<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hekimce Bakış 72. Sayı arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-72-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-72-sayi/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 Jun 2019 13:57:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Su baskını ve sel: Doğa olayı mı, yoksa yazgı mı?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/haber/cevre-haberleri/su-baskini-ve-sel-doga-olayi-mi-yoksa-yazgi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2009 11:55:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre Haberleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 72. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2842</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="560" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/deprem-sel.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="deprem-sel" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/deprem-sel.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/deprem-sel-300x210.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/deprem-sel-768x538.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>&#160; Son günlerde başta Marmara olmak üzere ülkemizin çeşitli yerlerinde meydana gelen ve bir süre daha sürmesi beklenen aşırı yağış ve sel olayları, önemli tahribat yaratmıştır. Hayatını kaybeden yurttaşlarımızı saygıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/cevre-haberleri/su-baskini-ve-sel-doga-olayi-mi-yoksa-yazgi-mi/">Su baskını ve sel: Doğa olayı mı, yoksa yazgı mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="560" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/deprem-sel.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="deprem-sel" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/deprem-sel.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/deprem-sel-300x210.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/deprem-sel-768x538.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><p>&nbsp;</p>
<blockquote><p><strong>Son günlerde başta Marmara olmak üzere ülkemizin çeşitli yerlerinde meydana gelen ve bir süre daha sürmesi beklenen aşırı yağış ve sel olayları, önemli tahribat yaratmıştır. Hayatını kaybeden yurttaşlarımızı saygıyla anıyor ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.</strong></p></blockquote>
<p>Yaşananlar bir kez ve bir kez daha başta sel olmak üzere doğal afetlerin etkilerini ve bu etkileri önlemenin ve hazırlıklı olmanın ne denli hayati bir konu olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bilindiği gibi ülkemizde ölüme yol açan doğal nedenli olağandışı durumlar arasında seller depremlerden sonra 2. sırada yer almaktadır. 1903–2005 yılları arasında ülkemizde çeşitli biçimlerde etki gösteren seller incelendiğinde, bu süre boyunca</p>
<p>1.586.536 kişinin sellerden etkilendiği, 99.000’den fazla kişinin evsiz kaldığı ve 1258 kişinin yaşamını yitirdiği görülmektedir.</p>
<p>Her yıl çeşitli bölgelerimizde sel yaşanması beklenir ve kolayca kabullenilen bir olgu olarak yaşanmakta ve yetkililer bildik açıklamalarını tekrarlamaktadırlar. Bugün erişilen bilimsel bilgi düzeyi, deprem, sel yangın, endüstriyel kaza gibi doğa ya da insan kaynaklı olağandışı durumlarda kayıpları önlemeyi çok önemli oranda olanaklı kılmaktadır. Yaşanan son trajedide de meteorolojik uyarılar yapılmış ve felaket geliyorum demiştir. Ancak “önlenebilir” olduğu halde birçok yurttaşımız hayatını kaybetmiştir. Kayıplar yanında sellerin yol açacağı başta bulaşıcı hastalıklar olmak üzere birçok olası sağlık sorunu önümüzdeki günlerde bizleri beklemektedir (Konu ile ilgili belge ekte sunulmaktadır).</p>
<p>Sel sonrası acil dönemde müdahale ve sağlık sorunlarının çözümünde kilit role sahip sağlık kuruluşlarının işlevleri göz önüne alındığında bazı hastanelerin sular altında kalması tablonun vahimliğini arttırmaktadır. Hastanelerin ve diğer sağlık kuruluşlarının yerleşim yerleri ve olağandışı durma hazırlılık düzeyinin endişe verici olduğu yaşanan felaket ile bir kez daha anlaşılmıştır. Türk Tabipleri Birliği 17 Ağustos depreminin 10. yılında yaptığı “Hekimlerin Çalıştıkları Yataklı Tedavi Kurumlarının Olağandışı Durumlara Yönelik Hazırlıklılığını Değerlendirmeleri Araştırması” bu sorunun boyutlarını ortaya koymaktadır. Araştırmaya göre, çalışmaya katılan hekimlerin önemli bir kısmı çalıştıkları hastanenin “Olağandışı Durum Risk Analizi”nin yapılıp yapılmadığını ve afet planı olup olmadığını bilmemekte ve çoğunluğu çalıştıkları kurumda “Hastane Afet Planı Eğitimi” verilmediğini bildirmektedirler. Hastane afet planlarının dosyalar içinde kalan dokümanlar olmaması ve uygulamaya geçirilmesi, afet planlarının tatbikatlarla ve eğitimlerle etkinliğinin değerlendirilmesi ve eksikliklerinin giderilmesi şarttır.</p>
<p>Nasıl tarih boyunca insan, doğayla mücadelesinde olanaksız görünen başarılar kazanmış, doğayı amaçladığı biçimde değiştirerek yerçekimini yenmiş, ateşi terbiye etmiş, suya egemen olmuşsa, doğa olaylarının yıkıcı sonuçlarıyla da mücadele edebilecek güce ve birikime sahiptir. Buna karşılık deprem, sel gibi doğa olaylarını yıkıcı birer felakete dönüştüren, doğaya ve yaşama sermaye birikimi bakış açısıyla yaklaşan düşünce biçimidir.</p>
<p>Bugün biliyoruz ki doğa olaylarının olası yıkıcı etkilerinin azaltılması hazırlıklı olmakla olanaklıdır. Hazırlıklı olma sadece sağlık sektöründe değil, yaşamı ilgilendiren tüm alanlarda gerçekleştirilmelidir. Yaşama insanı önceleyen bir bakış açısıyla bakmanın ve herkesin sağlıklı yaşam hakkını savunmanın yolu; planlama, eğitim, barınma, sağlık gibi tüm alanlarda kamusal bir bakış açısı ve sorumluluk gerektirmektedir.</p>
<p>Doğa olaylarının yıkıcı sonuçları bir yazgı değildir. Yeter ki insanın insan kardeşlerinin kurdu değil destekçisi olduğu bir dünya yaratmak isteyelim. Günümüzde gerçek yıkıma neden olan doğa olayları değil, yaşam hakkı yerine sermayenin kar etme güdüsünü destekleyen, kentleşmeden, eğitime, ulaşımdan, sağlığa her alandaki neoliberal politikalardır. Türk Tabipleri Birliği olarak toplumsal kaynaklarımızın afetlere dayanıklı sağlıklı barınma koşulları yaratılması, sağlıklı kentleşme</p>
<p>herkesin gereksindiği sağlık hizmetine erişmesi, nitelikli ve yeterli düzeyde eğitim alması ve herkes için uygun çalışma koşullarının oluşturulması amacıyla harcanmasını talep ediyoruz. Yetkililere bu alandaki sorumluluklarını anımsatıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Seller ne tür sağlık sorunlarına yol açabilir? </strong>Pek çok olağandışı durumda olduğu gibi sellerde de çevre sağlığı hizmetleri, sağlık hizmetleri yönetiminde önceliğe sahiptir. Her zaman özenle yürütülmesi gereken koruyucu sağlık hizmetleri, sel sonrasında da aksatılmadan sürdürülmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sellerden sonra : Yeterli miktarda sağlıklı su sağlanması ve “atık su zararsız hale getirme” önem kazanmaktadır. Seller, su ve kanalizasyon sistemlerini bozabilmekte ve biyolojik ve kimyasal kontaminasyon oluşturabilmektedir. Katı atıkların toplanması önemlidir. Sel suları ile dağılan atıklar kirliliğe sebep olmakta, enfeksiyon riskini artırmaktadır. Vektör ve kemirici kontrolü önemlidir. Sellerden sonra vektör üreme alanları genişlemektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sele bağlı ölümlerin çoğu (% 93’e varan oranda) boğulma nedeniyle olmaktadır. Seller, trafik kazası dahil temizleme çalışmaları sırasında yaşanan çeşitli travmalar, emosyonel ve fiziksel stres sonucu miyokard enfarktüsü, elektrik çarpmalarına bağlı ölüm ve bulaşıcı hastalıklara yol açar. Bunun yanı sıra doğal gaz hattı ve yer altı ya da üstü benzin ve toksik madde depolarının hasarı sonucu önemli sağlık sorunları yaşanabilir.</p>
<p>Sel meydana geldiği bölgede endüstriyel süreçleri de tehdit ederek çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Örnek olarak 1997 yılı Ocak ayında İzmir’de yaşanan sel sonrası bir Sodyum Hiposülfit deposuna su girmesi sonucu yangın ve gaz sızıntısı nedeniyle, bölgede görev alan itfaiyeci, ambülans personeli ve güvenlik görevlisinin solunum yolu maruziyeti nedeniyle tedavi görmesi verilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Selin ardından etkilenen insanların sağlıklı suya ulaşamaması, en temel problemdirve suyla ve gıdayla bulaşan hastalıkların artması beklenir. Ayrıca geçici yerleşim yerlerinde ve benzer kalabalık ortamlarda, hava yoluyla bulaşan hastalıkların hızla yayıldığını anımsatmak gerekir. Bu koşullarda yaşayan çocuklarda kızamık ve akut solunum yolu enfeksiyonları beklenir. Hava yolu ile bulaşan hastalıklar, kendi evlerinde yaşayan insanlar için de sorun oluşturur.</p>
<p>Sel ile bulaşıcı / salgın hastalık ilişkisi, şöyle seyretmektedir;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Doğal nedenli olağandışı durumlar” arasında en çok bulaşıcı hastalık görüleni sellerdir. Çünkü su şebekeleri ve arıtma sistemleri hasar görür, kanalizasyon taşmaları oluşur ve kontamine gıda, su ve eşyalarla bulaşan enfeksiyöz hastalıklar daha çok ortaya çıkar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li>dönem: İlk üç gün, bulaşıcı / salgın hastalık pek görülmez.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="2">
<li>dönem: Dördüncü günden dördüncü haftaya kadar olan bölümdür. Bulaşıcı hastalıkların görülmesi, sık karşılaşılan bir durumdur. Genellikle sel bölgesinde, selden önce tek tek bulunan hastalıkların salgın yaptığı görülmektedir.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<ol start="3">
<li>dönem: Dördüncü haftadan sonrasıdır. Kuluçka süresi uzun olan hastalıklar, bu dönemde görülür. Hangi hastalıklar görülür?</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>Suyla bulaşan enterotoksijenik E-Coli enfeksiyonları, fiigellozis, Hepatit-A, Leptospirozis hatta Giardiazis salgınları görülme riski artar. Genellikle sel</p>
<p>bölgesinde, sel öncesinde görülen hastalıkların salgın yaptığı görülmektedir. Öncelikle su ve besin kaynaklı ishalli hastalıkların ortaya çıkmasını beklenir. Burada temel etken, su, kanalizasyon altyapılarının zarar görmesi, özellikle de sağlıklı içme ve kullanma suyu sağlanmasında görülen aksaklıklardır. Bir başka temel etmen, vektör üreme alanlarının artmasıdır. Vektör ve kemiricilerin kontrolü önemlidir. Olağan koşullarda vektörle bulaşan hastalıkların sağlık riskleri oluşturduğu bölgelerde olağandışı durumlar sonrasında vektör üreme alanlarında genişleme ve insan vektör ilişkisinde artış görülmesi, buna bağlı olarak vektörlerle bulaşan hastalıkların çoğalması beklenir. Sellerden sonra yuvaları bozulan fare gibi kemiricilerin ve yılan, akrep gibi canlıların oluşturduğu sağlık risklerinde artış görülebilir. Fare gibi kemiriciler sel ortamında artar ve enfekte fare idrarı ile kontamine olan sel suları ile bütünlüğü bozulmuş ciltlere temas sonrası “leptospirozis” olguları görülebilir. İzmir’de 1995 yılı kasım ayında yaşanan ve 62 kişinin öldüğü selden sonra toplam yedi kişide leptospirozis saptanmış ve bu hastalardan bir kişi ölmüştür.</p>
<p>Sivrisinek üreme alanlarında bir artış olması, bölgede sel öncesinde varsa sıtma olgularını artırabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Suların içindeki sıvı ve katı atıkların cilde temas etmesi sonucu deri enfeksiyonlarının da artmasını beklenir. Selin ev ve ev eşyalarını etkilemesi, sel</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>geçtikten sonra da etkili olur. Bu etkileme, sağlık sorunlarını uzun döneme yayar. Bu arada, sel sırasında yaşanan sağlık sorunlarının zamanında tedavi edilmemesi, sağlık sorunlarını ağırlaştırır, komplikasyonlara yol açar, tedaviyi zorlaştırır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki, neler yapılabilir?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1- Sel riski olan bölgede, hangi sağlık sorunlarının yaşanabileceği önceden değerlendirilmelidir.</p>
<p>2- Düzenli bir bilgi toplama sistemine sahip olmak, kritiktir.</p>
<p>Yoksa, oluşturulmalıdır. Bu salt bürokratik bir işlem olarak kabul edilmemelidir; bununla, olası hastalıkların / sağlık sorunlarının erken belirlenmesi ve zamanında müdahalesi mümkün hale gelir.</p>
<p>3- Selden etkilenen evlerde yaşayanlar hergün ziyaret edilerek, sağlık sorunları izlenmelidir.</p>
<p>4- En önemli ihtiyaç, sudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sel bölgesindekilere, günlük ihtiyacı kadar temiz su sağlanmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Su dezenfeksiyonu için en kolay ve en hızlı etki gösteren yöntem klor uygulamasıdır. Suların sürekli dezenfeksiyonu sağlanmalı, sağlıklı olmayan sular için, evlere klor tabletleri dağıtılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>5- Halk, kaynağını bilmediği suları kullanmamaları uyarılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sel sularıyla temasın önlenmesiyle ilgili eğitim yapılmalı, bu durumla karşılaşanların ciltlerini sabunlu suyla yıkaması önerilmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>6- Kısa sürede, vektör kontrol önlemleri alınmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sıtma için, bu çok önemlidir. Fare ve benzeri kemiricilerin risk durumu da değerlendirilmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>7- Aşılama hizmetleri aksatılmadan sürdürülmelidir. Özellikle gebe ve çocukların rutin aşıları aksatılmamalıdır. Sel sırasında toprak, çamur, vb. ile kirlenmiş, derin yarası olanların tetanos bağışıklaması yapılmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Fotoğraflar: 8 Eylül 2009’daki sel sonrası, Silivri-Selimpaşa’dan görüntüler. Kaynak: İstanbul Tabip Odası</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/haber/cevre-haberleri/su-baskini-ve-sel-doga-olayi-mi-yoksa-yazgi-mi/">Su baskını ve sel: Doğa olayı mı, yoksa yazgı mı?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kıymetini Bil Herşeyin” John Berger</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/kiymetini-bil-herseyin-john-berger/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Engin Demiriz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 14:26:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 72. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2858</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="700" height="520" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kiymetini-bil-herseyin.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kiymetini-bil-herseyin" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kiymetini-bil-herseyin.jpg 700w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kiymetini-bil-herseyin-300x223.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kiymetini-bil-herseyin-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></div>
<p>Yazar, romancı, ressam ve sanat tarihçisi oIan John Berger, 1926 yıIında Iondrada doğdu. Orta sınıf bir aiIenin çocuğuydu. ÖnceIeri İngiIiz ordusunda görev yaptı ancak askeri disipIine dayanamadı, kuraIIara karşı geIdiği için [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/kiymetini-bil-herseyin-john-berger/">“Kıymetini Bil Herşeyin” John Berger</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="700" height="520" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kiymetini-bil-herseyin.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kiymetini-bil-herseyin" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kiymetini-bil-herseyin.jpg 700w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kiymetini-bil-herseyin-300x223.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kiymetini-bil-herseyin-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" /></div><blockquote><p>Yazar, romancı, ressam ve sanat tarihçisi oIan John Berger, 1926 yıIında Iondrada doğdu. Orta sınıf bir aiIenin çocuğuydu. ÖnceIeri İngiIiz ordusunda görev yaptı ancak askeri disipIine dayanamadı, kuraIIara karşı geIdiği için İrIandaya sürüIdü. Daha sonra CheIsea Sanat Akademisinde sanat eğitimi aIdı, kariyerine ressam oIarak başIayan Berger pekçok sergiye katıIdı. Resim dersIeri veren ve sanat eIeştirmenIiği de yapan Berger, 1952’de soI çizgideki poIitik News Statesman dergisinde sanat üzerine makaIeIer yazmaya başIadı. Marksist hümanist duruşu onu çok tartışıIan, kışkırtıcı bir yazar haIine getirdi. 1958’de iIk romanı “Zamanımızın Bir Ressamı” soI çevreIeri biIe kızdıran gerçekçiliği yüzünden basıIdıktan iki hafta sonra topIatıIdı. 1972’de BBC’de teIevizyon dizisi oIarak yayınIanan Görme BiçimIeri&#8217;nin başarısını postmodernist yazının önemIi bir örneği oIan &#8221;G&#8221; romanı izIedi. Sanat eIeştirisine bambaşka bir boyut getiren &#8221;Görme BiçimIeri&#8221; çıkış noktasını çağımızın totemi teIevizyondan aIarak sanatın kurumsallaştırılmasının yüzüne bir tokat gibi çarpar ve sanatın nasıI okunması gerektiğini irdeIer.</p></blockquote>
<p>Son kitapIarı arasında yeraIan &#8221;Kıymetini BiI Herşeyin&#8221; yazarın 11 EyIüI&#8217;den Irak savaşına, FiIistin&#8217;den Katrina feIaketine, Nazım Hikmet&#8217;ten yönetmen PasoIini&#8217;ye birçok siyasaI soruna ve sanatçıya iIişkin duygu ve düşünceIerini anIattığı yazıIarından oIuşan bir kitap. Günümüzün küreseI ekonomik ve askeri tiranIığına can aIıcı bir yanıt. Bu kitabında Berger, bu yeni sömürgeciIik çağında direnişin simgesi oImuş sayısız kişiseI tercihi, rastIantıyı, fedakarIığı, arzuyu, acıyı, ve anıyı inceIer. Bütün bu öyküIer, FiIistin&#8217;deki yaşamın acımasızIığından PasoIini&#8217;nin cesur poIitik fiImine dek insanın varoIuşundaki poIitik özü anIatır. “Kıymetini BiI Herşeyin” bütünüyIe günümüzde poIitik direnişin anIamı üzerine çağımızın en radikaI seslerinden birinin kaIeme aIdığı bir denemedir.</p>
<p>John Berger, hayata tutunma ve direnişe dair notIarını topIadığı “Kıymetini BiI Herşeyin”de dünyanın pek çok yerinde yaşanan acının, haksızIıkIarın nedenini kavramamız için bize egemenIerin diIinden farkIı yeni görme biçimIeri sunuyor: “UIusaI devIetIer siyasi önemIerini kaybedip köIeIeşerek dünyanın yeni ekonomik düzenine hizmet eder haIe geIdi. Üç asırIık geniş ufukIu siyasi sözcük dağarcığı süprüntü oIdu. Uzun Iafın kısası günümüzün ekonomik ve askeri tiranIığı kuruImuş oIdu.”</p>
<p>“Bu yeni tiranın vaazIarını dinIemeyi reddetmeIiyiz. Sonu geImeyen tekrarIarIa doIu açıkIamaIarında, tehditIerinde başIıca terimIer:</p>
<p>Demokrasi, adaIet, insan hakIarı, terörizm. Bu bağIamda kuIIanıIan sözcükIerin herbiri bir zamanIar ifade ediIenin tam tersini temsiI ediyor.” “HikayeIer bir anIamda adaIetin heran teceIIi edeceği inancının payIaşıImasıdır. Ve bu inanç uğruna kadınIar, erkekIer, çocukIar tarihin beIirIi bir anında insanüstü bir şiddetIe savaşırIar. TiranIar bu nedenIe hikaye anIatıImasından hoşIanmaz. Tüm hikayeIer bir bakıma onIarın iktidarının yıkıIışına dairdir.&#8221; “Evet ben başka şeyIerin yanısıra haIa Marksistim” diyen John Berger, Meksika&#8217;nın ZapatistIer’inden FiIistin’deki çocukIara dek dünyanın her köşesinden direniş öyküIerini yazmaya devam ediyor, enteIIektüeI poIitik duruşundan asIa ödün vermeden, eğiIip büküImeden. fiimdiIerde böyIe insanIara rastIamak pek koIay değiI ne yazık ki.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/kiymetini-bil-herseyin-john-berger/">“Kıymetini Bil Herşeyin” John Berger</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title> Gevende / Detone</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/gevende-detone/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Güzide Elitez]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 14:22:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Detone]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 72. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2855</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="446" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/gevende.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gevende" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/gevende.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/gevende-300x223.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/gevende-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
<p>Bu sayımız için sizlere tanıtmak için bizim cenahtan bir topluluk seçeyim dedim. Hep yabancı hep yabancı noluyoruz yani?.. Ama öyle, fazla bildik-tanıdık olamayacak tabii ki. “Popüler kültüre” de uzaktan bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/gevende-detone/"> Gevende / Detone</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="446" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/gevende.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gevende" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/gevende.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/gevende-300x223.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/gevende-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div><blockquote><p>Bu sayımız için sizlere tanıtmak için bizim cenahtan bir topluluk seçeyim dedim. Hep yabancı hep yabancı noluyoruz yani?.. Ama öyle, fazla bildik-tanıdık olamayacak tabii ki.</p></blockquote>
<p>“Popüler kültüre” de uzaktan bir selam gönderelim; gurubumuzun adı GEVENDE! Gevende, Doğu ve Güneydoğu’da sokak veya düğün çalgıcısı anlamında kullanılıyor. Topluluk 2000 yılında Eskişehir’de kurulmuş 2002’de, Gevende ismini almış. Kendilerini önce festival ve canlı performanslarla tanıtmışlar. Yaptıkları müziği “Psychedelic Folk” olarak tanımlıyorlar. Bu konuda bir açıklama istiyorsanız ve bunu da benden bekliyorsanız, çok beklersiniz&#8230; Araştırmacı ruhları özgür bırakıyorum. The Beatles, Jimi Hendrix, Pink Şoyd ve Rolling Stones’un bu tarzda bestelerinin bulunduğunu söylersem belki sizi biraz daha meraklandırabilirim.* Topluluk dört kişiden oluşuyor: Ahmet K. Bilgiç (vokal, gitar), Ömer</p>
<p>Öztüyen (viola), Okan Kaya (bas gitar, cümbüş, vokal), Gökçe Gürçav (davul, tencere, tava, damacana). Ancak gruba eşlik eden uzun bir yerli ve yabancı müzisyen listesi var. Gevende, özellikle canlı performanslarıyla ön plana çıkan bir topluluk. Sahnede tamamen doğaçlama bir müzik yapan gevende, bunu söze kadar indirgemiş; müziklerine “anlamlı” söz yazmayı reddediyorlar. Sahnede sözler o anda grup tarafından oluşturuluyor, hatta çoğunlukla bu sözler hiçbir anlam ifade etmiyen sesler oluyor. Çok gezenti bir topluluk bu Gevende. Nepal’den Fransa’ya kadar nerdeyse gitmedikleri ülke, festival kalmamış gibi gözüküyor. Ülkemizde de durum çok farklı değil. Ama anladığım kadarıyla Komşu dahil, Kapıkule&#8217;nin ötesinde daha çok tanınıyor.</p>
<p>Bu capcanlı, neşeli, zaman zaman oynak diyebileceğimiz müziğin sahipleri, gezmekten vakit bulup 2006 da “EV” isimli bir albüm çıkardı. Hakikaten keyişi müziklerini evimize, odamıza getiren Gevende&#8217;den, tez elden yeni bir albüm bekliyoruz. Albümdeki “Nayu” adlı parçalarına çektikleri klibin mtv de yayınlandığını da unutmadan söyleyelim.</p>
<p>Ben Gevende‘nin sahne performanslarını izlememiş olmanın eksikliğini hissediyorum. Gerçi internet denen alem bu konuda nerdeyse sonsuz olanaklar sağlıyor. Düğününde Gevende’nin çalmasını arzulayanlara bile rastladım bu alemde; ben de kendimi bu düğüne davet ettirmenin yollarınını arıyorum. Gevende’siz, pardon müziksiz kalmayın….</p>
<p><strong>* Konunun LSD ile ilişkisi, araştırmacı “ruhlara” yol gösterici olabilir.-Ed.</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/gevende-detone/"> Gevende / Detone</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karın beyazlığında, bilimin aydınlık yüzünde Kars gezisi</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/gezi/karin-beyazliginda-bilimin-aydinlik-yuzunde-kars-gezisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 14:14:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 72. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2851</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="463" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kars-gezi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kars-gezi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kars-gezi.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kars-gezi-300x174.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kars-gezi-768x444.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>Dr. Diyet Uzmanı Esin fieker’in bilgisayarına gelen “Kars Tıp Günleri (beslenme ağırlıklı)” konulu ileti ile başladı Kars gezimiz. Dr. Özbilgin çiftinin (Dr.Nuran Özbilgin Kars doğumlu) de katılımıyla Güzelyalı feribot iskelesinden [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/gezi/karin-beyazliginda-bilimin-aydinlik-yuzunde-kars-gezisi/">Karın beyazlığında, bilimin aydınlık yüzünde Kars gezisi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="463" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kars-gezi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kars-gezi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kars-gezi.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kars-gezi-300x174.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/kars-gezi-768x444.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>Dr. Diyet Uzmanı Esin fieker’in bilgisayarına gelen “Kars Tıp Günleri (beslenme ağırlıklı)” konulu ileti ile başladı Kars gezimiz. Dr. Özbilgin çiftinin (Dr.Nuran Özbilgin Kars doğumlu) de katılımıyla Güzelyalı feribot iskelesinden başlayan gezimize odaklandık. Tüm yolculuk boyunca daha önce görmediğimiz Kars kenti ile ilgili kurumsal bilgilerimizi birbirimize aktardık. Bu söyleşi ortamında yolculuğumuzun nasıl geçtiğini anlamadan Kars havaalanında bulduk kendimizi. Havaalanına indiğimizde, Kafkas Üniversitesi’nin güleç yüzlü, genç görevlilerinin sıcak karşılamasıyla sıfır derece altındaki ısıyı hissetmedik. “Karın Beyazlığında Bilimin Aydınlık Yüzünde” Kars’a hoş geldiniz sloganı ile karşılandık. Otelimize yerleşip kısa bir süre dinlendikten sonra Kars’a özgü Baltık mimarisi özelliği taşıyan eski yapılar arasından Üniversiteye ulaştık.</p></blockquote>
<p>Burada da tüm gezi boyunca süren sıcak, doğal, içtenlikli karşılamayı yeniden yaşadık. Tıp günleri açılış konuşmalarından sonra “Tıpta Eğitim” konulu nitelikli paneli izledik. Akşam açılış kokteylinde yeni tanışmalar ve eski dostlarla özlem gidermeler yaşandı. Salonun uğultusu içerisinde net göremediğimiz bir köşesinden gelen klasik batı müziği bizi kendine doğru çekti. Uzun süre beklemeden kendimizi müzik çalınan köşede bulduk. 18-20 yaşlarında iki erkek ve bir kız sanatçının çaldığı piyano, viyolonsel ve yan şütün oluşturduğu üçlü. Dinlenmek için ara verdiklerinde, çaldıkları nitelikli müzik için onları kutladıktan sonra Kars’a nereden geldiklerini sorduk. Kafkas Üniversitesi Konservatuvarı öğrencileriyiz yanıtını alınca, dördümüzün ağzından koro şeklinde “burada klasik batı müziği konservatuvarı mı var!” sözcükleri döküldü. Ertesi gün ilk iş olarak konservatuvar binasını gezmek için sözleştik.</p>
<p>İkinci günün sabah kahvaltısında katılmamız gereken oturumlar dışında, dört günlük gezi programımızı hazırladık. İkinci günümüz kent içini tanımakla geçti. Kars kentinin adı Türk boyu Karsak’lardan gelmektedir. M.Ö. 130-127 yıllarında Kafkasya’dan gelerek Kars çevresine yerleşen Karsaklar kente bu ismi vermişlerdir. Kars en eski Türkçe il ismidir. Rus işgali döneminde Kars’ta önce Milli fiura, sonra Cenubi Garb’ı Kafkas hükümetleri kurulmuştur.</p>
<p>1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda 40 yıl Rus işgalinde kalan Kars’ta Ruslar 1878 yılından 1918 yılına değin şehirde yeni bir mimari çalışma başlatmıştır. Askeri il olarak ilan ettikleri Kars’ta Osmanlı döneminde yerleşilen kale içini terk ederek bugünkü Yusuf Paşa, Ortakapı ve Cumhuriyet Mahalleleri’ne yerleşilmiştir. Yeni kent planını 1890 yılında Hollanda’dan getirdikleri uzmanlara yaptırarak imar çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Gezimizi kolaylaştıran kent planı, birbirini dik kesen ızgara planlı caddelerden oluşmaktadır. Bu geniş caddelerin üzerine 1890-1917 yılları arasında Baltık mimarisi tarzında düzgün kesme bazalt taşlarından, çoğunlukla tek veya iki, seyrek olarak da üç katlı binalar yapmışlardır. Binaların giriş cepheleri, yalancı sütunlar ve bordür kabartma taşlarla süslenmiştir. İç mekanlarında genel olarak uzun bir koridor çevresinde iç içe açılan salon ve odalar vardır. Binalarda en çok dikkatimizi çeken peç isimli ısıtma sistemiydi. Salondaki peç şöminesi içerisinde kömür veya odun yakılarak elde edilen ısı iç mekan duvarlarından geçirilen borularla binanın tümünü ısıtabilmektedir. Günümüzde Baltık mimarisi özelliği taşıyan koruma altına alınmış 101 bina vardır. Binaların büyük bir bölümü konut olarak kullanılan özel mülkiyet şeklindedir.</p>
<p>Dörtlü gezi grubumuz özel kaldırım taşı döşeli geniş caddelerin iki yanındaki eski taş binalarını izleyerek Kars Kalesi’ne doğru yöneldi. Kaleye tırmanan dik ve karlı bir yol vardı. Taş binaları, özellikle konservatuvar ve Orhan Pamuk’un “Kar” romanında adı geçen Kar Oteli binasını konuşarak kaleye tırmanma yolunun başına geldik. Tırmanmadan önce Kars Kalesi’nin güney eteğinde kale içi mahallesinde yer alan Kral Abbaş tarafından M.S.932-937 yılları arasında yaptırılan eski Havariler Kilisesi’ni gezdik. Bu kilise de yöreye özgü düzgün kesme bazalt taşlardan yapılmıştır. Kaleye çıkan yolda yükseldikçe Kars, derece derece kuşbakışı görülür duruma geliyordu. Yüksek bir tepede bulunan Kars Kalesi M.S. 1153 yılında Selçuklular tarafından yapılmıştır. 1386 yılında Timur tarafından yıkılan kale 1579 yılında Osmanlılar tarafından yeniden inşa edilmiştir. Kalenin dış cephe surları kesme bazalt taştan oluşmaktadır. Kale doğu-batı yönünde 250 metre, kuzey-güney yönünde 90 metre boyutlarındadır. Üç büyük kapısı vardır. Kale burcuna geniş bir caddenin devamı olan taş döşemeli merdivenlerle ulaşılmaktadır. Kale burcundan bakıldığında karşı tepe üstünde görülen Ermenistan ve Kars arasında ışık gösterisiyle iletişim kurulabilecek iki dev insan heykelinin etkileyici bir görünümü vardı. Kalenin güney eteğinde demiryolu, karayolu ve bir çayın geçtiği vadide karın doğal beyazlığında görülen, günümüzde Kafkas Üniversitesi’nin bir bölümü olarak kullanılan kırmızı kiremitli çatılar dizisi görsel ve fotoğrafik açıdan oldukça etkileyiciydi.</p>
<p>Kale gezisi süresince saatlerdir yağan kar, siz uzaktan geldiniz Kars’ı kuşbakışı görün der gibi kesilmişti. Kaleden inişimiz çıkışa göre oldukça kolaydı. Kent içine ulaşınca yürüyüşümüzü kaldığımız yerden sürdürdük. Önümüze çıkan Kars’ın peynir ve balını satan bir dükkana girdik. Karşılaştığımız tüm Kars’lılarda olan derin, içten ve doğal bir sıcaklıkla karşılandık. İkram edilen peynir ve çaylar bize ne denli acıktığımızı anımsattı. Kars kaşarını ve özellikle nitelikli sütten yüz günde üretilen, üretim sürecinde hata kabul etmeyen Kars gravyerini severek yedik. Peynir ve bal peteği fotoğrafı çekerken dükkan içi düzenlerini bozacak derecede bize yardımcı oldular.</p>
<p>Fidan Atmaca’nın Japonya’dan 1988 yılında aldığı yerel tasarım ödülünden sonra Damal ilçesinde (eski Kars ilçesi, yeni Ardahan ilçesi) oyuncak Damal bebekleri üretilmeye başlandı. fiimdi 60 yaşında olan Fidan Atmaca 13 yaşında bu bebekleri yapmaya başlamış. Damal ilçesi Orta Asya’dan göç eden Türkmen boylarının yerleşim alanı. Yöre kadınlarının yerel kıyafetleri Orta Asya Oğuz Türk’lerine dayanıyor. Dünyaca ünlü olan Damal bebeklerinin giysileri bu yerel kıyafetlerden oluşmaktadır. İnternette okuduğumuz Fidan Atmaca ve Damal Bebek öyküsü bizi çok etkiledi. Bu bebeklerin satıldığı yerden Çocuk Hastalıkları Uzmanı Dr.Nuran Özbilgin’in oyuncak bebek koleksiyonu için çeşitli giysili bebekler aldık.</p>
<p>Akşama doğru, daha sonra Ani Ören yerine gideceğimiz Kars halkının sıcak, canayakın, özverili özelliklerini taşıyan bir taksi şoförüyle rastlantısal olarak tanıştık. Yörede sık görülen “Sindirim Sistemi Kanserleri” panelini dinlemek için bizi Kafkas Üniversitesi Kongre Merkezi’ne götürdü.</p>
<p>Akşam yemeğinde bir sürpriz bekliyordu bizi. Kars kazı eti yemeği ve Kars halk müziği. Kaz eti kültürü Kafkaslara özgü bir gelenektir. Doğu Anadolu bölgesinde yaygın olan bu gelenek Kars’ta daha yoğundur. Özellikle teknolojinin yetersiz olduğu dönemlerde ve günümüzde kaz eti tuzlanıp kurutularak uzun süre saklanabilmektedir. Kar gören kazların etleri daha lezzetlidir. Etinden başka, bağırsağı, karaciğeri, kafası ve ayakları da tüketilmektedir. Kesilen kazlardan kazı olmayanlara et gönderilir. Buna “kaz payı” denir. Soğuk ortama dayanıklı olan, meralarda otlatılarak yetiştirilen kazlar, hırsıza karşı alarm hayvanı olarak ve yabancı ot mücadelesinde de kullanılmaktadırlar.</p>
<p>Kars halk müziği eşliğinde yediğimiz kaz eti biraz yağlı ve tuzlu oluşu dışında çok lezzetliydi. Kaz eti sonrası çayla sunulan yöreye özgü keteyi de çok sevdik. Kars halk müziğini ve oyunlarını sunan tüm kişilerin Kafkas Üniversitesi öğretim üye ve öğrencileri oluşu bizi hem şaşırttı hem de gururlandırdı.</p>
<p>Üçüncü gün yoğun kar yağışlı bir gün olarak başladı. Taksi şoförümüzle Cilavuz Köy Enstitüsü ve Ani Ören yeri gezisi için yola çıktık. Dr. Aydın’ın hazırladığı Kars kaşarlı sandöviçlerimizi ve içeceklerimizi yanımıza aldık. İlk durağımız Cilavuz (yeni adı suyu bol olmasına karşın Susuz) Köy Enstitüsüydü. Yoğun kar yağışı ve karlı zemin olağanüstü güzellikteydi. Yağan karın oluşturduğu tül perdesi arkasında enstitünün taş binaları çok gizemli ve büyüleyici olarak görülüyordu. İlk iş olarak Dr. Nuran’ın anne ve babasının köy enstitüsü öğretmenliği döneminde yaşadıkları lojman evini İzmir’de yaşayan annesinin telefon yönlendirmesiyle bulduk. Bu an duygusal yoğunluğu baskın bir andı. Kar taneciklerine karışan birkaç damla yaşın gözümüzden aktığını hissettik. Zaman kaybetmeden Kars’a Ani Ören yerine doğru yola çıktık.</p>
<p>Kars’a 42 km. uzaklıktaki Ani Antik ticaret kenti ortaçağda tarihi ipek yolu üzerinde kurulmuştur. Türkiye-Ermenistan sınırını ayıran Arpaçay nehrinin derin vadisindeki volkanik tabaka üstünde kurulmuş bir kenttir. Beşbin yıllık bir yerleşim merkezidir. İpek yolunun Anadolu’ya ilk giriş noktasında M.S. 964 yılında Bagratlı kralı Aşot tarafından yapılan ilk sur sistemi ile kent özelliği kazanmıştır. Toplam 4,5 km uzunluğundaki surlar içerisinde camiler, kiliseler, saraylar, kervansaraylar ve hamamlar vardır. Anadolu’daki ilk Türk camisi olan Ebul Menucehr Camii bu bölgededir. Ani, birçok siyasi imparatorlukların (Sasani, Abbasi, Bizans, Selçuklu, Gürcü) etkisinde kalmıştır. Ümit Burnu’nun bulunmasıyla ticaretin deniz yoluna kayması sonucu 16.yüzyıl sonunda önemini kaybederek terk edilmiştir. Ani Ören yerinde günümüzde tescilli 21 adet taşınmaz mimari anıt yapı bulunmaktadır. Ayrıca yıkılarak toprak altında kalmış birçok sivil mimarlık örneği de bu bölgededir. Ani Ören yeri gezimiz üçbuçuk saat sürdü. Yerdeki ve havadaki yoğun kar yürüyüşümüzü ve özellikle fotoğraf çekmemizi çok zorlaştırdı. Genellikle Ani ile ilgili fotoğraşar karsız mevsimlerde çekildiği için karlı Ani fotoğrafı çekmenin mutluluğunu yaşadık. Ermenistan ve Ani arasındaki derin Arpa Çayı vadisi ve köprü kalıntıları bizi çok etkiledi. İki ülkenin sınırı burada birbirine o denli yakındı ki biraz geri çekilip koşarak sınır ötesine atlanabileceğini hayal ettik. Ani’nin üstümüzdeki anlamlı ve derin etkisi altında Kars’a döndüğümüzde ne denli yorulduğumuzu fark edebildik.</p>
<p>Üçüncü gün “Tıp Günleri” bitmişti. Tüm katılımcılar için iki seçenek vardı. Sarıkamış veya Çıldır Gölü gezisi. Altı kişi dışında tüm kişiler Sarıkamış’ı seçti. Biz donmuş ve üzerinde yolculuk yapılabilen Çıldır Gölü’nü görmeyi seçtik. Göl yüzeyindeki 2.5 m. kalınlığındaki buz delinerek göle özgü renkli sazan balığının ağla avlanışının fotoğrafını çekmeyi çok istiyordum. Ancak Çıldır yolunun karla kapalı olduğu haberi bizi de Sarıkamış’a yönlendirdi. Sarıkamış kış turizmi açısından 1. derecede öncelikli beş merkezden biridir. Çıbıltepe Kayak Merkezi 2900 metre yükseklikteki bir plato üzerindedir. Kars’a 54 km. uzaklıktadır. Havaalanına 40 dakikalık mesafededir. Yılda 4 ay süreyle kayak için uygundur. Çevresinde bu yöreye özgü yüksek yerlerde yetişen sarıçam ormanları vardır.</p>
<p>Zaman azlığından kayamamanın ezikliği içinde telesiyejle zirve turu yaptık. Tur sonrası 6 kişilik Çıldır grubu Sarıkamış’a çok acıkmış olarak döndük. Kendimizi yörenin tanınmış Cağ Kebabı lokantasında bulduk. Lavaş pide ve cağ kebabı birlikteliği uyumlu ve lezzetliydi. Sarıkamış’a gelip de “Sarıkamış Obsidyeni” veya güneş enerjisi taşlarından yapılan takıları görmemek olmaz uyarısıyla bir kuyumcunun dükkanını doldurduk. Önce taşlar hakkında bilgiler, sonra da taşlardan örnekler aldık. Obsidyen, süs eşyaları dışında “spa taşları” adıyla, sıcak taş tedavisinde de kullanılmaktadır. Kars’taki son gecemizde, akşam yemeğinden sonra kendimizi yoğun kar yağışı altında kentin geniş, boş, temiz havalı ve sessiz caddelerine attık. Ayaklarımız altında yöreye özgü kristal kar birikiminin çıkardığı müzikal sesi dinleyerek dakikalarca yürüdük. Kars’a indiğimiz günden beri dillerde dolaşan “kristal kar”ın özelliklerini o gece daha iyi öğrenmiş olduk.</p>
<p>Gezimizin dördüncü günü kongre görevlileri konukseverliklerinden ve çok yorulmalarına karşın enerjilerinden bir şey yitirmeden bizi uğurladılar.</p>
<p>Güzelyalı feribot iskelesine ulaşıncaya değin yol boyunca Kars konuşuldu. Çektiğimiz ilginç fotoğraf karelerini birbirimize gösterdik. Kars kentini bir de bahar ya da yaz mevsiminde görmemiz konusunda sözleşerek ayrıldık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dr. İsmail Şeker</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/gezi/karin-beyazliginda-bilimin-aydinlik-yuzunde-kars-gezisi/">Karın beyazlığında, bilimin aydınlık yüzünde Kars gezisi</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşatmaya uğraşmayın!..</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/yasatmaya-ugrasmayin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 11:42:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 72. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2891</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/iyilestirmeye-ugrasmayin.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="iyilestirmeye-ugrasmayin" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/iyilestirmeye-ugrasmayin.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/iyilestirmeye-ugrasmayin-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/iyilestirmeye-ugrasmayin-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
<p>Semra Hemşire kapıdan içeri girdiğinde, yanakları kızarmanın ötesinde morarmıştı, soluk soluğaydı. Dışarıyı hallaç pamuğu gibi atan tipi onunla birlikte kapıdan içeri girdi. Sağlık ocağının orta yerine kurulu bulunan soba, etrafındaki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/yasatmaya-ugrasmayin/">Yaşatmaya uğraşmayın!..</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/iyilestirmeye-ugrasmayin.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="iyilestirmeye-ugrasmayin" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/iyilestirmeye-ugrasmayin.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/iyilestirmeye-ugrasmayin-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/iyilestirmeye-ugrasmayin-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div><blockquote><p>Semra Hemşire kapıdan içeri girdiğinde, yanakları kızarmanın ötesinde morarmıştı, soluk soluğaydı. Dışarıyı hallaç pamuğu gibi atan tipi onunla birlikte kapıdan içeri girdi. Sağlık ocağının orta yerine kurulu bulunan soba, etrafındaki herkesi ısıtıyor ama binayı ısıtmaya yetmiyordu. Herkes açılan kapıya döndü ve kapının hızla kapatılmasını bekleyen ifade, herkesin yüzüne aynı anda yerleşti. -Doktor Bey nerede?</p></blockquote>
<p>Yine tümü, aynı anda aynı ifadeyi takınarak ocağın küçük bir odasının kapısına baktılar. Sağlık ocağının lojmanlarında yalnızca bir doktor için yer bulunduğundan ve daha önce gelen evli doktor burayı kullandığından yeni gelen bekar doktora ocağın bu küçük odası lojman olarak uygun bulunmuştu. Hemşire hanım kapıyı tıklattı. İçerden “geliyorum” sesini duyunca bekledi, içeri girmedi. Doktor Beyin “yatak odası”na dalması uygun düşmezdi. Çok kısa bir süre sonra hızla giyindiği belli olur bir biçimde çıktı odasından doktor. Uzun, zayıf, genç, acemi ama saygılı bir insandı. Yeni gelmesine karşın, eski doktordan daha fazla seviliyordu, hem hastalar hem personel tarafından. -Buyrun?</p>
<p>-Doktor Bey, biliyorsunuz Hanife Ebehanım yıllık izine gitti. Gökdere Sağlık Evi’nden çağırdığımız ebemiz de kar yağışı nedeniyle gelemedi. Şimdi de bir gebeye çağırdılar beni. Kadının 13. gebeliği ve ikiz gebelik. Bebeklerden biri doğdu fakat ikinci gelmiyor. Kalp seslerini de alamadım. Benim ebelik deneyimim normal doğuma yetecek kadar. Bundan ötesine cesaret edemiyorum. Beraber bir bakabilir miyiz?</p>
<p>Semra Hemşire doktorun genç yüzünden geçen bulutlanmayı görünce içinden gebe kadına acıdı. Bu dağ başında bu kar altında bu sağlık personeliyle işi oldukça zor olacaktı. -Elimizde neler var, götürebileceğimiz? Sympitan? Adrenalin, atropin? Damar yolu açmak için ne varsa alalım. Bakalım neler yapabileceğiz?</p>
<p>Doktor bunları söylerken içinden gerçekten neler yapılabileceğini geçiriyordu. İkiz gebelik, 13. gebelik, biri doğmuş elde var bir. Geç öte yana; fakülteden yeni mezun olmuş, toplam üç normal doğum görmüş, yalnızca birinin doğmasına katkıda bulunmuş bir doktor. Yani bir çarpı sıfır eşittir “Allah selamet versin” &#8230;Sağlık ocağı soba başı ekibi yerlerinden kıpırdanarak bu zor durumdaki ikiliye malzeme derlemeye başladılar. Ocağın doktoruyla hemen hemen aynı zamanda tayinle gelen genç sağlık memuru Cengiz yardım teklif etti. Ama doğum tecrübesi onda da yoktu. Doktor teşekkür etti ve Semra Hemşire’yle ve malzemeleriyle çıktı. Kapının önünde bekleyen tipi nedeniyle bıyıkları buz tutmuş gencin sigarasını söndürmesiyle yola çıktılar. Doktor neden içerde beklemediğini sorduğunda genç “Biz alışkınız bu havalara, bize bir şey olmaz”dedi. Önde genç, arkada Semra Hemşire ve en arkada doktor yola koyuldular. Tipiden korunmak için ne giyersen giy, içine dolacak bir delik buluyordu bu kar. Kafalarını öne eğip hızlandılar. Ev köyün yükseklerinde, ulaşımı görece zor bir alandaydı. Doktor hem aklından gebeyi ve ne yapabileceklerini geçiriyor hem de bu evi bu kadar yükseğe yapanlara söyleniyordu. Kan gölünün ortasında yatan yüzü solgun gebeyi düşündü bir, bir de yanında bayılıp kalmış kendisini. Kaşkolunu yüzünden çekip derin derin buzlu havayı içine çekti. Bu iç kıyılması hayra alamet değildi. İki nefes daha çekip kaşkolu yükseltti. Eve varmaları fazla uzun sürmedi ama hepsinin &#8211; kaşkollarına rağmen- burunları kıpkırmızıydı. Evdekiler kapıyı açıp doktor ve hemşirenin girmesine izin verdiler. Oda alaca karanlıktı, ocak başında biri ayakta duruyordu. Doktor gözleriyle loş ışıkta, yatakta kan içinde yatan hastayı aradı bir süre. Bulamayınca, ocağın başında, ateşin karşısında durana döndü gözleri ve şaşkınlıktan dışarıya fırladılar. Gebe kadın birinci bebeğin sarkan kordonunu sol bacağına turnike gibi bağlamış karnını ovuşturarak gayet sağlıklı bir şekilde duruyordu. Doktor her ne kadar kan gölü görmemekten mutluysa da hastasını bu şekilde bulmaktan haŞf de huzursuz oldu. Buna bir de, kadının bacaklarından sızan kanlı sıvının haŞfçe içinin burulmasına neden olduğunu da eklemek gerek. Hastaya derhal yatağa dönmesi emredildi. Anlamayınca içeri dil bilen biri çağrıldı. Hasta yatağa yatırıldı. Çocuğun kalp sesi doktor tarafından da alınamadı. Sancı? Sancı yoktu. Koca? Koca kahveye gitmişti. Araç? Araç da yoktu, hem bu havada araç ne işe yarardı? Kayınvalide 43 yaşındaki gelinine bir iğne yapılsa doğuracağına inanıyordu ama 13 gebelik geçirmiş ve sonuncusunu ikiz yaşamış bir annenin rahminin iğnenin zorlamasıyla yaşayacağı riskleri ne doktor ne de hemşire düşünmek bile istemiyordu.</p>
<p>-Bunun Bingöl&#8217;e doğum hastanesine gitmesi gerekiyor.</p>
<p>Doktor son kararını böylece verdi ama kaynanayı ikna etmek olanaksız görünüyordu. Doktorun anlamadığı dilden söyleniyor, konuşmaları doktorun anlayacağı dile “özenle” çevriliyordu. Doktor çeviri zaŞyetini anlıyordu ama mesleki zaŞyeti bunun önüne geçiyor, hastasını yitirmeme telaşından sövgüleri önemsemiyordu. Semra Hemşire ocaktan kendilerini getiren kişinin gebenin erkek kardeşi ve Diyarbakır&#8217;da üniversite öğrencisi olduğunu, belki onu ikna etmenin olası olacağını söyleyince hemen kardeşi çağırttı.</p>
<p>-Ablanızın bu kadar sık ve çok gebe kalması onun için burada yapabileceklerimizi çok riskli kılıyor. Allah korusun bir yırtılma ya da atoni dediğimiz yumuşama, kasılamama durumu olursa ablanızı kanamadan kaybederiz. Ve burada gözümüzün önünde ölür. Bir yolunu bulup Bingöl’deki Doğum Hastanesi ortamında bu son doğumu yaptırmamız gerek. Bebek ölmüş olabilir ama anneyi gerideki 13 çocuk için kurtarmamız gerekli.</p>
<p>Kardeş akıllı biriydi. Sorunun önemini ve büyüklüğünü kavradı. Hemen telefon edildi. Bingöl&#8217;den bir taksi istendi.</p>
<p>Taksici köy yollarının kapalı olduğunu, Bingöl- Genç yoluna kadar hastayı indirebilirlerse oradan alabileceğini söyledi. Semra Hemşire&#8217;nin kocası aynı köyün karakolunda astsubaydı. Acaba bir helikopter ya da arazi aracı gönderebilirler miydi merkezden. Karakol arandı, durum anlatıldı. Karakol merkezle bağlantı kurdu. Hayır, yoğun tipi nedeniyle hava ulaşımı tehlikeliydi, arazi taşıtı da bölgenin tehlikeli olması nedeniyle korumasız çıkamazdı. Son karar hastanın kızakla yazın normal havada 1 saat süren dağ yolundan ovaya indirilmesiydi.</p>
<p>Kaynana hala yüksek volümlü söyleniyordu.Doktor kendini beceriksiz hissettiren bu kadından ölesiye nefret etmişti. Bir de gelini ve 13 çocuğu önemsememesinden. Bir de “bize bir şey olmaz” düşüncesinden tabii. Ama burada otorite kendisiydi ve Allah&#8217;tan gebenin kardeşi buradaydı. Yoksa kaynanayı ikna etmek olanaksız olurdu. Kendi aralarında Kürtçe sert tartışmaların ardından kardeş galip çıktı ve taksi yeniden aranarak 2 saat içinde “Musyan”* sapağına gelmesi istendi. Doktora teşekkür edildi. Yolda gebeye bir şey olursa neler yapabileceklerini sordular. Doktor onları yalnız gönderemezdi elbette. Kendisinin de onlarla hastaneye kadar geleceğini söylemesi hem Semra Hemşire&#8217;de hem de diğerlerinde şaşkınlık yarattı. Semra Hemşire Doktor Bey&#8217;e sokularak buna zorunlu olmadığını, bunun çok tehlikeli olduğunu alçak sesle fısıldadı. Hayır doktor kararlıydı. Sevkedip sattı, kurtuldu dedirtemezdi ardından. Onlar gebeyi ve kızağı hazırlayana kadar ocağa dönüp kendisi toplanmak için ayrıldı hastanın yanından. Peşinden gelen Semra Hemşire tipinin normal bir yürüyüşü olanaksızlaştıracağını, böyle çok kaybolup donma yaşandığını, ayrıca kurt tehlikesini, hepsinden öte bölgenin askeri açıdan da güvenli olmamasını ısrarla yineledi. Hayır bu yola gidilecekti, sonuçlarına katlanılacaktı.</p>
<p>İsterse Semra Hemşire gebeyi doğum için zorlayabilirdi. Semra hemşire gebeyi hazırlamak için geri döndü. Doktor da çorabının, kazağının, eldiveninin üstüne ikinci katları giymek üzere tipiden belirsizleşen patikadan sağlık ocağına doğru yürüdü. Sağlık ocağında herkes doktor beyi vazgeçirmeye uğraştı. Bölgenin yabancısıydı, soğuğa dayanıksızdı, uzun bir yürüyüşe hem de tipide dayanmak bölge insanı için bile zordu, kaldı ki İstanbul’dan gelen birine&#8230; Kızak kapıya geldiğinde, ikinci eldivenini yeni giymişti. Tipi yavaşlamış ama kar yağışı sürüyordu. Gebe kızakta, üstü kalın Bingöl işi, keçi kılından battaniyelerle örtülmüş bir biçimde yatıyordu. Ona Şkrini soran olsa, belki o da “ya doğururum, ya ölürüm” diyecekti. Ama burada kadının adı da sanı da yoktu. Doktorun da ona bunu sormaya niyeti. Ekip doktor, gebe, gebenin kardeşi, bir kayınbiraderi, köyden bir iyiliksever- aynı zamanda kızağını da seviyordu- ve katırı düzeninde yürüyüşe geçti. Karakoldan ve sağlık ocağından, gidenlerin ardından el sallandı. Köye çıkan son virajdan dönüp kaybolduklarında herkesin aklından aynı cümle geçti. “Bu yeni doktorda hiç akıl yok!” Sabahki ihtişamını yitirmiş olan tipi aşağıya indikçe yavaş yavaş yerini lapa lapa yağan kara bıraktı. Bu iyi haberdi. Hem hayvan hem insan tipide yön bulmakta zorlanıyor ve ısı kaybı daha fazla olduğundan donma tehlikesi artıyordu. Adının Hamdullah olduğunu geç de olsa öğrendiği üniversiteli kardeşle yol boyunca, çok doğum yapan kadınları, eğitimi- eğitimsizliği, Bingöl’ün yaşam koşullarını, bölgede terör adına yaşananları, Diyarbakır’ı-o Amed demekte ısrarcıydı- üniversite ortamını, İstanbul’u ve üniversite ortamını konuşup tartıştılar. Biri merserize biri keçi kılından kalın yün çoraplarına ve cızlavetlerine** rağmen iki saatin sonunda anayola vardıklarında ayak parmak uçlarını hissetmez olmuştu doktor. Ovada kar yağmıyordu ama yerler hala 25-30 santim karla kaplıydı. Taksi görünürde yoktu. Yol ayrımındaki köyün muhtarlığında taksiyi bir yarım saat beklerken gebeyi bir köyevinde misafir ettiler. Taksi gelir gelmez, gebe, kardeşi ve doktor binip Bingöl’e doğru yola çıktılar. Hastanın genel durumu iyiydi, hatta, kayınbirader geride kaldığından kardeşi aracılığıyla doktorla gülüşerek sohbet bile ettiler. Ama yol fazla uzun değildi muhabbet de uzayamadı. Bingöl Çocuk ve Doğum Hastanesi’ne Devlet Hastanesi’nin yanından gidiliyordu. Yolda taksinin dörtlülerini yakarak gittiğini gören bir hemşire grubu, taksiyi durdurarak nereye gittiklerini sordu. Doktor kendini tanıtarak, hastanın durumundan kısaca söz etti ve uzman doktoru nerede bulabileceklerini sordu. Hemşirelerden biri, evet binanın olduğunu ama henüz lojman olarak kullanıldığını, uzman kadrosu gelmediği için de doğumu Devlet Hastanesi’nde ebelerin yaptırdığını anlattı. Ya bu tür özel durumlarda? Evvel Allah ebelerimiz tecrübeliydi.</p>
<p>Taksinin yönü Devlet Hastanesi’ne döndürüldü. Doktorsuz hastane açılışı yapanlara-bir yıl olmuştu hastane açılalı-sövüldü. Gebe bir sedyeye alınıp hemen doğumhaneye çıkarıldı, doktora ve kardeşe dışarıda beklemesi tavsiye edildi. Aralarında oluşan sıcak güven duygusundan aldığı güçle doktor doğuma katılmak istediğini söyledi. Ebeler övgü içeren şaşkınlık duygularıyla bakıştılar, itiraz etmediler. Doğumhane perdeli iki bölmeden oluşan küçük bir salondu. Ebelerden biri hastanın su kesesini patlatırken biri damaryolunu açıyordu. Bebek doğmakta zorluk çıkarmadı ama annenin kanaması ekibi iki saat kadar uğraştırdı ve doktora iyi ki gebeye yukarda müdahale etmemişiz dedirtti. Annenin kan kaybını önlemek için uğraşırlarken, ebelerden biri de morarmış bebeği solutmaya uğraşıyordu. Anne Kürtçe bir şey sordu. Temizlik personeli Bingöllüydü, cevap verdi. Anne Kürtçe birşeyler daha söyledi ve bitkin düşüp sustu. Personel annenin bebeğin cinsiyetini sorduğunu, kız olduğunu öğrenince “yaşatmaya uğraşmayın” dediğini söyledi. Doktor bu coğrafyada kadın olmanın, insan olmanın, doktor olmanın ağırlığını parmak uçlarında zonklayan ağrı gibi yüreğinde hissetti.</p>
<p>*Musyan: Bingöl’e Merkez ilçeye bağlı eski nahiye, yeni köy olan Yamaç</p>
<p>**Cızlavet: Gislaved markası ürün adına dönüşmüş. Kauçuktan üretilmiş, bağcıksız ayakkabı; “lastik”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öykü / Dr. Ersan Taşçı</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/yasatmaya-ugrasmayin/">Yaşatmaya uğraşmayın!..</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Masalların Masalı” ve “Beşir’le Vals” hakkında</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/masallarin-masali-ve-besirle-vals-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 11:36:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 72. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2886</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/besirle-dans.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="besirle-dans" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/besirle-dans.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/besirle-dans-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/besirle-dans-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
<p>Aylarca önce bir yayın kurulu toplantısında Seçkin bir Filmi izleyip izlemediğimi sordu: Beşir’le Vals. İlk defa duyuyordum. Çok normaldi; çünkü Filmin yeni olması yanı sıra animasyon türündeydi ve ben hala [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/masallarin-masali-ve-besirle-vals-hakkinda/">“Masalların Masalı” ve “Beşir’le Vals” hakkında</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="400" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/besirle-dans.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="besirle-dans" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/besirle-dans.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/besirle-dans-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/besirle-dans-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div><blockquote><p>Aylarca önce bir yayın kurulu toplantısında Seçkin bir Filmi izleyip izlemediğimi sordu: Beşir’le Vals. İlk defa duyuyordum. Çok normaldi; çünkü Filmin yeni olması yanı sıra animasyon türündeydi ve ben hala tezle uğraştığımdan güncelin çok uzağındaydım. Şimdi anımsamadığım birkaç kişi daha Filmden bahsetti. Serdar’a sordum. Duymuş ama ilgisini çekmemiş. Araştıracağını söyledi. Bir iki gün sonra Filmin fragmanını buldu. Birlikte izledik. Tümüne ilişkin bir Şkir vermese de oldukça ilginçti. Filmi bulmaya karar verdik. Tez bitince, günlük yaşama geri dönünce izleyecektim. ..</p></blockquote>
<p>Tez biteli neredeyse beş ay oldu. Ama günlük yaşam benim için hala çok uzaklarda. Ben de Bursa’dan ve Bursa ile ilişkili her şeyden-ne yazık ki-öyle uzaktayım ki… Bir kaç gün önce biriken maillerimi okurken yayın kurulu toplantı kararlarında “Klaket, Dr. Rukiye Çetin SEÇKİN” notunu okuyunca, Beşir’le Vals’i tekrar anımsadım. Filmi hala bulamamıştım. Oysa Klaket’te yazacağım yazıyı aylar öncesinden-Seçkin ve Serdar’la görüşmemden hemen sonra-planlamıştım: “Beyazperde&#8217;de çizgi-animasyon Filmlerin sayısı giderek artıyor. Sadece çocuklara yönelik Filmler değil, yetişkinleri hedef alan politik-eleştiri içeren Filmlerde artık sinema salonlarında yerini alıyor. 2007 yapımı &#8220;Persepolis&#8221;, İran Devrimi ve sonrası yaşananları konu ediniyor. 2008 yapımı Beşirle Vals’te ise İsrailli yönetmen Ari Folman, İsrailin 1982&#8217;de Lübnan&#8217;ı işgal sırasında Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarındaki katliamı konu ediniyor.”</p>
<p>Ama olmadı. Uzaklık sadece fiziksel değildi. Beraberinde pek çok şeyi değiştirmiş, zorlaştırmıştı. Ben unuttum. Serdar unutmadı. Erzurum’a gelirken “Masalların Masalı”nı getirdi yanında. “Masalların Masalı Nazım’ın şiirlerinden biri. Bir iki dize ile anımsayalım:</p>
<p>…..<br />
<strong>su başında durmuşuz, çınarla ben.</strong></p>
<p><strong>suda suretimiz çıkıyor, çınarla benim.</strong></p>
<p><strong>suyun şavkı vuruyor bize, çınarla bana.</strong><br />
……..</p>
<p>Filme dönecek olursak orijinal adı “Skazka skazok” (Tale of tales) olan Film 1979 yapımı bir Yuri Norstein Filmi. Rus yazar Lyudmila Petrushevskaya&#8217;nın senaryosunu yazdığı Filmin çıkış noktası Norstein&#8217;ın ikinci dünya savaşı yıllarında geçen çocukluğu ile ilgili bir Film yapmak istemesidir. Filmin esas kahramanı Rus ninnilerinin esas figürlerinden biri olan uyumayan çocukları kaptığına inanılan küçük kurt karakteridir.</p>
<p>Nazım Hikmet&#8217;in dünyaca ünlü “Masalların Masalı” şiirinden çok etkilenen Norstein, bu şiirden yola çıkarak, savaş yıllarında geçen çocukluk hatıralarını ve savaş yıllarında hüküm süren açlık,</p>
<p>yoksulluk ve kayıpların kurdu bile olgunlaştırıp iyileştirdiği zamanın, tüm dramatik öğelerini birleştirerek bu Filmi yaratır. Filmin müziklerini Mihail Meyerovich yapmış. Filmin geneline hakim temayı oluşturan 1936 yapımı Polonyalı besteci Jerzy Petersburski&#8217;nin bestesi olan tangonun rus versiyonu “utomlennoe solntse” (soluk-yorgun güneş) anlamını taşıyor. Orijinal tangonun adı To Ostatnia Niedziela (Bu Son Pazar). Rivayete göre toplama kamplarındaki Yahudi tutsaklar gaz odaları ve fırınlara gönderilmeden bir gün önce çalınırmış. Yorgun Güneş, ise savaş öncesi tedirgin bekleyişi ve savaşın bittiği günkü buruk sevinci ifade ediyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-2889 size-medium" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/06/besirle-dans-2-208x300.jpg" alt="besirle-dans" width="208" height="300" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/06/besirle-dans-2-208x300.jpg 208w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/06/besirle-dans-2.jpg 630w" sizes="auto, (max-width: 208px) 100vw, 208px" />Filmin adı ilk başta &#8220;Küçük bozkurt gelecek&#8221; olarak tasarlanmış ancak bu şüpheli isim bir anlamda idari sansüre uğradığından değiştirilirek Nazım’ın şiirinin adı Filmin de adı olmuş. 1980 Kanada Animasyon Filmleri Birincilik Ödülü, 1980 Fransa Kısa Film Jüri Özel Ödülü, 1984 Los Angeles Animasyon Olimpiyatları “Tüm Zamanların En İyi Canlandırma Filmi Ödülü” ve yine</p>
<p>2002 Zagreb Dünya Animasyon Filmleri Festivali “Tüm Zamanların En İyi Canlandırma Filmi Ödülü” almış. Masalların Masalı, Nazım Hikmet’in yapıtlarının, başka sanat eserlerine ilham veren boyutunu göstermesi açısından da ayrı bir önem taşıyor.</p>
<p>Haziran ayında her şeyden uzakta bu Filmi izlemek insanı karmaşık düşüncelere itiyor.</p>
<p>….</p>
<p>Su basında durmuşuz. Önce kedi gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra ben gideceğim, kaybolacak suda suretim. Sonra çınar gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra su gidecek güneş kalacak; sonra o da gidecek&#8230;</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>su başında durmuşuz.<br />
su serin,<br />
çınar ulu,</p>
<p>ben şiir yazıyorum. kedi uyukluyor güneş sıcak.</p>
<p>çok şükür yaşıyoruz. suyun şavkı vuruyor bize</p>
<p>çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>Beşir’le Vals’e gelince ….</p>
<p><strong>Yapım: 2008-Almanya/Fransa/İsrail<br />
</strong><strong>Yönetmen: Ari Folman</strong><br />
<strong>Senaryo: Ari Folman</strong><br />
<strong>Yapımcı: Ari Folman</strong><br />
<strong>Müzik: Max Richter</strong></p>
<p>Bir gece yönetmen Ari Folman barda arkadaşıyla sohbet etmektedir. Arkadaşı, Ari’ye sürekli gördüğü bir kabustan bahseder. Kabusunda, kuduz köpeklerden kaçıyordur. Hep 26 saldırgan köpek, şehirde başıboş koşmaktadır ve insanlar, bir şey yokmuş gibi davranmaktadır.</p>
<p>Sonunda, bu kabusun, Lübnan savaşı esnasında yaşadıkları olaylarla ilgisi olduğu kanısına varırlar. Ari, hayatının o dönemiyle ilgili pek bir şey hatırlamadığını fark eder! Bu ilginç durum karşısında, şimdi dünyanın dört bir yanına dağılmış olan asker arkadaşlarını bularak, savaşta yaşadıkları hakkında konuşmaya karar verir. O dönemle ve kendisi ile ilgili gerçeği ortaya çıkarması gerekmektedir. Ari bu gizemi deştikçe, rüyalarının gerçeküstü imgeleri anlam kazanmaya başlar ve gerçek, kabuslarından da kötüdür!</p>
<p>Finali son derecede çarpıcı olan Filmin, bir animasyon/belgesel olduğu da söylenebilir. Filmle birlikte olaylar karşısındaki tavrımız ve sorumluluğumuza ilişkin kendimizi sorgulamak zorunda kalıyoruz: olanlara ses çıkartmamak, insanı sorumlu kılar mı? Ya da, “ben yapmadım ki” diyebilir miyiz?</p>
<p>Ne dersiniz? Farklı kesimlerden farklı tepkiler alan, ülkemizde gösterimi İsrail’in Filistin işgali ile aynı zamana gelen Filmi bulup izlerseniz, sizin değerlendirmenizi de öğrenmek isterim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dr. Rukiye Çetin Seçkin</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/masallarin-masali-ve-besirle-vals-hakkinda/">“Masalların Masalı” ve “Beşir’le Vals” hakkında</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyü bozumu</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/buyu-bozumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 11:15:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 72. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2881</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="561" height="394" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Buyu-bozumu.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Buyu-bozumu" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Buyu-bozumu.jpg 561w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Buyu-bozumu-300x211.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 561px) 100vw, 561px" /></div>
<p>I. Bu ayrılığı nihayet başarabilmiştim. Heyecanlıydım. Pencereyi açıp sokaktan gelip geçenleri izledim uzun bir süre. Planlar yaptım. Dilediğim gibi gezecek, tatillere gidecektim. En kısa zamanda bir fotoğraf makinesi alacaktım. Arada [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/buyu-bozumu/">Büyü bozumu</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="561" height="394" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Buyu-bozumu.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Buyu-bozumu" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Buyu-bozumu.jpg 561w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Buyu-bozumu-300x211.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 561px) 100vw, 561px" /></div><blockquote><p><strong>I.</strong></p>
<p>Bu ayrılığı nihayet başarabilmiştim. Heyecanlıydım. Pencereyi açıp sokaktan gelip geçenleri izledim uzun bir süre. Planlar yaptım. Dilediğim gibi gezecek, tatillere gidecektim. En kısa zamanda bir fotoğraf makinesi alacaktım. Arada bir, bütün geceyi dışarıda geçirecek, canımın istediği kadar içebilecektim. Belki bir yelkenliyle denize açılacak, birkaç ay dönmeyecektim. Sevgililerim olacak, ama asla bir kadına bağlanmayacaktım. Bunları düşünmek bile iyi hissetmeme neden oluyordu.</p></blockquote>
<p>Rahatlamıştım. Yaşayacağım yere çeki düzen vermeliydim. Evden ayrılırken bir koli ve bir valize sığdırdığım eşyalarım salonun ortasında, yerleştirilmeyi bekliyorlardı. Önce koliyi açtım. Kitapları alta, müzik albümlerini üste koymuştum. En üstte duran albümü görünce kalbimi bir el sıkıp bıraktı. Sezen Aksu. Naz’ın hayran olduğu sanatçı. Kutusundan çıkarıp teybe yerleştirdim. “Seni pamuklara sarmalar sararım, ne bedel isterim ne hesap sorarım… Kaldı mı böyle kadınlar? Bana çoğu -sürekli isteme-hastalığına yakalanmış gibi geliyor. Üstelik bu hastalık, korkunç bir salgın gibi, hızla yayılıyor”. Müziğin sesini biraz daha açtım. “Zaman ne kadar da çabuk geçiyor”. Yeni evlenmiştik. Henüz mesleğin ilk yıllarıydı. Ev kirası, mobilyaların taksitleri derken ay sonunu güç bela getiriyorduk. Eve dönerken bir -kazı kazan- almıştık. “Eee ben kadın doğumcuyum, kazıyıp kazanıyorum, ne de olsa” demişti. Haklıymış. O gün için iyi bir para çıkmıştı. Sokağın ortasında kahkahalar atıyorduk. O parayla hemen gidip güzel bir yemek yedik, kalanıyla da bu albümü satın aldık. Hem eğlenceli, hem inatçının biriydi karım. Bir gün “Nihat Usta” isimli bir köfteciyi aradık saatlerce. Aslında önünden defalarca geçtik ama içeriye giremedik. Çünkü Israrla “Nihatus” diye tutturmuştu.</p>
<p>Diğer albümleri koliden çıkarıp televizyonun altındaki çekmeceye yerleştirdim. Sanki ortalık düzenli olursa benim yaşamım da düzene girecekmiş gibi hissediyordum. Bu arada “Ben sende tutuklu kaldım, kendi hayatımdan çaldım..” diyordu Sezen. Kaç yıldır istemediğim bir düzende tutuklu kalmıştım. Yaşam ilkelerimden, düşüncelerimden fazlasıyla ödün vermiştim. Üstelik bu gönüllü esaret değildi. Kendi hayatımdan çalıyordum düpedüz. Düşündükçe daha çok sinirleniyordum. Biraz ara verdim. Bir kahve hazırladım.</p>
<p>Kitaplara sıra geldi. Onları yerleştirmek, düzene koymak bana her zaman keyişi gelirdi. Kitaplığın tozunu almayı kimseye bırakmazdım. Saatlerce oyalanır, eski kitapların genzi yakan kokusunu içime çekerdim. Her birinin sayfalarını karıştırır, bazılarını yeniden okumak isterdim. Kolinin içindeki kitapları görünce yine aynı heyecana kapıldım. Ravel’in Bolero’sunu düşündüm. Ritmik bir şekilde tekrarlayan dokuz nota. Fakat her tekrarda yeni bir enstrüman katılıyordu ve daha da güzelleşiyordu. “Her bir kitap bir enstrüman yaşamımı renklendiren”.</p>
<p>Kitaplardan en üstte olanını aldım. “Bir Şehre Gidememek”. Kapağını elimle birkaç kez okşadım. “Yıllar sonra insanın yapabilecekleriyle değil, yalnızca yapabilmiş olduklarıyla yaşayacak olması”…Otuz altıncı sayfa, ikinci paragraf. Altını defalarca çizmişim, kim bilir kaç kez okumuşum. Kitabın satırları arasında yeniden dolaştım. Mario Levi gözümün önüne geliyordu. Masada, öne eğilmiş, haŞf kamburu çıkmış. Nedense daktilo veya bilgisayar değil de el yazısı kullanıyordu. Aslında bir söyleşide anlattıklarını dinlemiştim. Yoksa orada “el yazısı kullanıyorum” mu demişti? Hatırlamıyordum. Ama “Deneysel roman”la ilgili bir soru sorulmuştu da sıkıntısını hissetmiştim. Yazan kişinin bir derdi olmalı demişti. Sizin derdiniz ne onu düşünün. O an yüzüme bir gülümseme yayıldı. Anladım, yaşamın içinden olmalıydı ve doğallık içermeliydi yazılar. Dostoyevski yazılarını yazarken edebi akımları düşünmüş müydü? Ya da Marquez. Yoksa insan ruhunu çok iyi tanımanın, kültürlerinin, yaşadığı sosyal çalkantıların, hayatın onlara sunduğu yoksullukların, acıların, hastalıkların içinden mi çıkmıştı o yazarlar? Kimse onlara “Hadi bakalım moda postmodernist yazılar yazmak, öyle yazın” demiş miydi? Ya da moda, deneysel roman, okuyun taklit edin… Sanmam.</p>
<p>Evde, kitaplığın başında, kim bilir kaç kez konuşmuştuk bunları. Tanıdığım en iyi okurlardan biriydi. Babası polis. Lise yıllarında, 1980 öncesi, ortalığın kan gölüne döndüğü dönemlerde, evlerine kolilerce yakılacak kitaplar gelirmiş. Benim sevgili karım gizli gizli okurmuş onları. “Babam duysa kulaklarımdan tavana çiviler” derdi. O günlerden kalma alışkanlık sanırım loş ışıkta kitap okumaya bayılırdı. Gözleri altı derece miyop. İki yıl önce çizdirdi de kurtuldu gözlüklerden. Daha güzel olmak içindi, “Böyle daha güzel oldun” deyince de kızıyordu. “Ne yani eskiden çirkin miydim?”. Kitaplarını kimseye vermezdi. Bana da bulaştırmıştı bu hastalığını. Kitaplarımı raşara özenle sıraladım. Biraz gerileyip uzaktan izledim. Nihayet her şey düzene giriyordu. Memnundum.</p>
<p>Sıra giysilerimi yerleştirmeye geldi. Bavulun kapağını açtım. Uzun kollu beyaz gömlek. “Allah kahretsin!” Hemen kapadım. “Naz bunu çok sever, ne yapıyor acaba şimdi, evde mi?” Salonun içinde birkaç kez dolaştım. Artık rahattım veya öyle olmalıydım. İstediğim gibi yaşayabilirdim. Bunları düşünürken sessizliği telefonun sesi böldü; -Efendim,<br />
-Abi iyi misin?<br />
&#8211; İyiyim, neden sordun?<br />
&#8211; Size uğrayacaktım, evi aradım, Naz bir şeyler anlattı, hayırdır?</p>
<p>&#8211; Hayır, hayır….<br />
&#8211; İyi düşündün mü?,<br />
&#8211; Oğlum, düşünmeden böyle bir karar verilir mi, tabii ki düşündüm</p>
<p>&#8211; Ben de senin bütün yakınmalarına rağmen, ona derin bir saygın olduğunu, vazgeçemediğin, sevdiğin şeyler olduğunu düşünürdüm hep…</p>
<p>&#8211; Orası öyle,<br />
&#8211; Nasıl yani?<br />
&#8211; Öyle işte… Ama çok bunaldım. Biraz ayrı kalalım dedim kabul</p>
<p>etmedi, nefes alamıyorum anlasana, yaşamımı onu mutlu etmeye çalışarak geçiriyorum, ama boşuna. Bunu anlamadığı gibi, dırdırlarıyla başımın etini yiyor. Sıcaklığı, şefkati unuttum zaten.</p>
<p>&#8211; Abi neden konuşmadık bunları daha önce.</p>
<p>&#8211; Konuşmadık işte…<br />
&#8211; Buluşalım mı?<br />
&#8211; Şimdi değil, eşyaları yerleştiriyorum, sonra da arabayı servise götüreceğim</p>
<p>&#8211; Peki tamam, ara beni.<br />
&#8211; Görüşürüz&#8230;</p>
<p><strong>II.</strong></p>
<p>İki gün önceydi. Önce bir mail yazayım dedim, sonra vazgeçtim. Öyle kaçar gibi evden ayrılmak olmazdı. En iyisi konuşmaktı. O akşam yine kavga etmiştik. Bütün gece ağlamıştı. Sabah mutfak masasında oturduk. Bir süre hiç konuşmadık. Sonra, gözlerine bakamadan kısaca anlattım duygularımı. Artık evli kalmak istemediğimi ve akşam eve gelmeyeceğimi. Üzgündü. Yorgundu. Geri döndürmeye yeltenmedi. Bir daha görüşmemek üzere vedalaştık.</p>
<p>“Evlilik tehlikeli şey. Büyü bozumu”. Nikahta keramet Şlan yoktu, baştan sona bir kıyım olayıydı. Çünkü evlendikten bir süre sonra her şey tersine döndü. Sihirli bir değnek dokunuverdi bize. Ama ucundan yıldızlar yerine sıkıntılar saçılıyordu. Son birkaç aydır karımın yanına zorla, bacaklarımı kırbaçlayarak gidiyordum neredeyse. Huzursuzdum. Yorgundum. Ayrılık ve bağımsızlık sürekli kapımı aşındıran sabit bir Şkirdi artık. Bu düzende fazlasıyla uzun kalmıştım. Gereğinden çok ödün vermiştim, üstelik bir hiç uğruna. Artık gönlümün dilediği gibi yaşayacaktım. Ve kesinlikle o yaşama geri dönmeyecektim.</p>
<p><strong>III.</strong></p>
<p>Giysileri sonra yerleştirmeye karar verdim. “Çekmişim isyan bayrağını, dalgalanır başımda hür, sen diken</p>
<p>sal üstüme üstüme, bende deste deste gül”. Müziği kapattım. Sanki acelem varmış gibi evden hızla çıktım. Arabanın -yağ lambası- ışığı yanıyordu. Servise gitmeliydim. Çevre yoluna doğru yöneldim. Bir baktım araba şehir merkezine doğru gidiyor. “Allah kahretsin, ne çok alıştım şu lanet olası yola!” İlk ayrımdan tekrar çevre yoluna girdim. “Neden o kadar yolu gidiyorum ki”. Aslında merkezde de gösterebilirdim. Bir benzin istasyonunda yağ koydurabilirdim. Yeniden merkeze döndüm. TraŞğin sinir bozucu haline alışmıştım. “Her akşam aynı, hiç düzelmeyecek”. Yavaş yavaş ilerliyordum. Işıklar, ışıklar derken bir baktım, benzin istasyonunu geçmişim. Evin yokuşundayım. Hemen kenarda durdum. “Hayır, bunu yapmamalıyım, Oğlum Gökhan sen istedin ayrılığı, kendine gel!”.</p>
<p>Yan yollardan geri dönüp tekrar çevre yoluna girdim. “Biri beni takip etse bu adam delirmiş diyecek”. Arabaya yağ konulurken bir kahve, iki çay içtim. Çıkışta Erdal’ı ararım diye düşündüm. Biraz konuşmak iyi gelecek. Naz ile arası iyiydi. Ona sormayı düşündüm nasıl olduğunu. “Neler yapıyor acaba, bu hafta izinli, mutlaka evdedir, gidip kapıyı çalsam ne yapar acaba, kapıyı yüzüme mi kapar, senin ne işin var burada, yetti artık mı der!” Servisten çıktım. Erdal’ı aradım, sözleştik. Sanki acelem varmış gibi hızlanıyordum. Araba kontrolümden çıkmıştı. “Nooluyor sana oğlum, aklını kaçırdın galiba, ne yaptığının farkında mısın?”. Bir yandan kendimle konuşuyor bir yandan gaza basıyordum. Daha da hızlanıyordu. Sanki peşimden biri kovalıyormuş gibiydi. Karmakarışıktı kafam, şaşkın, heyecanlı. “Kırk tane tilki birbirini kovalıyor, deliriyorsun, kuyruklar karıştı birbirine”. Evin kapısında buluverdim kendimi. Merdivenleri birer ikişer çıktım. Kapıyı çaldım. Naz karşısında beni görünce durdu, öylesine kalakaldık bir an. Hiçbir şey sormadı, yalnızca kapıyı biraz daha aralayıp yolu açtı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Öykü / Dr. Nurhan Şahinkaya</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/buyu-bozumu/">Büyü bozumu</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2 Temmuz 1993, Sivas katliamı&#8230; Anadolu tarihindeki kara leke</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/2-temmuz-1993-sivas-katliami-anadolu-tarihindeki-kara-leke/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2009 11:05:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 72. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2877</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="561" height="394" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Sivas-katliam-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Sivas-katliam" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Sivas-katliam-2.jpg 561w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Sivas-katliam-2-300x211.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 561px) 100vw, 561px" /></div>
<p>Dr. Behçet Aysan (Dr. Muhteşem Şentürk’ün kaleminden&#8230;) ATEŞİN TARİHLE DANSI… Kudüs &#8211; İbrani Üniversitesi&#8217;nin, Ürdün nehri kıyısındaki arkeolojik bir alanda bulunan çakmak taşları üzerinde yaptığı analizler, erken medeniyetlerin ateş yakmayı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/2-temmuz-1993-sivas-katliami-anadolu-tarihindeki-kara-leke/">2 Temmuz 1993, Sivas katliamı&#8230; Anadolu tarihindeki kara leke</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="561" height="394" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Sivas-katliam-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Sivas-katliam" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Sivas-katliam-2.jpg 561w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Sivas-katliam-2-300x211.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 561px) 100vw, 561px" /></div><p>Dr. Behçet Aysan (Dr. Muhteşem Şentürk’ün kaleminden&#8230;)</p>
<blockquote><p><strong>ATEŞİN TARİHLE DANSI…</strong></p>
<p>Kudüs &#8211; İbrani Üniversitesi&#8217;nin, Ürdün nehri kıyısındaki arkeolojik bir alanda bulunan çakmak taşları üzerinde yaptığı analizler, erken medeniyetlerin ateş yakmayı öğrendikleri ve bunun bilinmeyen topraklara göç etmek için bir dönüm noktası olduğunu gösterdi. İsrail&#8217;de yapılan yeni araştırma, insanoğlunun yaklaşık 790 bin yıl önce ateş yakabildiğini ve bu yetenek sayesinde Afrika&#8217;dan Avrupa&#8217;ya göç edebildiğini ortaya koydu. Ateşin yalazında yayıldı insan, yeni denizler yeni topraklar gördü. insanoğlunun binlerce yıldan bu yana uygarlık serüvenine tanıklık eden ateş, yok eden oldu kimi zaman küller koydu ardına, var eden de oldu tarih duvarında izler bıraktı kimi zaman. Demiri eriten oydu, kütüphaneleri yok eden de o. Gemileri deniz aşırılara taşıdı, küçücük ocaklarda aşlar pişirdi. Şairlere imge oldu, yeraldığı dizelerde okuyanların gönüllerini kavurdu. Yüksek dağların yamaçlarında “sönmeyen ateş” olarak sürdürse de hükmünü, ehilleşti giderek. Ateş,</p></blockquote>
<p>uygarlık ocağını yakadursun, yobazların elinde anımsıyor genlerindeki yok ediciliği. Ve 1993 yılı Temmuz ayının ikinci günü, kara dumanını savuruyor aydınlığın üzerine. Prometheus’un, kendisini Adaletin çocuklarına teslim ettiğini unutarak; aklını, vicdanını yitiren, şeriat yanlılarının elinde harlayıp, yazar, şair, genç, yaşlı, çocuk, kadın, erkek demeden, tarihin isli sayfalarına insanlık ayıbı bir günü daha ekliyor. Sivas Katliamının 16. yıldönümünde, cumhuriyetin aydınlığına yönelik olan bu gerici, şeriat yanlısı kalkışmayı lanetliyor, Sivas&#8217;ta katledilen aydınları, sanatçıları, ilericileri, aynı kalkışmada can veren meslektaşımız, şair Behçet Aysan’ın dizeleri eşliğinde sevgi ve saygıyla anıyoruz.</p>
<figure id="attachment_2878" aria-describedby="caption-attachment-2878" style="width: 264px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-2878 size-full" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Sivas-katliam.jpg" alt="Sivas-katliam" width="264" height="394" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Sivas-katliam.jpg 264w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/06/Sivas-katliam-201x300.jpg 201w" sizes="auto, (max-width: 264px) 100vw, 264px" /><figcaption id="caption-attachment-2878" class="wp-caption-text">Sivas Katliamı’nın yitirilen canlar anısına İzmir / Karşıyaka’da 2008 yılında yapılan “2 Temmuz Anıtı” (Heykel, birbirine kenetlenmiş ancak hiçbir şekilde birbirinin üstüne basmayan alev formundaki insan figürlerinden oluşuyor. Alevin üzerinde kollarını iki yana açmış olan figür başı dik bir şekilde duruyor. Anıtı çevreleyen pirinç plakada ise Nazım Hikmet’in “Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak; nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dizeleri yer alıyor.)</figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>BİR EFLATUN ÖLÜM</strong></p>
<p>kırgınım, saçılmış<br />
bir nar gibiyim</p>
<p>sessiz akan bir ırmağım geceden<br />
git dersen giderim<br />
kal dersen kalırım</p>
<p>git<br />
dersen<br />
kuşlar da dönmez, güz kuşları yanıma kiraz hevenkleri alırım</p>
<p>ve seninle yaşadığım o iyi günleri, kötü<br />
günleri bırakırım.</p>
<p>aynı gökyüzü aynı keder değişen bir şey yok ki gidip<br />
yağmurlara durayım.</p>
<p>söylenmemiş sahipsiz bir şarkıyım</p>
<p>belki<br />
sararmış<br />
eski resimlerde kalırım</p>
<p>belki esmer bir çocuğun dilinde.</p>
<p>bütün derinlikler sığ sözcüklerin hepsi iğreti</p>
<p>değişen bir şey yok hiç ölüm hariç.</p>
<p>aynı gökyüzü aynı keder.</p>
<p>Dr.Behçet AYSAN</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dr. Hamdi Uğur</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/2-temmuz-1993-sivas-katliami-anadolu-tarihindeki-kara-leke/">2 Temmuz 1993, Sivas katliamı&#8230; Anadolu tarihindeki kara leke</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
