıbbi müdahale derhal yapılabilir&#8221; maddesi var.</p>
<p>Özetle, nerede olursa olsun, hukuken hekimin acil durumdaki hastaya müdahale etme yükümlülüğü ortaya çıkıyor. Ama burada işler karışabilir: Öncelikle uçaktaki ekipmanın yeterli olup olmadığı çok önemli. Ayrıca her hekimin o ekipmanı tanıması da mümkün değil. Üstelik uzmanlıkların çok ayrıştığı günümüzde her hekim her acil sorunu çözebilme yetenek ve bilgisinden uzak. Müdahale sırasında eksik veya yanlış bir uygulama sonrası hekim bir dava süreci ile karşılaşabilir. Bu noktada koruyucu kalkan, sigorta, eksik kalabilir. Hekimlerin zorunlu mesleki sigortası yurt dışında geçerli değil, yurt içinde ise durum bulanık. Uzmanlık dışı girişimler yasal olarak yasak olduğunda işler ters giderse durum karmakarışık bir hal alabilir.</p>
<p>Bunu önlemek ve toplumun menfaatine olan acil yardımın çekinmeden yapılabilmesini sağlamak için bazı ülkeler &#8220;The Good Samaritan&#8221; (iyi merhametli/yardımsever olarak çevrilebilir) kavramını kanunlarına yerleştirmişler ve acil durumlarda yardım edenlerin dava edilememesi için yasal bir şemsiye sağlamışlar. Bu kural sağlıkçı olmayanlar için de geçerli. Bu yasa Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin büyük kısmında, Kanada ve Avusturalya&#8217;da kabul edilmiş olmakla birlikte henüz Avrupa ülkelerinin birçoğunda yürürlükte değildir. Yanlış veya eksik müdahale nedeni ile açılmış davalar olduğunu da hatırlamakta yarar var.</p>
<p><strong>Başka bir uçak anısı ile bitireyim.</strong></p>
<p>Bir sabah 05.05 uçağı giderken, uçakta benden başka doktor olan bir karı-koca da bulunmaktaydı. Uçtuğumuz havayolu istediğimiz koltukları seçmemize izin vermediğinden uçakta ayrı ayrı oturmaktaydık. Ben koridor tarafında otururken klinisyen olmayan doktor arkadaşım benim önümdeki sırada, ortada oturuyordu.</p>
<p>Uçak kalkar kalkmaz herkes uyurken doktor anonsu geldi. Biraz bekleyip hiç hareket olmaması üzerine bir gözümü aralayıp önümdeki doktor arkadaşın koltuğuna baktım ve boş görünce çok takdir ettim: Bir klinisyen olmamasına rağmen hemen kalkıp hastanın yanına koşmuştu. Hekimlik işte buydu. Gönül rahatlığı ile uykuma devam ettim. Uçak indiğinde arkadaş soluk benizli ama gülerek yanımıza geldi ve &#8220;Yahu ölsem ne oda başkanım ne de doktor olan karım bakacak&#8221; dedi. Meğer hasta kendisiymiş. Klinisyen olmayan eşi zaten konu ile hiç ilgilenmemiş. Kendini kötü hissedip lavaboya gitmek üzere ayağa kalktığında sendeleyince yardıma gelen hosteslere doktor olduğunu söylemiş ama anons yine de yapılmış ve bizlerden ses çıkmamış. Daha ilginci ise doktor olmayan bir yolcunun acil yardım eğitimi aldığını belirterek duruma müdahale etmek istemesi olmuş. Gülerek &#8220;Doktor olma hevesi kursağında kalmış gibiydi. Zor gönderdim başımdan&#8221; diyordu.</p>
<p>Hekimler her durumda yardıma gereksinim duyan insanların yanına koşacaklardır. Bunun tartışılacak bir tarafı yok. Uçakta yaptığım hekimlikler için hosteslerden ve hastadan teşekkür aldım ama ilgili kurum bir teşekkürü bile gerekli görmedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://t24.com.tr/yazarlar/ozdemir-aktan/ucakta-doktor-yolcumuz-var-mi,29021</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>*PROF.DR.ÖZDEMİR AKTAN KİMDİR?</strong></p>
<p><strong>Eğitim</strong></p>
<ul>
<li>Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi</li>
<li>Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı.</li>
</ul>
<p><strong>İlgi Alanları</strong></p>
<ul>
<li>Hepatobiliyer Sistem (safra ve karaciğer hastalıkları)</li>
<li>Tanı ve Cerrahi Tedavisi Gastrointestinal Sistem (mide barsak hastalıkları)</li>
<li>Tanı ve Cerrahi Tedavisi Endokrin Sistem (tiroit, paratiroit, endokrin pankreas ve adrenal) Hastalıkları</li>
<li>Tanı ve Cerrahi Tedavisi</li>
<li>Laparoskopi (fıtık)</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/guncel/ucakta-doktor-yolcumuz-var-mi/">Uçakta doktor yolcumuz var mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Susmuşlara Karıştı</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/susmuslara-karisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 12:25:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=7006</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="764" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="susmuslar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-300x229.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-768x587.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Telefonda son sözü “anlamışsın” olmuştu. Mikrobiyoloji uzmanı olarak salgınla mücadelede ön saflarda görev alıp hastalığa yakalanan ve ne yazık ki kaybettiğimiz çok değerli bir hekimdi. Emekli olup kenara çekileceği yaşlarda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/susmuslara-karisti/">Susmuşlara Karıştı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="764" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="susmuslar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-300x229.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-768x587.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/susmuslar-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>Telefonda son sözü “anlamışsın” olmuştu.</p></blockquote>
	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-8 bsq-t1 bsq-s8 bsq-left">

		<div class="quote-content">
			<p>Susmuşlara Karıştı</p>
		</div>

					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/mehmet-uhri.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Mehmet Uhri										</span>				
									<span class="quote-author-job">Patoloji Uzmanı</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Mikrobiyoloji uzmanı olarak salgınla mücadelede ön saflarda görev alıp hastalığa yakalanan ve ne yazık ki kaybettiğimiz çok değerli bir hekimdi.</p>
<p>Emekli olup kenara çekileceği yaşlarda olmasına karşın ailesi ve çocukları için çalışmayı sürdürüyordu.<br />
Hastaları için çırpınırken rahatsızlanmıştı.</p>
<p>Hastaneye yatırıldığında meslektaşları onu iyileştirmeye çabalarken bile boş durmayıp hastalığının seyri hakkında gün gün not ettiği bilgileri meslektaşları ile paylaşacak kadar sorumluluk sahibiydi.</p>
<p>Tanısaydınız severdiniz.</p>
<p>Bilime, bilgiye olan açlığı, hayat deneyimi ve biliyor olmanın verdiği özgüven ile doğruları söylemekten kaçınmayan tavrı nedeniyle “bazılarınca” ukala olarak görülse de bir derviş sabrı ve olgunluğu ile çoğu kez suskun kalır, gereksiz tartışmalardan uzak dururdu.</p>
<p>Çok çalışkandı. Mesleğin gerektirdiği adanmışlık ve diğerkâmlığın bilincinde olarak onu hep işinin başında görürdük.<br />
Hastaneye yatırıldığı gün kısa bir telefon görüşmesi yapmış halini hatırını sormuştum. Öksürük, ateş, nefes darlığı çekmesine karşın hastanede yarım kalan işleri ve hastaları için kaygılanıyordu.</p>
<p>İkimiz de son konuşma olabileceğinin farkında olmadan şakalaşmış birbirimize sağlık dilemiştik.</p>
<p>O kısacık görüşmede hayatın gerçeği konusunda nasıl da haklı çıktığını söyleyince her zamanki derviş tavrıyla ne demek istediğimi sormuştu. “Hamuşan” diyerek hatırlatmış, ölümün kol gezdiği salgın sürecinde hayata dair bize sunulan ne varsa hepsinin anlamını yitirip salt gerçekle yüz yüze gelindiğinde toplumun suskunluğa gömüldüğünden söz etmiştim.<br />
Cevap vermeden önce öksürük atağının dinmesini bekledim. Derin bir nefes alıp “anlamışsın” diyebildi.</p>
<p>Bu son konuşmamız oldu.</p>
<p>Ondan çok şey öğrendim.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-7011" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/Mehmet-Ulusoy-1.jpg" alt="Mehmet-Ulusoy" width="219" height="255" />Mesleki bir toplantı çıkışı Beyoğlu İstiklal caddesinin canlılığını işaret edip “Şehrin gerçeği burada sanırım. Bir kalp gibi, herkes uğruyor ama kimse tutunamıyor” şeklinde benzetmede bulunmuştum.</p>
<p>O ise her zamanki derviş tavrıyla bıyık altından gülümseyerek; görüntüye aldanmamak gerektiğini binlerce yıllık yaşanmışlık barındıran caddede herkesin sadece bir gölgeden ibaret olduğu şeklinde yanıt vermişti. Şaşkınlığımı görünce “Sen de herkes gibi gördüğüne işittiğine güvenip hayatı ve kendini önemsiyor gerçeği algılamakta zorlanıyorsun.” diye cevap vermişti.</p>
<p>“Yani tüm bu hareketlilik, ışıltı, ihtişam gerçek değil mi?” diye üsteledim.</p>
<p>“Gerçeği mi merak ediyorsun? O zaman gel benimle” diyerek birlikte tünele doğru ilerledik. Akşam yaklaşıyordu. Galata Mevlevihane’sine yöneldik. Gişe kapanmıştı. Kendini tanıtıp kapıdaki görevliye beni işaret ederek bir şeyler söyledi. Giriş iznini koparıp bahçeye girince avluda bir kapının önünde durduk.</p>
<p>&#8211; Ne söyledin görevliye?</p>
<p>&#8211; Seni işaret edip ilerlemiş hastalığı nedeniyle günleri sayılı bir hastamın ricasını kırmaması gerektiğini söyleyince ikna oldu.</p>
<p>&#8211; E yuh artık. Ben senin kadar inançlı biri de değilim. Ne işimiz var burada?</p>
<p>&#8211; Boş ver bunları, sen şuraya bir bak hele.</p>
<p>Avlunun sol tarafında tarihi mezarlığın kapısını işaret ediyordu. Kapının üzerinde “HAMUŞAN Sessizler (susmuşlar) yeri” yazıyordu.</p>
<p>&#8211; Az önce gerçeği sormuştun. Gerçek bu işte. Sus ve sessizliğin anlattıklarını dinle.</p>
<p>&#8211; Nasıl yani? Ölümün gerçekliğine itiraz etmedim ki.</p>
<p>&#8211; Yine anlamadın. Mevleviler ölümü bir yolculuktan çok susmuşlara karışmak olarak görürler. Burada yatanlar da senin benim gibi hayatı merak etti, gerçeği aradı ve geçip gittiler. Ne kadar konuşursan konuş burada yatan hayatlardan kalan gölgeleri sözcüklere sığdıramazsın. Hatta konuşarak gerçeği çarpıtıyor bile olabilirsin. Gerçeği arıyorsan susman gerekiyor. Sus ve sadece dinle.</p>
<p>Susmuşlar kapısından içeri girip eski Türkçe yazılı silindirik mezar taşlarının arasında ilerledik. Arkadaşım mezarlardan birinin üstünde uyumakta olan tekir kediyi okşadı. Kedi gerinerek ayağa kalktı sonra diğer tarafa devrilip arkasını döndü ve uyumayı sürdürdü. Biraz daha ilerleyip mezarların arasında durduk.</p>
<p>&#8211; Hayat bizi o kadar oyalıyor ve o kadar dolu ki hepsini gerçek zannediyoruz. Hâlbuki çoğu hayata dair kurgudan başka bir şey değil. Trafiğinden geçim sıkıntısına, onun bunun ne dediğinden, vermek zorunda olduğun hesaba, cep telefonuna gelen bilgiden gerekli olup olmadığını bile sorgulamadığın pek çok gereksinime kadar her şeyi hayatın gerçeği zannediyoruz.</p>
<p>&#8211; İyi de nedir gerçek?</p>
<p>&#8211; Buradan bakınca daha iyi anlaşılır diye umuyorum. Bazen bir hastamı kaybettiğim zamanlarda yaşadığım o bezginlik ve yenilmişlik hissini atmak için buraya gelir ve susmuşları dinlerim. Onların sessiz dilini işitmeye çalışırım. Konuşarak anlatılır olmadığını düşünüyorum.</p>
<p>&#8211; Neden geldik öyleyse bu mezarlığa? Konuşarak anlatamazsan nasıl anlatacaksın? Görevli gelmeden gidelim. İçim daraldı burada.</p>
<p>&#8211; Hah işte anlatmaya çalıştığım gerçek, böyle bir şey. İçinde hissettiğin o karanlık sözcüklere sığmaz. Konuştukların bir zaman önce yaşanmışları yeniden kurgulama ve aktarma çabasından öteye gitmez. İşine geldiği, o günkü aklın yettiğince değiştirir dönüştürür yeniden hatırlar ve dile dökersin. Söylediklerin ise gerçeğin çarpık bir gölgesinden ibaret kalır.</p>
<p>&#8211; Az önce sözünü ettiğin yaşanmışlıkların gölgesi gibi mi?</p>
<p>&#8211; Hayatlarımız ışığı ayrıştıran prizmaya benziyor. Öte yana düşen ışık tayfına ve renklere bakıp ışığın kendi gerçeğini hayal etmeye çabalarsın. Gerçek olan ise ışıktır. Anlatmaya çabaladığında tayftaki renkleri tek tek tarif etmen ışığı anlatmaya yetmez. Hep bir şeyler eksik kalır.</p>
<p>&#8211; Yani?</p>
<p>&#8211; Yani hayata dair bize sunulan anlatacak, konuşacak, yaşanacak o kadar çok şey var ki ardındaki gerçeğin ne olduğunu göremiyoruz. Herkes, her şey birden suskunluğa gömülse salt gerçek görünür olacak ama olmuyor, istenmiyor.</p>
<p>Suskunluktaki gerçeği bir tek ölüm ile yüzleşince fark ediyor, susup başımızı öne eğiyor sonra hızla algının gölgesinde yaşamaya geri dönüyoruz.</p>
<p>&#8211; İyi de ne yapmalı?</p>
<p>&#8211; Gerçeği arıyorsan sözcüklerin yetersizliğini görüp sunulanların ardına bakabilmeye çabalamak gerektiğini düşünüyorum. O nedenle kendimi biraz geri çekip susmuşların gölgesine sığınmak bana iyi geliyor.</p>
<p>Mevlevihane binasından yükselen ney sesini işaret edip “Müzik kulağa hoş geliyor olsa da aradaki Es’leri de işitmeye, anlamaya çalışmak gibi bir şey.” Dedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-7014" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hamusan.jpg" alt="hamusan" width="550" height="380" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hamusan.jpg 550w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hamusan-300x207.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 550px) 100vw, 550px" /></p>
<p>Güvenlik görevlisi yanımıza yaklaştı. Acıyan gözlerle bana bakıp çıkmamız gerektiğini işaret etti.<br />
Çıkmadan “suskunluğu anladım da burada kendinle konuştuğun olmaz mı?” diye sorduğumda “Olur elbet ama ne önemi var? Konuşmadan da insan kendine kızabilir veya dertleşebilir. İnsanlar, kendini önemsemeyi bırakıp bir şeylerin gölgesi olduğu gerçeğine yaklaşabilse inan dünya çok daha güzel olacak.” Demişti.<br />
Hastaneye yattığı gün yaptığımız telefon görüşmesinde o gün Mevlevihane’de anlattıklarını hatırlattığımda zorlukla nefes alarak sadece “anlamışsın” diyebilmişti.</p>
<p>Bu, son konuşmamız oldu.</p>
<p>Neredeyse tüm dünyanın eve kapanıp ölümcül suskunluğa gömüldüğü, bizlere sunulan cafcaflı algı perdesinin yıkılıp salt gerçeğin tokat gibi yüzümüze vurduğu salgın hastalık sırasında yitirdiğimiz bilge hekim dostum susmuşlara karıştı.<br />
Hastalandığında bile kendinden çok geride bıraktığı hastaları ve yakınları için kaygılanıp hayata tutunmaya çabalasa da günü geldiğinde bir derviş uysallığı ile boyun eğip bize gölgesini bırakıp “susmuşlar” arasında yerini aldı.<br />
Ardından kaleme aldıklarıma içerleyip suskun kalmamı isteyeceğini biliyor olsam da satır aralarından bizlere geride bıraktığı gölgesini işaret etmek istedim.</p>
<p>Tanısaydınız severdiniz.</p>
<p>Telefonda son sözü “anlamışsın” olmuştu.</p>
<p><strong>Dr. Mehmet Uhri</strong></p>
<p>Not: COVİD 19 Enfeksiyonu nedeniyle 6 Nisan 2020 günü yitirdiğimiz Bakırköy Devlet Hastanesi E. Mikrobiyoloji uzmanı Mehmet Ulusoy’un şahsında salgında kaybedilen tüm sağlık çalışanlarının anısı içindir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<hr />
<p><strong>MEHMET UHRİ KİMDİR</strong><br />
1964 yılında İzmir’de doğdum. İzmir’de okudum. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1987 yılında mezun oldum. İstanbul’da bir eğitim ve araştırma hastanesinde Patoloji Uzmanı olarak görev yapmaktayım.<br />
Mutluluğun başarı ve kazanma ile ilişkili olduğuna inanılan bir dünyada gerçek mutluluğun insana giden yolunu bulmak ve o kapıyı açık tutmak için harfleri ve sözcükleri kullanıyorum.<br />
İnsana, hayata, edebiyat ve sanata dair tarih edebiyat ve bilim üzerine konferans ve seminerler veriyorum.<br />
&#8211; İnsanları dinliyor öykü biriktiriyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/susmuslara-karisti/">Susmuşlara Karıştı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maske Takmayan Bir Dilin Peşinde</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/maske-takmayan-bir-dilin-pesinde/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 12:24:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=7001</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="563" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="aysegul-tozeren" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren-300x169.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren-768x432.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Tıp akademisyenlerinin COVID-19 ile ilişkili yazılarına sıklıkla rastladığım pandemi günlerinde, beyin cerrahı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten’in Gabriel Garcia Marquez’in Kolera Günlerinde Aşk’tan günümüze uzanan metni dikkatimi çekti. Ökten, kitapta [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/maske-takmayan-bir-dilin-pesinde/">Maske Takmayan Bir Dilin Peşinde</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="563" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="aysegul-tozeren" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren-300x169.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren-768x432.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p>Tıp akademisyenlerinin COVID-19 ile ilişkili yazılarına sıklıkla rastladığım pandemi günlerinde, beyin cerrahı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten’in Gabriel Garcia Marquez’in Kolera Günlerinde Aşk’tan günümüze uzanan metni dikkatimi çekti. Ökten, kitapta yılları, hatta salgınları devirerek dimdik kalan bir aşk hikayesinin aktarıldığını söyleyerek, günümüzdeki karantina günlerindeki kadına şiddet haberleriyle o günlerin çelişkisini vurguluyordu.</p></blockquote>
	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-8 bsq-t1 bsq-s8 bsq-left">

		<div class="quote-content">
			<p>Maske Takmayan Bir Dilin Peşinde</p>
		</div>

					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/aysegul-tozeren-2.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Ayşegül Tözeren										</span>				
							</div>
				</blockquote>

<p>SARS COV-2 nedenli bir küresel salgının içinden geçerken, aslında bir başka küresel salgını daha yaşıyorduk. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü itibariyle basına yansıyan verilere göre dünya genelinde her 3 kadından 1’i hayatının bir aşamasında şiddete uğruyordu. Birleşmiş Milletler Kadın Biriminin verilerine göreyse, COVID-19 bir gölge pandemiyi daha beraberinde getirmişti, kadına şiddet bu süreçte dünyada % 25 artmıştı.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> BM Nüfus Fonu, kadına şiddeti önleyici acil hatların önemini hatırlatmış, Prof. Dr. Şevkat Bahar Özvarış’ın Nisan ayındaki yazısında aktardığı üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde süpermarketlerde danışma hatları kurulmuştu. Bu durum nokta ve virgülün haricindeki noktalama işaretlerinden hoşlanmayan yazar Jose Saramago’nun Körlük kitabını hatırlattı. Körleşmenin hikâyesi anlatılırken, Saramago aslında olağanüstü durumlardaki insanların davranışlarındaki değişimi de anlatır. Doktorun eşi, sıradan bir karakter gibi hikâyenin başında sunulmasına rağmen, ilerleyen sayfalarda zekâsıyla, cesaretiyle kahramanlaşır. Henüz körleşmemiş olmasına rağmen, salgının kurbanlarından biri gibi, zorunlu karantina yurduna girer, körlerin yapayalnız karanlığında bir ışık olur. Ancak körlerin yurdunda karanlığın da tonları vardır. Her toplulukta olduğu gibi orada da bir güç ilişkisi kurulur. Yurda silah sokmuş olan bir grup kör, diğerlerini köleleştirir. Kölelikte bile iç ötekiler vardır, onlar kadınlardır. Körlerin arasında kendilerini efendiler olarak ifade eden sınıf, olağan koşullarda konuşamayacakları, herhangi bir iletişimde bulunamayacakları kadınlara cinsel saldırıda bulunurlar.</p>
<p>Yalıtılmışlıkta, güç dengelerine ilişkin kartlar tekrar dağıtılır. Kriz anı, aslında insan doğası için de bir turnusol kağıdı görevini üstlenir. Gücü elinde bulundurmanın itkisiyle, körlerin yurdunda, bir iktidar süreci başlar. Hannah Arendt, insan ilişkilerindeki iktidarlaşma sürecini şöyle anlatır: “insan ile insan arasındaki ilişkinin şiddete dayalı bir ilişki olması, taraflardan birinin hayat konumunun değişmesiyle; hayatının öznesi olma şansını yitirmesiyle oluşmaktadır.” Bir diğer düşünür Michel Foucault, bunu bir yaptırtma süreci olarak açıklarken, gücü yetenin özne konumunu kurarken, öteki olanı nesneleştirmeye meylettiğini söylemektedir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup>[2]</sup></a>. Özne olarak görmediğini de her türlü eylem için bir köleye dönüştürmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki değerler sistemi topluluklarda bir bütündür, efendi köle biçiminde dengeler bozulduğunda, değer sistemi de kırılgan hale gelir. Belirsizlik ortamında somut tehdide bağlı olarak gelişen itaat kültürü de böylelikle hükmedenle biat eden arasında bir tahterevalliye dönüşür, yükselenle alçalan sürekli değişir. Körleşme aslında olağandışı durumlardaki iktidarlaşmanın hikâyesidir.</p>
<p>Güç ilişkileri sadece insanla insan arasında kurulmamaktadır. İlksel güç ilişkisi doğayla insan arasındadır. Gücü elinde bulunduran yüz yıllar, hatta bin yıllar içinde değişse de öğrenmemiz gereken hakikat, biri kaybettiğinde diğerinin de kazanamadığıdır. Margaret Atwood’un “Antilop ve Flurya” üstopyası da bir olağandışı durumun öyküsüdür, bir başka salgının… Bu salgın, antroposen çağın görkemli günlerinde yaşandığından, diğerlerinden daha farklı olarak insan eliyle yaratılmıştır. Salgın romanlarında çoğunlukla salgın yayıldıktan sonrası anlatılır. Ancak Atwood salgında yaşananların hakkınca anlaşılması için, öncesindeki dünyayı anlatır. Teknoloji gelişmiştir. Ancak teknoloji insanlar arasındaki eşitlik vaadini gerçekleştirememiş, hatta insanlar arasındaki eşitsizlikleri daha da derinleştirmiştir. Atwood’un karakterlerinden Flurya eşitsizlikten de, insanların egolarının hiperplaziye uğramasından da rahatsızdır. Bundan dolayı biyoteknolojinin yardımıyla farklı bir dünya kurgusunu yaratmaya kalkar. Ancak bunun da kendisi için bir iktidarı oluşturacağının farkında değildir, gücün, insan olmanın tuzağına düşecektir. Atwood romanlarından alışık olduğumuz gibi <em>büyük anlatılara</em> ilişkin kavramlarla, aşk ilişkilerindeki savrulmalar, bu kitapta da at başı gitmektedir. Olağandışı durumlarda, Antilop, Flurya ve son bildiğimiz anlamdaki insan olan Jimmy üçgeninde, aşk bir manipülasyon aracı olabilir mi sorusunu, sorduracaktır. Üstopyadan okura kalacak çok düşünce var, ama insanın olduğu yerde aşkın, aşkın olduğu yerde de sanatın süreceği özellikle son sayfaların unutulmazları arasında…</p>
<p>İnsana dair durumun önemli anlatıcılarından Albert Camus’nün Veba’sı salgın romanlarının en bilinenlerindendir. Camus, salgın anlarını şöyle anlatır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkum ettiği kişilere benziyorduk biz de. Son olarak dayanılmaz tatilden kaçabilmenin tek yolu hayal gücüyle trenleri yeniden harekete geçirmek ve saatleri yine de kararlı bir biçimde sessiz kalan çanların sesiyle doldurmaktı. Ancak bu bir sürgün de olsa, çoğunlukla kendine sürgündü.” Camus, salgın karantinasını “kendine sürgün” anları olarak tanımlasa da bu kendine dönüş anlarında salgını anlatan metinler kaleme almaktansa, hayali trenlere atlayıp insanların kendilerinden de, bulundukları yerlerden de uzaklaşmak isteyeceğini düşünüyorum. Yine de Fang Fang’ın Wuhan Günlüğü gibi tanıklık edebiyatı eserleri de ortaya çıkabilir.</p>
<p>Türkçe edebiyatta salgının izini sürdüğünüzde, karşınıza ilk çıkan Reşat Nuri Güntekin’in Salgın başlıklı novellası olacaktır. Bu öyküde, bir köy öğretmeninin çalıştığı yerdeki salgını kaymakama aktarmak isterken, karşılaştığı bürokratik engelleri konu alır. Bu engellere insani zaaflar da eklendiğinde, köydeki insanların sağlık hizmetine erişimi daha da zorlaşır. Köy öğretmeni, insanları dehşete düşürecek bir salgın spekülasyonu yapmakla suçlanırken, aynı hastalıktan vefat eder ve “maaş kesintisi cezası” iade olunur. Reşat Nuri Güntekin’in salgın hikâyesinden, Wuhan’da COVID-19 nedeniyle vefat eden, salgının ilk haberini veren Dr. Li’nin yaşadıklarını anımsadığımızda, dünyanın pek de değişmediğini göstermektedir.</p>
<p>Şimdilerde her ne kadar COVID-19’u konuşsak da, BM verilerine göre 690 bin kişinin 2019 yılında AIDS’e bağlı hastalıklardan öldüğü de, HIV tanısı konulmuş 12 milyon kişinin tedaviye ulaşamıyor oluşu da bir hakikat olarak durmaktadır. 40 yıldır yıkıcı etkileri süren HIV pandemisi artık yoksulların hastalığı olduğundan pek gündem oluşturamamaktadır. Ancak bu pandeminden de heybemize koyacağımız bir ders var: Dayanışma. HIV pozitif bireyler stigmatize edilirken, bir yanda insan ilişkilerindeki belki en değerli yan olan, omuz omuza vermenin de örnekleri yaşandı. Biyomühendislik alanında ABD’de akademisyen olarak görev yapan Aydın Tözeren, “Yeni Bir Hayat” kitabında HIV pozitif bir bireyin arkadaşına bu gerçeği, hastalığının ilerlediğini ve bunlardan dolayı görüşmek istemezse bunu anlayışla karşılayacağını söylediğinde aldığı cevabı aktarır: “Ted bir saniye düşündü ve şöyle dedi: “Seni görmem için bundan başka iki neden düşünemiyorum.”</p>
<p>Dayanışma duygusu, edebiyat ve şiir, insanların evlere kapandığı günümüzde, içimize de kapanmamamız için belki de tek elimizde kalanlar&#8230; Fiziksel mesafeyi korusak da, bir sözcükle, bir şiirle birbirimize dokunamaz mıyız? Ve biz maske taksak da, maske takmayan bir dille konuşabiliriz…</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><sup>[1]</sup></a> <a href="https://www.ntv.com.tr/dunya/covid-19-kadina-yonelik-siddeti-de-korukledi,GES_lnpdnkmE7pxs-YWbFA">https://www.ntv.com.tr/dunya/covid-19-kadina-yonelik-siddeti-de-korukledi,GES_lnpdnkmE7pxs-YWbFA</a></p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2"><sup>[2]</sup></a> <a href="http://sobbiad.mu.edu.tr/index.php/asd/article/viewFile/162/167">http://sobbiad.mu.edu.tr/index.php/asd/article/viewFile/162/167</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ayşegül Tözeren Kimdir?</strong></p>
<div>İstanbul doğumlu. İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. Mezuniyet sonrasında Halk Sağlığı branşında eğitim aldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde edebiyat, tıp ve sanata ilişkin yazıları yayımlandı. Uzun bir süre Dünyanın Öyküsü dergisinin yayın kurulunda yer aldı. Halen Açık Radyo’da Önce Sağlık programının hazırlayıcıları arasındadır. Edebiyatta Eleştirinin Özeleştirisi isimli bir kitabı bulunmaktadır.</div>
<p>&nbsp;</p>
<div></div>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/koronavirus/maske-takmayan-bir-dilin-pesinde/">Maske Takmayan Bir Dilin Peşinde</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekimler yasalara uymak zorunda mı?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/hekimler-yasalara-uymak-zorunda-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2020 11:01:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=6903</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hekim-yasalar.png" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="hekim-yasalar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hekim-yasalar.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hekim-yasalar-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hekim-yasalar-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>Tüm yasa yapanlar ve toplum bilmelidir ki hekimleri bağlayan esas belgeler uluslararası tıbbi etik kuralları ve sözleşmelerdir Bu nasıl soru, elbette uymalıdır diyeceksiniz şüphesiz. Peki soruyu &#8220;Hekim her yasaya mutlaka [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/hekimler-yasalara-uymak-zorunda-mi/">Hekimler yasalara uymak zorunda mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hekim-yasalar.png" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="hekim-yasalar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hekim-yasalar.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hekim-yasalar-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/12/hekim-yasalar-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>Tüm yasa yapanlar ve toplum bilmelidir ki hekimleri bağlayan esas belgeler uluslararası tıbbi etik kuralları ve sözleşmelerdir</p></blockquote>
	<blockquote  class="bs-quote bs-quote-8 bsq-t1 bsq-s8 bsq-left">

		<div class="quote-content">
			<p>Hekimler yasalara uymak zorunda mı?</p>
		</div>

					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/ozdemir-aktan2-1.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											Özdemir Aktan *										</span>				
							</div>
				</blockquote>

<p>Bu nasıl soru, elbette uymalıdır diyeceksiniz şüphesiz. Peki soruyu &#8220;Hekim her yasaya mutlaka uymalı mıdır&#8221; diye sorsam nasıl cevaplanır acaba? Benim cevabım bazılarını şaşırtabilir çünkü &#8220;uyması zorunlu değildir&#8221; görüşündeyim. Sadece ben değil, birçok meslektaşımın da aynı görüşte olduğunu biliyorum.</p>
<p>Bazen iyi hekimlik yapmaya çalışırken kendinizi sanık sıfatı ile mahkemede bulabilirsiniz. Ceza Muhakemeleri Kanunu&#8217;nda (CMK) 75. madde &#8220;Bir suça ilişkin delil elde etmek için şüpheli veya sanık üzerinde iç beden muayenesi yapılabilmesine ya da vücuttan kan veya benzeri biyolojik örneklerle saç, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilmesine; Cumhuriyet savcısı veya mağdurun istemiyle ya da re&#8217;sen hâkim veya mahkeme, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilebilir&#8221; demektedir. Bunun pratik hayata yansıması, savcının muayene için doktora gönderdiği hastanın sorgusuz sualsiz muayene edilmesidir. Aksi halde savcı kanun hükmüne karşı çıktığı için doktora dava açabilir.</p>
<p>Hekimlik değerlerini korumak kolay olmuyor. Bir ilimizde &#8220;çocuğun cinsel istismarı&#8221; iddiasıyla muayenesi talep edilen 15 yaşındaki bir kız çocuğunu, çocuğun ve ailesinin muayeneye izin vermemesi nedeniyle muayene etmeyen akademisyen savcının gazabına uğradı ve Cumhuriyet Savcılığının talebiyle hakkında &#8220;görevi kötüye kullanmak&#8221; suçlamasıyla dava açıldı.</p>
<p>Oysa hekimliğin önemli kurallarından biri muayene etmek için hastanın onayını almaktır. Söz konusu doktor kişiler onay vermeyince muayene etmemişti, ki yapılması gereken de buydu. Ancak çocuğu gönderen savcı yasanın uygulanmasını ve gerekirse zorla muayenenin yapılmasını istiyordu. Konu mahkemeye taşındı. Bu gibi durumlarda Türk Tabipleri Birliği hukuk bürosu uluslararası tıbbi etik kurallarının ve sözleşmelerin ulusal yasaların üzerinde olduğunu savunmuştur. Bu davada da bu görüş ileri sürüldü, kabul gördü ve dava beraat ile sonuçlandı.</p>
<p>Bir tutuklu veya hükümlüyü muayene eden hekim mesleğini icra etmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin nasıl muayene edilmesi gerektiği İstanbul Protokulü&#8217;nde belirlenmiştir ve tüm dünya tarafından kabul görmektedir. İstanbul Protokolü bu konuda çok nettir:</p>
<blockquote><p>&#8220;Her alıkonulan mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda muayene edilmelidir. Polis ya da diğer kolluk güçleri hiçbir zaman muayene odasında bulunmamalıdır. Bu usule ilişkin önlemden sadece muayeneyi yapan hekim, eğer alıkonulanın sağlık personeline karşı ciddi bir güvenlik riski oluşturduğu yönünde ikna edici bir delili olduğunu düşünüyorsa vazgeçilebilir. Böyle bir durumda, muayene eden hekimin talebi üzerine, muayene esnasında polis ya da diğer kolluk kuvvetleri değil, sağlık kurumunun güvenlik personeli hazır bulunmalıdır. Bu koşulda da, güvenlik personeli hastaya göre işitme mesafesinin dışında (yani yalnızca görüş mesafesinin içinde) olmalıdır.&#8221;</p></blockquote>
<p>Bu tür tutuklu veya hükümlü hastaların götürüldükleri hastanelerde yaşadıkları sorunların başında güvenlik güçlerinin muayene odasında bulunmayı istemeleri ve kelepçeli olarak muayene dayatmaları geliyor. Tüm diğer hastalar için geçerli olan haklara bu hastaların da sahip olduğu açıktır. Hasta bilgilerinin mahremiyeti burada daha da önem kazanmaktadır, zira kolluk kuvvetlerinin önünde kendisine yapılan işkence ve kötü muameleden bahsetmek zorlaşabilmekte, özellikle kadın hastalar için özel sorunlarını dillendirmek olanaksızlaşabilmektedir. Hasta ve hekim arasındaki güveni pekiştirmek adına da kelepçelerin çıkarılması esastır.</p>
<p>Yaşanan trajikomik olayların birinde bir mahkum jandarma ve infaz koruma memurlarının eşliğinde muayene için hastaneye getirilir ve görevli hekim hasta haklarını hatırlatarak kolluk kuvvetlerinin muayene sırasında odadan çıkmasını ister. Bu talebi reddedilince de hastayı muayene etmez. Nakil aracıyla cezaevine geri götürülen hasta bir gün sonra tekrar hastaneye getirilerek başka bir doktora muayene ettirilir.</p>
<p>Bu davranış cezaevi savcısını elbette ki kızdırır. Savcı, hekim hakkında &#8220;cezaevi aracını iki kez hastaneye sevk yapmak zorunda bıraktığı&#8221; gerekçesiyle inceleme başlatır. Hükümlü nakil aracının hastaneye yaptığı bir seferin maliyeti sorulur. Gidiş-dönüş yol 16 kilometredir. Araç bir kilometrede 60 kuruşluk yakıt tüketiyordur ve toplamda 9 lira 60 kuruşluk yakıt masrafı yapılmıştır. Buna 9 lira 60 kuruş olarak hesaplanan amortisman (yıpranma) bedeli de eklendiğinde hekimin devleti &#8220;19 lira 20 kuruş&#8221; zarara uğrattığı belirlenir ve soruşturma açılması istenir. Neyse ki Bölge İdare Mahkemesi soruşturma izni vermeyerek olayı kapatır.</p>
<p>Bu gibi durumlarda savcılara hareket imkanı veren Üçlü Protokol&#8217;ün varlığıydı. Üçlü Protokol, Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı arasında imzalanan gözaltı, tutuklu ve hükümlülere sunulan sağlık hizmetinin usul ve esaslarını belirleyen bir düzenlemeydi. Bu protokolün 61. maddesinde &#8220;Terörle mücadele ve çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadele kanunlarının kapsamında kalan tutuklu ve hükümlü olanların hastanelerde muayeneleri sırasında jandarma muayene odası içinde bulunacak, ancak doktorla hasta arasında geçecek konuşmaları duymayacak uzaklıkta koruma tedbirleri alacaktır&#8221; denilmekteydi. Bu bütünüyle hekimlik meslek etik kurallarına, hasta haklarına ve evrensel hukuk ilkelerine aykırı bir metindi.</p>
<p>Bu nedenle dava açılan meslektaşlarımız da oldu ve sonuçta beraat ettiler. Hekimlerin ve meslek örgütünün direnişinin faydası çok oldu ve İstanbul Protokolü&#8217;ne ve evrensel etik kurallara aykırı olan üçlü protokol 19 Ağustos 2011&#8217;de değiştirilerek daha uygun bir şekle sokuldu.</p>
<p>TCK Madde 220, &#8220;Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir&#8221; demekte. Yasa özetle benim izin verdiğim hastaları tedavi edebilirsin aksi halde cezalandırılırsın demekte. Hiçbir ayrım yapmadan her hastaya yardım edeceğine yemin etmiş bir hekim bu durumda yasayı çiğnemesin de ne yapsın?</p>
<p>Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Ancak tüm yasa yapanlar ve toplum bilmelidir ki hekimleri bağlayan esas belgeler uluslararası tıbbi etik kuralları ve sözleşmelerdir. Bu düzenlemelerin ulusal yasaların üzerinde olduğu bilinmelidir. Mahkemelerin de, şimdilik, bunu böyle kabul etmesi, &#8220;iyi hekimlik&#8221; yapılmasına olanak sağlamaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>*PROF.DR.ÖZDEMİR AKTAN KİMDİR?</strong></p>
<p><strong>Eğitim</strong></p>
<ul>
<li>Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi</li>
<li>Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı.</li>
</ul>
<p><strong>İlgi Alanları</strong></p>
<ul>
<li>Hepatobiliyer Sistem (safra ve karaciğer hastalıkları)</li>
<li>Tanı ve Cerrahi Tedavisi Gastrointestinal Sistem (mide barsak hastalıkları)</li>
<li>Tanı ve Cerrahi Tedavisi Endokrin Sistem (tiroit, paratiroit, endokrin pankreas ve adrenal) Hastalıkları</li>
<li>Tanı ve Cerrahi Tedavisi</li>
<li>Laparoskopi (fıtık)</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://t24.com.tr/yazarlar/ozdemir-aktan/hekimler-yasalara-uymak-zorunda-mi,28853</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/hekimler-yasalara-uymak-zorunda-mi/">Hekimler yasalara uymak zorunda mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hekimliğin çileleri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/guncel/hekimligin-cileleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2020 09:50:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=6695</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/hekimligin-cileleri.png" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="hekimligin-cileleri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/hekimligin-cileleri.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/hekimligin-cileleri-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/hekimligin-cileleri-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>MÖ 2200 yıllarında yazılmış olan Hamurabi Kanunlarında hata yapan hekimin cezasına bakında, 4 bin yılda fazla bir değişiklik olmamış sanki. Öğrencilerle yaptığımız bir araştırmada 2006-2008 yıllarında basında çıkan hekim haberlerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/guncel/hekimligin-cileleri/">Hekimliğin çileleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/hekimligin-cileleri.png" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="hekimligin-cileleri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/hekimligin-cileleri.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/hekimligin-cileleri-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/hekimligin-cileleri-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>MÖ 2200 yıllarında yazılmış olan Hamurabi Kanunlarında hata yapan hekimin cezasına bakında, 4 bin yılda fazla bir değişiklik olmamış sanki.</p></blockquote>
<p>Öğrencilerle yaptığımız bir araştırmada 2006-2008 yıllarında basında çıkan hekim haberlerini değerlendirmiştik1. Haberleri hekimler için &#8220;olumlu&#8221; ve &#8220;olumsuz&#8221; diye ayırdığımızda 2006 yılındaki haberlerde yüzde 83,9 olumlu, yüzde 16,1 olumsuz olarak değerlendirilmişti. 2008 yılında ise hekimlerle ilgili haberlerden yüzde 45,9&#8217;u olumlu haberlerden oluşurken yüzde 54,1&#8217;i olumsuzdu. İki yılda hekimlerle ilgili olumsuz haberlerde ciddi bir artış göze çarpmaktaydı. Bu oranın günümüzde iyiye gitmediğini öne sürmek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Bu artışın nedenlerini tartışmak uzun bir yazıyı gerektirir ama AKP hükümetinin yürürlüğe koyduğu &#8220;Sağlıkta Dönüşüm Programı&#8221;nın katkısı mutlaka vardır. AKP sağlıktan oy topladığını gördükçe sağlık çalışanlarını halkın önüne koydu ve aksayan hizmetin sorumlusu olarak gösterdi.</p>
<p>Ancak, bence daha önemlisi, medyanın tutumu ve haber yapma şekli. Bir cerrah zor bir ameliyatı bin kez başarılı biçimde yapmışsa bu bir haber değeri taşımıyor ama bin birincide bir sorun çıktığında haber oluveriyor. Üstelik de medyada yargısız infaza çok sık rastlanıyor. Sadece hasta yakınlarının beyanları esas alınarak &#8220;Yanlış ameliyat can aldı&#8221; veya &#8220;Fazla narkoz öldürdü&#8221; gibi manşetleri sıklıkla görüyoruz. Hastanın başına gelmiş olan olumsuz bir olayı incelemeden ve soruşturmadan bu şekilde vermek belki haberin okunmasını arttırıyor ama verdiği zarar çok büyük oluyor.</p>
<p>Hasta ve hasta yakınları hastalarda sorun çıktığında hekimlerin duyarsız olduğunu düşünüyorlarsa yanılıyorlar: Uykular kaçar, moraller bozulur, sorunu çözmek için çabalar başlar. Hasta ve yakınlarının paniği ile işler daha da kördüğüm olur. Son yıllarda hekim ve sağlık çalışanlarında hasta ile ilgili tıbbi endişelere bir de şiddete uğrama ve dava edilme endişeleri eklendi.</p>
<p>Sağlıkta şiddet gittikçe azalacağına artıyor, sağlık sistemindeki aksamalar ve politikacıların söylemleri de buna katkıda bulunuyor. Toplumun eğitim durumu da etkili elbette. Bir gazetede &#8220;Kanserin çaresi bulundu&#8221; diye bir haber çıkmış, bu haberi gören ve annesini kanserden kaybeden bir vatandaş da hekimini darp etmişti. Öyle ya, kanserin çaresi bulunduğuna göre hekim mutlaka eksik bir şeyler yapmıştı.</p>
<p>Buna hekimlerin katkısı da var elbette: abartmayı seviyorlar. Yaklaşık yirmi yıl önce ABD&#8217;de farelerde kanseri yüzde 100 iyi eden madde elde edildiğinde gazetecilerin &#8220;Kansere çare bulduğunuzu söyleyebilir miyiz?&#8221; sorusuna araştırmacı &#8220;Eğer bir fare iseniz evet&#8221; yanıtını vermişti. Daha sonra bu madde insan tedavisine hiç giremedi. Maalesef her araştırmacı böyle bir sorumlulukla yanıt vermiyor.</p>
<p>Açılan davalar ise hekimlerin ciddi bir kabusu haline geldi. Tüm hekimler bu tür davalara karşı Zorunlu Mesleki Sigorta yaptırmak zorunda. Bu sigorta ise işleri daha da çıkmaza sokuyor. Avukatlar için yeni bir iş alanı açıldı. ABD&#8217;de yıllarca önce başlamış olduğu gibi, avukatlar dava açılmasını destekliyorlar. Üstelik de davacıdan hiçbir ücret talep etmeyip alınacak tazminattan bir aslan payı talep ediyorlar. ABD&#8217;de alınan tazminatın sadece yüzde 30&#8217;unun davacıya gittiği saptanmış.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-6697" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/1604079191222-ozdemir-aktan.png" alt="hekimligin-cileleri" width="854" height="773" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/1604079191222-ozdemir-aktan.png 854w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/1604079191222-ozdemir-aktan-300x272.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/11/1604079191222-ozdemir-aktan-768x695.png 768w" sizes="auto, (max-width: 854px) 100vw, 854px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bir şeye mi üzüldünüz doktor?</strong><br />
Hekimler açısından bakılınca birkaç sorun birden ortaya çıkıyor: Öncelikle hekimler, özellikle de cerrahlar zor ve karmaşık hastalardan kaçmaya başladılar. &#8220;Defansif tıp&#8221; diye bir kavram türedi. İkincisi, hekimler kendilerini korumak için gereğinden fazla tetkik istemeye başladılar ki bu da zaman ve kaynak kaybına neden oluyor. Üstelik kimse de sorumluluk almak istemiyor.</p>
<p>Bir diğer sorun ise neyin kusur sayılacağı. Örneğin, kalın barsak kanseri cerrahisinde hastalıklı kısım çıkarılır ve iki uç birbirine eklenir. Böyle bir ameliyatta kaçınılmaz olarak, düşük bir yüzdede, bu birleştirilen yerden kaçak olabiliyor ve geç fark edilirse hayati tehlike yaratabiliyor. Ender olarak erken fark edilse bile hastanın kaybı ile sonuçlanabiliyor. Genelde kaçak olması kusur sayılmıyor fakat geç fark edilmesi suç oluyor.</p>
<p>İşte tam burada bizim sigorta sistemimizin aksayan bir yönü ortaya çıkıyor, tazminat ancak kusur varsa ödeniyor. O da ancak yıllar süren dava sürecinden sonra elbette. Eğer kusur saptanmazsa tazminat da yok. Ancak, ortada kaybedilmiş bir hasta ile maddi ve manevi olarak etkilenmiş ailesi var. Özetle, ortada kusurdan kaynaklanmayan bir mağduriyet var. İskandinav ülkeleri bu nedenle tazminatı kusura değil, mağduriyete bağlamışlar. Çok adil ve akıllıca. Bu tahmin edebileceğiniz gibi ancak devlet desteği ile sağlanabilir. Sosyal devlet de bunu yapmalıdır.</p>
<p>Son yıllarda tazminat miktarları üç milyon liranın üstüne çıktı. Bu ortalama kazanan bir hekimin otuz yıl hiç para harcamadan elde edebileceği miktar demek oluyor. Hekimin sigortası ise bunun çok az bir kısmını karşılıyor. Yaşanılan üzüntü, uykusuz geceler, mesleki prestij kaybı, mahkeme ve avukat harcamaları da cabası.</p>
<p>MÖ 2200 yıllarında yazılmış olan Hamurabi Kanunlarında hata yapan hekimin cezası çok net olarak belirtilmiş: Bir kimsenin ölümüne neden olursa veya göz perdesini açayım derken gözü yok ederse o tabibin elleri kesilmeli. Verilen cezalara bakılınca 4 bin yılda fazla bir değişiklik olmamış sanki.</p>
<p>1Kaytaz K, Tütüncü F, Erbatur H, Ertekin C, Aktan AO. Basında çıkan sağlık haberlerinin incelenmesi. Marmara Medical Journal 2010;23;369-372.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alıntı: https://t24.com.tr/yazarlar/ozdemir-aktan/hekimligin-cileleri,28535</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/guncel/hekimligin-cileleri/">Hekimliğin çileleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıpta yepyeni bir kavram: Hastalanmamış vaka</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/tipta-yepyeni-bir-kavram-hastalanmamis-vaka/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Oct 2020 12:56:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=6612</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/koronavirus-68.png" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="koronavirus" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/koronavirus-68.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/koronavirus-68-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/koronavirus-68-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>Eleştirel bir gözle bakabilmek maalesef toplumumuzun pek başarabildiği bir durum değil; her şeyi olduğu gibi kabul etmek kolayımıza geliyor Türkiye&#8217;de resmi olarak açıklanan hiçbir rakam ve istatistiğe artık kimse inanmıyor. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/tipta-yepyeni-bir-kavram-hastalanmamis-vaka/">Tıpta yepyeni bir kavram: Hastalanmamış vaka</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/koronavirus-68.png" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="koronavirus" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/koronavirus-68.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/koronavirus-68-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/koronavirus-68-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>Eleştirel bir gözle bakabilmek maalesef toplumumuzun pek başarabildiği bir durum değil; her şeyi olduğu gibi kabul etmek kolayımıza geliyor</p></blockquote>
<p>Türkiye&#8217;de resmi olarak açıklanan hiçbir rakam ve istatistiğe artık kimse inanmıyor. Son olarak da Sağlık Bakanlığı&#8217;nın Covid-19 testi pozitif çıkan kişileri hasta saymayarak gerçekleri sakladığı ortaya çıktı. Sağlık Bakanımız &#8220;hasta&#8221; başka şey, testi pozitif çıkan &#8220;vaka&#8221; ayrı şey diyerek pek de inandırıcı olmayan yeni bir kavram geliştirerek durumu savuşturmaya çalıştı. Bu durum bazı çağrışımlar yapıyor.</p>
<p>1999&#8217;da ABD Başkanı Bill Clinton ve stajyer Monica Lewinsky&#8217;nin ilişkisi tüm dünyanın gündemindeydi. Başkan &#8220;Benim bu kadınla seks ilişkim olmadı&#8221; demişti. Oysa stajyerin giysisinde başkanın spermi bulunmuştu. Amerikan toplumunda başkanın evlilik dışı ilişkisi çok yadırganmıyor, bunun aile içi bir sorun olduğu fikri ağır basıyordu ama yalan söylemesi affedilemezdi. Başkan acaba yalan mı söylüyordu? Bu durumda oral seksin seks olup olmadığı tartışılmaya başlandı.</p>
<p>1999&#8217;da JAMA&#8217;da (Journal of American Medical Association), Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nde üniversite öğrencileri üzerinde yapılan bir ankette, oral seksin cinsel ilişki (sexual intercourse) olarak algılanmadığına dair bir kamuoyu yoklaması yayımlandı.1 Çalışma hakem değerlendirmelerinden geçmiş ve dergide yayımlanması uygun görülmüştü. Buraya kadar bir sorun olmamakla birlikte yazının erken basılması sorun oldu. O dönemde JAMA&#8217;ya kabul edilen makalelerin basılması iki yılı bulmakta iken derginin editörü George Lundberg yazıyı öne çekerek tam da yargılama aşamasında basılmasını sağlamıştı. Bu elbette Clinton için önemli bir destekti.</p>
<p>Lundberg JAMA editörü olmasına rağmen Clinton&#8217;ın (yani Demokratların) sağlık reformu girişimlerini destekliyor, zaman zaman Tabipler Birliği yönetimi ile ters düşüyordu. Amerikan Tabipler Birliği AMA (American Medical Association) bu olay sonrasında Lundberg&#8217;in işine son vererek yeni bir editör atadı. Daha konservatif ve çoğunlukta olan Cumhuriyetçi hekimler ise bu olay sonrasında dergiyi ve editörünü hiç affetmedi.</p>
<p>Yargılama sonunda oral seksin cinsel ilişki sayılmayacağı, bu nedenle de başkanın yalan söylememiş olduğu sonucuna varılarak dava sonuçlandı ve Clinton aklandı. Seks başka, oral seks ise bambaşkaydı yani. Başkanın eşi Hillary Clinton ve kızları ile arasındaki durum ise aile içinde kaldı.</p>
<p>ABD Başkanı bu şekilde aklandıktan sonra sağlık bakanımızın her pozitif vaka hasta değildir görüşünün kabul görmesi için de bir engel yok. Ne de olsa önemli olan insan sağlığı değil, ulusal çıkarlar.</p>
<p>Clinton olayı bilimsel dergileri de tartışmaya açmış oldu. &#8220;Saygın bilimsel dergilerde yayınlanan her araştırma makalesi güvenilir midir?&#8221; sorusu daha çok sorulur oldu. Bu saygın dergiler arasında başlarda gelen New England Journal of Medicine&#8217;ın eski editörü Marcia Angell tıp literatürünün sorunları ile ciddi biçimde uğraşan editörlerin başında gelmektedir. Marcia Angell 2005 yılında, ilaçların etkinliğini ve yan etkilerini değerlendiren klinik araştırmalar hakkındaki gözlemlerini &#8220;Çok çeşitli numaralarla sonuçlar çarpıtılmaktadır ve bu sürekli yapılmaktadır. Toplum sağlığı ile ilgili kolektif bilimsel bilginin bir kısmı, yöntemi ile oynanmış ya da verileri taraflı olarak yorumlanmış çalışmalardan oluşmaktadır&#8221; diye anlatıyordu.2</p>
<p>2013 yılında Lancet dergisinde Türkiye&#8217;deki sağlık sisteminin ne kadar mükemmel olduğunu anlatan 34 sayfalık bir makale yayımlandı. Yazarlar arasında dönemin sağlık bakanı Recep Akdağ da vardı. Lancet&#8217;te bu uzunlukta bir makale görülmemişti. Derginin editörü Richard Horton daha sonra Türkiye&#8217;ye gelerek sağlık bakanımıza bir de ödül verdi.3</p>
<p>Dergilerdeki başlıca sorun ilaç ve biyomedikal ürün firmalarıyla olan reklam ilişkileridir. Bu yolla birçok dergi ilaç firmaları tarafından desteklenmektedir. Bu nedenle ilaç firmalarınca desteklenen çalışmaların dergilerde basılmasında kolaylıklar sağlandığı da tüm hekimler tarafından kabul edilmektedir.</p>
<p>Araştırmalarla ilgili önemli bir sorun da artık neredeyse tüm çalışmaların, özellikle ilaç çalışmalarının, endüstri sponsorluğunda yapılması zorunluluğudur. Klinik çalışmaların endüstri sponsorluğunda yapılması aslında yeni bir durum değil: 1980&#8217;lerden önce de endüstri, akademik kurumlara finansal destek vererek araştırmalara sponsor oluyordu. Ancak, o dönemdeki araştırmacılar çalışmayı tasarlar, verileri derler ve analiz eder, makaleleri yazar, sonuçların nerede ve nasıl bildirileceğine karar verirdi. Genel olarak da ne araştırmacıların ne de akademik kurumların sponsor firmalarla finansal bir ilişkisi olurdu. Ancak son yıllarda sponsor firmalar ürünle ilgili çalışmaların her aşamasına dahil oluyorlar. Günümüzde klinik çalışmaları -genellikle- endüstri tarafından tasarlanmakta, analizleri gerçekleştirilmekte, makaleleri yazılmakta ve de sonuçların nerede, nasıl ve ne şekilde yayımlanacağına karar verilmektedir. Araştırmacıların veri oluşturma sürecinde yer almakla birlikte toplu sonuçlardan haberdar olmadığı, makale yazımında da yer almadığı görülüyor.</p>
<p>Durum böyle olunca çıkan her koronavirüs ve aşısı yazılarına da eleştirel bir gözle bakmak gerekiyor. Belli bir ücret karşılığı makale basan yüzlerce dergi olduğu da göz önüne alınınca durum daha da karışıyor. Eleştirel bir gözle bakabilmek maalesef toplumumuzun pek başarabildiği bir durum değil. Her şeyi olduğu gibi kabul etmek kolayımıza geliyor.</p>
<p>Ancak, dergilerin bu durumu sağlık bakanımıza avantaj sağlayabilir: Tıp literatürüne &#8220;vaka ayrı şey, hasta ayrı şey&#8221; kavramını yerleştirecek bir makale tıp bilimine hizmet sayılır.</p>
<p><a class="btn btn-default btn-md" href="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/tipetigi28-3-12.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Sağlık Çalışanlarının “COVID-19” Karşısında hukuken korunması<br />
Hukuken Korunması</a></p>
<p><strong>PROF.DR. ÖZDEMİR AKTAN</strong><br />
<strong>Konuk Yazar</strong></p>
<p>Alıntı:  https://t24.com.tr/yazarlar/ozdemir-aktan/tipta-yepyeni-bir-kavram-hastalanmamis-vaka,28380</p>
<hr />
<ul>
<li>Stephanie A. Sanders, PhD; June Machover Reinisch, PhD. Would You Say You &#8220;Had Sex&#8221; If&#8230;? JAMA. 1999;281(3):275-277.</li>
<li>DeAngelis CD. The influence of money on medical science. JAMA. 2006; 296(8):996-8.</li>
<li>Altun R et al. Universal health coverage in Turkey: enhancement of equity. Lancet 2013, 382, 2013, 65-99.</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/tipta-yepyeni-bir-kavram-hastalanmamis-vaka/">Tıpta yepyeni bir kavram: Hastalanmamış vaka</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tabipler neden söz dinlemez?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/tabipler-neden-soz-dinlemez/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2020 04:11:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=6504</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-2.png" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-2.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-2-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-2-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>TTB&#8217;nin görevlerini tarif eden Anayasa metni tüm savcılara, hakimlere ve hükümet yetkililerine okutulup ezberletilmeli. Hatta bence hepsinin bunları yüzer kez defterlerine yazması da yararlı olacaktır 1948&#8217;de kurulmuş olan Dünya Tabipler [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/tabipler-neden-soz-dinlemez/">Tabipler neden söz dinlemez?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="450" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-2.png" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-2.png 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-2-300x169.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-2-768x432.png 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>TTB&#8217;nin görevlerini tarif eden Anayasa metni tüm savcılara, hakimlere ve hükümet yetkililerine okutulup ezberletilmeli. Hatta bence hepsinin bunları yüzer kez defterlerine yazması da yararlı olacaktır</p></blockquote>
<p>1948&#8217;de kurulmuş olan Dünya Tabipler Birliği (DTB), Dünya Sağlık Örgütü&#8217;nün aksine hükümetlerden, sağlık bakanlıklarından bağımsız bir kuruluştur. Türkiye de DTB&#8217;nin kurucu üyelerinden biridir.</p>
<p>Türk Tabipleri Birliği (TTB) 1953 yılında ilk Başkan Ahmet Rasim Onat öncülüğünde kurulmuş. DTB ile ilişkiler o kadar iyi gelişmiş ki, 1957 yılında 11. Dünya Tabipler Birliği Genel Kurulu İstanbul&#8217;da toplanmış. Daha sonra 2019 yılında genel kurulun İstanbul&#8217;da yapılması kararı alındı ama hazırlık aşamasında Türkiye&#8217;de büyük şehirlerde patlayan bombalar sonucu güvenlik gerekçesiyle yapılamadı.</p>
<p>DTB ve TTB birlikte İstanbul&#8217;da &#8220;Savaş Göç ve Sağlık&#8221; başlıklı bir sempozyum düzenledi. Ersin Aslan&#8217;ın öldürülmesi sırasında DTB Başkanı İstanbul&#8217;da protestolara katıldı. Gezi yargılamalarında, 6023 sayılı TTB kanununu değiştirip yetkilerinin kısıtlanması girişiminde DTB hep TTB&#8217;nin yanında oldu.</p>
<p>DTB hekimlere ve meslek odalarına yol gösteren kılavuzlar ve bildirgeler hazırlar ve bunlar tüm dünya tabip odalarının katılımı ile gerçekleşir. Ölüm oruçları, savaş ortamı, salgın, deprem gibi olağanüstü koşullardaki hekim davranışından tutun da alternatif tıbbın nasıl uygulanacağına, tıp eğitiminin nasıl olması gerektiğine kadar geniş bir yelpazede görüşler oluşturur.</p>
<p>DTB&#8217;nin Uruguay&#8217;daki 60. Genel Kurulu&#8217;nda kabul edilen metinde ulusal tabip odaları şöyle tarif ediliyor: &#8220;Ulusal tabip odaları ülkelerinde hekimlerin temsilcisi olarak hareket etmek, kimi durumlarda bir sendika veya düzenleyici organ, ancak aynı zamanda bir meslek kuruluşu olarak hekimler adına diğer taraflarla görüşmeler yapmak üzere kurulan, halk sağlığı ve refahıyla ilgili tıp doktorlarının uzmanlık birikimini temsil eden kurumlardır.&#8221; Buraya kadar sorun yok. Zaten Anayasa da TTB&#8217;ye benzer görevler yüklemiş durumda.</p>
<p>Metin aynen şöyle devam ediyor: &#8220;Bu kuruluşlar genellikle halk sağlığı alanında olmak üzere üyeleri adına kampanyalar başlatabilirler veya tanıtım, savunu çalışmaları yürütebilirler. Bu sözü edilen çalışmalar bunları muhalif politika olarak gören hükûmetler tarafından her zaman hoş karşılanmayabilir.&#8221;</p>
<p>Devamı da var: &#8220;Dünya Tabipler Birliği bu tür tanıtım çalışmaları nedeniyle kimi hükûmetlerin, kendilerinin belirledikleri temsilcileri yetkili organlara atayarak hekim kuruluşlarını susturmaya, verilecek mesajları kendilerinin hoş görebilecekleri mesajlara dönüştürmeye teşebbüs ettiklerinin farkındadır.&#8221;</p>
<figure id="attachment_6505" aria-describedby="caption-attachment-6505" style="width: 959px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-6505" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/ddb-kurulus.png" alt="" width="959" height="418" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/ddb-kurulus.png 959w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/ddb-kurulus-300x131.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/ddb-kurulus-768x335.png 768w" sizes="auto, (max-width: 959px) 100vw, 959px" /><figcaption id="caption-attachment-6505" class="wp-caption-text">1953 TTB Merkez Konseyi</figcaption></figure>
<p>Son iki paragrafta DTB Türkiye&#8217;de olanları ve olacakları tarif ediyor gibi. Aslında Türkiye&#8217;de olabilecekleri tam olarak hayal edememiş, hükümetten ayrı düşen meslek odası yöneticilerinin hapis cezası bile alabileceklerini hiç düşünmemişler. &#8220;Savaş bir halk sağlığı sorunudur&#8221; cümlesinin DTB&#8217;ye ait olmasına rağmen bunu söyleyen TTB yöneticileri hapis cezaları aldı. Halen de karar istinaf mahkemesinde sonuçlanmayı bekliyor.</p>
<p>TTB yöneticileri daha önce de yargılandı. Nusret Fişek başkanlığındaki Merkez Konseyi 12 Eylül sonrası idam cezalarına karşı çıktığı için yargılandı ve beraat etti. O dönemde itiraz edilen noktalardan biri, infaz öncesi mahkumun bir hekim tarafından muayene edilmesi ve sağlam raporu verilerek darağacına gönderilmesi zorunluluğuydu. Özetle, bir hekimin &#8220;Evet sağlıklı, asabilirsiniz&#8221; demesi bekleniyordu. Bu karşı çıkma sayesinde bu madde değişti ama tabii ki bedeli de ödendi. Görevi yaşatmak olan hekim idam cezasının hiçbir aşamasında yer alamaz ve almamalıdır.</p>
<p>Gezi kalkışması sırasında polis saldırısında yaralanan ama fişlenmemek için sağlık bakanlığı hastanelerine gitmek istemeyen kişilere yardım eden hekimlere dönemin sağlık bakanı &#8220;Hekimler suç işliyor&#8221; demişti. Tabip Odası yöneticileri bu nedenle de yargılandı ve beraat etti.</p>
<p>Şimdi ise pandemi ortamında doğruları söyleyen ve bu ortamdan bir anlamda başarı hikayesi çıkarmaya çalışan hükümetin boyalarını döken TTB hedefte ve bu kez bir adım daha ileri gidilerek kapatılması arzu ediliyor.</p>
<p>Anayasa &#8220;Amaçları dışında faaliyet gösteren meslek kuruluşlarının sorumlu organlarının görevine, kanunun belirlediği merciin veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine mahkeme kararıyla son verilir ve yerlerine yenileri seçtirilir&#8221; demektedir.</p>
<p>Ülkede hukuk pek olmadığı için buna da &#8220;Olur mu canım?&#8221; diyen çıkmıyor. Siyasiler tarafından verilen kapatma mesajını duyan bir cumhuriyet savcısı gereğini yerine getirmek üzere bence çoktan kollarını sıvamış ve işe girişmiştir bile. Oysa ki kapatılmak TTB&#8217;yi sadece daha güçlü kılar.</p>
<p>Hekimler uzağı görebilen bir mesleğin mensuplarıdır. Hastalarına 20-30 yıl sonra neler olacağını görür ve buna göre de önlemler almayı bilirler. TTB de öngörülerinde hep haklı çıkmıştır. Tedavi edici değil koruyucu hekimlik öncelenmelidir diyen TTB&#8217;yi bu kez bir virüs doğruladı. Sağlık Bakanı da bunun sözcülüğünü yapıyor ve bu durum haliyle yöneticilerin hoşuna gitmiyor. Her yapılanı göklere çıkaran bir TTB olsaydı fena mı olurdu?</p>
<p>TTB&#8217;nin görevlerini tarif eden Anayasa metni ve DTB&#8217;nin meslek odası tarifi bence tüm savcılara, hakimlere ve hükümet yetkililerine okutulup ezberletilmeli. Hatta bence hepsinin bunları yüzer kez defterlerine yazması da yararlı olacaktır.</p>
<p><strong>Prof. Dr. Özdemir Aktan</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-6507 alignnone" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-3.png" alt="wma logo" width="946" height="281" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-3.png 946w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-3-300x89.png 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2020/10/doktorlar-3-768x228.png 768w" sizes="auto, (max-width: 946px) 100vw, 946px" /></p>
<p>Alıntı: https://t24.com.tr/yazarlar/ozdemir-aktan/tabipler-neden-soz-dinlemez,28220</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/tabipler-neden-soz-dinlemez/">Tabipler neden söz dinlemez?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
