<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Bir resim binbir söylence arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/tag/bir-resim-binbir-soylence/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/tag/bir-resim-binbir-soylence/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 16 Jan 2019 11:46:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Ortez Ve Protezlerin Resme Girişi</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/ortez-ve-protezlerin-resme-girisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jan 2019 13:17:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1667</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="626" height="732" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Ortez-Ve-Protezler" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler.jpg 626w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler-257x300.jpg 257w" sizes="(max-width: 626px) 100vw, 626px" /></div>
<p>&#160; Otto Dix’in en bilinen yapıtlarından biri 1920 tarihli Prag Sokağı’dır. Dresden kentinde bulunan sokak, o dönemde, savaşta uzuvlarını kaybeden gaziler için ortez ve protez satan dükkanların bulunduğu yerdir. Dix [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ortez-ve-protezlerin-resme-girisi/">Ortez Ve Protezlerin Resme Girişi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="626" height="732" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Ortez-Ve-Protezler" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler.jpg 626w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler-257x300.jpg 257w" sizes="auto, (max-width: 626px) 100vw, 626px" /></div><figure id="attachment_1668" aria-describedby="caption-attachment-1668" style="width: 626px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-1668" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler.jpg" alt="Ortez-Ve-Protezler" width="626" height="732" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler.jpg 626w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler-257x300.jpg 257w" sizes="(max-width: 626px) 100vw, 626px" /><figcaption id="caption-attachment-1668" class="wp-caption-text">Otto Dix, Prag Sokağı, 1920</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Otto Dix’in en bilinen yapıtlarından biri 1920 tarihli Prag Sokağı’dır. Dresden kentinde bulunan sokak, o dönemde, savaşta uzuvlarını kaybeden gaziler için ortez ve protez satan dükkanların bulunduğu yerdir. Dix savaş gazileri üzerinden toplumdaki eşitsizlikleri göz önüne sermektedir. Parası olmayan ve dilenmek zorunda kalan gazi ile gelir dağılımının aslan payını kapan, zengin görünümlü, baş sayfasında ‘’Yahudiler dışarı!’’ manşeti olan gazeteyi tutan diğer gazinin karşılaşmasını konu edinen resim Yeni Nesnelci, önemli bir örnektir.</p></blockquote>
<p>Alman dışavurumcu ressam ve grafiker Otte Dix 1891 yılında Dresdan Gera&#8217;da emekçi bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Onun yetiştiği şartları göz önüne aldığımız zaman, kişiliğinin gelişimini ve bunların sanatındaki yansımalarını bulmak için gerekli olan ipuçlarını edinebilmekteyiz.</p>
<p>19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında Avrupa; ekonomik, siyasi, kültürel, bilimsel ve teknolojik gelişiminin sonuçlarını almaya başladığı bir dönemin içindeydi. Bu dönem büyük şehirlerde yaşanmakta, kendini yüksek binalarla, sinemalarla, yeni ürünlerin bulunduğu mağazalarla, şık insanların dolaştığı sokaklar, arabalar ve tramvaylarla gösteriyordu. Bununla beraber büyümenin ve gelişmenin yanında şehirle iç içe giren yeni toplumsal sınıflarda oluşuyordu. Endüstri devrimi ve sanayileşme sonucu, yoksulluk içindeki işçi mahalleleri ile kaldırımdaki şık kadınlar ve fakir insanların karşı karşıya geldiği tezat insan manzaraları yaşanıyordu.</p>
<p>Bütün bu zorlukları mutlaka yaşamak zorunda olduğunu düşünen Dix, savaşın üzerinde oluşturduğu değişimi şu sözleriyle ifade ediyor. “Savaşın beni ne kadar derinden etkilediğini gençken fark etmemiştim. Yıllar boyu, en azından 10 yıl boyunca, hep aynı rüyaları gördüm: Harabeye dönüşmüş evlerin arasından sürünerek geçiyorum, ancak geçebileceğim kadar dar pasajlarda zorlanarak yürüyorum. Hep yıkıntılar görüyorum rüyalarımda. Savaşın acı sonuçları, Dix&#8217;in resimlerinde keskin bir şekilde hicvedilmiştir. Bu dönem resimlerinde, savaşın baş aktörleri olan askerler ve kentli insan kalabalıkları sıkça karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Eros ve ölüm arasındaki ilişki konusunda da bir dizi sürdürmüş olan Dix, çoğunlukla toplumdan dışlanmışlıklar, sirklerin, genelevlerin egzotik dünyası, fahişeler, mesleki aletleriyle doktorlar, gazeteciler, barlar, zenci cazcılar, film sahnesi gibi kurgulanmış seks cinayetleri, sadomazoşizm ya da yaşlı insanların cinselliği gibi, tabu konuları işleyerek, olağanüstü hicvedişi ile mizah ve çarpıcı bir gerçeklik kazandırarak, hafızalarda hayranlıkla yer edinecek tablolar üretmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_1670" aria-describedby="caption-attachment-1670" style="width: 575px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="wp-image-1670 size-full" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler-2.jpg" alt="Ortez-Ve-Protezler" width="575" height="492" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler-2.jpg 575w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler-2-300x257.jpg 300w" sizes="(max-width: 575px) 100vw, 575px" /><figcaption id="caption-attachment-1670" class="wp-caption-text">Otto Dix, Kibritçi, 1920</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geç izlenimcilikten fovizme, dışavurumculuktan fütürizm ve dadaya yüzyılın başındaki tüm sanatsal akımlardan, Alman Rönesans resminin ustalarından, yaşamını çevreleyen toplumsal koşullar ve olaylardan derin bir şekilde etkilenen Otto Dix, yaşamı boyunca kendine özgü bir sanatçı kimliği ortaya koymayı başarmış ve çok sayıda baş yapıt üretmiştir. Grosz ve Beckmann ile birlikte Alman Yeni Nesnelciliği&#8217;nin en önemli temsilcisi olan sanatçı, 1969 yılında hayata veda ettiğinde geride müzeleri ve özel koleksiyonları zenginleştiren çok sayıda eser bırakmıştır. Eserlerinin önemli bir kısmı da, Nazi rejimi sırasında yoz sanat olarak nitelendirilip imha edilmiştir.<br />
Dix yaşamının son yıllarını geri döndüğü Dresden&#8217;de geçirmiştir. Almanya&#8217;nın Singen kentinde 25 Temmuz 1969 tarihinde hayatını kaybetmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<figure id="attachment_1669" aria-describedby="caption-attachment-1669" style="width: 734px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1669 size-full" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler-3.jpg" alt="Ortez-Ve-Protezler" width="734" height="509" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler-3.jpg 734w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/Ortez-Ve-Protezler-3-300x208.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 734px) 100vw, 734px" /><figcaption id="caption-attachment-1669" class="wp-caption-text">Otto Dix, Savaş Malülleri, 1921. ( Dejenere sanat kabul edilip, yakılmıştır. Fotoğraftan kopyalanmıştır.)</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ortez-ve-protezlerin-resme-girisi/">Ortez Ve Protezlerin Resme Girişi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Resim Binbir Söylence; Hospitalier Şövalyeleri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/bir-resim-binbir-soylence-hospitalier-sovalyeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Sep 2018 07:47:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=679</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="755" height="472" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-01.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="hospitalier-sovalyeleri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-01.jpg 755w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-01-300x188.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 755px) 100vw, 755px" /></div>
<p>Bu sayıda konum, sağlıkta ilk yardım sembollerimizden biri olan beyaz hacı kendilerine simge yapmış ve konukseverlik (hospitalier) ve hastane kavramlarını ilk olarak birleştirmiş şövalyeler. İlk Hıristiyanlar kutsal Kudüs’ü ziyaret etmek [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bir-resim-binbir-soylence-hospitalier-sovalyeleri/">Bir Resim Binbir Söylence; Hospitalier Şövalyeleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="755" height="472" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-01.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="hospitalier-sovalyeleri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-01.jpg 755w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-01-300x188.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 755px) 100vw, 755px" /></div><p>Bu sayıda konum, sağlıkta ilk yardım sembollerimizden biri olan beyaz hacı kendilerine simge yapmış ve konukseverlik (hospitalier) ve hastane kavramlarını ilk olarak birleştirmiş şövalyeler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-684" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-02.jpg" alt="hospitalier-sovalyeleri" width="464" height="697" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-02.jpg 464w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-02-200x300.jpg 200w" sizes="auto, (max-width: 464px) 100vw, 464px" /></p>
<p>İlk Hıristiyanlar kutsal Kudüs’ü ziyaret etmek istediklerinde birçok zorluklarla karşılaşıyorlardı. Uzun yolculuklar, hastalıklar ve yollardaki çeteler ile birlikte bu hac yolu çok zordu. M.S 600’lerde Papa, Büyük Gregori Abbot Probus’a fakir ve yardıma muhtaç hacılar için Kudüs’te bir düşkünler evi açması için yetki verdi. M.S 800’lerde Harun Reşid, İmparator Şarlman’ın isteği üzerine düşkünler evininin daha büyük bir yapı olarak inşasına ve yanına da kütüphane eklenmesine izin verdi. Bu hoşgörülü anlayış İslam ve Hıristiyan kültürlerini birbirine yaklaştırmış; fakat bu huzur ortamı 200 yıl kadar sonra, Halife El-Hakim zamanında son bulmuştur. Düşkünler evi ve bitişiğindeki kütüphane ortadan kaldırılmış fakat yine de iki kültür arasındaki ticaret devam etmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-680" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-01.jpg" alt="hospitalier-sovalyeleri" width="755" height="472" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-01.jpg 755w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-01-300x188.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 755px) 100vw, 755px" /></p>
<p>El Hakim’in ölümünden sonra İtalya kıyılarında küçük bir devlet olan Amalfili tüccarlar, Şarlman’ın yardımıyla kurdukları düşkünler evinin toprağını satın alarak burayı bir hastaneye çevirmişlerdir. Hospitalier Şövalyeleri’nin sembolü olan “Beyaz Haç” işareti (Malta Haçı) kurulan bu hastanenin duvarına asılmıştır. Malta Haçı olarak da bilinen bu sembol, aynı zamanda Amalfili Cumhuriyeti’nin resmi bayrağı ve Amalfili tüccarların gemilerinin de kullandıkları bir semboldü. Avrupalı Hıristiyanların 1. Haçlı Seferini başlattıktan sonra 1099 yılında Kudüs’ü ele geçirmeleriyle birlikte, kuşatma sırasında bu hastane birçok şövalyeye yardım etmiş ve hastanede tedavi olan şövalyelerin bir kısmı hastaneye yüklü bağışlarda bulunurken bir kısmı da hastanede kalarak bu kutsal mekâna hizmet etmeyi seçmişlerdir. Hastanenin kurucusu sayılan kutsanmış Gerard, Benedektin tarikatını bırakarak “Saint Jean (Aziz Yahya) Düşkünler Evi Keşişleri” adıyla yeni bir tarikat kurmuş ve ayrıca bünyesine bir askeri hizmet bölümü de eklenmiştir. 1099 yılında haçlıların Kudüs’ü ele geçirmesiyle birlikte, bu hastane daha da güçlenmiş ve Filistin yolu üzerinde birçok han kurulmuştur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-685" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-03.jpg" alt="hospitalier-sovalyeleri" width="436" height="579" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-03.jpg 436w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-03-226x300.jpg 226w" sizes="auto, (max-width: 436px) 100vw, 436px" /></p>
<p>1187 yılında Selahaddin Eyyubi tarafından Kudüs’ün geri alınmasından sonra şövalyeler Kudüs’ü terk etmek zorunda kaldılar. Tarikat üyeleri bu olay üzerine Akka’ya yerleştiler. 1291 de Acre’nin (Akka) düşüşüyle birlikte hem hac yolu üzerindeki hacıları tedavi etmek hem de onlara yardım etmek için Filistin’e yakın olan Kıbrıs’a yerleştiler. Ardından 1308 yılında Menteşeoğulları’nın elinde bulunan Rodos’u ele geçiren şövalyeler burayı tarikatın merkezi yaptılar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-686" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-04.jpg" alt="hospitalier-sovalyeleri" width="413" height="634" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-04.jpg 413w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-04-195x300.jpg 195w" sizes="auto, (max-width: 413px) 100vw, 413px" /></p>
<p>Mayıs 1312 tarihinde Papa V. Clement’in “Tapınak Şövalyeleri”nin kapatıldığını ve mallarının Hospitalier Şövalyeleri’ne devredildiğini açıklamasıyla birlikte tarikat daha da güçlendi. Donanma olarak güçlenen ve Akdeniz’deki Türk ticaret gemilerine ve Osmanlı donanmasına zarar veren Rodos Şövalyeleri, Osmanlı için Kanuni Sultan Sülayman’ın tabiriyle “devletin göğsünde bir hançer”di. Rodos’un daha önce kuşatılması düşünülmüştü fakat Yavuz Sultan Selim’in ölümünden sonra bu görev yerine geçen oğlu Kanuni Sultan Süleyman gerçekleştirdi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-687" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-05.jpg" alt="hospitalier-sovalyeleri" width="566" height="452" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-05.jpg 566w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-05-300x240.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 566px) 100vw, 566px" /></p>
<p>Rodos Adası, 1522’de altı aylık kuşatmadan sonra Osmanlı Devleti tarafından ele geçirildi ve şövalyeler adadan kovuldular. Bu konu resim tarihinde pek çok üslupla resmedilmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-689 alignnone" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-07.jpg" alt="hospitalier-sovalyeleri" width="353" height="470" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-07.jpg 386w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-07-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 353px) 100vw, 353px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-688 alignnone" style="text-transform: initial;" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-06.jpg" alt="hospitalier-sovalyeleri" width="474" height="476" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-06.jpg 527w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-06-150x150.jpg 150w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-06-300x300.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-06-100x100.jpg 100w" sizes="auto, (max-width: 474px) 100vw, 474px" /></p>
<p>1 Ocak 1523’de adayı terk eden şövalyeler, Akdeniz’de başıboş dolaşmaya başladılar. Başıboş gezen şövalyelere Avusturya, İspanya ve Sicilya’yı yöneten İmparator V. Charles 1530 yılında Akdeniz’in ortasındaki Malta adasını verdi. Türkler 1565 yılında bu sefer Malta’ya hücum ettiler; fakat bu sefer başarılı olamadılar. 1798’de Napolyon Bonapart adayı ele geçirdi ve tarikatın merkezi 1834 yılında Roma’ya taşındı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-690" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-08.jpg" alt="hospitalier-sovalyeleri" width="412" height="639" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-08.jpg 412w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-08-193x300.jpg 193w" sizes="auto, (max-width: 412px) 100vw, 412px" /></p>
<p>Tarikatın tarihi sürecine kısaca göz atıldığında önceleri yardım amacıyla kurulan tarikat, zamanla donanmasının güçlenerek bir askeri birlik haline gelmesine rağmen zamanla yenilgiler ve kuşatmalarla yardımcı bir tarikat görevini yeniden üstlenmişlerdir. Günümüzde kendilerine ait bir toprakları olmamasına rağmen bir yardım kuruluşu olarak bilinen tarikat, Birleşmiş Milletlere gözlemci olarak katılan bu yardımcı kuruluş aralarında Türkiye hariç 96 ülkenin bulunduğu bir diplomatik ilişkiler ağının da muhatabıdır. Toprakları olmamasına ve bir yardım kuruluşu niteliğine sahip olmasına rağmen tarikat, Katolik olması nedeniyle birçok ülkeyle diplomatik çerçevede önemli bir statüye sahiptir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-683" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-09.jpg" alt="hospitalier-sovalyeleri" width="746" height="420" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-09.jpg 746w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/09/hospitalier-09-300x169.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 746px) 100vw, 746px" /></p>
<p>Rodos ta Eski Şehir, 6 kapıdan oluşan bu kalenin içine kurulmuş bir şehirdir. 4 kilometre uzunluğundaki yüksek kumtaşı duvarlardan yapılmış devasa bir hisar olan Rodos Kalesi, sizi zaman yolculuğuna çıkaracaktır. Rodos, surlarla güçlendirilmiş en iyi durumda olan ortaçağ kentlerinden biri sayılır ve UNESCO’ un Dünya Kültür Mirası Anıtları listesinde yerini almıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bir-resim-binbir-soylence-hospitalier-sovalyeleri/">Bir Resim Binbir Söylence; Hospitalier Şövalyeleri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Momento Mori &#8211; Bir Resim Binbir Söylence</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/bir-resim-binbir-soylence/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Aug 2018 06:41:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 96. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://hekimcebakis.org/?p=443</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="844" height="579" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="momento-mori" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-1.jpg 844w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-1-300x206.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-1-768x527.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 844px) 100vw, 844px" /></div>
<p>MOMENTO MORİ “Memento Mori”, Latince “ölümü unutma, fani olduğunu hatırla” demektir. Bu deyim, antik dünyada zafer kutlamaları sırasında komutanlara söylenen birkaç sözden birisidir. Roma İmparatorluğu zamanında sadece savaş kazanan generallerin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bir-resim-binbir-soylence/">Momento Mori &#8211; Bir Resim Binbir Söylence</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="844" height="579" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="momento-mori" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-1.jpg 844w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-1-300x206.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-1-768x527.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 844px) 100vw, 844px" /></div>	<blockquote id='bsq-8325' class="bs-quote bs-quote-17 bsq-t1 bsq-s15 bsq-left">
		<div class="quote-content">
			<p>BİR RESİM<br />
BİNBİR SÖYLENCE</p>
		</div>
					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="http://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/yelde-ozturk.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											DR. YELDA ERTÜRK										</span>				
									<span class="quote-author-job">eyerturk@gmail.com</span>
								</div>
				</blockquote>

<p><strong>MOMENTO MORİ</strong></p>
<p>“Memento Mori”, Latince “ölümü unutma, fani olduğunu hatırla” demektir. Bu deyim, antik dünyada zafer kutlamaları sırasında komutanlara söylenen birkaç sözden birisidir. Roma İmparatorluğu zamanında sadece savaş kazanan generallerin Roma sokaklarında gerçekleştirdikleri zafer resmi geçidi esnasında adı Corona Civica olan bir taç takmalarına izin verilirdi. Generalin başının üstünde bu tacı tutan kölenin görevi de sadece tacı tutmak değil, aynı anda muzaffer generalin havaya girmemesi için generalin kulağına sürekli &#8220;memento mori&#8221; (ölümlü olduğunu unutma) sözünü fısıldamaktı.</p>
<p>memento mori (fani olduğunu hatırla)</p>
<p>memento te hominem esse (sadece bir insan olduğunu hatırla)</p>
<p>respice post te! hominem te esse memento! (arkana bak! sadece bir insansın, hatırla!)</p>
<p>Osmanlı’da da buna benzer bir geleneğin olduğu söylenir. Cuma selamlığından sonra bir yeniçeri “Mağrur olma padişahım; senden büyük Allah var” sözünü yüksek sesle bağırırmış.</p>
<p>Dünyanın ömrüne göre insan ömrü anlık bir zaman dilimidir. Ama bu kısacık ömrüne rağmen insan, dünyayı değiştirmek, dünyaya kök salmak, kalıcı olmak, ölümden sonra da yaşamak ister. Ölümsüz eserler peşinde koşar durur. Tarih boyunca ölümsüzlüğe ulaşmak için sanat yapan insan; ölümün de en güzel ifadesi için yine sanatını kullanmıştır. Bugün sanat eserleri incelendiği zaman ebediyeti arzulayan çalışmaların ya da ebediyet formasyonları geliştiren eserlerin çok olması, bu duygunun her çağa hitap eden evrensel bir realite olduğunu gösterir. Kim bilir; belki de insanın en büyük çelişkileri vicdanı ile sahip olduğu arzularının arasındaki anlamsal farklılıklardır. Hem ebedi olmak ister hem de bildiği en somut gerçek, ölümlü olduğudur. Ama insanın pratikleri onu tek bildiği mutlak gerçekten uzaklaştırabilir. Onun için fani olduğunu unutmamak, kendini tanrılaştırmamak hayatın anlamı için vazgeçilmez bir parametredir.</p>
<p>Sosyolog K. Mannheim’e göre bireyleri toplumsal belirlenmişlikten ve tek bakışlı bir perspektiften kurtarmanın en basit yolu güvenilir bilgiler üreten bilginleri veya sanatçıları takip etmektir. Peki, aydın ve sanatçıları kim kişisel belirlenmişliklerden ve kaprislerinden kurtaracaktır? Onların da fani olduğunu hatırlatan bir köle her daim hayatlarında olabilir mi? Asıl işlevlerinden birisi de bu olan vicdanın kanatılmadan veya tedirgin edilmeden bunu yapabilmesi ne kadar mümkündür? İnsan sanat yaparak ölümsüzlüğü hayal ederken; ölüm de sanatın varoluş sebebi olagelmiştir.</p>
<p>Momento Mori; bu yüzden sanatın konuları arasında yer alır. Momento Mori kavramına örnek teşkil edebilecek yapıtlardan biri olan Aziz Jerome’da, Caravaggio resmettiği kuru kafa ile ölümü simgelerken, ölümün aslında ne kadar yakınımızda olduğunu da betimlemiştir.</p>
<p>Aziz Jerome, İmparator Konstantin tarafından dört İncil’i Latince ’den çevrilmek için görevlendirilmiştir. İtalyan ressam Michalengelo Merisi da Caravaggio,“Aziz Jerome” tablosunu hayatının son yıllarına yakın bir zamanda, 1606 yılında tamamlar. Caravaggio&#8217;nun imgeleminde Jerome için en uygun mekân, Betlehem&#8217;deki bir kilisenin kendisine tahsis edilmiş odasıdır ve biz Jerome&#8217;u bu tabloda kendinden geçmiş bir halde o odada çalışırken görürüz. Ressam, Jerome&#8217;un başının üzerindeki azizlik payesinin simgesi haleyi öyle bir resmetmiştir ki o hale, sanki doğduğu günden beri Jerome&#8217;un başındaymışçasına doğal ve Jerome da o haleyi fark edemeyecek denli yoğun ve mütevazı bir çalışma halindedir.<br />
Bu yoğunluk ve mütevazılık hali Jerome&#8217;u, Caravaggio&#8217;nun ve dolayısıyla da bizim gözümüzde &#8216;doğru&#8217; ve &#8216;güvenilir&#8217; bir insan-aziz kılar. Bu, aydınlıktan uzak loş çalışma odasında Jerome&#8217;a eşlik eden tek &#8216;varlık&#8217; bir kurukafadır. Kurukafa ise burada bir simgedir.</p>
<p>Resimde “vanitas” olarak adlandırılan ve kurukafa, kum saati, sönmüş mum gibi nesnelerle simgelenen akım, ölüme ve hayatın geçici doğasına yapılan göndermeler silsilesidir ve ‘’hiçlik’’ anlamına gelir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-448" src="http://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-2.jpg" alt="momento-mori" width="817" height="592" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-2.jpg 817w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-2-300x217.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-2-768x556.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 817px) 100vw, 817px" /></p>
<p>Elçiler tablosu, Alman ressam Hans Holbein’in 1533 yılında yaptığı, Kral Vlll. Henry’ye yollanmış iki Fransız elçi, Jean de Dinteville ve Georges de Selve’nin resmidir. Elçilerin kıyafetlerinden, duruşlarından, arkalarında sıralanmış olan, dönemin entelektüel birikimini simgeleyen nesnelerden son derece yüksek seviyede kişiler oldukları izlenimini edinmek mümkündür. Resmin içinde yüzlerce ayrıntı vardır. Resmin en belirgin özelliği, ön planda yer alan, amorf çizilmiş kafatası betimidir. Ancak çerçevenin sağ tarafından 27 derecelik bir açı ile bakıldığı zaman gerçek bir kafatası seklinde algılanan bu nesne, tabloyu bir vanitas tablosu haline getirmektedir.</p>
<p>Giovanni Francesco Guercino’nun Et in Arcadia Ego adlı tablosunda ölüm yine bir kuru kafa ile simgelenirken; tablonun adı da bir memento mori örneği olmuştur. Et in Arcadia Ego: Cennette bile varım. Ölüm.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-445" src="http://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-3.jpg" alt="momento-mori" width="918" height="629" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-3.jpg 918w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-3-300x206.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-3-768x526.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 918px) 100vw, 918px" /></p>
<p>İsminden de anlaşıldığı gibi eser Arkadya&#8217;da geçmektedir. Arkadya, Yunanistan&#8217;da dağlarla çevrili, izole olmuş bir bölgedir. Bu özelliklerinden dolayı çok az sayıda insanın yerleştiği ve genellikle çobanların sürüleri otlattığı bir bölgedir. Fakat özellikle izole olmuş olmasından dolayı korunan doğası sebebiyle, antik zamanlarda romantize edilerek bir yeryüzü cenneti olarak görülmüştür. Arkadya’nın bu efsanevi özellikleri Virgilius gibi dönemin ozanlarını derinden etkileyerek üzerine şiirler yazılmasını sağlamıştır. Tablonun sağ alt köşesinde kuru kafanın altında resme ismini veren yazı ölümün bu yeryüzü cennet inde bile var olduğunu ifadelemiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-446" src="http://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-4.jpg" alt="momento-mori" width="852" height="770" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-4.jpg 852w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-4-300x271.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-4-768x694.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 852px) 100vw, 852px" /></p>
<p>Avusturyalı art noveau ve sembolist ressam Gustave Klimnt’in Momento Mori tablosu konunun en güzel örneklerinden biridir.</p>
<p>Bu resimden iki sene önce Klimt’in sevgilisinden bir çocuğu olacakken onu kaybettiği; bu yüzden resimde ölümün, insanın tüm çağlarını tehdit eden varlığını simgelemeyi seçtiği düşünülür.</p>
<p>Momento Mori fotoğrafçılıkta da kullanılan bir terimdir. Fotoğrafın ilk zamanlarında sadece uzun pozlama yapılmasından dolayı Protestan ülkelerde ölüleri özellikle çocuk yaşta ölmüş kişileri hareketsizlikten ötürü uzun saatler pozlayıp ailelerine birer anı bırakmak için çekilen resimlere verilen isimdir.</p>
<p>Tüm bu örnekler eşliğinde varılacak kanı; ölümlüler yaşantıları ve yapıtlarıyla ölümsüzleşirlerken; bunların tarihe aktarımı yazıtlar, edebi eserler, çizimler, tablolar yani sanatla gerçekleşir. Bu sebeple sanat; insanlara ölümsüzlüğün kapılarını açar ve ölümlülüğe bulunan tek çaredir. Bunun da ötesinde, insanın ölümle yüzleşebildiği ve ölüme meydan okuduğu tek alan yine sanattır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-449" src="http://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-5.jpg" alt="momento-mori" width="945" height="650" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-5.jpg 945w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-5-300x206.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/momento-mori-5-768x528.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 945px) 100vw, 945px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bir-resim-binbir-soylence/">Momento Mori &#8211; Bir Resim Binbir Söylence</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alphonse Mucha Ve Medea Komplexi</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/alphonse-mucha-ve-medea-komplexi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2018 14:12:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 95. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=923</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="750" height="490" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-4.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Alphonse Mucha Ve Medea Komplexi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-4.jpg 750w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-4-300x196.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-4-210x136.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></div>
<p>Art Nouveau; 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra eklektisizme ve makineleşmeye karşı çıkan Arts and Crafts hareketinin ardından 1895-1905 yılları arasında Avrupa&#8217;da ve Amerika&#8217;da yaygınlaşan, sanat ve zanaat ayrımını ortadan kaldırmayı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/alphonse-mucha-ve-medea-komplexi/">Alphonse Mucha Ve Medea Komplexi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="750" height="490" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-4.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Alphonse Mucha Ve Medea Komplexi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-4.jpg 750w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-4-300x196.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-4-210x136.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></div><p>Art Nouveau; 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra eklektisizme ve makineleşmeye karşı çıkan Arts and Crafts hareketinin ardından 1895-1905 yılları arasında Avrupa&#8217;da ve Amerika&#8217;da yaygınlaşan, sanat ve zanaat ayrımını ortadan kaldırmayı ve el üretimini ön plana çıkarmayı savunan akımdır. Almanya’da Jugendstil, İtalya’da Liberstil, İngiltere’de Style Liberty, Amerika’da Modern Style adlarını alan ve mimarlık, dekorasyon, mobilya, resim ve el sanatlarında kendini gösteren bu akım doğayı taklit eden eğri çizgilerle oluşturulan süsleme tarzıyla halkın yaşamında sanatın yer almasına çalışan bir anlayıştır. Adı Paris’teki bir dükkândan gelen Art Nouveau “Sanata özgürlük ve her çağa kendi sanatı” sloganını benimser. Ne yalın ne de eskiye bağlı olan daha çok geçiş üslubu olarak değerlendirilen ve geleneksel sanattan ilk kopuş olarak kabul edilen bu anlayışın mimari örneklerinde demir bitkisel biçimde hem taşıyıcı hem de dekoratif öğe olarak kullanılır.<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-932" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-8-1.jpg" alt="Alphonse-Mucha" width="580" height="525" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-8-1.jpg 580w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-8-1-300x272.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 580px) 100vw, 580px" />Art Nouveau döneminin önemli sanatçılarından biri olan Alphonse Mucha (1860-1939) bugünkü Çek Cumhuriyeti’n de dünyaya gelir. Çocukluğundan itibaren resme ilgisinin yanı sıra müzikte de yetenekli olan Mucha liseyi Brno kentinde bitirir. 1879-1881 yılları arasında Viyana’da sanat eğitimini sürdürürken tiyatro tasarım firmasında da çalışır. Moravia’da bir kaç başarılı dekoratif resim yaptıktan sonra 1885’den 1887 yılına kadar Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimi alır. Kısa bir süre Paul Gauguin ile atölyesini paylaşan sanatçı 1894’de dönemin ünlü aktristi Sarah Bernhardt’ın Gismonda adlı oyunu için poster hazırlar. Alışılmadık tarzdaki bu çalışma oyuncu tarafından çok beğenilir. Sanatçı taşbaskı tekniğindeki bu posterle Art Nouveau tarzındaki kendine özgü yeni sanat anlayışını da ortaya koyar. Daha sonra afişlerde kadın kullanımı Art Nouveau’nun özelliklerinden olur. Gismando adlı çiziminin başarıya ulaşmasıyla Mucha, Sarah Bernhardt için başka afişlerle birlikte vitray, dekoratif pano, mücevher ve giysi tasarımları da yapar.</p>
<p>1895 yılında Champenois firması Mucha’nın posterlerini basmaya başlar. 1896’da sanatçının ilk dekoratif panosu olan Mevsimler yayınlanır. Mevsimleri kadınların ruh durumuyla gösterdiği bu panolarda bahar masumiyeti, yaz sıcağı coşkuyu, sonbahar verimliliği ve kış da soğuğu içe kapanıklılığı simgeler. Panolardaki bitkisel motifler, kıvrımlı çizgiler, neoklasik tarzda giyinmiş zarif kadın figürleri ve kadınların başlarında haleye dönüşen çiçekler Art Nouveau üslubuna özgüdür.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-924" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-1.jpg" alt="Alphonse Mucha Ve Medea Komplexi" width="750" height="423" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-1.jpg 750w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-1-300x169.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 750px) 100vw, 750px" /></p>
<p>Gelelim Alphonse Mucha’nın bir çalışması ile bana hatırlattığı, adını mitolojik bir hikâyeden alan Medea Kompleksi’ne. Yunan tragedyalarından Euripides in yazdığı medea tragedyasında bahsedilen Medea’ nın ruhsal durumuyla özdeşleşerek Medea Komleksi olarak tanımlanan kadının kıskançlık ve adanmışlıkla intikam arzusundan köken alan bir hastalıktır. Kısaca aldatıldığını düşünen yıkık hüsran ve kızgın kadın eski kocasından intikam alabilmek amacıyla çocuklarını öldürerek ona gösterir. Tabi ki buradaki öldürme modern dünyamızda semboliktir yani anne boşanmada art niyet sergileyerek bilerek veya bilinçaltı bilmeyerek çocukları babaya karşı duygusal tacize maruz bırakır onu unutturmaya ve babalarına yabancılaşmalarına sebebiyet verir. Bu hastalığın tanımı ilk kez Dr. Richard Gardner yapmıştır. Belki beklediği mutluluğu kendisine sağlayamadığını düşündüğünden, belki başka nedenlerle, aldatıldığını hak etmediği kötü bir hayata kendisini kocasının mahkûm ettiğine inanan kadın, çeşitli entrikalarla ve yoğun intikam duygusuyla onu aldatan adamdan intikam almak amacıyla çocuklarını gözünü kırpmadan kullanır. Hastalığın daha ilerleyen boyutlarında çocuklarını hatta kendini öldüren kadınlara bile rastlanır. Hayata kast biçiminde olmasa da bu hastalığın kurbanları tarafından sembolik ölüm ile eş tutulabilecek davranışlara maruz kalan çocuklar ve eşler vardır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-925" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-2.jpg" alt="Alphonse Mucha Ve Medea Komplexi" width="295" height="750" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-2.jpg 295w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-2-118x300.jpg 118w" sizes="auto, (max-width: 295px) 100vw, 295px" /> <img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-926" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-3.jpg" alt="Alphonse Mucha Ve Medea Komplexi" width="263" height="750" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-3.jpg 263w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-3-105x300.jpg 105w" sizes="auto, (max-width: 263px) 100vw, 263px" /></p>
<p>Mucha&#8217;nın 1898’de Eski Yunan Trajedya yazarı Euripides’in Medea oyunu için hazırladığı posterde Medea’nın iki çocuğunu öldürdüğü sahne tasvir edilir. Efsaneye göre güneş tanrısı aietes&#8217;in güzel büyücü kızı Medea kendisinden ayrılıp kral Kreon&#8217;un kızı Glauke ile evlenmek isteyen ve onu ülkeden kovan Iason’dan intikam almak için çocuklarını öldürüp babalarının önüne serer.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-928" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-5.jpg" alt="Alphonse Mucha Ve Medea Komplexi" width="498" height="750" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-5.jpg 498w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-5-199x300.jpg 199w" sizes="auto, (max-width: 498px) 100vw, 498px" /></p>
<p>Bu posterde Sarah Bernnardt koyu renk elbise içinde, şaşkın ve sabit gözlerle bakarken elinde kanlı bıçakla durur. Gergin bir pozda gösterilen Medea’nın kendi çocuklarını öldürmesinin dehşetli atmosferi ve dramatikliği başarılı bir şekilde yansıtılmış. Renkli litografi tekniğiyle basılan afiş 206&#215;76 cm boyutlarındadır. Arka plan Mucha’nın etkisinde kaldığı Japon sanatının izlerini taşımaktadır buda tasarımdaki egzotik havayı arttırmaktadır. Kompozisyona dikey olarak konumlandırılan figürün önünde birbirinin üstüne binmiş iki çocuk cesedi yatay olarak konumlandırılarak dengeli bir yapı sağlanmıştır. İki kenarda bırakılan boşluk unsuru kompozisyonu tamamlamaktadır. Sağ boşlukta yer alan yazı tasarımın simetrik yapısını bozarak asimetrik denge sağlamaktadır. Figürün başında yedi sivri uçlu bir taç ve koyu renkli çiçeklerden oluşan bir başlık yerleştirilmiştir. Sol kolunda Mucha’nın kendi tasarımı olan Georges Fouquet tarafından üretilen yılan biçimdeki bilezik, Sağ elinde ise cinayet işlediği sivri uçlu kana bulanmış bıçak bulunmaktadır. Medea figürünün koyu tonlardaki kostümü yere kadar uzanmaktadır. Etek ucuna doğru kıvrımların yoğunlaştığı alanda koyu tonlar açık tonlarla desteklenerek kumaş dokusu ustaca verilmiştir. Fondaki turuncu ve sarı tonlar, öndeki yeşil ve mavi tonlar ile sıcak soğuk renk dengesi sağlanmıştır. Mucha’nın kendine özgü iki boyutlu ve çizgisel stili bu tasarımında da kontur çizgileriyle desteklenmiştir. Mucha dehşet verici ve gerilim dolu hikâyenin etkisini tasarımda kullandığı keskin uçlar ve köşeli sert kenarlar ile izleyiciye aktarmaktadır. Bu zemin üzerinde yer alan oyunun adı Medee için Mucha, konunun içeriğine uygun sivri kenarlı ve köşeli bir font oluşturmuştur</p>
<p>Aşırı seven, fedakârlığı önemsenmeyen, bir kenara itilen, kıskanç büyücü Medea’nın serüvenleri ve çılgınlıkları edebiyata ve sanata sık sık konu olur. Bunun en güzel örneklerinden biri Eugene Delakroix’e aittir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-930" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-7.jpg" alt="Alphonse-Mucha" width="535" height="750" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-7.jpg 535w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-7-214x300.jpg 214w" sizes="auto, (max-width: 535px) 100vw, 535px" /></p>
<p>Alphonse Mucha 1911 yılından itibaren Slav Halklarını tarihini anlatan Slav Destanı adlı bir dizi resim üzerinde çalışır. Bu resimlerin tamamı 1928 yılında Prag şehrine hediye edilip Çek halkına sunulur. 1918 yılında Çekoslavakya bağımsızlığını kazandıktan sonra ülkesi için posta pulları, banknotlar tasarlayan sanatçının 1921 yılında da New York Brooklyn Müzesinde başarılı bir sergisi gerçekleşir. 1931’de Prag St. Virus Katedrali için vitraylar tasarlayan Mucha’nın 1939’da Alman gizli polisleri olan Gestapo tarafından sorgulandıktan sonra sağlığı bozulur. 14 Temmuz 1939 tarihinde akciğer iltihabı sonucu hayata veda eder ve Vysehrad Mezarlığına gömülür.</p>
<p>Mucha, Art Nouveau ile anılsa da sanatının “sadece içten gelen ruhsal mesajı ileten stilize edilen formlar” olduğunu ileri sürmüştür. Spiritüalizme duyduğu ilgiyle atölyesinde gözle görülemeyenleri, ele geçirilemeyenleri, gerçeğin ardına gizlenenleri, uykuyu, ölümü konu edinen ve düşselliğe, gerçek dışına, efsanelere, fantastik olana yönelen sembolistlerle bir araya gelip gizemli konuları öğrenmeye çalışır. Klasik resimden ziyade afiş ve posterleriyle ünlenen ve başarı kazanan sanatçı mücevher, takvimler, mozaik panoları, yağ, diş macunu ve sabun etiketleri, duvar kâğıtları, tiyatro setleri gibi değişik alanlarda da tasarımlar yapmıştır.</p>
<figure id="attachment_929" aria-describedby="caption-attachment-929" style="width: 562px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-929 size-full" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-6.jpg" alt="yelde ertürk" width="562" height="750" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-6.jpg 562w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/10/Alphonse-Mucha-6-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 562px) 100vw, 562px" /><figcaption id="caption-attachment-929" class="wp-caption-text">Sanatçının Primevera alegorisini çalışırken.</figcaption></figure>
<p>Not: Eskimiş önlüklerinizi atmayın. Zamanın önünüze hangi hobileri getireceği bilinmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/alphonse-mucha-ve-medea-komplexi/">Alphonse Mucha Ve Medea Komplexi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kubad Abad Sarayı Çinileri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/kubad-abad-sarayi-cinileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 13:55:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=992</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="839" height="398" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kubad-cinileri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1.jpg 839w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1-300x142.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1-768x364.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 839px) 100vw, 839px" /></div>
<p>Asya göçerlerinden Osmanlı saraylarına geçişte en büyük basamak kabul edilen ve planı bilinen tek Selçuklu Sarayı olan Kubadabad, I.Alaeddin Keykubat’ın emriyle yapılmıştır. Alaeddin Keykubat’ın Beyşehir Gölü’nü gördüğünde: “Cennet ya burasıdır [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kubad-abad-sarayi-cinileri/">Kubad Abad Sarayı Çinileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="839" height="398" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kubad-cinileri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1.jpg 839w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1-300x142.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1-768x364.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 839px) 100vw, 839px" /></div><p>Asya göçerlerinden Osmanlı saraylarına geçişte en büyük basamak kabul edilen ve planı bilinen tek Selçuklu Sarayı olan Kubadabad, I.Alaeddin Keykubat’ın emriyle yapılmıştır. Alaeddin Keykubat’ın Beyşehir Gölü’nü gördüğünde: “Cennet ya burasıdır ya da buranın altındadır” dediği rivayet edilir. Alaeddin Keykubad, Kubad Abad Sarayının planlarını kendisi hazırlamış ve sarayın tamamlanması için aynı zamanda baş mimar ve nakkaş olan Vezir Sadeddin Köpek’i görevlendirmiştir. Önceleri sadece İbn Bibi’nin yazılarında geçen gizemli saray kalıntıları ilk olarak 1949 yılında keşfedildi. İlk olarak 1960 yılında Alman arkeolog Katharina Otto-Dorn tarafından kazıldı. Günümüzde Ankara Üniversitesi’nden bir ekip Rüçhan Arık önderliğinde kazılara devam ediyor. Alışılmışın dışında süslü ve figürlü çiniler ve seramiklerle bezenen Kubadabad Sarayı’nda bulunanlar Karatay Müzesi’nde sergilenmektedir.</p>
<p>Kazılar sonrası bulunan çiniler, ünlü tarihçi İbn-i Bibi’nin “Duvarlarının güzelliği kıskançlıktan gökkuşağının rengini solduran, firuze ve lacivert renklerdeki döşemeler” diyerek anlattığı I. Alaeddin Keykubat’ın av sarayına ulaşıldığı gösterdi. Bağdaş kurup oturan sultan ve saraylılardan, doğunun ve batının hâkimiyetini simgeleyen çift başlı kartala; hayat ağacından lotus çiçeğine; başıboş avlanan aslandan, av yakalayan köpeğe; bereketin simgesi balıktan, simurga kadar burası masalımsı bir cennet bahçesiydi</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-994" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-2.jpg" alt="kubad-cinileri" width="441" height="343" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-2.jpg 441w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-2-300x233.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 441px) 100vw, 441px" />Burası Anadolu’ya geldiklerinde sanılanın aksine, yüksek düzeyde kültür ve sanat birikimi bulunan Selçuklular hakkında, başta resim sanatı olmak üzere, umulandan fazla fikir ve bilgi vermektedir. Selçuklu sanat anlayışını yansıtan en zengin miras, minyatür resimli saray çinileridir.</p>
<p>Bunlar başlıca sekiz kollu yıldız, haç ve dört köşe biçimli levhalar halinde yapılmıştır. Desenleri, sır altı ve lüster denilen tekniklerle düzenlenmiştir. Bu çinilerde yansıyan sanatsal biçimlendirme geleneğinin kaynakları, Orta Asya’da MÖ 7. yy dolaylarında Hunlarla başlayıp gelişen, Türkler ve diğer Asyalı kavimlerce paylaşılan ve hayvan üslûbu de denen göçebe sanatındadır ve temel özelliği “stilizasyon / üslûplaştırma”dır. Devamlı doğayı, en başta da hayvanları gözlemleyerek geçen göçebe yaşamda, destanlar ve doğa güçlerine ilişkin inançlarda, hayvanlar birçok kavramları, değerleri ve çeşitli hayali olayları simgelemektedir. Bezemeler, doğal görüntülerin değişik bir yorumla yeni biçim kalıplarına döküldüğü, yani stilize edildiği böyle simgeleri içermektedir.</p>
<p>Profilden verilmiş çift başlı kartallar, yıldız çinin bütün yüzeyini kaplayacak şekilde yerleştirilmişlerdir. Kartalların cepheden verilmiş gövdelerinde bir kartuş içerisinde “es-sultan” ya da “el-muazzam” gibi sultanı temsil eden yazılar yer almaktadır. Genel olarak yanlardan birer bitki ile çevrelenen çift başlı kartallar, çeşitli sembolik anlamlar taşımaktadırlar. Çeşitli dönemlerde arma ve totem olarak kullanılan “çift başlı kartal” figürüne; güç, iktidar, koruyucu ruh, soyluluk, bilgelik gibi birçok anlam yüklenmiştir. Kubadabad Sarayı örneklerinde de gücü simgelediği düşünülen çift başlı kartallar, gövdelerindeki armalarla da muhtemelen Selçuklu Sultanını temsil etmektedirler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1027" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3.jpg" alt="kubad-cinileri" width="821" height="816" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3.jpg 821w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3-150x150.jpg 150w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3-300x298.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3-768x763.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3-100x100.jpg 100w" sizes="auto, (max-width: 821px) 100vw, 821px" />Tarih boyunca saray çevrelerinde av, bir idman ve güç gösterisi, dolayısıyla tüm anıtsal tasvirlerde en önemli konulardan biriydi. Selçuklu sultanlarının da askeri sporla, cirit, polo, top, satranç oyunlarıyla ve av ile uğraştığı anlaşılıyor. Av partileri, av aletleriyle hazırlanan ziyafetlerle sona erer; içki, raks ve müzik bu ziyafetleri tamamlardı.</p>
<p>Türk Oturuşu olarak sanat tarihine geçen bağdaş kurmuş saraylı elinde nar tutarak kendinden emin bir ifade ile tasvir edilmiştir. Çinilerdeki nar, haşhaş ve meyve dalı, hem sonsuz hayatı hem de cenneti simgeliyordu. Has bahçenin tüm hayvanlarının serbestçe dolaştığı sarayda her şey mavinin sonsuz büyüsüne kapılmış, simgelerle ölümsüzlüğe karışmıştı.<br />
Aslan, kuşkusuz bu çevrenin “mensubu” değil. Herhalde sultanın gücünü simgelemek üzere karşımıza çıkıyor. Bu görevin bilincindeymiş gibi şişkin göğsü ve kabarık yelesi ile çini yüzeyinde gururla durmaktadır. Gövde, baş ve üç ayağı, krem zemin üzerine mavi, kuyruk ve bir ön ayağı mor ile renklendirilmiş; çevresi adeta figürü vurgulamak için astarın krem rengiyle bırakılmış; kıvrık dallar, yarım palmetlerden oluşan bir desenle çerçevelenmiştir.</p>
<p>Aslan kralın gururlu yalnızlığına karşı, avcıların yardımcısı köpek, yine her levhada tek başına olmakla birlikte, aslan gibi şişinerek seyirciye değil de haber vermek ya da almak için sahibine bakınıyor. Av eğlencelerinin en önemli elemanı olduğu için yıldız biçimli çini levhalarda en çok köpek figürü resmedilmiştir. Çeşitli bitkisel desenlerle bezenmiş yüzeylerde, hep aynı “poz” ile görünmektedirler: Baş geriye dönük, ön ayaklardan birini göğsüne doğru kaldırmış, arka ayaklardan biri öne adım atmış, kuyruk iki arka ayak arasından öne kıvrılmıştır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1029" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-4.jpg" alt="kubad-cinileri" width="1000" height="477" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-4.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-4-300x143.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-4-768x366.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p>Kubad Abad çinilerini resimleyen ustalar, keçi figürünü coşkunlukla işlemişlerdir. Bunlar da atlar gibi gerçekçi sayılacak üslupta, atlayıp zıpladıkları durumda, doğala yakın resmedilmiştir. Kazı buluntularından birinde görülen keçi tasviri, bunların en güzellerinden biridir. Krem renkli zemin üzerine siyah kıvrık dallar ve yapraklarla oluşan bezeme arasına yerleştirilen keçi, yüzeyde büyük yer tutmaktadır. Mor ve maviye boyanmıştır. Koşarken “meliyormuş” gibi ağzı açılmıştır.<br />
Av hayvanları arasında tavşan önemli yer tutar. Bir kısmı kesilmiş bir yıldız çinide bir tavşanın başı ve boynu kalmış; gövdesi kesilen parça ile yok olmuştur. Yüz biçimlenişi köpeği andırmakla birlikte, uzun kulakları tavşan olduğunu kanıtlamaktadır. Çinilerden birinde, hareket halinde gösterilen tavşan figürünün gövdesinde tüyleri ima eden çizgiler bulunmaktadır. Bazı çinilerde de, ellerinde veya kucaklarında ziyafet için tavşan veya gazel taşıyan hizmetkârlar görülmektedir.</p>
<p>Sfenksler, olağanüstü güçleriyle sarayı düşmandan, kötülük ve hastalıklardan korumaktadır. Kubad Abad’da buna örnek olacak birçok çini bulunmuştur.</p>
<p>Sfenks ’in gövdesi aslan, başı insandır; ayrıca kanatları vardır. Dolgun yuvarlak yüz, badem göz, tek kaş, küçük ağız genel tiptir. Bazılarının yanak ve çenelerinde benler vardır. Kimi kısa, kimi uzun saçlıdır; tepelerinde çeşitli biçimlerde başlıklar bulunmaktadır.</p>
<p>Siren (simurg, harpi ) başı insan, gövdesi kuş olarak tasvir edilen bir yaratıktır. Olağanüstü güçlerini insanları korumak için kullandığına inanılır. Orta Asya’da “Tuğrul” da denen Kaf dağında yaşayan bu masal yaratığı, İslami destanlarda çaresizlere yardıma koşan melek olarak yer tutmuştur.</p>
<p>Yazımı bitirirken bu güzel sarayın mimarı ve baş nakkaşı Sadettin Köpek’e değinmeden olmaz. Anadolu Selçuklu tarihinde popüler bir devlet adamı olan Sadettin Köpek sanatı ile değil iktidar hırsıyla anılır. İlk defa bir tertiple Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın zehirlenmesi ve yerine oğlu Keyhüsrev’in tahta çıkarılması olayında kendisini gösterir ve yeni sultanın yakın çevresi arasında, en ön safta yer alır.</p>
<p>1237 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad, iktidarının en güçlü zamanında oğlu İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliaht ilan ettiği şölende, şüpheli bir şekilde, yediği kuş etinden zehirlenerek ölür. Bu sırada emir-i şikar yani sultanın av hayvanları sorumlusu Sadettin Köpektir. Sultanın tayinin de Sadeddin Köpek ve diğer emirlerin gayretiyle II. Gıyaseddin Keyhüsrev 16 yaşında Selçuklu tahtına geçirilir. Ülkede bu karışıklıklar sürerken, emir Saadettin Köpek, huzur ve güvenliği sağlamaya yönelik tedbirler almak yerine, kendisine rakip olabilecek Selçuklu emirlerini ortadan kaldırmakla uğraşır. Hatta işi, sultan soyundan geldiğini iddia ya kadar vardırır. Ne yazık ki sonu mimarlığını kendi yaptığı, İyi bir doğa gözlemciliği ve geniş bir hayal gücünün sonucu olarak meydana getirilen figürlü çinilerle bezediği sarayın surlarında kendi iktidara getirdiği sultan Gıyaseddin Keyhüsrev emriyle idam olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Sadettin Köpek hırsına rağmen kötü sonuna engel olamasa da, sanatı ile bu çinilere bakan gözlerde, tıbbın bulamadığı ölümsüzlüğün sırlarına pencere açmış olabilir. Tıpkı Gılgamış`ın geriye bıraktığı efsanesiyle olduğu gibi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kubad-abad-sarayi-cinileri/">Kubad Abad Sarayı Çinileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Minyatür ve sezaryen</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/minyatur-ve-sezaryen/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Mar 2017 11:11:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 93. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1137</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="628" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-300x157.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-768x402.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-1024x536.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>Firdevsi’nin Şehnamesinden sezaryenle doğum sahnesi. Minyatür, çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Orta Çağda Avrupa&#8217;da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/minyatur-ve-sezaryen/">Minyatür ve sezaryen</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="628" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-300x157.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-768x402.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Firdevsinin-Sehnamesinden-sezaryenle-dogum-sahnesi-1024x536.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><p>Firdevsi’nin Şehnamesinden sezaryenle doğum sahnesi.</p>
<p>Minyatür, çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Orta Çağda Avrupa&#8217;da elyazması kitaplarda baş harfler kırmızı bir renkle boyanarak süslenirdi. Bu iş için, çok güzel kırmızı bir renk veren ve Latince adı “minimum” olan kurşun oksit kullanılırdı. Minyatür sözcüğü ‘ miniare; kırmızı ile boyanan’ kelimesinden türetilmiştir. Türkiye&#8217;de eskiden resme “nakış” ya da “tasvir” denirdi. Minyatür sanatçısı için de “resim yapan, ressam” anlamına gelen nakkaş ya da musavvir denilmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1144" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4.jpg" alt="minyatur-sezaryen" width="1191" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4.jpg 1191w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4-300x202.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4-768x516.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-4-1024x688.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1191px) 100vw, 1191px" /></p>
<p>Fotoğrafın olmadığı dönemde padişahların tahta çıkış törenleri, savaşları, yolculukları, şehzadelerin sünnet düğünleri, giysiler gibi konularda çok değerli belge niteliğinde minyatürlü kitaplar üretildi. Kuran’da resmi yasaklayıcı bir hüküm yoktur, ancak çeşitli dönemlerde yorumlanan kimi hadisler canlı varlıkların suretinin yapılmasını engellemiştir. İşte bu nedenle İslam dünyasında resim, Hıristiyan toplumlarda olduğu gibi din öğretisini yaygınlaştırmak amacıyla kullanılmamış minyatürler daha çok edebiyat, bilim ve tarih konulu el yazma kitaplarda yer almıştır. İslam minyatür sanatı, zaman ve mekâna sığdırılamayan bir Tanrı kavramına dayanan İslam öğretisinin öngördüğü soyut dünya görüşü doğrultusunda kendine özgü kurallar geliştirmiş ve katışıksız renkler, belirgin kenar çizgilerini yeğleyen gölgesiz, iki boyutlu bir resim anlayışını benimsemiştir. Nakkaşlar, kitabın metninde anlatılan olayları resimlerken ışık, gölge, perspektif veya renk değerleri gibi Avrupa resmine özgü unsurları aramamışlardır. Nesneleri ve canlıları çoğu kez doğadan soyutlamış, onları gerçek görünümlerinden farklı birer bezeme motifine dönüştürebilmişlerdir. Başka bir deyişle doğadan alınmış öğeleri birer soyut nakış öğesi gibi işleyen ustalar, yüzyıllar boyunca doğayı en gerçek görünümüyle yansıtma çabasını göstermiş batılı ustaların tersine, doğadan bağımsız bir gerçeği aramışlar, daha çok düşündüklerini, tasarladıklarını resmetmişlerdir.<br />
Minyatür ve tıp deyince hemen aklımıza Şerafettin Sabuncuoğlu gelir. Fatih Sultan Mehmet döneminin en ünlü hekim ve cerrahlarından olan Sabuncuoğlu Şerafeddin 1386 yılında Amasya’da doğmuştur. Amasya’daki Bimarhane’de 17 yaşında hekimlik yapmaya başlamıştır 14 yıl boyunca da çalışmalarını sürdürmüştür. Şerafeddin Sabuncuoğlu iyi bir hekim ve çağdaş anlamda özgün bir bilim adamıdır. En önemli çalışması, Cerrahiyyetü’l Haniyye adlı 1465 yılında yazılan yapıtında arı ve yalın bir Türkçe ile uygulamalarını anlatmakta ve renkli resimlerle de göstermektedir.</p>
<p>Hemen hemen tüm cerrahi branşlarda özellikle dağlama, koterizasyon traksiyonla ilgili ayrıntılı minyatürler öğretici niteliktedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1143" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-3.jpg" alt="minyatur-sezaryen" width="995" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-3.jpg 995w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-3-300x241.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-3-768x617.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 995px) 100vw, 995px" /><br />
Kadın hastalıkları ve doğum bölümü kullanılan aletlerle ve muayene yöntemleri ile tasvir edilmiştir. Araştırmamda sezaryen uygulaması ile ilgili bir bilgiye rastlamadım.</p>
<p>Gelelim sezeryan ile doğumu minyatürle tasvir edilen Rüstem’in hikâyesine. İran millî kahramanlık anlatılarının en ünlü karakteri Rüstem’dir. “Rüstem” sözcüğü, “reuze” ve “tehem” kelimelerinden oluşmuş bir bileşiktir. “Tehem”; Eski Farsça ’da;“cesur” ve “kahraman” anlamındadır. Rüstem, altı yüz yıl yaşamıştır. Eski İran’da egemenlik sürmüş ünlü hükümdarlardan Keykubad, Keykavus ve Keyhüsrev dönemlerinin dünya kahramanıdır. Her üç hükümdarın egemenliğinin de, en büyük dayanağı onun varlığıydı. Akıllılığı ile cesaretini birleştirerek ünlü kişiliğini elde etmiş Rüstem ve adı etrafında çeşitli dönemlerde değişik kişiler tarafından kaleme alınan efsaneleri İran mitoloji ve hikâye tarihinin en önemli konuları arasında yer alır.</p>
<p>Dünya pehlivanı Rüstem, yine İran millî kahramanı ak saçlı Zâl’ın, Kâbul hükümdarının kızı Rûdâbe ile evliliğinden dünyaya gelmiştir. Onun doğumu da, yaşantısı gibi olağanüstü, efsanevî ve şaşırtıcıdır. Fars edebiyatında birçok efsanenin temel karakteri olan Sîmurg’un Rüstem’in hayatında çok önemli bir yeri vardır. Simurg farsça otuz kuş demektir. Bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. Simurg, Rüstem’in babası ünlü İranlı kahraman Zâl’ı yaşadığı dağda bulmuş, onu beslemiş ve büyütmüştür.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1142" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-7.jpg" alt="minyatur-sezaryen" width="500" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-7.jpg 500w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/minyatur-sezaryen-7-188x300.jpg 188w" sizes="auto, (max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Zâl, Sîmurg’dan ayrılacağı zaman bir tüyünü kendisine vererek ihtiyacı anında onu ateşe attığında haberin kendisine ulaşacağını ve yardımına yetişeceğini söylemiş. Rüstem’in doğumu yaklaşıp da, Rûdâbe büyük sıkıntılarla yüz yüze geldiğinde Sîmurg’un dediğini yapmış ve onun yardımlarıyla Rûdâbe’nin karnını yararak Rüstem’i dünyaya getirmişlerdir.</p>
<p>Efsanenin devamı Firdevsi’nin Şehname’sinde geçtiği şekilde özetlersek; bir gün Rüstem avlanırken önce yolunu ve sonra da gece uyurken atını kaybetmiş. Atı Rakş&#8217;ı bulacağım derken düşman topraklarına, Turan&#8217;a girmiş. Ama namı kendinden de önce gittiği için tanıyıp iyi davranmışlar ona. Turan Şahı misafir edip bir şölen vermiş. Yemekten sonra odasına çekilince şahın kızı içeri girip Rüstem&#8217;e aşkını anlatmış. Ondan çocuğu olmasını istediğini söylemiş. Güzelliği ve diliyle onu kandırmış; sevişmişler. Sabah Rüstem doğacak çocuğa kendinden bir işaret, bir bileklik bırakıp ülkesine geri dönmüş.</p>
<p>Doğan çocuk Sührab yıllar sonra anasından babasının efsanevi Rüstem olduğunu öğrenince demiş ki: ‘İran&#8217;a gideceğim, zalim İran Şahı Keykavus&#8217;u tahttan indirip yerine babamı geçireceğim. Sonra buraya Turan&#8217;a döneceğim ve Keykavus gibi zalim Turan Şahı Efrasiyab&#8217;ı (Alp Er Tunga) indirip yerine kendim geçeceğim! O zaman babam Rüstem ve ben İran&#8217;ı ve Turan&#8217;ı yani bütün cihanı adilane yöneteceğiz!’ Böyle demiş saf ve iyi kalpli Sührab, ama düşmanlarının kendinden daha sinsi ve kurnaz olduğunu anlayamamış. İran ile savaşacak diye Turan Şahı Efrasiyab niyetini bilmesine rağmen onu desteklemiş, ama babasını tanımasın diye casuslar da katmış ordusuna. Hilelerden, kötü kaderin oyunu ve yüce Allah&#8217;ın gizli rastlantılarından sonra, efsane Rüstem ile oğlu Sührab arkalarında askerleri, savaş alanında zırhlar içinde oldukları için birbirlerini tanıyamadan karşı karşıya gelmişler. Zırhlar içindeki Rüstem, karşısındaki cengâver bütün gücünü toplamasın diye kim olduğunu zaten hep saklarmış. Gözü babasını İran tahtına oturtmaktan başka bir şey görmeyen çocuk kalpli Suhrab da zaten kiminle savaşacağına dikkat bile etmiyormuş. Böylece bu iki iyi ruhlu, büyük savaşçı baba oğul, askerleri arkada onları seyrederken öne atılıp kılıçlarını çekmişler. Birinci gün zırhlar içindeki iki cengâver dövüşe tutuşur ve saatlerce boğuştuktan sonra, birbirlerini yenemeden kan ter içinde geri çekilirler.</p>
<p>İkinci gün gene ordular karşılıklı sıralanır, gene zırhlar içindeki baba oğul öne atılıp birbirlerine acımasızca girişirler. Uzun dövüşten sonra o gün talih Suhrab&#8217;a güler ve Rüstem&#8217;i atından düşürüp altına alır. Hançerini çekmiş, öldürücü darbeyi yakından babasına vurmak üzeredir ki yetişip şöyle derler: İran&#8217;da, düşman cengâverin kellesini ilk seferde almak gelenek değildir. Öldürme onu, çiğlik olur. Sührab da babasını öldürmez.</p>
<p>Üçüncü gün ise kavga merakla beklediğimin aksine, bir anda biter. Rüstem Sührabı atından düşürür ve kılıcını bir hamlede göğsüne daldırıp öldürür onu. Olayın hızı, dehşeti kadar şaşırtıcıdır. Bilekliğinden öldürdüğünün oğlu olduğunu anlayınca Rüstem yere diz çöker, oğlunun kanlı cesedini kucağına alır ve ağlar.</p>
<p>Sezaryen sahnesinin ele alındığı tek minyatür Firdevsi’nin Şehname ’si değildir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1139" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg" alt="Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi" width="1200" height="769" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi-300x192.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi-768x492.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi-1024x656.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/Biruninin-Al-Atharinda-sezaryenle-dogum-sahnesi-210x136.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Biruni’nin “Al-Athar”ında sezaryenle doğum sahnesi.</p>
<p>Bu minyatürde, kafa travması sonrası ölmüş annenin karnından bebeğin üç gözlemci ve bir cerrah tarafından alınması tasvir edilmiştir.<br />
Sonuç olarak minyatür sanatı genel kanının aksine yüzeysel ve üstü kapalı davranmamış, hem kitap metnini desteklerken hem de okurun hayal gücünün sınırlarını genişletmiştir.</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/minyatur-ve-sezaryen/">Minyatür ve sezaryen</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Antibiyotikle Temizlenen Gizemler Villası</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/antibiyotikle-temizlenen-gizemler-villasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2016 15:39:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 92. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1182</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="534" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="antibiyotikle-yikanan" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan-768x513.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>MÖ. 79 yılında Vezüv Yanardağı’nın patlamasıyla küller altında olduğu gibi kalan Pompei’nin Gizemler Villası’nda (Villa of Mysteries) yer alan freskler, antibiyotik kullanılarak bakterilerden arındırıldı. Konservatörler, Gizemler Villası’nın yemek odasını süslediğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/antibiyotikle-temizlenen-gizemler-villasi/">Antibiyotikle Temizlenen Gizemler Villası</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="534" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="antibiyotikle-yikanan" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan-768x513.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/antibiyotikle-yikanan-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><p>MÖ. 79 yılında Vezüv Yanardağı’nın patlamasıyla küller altında olduğu gibi kalan Pompei’nin Gizemler Villası’nda (Villa of Mysteries) yer alan freskler, antibiyotik kullanılarak bakterilerden arındırıldı.</p>
<p>Konservatörler, Gizemler Villası’nın yemek odasını süslediğini düşündükleri Diyonisos duvar süsünde bulunan canlı bakterileri temizlemek için bir penisilin türevi olan amoksisillin kullandılar. Streptokok bakterilerin boyanın doğal pigmentlerinin içine yerleştiği ve onları toza dönüştüğü biliniyor. Villa, iki yıllık bir restorasyon projesinin ardından 2015 Mart ayında tekrar ziyarete açıldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1212" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-3.jpg" alt="ANTİBİYOTİKLE TEMİZLENEN GİZEMLER VİLLASI" width="247" height="188" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-3.jpg 247w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-3-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 247px) 100vw, 247px" />“Gizemler Villası” Roma mimarisine uygun olarak balkonlarla çevrili avlu şeklinde yapılmış; kime ait olduğu ve ne amaçla yapıldığı bilinmediğinden, arkeologlar tarafından “Gizemler Villası” adı verilmiş bir tarihi yapı. Villa’nın Ayin Odası denilebilecek özel kabul odası, 4,5 x 7,5 m. ölçülerinde ve villanın girişinin sağ tarafında yer alıyor. İçeri girer girmez, duvarlarda ayinin tüm aşamalarını gösteren, kırmızı fon üzerine resmedilmiş fresklerle karşılaşılıyor.</p>
<p>Arkeolog ve mitologlar oda ve fresklerle ilgili ikifarklı tahminde bulunuyorlar. Birincisi ‘’evlilik için hazırlık’’ ikincisi bir “Initiation Odası” olduğu şeklinde.<br />
Gizemli bir tarikata kabul ayinlerinin yapıldığı, initiation törenlerinde amaç, özel bir ayinle, yeni üyenin sırlara açılan kapıdan ilk adımı atmasıdır. “Gizem” sözcüğü, Klasik Dünya’da gizli öğretileri simgeliyordu. Yunanca “rite” olan sözcük, “büyüme, gelişme” anlamına geliyor. Aşamalı özel ayinlerle kişinin evrimleşmesi sağlanırdı. Ayinler bir kutlama değildir. Geçişlerin veya yükselişlerin kilometre taşları olarak düşünülmelidir. Bir okuldan mezun olup, daha yüksek bir diğerine geçmek gibi; psikolojik açıdan bakıldığında ise, yaşamın çeşitleri aşamaları olarak görülebilirler.<br />
Aslında ritler, yaşamın bütün aşamalarının ve hatta sürprizlerinin taklididirler. Teatral bir ortamda deneyimliler bilgilerini, yenilere veya deneyimsizlere aktarırlar. Herkes rolünü yapar ve rolünü yaparken de aidiyet içinde kendini güvenlikte hisseder. Daha geniş anlamda, dinlerin ve tarikatların kökeninde de bu duygu vardır. Ama gizem ritlerinin sonunda çoğu zaman zaten yaşamın da kozmik bir tiyatro olduğu noktasına ulaşılır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1211" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-2.jpg" alt="ANTİBİYOTİKLE TEMİZLENEN GİZEMLER VİLLASI" width="382" height="287" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-2.jpg 382w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-2-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-2-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 382px) 100vw, 382px" />Bir rit uygulanırken, genelde bir drama yani, teatral bir oyun oynanır. Oyun sırasında öğreti bir bir rolle simgelenir. Örneğin drama ölümü ve yeniden doğumu içermektedir. Yani eski kişilik ölecek ve yeni kişilik doğacaktır. Gereği oldukça, tören bir rahip veya rahibe tarafından (Buradaki rahip, rahibe sözcüklerinin Hristiyan dinindeki rahip ve rahibelerle hiç alakası yoktur; bir öğretmen veya bilge kişi kastedilir) yönlendirilerek tören sonlandırılır.</p>
<p>Gizemler Villası’nda yapılan törenlerde ilk amacın bir ayrıcalık imtiyaz düşüncesine alıştırma olduğu görülüyor; örneğin genç kız, kızlık aşamasından, evli kadın aşamasına geçerken korunmalı ve gereken bilgileri önceden öğrenerek hazırlıklı olmalıdır.</p>
<p>Pompei restorasyon laboratuvarının yönetici olan Stefano Vanacore önderliğindeki 20 kişilik ekip villaya yeni bir görünüş kazandırdılar. Ekip aynı zamanda 1900’lerdeki kazılar sırasında boyaların üzerinde kalan toprak kalıntılarını da temizlediler. 2013’te mozaik tabanların stabil hale getirilmesiyle başlayan çalışmalar yüzlerce metre kare iç dekorasyon alanının temizlenmesiyle devam etti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1210" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-4.jpg" alt="ANTİBİYOTİKLE TEMİZLENEN GİZEMLER VİLLASI" width="226" height="172" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-4.jpg 226w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/antibiyotikle-yikanan-4-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 226px) 100vw, 226px" />Analizler duvarlarda ısı ile boya sabitleme (boyanın eritilmiş bal mumu ile karıştırılması) ve su bazlı pigmentlerin kullanılmasından “Mısır mavisi” gibi az rastlanır tekniğe kadar birçok değişik boyama tekniğinin kullanıldığını gösterdi. Duvar resminde kullanılan koyu kırmızıya özel bir dikkat gösterildi. Konservatörler kırmızı boyanın pigmentlerinde oluşan siyah lekeleri çıkarmak için lazer yöntemini kullandılar. Bu siyah lekelerin içinde siyah magnezyum minerali bulunan toprak kalıntılarının yağmur suyuyla reaksiyona girdiklerinde zamanla çözülmeleri sonucu oluştuğu biliniyor.<br />
Sonuç olarak görüyoruz ki antibiyotik ve lazer kullanımı sadece hastaları değil geçmişin gizem ve güzelliklerini de iyi ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/antibiyotikle-temizlenen-gizemler-villasi/">Antibiyotikle Temizlenen Gizemler Villası</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ince Hastalıktan Ölen Aşk Tanrıçası</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/ince-hastaliktan-olen-ask-tanricasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Sep 2016 14:18:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 91. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1318</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="754" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="İNCE HASTALIKTAN ÖLEN AŞK TANRIÇASI" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7-300x189.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7-768x483.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7-1024x643.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>Sandro Botticelli’nin (1446- 1510) Venüs’ün Doğuşu adlı tablosu Yunan mitolojisinde Afrodit, Roma mitolojisinde ise Venüs olarak bilinen güzellik  ve aşk tanrıçasının doğuşunu resmeder. Venüs’ün Doğuşu ressamın 1482–1486 yılları arasında tuval [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ince-hastaliktan-olen-ask-tanricasi/">Ince Hastalıktan Ölen Aşk Tanrıçası</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="754" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="İNCE HASTALIKTAN ÖLEN AŞK TANRIÇASI" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7-300x189.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7-768x483.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/ask-tanricasi-7-1024x643.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><blockquote><p>Sandro Botticelli’nin (1446- 1510) Venüs’ün Doğuşu adlı tablosu Yunan mitolojisinde Afrodit, Roma mitolojisinde ise Venüs olarak bilinen güzellik  ve aşk tanrıçasının doğuşunu resmeder. Venüs’ün Doğuşu ressamın 1482–1486 yılları arasında tuval üzerine tempera ile çizdiği tablodur.</p></blockquote>
<p>Tabloda, Venüs’ün ergen bir kadın  olarak denizden doğarak kıyıya çıkışı  betimlenir.  Dünyanın  en    bilinen    resimlerinden biri olan tablo, Floransa’daki Uffizi’de sergilenmektedir. Bazı uzmanlara göre bu tablo, Giuliano di Piero de’ Medici’nin Simonetta Vespucci’ye olan aşkının anısına çizilmiştir.</p>
<p>Resmi incelersek, Akdeniz’in köpüklü  sularından doğan Venüs bir midye kabuğu üzerinde Kıbrıs’ın güney batısındaki kıyılara çıkmaktadır. Yunan mitolojisinde Venüs, Dev Kronos’un, babası Uranüs’ü hadım edip cinsel organlarını okyanusa fırlatmasıyla su yüzeyinde oluşan köpüklerden doğdu. Tanrıça, Kıbrıs kıyılarına, sonraları kültüne büyük saygı duyulacak olan yere geldi. Yeni- Platoncu düşünceye göre, Venüs’ün doğuş efsanesi</p>
<p>insan ruhunun yaratımına dair bir alegoriydi. Sevginin doğuşuydu.</p>
<p>Tablo da Zefirus’un midye kabuğunu, güçlü nefesiyle kıyıya taşıdığı görülüyor. Zefirus Yunan mitolojisinde baharı simgeleyen tatlı ve hafif batı rüzgârının tanrısıdır.</p>
<p>Büyük bir deniz kabuğu üzerinde duran tanrıça, Yunan heykeltıraş Praxiteles tarafından yapılan eserlerde olduğu gibi antik ‘Venüs masumiyetiyle’ tasvir edilir. Zefirus’a sarılı duran yarı-çıplak kadın ise sonradan Flora’ya dönüşecek olan Chloris’tir.</p>
<p>Çiçek tanrıçasıdır ve baharın simgesidir. Zefirus bir peri kızı olan Chloris’i kaçırmış ve sonradan da onunla evlenmiştir. Zefirus ve Chloris’in etrafında güllerin uçuştuğu görülüyor. Bunlar, Zefirus ve Chloris’in baharı simgelediğini görsel olarak vurgulamaktadır. Gül formu ve kokusuyla sevgiyi simgelediği gibi dikenleriyle de bu yolda çekilen ıstıraba vurgu yapar. Hem güller hem de portakal ağacı yaprakları, altın renkleriyle oldukça çarpıcıdır.</p>
<p>Venüs’ün anatomisi ve çeşitli ikincil detaylar, o dönemde Leonardo’ya da Rafael’in eserlerinde görülen katı klasik gerçekçiliği yansıtmaz. Bunun en belirgin örnekleri, tanrıçanın imkânsız uzunluktaki boynu ve sol omzundaki anatomik olarak mümkün olmayan açıdır. Kimilerine göre bu eser, maniyerizmi öncelemektedir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1351" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-4.jpg" alt="ask-tanricasi" width="711" height="1000" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-4.jpg 711w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-4-213x300.jpg 213w" sizes="auto, (max-width: 711px) 100vw, 711px" /></p>
<p>Kıyıya adım atmak üzere olan Venüs’ün sağ tarafında görülen bir Hora ise, Venüs’ün  üzerine  çiçek  desenli  bir pelerin örtmek için ona doğru uzanıyor. Yunan mitolojisinde,   Zeus’un   kızları   olan   Hora’lar   mevsim tanrıçalarıdır. Klasik sanatta Hora’lar geleneksel olarak üç güzel genç kadın olarak resmedilir. Bu tanrıçalar bazen, mevsimsel bereketle bağıntılarını simgelemek üzere bitkiler ve çiçeklerle gösterilirlerdi. Bu resimde de Hora’nın üzerindeki giysideki çiçek desenleri ve göğüs kısmına sarılı gül dalları Hora’nın baharla ilişkisine bir gönderme yapıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1349 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-2-247x300.jpg" alt="ask-tanricasi" width="247" height="300" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-2-247x300.jpg 247w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-2-768x932.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-2-368x445.jpg 368w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-2.jpg 824w" sizes="auto, (max-width: 247px) 100vw, 247px" /> Bu şekilde bakıldığında resim Venüs’ün doğuşunu resmetmekle birlikte asıl olarak baharın gelişine vurgu yapıyor ve bu anlamda Boticelli’nin Primavera (Bahar) adlı resmiyle bir seri oluşturuyor.</p>
<p>Asıl adı‘Alessandro di Mariano di Vanni Filipepi’ olan Sandro Botticelli, 1444 ve 1510 yılları arasında, yani Floransa’nın altın çağında “İl Magnifico” Lorenzo de’ Medici himayesi altında yaşadı. Botticelli adını erkek kardeşinin takma ismi olan Botticello (küçük fıçı) isminden aldı. Genç yaşta Fra Filippo Lippi ‘nin atölyesinde resim, desen ve geometri öğrenmiştir.</p>
<p>Botticelli, Rönesans resim sanatının gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Kendisini deliliğin sınırına sürükleyen kaygısı, sanatına yön vermiştir. Uçucu ve coşkulu figürler çizmiştir. Ayrıca hastalık derecesine varan zerafet duygusu eserlerine kendine özgü, şiirsel bir hava verir. Yapıtlarında hareket ve duruşun inceliği, ince uzun bedenli, uzun boyunlu ve ciddi ifadeli kadının zarifliği zengin bir doku oluşturur. Botticelli dini konu alan tablolar yapmış olsa da, dinsel bir ressam değil, güzelliğe tutkun bir ressam olmuştur.</p>
<p>Boticelli’ye bu ünlü tablosunda modellik eden kadın, Rö- nesans döneminin en güzel kadınlarından biri olarak bili- nen Simonette Catenau’dur. Cenovalı Simonetta, 1453’de dünyaya gelir ve 16 yaşında Marco Vespucci ile evlenerek Vespucci soyadını alır. Evet Amerika’ya ismini veren Ame- rigo Vespucci’nin kuzeni ile evlenmiştir. Kıyısına çıktığı toprakları Colomb’un düşündüğü gibi Hindistan olarak görmeyen, bu toprakların çok daha büyük Novus Modus (Yeni Dünya) olarak isimlendiren kâşif ile güzel Venüs’ün akraba çıkması dünyanın küçüklüğüne dair bir ironi olsa gerek.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-1350 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-5-300x176.jpg" alt="ask-tanricasi" width="300" height="176" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-5-300x176.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-5-768x451.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-5-1024x601.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-5-357x210.jpg 357w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/09/ask-tanricasi-5.jpg 1200w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>Simonette Vespucci evli olmasına rağmen dönemin yö- neticisinin ve ünlü ressam Boticelli’nin başını döndürmeyi başarmış güzel bir kadındır.</p>
<p>Şair Politian bile onun için, “Kızgın Neptün’ün kayaları döv- düğü yerde, ligurya kıyısında, Venüs gibi dalgaların için- den doğdu Simonetta” diye dizeler yazmıştır. Güzelliği dil- den dile yayıldıktan sonra birçok ressamın model olmasını istediği Simonette, birçok tabloda modellik yapmayı kabul etmiştir. Bu açıdan o dönemdeki birçok eserde güzeller güzeli Simonetta’ya rastlamak mümkün.</p>
<p>Bu resimde Piero di Cosimo, Simonetta’yı boynundaki en- gerek yılanıyla kraliçe Kleopatra olarak resmetmiştir.</p>
<p>Floransa’da Boticelli ile tanışan Simonette’ye vurulduğu söylenen Boticelli, birçok tablosunda onun yüzünü res- metmeye devam etmiştir. Boticelli’nin çizdiği Pallas Athe- ne adlı tabloyla karşılaştırıldığında gözle görülür benzerliği fark etmemek mümkün değil.</p>
<p>Atlı mızrak dövüşü turnuvası için Boticelli’ye bu resmi ıs- marlayan Giuliano Medici, Simonetta’yı Atena olarak res- mettirirken, kendisini de ona yol gösteren Kentaur olarak tarihe geçirmiştir. Modelin o dönemde Giuliano’nun met- resi olduğu bilinmektedir. Ancak bu güzeller güzeli Simo- netta Vespucci 22 yaşında tüberkülozdan vefat etmişti.</p>
<p>Her ne kadar tüm bunlar söylentiden öteye gidemese de Boticelli’nin birçok tablosunda bu aşkın izlerini yakalamak mümkündür. Güzeller güzeli Simonette’nin ölümünün ar- dından dokuz yıl sonra popüler Venüs’ün Doğuş’u tablo- sunu bitiren Boticelli’nin aşk acısı çektiği aşikâr. 34 yıl son- ra Botticelli ölmeden hemen önce Simonetta’nın ayakları ucuna gömülmeyi istemiştir. Ve bu isteği yerine getirilir. Her ikisi de Floransa’daki Chiesa d’Ognissanti kilisesinin bahçesinde yatıyorlar. Floransa’yı gezerken her zaman ya- pılanın aksine Vereccio Köprüsünden Uffuzi tarafına değil de diğer tarafa yönelirseniz Ognissanti Meydanına gele- ceksiniz ve kilisenin içine girip Aşk Tanrıça ’sının ayakları- na dokunduğunuzda sizde bu hikayeye dahil olabilirsiniz. Ben oldum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/ince-hastaliktan-olen-ask-tanricasi/">Ince Hastalıktan Ölen Aşk Tanrıçası</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Savaş İçin Mastektomi Rubens ve Brueghel’in Amazon Kadınları</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/savas-icin-mastektomi-rubens-ve-brueghelin-amazon-kadinlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Mar 2016 13:13:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 90. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1379</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="689" height="408" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="savas-icin-mastektomi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-1.jpg 689w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-1-300x178.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-1-357x210.jpg 357w" sizes="auto, (max-width: 689px) 100vw, 689px" /></div>
<p>İki ressamın birlikte çalıştığı resimler oldukça nadirdir ve bu ressamlar Peter Paul Rubens ve yaşlı Jan Brueghel olunca daha bir önem kazanıyor. 17.yy’da Antwerp’in bu iki ünlü ressamı çok yakın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/savas-icin-mastektomi-rubens-ve-brueghelin-amazon-kadinlari/">Savaş İçin Mastektomi Rubens ve Brueghel’in Amazon Kadınları</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="689" height="408" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="savas-icin-mastektomi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-1.jpg 689w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-1-300x178.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-1-357x210.jpg 357w" sizes="auto, (max-width: 689px) 100vw, 689px" /></div><blockquote><p>İki ressamın birlikte çalıştığı resimler oldukça nadirdir ve bu ressamlar Peter Paul Rubens ve yaşlı Jan Brueghel olunca daha bir önem kazanıyor. 17.yy’da Antwerp’in bu iki ünlü ressamı çok yakın arkadaştırlar ve 1598-1625 yılları arasında 20’nin üstünde resimde de birlikte çalıştılar. Aralarında bazı sorunlar olsa bile arkadaşlıkları hep devam etmiştir. Brueghel öldükten sonra da Rubens onun çocukları ile ilgilenmeyi kesmemiştir. İki ressamın birlikte çalıştığı resimler çoğunlukla mitolojik alegoriler ve savaş temaları olmuştur. Resimde sol taraftan Yunan birliklerinin saldırdığını ve yerde yatan amazon kadınlarını görüyoruz. Eser de en çok dikkat çeken unsur erkek egemen, ataerkil toplumun anaerkil topluluğa karşı zaferidir. Ön planda Herkul iki amazon kadını ile birlikte savaşıyor ve üstün geliyor. Kırmızı giysili at üstündeki figür Amazon Kraliçesi Hippolyta. Resimde Sol taraftan saldıran Yunan birlikleri Amazonları arka plandaki köprüye, nehre doğru püskürtüyor. Nehir Thermodon (Terme çayı-Samsun) nehridir. Amazonların yaşadığı yer olarak kabul edilir.</p></blockquote>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1384" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-2.jpg" alt="savas-icin-mastektomi" width="552" height="392" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-2.jpg 552w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-2-300x213.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 552px) 100vw, 552px" /><br />
PETER PAUL RUBENS, THE BATTLE OF THE AMAZONS, 1600</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1385" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-3.jpg" alt="savas-icin-mastektomi" width="552" height="392" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-3.jpg 552w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-3-300x213.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 552px) 100vw, 552px" /><br />
PETER PAUL RUBENS, THE BATTLE OF THE AMAZONS, 1615</p>
<p>İki ressamın ayrı olarak ta Terme köprüsü önünde Yunan Amazon savaşını defalarca çalıştıkları sanat tarihine geçmiştir.</p>
<p>Amazonlar klasik ve Yunan mitolojisinde tamamen kadın savaşçılardan oluşan tarihi bir ulus olarak geçer. Herodotos, Diodorus, Apollonius, Justinus, Virgil, gibi önemli tarihçiler, onlardan bahsetmiş ve Temiskira’yı (Terme) Amazonların anayurdu olarak işaret etmişlerdir. Amazonların öne çıkan kraliçeleri arasında Truva Savaşında yer alan Penthesilea kardeşi Hippolyta, Atlantislileri yenen ve İzmir&#8217;i kuran Myrina sayılabilir.</p>
<p>Amazon kelimesinin ne anlama geldiği ile ilgili açıklamaların çoğunun ortak noktası aykırılıktır. Amazon kelimesinin memesiz anlamına geldiği en fazla kabul edilen görüştür. Klasik Yunancada etimolojik olarak a mazos memesiz anlamındadır. Bizanslı Methodios onların, insanların beslenmesine uygun olarak beslenmedikleri vurgusunu yaparken beslenme konusundaki aykırılıklarını öne çıkarır. Onlar ekmek (maza) yemeyip kertenkele ya da yılan yerler. Onlar anandros (erkeksiz yaşayan), stryganor (erkek avcısı), androdamas (erkeğin sahibi), kreobotos (erkeksiz yaşayan) ve oirpatadır (erkek öldüren). Bütün bunlar ataerkinin adlandırmaları olsa da aykırılık vurgusu ön plandadır. Ataerkil Grekler bu kadınları barbarlar sınıfına koyarak dışlarlar. Bu dışlanmışlık, Amazon kelimesinin anlamının merkezinde bulunan aykırılık ile uyum içindedir. Amazon kelimesinin Farsça, savaşçılar anlamına gelen ha-mazan kelimesinden türediğini söyleyenler de vardır.</p>
<p>Yaygın inanışa göre Amazonların rahat yay ve mızrak kullanabilmek için sağ memelerini kestikleri veya yaktıkları söylenir. Hipokrat, Amazonları sağ göğüsleri olmayanlar olarak anlatır. Ona göre kız çocuklarına yapılan ve sıcak bronz bir metalle gerçekleştirilen operasyonla sağ göğüsün büyümesi engellenerek sağ omuz ve kolun gelişmesi sağlanırdı. Dönemsel sanat eserlerinde buna dair bir delil bulunmamaktadır. Amazonlar iki memeleri de mevcut olarak resmedilmiştir, sağ meme ise çoğunlukla kapalıdır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1386" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-4.jpg" alt="savas-icin-mastektomi" width="711" height="635" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-4.jpg 711w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/savas-icin-mastektomi-4-300x268.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 711px) 100vw, 711px" /></p>
<p>Bazı efsanelere göre Amazonların erkeklerle cinsel ilişkiye girmesi kesinlikle yasaktı ve Amazon bölgesinde erkekler yaşayamazdı. Ancak soylarının devamı için Amazonlar komşu kabile Gargareanları yılda bir kez ziyaret ederler, doğan çocuklardan erkek olanlar ya babalarına gönderilir ya da öldürülürdü. Kız çocuklar annelerince büyütülür ve tarım, avcılık, savaşçılık konularında yetiştirilirlerdi.</p>
<p>Amazon kadınlarının neden erkeklerden nefret ettiklerine dair iki söylence vardır. Birine göre erkekler civar topluluklara yaptıkları akınlar sırasında pusuya düşürülmüş ve öldürülmüştür. Bunun üzerine kadınlar silahlanmıştır. Bir başka söylenceye göre ise Amazonların köle olarak kullandığı erkekler Anadolu&#8217;da Zeus adında erkek bir baş tanrının ortaya çıktığını duyar ve bununla böbürlenmeye başlarlar. Öfkelenen Amazonlar o gece bütün erkekleri öldürür, çocukları ise sakat bırakırlar. Öldürdükleri erkeklerin cinsel organlarını ana tanrıçaya sunan Amazonlar ülkelerine erkeklerin girmesini yasaklar.</p>
<p>İlyada&#8217;da yazıldığına göre Amazon kraliçesi Penthesilea, Aşil tarafından öldürülür. Amazonların Tuna Nehri üzerindeki Leuke adasına sefer düzenlediği iddia edilir. Seferin amacı Aşil&#8217;in küllerine sahip olmaktır. Amazonlar adaya ayak bastıklarında Aşil&#8217;in hayaleti belirmiş ve savaşçıları adadan kovmuştur.</p>
<p>Özellikle sanat alanında Amazonlarla antik Yunan kavimler arasındaki savaşlara çok yer verilmiştir. Şüpheli olan varlıklarına bir kez inanıldıktan sonra dönemlere göre resmedilişleri değişmiştir. İlk zamanlarda Yunan savaşçılarına benzetilen Amazonlar sonradan Pers etkisiyle resmedilmişlerdir. Antik Yunanlar sosyopolitik sistemleri gereği kadınların alt konumuna işaret etmek için Amazonları olumsuz örnek olarak gösterme çabasında olmuşlardır. Bu sanat eserleri bu sanatçıların fantezilerini yansıtırlar. Amazonomachy olarak adlandırılan vazo boyama sanatının bir başka ilginç tarafı cinsiyetler arası çatışmanın ilk örnekleri olmasıdır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1423" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/03/mastektomi-2.jpg" alt="mastektomi" width="548" height="468" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/03/mastektomi-2.jpg 548w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/03/mastektomi-2-300x256.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 548px) 100vw, 548px" /></p>
<p>Antik Yunan medeniyeti haddini aşan ve kötü örnek olan bu savaşçı kadınları taş rölyeflerde de genellikle yenilgiye uğramış ve kötü durumda yorumlamışlardır.</p>
<p>Son olarak belirtmek istediğim bir nokta da tarihte henüz Yunanlılar atları sadece arabalara koşarken atları binek olarak kullananlar Anadolu’lu Amazonlardı. Hatta mitolojideki At Adamlar (Centaur)’ın, Amazonları at üstünde görünce onları tek bir canlı zanneden Yunanlılardan çıktığı söylenir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1422 alignnone" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/03/mastektomi.jpg" alt="mastektomi" width="551" height="468" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/03/mastektomi.jpg 551w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/03/mastektomi-300x255.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 551px) 100vw, 551px" /></p>
<p><em><strong>GEORGE KURASOV CENTAUR VE AMAZON 2014</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/savas-icin-mastektomi-rubens-ve-brueghelin-amazon-kadinlari/">Savaş İçin Mastektomi Rubens ve Brueghel’in Amazon Kadınları</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çin Resim Sanatı</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/cin-resim-sanati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2015 14:50:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 89. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1533</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="896" height="662" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="cin-resim-sanati" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1.jpg 896w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1-300x222.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1-768x567.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 896px) 100vw, 896px" /></div>
<p>Çin Resim Sanatı, 3000 yıldır, kendi kültür ve felsefesi ile yoğrulmuş olup, Kaligrafi ve Şiirle bütünleşmiş bir sanattır. M.Ö. 3.yüzyılda Han Hanedanı zamanında aydın insanlar tarafından, geliştirilen kaligrafi, bu tarihten [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/cin-resim-sanati/">Çin Resim Sanatı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="896" height="662" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="cin-resim-sanati" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1.jpg 896w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1-300x222.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1-768x567.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/12/cin-resim-sanati-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 896px) 100vw, 896px" /></div><p>Çin Resim Sanatı, 3000 yıldır, kendi kültür ve felsefesi ile yoğrulmuş olup, Kaligrafi ve Şiirle bütünleşmiş bir sanattır. M.Ö. 3.yüzyılda Han Hanedanı zamanında aydın insanlar tarafından, geliştirilen kaligrafi, bu tarihten sonra resimde de kullanılmaya başlanmış ve M.S. 7. yüzyılda ise Şair WAN WEİ ile bazen resimden daha önemli duruma geçmiştir. Song Hanedanı zamanı ( 10- 13. yy) en parlak devrine ulaşmıştır.</p>
<p>Çin sanatı, bütün karmaşıklığıyla, dengeli ve ölçülü bir bütün, bir hümanizmin ifadesidir. Ama yüzyıllar boyu aynı konuların bıkmadan usanmadan sanatçılar tarafından tekrarlanmasını, Eski Ustaların mirasına saygı ve mitolojik kültüre bağlılık olarak yorumlayabiliriz. Çin Resmini, Batı Resminden ayıran en büyük özellik ise; resmin, ressamın düşüncesi ve hayaliyle yapılmış olmasıdır. Batılı bir ressam, bir manzara karşısında gördüğünü yapacaktır. Çin sanatçısı ise, gördüğü manzarada dolaşarak, zihninde kurguladığı yerlerde durarak, seyircisine değişik bakış açıları sunarak resmini yapar. Durduğu yerlerde de gördüğü manzara karşısındaki duygularını, ufak bir şiir ya da bir atasözünü, kaligrafi sanatını kullanarak resmine ekler. Bu resimlerde, genellikle sizi düşsel bir seyahate gitmenizi sağlayacak bir giriş bulunur. Bazen bu giriş küçük bir patikayla olur, dağlar ve su kıyılarından geçer sizi yönlendirir. Bu nedenle, uzunluğu birkaç metreyi bulan ve rulolar halinde saklanan Çin resimleri vardır. Bu resimler özel kâğıt veya ipek üstüne, yine özel fırçalar ve Çin mürekkebiyle yapılır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1536" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2015/11/cin-resim-sanati-2.jpg" alt="cin-resim-sanati" width="473" height="800" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2015/11/cin-resim-sanati-2.jpg 473w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2015/11/cin-resim-sanati-2-177x300.jpg 177w" sizes="auto, (max-width: 473px) 100vw, 473px" /> Çinliler, resim sanatını, Çin Hat Sanatının bir dalı gibi görürler. Çin resim sanatı ile Çin hat sanatı arasındaki ilişkiyi anlayabilmek için, öncelikle Çin yazısı hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Çin yazısı, bir resim yazısıdır. Önceleri, anlatılmak istenen varlıklar ve de eylemler resim yoluyla ifade edilmişlerdir. Zaman içinde bu resimler değişikliklere uğrayarak, günümüzde kullanılan Çin Yazısını oluşturmuşlardır.</p>
<p>Çin resminin temel unsuru, fırçanın izidir. Boşluk kavramı olmadan esinlenme olgusu işlevini yerine getiremezdi. Resim dizgesini tek başına güvence altına alarak ayırıcı özellikler oluşturmakta kendi başına değer taşıyan Boşluk kavramı, beş düzeyle tanımlanır: 1) Fırça-mürekkep (esin-uyum/biçim-oylum), 2) Yin-Yang (ya da Gölge Işık), 3) Dağ-Su, 4) İnsan-Gökyüzü (Elemanların zihinsel düzeni/derinlik-perspektif/tabloda şiir), 5) Beşinci boyut. Her düzeyi boşluk kavramıyla ilintilendirerek ayrı ayrı irdeler</p>
<p>Çin Mitolojisinde, zamanın bilgeleri, gelecek kuşaklara, insan üzerinden, tabiata dikkat etmelerini ve görüş açılarını genişletmelerini öğütler. Büyük dağlar ve uzun nehirler, batıdan doğuya Pasifik denizine kadar insanlık tarihinin beşiğidir. Beş Dağ ve dört nehir olarak özetlenen bu topraklar da tanrıya ulaşmanın yolu yüksek dağlardan geçer. Dünyanın iskeleti olan dağ, değişmezlik, denge demektir; Göğe yakın olduğu için de doğaüstüyle aramızdaki bağdır. Akışkanlığıyla her biçime uyabilen su, toprağın damarlarında akar; Yol&#8217;un gerçek özü odur. Dağ ve su bilgenin evrenle bütünleşmesini sağlar. Dağ ve Su, Yin ve Yang gibi birbirini tamamlayan unsurlardır. Felsefesinde şöyle anlatılır, kayalar serttir, su yumuşaktır. Ama su zamanla kayaları yıpratabilir. Belki yumuşak olmak sert olmaktan daha kuvvetlidir. Su hayattır ve canlıdır. Bunun için sanatçıların en sevdiği konulardandır. Çinliler için Dağ uzun yaşamanın sembolü, Su ise zenginliktir. Bu resimlerde, Çinlilerin Tabiat sevgisi, bitki ve hayvan figürlerinden görüneni aşmış, hatta canlı olmayan dağ, taş ve kaya motiflerinden bile hayat dersi vermeye çalışmıştır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1537" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2015/11/cin-resim-sanati-3.jpg" alt="cin-resim-sanati" width="590" height="597" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2015/11/cin-resim-sanati-3.jpg 590w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2015/11/cin-resim-sanati-3-296x300.jpg 296w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2015/11/cin-resim-sanati-3-100x100.jpg 100w" sizes="auto, (max-width: 590px) 100vw, 590px" /></p>
<p>Ressamlar genelde ağaç figürü yaparken çam ağacını örnek almış, bununla çamın uzun yaşam ömrü olmasını ve doğaya dayanıklı olmasını vurgulamak istemiştir. Resimler çok az renklendirilir. Ama 7. ve 8. yüzyılda “yeşil ve mavi” diye adlandırılan tablolar gerçekten muhteşemdir. Genellikle ipek üstüne yapılan bu tür resimde renkler, Jad ,Azurit ve Malakit gibi minerallerden elde edilip, altınla yapılan çizgilerle tabloya sıcak atmosfer kazandırılırdı. Bu resimlerde, Çinlilerin tabiat sevgisi, bitki ve hayvan figürlerinden görüneni aşmış, hatta canlı olmayan dağ, taş ve kaya motiflerinden bile hayat dersi vermeye çalışmıştır.</p>
<p>Ressamların eserlerinde vazgeçemediği, “ 4 prens” de dedikleri, Bambu, Orkide, Krizantem ve Erik ağacı çiçekleri motifleridir. Bambu, görünen ve görünmeyen dünyayı ifade eder. Çinliler, bambunun zarif hatlarına hayran olduğu kadar, rüzgâr karşısında dik durmasını, kuvvetli sıcaklara dayanmasını, soğuktan etkilenmemesine kadar özelliklerini insan hayatına benzetirler. Bambu boğumları, insan hayatının devamlılığını da anlatır.</p>
<p>Orkide nadide bir bitki olup, bir kayanın arkası veya bir göl kıyısı gibi gözden uzak yerlerde yetişir. Güzelliği, saflığı ve kokusu ile “kültür perisi” kabul edilir. Bazı resimlerde Orkide, gölde saçlarını yıkayan utangaç bir genç kız gibi tasvir edilir. Krizantem figürünün çok kullanılması da, sonbaharda bile coşarak çiçek açması, gelecek zor kış günlerine meydan okumasıdır. İnsanın her türlü kötü koşullara dayanabileceğini ifade eder. Erik ağacı çiçekleri de, bambu ve çam gibi Ming Hanedanı zamanında, ressamların ustalıklarını gösterme konularından olmuştur. Erik ağacı önce yabani bitki olup, dağ ve tepe eteklerinde, 100 yıldan fazla yaşayan bir ağaçtır. Daha sonra evlerin bahçelerinde, kış bitmeden ve daha yaprak açmadan muhteşem çiçekler açtığı için yetiştirilmiştir. Ebedi Aşkı temsil eder.</p>
<p>Doğu imparatorluklarında dramatik söz tehlikelidir ve baş bir anda gider. Ama söz kaçınılmazdır, çünkü buyruk olmazsa toplumun varlığı sürmez. Draması emilmiş, görünmez kılınmış, dolayımlanmış bir söz, çizgi, renk, ses, hiçbir şey söylemeden her şeyin söylenebilirliğini sağlayan bir retoriktir dildir bu. İnceltilmiş, uzatılmış, çiftanlamlılandırılmış, gizli ve derin bir dilden söz ediyoruz. Bu dil artık yeterince ritüellere bağlı, sağaltıcı bir tansık işlevi de görür. Büyü dilidir, buyrukla ilintilidir, Tanrısaldır çünkü. Açık, doğrudan, düz anlam öyle bastırılmıştır ki, birkaç yüzyıl sonra unutulmuştur.</p>
<p>Bu geleneksel sanat hala ilk günkü konularını aynı heyecanla devam ettirebiliyor ve bizler aynı heyecanla onları görmekten mutlu oluyoruz. Ve hatta becerebildiğimiz ölçüde ona katılmaktan&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/cin-resim-sanati/">Çin Resim Sanatı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
