<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hekimce Bakış 74. Sayı arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-74-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-74-sayi/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 May 2019 14:54:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Agora</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/agora/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 13:15:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 74. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2717</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="816" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="agora" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11.jpg 816w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11-300x221.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11-768x565.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 816px) 100vw, 816px" /></div>
<p>Film, bir kadının yaşam öyküsünden kesitler veriyor bize; daha doğru bir ifadeyle,  bir trajediyi getiriyor gözlerimizin önüne. Ama bu, herhangi bir kadın değil; çağının önemli felsefeci ve eğitimcilerinden, İskenderiye’li Hypatia’dır. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/agora/">Agora</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="816" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="agora" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11.jpg 816w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11-300x221.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11-768x565.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agora-11-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 816px) 100vw, 816px" /></div><blockquote><p>Film, bir kadının yaşam öyküsünden kesitler veriyor bize; daha doğru bir ifadeyle,  bir trajediyi getiriyor gözlerimizin önüne. Ama bu, herhangi bir kadın değil; çağının önemli felsefeci ve eğitimcilerinden, İskenderiye’li Hypatia’dır. Theon’un kızı, efsanevi İskenderiye Kitaplığı’nın en son yöneticisi ve aynı zamanda bir yeni-platoncu olan, bir kadından bahsediyoruz! İ.S. 4. Yüzyılda yaşamış olan Hypatia, astronom, matematikçi, felsefecidir ve aynı zamanda kişiliğiyle de İskenderiye’de saygın bir konuma sahiptir.</p></blockquote>
<p>Günümüze kalan herhangi bir eseri olmamasına karşın, başka tarihsel belgelerde sıkça bahsedilmesine yetecek kadar tanınmış ve iz bırakmış bir şahsiyettir Hypatia. Roma’nın çöküşüne ve buna paralel olarak, eski pagan inanışların yıkılışı ve ondan boşalan yere bu kez hristiyan yobazlığının yükselişine denk düşen bir tarihsel kavşakta olaylar vuku bulmaktadır. Kentin yönetimine katılan bir danışman; hristiyan olmayan biri, üstelik kadın (!) olması, iktidar mücadelesinde diğer inanışları bertaraf etmeye çalışan “kilise” çevrelerinin gözüne fazlasıyla batar. Bir gözdağı vermek gereklidir; en uygun örnek de ortadadır.</p>
<p>Bu kararı verirken İncil’e dayanılır; kararı veren İskenderiye Patriği Cyril bunun uygulanması için de İsa’nın askerleri de denen Parabolanileri görevlendirir. Hypatia herkesin gözü önünde-bazı rivayetlere göre taşlanarak-infaz edilir; ve cesedi yakılır. Patrik Cyril, daha sonra aziz ilan edilmiştir; halen de öyledir.</p>
<p>Filmin, meramını iyi anlattığını söyleyebiliriz. İzleyeni bilim ve bilimsellik, yobazlığın kötücül iktidarı, toplumda kadının yeri ve tarihselliği üzerine düşünmeye yönelten bir yapım bu. Bilimsel düşünme adına, eğer bu binbeşyüz yıl heba edilmeseydi, bugün insanlık nerede olurdu diye düşünmeden edemiyoruz, açıkçası&#8230;</p>
<p><strong>Dr. Seçkin Kara</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/agora/">Agora</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ağrı Dağı Efsanesi</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/agri-dagi-efsanesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 12:40:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 74. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2714</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="816" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="agri-dagi-efsanesi" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi.jpg 816w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi-300x221.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi-768x565.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 816px) 100vw, 816px" /></div>
<p>Serkan öğrenci yurdundaki odasına girdiğinde, ayda bir, memlekete gittiğinde yıkanan tek pantolonunun paçaları çamur içinde ve sırılsıklamdı. Yurdun ana yola daha yakın eski kapısını zincirleyip, girişi ana yoldan bir kilometre [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/agri-dagi-efsanesi/">Ağrı Dağı Efsanesi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="816" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="agri-dagi-efsanesi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi.jpg 816w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi-300x221.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi-768x565.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/agri-dagi-efsanesi-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 816px) 100vw, 816px" /></div><blockquote><p>Serkan öğrenci yurdundaki odasına girdiğinde, ayda bir, memlekete gittiğinde yıkanan tek pantolonunun paçaları çamur içinde ve sırılsıklamdı. Yurdun ana yola daha yakın eski kapısını zincirleyip, girişi ana yoldan bir kilometre uzağa yapan zihniyete de (yurdun spor salonunda DİSK davası görülüyordu, bu yüzden aynı anda iki girişin varlığı manidar bulunmuş olmalıydı) annesinin bütün uyarılarına rağmen ayaklarını sürüyerek yürümesine de (“Oğlum, senin geldiğini daha sokağın başındayken anlıyorum ayak sürümenden” derdi annesi, pantolonunun ta kalçalarına kadar çıkmış çamurları fırçalarken) belediye otobüsünde kız arkadaşıyla vedalaşırken ensesine yumruk atan Karadenizliye de (“Utanmiy misun alemin onünde sarmaşmiya? İn aşağı pen saa edeceğumi pilirum” demişti Laz uşağı ve neyse ki şoförün araya girmesiyle fazla dayak yemeden arkadaşıyla ortamdan uzaklaşabilmişti) sövdükçe sövdü. Ama en çok Karadenizliye&#8230;</p></blockquote>
<p>Bir de sevgilisiyle tutunduğu direğin önünde oturan o modern görünümlü bayana.. “Ayıp değil mi çocukların önünde böyle sarmaş dolaş? Aaaa, olmaz ki ama!” deyip nasıl gaz vermişti laza! Oysa o “onlar genç canım, olur böyle şeyler” denmesini en çok o kadından beklemişti. Üstelik, üstelik sadece yanaktan bir veda öpücüğüydü alınan…Üstünde babasının 25 yıllık aba kalınlığındaki paltosu olmasa belki daha rahat savunurdu kendini ama bu yiyeceği yumruk sayısını azaltamazdı. Ömründe kimseye yumruk atmamış, açıkçası babasından yediği bir iki taneyi saymazsak (amatör boks yapmıştı babası, vurunca beynini sallardı adamın) kimseden de yememişti. Yol boyunca lazı da, o beyaz kürklü, 2 çocuklu kadını da, gah çok anlamlı cümlelerle (“Hanımefendi senin çocukların hiç mi Tv seyretmiyor? Artistler öpüşünce de böyle mi kızıyorsun a zurefanın düşkünü!”) gah üstün dövüş teknikleriyle (hayalara sert bir tekme, ardından bir sağ aparkat ve nakavt) dövdükçe dövmüş, dövdükçe dövmüş ama bir türlü siniri yatışmamıştı. İnsana olan güveniydi yara alan, modern insana duyduğu güvenin yanında özgüveniydi bir de yıkılan.</p>
<p>Nasıl gençlere bu kadar hoşgörüsüz olabilirdi “insan” ve nasıl koruyamaz kendini 19 yaşında 180 santimetre boyunda bir deve!.. Cümledeki uyağı kaçırdığını fark edince gülümsedi. Kendisine öfkesi uyağa baskın gelmişti. Pantolonu çıkarıp kaloriferin üstüne koydu. Yemek saati bitmeden kurusa iyi olurdu. Gece odada bir şeyler yemek yasaktı. Katı kuralları vardı yurdun, albay emeklisi müdürler ve 12 Eylül zihniyetince konulan. Yurda geç kalmak yasak, 24’ten sonra odada lamba yasak. Hele Gestapo nöbetçiyse (Karısını balkondan attığı iddia edilen SS subayı tipli müdür yardımcısı) etüdde tahta sandalyenin üstüne battaniye koymak da yasak.</p>
<p>Yakalarsa kış gecesi nasıl uyuyacağını düşünmez, battaniyeye el koyar, ertesi gün de disipline verir, yurttan attırıverirdi. Bak yine aklına laz geldi. Sen öğrencilerin ecel gibi korktuğu bu Gestapo’ya herkesin içinde diklen, kafa tut, laf söyle, sonra bir otobüs dolusu insanın ve hepsinden önemlisi sevgilinin önünde sopa ye… Bu pantolon da kurumaz işte böyle… Herkes yemeği bitirdi, sen daha, ohoooo… Pantolona söylenirken içeri Yakup girdi. “Haydi oğlum bu saatte yatılır mı, pijamayı çekmişsin? Giy pantolonu, azıcık kayalım dışarıda” dedi. Son 20 yılın en soğuk kışıymış, pek çok yerde okullar tatil olmuş, dışarıda öğrenciler erotik (kadın-erkek) kardan adamlar yapmışlar, yurdun eğimli arazisi Uludağ’ın yamaçları gibi, kayan öğrencilerle doluymuş… Serkan pantolonun paçalarındaki çamurları çitileyerek gah bulaştırıp gah temizlerken, bir çırpıda anlattı bunların hepsini Yakup. Dışarısı gerçekten ana baba günüydü. Serkan bu kalabalığı fark etmiş ama gerek Karadenizliyle uğraşmaktan gerekse akşam okul dönüş saatinin normal kalabalığı zannetmesinden üstünde durmamıştı. Ama şimdi akşam karanlığında bir gölün yüzeyini andıran karın üzerinde öğrenciler kuğular gibi kayıyorlardı. Serkan bu kayma işinden pek korkardı.</p>
<p>Çocukken merdiven korkuluğunda ve okul koridorlarındaki mermer zeminde kaymaları sayılmazsa, lisede Serbay’ın kaykayından daha ilk adımıyla uçuşu ve sırt üstü yere yapışması tek ve kalıcı deneyimi olmuştu. Caddenin ortasında uzun bir süre sırtüstü yatıp nefes almaya çalışırken, bir daha kendiliğinden kayıp giden şeylere binmeme sözü vermişti… Yakup’un çekiştirmesiyle kendini kayan bir trenin en arka vagonu olarak buldu. Gençler dizilip koşturuyor ve yeterli hıza ulaşınca diz çöküp kayıyorlardı. En azından birbirine tutunmaları ve yere yakın kaymaları güvenli gelmişti Serkan’a. Birkaç kez kaydılar ama sonuncuda Serkan düşme tehlikesi atlatınca korkuları depreşti ve üşüyene kadar (Nasıl da çabuk üşürdü! Çocukluğunda herkes yüzerken o gölün kenarında takırdayan dişlerini güneşle ısıtmaya çalışır, alay konusu olurdu) bir süre daha Yakup’u ve kayanları seyretti “Ben acıktım, yemeğe gidiyorum, gelecek misin sen de?” diye seslendi Yakup’a. Yok, o bir süre daha kayacak sonra da İsmetlerle beraber sinemaya gidecekti. “Bu havada sinemaya gidilir mi oğlum? Kantinde masa tenisi oynayalım” dedi. Hayır zaten yurdun sinemasındaydı film, dışarı çıkılmayacaktı… Yurtta film seyretmek eğlenceli olabiliyordu. İşletmeci 8. sınıf uvertür filmler getiriyordu, filmin parçaları karışıyor, araya eski filmlerden fragmanlar giriyor, oluşan durumun saçmalığına gülüyordun. Hatta bir keresinde Türkçe alt yazılı bir filmin ikinci yarısında Türkçe dublaj olması, herkesin oyuncuların dil öğrenmedeki yeteneklerine kahkahalarla gülmesine yol açmıştı… Sonra meşhur Malkoçoğlu filmleri… Cüneyt Arkın görüntüye girdiğinde herkesin delice alkışlayarak çocukluğunu anımsaması ve filmlerin absürd ötesi hataları… Bir de bugün yaşanan onca tatsızlıktan sonra… Neden olmasın? “Tamam, bana da bilet alın, ben parasını veririm” dedi ve yemekhaneye doğru çok dikkatli adımlarla yürümeye başladı. Kayanlar nedeniyle eğimli zemin cam gibi parlıyor ve Serkan’ın ayakta durmasını zorlaştırıyordu. Az önce kendisinin de kaymaya çabaladığını unutarak ve olası bir kıskançlıkla, düşüncesizlere söylendi. Çocuk gibi ne zevk alırlardı ki böyle kaymaktan? İki kaydın yeter, git dersine çalış. Bak yürüyemez olduk adam gibi. Ya şu merdivenden nasıl inmeli? Allahsızlar, merdivene de, rampadan kayar gibi eğim yapmışlar… Merdivenin kenar kısımlarındaki karlı bölgeye basarak indi, hepi topu dört basamak ama insan korkuyor tabii. Dikkatli inmeli, hayatın ilk kez kız arkadaş yapılmış bu döneminde bir kazaya meydan verilmemeli. Zaten olan olmuş bugün, kızın yanında karizma hasar görmüş (bak yine laz geldi aklına), bir de “karda kayıp düştüm, kaseyi kırdım” olmasın bari. Kazasız belasız yemekhaneye varıp, kuyruğa girdi. Filme daha bir saat vardı. Rahatça yetişirdi…</p>
<p>Yemekhanede Ayhan ve İsmet’le karşılaştı. Onlar yemeklerini bitirmek üzereydiler ama bir süre Serkan’la oturdular. Bu geceki film öyle abuk sabuk bir şey değilmiş. Sanat filmiymiş. Ödül falan almış, ama adını bilen yoktu. Bilet almaya gidince öğreneceklerdi. Serkan, bu sıkıcı sanat filmine gitmek ya da yatağa yatıp beyaz kürklü kadını ve Karadenizliyi sabaha kadar dövmek arasında bir süre kararsız kaldı ama onları filmden sonra da dövebileceğini düşünerek, masadan kalkan İsmet’e bilet talebini anımsattı. Yemekten sonra onlarla odada buluşur, beraber filme giderlerdi. Anlaşıldı, ayrılındı. Daha 20 dakika vardı filme, yani kantinde yemek sonrası bir çay keyfine bu soğukta kimse hayır diyemezdi. Çayın hemen ardından hızla odaya seğirtti. Çay tahmininden sıcak, zaman hedeşediğinden hızlıydı. Odaya vardığında Yakup ve İsmet’i kendini bekler ve sinirli buldu. Üç dakika vardı filmin başlamasına, üstelik de bileti birilerine sipariş etmişlerdi. Adamlar girişte bekleyecekler, bunlar gelmezse satıp gireceklerdi. Koşmaya başlandı. Yetişilirdi canım, paniğe gerek yoktu. Gel gelelim yollar buz, merdivenler ayna gibiydi. Koşmak olanaklı değildi. Koşu karla kaplı çimlere yöneldi. Buradan rahat koşulabiliyordu. Ama merdivenin yanından, dört basamak, yaklaşık elli santimlik bir yüksekliği atlamak gerekliydi. Önce Yakup atladı ardından Serkan. Ayağının altında buz tutmuş taşı hissetmesi, ayak bileğinin bir dikiz aynası gibi burkularak dönmesi, düşmesi ve İsmet’in duramayıp onun üstüne düşmesi yalnızca üç saniye sürdü. Ağrısı o kadar şiddetliydi ki, “başını vermeyen asker” kararlılığında kalkmaya çalışmasına karşın beceremedi. Arkadaşları bir gözleri saatte, Serkan’ın ayakkabısını çıkartıp ayağını kontrol ettiler. Ne de olsa hepsi tıp fakültesi 2. sınıf öğrencisi idiler. “Tamam, kırık çıkık yok! Hadi kalk bakalım”. İsmet’le Yakup koluna girdiler, Serkan’ı uçurarak, onlar koşarak sinema salonunun önüne geldiler. Arkadaşları vefalı çıkmış onları beklemişlerdi ama içerde de gelecek film görüntüleri bitmek üzereydi. Serkan’ın gözleri bir ufak rakı içtiği zamanki gibi dönüyor ama arkadaşlarına seslenecek gücü kendinde bulamıyordu. Hemen halay ekibi görüntüsüyle içeri girildi ve yerleşildi. Serkan ayak bileğindeki kırığın ağrısından bayıldığında, filmin adı da beyaz perdede okunuyordu. *Ağrı Dağı Efsanesi, Yaşar Kemal’in aynı adlı romanından 1975 yılında Yönetmen Metin Erksan’ın senaryolaştırması ve yönetimiyle beyaz perdeye aktarıldı. Film 1976 yılında, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Görüntü Yönetmeni” ödülü aldı.</p>
<p><strong>Öykü / Dr. Ersan Taşçı</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/agri-dagi-efsanesi/">Ağrı Dağı Efsanesi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynalar</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/aynalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Engin Demiriz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 12:19:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 74. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2711</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="816" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="aynalar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1.jpg 816w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1-300x221.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1-768x565.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 816px) 100vw, 816px" /></div>
<p>Aynalar Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun son kitabı. 2007 Ayılında başarılı bir akciğer kanseri operasyonu geçiren yazar hastalığının tedavisi süresinde bu kitabını yazmaya başladığını ve bunun kendisine hastalığıyla savaşma gücü verdiğini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/aynalar/">Aynalar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="816" height="600" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="aynalar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1.jpg 816w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1-300x221.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1-768x565.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/aynalar-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 816px) 100vw, 816px" /></div><blockquote><p>Aynalar Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’nun son kitabı. 2007 Ayılında başarılı bir akciğer kanseri operasyonu geçiren yazar hastalığının tedavisi süresinde bu kitabını yazmaya başladığını ve bunun kendisine hastalığıyla savaşma gücü verdiğini söylüyor.</p></blockquote>
<p>Aynalar, evrenin tarihini fotoğrafta görünmeyenlerin gözünden anlatıyor. Resmi tarihin aksine kazananların değil kaybedenlerin, hiçkimselerin, yok sayılanların yani tarihin asıl mimarlarının öyküsünü sunuyor. Galeano diğer kitaplarında olduğu gibi, Aynalar’da da bilindik kavramları tersyüz ediyor ve sorular soruyor. Anormal olan nasıl normal sayılır? (Arjantin&#8217;in en yüksek anıtı 19. yüzyılda Patagonya yerlilerini yok eden General Roca adına dikilmiştir, Uruguay&#8217;ın en geniş caddesi Uruguay yerlilerinin kökünü kazıyan general Rivera&#8217;nın adını taşır).</p>
<p>Galeano bu kitabında tarihi ezilenlerin, yani kadınların, siyahların, yerlilerin, sömürülenlerin, tüm dışlanmışların ağzından yeniden yorumlarken mizahı, ironiyi elden bırakmıyor. Democracy Now&#8217;da kendisiyle yapılan söyleşide kitabını şöyle tanıtıyor: &#8221;İnsanın tarihini görünmez olanların gözünden yeniden biçimlendiren, ırkçılıkla, maçolukla, militarizmle, seçkincilikle ve başka birçok izmle sakatlanmış yeryüzünün gökkuşağını yeniden keşfeden 600 küçük öykü. Amacım hiç kimse olmayanlar hakkında hiç kimse olmayanların sesiyle konuşmaktı. Küçük öyküler çünkü ben sözcük enşasyonuna karşıyım, az sözle çok şey anlatmak istedim. Çoğunlukla çok söz hiçbir şey söylememek içindir.&#8221;</p>
<p>Galeano, 1940 doğumlu Uruguaylı bir yazar. Gençlik yıllarında pek çok farklı işlerde, 1960’larda da gazeteci olarak çalışmaya başlamış, diktatörlük döneminde bir süre hapis yatmış ve 1985 yılına kadar İspanya’da politik mülteci olarak kalmıştır. Ateş Anıları, Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri, Tepetaklak ve Latin Amerika’nın Kesik Damarları Türkçe’ye de çevrilmiş ünlü kitaplarından bazıları. Latin Amerika’nın Kesik Damarları, geçen yıl Venezüella Devlet Başkanı Chavez tarafından Başkan Obama&#8217;ya hediye edildiğinde yazıldığından neredeyse 40 yıl sonra çoksatarlar listesine girmişti.</p>
<p>Kitaplarında Özellikle Latin Amerika’nın yakın ve uzak tarihini anlatır, oralara özgü büyülü gerçekçiliğin şiirsel, esprili diliyle. John Berger&#8217;e göre Galeano&#8217;yu yayınlamak düşmanı yayınlamak gibidir: Yalanın, kayıtsızlığın, hepsinden öte unutkanlığın düşmanını. “Suçlarımızı bize hatırlattığı için ona minnettarız,” der Berger.</p>
<p>Galeano, 2008’de Aynalar yayınlandığında Meksika gazetesi La Jornada&#8217;ya şunları yazar: Hergün gazeteleri okurken tarih dersindeymişim gibi geliyor. Gazeteler söyledikleri ve söylemedikleriyle bana çok şey öğretiyor. Tarih yaşayan bir paradoks;  çelişkilerle yürüyor. Belki bu yüzden suskunluğu sözlerinden daha çok şey anlatıyor ve çoğu kez yalan söylerken gerçeği itiraf ediyor. Kısa bir süre sonra bir kitabım yayınlanacak: Aynalar. Bir tür evrensel tarih, cüretimi hoşgörün. Oscar Wilde &#8221;herşeye direnebilirim, baştan çıkarılma dışında&#8221; demiş. İtiraf etmeliyim ki ben de fotoğrafta görünmeyenlerin bakış açısından insanoğlunun serüveninin değişik bölümlerini anlatmanın çekiciliğine dayanamadım. Başka bir deyişle pek bilinmeyenleri anlatmak istedim. İşte bazı örnekler: Adem’le Havva cennetten kovulduklarında Afrika’ya yerleştiler, Paris&#8217;e değil. Bir zaman sonra oğulları dünyayı dolaşmaya çıktığında yazı icat edilmişti, ama Irak&#8217;ta, Teksas&#8217;ta değil. Cebir de Irakta biliniyordu. 1200 yıl önce Muhammed El Harizmi bulmuştu ve logaritma sözcüğü onun adından türetilmiştir. İsimler onları isimlendirenlerle pek uyuşmaz genellikle. Örneğin British Museum&#8217;daki Partenon yontuları Elgin mermerleri olarak bilinir, oysa Fidias&#8217;ın yonttuğu mermerlerdir. Elgin onları müzeye satan İngiliz&#8217;in adıdır.</p>
<p>Özgürlük filozofu John Locke Kraliyet Afrika şirketi adına köle alıp satardı. 1234 yılından başlayarak tam yedi yüzyıl boyunca Katolik kilisesi kadınların tapınaklarda şarkı söylemesini yasaklamıştı, Havva kızlarının sesinin kutsal yerleri kirleteceği düşüncesiyle. Birleşik Devletler’de büyük şirketlerin insan hakları vardır. 1886’da yüksek mahkeme bu hakları özel kuruluşlara da tanımıştı. Çok zaman geçmedi, şirketlerinin insan haklarını savunmak için Birleşik Devletler dünyanın farklı yerlerinde on ülkeyi işgal etti. Bunun üzerine Mark Twain bayraklarındaki yıldızları kurukafalarla değiştirmeyi önermişti. Bir başka yazar Ambroise Bierce ise şöyle diyordu: &#8221;Savaş Tanrı’nın bize coğrafyayı öğretmek için seçtiği bir yoldur.&#8221; Galeano kitabını Kaybolan şeyler bölümü ile bitiriyor: “Barış ve adalet haykırarak doğan yirminci yüzyıl, kanın içinde boğularak öldü ve bulduğundan çok daha adaletsiz bir dünya bıraktı arkasında. Yine barış ve adalet haykırarak doğan yirmi birinci yüzyıl da, önceki yüzyılın izinden gitmekte. Ben çocukken, dünyada kaybolan her şeyin Ay’a gittiğine inanıyordum. Ne var ki, Ay’a giden astronotlar orada ne tehlikeli rüyaları, ne tutulmayan vaatleri ne de kırık umutları buldular. Eğer bunlar Ay’da değilseler, neredeler o zaman? Yoksa dünyada kaybolmadılar mı?<br />
Yoksa dünyada saklanıyorlar mı?”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/aynalar/">Aynalar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lhasa / Detone</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/lhasa-detone/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Güzide Elitez]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 12:06:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 74. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2708</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1183" height="791" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="lhasa de sala" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1.jpg 1183w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1-300x201.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1-768x514.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1-1024x685.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1183px) 100vw, 1183px" /></div>
<p>Bir sanatçının bu yaşamdan uçup gitmesi bana, diğer tüm i insanların kaybından çok daha fazla hüzün verir. Hele ki bu zamanından önce olmuş bir kayıpsa. Anladığınız gibi bu yazının konusu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/lhasa-detone/">Lhasa / Detone</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1183" height="791" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="lhasa de sala" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1.jpg 1183w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1-300x201.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1-768x514.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1-1024x685.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/lhasa-1-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1183px) 100vw, 1183px" /></div><blockquote><p>Bir sanatçının bu yaşamdan uçup gitmesi bana, diğer tüm i insanların kaybından çok daha fazla hüzün verir. Hele ki bu zamanından önce olmuş bir kayıpsa. Anladığınız gibi bu yazının konusu biraz hüzünlü. Sizlere, 2010 yılının ilk günü kaybettiğimiz Lhasa de Sela’dan bahsetmek istiyorum.</p></blockquote>
<p>1972 ABD doğumlu Lhasa, ismini Tibet’in kutsal başkentinden alıyor. Yaşam kökleri Meksikalı babasıyla ABD’li annesinin Yahudi, İskoçyalı, Lübnanlı atalarından alıyor. Bu karmaşık genetik ve kültürel miras, bir de ilginç ve göçebe bir yaşamla tamamlanıyor.</p>
<p>Tüm çocukluğu; ailesinin ev olarak kullandığı karavanda, Amerika Birleşik Devletleri’ni ve Meksika’yı gezerek geçiyor. Hatta eğitimini de bir okulda değil de annesinden alıyor.</p>
<p>Müzik yaşamına on üç yaşında San Fransisco’da bir Yunan barında şarkı söyleyerek başladı. On dokuzunda Montreal’e taşındı. Burada yaptığı müzik çalışmalarının sunucunda, La Llarona (ağlayan kadın) isimli İspanyolca bir albüm çıkardı. Bu çalışması tüm dünyada tanınmasını sağladığı gibi 1997 yılının “En İyi Evrensel Müzik Sanatçısı” ödülünü almasını da sağladı.</p>
<p>Lhasa, 1999 yılında şarkı söylemeyi bırakarak Fransa’da yaşayan kardeşinin yanına taşındı. Burada çocukluk düşünü gerçekleştirmek üzere bir sirk tiyatrosunda kardeşleri ile birlikte, “pocheros” adını verdikleri bir gösteri düzenledi. Fakat müzikten uzun süre ayrı kalamadı, Montreal’e dönerek tekrar şarkılarını yazmaya başladı. İkinci albümü The Living Road’u 2005’de çıkardı. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca şarkılardan oluşan bu üç dilli albüm, aynı yıl “BBC World Music Award” ödülünü kazandı.</p>
<p>2005 yazında, daha önce albümleri aracılığı ile müziğini tanıdığım bu sanatçının İstanbul Caz Festivali’ne geleceğini öğrendiğimde, gerçekten çok heyecanlanmıştım. Bir Temmuz gecesi İstanbul’da, Sepetçiler Kasrı’nın, İstanbul’un ve Haliç’in büyülü ışıkları ve vapur düdüklerinin eşlik ettiği bu unutulmaz atmosfere, zaman zaman tren sesleri de karıştı. Lhasa bize o gece, şarkılarının yanı sıra, uzun uzun başka insanların öykülerden ve kendi yaşam yolculuğundan bölümler anlattı. O buğulu, derinlerden bir yerlerden gelen sesiyle, yeryüzünün başka coğrafyalarında yaşayan insanlarla tanıştırdı, hatta “bir”leştirdi. Müziğinin çok dilliği bizi ortak dil olan, “insan olmak” kavramına taşıdı. Konser bittiğinde uzunca bir süre sadece kulaklarımda, yüreğimde yankılanmayı südüren müziği dinlemek ve düşünmek istedim; sanki konuşsam büyü bozulacaktı&#8230;</p>
<p>Kendi adını taşıyan üçüncü albümü Nisan 2009’da müzik kanallarında duyulmaya başlandığında, Lhasa meme kanseri hastalığına yakalanmıştı ne yazık ki&#8230; Bu hastalıkla mücadelesinde, yirmi bir ay dayanabildi.</p>
<p>Bugün web sitesi, bir fotoğrafıyla açılıyor. Lhasa fotoğrafında şöyle bir dönüp, bize son bir ayrılık bakışı atar gibi. Ama müzikseverlerin çok ama çok uzun bir süre, hatta sonsuza dek gönlünde yaşayacak…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/lhasa-detone/">Lhasa / Detone</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başka bir sağlık mümkün!</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/baska-bir-saglik-mumkun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Engin Demiriz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 11:15:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 74. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2703</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="355" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/saglik-sistemi-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="saglik-sistemi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/saglik-sistemi-1.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/saglik-sistemi-1-300x178.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/saglik-sistemi-1-357x210.jpg 357w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
<p>2008 yılında Sidney Herald Tribune gazetesinde bir haber yayınlanır: &#8221;ABD ve Avustralya  hükümetleri Küba sağlık ekiplerinin Güney Asya ve Pasifik’teki varlığının bölgesel güvenliği tehdit ettiğini düşünmektedir.&#8221; Dünya’nın bu süpergücü ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/baska-bir-saglik-mumkun/">Başka bir sağlık mümkün!</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="355" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/saglik-sistemi-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="saglik-sistemi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/saglik-sistemi-1.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/saglik-sistemi-1-300x178.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/saglik-sistemi-1-357x210.jpg 357w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div><blockquote><p>2008 yılında Sidney Herald Tribune gazetesinde bir haber yayınlanır: &#8221;ABD ve Avustralya  hükümetleri Küba sağlık ekiplerinin Güney Asya ve Pasifik’teki varlığının bölgesel güvenliği tehdit ettiğini düşünmektedir.&#8221;</p></blockquote>
<p>Dünya’nın bu süpergücü ve Pasifik’teki yandaşı, 11 milyon nüfuslu bu küçük adanın tüm zorluklarına, acımasızca sürdürülen ambargoya karşın sağlık alanında sürdürdüğü uluslararası dayanışmadan tedirgin olmuş. Bu bölgede ABD askerlerine ve üslerine karşı Küba’nın sağlık çalışanları hayat kurtarıyor. Küba’nın sağlık alanındaki bu misyonu yüklenmesi yeni değil. Latin Amerika ve Afrika’nın en yoksul bölgelerinde Kübalı hekimler ve sağlık çalışanları toplum sağlığı hizmeti veriyor. Bu genellikle bölge devletlerinin isteği ile oluyor. Kendi ülkesinde yeterli hekimi olmayan ya da bu bölgelerde çalıştıracağı hekim bulamayan hükümetler Küba’dan yardım istiyor.</p>
<p>1959’da devrimden sonra hekimlerinin neredeyse yarısını ABD’ye kaptıran Küba&#8217;da bugün 22 tıp fakültesine ek olarak Latin Amerika Tıp Okulu da var. Latin Amerika ve Karayipler’den, Arap ülkeleri ve hatta ABD’den gelen ve kendi ülkelerinde tıp okuma olanağı olmayan yoksul ailelerin çocuklarının bursla okuduğu bu tıp fakültesinde 10.000 öğrenci eğitim görmüş ve ülkelerinde toplum sağlığı projelerinde çalışmaya başlamış. Venezüella’da da Chavez hükümetinin desteği ile ikincisi açılan ELAM (Latin Amerika Tıp Okulu) ile gelecek 10 yılda 200.000 dolayında hekim yetiştirilmiş olacak. Kübalı hekimlerin ve sağlık çalışanlarının, Güney Amerika’da 90’larda uygulanan neoliberal politikalar nedeniyle çöken sağlık sisteminde yoksul toplum kesimlerine sunduğu hizmet kıta halkları için çok değerli. Başkan Obama katıldığı Amerikan Devletleri doruğundan sonra yaptığı basın toplantısında buna değiniyor: &#8221;Daha önce bildiğim ama burada söze dökülünce daha iyi anladığım bana çok ilginç gelen bir şey var: Buradaki liderlerin Küba hakkında konuşurken özellikle bölgede çalışan binlerce Kübalı doktoru anmaları ve bu ülkelerin bu yardıma ne kadar ihtiyaç duyduklarını işitmek anlamlıydı. Bu da bize ABD’nin bu ülkelerle yalnızca uyuşturucu trafiğine karşı savaşta askeri bir etkileşimi olduğunu anımsatıyor.&#8221; Küba’nın Venezüella hükümetinin desteği ile yürüttüğü “Mucize” operasyonu ile binlerce Güney Amerikalı göz hastası görme yetisine kavuşmuş durumda. Kübalı göz hekimlerinin Bolivya&#8217;da ameliyat ettikleri yaşlı bir adamın vaktiyle Che Guevara’yı öldüren çavuş olması da trajik bir rastlantı.</p>
<p>Küba’nın kıt kaynaklarıyla kendi halkına sunduğu parasız sağlık hizmeti ve bunun başarılı sonuçları bölge ülkeleriyle kurduğu dayanışma, sağlığın meta sayıldığı kapitalist dünya için sistemi tehdit eden kötü bir örnek. Honduras’ta 2 yıl önce doktorlar kendi vatandaşları olan ELAM mezunu, koruyucu hekimlik anlayışı ile çalışan meslekdaşlarına karşı bir grev yaptılar. İleri sürülen nedenin arkasında sağlık hizmeti anlayışını kökten değiştiren ELAM mezunlarına duyulan öfke vardı. Geçen yıl yapılan İbero Amerika toplantısında İspanya’nın Güney Amerika’daki yeni sömürgecilik heveslerini eleştirerek Küba’nın sağlık ve eğitimdeki dayanışmacı katkılarını dile getiren Bolivya devlet başkanı Evo Morales&#8217;e, sosyalist başbakan Zapatero (İspanya), &#8221;Bizim son model ambulanslarımız, teknik araçlarımız olmasa sizin sözünü ettiğiniz hekimler ne işe yarar?&#8221; diyebilmişti.</p>
<p>Bush döneminde Küba ironik biçimde biyolojik bir kitle imha silahı üretmekle suçlanmıştı, oysa Küba sağlık ordusu ile kitleleri tehdit eden hastalıkları imha etmeye çalışıyordu.</p>
<p>Bugün Venezüella’da Bolivarcı devrimin toplum sağlığı projelerinde, çoğunlukla Kübalı hekimler görev yapıyor. Halk sağlığı anlayışı ile hizmet sunan Kübalı hekimler sağ muhalefetin saldırılarına uğruyor. Yerel seçimlerde kazandıkları bölgelerde Barrio Adentro denilen ve neredeyse tamamında Kübalılar’ın çalıştığı sağlık ocaklarını kapatmak istediler. Bu tutumun arkasında yatan nedeni anlamak zor değil; parasız ve kaliteli sağlık hizmeti, tıptaki pazar ekonomisinin tüm gerekçelerini çürütüyor ve insanlara &#8221;başka bir sağlığın da mümkün&#8221; olabileceğini gösteriyor.</p>
<p>Che Guevara&#8217;nın düşü gerçekleşiyor. 1960’da yaptığı bir konuşmada Che &#8221;devrimci tıp&#8221;tan sözeder. Orta sınıf ailelerin hekim olan çocukları Küba’nın yoksul bölgelerinde hekimlik yapmak için ek para isterler. Bunun üzerine Che, o bölgedeki köylülerin çocuklarının tıp okuyup hekim olarak kendi halkına hizmet etmesi gerektiğini söyler ve ekler, &#8221;biz sağlıkçılar bunu başarabilirsek, bu yeni dayanışma silahını kullanabilirsek neler olur?”</p>
<p>Bugün; Che Guevara’nın, bu devrimci hekimin düşü Güney Amerika’da gerçekleşiyor. Küba’nın uluslararası düzeyde yüklendiği dayanışma sorumluluğu, bu &#8221;yeni silahın&#8221; başarısını sağlıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong><br />
1) Angel Guerra Cabrera/ Otra Amenaza Cubana/REBELION/ 22.05.2009<br />
2) Steve Brouwer /El Medico Revolucionario Cubano Como Arma Definitiva de Solidaridad/REBEL‹ON/ 12.03.2009<br />
3) Dick Emanuelsson /La Insolita Huelga Contra Los Medicos Hondurenos Graduados en Cuba/ GRANMA/ 16.05.2007</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/baska-bir-saglik-mumkun/">Başka bir sağlık mümkün!</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
