<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İçimize Bakış arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/tag/icimize-bakis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/tag/icimize-bakis/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Nov 2018 12:46:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>
	<item>
		<title>İstanbul Kokan Anılar</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/istanbul-kokan-anilar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Ömer Levent Soydinç]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Aug 2018 13:12:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 96. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[İçimize Bakış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://hekimcebakis.org/?p=389</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1004" height="829" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="istanbul-kokan-anilar" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2.jpg 1004w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2-300x248.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2-768x634.jpg 768w" sizes="(max-width: 1004px) 100vw, 1004px" /></div>
<p>Geçenlerde yolum İstanbul&#8217;a düştü. Eminönü&#8217; den Kadıköy&#8217;e geçeceğim. Öğrencilik yıllarımızın eski Şehir Hatları Vapuru&#8217;nu beklerken, iskeleye yaklaşan ucube bir deniz aracıyla karşılaşınca beynimden vurulmuşa döndüm. Estetik fukarası, sonradan görme kasaba [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/istanbul-kokan-anilar/">İstanbul Kokan Anılar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1004" height="829" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="istanbul-kokan-anilar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2.jpg 1004w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2-300x248.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2-768x634.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1004px) 100vw, 1004px" /></div><blockquote><p>Geçenlerde yolum İstanbul&#8217;a düştü. Eminönü&#8217; den Kadıköy&#8217;e geçeceğim. Öğrencilik yıllarımızın eski Şehir Hatları Vapuru&#8217;nu beklerken, iskeleye yaklaşan ucube bir deniz aracıyla karşılaşınca beynimden vurulmuşa döndüm. Estetik fukarası, sonradan görme kasaba müteahhitlerinin yaptığı sakil apartmanlara tıpatıp benzeyen çirkin bir &#8220;gemi&#8221; yanaştı. Konserve kutusu mu desem, yüzen yarıaçık cezaevi mi? Şaştım kaldım. Binmekle binmemek arasında uzunca bir kararsızlık geçirdikten sonra teslim oldum. Oysa&#8230;</p></blockquote>
	<blockquote id='bsq-8592' class="bs-quote bs-quote-17 bsq-t1 bsq-s15 bsq-left">
		<div class="quote-content">
			<p>İÇİMİZE BAKIŞ</p>
		</div>
					<div class="quote-author">
									<img decoding="async" class="quote-author-avatar" src="http://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/S-06-leventsoydinc-2a.jpg"/>
				
									<span class="quote-author-name">											DR. ÖMER LEVENT SOYDİNÇ										</span>				
									<span class="quote-author-job">leventsoydin@yahoo.ca</span>
								</div>
				</blockquote>

<p>Bahar aylarında meltemle savrulan çiçek kokularıyla birlikte annemin ince mantosunun astarına kafamı sokar, onun mis gibi anne kokusunu içime çeke çeke Karaköy&#8217;den, Sirkeci&#8217;den ya da Eminönü&#8217; den kalkıp Kadıköy, Üsküdar, belki de Harem istikametine şipin işi geçiverirdik. Yolculuğun henüz başında, güvertede oturan yolcuları her seferinde bir başka satıcı şaşırtırdı. Bir sabah Kel Haydar devreye girer; eski püskü kahverengi deri bavulunu kaşla göz arasında can yeleklerinin depolandığı sandığın üzerine açarak satışa başlarken, bir başka gün Yandım Hasan&#8217; ın sırtındaki çuvaldan çıkanlara inanamazdık.</p>
<p>Kel Haydar ya bir sihirbaz ya da bir bilim adamıydı. Sekiz yaşındaydım ve bu durum Kel Haydar&#8217; ın bilim adamlığına inanmam için yeterli bir sebepti. Her karşılaşmamızda bir başka icadını tanıtıyordu. Ayrıca yanında taşıdığı kemik tarak, tükenmez kalem, don lastiği ya da bunların çeşitli kombinasyonlarını da hediye ediyordu. Yeni icat mutlaka ya Çin ya da Japon patentli oluyordu. Buluşlarını o kadar beğeniyordum ki, her seferinde çılgınca etkileniyor, otomatik kabak soyacağı alalım diye tutturup türlü edepsizlikler yapıyordum.</p>
<p>Yandım Hasan titiz adamdı. Her zaman tiril tiril giyinip gezerdi. Ucuz briyantinle kel kafasına yapıştırdığı üç beş tel saçı, üst dudağına yapışmış keman yayı gibi ince bıyıkları, o bıyıklarla büyük bir tezat halindeki patlıcan burnuyla komik adamdı vesselam. Ben onu Noel Baba&#8217;nın Türkiye temsilcisi sanıyordum. Kirli beyaz çuvalından ya yerli malı bir ayıcık, ya çuvalı gibi kirli beyaz bir tavşan, ya da daha önce başka çocuklar tarafından kullanıldığı belli olan bir top çıkarıp başlardı anlatmaya:</p>
<p>&#8221; Hanımefendiler, beyefendiler! Şu elimde gördüğünüz ayıcık meşhur ses sanatçısı Hamiyet Yüceses hanımefendinin gayrimeşru çocuğunun derneğimize armağanıdır. Cüzi bir ücret mukabilinde yavrunuzun olabilir. Yanında hediye olarak Galatasaray futbol takımımızın kaptanı Metin Oktay beyefendinin imzalayarak hediye ettiği futbol topunu da biz size hediye ediyoruz. Evet açık arttırmayı başlatıyorum efendim! &#8221;</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-396" src="http://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-1-787x1024.jpg" alt="istanbul-kokan-anilar" width="787" height="1024" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-1-787x1024.jpg 787w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-1-231x300.jpg 231w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-1-768x999.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-1.jpg 800w" sizes="(max-width: 787px) 100vw, 787px" /></p>
<p>Anneme yalvarırım alsın diye. Ayıda gözüm yok, benim gözüm topta. Metin Oktay&#8217;ı, sol üst köşesinde &#8216;Türkiye Türklerindir&#8217; yazan gazetedeki resimlerinden biliyorum. O top benim olmalı! Burnumu çekerek deliler gibi ağlıyorum. Ve mutlu son! Sol yanağımı annemin dehşetli tokatıyla bir kez daha tanıştırıyorum. Arka sıramızda oturan şişman kız benden daha kısmetli çıkıyor. Annesi ayıcığı teklifsiz alıyor. Topu da bana verseler bari! İçimi çeke çeke ağlıyorum.</p>
<p>İskeleye iner inmez annem gönlümü alıyor. En sevdiğim macuncu yine orada işte. Kırmızı, sarı, bir de yeşil olanından koyduruyorum. Elindeki kalın tornavidayı öyle mahir kullanıyor ki, gören de fezaya gönderilecek füzenin son cıvatalarını sıkıyor sanacak. Aptallık benimki ama henüz farkında değilim. Macunu yalayıp yutana kadar Baylan Pastanesi&#8217;ne ulaşıyoruz. Annem Afitap Abla ile Baylan&#8217;da buluşacakmış meğer.</p>
<p>Baylan&#8217; ın kapı girişindeki vitrini görünce beynimden vurulmuşa dönüyorum. Bin bir çeşit pasta, ekler, muhallebi, sütlaç, profiterol tabakları yan yana dizilmiş. Pastanenin arkasındaki minik bahçeye geçiyoruz. Masaları da minik minik yapmışlar. Bahçenin üzerindeki asma çardak yaz kış gölge yapıyor. Etrafta benden başka çocuk göremedim. Hoş olsa da fark etmezdi benim için. Öyle yılışık oğlanlar gibi hemen dost olamam ben herkesle.</p>
<p>&#8220;Acaba gidip kussam mı tuvalette? O ekleri yemezsem ölürüm mutlaka.&#8221;</p>
<p>İyi ki Afitap Abla fazla gecikmedi. Anne olmayan kadınların yürüyüşü bir başka oluyor galiba. Bahçeye açılan dar kapıdan görününce herkes dönüp ona bakıyor nedense. Yürürken kalçaları değirmen taşı gibi dönüyor. Dudaklarının birleştiği yerin sol kenarında siyah bir leke var.</p>
<p>&#8220;Dudağının kenarındaki bu leke nedir Afitap teyze?&#8221;</p>
<p>&#8220;Ben&#8221;</p>
<p>&#8220;Evet sen, sana sordum!&#8221;</p>
<p>Anlamadı ne dediğimi, uzun uzun baktı yüzüme. Araya annem girdi sırıtarak,<br />
&#8221; Aptal çocuk, güldürme insanı. Ben, o lekenin adı anladın mı şimdi? Hem neymiş öyle teyze falan! Afitap Abla diyeceksin!&#8221;<br />
Afitap Abla&#8217; nın yüzüne bakıyorum. Utanmış biraz; yere bakıyor. Garson sipariş almaya gelince anneme yalvardım ekler yesin diye. Sonunda muradıma erdim elbette. Onlar lafa dalmışken Afitap Abla&#8217; nın sütlacından iki kaşık, annemin eklerinden de üç ısırık çaldım. Artık akşama kadar konuşabilirler, bana ne&#8230;</p>
<p>Konserve kutusu kılıklı &#8220;gemi&#8221; iskeleye yanaştı. Kadıköy&#8217;ün akşam uğultusu bile değişmiş. Evde bekleyen işlerin bıkkınlığı genç kadınların yüzünden okunuyor. Emekçilerin yüzlerine çaresizliğin kasveti sinmiş. Ne alan memnun, ne satan. Ne gelen mutlu, ne de koyup giden. Çirkin binaların arasından geçip eski dostumun yazıhanesinin bulunduğu iş hanına ulaşıyorum. Girişteki çay ocağını aynı adam işletiyor. Selam verip geçiyorum. Hırlı mı hırsız mı diye bakıp selamımı yarım ağız alıyor. Belli ki tanımadı.</p>
<p>&#8220;Sen İstanbul&#8217;u tanıdın mı ki, adam seni tanısın?&#8221;</p>
<p>Acı acı gülümsüyorum. Adam arkamdan seslenir gibi oluyor. Duymazdan geliyorum. Dönüşte Baylan kapanmamış olsa bari!</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-395" src="http://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2.jpg" alt="istanbul-kokan-anilar" width="1004" height="829" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2.jpg 1004w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2-300x248.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/08/istanbul-kokan-anilar-2-768x634.jpg 768w" sizes="(max-width: 1004px) 100vw, 1004px" /></p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/istanbul-kokan-anilar/">İstanbul Kokan Anılar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deliçay yaman akar [İçimize Bakış]</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/delicay-yaman-akar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Ömer Levent Soydinç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 13:40:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[İçimize Bakış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=981</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="900" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="delicay" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>PAZARTESİ Sabah vizitini bitirdikten sonra apar topar polikliniğe indi. Saat 11’e doğru geldi görev emri. Bütün keyfi kaçtı. “Kürt Mehmet nöbete! Yavrum Hamdullah, sana da yazıklar olsun. İyice bir diklenmedin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/delicay-yaman-akar/">Deliçay yaman akar [İçimize Bakış]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="900" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="delicay" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><p>PAZARTESİ<br />
Sabah vizitini bitirdikten sonra apar topar polikliniğe indi. Saat 11’e doğru geldi görev emri. Bütün keyfi kaçtı. “Kürt Mehmet nöbete! Yavrum Hamdullah, sana da yazıklar olsun. İyice bir diklenmedin ki şu herife anlasın dünya kaç bucak! “ Sövmemek için uğraşıyor, reçeteyi bir an önce yazıp odadan fırlamak istiyordu. Hamdullah sessiz, sakin tabiatlı; Hamdullah çalışkan, kanaatkar; Hamdullah sevilen, sayılan, halk çocuğu bir doktor…Hamdullah’ı herkes seviyor, en çok da Sağlık müdürü! Geçici görev mi var, Hamdullah gider, ne de olsa bekâr delikanlı. Doktorlardan biri mi hastalandı, hiç mesele değil efendim, Hamdullah tutar nöbeti. Tatile çıkacak bir cerrah mı var, ne mühim yahu, Hamdullah onun hastalarını da takip eder. Çok seviliyor Hamdullah.<br />
Başhekimlik koridoruna açılan geniş kanatlı, görgüden uzak, süslü püslü kapının önüne geldi. Elindeki istifa dilekçesi avucundaki terle nemlenmiş, orasından burasından buruşarak tuhaf bir şekle bürünmüştü. Sövüp sayacak, dilekçeyi adamın alnının ortasına yapıştırdıktan sonra arkasına bakmadan çekip gidecekti. Az sonra elindeki dilekçeyi çöp kutusuna atıp çay ocağına doğru yürüdü.</p>
<p>SALI<br />
Beş bin nüfuslu dağ kasabasına devlet hastanesi kurulmuş. Genç Cumhuriyet vatandaşına sahip çıkıyor diye yazmış gazeteler. Sonra mı, ne gelen var, ne giden. Hamdullah kendini bildi bileli bu hastanede doktor durmuyor. Geçici görevlerle kör topal işletilen, işletiliyormuş gibi yapılan, şifa dağıttığı izlenimi verilen, ne kendine ne de bir başkasına faydası olmayan sarhoş bir baba gibi dağın eteğinde çirkin ve heybetli gövdesiyle uzanmış yatan üç katlı sakil bir bina. Geçen seferki görev emrini aldığında müdürlüğe gitmiş, müdür muavini diye karşısına çıkan yeni mezun bir delikanlıya dert anlatmaya çalışmıştı. Harcırah verilmiyordu, kalacak yer yoktu, alet edevat eksikliği korkunçtu. “Ameliyathanenin içinde fare gördüm yahu! ” demiş, delikanlı kös dinlemişti. “Koskoca vali muavini imzalamış, gitmeyip de ne yapacaksın” , delikanlının ikram ettiği bayat çayı içip yola koyulmuştu.</p>
<p>Yaz gelince Deliçay’dan yükselen su buharı dağın yamacına varmadan usanır, bozuk asfaltın üzerine bırakır kendini. Öyle olur ki, miniminnacık serçeler soluklanmak için asfalta indiğinde hazırlıksız yakalanır da, kaygan yola tutunamayıp dereye yuvarlanıverirler.</p>
<p>Altındaki arabanın kabak lastikleri ilk uyarıyı Sakarlı köprüsünden geçerken vermişti. Az daha dikkatsiz davransaydı köprünün demir korkuluklarına yapışacaktı. Sırtından soğuk bir ter boşandı. “ Vaktinde yetişeceksin de ne olacak Kürt Mehmet! Vali yardımcısı madalya mı takacak? “ Kendi kendine attığı fırçadan memnun oldu. Yarım saat geçmişti, daha da süratlendiğinin farkında değildi. Akşam bastıran ani yağmurla dağın yamacından asfalta inen cıvık mı cıvık, killi toprak sabah güneşiyle kurumuş, uğursuz bir macun gibi asfaltı sarıya boyamıştı. Deliçay’ın suları uçup uçup yapışıyordu sarı macunun üzerine. Bir iki serçe konmayı denedi, kayıp dereye yuvarlandı. Hamdullah da öyle…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-987" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/delicay-2.jpg" alt="delicay" width="528" height="417" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/delicay-2.jpg 528w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/delicay-2-300x237.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/delicay-2-279x220.jpg 279w" sizes="auto, (max-width: 528px) 100vw, 528px" /></p>
<p>ÇARŞAMBA<br />
Çopur Hasan Müdür Bey’in kapısında dikilmiş, vücudunu hamle eder gibi hafif eğik tutarak düşünüyordu. Bu sabah çok sinirliydi müdür. Ama bu konuda da müdürün görüşünü almak elzemdi Hasan için. Bütün cesaretini toplayıp, ölümü bile göze almış Kıbrıs Gazisi Kör Hamdi gibi- kasabasının gururuydu Kör Hamdi- daldı içeriye. Müdür haddinden fazla abartılı sakil koltukta arkasına yaslanmış, dışarıdaki kalabalığı sıkıntıyla seyrediyordu. Arkasına dönmeden, “ Gene ne var Hasan, gene ve var?” diye patladı. Ezilip büzülerek, “ efendim hastaneden aradılar az önce. Mevtayı morgdan getirelim mi bahçeye diye soruyorlar da, malum hava cehennem gibi sıcak. Beklerken bozulup kokar mokarsa diye şey etmişler, hem…” Müdür bir daha patladı, “ Ohooo, bunu da mı bana soracaklar yahu? Hastane müdürü ne iş yapacak peki? Onun maaşını da bana versinler o zaman! “ Baktı ki Hasan’dan ses çıkmıyor, kendini toparladı, “ Öğlen namazına çok var daha. Ezandan yarım saat önce getirsinler bahçeye. Benden sonra başhekim konuşur, vakit kalırsa belki bir mesai arkadaşı daha, hepsi o kadar! Cami yakın zaten. Off, mübarek hava da amma sıcak bugün.” Boyunbağını az daha gevşetti. “ Mübarek adam da ölecek günü buldu yahu. Mezarlık toz dumana boğulmuştur şimdi. Keşke eski takımı giyseydim. Yazık oldu lâcilere” diye düşünüp daha da hayıflandı. “ Soğuk bir ayran getir bana. Şevket Bey yanıma gelsin” Hasan ikiletmeden odayı terk ederken deminden beri içinde tuttuğu soluğu keyifle bıraktı, “Ohh be, hasarsız atlattık “</p>
<p>ÇARŞAMBA 16:00<br />
Uzun mu uzun servinin gölgesi altına yeni bir mezar daha kazılmıştı bu öğlen. Az önce atılan kürek kürek toprakla iyice kabarıp yükselen mezar, altında çok şişman birinin yattığını düşündürtüyordu. Oysa Hamdullah ne şişman, ne de iri yarı biriydi. Aksine, narin gövdesinde bir dirhem fazlalık yoktu. Kara kuru bir Kürt delikanlısı. Babası da öyleymiş. Anasından dinlerdi hep. Gözlerini iri iri yapar da kendisi de inanmıyormuş gibi konuşurdu. Çok boğazlı bir adammış. “Boğma rakıyla bir kuzuyu oturup yerdi de bir dirhem yağ tutmazdı mübarek adam!” diye anlatırdı hep. Kaçaktan dönerken mayına basmışmış.</p>
<p>Az önce anababa günü gibi kalabalıktı mezarın başı. İmam Suphi Efendi cebine sokuşturulan zarfın içindekileri bir an önce saymak için hızlı hızlı adımlayarak, hatta tabanları kıçına vura vura koşturarak mezarlık kapısına doğru uzaklaşırken geride sadece ama sadece, ve de ömür boyu oradan ayrılmamaya yeminliymiş gibi bir kadın kaldı. İki büklüm Meyro Ana hep ağladı, hep dövündü. Hamdullah duymadı, duyamadı, kalkıp sarılmadı.</p>
<p>İKİ PAZARTESİ SONRA, SABAH 09:00<br />
Devlette doktor biter mi hiç! En yakın vilayetten yeni bir doktor atandı hemen. Hamdullah’ın masasında bir tek bozuk radyosu kalmış. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar hep aynı istasyon çıkıyor. Sekreter kız herkese “rahmetlinin ruhu bu odadan çıkmıyor herhal bacım. Radyoda hep aynı kanal çalıyor. Ne kadar uğraştımsa boş” diye anlatıp dert yanıyor.<br />
Elinde tahlil kâğıtları, filmler, bir türlü düzgün taşımayı beceremediği için kuyruk gibi sarka sarka ardından gelen, biraz da uzun çekilmiş EKG kâğıdıyla şişman bir adam girdi içeriye. Masaya eğildi. Alnında biriken ter damlaları sekreter kızın üzerine düştü düşecek. “Hamdullah doktor yok mudur bacım? Benim ameliyat evrakları hazır. Gün verecekti bugün bana” Kız şaşkın, “ Duymadınız mı, Hamdullah bey trafik kazasında öldü iki hafta önce” Adam ilk şaşkınlıkla cevap veremedi. Sonra gözleri hafifçe kısıldı, dudaklarında kime kızacağını bilemediği için kelimelere, cümlelere dökülemeyen şaşkın bir öfke birikti. Neden sonra terbiyesiz, fütursuz bir cümle döküldü yağlı ter karışmış dudaklarından, “ Hay Allah yahu, doktor da ölecek zamanı bulmuş! Kim yapacak benim ameliyatımı şimdi? “</p>
<p>HERHANGİ BİR SALI<br />
Servinin boyu az biraz uzamış gibi geldi Meyro’ya. Eğilip toprağın üzerinde yeşermiş yaban otlarını ayıklamak istedi. Sonra acı bir gülümsemeyle vazgeçti. Hamdullah neydi ki sanki, ayrık otu değil mi? Naylon ibrikteki su güneşin altında iyice ılımıştı. Oğlunun saçlarına denk gelen toprağı güzelce ıslattı. Ardından şefkatle okşadı. Arapça bilmiyordu, pek dua bildiği de yoktu kadıncağızın. Yalan yanlış bir şeyler okudu, ardından nasırlı elleriyle yüzünü kapatıp içinden kopan haykırışı dizginlemekten usanmış gibi ”amiiinn” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/delicay-yaman-akar/">Deliçay yaman akar [İçimize Bakış]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gurbet Doktorları I</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/gurbet-doktorlari-i/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Ömer Levent Soydinç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2016 15:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 92. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[İçimize Bakış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1178</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="421" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurbet-doktorlari.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gurbet-doktorlari" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurbet-doktorlari.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurbet-doktorlari-300x211.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
<p>Sabahtan beri odaya girip çıkanların sızlanmalarından anlamıştı havanın sıcaklığını ya, hastanenin kapısından çıkar çıkmaz alevin yalımı suratını yalayıp geçince hastalara hak verdi. Bodrum katındaki poliklinik odasının penceresi bile yoktu. Klimanın [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/gurbet-doktorlari-i/">Gurbet Doktorları I</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="421" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurbet-doktorlari.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gurbet-doktorlari" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurbet-doktorlari.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gurbet-doktorlari-300x211.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div><p>Sabahtan beri odaya girip çıkanların sızlanmalarından anlamıştı havanın sıcaklığını ya, hastanenin kapısından çıkar çıkmaz alevin yalımı suratını yalayıp geçince hastalara hak verdi. Bodrum katındaki poliklinik odasının penceresi bile yoktu. Klimanın yapay serinliğinde çalışırken ne sıcağı, ne de kasabanın vahşi ıssızlığını fark ediyordu. Doksan altı hasta muayene etmişti o gün de. Önceki günün rekorunu kırmaktan gurur duymadığı çok belliydi. Bir haftadır canından bezdiren bel ağrısı şimdi iyice azmıştı. Köşedeki bakkala girip soğuk bir şeyler içmek istedi. Tıpkı meltem başlayınca nazlı nazlı sallanan iri bir tekne dubası gibi olduğu yerde kımıl kımıl oynaşan yağlı gövdeyi fark edince kaçmak istedi. Fakat artık çok geç kalmıştı. Dükkânın eski püskü kapısı ardına kadar açıktı. Duba onu fark edince cüssesinden hiç beklenmeyecek ince bir sesle haykırdı:&#8221;Doktor beyiiimmm, hoş geldiiinn sefalar getirdiinn. Buyur buyur geh geh geh&#8221; Hiç bitmeyecek sandığı fabrika sireni sonunda susmuştu. Kadın ona tavuk muamelesi yapıyordu resmen. Öyle ki; gıdaklayarak girmek istedi içeriye. Kendini tutarak buzdolabına yönelip soda aranırken dubanın meramını anlayıp susması için dualar etti içinden. Fakat olmadı tabii. Cırtlak duba işkenceye devam ediyordu. Ameliyatından sonraki iki ay boyunca akan yarasını hatmi çiçeği tozuyla ovalarsa iyi gelir miymiş diye sordu. Elinde önceden hazırladığı bozuklukları tutuyordu genç adam. Hatmi çiçeğini hiç bilmiyordu, duymamıştı. Nedense hatim indirmek için babasının zoruyla yaz tatillerinde gönderildiği camiyi hatırladı. Kadının ağzı iri ve miskin bir balık gibi sürekli açılıp kapanıyordu. Dubanın anlattıklarıyla ilgilenmemesi gerektiğini, yanıt verirse başına gelebilecekleri, kadının geçmişteki poliklinik ziyaretlerinden biliyordu. Dinlermiş gibi yapıp kafasını öne arkaya istemsizce sallayarak bakkaldaki ekşi yoğurt kokusunun nereden geldiğini tahmin etmeye odaklandı. Kadın konuştukça coşuyor, coştukça hızlanıyordu. “Pozitif feedback böyle bir şey olmalı” diye geçirdi içinden. Soğuk soda şişesini açmak için bakkalın uzattığı açacağı farkında olmaksızın tıpkı bir silaha saldırır gibi hiddetle kaptıktan sonra, bütün mermileri kadının yağlı suratına boşaltmak istermiş gibi tutarak &#8220;siz de içer misiniz? &#8220;diye sordu. Aniden kibarlaşarak ucuz pavyon şarkıcısı edasıyla teklifi geri çeviren dubanın cevabıyla ilgilenmedi. Buz gibi sodayı bir dikişte bitirdi. Parayı kasanın üzerindeki üçüncü sınıf melamin ‘Meramlı Sucukları’ tabağına bırakarak ardına bakmadan dışarı çıktı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1208" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/gurbet-doktorlar-2i.jpg" alt="gurbet-doktorlar" width="945" height="613" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/gurbet-doktorlar-2i.jpg 945w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/gurbet-doktorlar-2i-300x195.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/gurbet-doktorlar-2i-768x498.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2016/12/gurbet-doktorlar-2i-210x136.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 945px) 100vw, 945px" /></p>
<p>Güneşin azgın sıcağı beynine beynine işliyordu yürürken. Kasaba uğrayabilmek için yolu uzatıp çarşıdan geçmeyi göze almıştı. Zırhla çekilmiş koyun kıymasıyla tepsi kebabı yapmayı dün geceden kafasına koymuştu. Mecburi hizmetin faydası da bu olsa gerek diye geçirdi içinden. Güneydoğu yemeklerinin çoğu kolay öğrenilen kebaplardan oluşuyordu. Arabayı evin önünde bıraktığına pişman oldu. Kızgın fırında yürümenin ne mene bir şey olduğunu istemeden de olsa öğreniyordu. &#8220;Tibet rahipleri kor ateşlerde böyle yürüyormuş demek ki. Bir ay daha bu sıcaklarda eve kadar yürürsem cehennemde işim çok kolay olacak&#8221; diye soğuk bir espri yapıp kendi kendine pis pis sırıttı. Kasap dükkânından yükselen taze kan ve iç yağı kokusu yokuşun başını tutmuştu. Genzini yakan koku beyindeki ilgili merkeze ulaşır ulaşmaz pisboğaz kedi yavruları gibi yalanarak adımlarını sıklaştırdı. Tepsi kebabının hayali lezzetiyle damağı kamaştı, ağzı sulandı. Yokuştan iner inmez, küçük meydanda kurulu iptidai kasaba pazarının kuru kalabalığının tam da ortasına düştü. Kürtçe bağırtılar, neşeli pazarlıklar, kahkahalar işitiliyordu hengâmenin içinde. Böyle zamanlarda yakalandığı yabancılık hissini katlanabilir kılmak adına tek kişilik bir oyun sahneliyordu.</p>
<p>Kendine İspanyol turist muamelesi yapmaktan hınzırca bir zevk alıyordu. Antonio Banderas taklidi yaparak, bilmediği İspanyolcasıyla ürettiği saçma sapan kelimeleri mırıldanıp yürürken bir yandan da hiç tanımadığı adamlara selam veriyordu. Poliklinik sayısını azaltmanın çaresini bulmuştu belki de. Yanlarından geçen tuhaf doktoru anlamsız ifadelerle süzen ahaliye yan gözle bakınca deli gibi gülüyordu. Kasabın kapısına beş on metre kalmıştı. Cüzdanında para mı diye kontrol etmemişti evden çıkarken. Buralarda kredi kartı kullanmak haram sayılırdı. Cüzdana baktı, boştu. &#8220;Neyse canım kasap beni tanıyor nasılsa&#8221; diye geçirdi içinden.</p>
<p>Dükkâna adımını atar atmaz iki iri kıyım arsız kedi bacaklarının arasından yıldırım hızıyla geçip sokağa fırladı. Arkalarından kasabın sunturlu küfrü yetişti. Kedilerin ağızlarından sarkan kanlı ciğer parçaları durumu açıklıyordu. Kasapla bir hayli dalga geçti. &#8220;Kediye ciğeri kaptırmak&#8221; deyimini bu sakin tabiatlı adamın dedeleri mi bulmuştu acaba? &#8216;Bunu sosyal medyada paylaşmalıyım&#8217; diye mırıldandı. Kasabın özene bezene zırhla çektikten sonra üzerinde büyük bir alışveriş merkezinin amblemi basılı yağlı kâğıda sararak kutsal bir emanet gibi teslim ettiği yarım kilo kıymaya şefkatle sarılıp borcunu deftere yazdırdıktan sonra pazarın ortasından yürümeye başladı.</p>
<p>Tam karşısından gelen sarı benizli, kara kuru delikanlı dikkatini çekti nedense. O sıcakta montla yürüyordu. &#8216;Kim bilir ne derdi var garibin? &#8216; diye geçirdi içinden. Az daha yürümüştü ki kasabanın her tarafından duyulacak kadar inanılmaz şiddette bir patlama oldu. Gözleri kamaşmış, kulakları sağır olmuştu. Birden hafiflemiş gibi hissetti nedense. Sonra aniden bir kamaşma daha. Balonla göğe yükseliyormuş hissine kapıldı. Kıymayı nereye koyduğunu hatırlamaya çalıştı. Kollarını oynatmak istedi, bulamadı. Sonra her şey, her yer karardı.</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/gurbet-doktorlari-i/">Gurbet Doktorları I</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kırmızı Şapkalı Kızın Hazin İzdivacı</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/kirmizi-sapkali-kizin-hazin-izdivaci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Ömer Levent Soydinç]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 30 Sep 2016 12:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 91. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[İçimize Bakış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1277</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1133" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kirmizi baslikli kız" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli-300x212.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli-768x544.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli-1024x725.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div>
<p>Efendim bir zamanlar dünya üzerinde yaşayan insan soyu, göklerde yaşayan tanrılarla doğrudan ilişki halinde olduğunu söyleyen “kutsal” din adamlarına inanırlarmış. Çaresiz kaldıkları her zorluğun hallinde, özellikle de hastalanıp yatağa düştüklerinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kirmizi-sapkali-kizin-hazin-izdivaci/">Kırmızı Şapkalı Kızın Hazin İzdivacı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1133" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kirmizi baslikli kız" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli-300x212.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli-768x544.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kirmizi-baslikli-1024x725.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div><blockquote><p>Efendim bir zamanlar dünya üzerinde yaşayan insan soyu, göklerde yaşayan tanrılarla doğrudan ilişki halinde olduğunu söyleyen “kutsal” din adamlarına inanırlarmış. Çaresiz kaldıkları her zorluğun hallinde, özellikle de hastalanıp yatağa düştüklerinde bunlardan medet umarlarmış. Eh, o zamanlar “iyi olursa Allah’dan, iyi olmazsa hekimden” şiarına sahip olmadıklarından kaderlerine razı olup, kahinin ya da büyücünün eline bakarlarmış.</p></blockquote>
<p>Gel zaman git zaman riski düşük, getirisi o zamanın şartlarına göre oldukça verimli olan bu mesleğe ilgi artmaya başlayınca bu “sağaltıcı” ların da sayısında artışlar gözlenmiş. Binlerce yıl önce yaşamış “prototip” meslektaşlarımız, doğrusu bize göre çok daha konforlu bir hayat sürmüşler. Ne de olsa meslek “kutsal”, meslek “denetime kapalı”, meslek “sınıfsal ayrıcalıklı”, meslek “pazarlığa kapalı”, meslek “bilim” denen şeytan icadından bihaber. Bir iki kerameti kendinden menkul dua, oradan buradan toplanmış otlardan yapılma tütsü, mümkünse davudi bir ses tonuyla hitabet, süslü ve pahalı kıyafetler(gerçi günümüzde de giysi önemli), uzak diyarlardan gelen gezginlerin tavsiye ettiği otlarla yapılmış ilaçlar ve biraz da din sosu.</p>
<p>Bilmiyorum ben mi yanılıyorum ama geçmiş çağlarda hastası iyileşmedi diye bu kutsal sağaltıcılardan dayak yiyen, öldürülen olmamıştır sanırım. İşte o “güzel” zamanların o güzel insanları maalesef kozmosun külleri arasına karıştı gitti. Bilim denen şeytani tanım yapıldı yapılalı, bize de bu dünyada huzur kalmadı. Ne güzel geçinip gidiyorduk kendi halimizde. Septisizm denen bir şey icad ettiler batıda. Bir olgunun varlığını kanıtlamak için deney gerektiği, üstelik bunun kesinleşmesi için de, aynı deneyin sayısız kere yinelenerek aynı sonucu vermesi gerektiği söylendi bilim adamları tarafından. Yandı gülüm keten helva. Bizim “sağaltıcı” atalarımız, kutsal din adamlarımız çok şaşırdılar bu gelişim karşısında. Fakat adamların haklılığı kısa sürede anlaşıldı. Gözlem yapıyorlardı, deney yapıyorlardı, sonuçları kayda geçirip defalarca tekrarlıyor, sonra da işe yaradığını görüp ilaçların formülünü bütün insanlıkla paylaşıyorlardı. İnsanlık tarihi için pek de uzun sayılmayacak bir süre sonunda “sağaltıcılık” gözden düştü. Artık “doctore” ler peydahlanmıştı. Latincede öğretmen anlamına geliyordu bu sözcük. Öğrendiğini öğreten insanlardı bunlar. Bilimin ışığında ilerlemeye başlayan sağaltıcılık bir süre sonra profesyonelleşmeye başladı. Önceleri astroloji, felsefe, matematik, hatta siyasetle yakından ilgilenen bu insanlara o kadar çok rağbet edildi ki, sonunda sadece bu işe odaklanmak zorunda kaldılar. Tıp bilimi kırmızı şapkalı kızın ıssız bir korulukta yürüyerek ninesine yemek götürüşü kadar savunmasız ve masum ilerliyordu. Hain kurt fazla gecikmeden onu fark etmişti bile. Saklandığı ormanında açlığını bastırmak için yeni bir yem çıkmıştı önüne. Makyavelli’nin sapık düşüncelerinin çirkin eseri kapitalizm ejderhası bilimin iştah açıcı fırsatlar barındırdığını çabuk fark etmişti. Ona göre üretilebilen ve pazarlanabilen her şey zenginleşmenin anahtarıydı.</p>
<p>Önce ilaç üretilmeliydi. Sonra ilaç satıcıları, sonra hastaneler, sonra, evet evet sonra doktorlar üretilmeliydi. Yapılanın tüm insanlığa yararlı olduğuna herkes inandırılmalıydı. Öyle de yapıldı. Doktorlara ayrıcalıklı insanlar oldukları fikri pompalandı yüzyıllarca. Hastalar da buna inandırıldı. Doktor “kutsal”dı hala. Ama tedavileri kutsal olmaktan çıkmıştı artık. Sonuçları irdeleniyor, başarılı olup olmadıkları tartışılıyordu kamuoyunda. Hastalık hala çok, doktor hala azdı. Kapitalizm bu arz-talep dengesinin bir süre böyle devam etmesine ses çıkarmadı. Doktorlar giderek zenginleşirken, ilaç firmaları onlardan fazla zenginleşti. Bir zaman sonra şeytanın aklına “sigortacılık” denen icat geldi. Öyle ya, “bir koyundan bir değil iki post çıkartmazsam bana da Makyavelli demesinler” demişti ataları. Üretilen mal bir de sigortalanıyordu artık. Malı alırken ayrı para, korumak için ayrı para ödenecekti bundan kelli. İlahlar böyle istiyordu. Doktorlar için çanlar kulakları sağır edecek şekilde çalmaya başlamıştı artık. Sağlık hizmetleri sigortalanmaya başladı. İnsanlığı ilgilendiren bu kadar önemli bir sektör şahısların keyfiyetine bırakılamayacak kadar önemlidir diyordu baronlar. Sağlık kamuya da emanet edilmemeliydi. Zaten kamu adına sağlığı yöneten politikacılar da onların işçisi değil miydi? Hiç itiraz etmediler. “Sağlıkta özelleşme” diye cafcaflı bir isim bulundu alelacele.</p>
<p>Doktorların kazançları gözlerine batmıştı baronların. Her ülkede farklı yasalar çıkarıldı. Özel hastanecilik hızla yaygınlaştırıldı. Önce devletin kasasına el uzatılmayarak halkın iştahı kabartıldı. Sonra kamu kaynakları özel hastanelerin emrine verildi. Artık doktorlar da üretim çarkı içindeki diğer “ara mal” lar gibi alınıp satılan bir meta haline gelmişti. İşveren ne derse o olacaktı bundan böyle. Doktor ne kadar fazla para kazandırırsa sahibi de o kadar mutlu olacaktı.<br />
Bir süre sonra hastalara “doktordan şikayetçi olma” müessesesinin erdemlerini, bunun karlı ve tatlı bir kazanç kapısı olduğunu anlatan medya haberleri yapıldı ardı ardına. Avukatların doymak bilmeyen iştahları bu yönde kabartıldı. Sigorta şirketleri bu yolla doktorlardan aldığı primlere insafsız zamlar eklemeye başladı. Hastaların dikkati alınan ücretlerin fahişliği ile ilgilenmelerini önlemek için doktorların eylemini sorgulamaya yönlendirilmişti. Hain kurt kocaman çirkin burnunu da, sivri dişlerini de, kıllı kulaklarını da saklamaktan çekinmiyordu artık.<br />
Bir zamanların “kutsal hazine avcısı” doktorluk mesleği hızla değer yitirdi. Artık doktorlar kapitalizm canavarının elinde oyuncak olmuştu. Hukuk, iktisat, sosyoloji, basın, aklınıza gelen ne kadar kavram varsa hepsini kendi çıkarları için kullanmada ahlaksız bir hırsızdan farksız davranan canavar, doktorlu da maskara etmişti sonunda.<br />
Emekliliğini geçirdiği sahil kasabasında, deniz gören evinin verandasında oturan yaşlı meslektaşımı düşünüyorum. Bir yandan sallanan koltuğundan gelen gıcırtıya kafasını takıp, bir yandan da birasını soğuk tutmanın yöntemini ararken genç meslektaşlarının düşürüldüğü durumu sorguluyor mudur dersiniz? Hiç sanmam.</p>
<p>Kırmızı şapkalı kızı yine kırmızı şapkalı başka kızlar kurtaracak dostlarım. Ormandan yalnız başlarına değil, hep birlikte “halk otobüs”lerine binerek geçmeliler bundan sonra. Tehlike hiç olmadığı kadar büyük, hiç olmadığı kadar acımasız ve dehşetli. Bir araya gelmek, birlikte yürümek, birlikte direnmekten başka çözüm yolumuz kalmadı. Çağımızın hastalığı “ bireysel çözüm bulma” saplantısından kurtulmak zorundayız. Sistemin dayattığı bir aldatmacadır bireysellik martavalı. “Sosyalleşmek” her zaman ilaçtı, yine öyle olacak. Meslek örgütlerinize sahip çıkınız. İlk başta söylemem gereken sözü sona sakladım. “ Allah kimseyi örgütsüz bırakmasın”.</p>
<p>Sağlıcakla kalın.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kirmizi-sapkali-kizin-hazin-izdivaci/">Kırmızı Şapkalı Kızın Hazin İzdivacı</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
