<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hekimce Bakış 73. Sayı arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-73-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-73-sayi/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 May 2019 12:16:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Zamanda yolculuk / Hekimler Düşünmeye Devam Ediyor!</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/zamanda-yolculuk-hekimler-dusunmeye-devam-ediyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 13:07:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 73. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2808</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="740" height="418" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/dusunen-adam.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="dusunen-adam" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/dusunen-adam.jpg 740w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/dusunen-adam-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" /></div>
<p>Hekimce Bakış Dergisi!nin, Temmuz-1992’de yayınlanan, 19. sayısının 24. sayfasına düşen haberde; kamuda çalışan hekimlerin “Nasıl Geçineceklerini Düşündüğünü” ve bu konuda sembolik bir eylem yaptıklarını okuyoruz. Yönetim Kurulu üyelerine bir bildiri [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/zamanda-yolculuk-hekimler-dusunmeye-devam-ediyor/">Zamanda yolculuk / Hekimler Düşünmeye Devam Ediyor!</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="740" height="418" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/dusunen-adam.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="dusunen-adam" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/dusunen-adam.jpg 740w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/dusunen-adam-300x169.jpg 300w" sizes="(max-width: 740px) 100vw, 740px" /></div><p>Hekimce Bakış Dergisi!nin, Temmuz-1992’de yayınlanan,</p>
<p>19. sayısının 24. sayfasına düşen haberde; kamuda çalışan hekimlerin “Nasıl Geçineceklerini Düşündüğünü” ve bu konuda sembolik bir eylem yaptıklarını okuyoruz.</p>
<p>Yönetim Kurulu üyelerine bir bildiri okudular ve önlüklerini teslim ettiler. Toplantıya polisin müdahale eder bir yaklaşımda bulunması “şeffaf” ve “konuşan” Türkiye adına oldukça düşündürücüydü.</p>
<p>deyişi 1992 yılı için geçerli olabilir.<br />
(O da şüphelidir).</p>
<p>Ya daha önceki yılların gelir yitimleri nasıl karşılanacak?..</p>
<p>Çözümün grevli-toplu sözleşmeli sendikal hak ile gerçekleşeceğini biliyoruz. Bugün böylesi bir sendikal yapılanmamızın olmaması toplu pazarlık gücümüzü ortadan kaldırmaktır. Hükümet, sözlerimizi kulak arkası etmek eğilimi içinde gibi görünmektedir.</p>
<p>Sıcak bir Temmuz İkindisi’nde, Bursa Tabip Odası’nın Irgandı Deresi’ne bakan eski lokalinde, bir grup kamu çalışanı hekim, beyaz önlüklerini bırakma eylemi yaparak, özlük haklarında iyileşme talep ediyor…</p>
<p>O zamandan bu zamana yalnızca Irgandı Köprüsü’nün altından değil, ülkemizdeki tüm köprülerin altından çokça sular akmasına karşın, bir hekimin nasıl geçineceğini düşünmediğini söylemek bugün için de adeta imkansız gibi…</p>
<p>Üstelik günümüzde hekimler yalnızca bugünlerini değil geleceklerini de kara kara düşünmekteler…</p>
<p>Temmuz zamları sonrasında, kamuda çalışan hekimler “Nasıl geçineceklerini” düşünüyorlar</p>
<p>14 Temmuz 1992 Salı günü Tabip Odası Lokali’nde toplanan 70 kadar hekim Temmuz’da maaşlarına yapılan % 24,6 oranındaki zammı protesto ederek Bursa Tabip Odası</p>
<p>Aşağıda BTO Yönetim Kurulu’na okunan bildiriyi sunuyoruz. Lokale bırakılan önlüklerin akıbetinin ne olduğunu ise sizlere gelecek sayımızda iletmeye çalışacağız.</p>
<p><strong>Bursa Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı’na, Bursa</strong><br />
Bizler kamuda çalışan, Bursa Tabip Odası’na üye hekimleriz Özlük haklarımız ve çalışma koşullarımız hakkında hükümetleri uyarmaktan bıktık. Temmuz 1992 zamları sonrasında, son on yılda gerçek ücretlerimizde yüzde altmışlara varan gelir yitimine uğradık.</p>
<p>Deniyor ki,</p>
<p>“Bütçe daha fazlasını kaldırmıyor” “Memuru enşasyona ezdirmedik”.. Kamuda çalışan işçi kardeşlerimize, aynı işi yapan “memur” statüsündeki çalışanın dört katı maaş vermeyi bütçe kaldırıyor, yirmi trilyonu aşan vergi borcunu silmeyi bütçe kaldırıyor da 657’ye bağlı olarak çalışanlara emeklerinin karşılığını vermeyi mi bütçe kaldırmıyor?&#8230;</p>
<p>On yıl önce bir maaşıyla iki buçuk buzdolabı alabilen yeni mezun bir hekim, bugün bir maaşıyla bir buzdolabını ancak alabilmektedir. “Memuru enflasyona ezdirmedir”</p>
<p>Örgütümüz olarak özlük haklarımızın iyileştirilmesi ve korunması amacıyla yapacağınız her etkinlikte sizi destekleyeceğimizi belirtiyor, içinde bulunduğumuz Temmuz ayından başlayarak ücretlerimiz iyileştirilmediği sürece, çalışma sürelerimizin büyük çoğunluğunda da</p>
<p>“Nasıl Geçineceğimizi Düşünmek” zorunda kalacağımızı kamuoyuna bildirmenizi istiyoruz</p>
<p><strong>Dr. Hamdi Uğur</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/zamanda-yolculuk-hekimler-dusunmeye-devam-ediyor/">Zamanda yolculuk / Hekimler Düşünmeye Devam Ediyor!</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beni Affet Anne</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/beni-affet-anne/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 12:55:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 73. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2805</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="766" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Beni Affet Anne" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2-300x230.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2-768x588.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2-260x200.jpg 260w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Dr. Mehmet Uhri* Bu kadar ihtiyaç duyulmasına karşın toplumda hekimlere olan nefreti, önyargıyı ve bundan beslenen siyasi düşüncenin mesleği bu hale getireceğini bilemezdim. Beni affet anne. Ülkenin en fakir yıllarında çocuklarını [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/beni-affet-anne/">Beni Affet Anne</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="766" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Beni Affet Anne" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2-300x230.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2-768x588.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/doktor2-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><p><strong>Dr. Mehmet Uhri*</strong></p>
<blockquote><p>Bu kadar ihtiyaç duyulmasına karşın toplumda hekimlere olan nefreti, önyargıyı ve bundan beslenen siyasi düşüncenin mesleği bu hale getireceğini bilemezdim. Beni affet anne. Ülkenin en fakir yıllarında çocuklarını hekim yapmak için varını yoğunu tüketmiş bir ailenin üçüncü kuşak doktorlarındanım. Mesleğe adım attığım ilk zamanlarda Jinekolog olan annem ve dahiliye uzmanı dayımdan en zor durumlarda bile mesleği ayakta tutanın hastalar ve onların yakınları olduğunu unutmamam gerektiği öğretilmişti. “Aldığın diplomaya çok güvenme. Hekimi hekim yapan hastadır. Hastanın gözünde onu tedavi edeceğinize inandığına dair güveni ve parıltıyı görebildiğinde ancak hekim olursun, gerisi hikaye” diye öğütlenmişti. Üstelik öyle bir diploma ki, başarılı olmayı gerektiren ve hasta ile birlikte her seferinde yeniden girilen bir sınavdı sanki.</p></blockquote>
<p>Anamızdan dayımızdan böyle öğrendik. Böyle hekim olduk. Hastalarımızla üzülüp onlarla sevindik. Doğurttuğu çocukların nikah davetiyeleri geldiğinde annemin ne kadar duygulandığını hatırlarım.</p>
<p>Böyledir hekime bağlılık. Aileden biridir hekim. Uzaktaki bir yakın dost, hani sadece gerekli olduğu zamanlarda yanınızda olmasını istediğiniz, sair zamanda pek hatırlamadığınız dostlar gibidir.</p>
<p>Sonra bir şeyler değişti. Hastane adının sağlık işletmelerine dönüşmesiyle anladık başımıza gelenleri. Adı üstünde hasta evi idi bir zamanlar. fiimdi ise sağlık hizmeti üreten ticari kuruluşlar oldu. Her ticari kuruluş gibi ayakta durabilmek için kar etmesi gerekiyordu. Hastalar ise hastaneye para kazandıran fiziki unsurlara dönüştü. Hekimlerle aralarına hizmet adı altında başka şeyler girdi. Kullanılan yüksek teknolojinin ışıltısı hekimle hastasının arasındaki açılmayı görmemizi engelledi. On yıl gibi kısa bir sürede hastalar sağlık işletmelerine para kazandıran fiziki unsurlar haline dönüşürken hekimler ise sistemin –tabirimi mazur görün- tezgahtarı haline dönüştüler. İyi satış yapan, iyi para kazandıran tezgahtarların daha çok rağbet gördüğü ticari kuruluşlar peydah oldu, özel hastane adı altında. Öyle ki, birkaç kalem tahlil ve iyi muayene ile mesleki deneyimini kullanarak tanı koyabilen hekimler yerine daha deneyimsiz ama daha çok tahlil ve film isteyip aynı tanıyı koyabilen ancak sisteme daha çok para kazandıran hekimlerin tercih edildiği bir ortam yaratıldı.</p>
<p>Bu dönüşüme uygun olmayan deneyimli hekimleri hızla tasfiye edip, sisteme para kazandıran ve kazandırdığı paradan nemalanan yeni hekim kitlesi oluşturulmaya başlandı. Para kazandırmak için hastasını soyabilen ve bundan vicdanen rahatsızlık duymayan insanlar olarak anılmaya başlandı, hekimler. Hekimler piyasalaşan sağlık sisteminin günah keçisiydi. Hastasının maddi durumunu düşünmeden faturasını kabartan, insanları senet sepete mahkum eden hep o hekimlerdi. Hastanenin günahı olur muydu hiç? Bu önyargıların doğurduğu nefret duygusu ve güven yitimi ile gerçek anlamda işini yapmaya çalışan ve kendini sadece hastasına karşı sorumlu hisseden hekimlerin yalnızlığı, terk edilmişliği yaşanmaya başlandı. Hastalar siz ne yaparsanız yapın hekimine güvenmiyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Başlangıçta söylenen o sınavı bir türlü geçemiyor, hastanın gözünde güvenilen hekim olmayı başaramıyordunuz.</p>
<p>Elimizdeki doktor diplomasının da o sağlık işletmelerinde çalışabilme yeterliği dışında anlamı kalmamıştı. Böylesine terk edilmişlik ve yalnızlık içinde hekimler sesini çıkarıp yaşadıklarını anlatmaya çalıştıkça yanlış anlaşılıyor, bir zamanlar Çalışma Bakanının dediği gibi hekimlerin gözü doymuyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hastaları suçlamıyorum. Öyle güzel ve öylesine donanımlı hastaneler, sağlık kurumları oluşturuldu ki, oralarda insanın ölebileceğine kimsenin inanası gelmiyor. Sanıyorlar ki, o binalar o cihazlar iyileştiriyor, insanları. Hekim eli değmeden, el emeği, göz nuru olmadan iyileşebileceğini düşünüyor hasta ve hasta yakınları. Ticari işletmeye dönüşen sağlık kuruluşlarının da bu yönde reklam yapıp insanları böylesi bir beklentiye sokması ticaretin kuralı ne de olsa.</p>
<p>Rahmetli Annem ve dayım mesleğe başlarken biraz da emir verir gibi iki öğüt vermişti.</p>
<p>1- Ne yaparsan yap, meslektaşını satın almaya çalışma.</p>
<p>2- fiartlar ne olursa olsun bir devlet hastanesinde çalış. Çalış ki, topluma borcunu öde. Seni yetiştiren toplumu ve bizleri unutup, sağlık karnemiz ile muayene olmaya gelemeyeceğimiz bir sağlık kuruluşuna, sakın ola yönelme. Bu güne kadar bu çizgiden ayrılmamış biri olarak sağlıkta yapılan son dönüşüm ile rahmetli Annem ve Dayıma bakacak yüzüm kalmadı. Piyasalaşan sağlık sistemi içinde meslektaşlarımın satın alındığını üzülerek yaşadım. fiimdi de Tam gün yasası adı altında devlet hizmetini terk etmemi gerektirecek bir dönüşüm yaşanıyor. Beni affet anne. Hekimlik onurunun yitirilişine mesleğin bir tür tezgahtarlığa dönüştürülüp piyasaya teslim edilişine, hastaların hekimlerine nefret ve güvensizlikle baktığı bir ortamda, çocuğumun ne pahasına olursa olsun hekim olmaması için çabalıyorum. Böylesine fedakarlık gerektiren gecesi gündüzü olmayan bir mesleğe yönelip aynı düşman bakışları görmesin, aynı yalnızlığı yaşamasın istiyorum. Beni affet anne.</p>
<p>Hekimlerini toplum üstü, ulaşılamaz varlıklar sanan, onların da hastalandığında aynı hizmet ortamını kullandığının farkında bile olmayan hasta ve hasta yakınlarına bunları anlatamadığım için, böyle giderse ileride kendini tedavi ettirecek beyaz önlüğünü piyasanın kirinden korumayı başarabilmiş aklı başında hekim bulamamaktan endişe eden bir hekim olduğum için beni affet anne.</p>
<p>Emanet ettiğin mesleğin piyasanın insafına kalışına benim gibi sessiz kalan pek çok meslektaşım ve kendi adıma senden özür diliyorum, anne. Beni affet.</p>
<p><em>Not: Bu yazı annem merhum Op.Dr. Nevser Uhri Acarlar ve dayım merhum Uz.Dr. Erdoğan Acarlar’ın anısı içindir.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li><em>Bu öykü, yazarının izniyle yayınlanmaktadır. Değerli meslekdaşımız Dr. Mehmet Uhri’nin diğer anlatılarını, www. Harftamircisi.com adresinde bulabilirsiniz.</em></li>
</ul>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/beni-affet-anne/">Beni Affet Anne</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pinokyo’nun burnunu uzatan dört tümce</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/pinokyonun-burnunu-uzatan-dort-tumce/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hekimce Bakış]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 10:07:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 73. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2794</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="800" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Eduardo-Galeano-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Eduardo-Galeano" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Eduardo-Galeano-2.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Eduardo-Galeano-2-300x240.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Eduardo-Galeano-2-768x614.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>&#8221;Dünyanın yıkımından hepimiz sorumluyuz&#8221; Dünyanın sağlığı berbat durumda. Evrensel felaket tellalları &#8221;hepimiz sorumluyuz&#8221; diye haykırıyor ve çoğunluk onaylıyor: &#8221;Evet, hepimiz sorumluyuz; yani hiçbirimiz.&#8221; Çevre teknokratları tavşanlar gibi çoğalıyor. Dünyada doğurganlık oranı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/pinokyonun-burnunu-uzatan-dort-tumce/">Pinokyo’nun burnunu uzatan dört tümce</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="800" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Eduardo-Galeano-2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Eduardo-Galeano" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Eduardo-Galeano-2.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Eduardo-Galeano-2-300x240.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Eduardo-Galeano-2-768x614.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><blockquote><p><strong>&#8221;Dünyanın yıkımından hepimiz sorumluyuz&#8221;</strong></p>
<p>Dünyanın sağlığı berbat durumda. Evrensel felaket tellalları &#8221;hepimiz sorumluyuz&#8221; diye haykırıyor ve çoğunluk onaylıyor: &#8221;Evet, hepimiz sorumluyuz; yani hiçbirimiz.&#8221; Çevre teknokratları tavşanlar gibi çoğalıyor. Dünyada doğurganlık oranı en yüksek grup; uzmanlar yeni yeni uzmanlar üreterek, konunun belirsizliğinin selofan kâğıtlarıyla sıkıca paketlenmesi için uğraşıyorlar. Ülkelerin bildirgelerinde ve kimsenin takmadığı resmi anlaşmalarda yazılsın diye hepimizi fedakârlığa çağıran puslu bir dil üretiyorlar.</p></blockquote>
<p>Bu sözcük çağlayanı (ozon deliği kadar ciddi bir çevre felaketine yol açacak bir sel oluşturabilir) durup dururken başlamadı. Resmi dil, tüketim toplumunu, ilerleme adına model dayatanları ve dünyanın suyunu çıkaranları bağışlamak için gerçeği boğmaya çalışıyor. Ama istatistikler itiraf ediyor: Laf kalabalığının gizleyemediği verilere göre insanoğlunun %20 si çevreye yapılan zulümün %80 inden sorumlu. Katillerin intihar dedikleri bu suçun cezasını toprağın yok olması, havanın kirlenmesi, suyun zehirlenmesi, iklimin delirmesi, doğal ve yenilenebilir kaynakların mahvolması sonucunda tüm insanlık ödeyecek.</p>
<p>Norveç başbakanı Harlem Bruntland, geçtiğimiz günlerde &#8221;dünyada yaşayan 7 milyar insan Batılı gelişmiş ülkelerin insanları gibi tüketecek olsaydı eğer, yerküre gibi 10 gezegen daha gerekecekti&#8221; diye açıkladı. Olanak dışı bir durum. Bizi birinci dünya ülkeleri arasına sokmaya ( zenginliğin ve mutluluğun pasaportu) yeminli Güneyin hükümetlerini dolandırıcılıktan yargılamalı. Hem bizimle dalga geçiyorlar, hem de 1. Dünyanın işlediği suçu savunuyorlar. Komşuyu sömürmek ve doğayı yoketmek üzerine kurulmuş; aslında bedenimizi hasta eden, ruhumuzu zehirleyen ve bizi dünyasız bırakacak olan bu sistem kendi yaşam biçimini bir cennet gibi sunuyor.</p>
<p><strong>&#8221;Yeşile boyanan şey yeşildir&#8221;</strong></p>
<p>Şimdi kimya sanayinin devleri yeşil renkli reklamlar yapıyorlar. Dünya Bankası, her raporunda &#8221;ekoloji&#8221; den sözederek ve kredilerini yeşile boyayarak imaj temizlemeye çalışıyor. &#8221;Kredi vermemiz için çevrenin korunması ön koşuldur&#8221; diyor yüce bankanın başkanı. Kirletme özgürlüğümüzü kısıtlayan kesin bir önlem olmadıkça hepimiz çevreciyiz. Uruguay parlamentosunda çevreyi koruyan ürkek bir yasa oylandığında havayı zehirleyen, suları çürüten şirketler, anında suratlarındaki yeşil maskeleri fırlatıp bağırmaya başladılar: &#8221;Çevreciler aslında yoksulluğun avukatlarıdır, ekonomik gelişmeyi sabote edip yabancı sermayeyi korkutup kaçırırlar.&#8221;</p>
<p>Dünya Bankası, (zenginliğin, gelişmenin ve yabancı sermayenin birincil destekçisi) kimbilir hangi avantajları hesaplayarak, yakınlarda Birleşmiş Milletler Örgütü ile birlikte bir Dünya Çevre Fonu kurdu. Kör vicdanların vergisi olarak ayırdıkları para, çevrecilerin kaybettiklerinin</p>
<p>%1’ i bile değil. Kusursuz bir niyet ve kaçınılmaz sonuç: &#8221;Eğer bu projeler için özel bir fon gerekecekse, Dünya Bankası zaten bunu kabul etti, öteki projeler gereksiz.&#8221; Adı Dünya olan Banka ve kendisini Uluslararası diye niteleyen Para Fonu, bu ikiz kardeşler, Washington&#8217;da otururlar, buyrukları oradan alır ve orada birtakım kararlar verirler. Kim parayı veriyorsa o yönetir; sayısız teknokratı asla yediği çanağa pislemez. Üçüncü Dünyanın birincil alacaklısı olarak Dünya Bankası, rehin düşmüş ülkelerimizi (dakikada 250 bin dolar dış borç ödeyen) yönetir; verdiği ya da vermeyi vadettiği paralar karşılığında, kendi ekonomik politikasını dayatır. Her defasında daha az satın alıp, daha az ödeyen &#8221;Pazar&#8221;ın kutsallaştırılması, tüketim diniyle uyuşturulmuş Güneyin büyük kentlerinin pırıltılı kıvır zıvırla dolmasına neden olmuş, tarım alanları yok olmuş, su çürümüş, ormanlar çöle dönmüştür.</p>
<p>&#8221;Ekoloji kapital ile emek arasında yansız olmalı&#8221;</p>
<p>Al Capone&#8217;un sözlerine benziyor; ama o, beyefendiydi, kurbanlarının cenazesine çiçek gönderirdi. Dünyanın</p>
<p>petrol, kimya ve otomotiv devleri Eko 92 (1992’de Brezilyada yapılan çevre zirvesi -ç.n.) bütçesinin önemli bir bölümünü karşılamış. Rio&#8217;daki konferansta yerkürenin can çekişmesi konuşulmuş. Yeryüzü zirvesi diye isimlendirilen bu toplantıda kirlenmeden sorumlu ne ulusötesi şirketler kınanmış , ne de zehir satışını mümkün kılan sınırsız ticaret özgürlüğü hakkında bir söz söylenmiş. Yüzyılın sonundaki bu büyük maskeli baloda, kimya endüstrisi bile yeşil giyinmiş. Ekolojik sıkıntı, tabiat anaya yardım etmek için yeni biyoteknolojik üretim planlayan büyük labaratuvarların, uykusunu kaçırmış.</p>
<p>Bu uykusuz bilim adamları kimyasallar olmadan zararlılara dayanıklı bitkiler bulamadılar, sadece kendi ürettikleri ilaçlara dirençli bitkilerin ortaya çıkmasına neden oldular. 10 büyük tohum üretici firmanın 6 sı tarım ilacı üretiyor.</p>
<p>(Sandoz, Ciba-Geigy, Upjohn, Pfizer, ICI, Shell).</p>
<p>Kimya endüstrisi mazoşist değil kuşkusuz. Yansız ekoloji aslında sağlıklı besin, temiz su, hava ve sessizliğe sadece parasını ödeyenlerin sahip olduğu adaletsiz bir düzene suç ortağı olmak demektir.</p>
<p>Chico Mendes, kauçuk işçisiydi. 1988 de çevre militanlığı ile sosyal adalet</p>
<p>savaşının birarada olması gerektiğine<br />
inandığı için öldürüldü. Chico, Brezilya’da<br />
toprak reformu yapılmadan, Amazon<br />
ormanlarının kurtarılamayacağını biliyordu.<br />
Cinayetten 5 yıl sonra Brezilyalı rahipler,<br />
her yıl 100 den fazla tarım işçisinin toprak<br />
kavgasında öldürüldüğünü, 4 milyondan<br />
fazla işsiz kalan köylünün de kentlere<br />
göçtüğünü duyurdular. Bu sayıları tüm<br />
Latin Amerika&#8217;ya yayabilirsiniz,<br />
milyonlarca insanın köyden kente<br />
göçmesiyle şişmiş kentler: Politik körlük<br />
ve sağırlık sonucu oluşmuş bir ekolojik<br />
felaket.</p>
<p><strong>&#8221;Doğa bizim dışımızda&#8221;</strong><br />
Tanrı 10 Emirde doğayı saymayı unutmuş. Sina dağından bize gönderdiği emirlere, &#8221;doğayı bir parçanız olarak<br />
onurlandırın” diye eklemeliydi. Ama öyle<br />
olmamış. 5 yüzyıl önce Amerika dünya<br />
pazarı tarafından esir alındığında &#8221;uygar</p>
<p>istilacı&#8221; doğayı korumakla putperestliği<br />
karıştırdı. Doğa için yapılan ayinler, büyük<br />
günah sayılıp cezalandırıldı.<br />
Fetih günlüğüne göre, ağaç kabuklarını<br />
giysi olarak kullanan göçebe yerliler,<br />
ağaca zarar vermemek için asla bütün<br />
bir ağacı soymazmış. Yerleşik olanlarsa<br />
farklı ürünler ektikleri toprağı yormamak<br />
için arada nadasa bırakırlarmış. Kendi<br />
yıkıcı kültürünü dayatan Uygarlık doğayla<br />
bütünleşmiş bu kültürleri anlamamış,<br />
onları cehalet ve günahkarlıkla suçlamıştı.<br />
Uygarlık, batılı ve hıristiyan olmak<br />
demekti. Doğa ise hep onun hizmetinde<br />
olsun diye, evcilleştirilmesi gerekli bir<br />
vahşiydi.<br />
fiimdi artık anladık ki doğa, biz çocukları</p>
<p>gibi yorulmuş ve tıpkı bizim gibi cinayete</p>
<p>kurban gidebilecek bir ölümlü imiş. Artık<br />
kimse doğaya egemen olmaktan<br />
sözetmiyor, cellatları bile onu nasıl<br />
koruyacağımızı tartışıyor. İster korunsun, ister boyun eğdirilsin, doğa bizim dışımızda.</p>
<p>Uygarlık saati zamanla, büyümeyi  ilerlemeyle, büyük olmakla büyüklüğü karıştırdı. Doğa deyince manzara anladı.<br />
Ve Dünya, merkezi olmayan bu labirent kendi gökyüzünü parçaladı.</p>
<p><strong>Eduardo Galeano (7 Aralık 2009 / Telesur/ Venezuella)</strong></p>
<p><strong>Türkçeleştiren / Dr. Engin Demiriz</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1 Bu çeviri, ilk olarak, 21 Aralık 2009 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayınlanmıştır.<br />
* Eduardo Galeano; Uruguaylı gazeteci &#8211; yazar.<br />
“Latin Amerikanın Kesik Damarları”, “Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri” , “Tepetaklak”,<br />
“Aynalar” ve “Biz Hayır Diyoruz” Türkçeye de çevrilmiş kitaplarından bazıları. Latin Amerikanın</p>
<p>Kesik Damarları eski bir kitap olmasına karşın geçen yıl Venezüella devlet Başkanı Chavez tarafından Obama&#8217;ya hediye edilince. çok satarlar listesine girmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/pinokyonun-burnunu-uzatan-dort-tumce/">Pinokyo’nun burnunu uzatan dört tümce</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Körlük” ve “Görmek”</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/korluk-ve-gormek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Engin Demiriz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 09:58:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 73. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2789</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1024" height="891" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Jose-Saramago" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago-300x261.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago-768x668.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></div>
<p>Nobel ödüllü Portekizli yazar Jose Saramago&#8217;nun 9 yıl arayla yazdığı ve birbiriyle bağlantılı bu iki romanı politik yergi türünde. 1995 yılında yazdığı “KÖRLÜK” romanında Saramago, toplumsallaşan körlüğü anlatır: Adamın biri [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/korluk-ve-gormek/">“Körlük” ve “Görmek”</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1024" height="891" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Jose-Saramago" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago-300x261.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago-768x668.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></div><p>Nobel ödüllü Portekizli yazar Jose Saramago&#8217;nun 9 yıl arayla yazdığı ve birbiriyle bağlantılı bu iki romanı politik yergi türünde. 1995 yılında yazdığı “KÖRLÜK” romanında Saramago, toplumsallaşan körlüğü anlatır: Adamın biri arabasının içinde yeşil ışığı beklerken aniden kör olur, ona yardım eden kişi, gittiği göz doktoru ve oradaki hastalara da körlük bulaşır ve bir epidemi gibi yayılmaya başlar. İlk hastalananlar bir akıl hastanesine kapatılırlar. Dışarı çıkmaya yeltenenler hükümetin emriyle öldürülecektir. Bu kapalı mekanda sıkışıp kalan ve yiyecek kavgası veren insanlarda giderek tüm insani değerlerin çözülüp yokolduğunu görürüz. Hastalık yavaş yavaş tüm kente yayılır, artık ne hükümet, ne sistem kalmıştır. Müthiş bir kaos &#8221;uygar&#8221; yaşamın yerini almıştır. Saramago, bu romanında da burjuva toplum düzenini hedef seçmiştir. Burjuva demokrasisini, moral değerlerini, aslında sömürü ve kıyıma dayanan batı uygarlığı gibi kof kavramları altüst eder. Tüketim toplumunun tüketme ve sahip olma tutkusuyla körleşmiş insanlarını, olağanüstü metaforik bir kurguyla anlatır.</p>
<p>Romanın sonunda, doktorun karısı (salgında tek kör olmayan kişidir) &#8221;aslında biz sonradan kör olmadık, zaten kördük&#8221; der. Saramago&#8217;nun anlatmak istediği de budur.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-2791 alignnone" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago2.jpg" alt="Jose-Saramago" width="800" height="600" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago2.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago2-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago2-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Jose-Saramago2-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" />Toplumsallaşan körlük kötülüğün yayılmasına hatta örgütlenmesine neden olur.Toplumu bu körlüğe iten (çevreye, ötekine, hatta kendisine karşı) küreselleşen burjuva tipi yaşam tarzıdır. Alışveriş merkezlerinde tükettikçe mutlu olan, aptal kutusu televizyonların saçma sapan dizilerinde gerçekliği kaybeden, başkasını umursamayan, iletişimi kendi monoloğu ile sınırlı küresel dünyanın insanı bakar körden başka nedir? Saramago&#8217;nun Körlük&#8217;ten tam dokuz yıl sonra yazdığı romanı GÖRMEK ise ilkinin devamı niteliğinde. Körlük&#8217;ün geçtiği ülkede bu olaydan dört yıl sonra seçim yapılmaktadır. İnsanlar saat dörde kadar evlerinden çıkmazlar, sonra sözleşmiş gibi hep birden sandık başına giderler ve oylarını kullanırlar, ama sonuçlar açıklandığında tüm yöneticileri ve partileri bir sürpriz beklemektedir: Oyların büyük çoğunluğu dört yıl önceki beyaz körlüğü anıştırırcasına beyazdır, yani boştur,. Hükümet demokrasiye olan inancın sarsıldığını düşünerek bir hafta sonra seçimleri yeniler. Ancak beyaz oylar daha da artmıştır. Bunun bir anarşist grubun işi olduğu varsayılır ve olağanüstü hal ilan edilir, boş oy kullanarak kötü örnek olan başkenti hükümet kendi kaderine terk eder, başka bir kente çekilir. Artık ne polis,ne asker ne de hükümet vardır. Yöneticiler kentte büyük bir kargaşa çıkacağını ve &#8221;demokrasi&#8221;ye imanını kaybetmiş başkent halkının dize geleceğini umarlar. Çok geçmeden yanıldıklarını anlayıp bilindik baskı yöntemleri, soruşturmalar, bombalamalar vs. başlatırlar. Saramago sadece seçimlere indirgenmiş temsili demokrasi oyununu eleştirir. Körlük romanının devamı olan Görmek&#8217;te görme yeteneğini kazanarak uyanmış olan insanların yeni bir dünya kurma düşünü anlatır. Saramago bu kitabında, temsili demokrasi saçmalığını tartışmakla kalmamış, iktidarın tüm bileşenlerini, sistem partilerini, polisi, orduyu ve dezenformasyonu meslek edinmiş medyayı da kıyasıya eleştirmiştir.</p>
<p>Görmek kitabı yayınlandığında Le Monde&#8217;da yayınlanan bir söyleşisinde<br />
&#8221; herşeyin tartışıldığı bir dönemde yaşıyoruz ama garip bir biçimde demokrasi tartışılmıyor. Kimse demokrasi nedir, neye yarar, kime yarar, sorgulamaya yanaşmıyor.Demokrasi sanki Azize Meryem. Tartışmadığımız bu demokrasi gösterişten başka bir şey değil. Asıl iktidar seçimlerle değiştirebileceğimiz varsayılan hükümetlerin değil, IMF, Dünya Bankası gibi örgütler aracılığıyla dünyayı yöneten finans ve ekonomik güçlerin elindedir.&#8221; demiştir. Uzun yılankavi cümleleri, epik biçemi, monolog ve diyalogların içiçe geçtiği paragrafsız satırları okuyucuyu başta zorlasa da görselliği zengin, mizahi ve metaforik anlatımı romanlarını benzersiz kılıyor. Saramago, Portekizli bu işah olmaz asi, komünist ve ateist 88 yaşında olmasına karşın hala yazıyor, politik bir aktivist olarak direnenlerin yanında yer alıyor. Son kitabı Kabil ile Vatikan&#8217;ın şimşeklerini üstüne çekmiş durumda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/korluk-ve-gormek/">“Körlük” ve “Görmek”</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beirut Band / Detone</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/beirut-band-detone/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Güzide Elitez]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 11:54:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Detone]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 73. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2771</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="618" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Beirut-Band" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band-300x232.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band-768x593.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>Dergimizin bu sayısının konuğu Beirut Band gurubu. Aslında bir topluluk mu, yoksa tek kişilik bir orkestra mı, karar vermek biraz zor. Gurubun kurucusu ve her şeyi Zach Condon. Öyle yaşı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/beirut-band-detone/">Beirut Band / Detone</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="618" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="Beirut-Band" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band-300x232.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band-768x593.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/Beirut-Band-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>Dergimizin bu sayısının konuğu Beirut Band gurubu. Aslında bir topluluk mu, yoksa tek kişilik bir orkestra mı, karar vermek biraz zor. Gurubun kurucusu ve her şeyi Zach Condon. Öyle yaşı kemale ermiş bir kişi değil, şimdilerde 21 ine ancak ulaşmış. Zach Condon Amerika Birleşik Devletleri New Mexico eyaleti başkenti Santa Fe’de yaşıyor.</p></blockquote>
<p>Müzisyen bir aileden geliyor Zach’ın dedesi de caz müzisyeni. Müzik dünyasına hızlı giriş yapanlardan, hani küçük yaşta müziğe başladım efsanesi vardır ya…15 yaşında müzik gurubu kurup birde albüm çıkarmış. Ama o zamanki müziğinin bizim tanıdığımız Beirut Band müziği ile pek alakası yok.16 yaşında bir albüm daha çıkarmış. Fakat tüm çok yetenekli insanlar gibi okulda dikiş tutturamamış,17 yaşında liseden atılmış. Bu okuldan atılma olayı hem Zach hem de müzik dünyası için çok hayırlı bir iş olmuş. Evinde geçirdiği bu aylak zamanında dinlediği Balkan müzikler Özellikle Goran Bregoviç ve seyrettiği Emir Kusturika filmleri onu Avrupa kıtasını tanıma hevesine kapılmasına neden olmuş.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-2774" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/12/Beirut-Band-2.jpg" alt="Beirut-Band" width="308" height="404" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/12/Beirut-Band-2.jpg 308w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2009/12/Beirut-Band-2-229x300.jpg 229w" sizes="auto, (max-width: 308px) 100vw, 308px" />Avrupa’da ilk durağı Amsterdam olmuş. Kaldığı dairenin üst katında yaşayan komşusunun, vatan hasretiyle yanarak yüksek volümde dinlediği Balkan Müzikleri, onu çok etkilemiş. Ardından gittiği Paris‘de de bu müziğin takipçisi olmuş. Amerika’ya döndüğünde de bu türde ilk albümü çıkarmış.2006 da çıkan bu albümün adı Gulag Orkestar. Albümdeki müzik aletlerinin tamamına yakını Zach Condon tarafından çalınmış. Ayrıca albümün kaydı da Zach’ın evinde yapılmış. Balkanların yakınından bile geçmemiş bu çocuğun bu müziği ustalarının tekrarı ve taklidine düşmeksizin, bu duyguda yaşatabiliyor olması ancak müziğin milliyetinin olmamasıyla açıklanabilir diyebiliyorum.</p>
<p>Beirut gurubunun müziği, Çingene ve Balkan müziklerini rock ve indie ile harmanlayan bir müzik. Zach’ın kendisi bu coğrafyaya ait olmasa da müziği, ait olduğu coğrafyanın ruh halini çok iyi vermektedir. Balkan müziğinin karakteristiği olan hüzün ve mutluluğu aynı anda hissettirebilmesi, Zach’ın müziğinin başarısıdır.</p>
<p>Gulag Orkestar albümünde Jeremy Barnes. Heather Trost gibi müzisyenler de eşlik etmişlerdir.Gurubun tüm albümlerinde trompet, farfısa org (bir çeşit elektronik org ), akordeon, piyano, ukelek (gitarın daha küçük dört telli versiyonu), mandolin, glockenspiel (küçük zil sesi veren kanun şeklindeki vurmalı çalgı), keman, çello, Kongo davulu gibi değişik enstrümanlar çalınmıştır. Beirut Band’ın 2006’da Gulag Orkestar, 2007’de Şying Clup Cup yine 2007&#8217;de Lou Gisland albümleri piyasaya çıkmıştır. Bu gurubun müziğinin yağmurlu bir havada, bir fincan kahve eşliğinde, camdan dışarısını seyrederken çok iyi gideceğini düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/kultur-sanat/beirut-band-detone/">Beirut Band / Detone</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anadolu Seyyahı’ndan notlar</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/gezi/anadolu-seyyahindan-notlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 11:43:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 73. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=2767</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="599" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="anadolu seyyahı" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye-768x575.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>Ben bir Anadolu seyyahı, Anadolu aşığı Anadolu tutkunuyum. Öyle ki;  Anadolu&#8217;da görüp gezmediğim il, ilçe, dağ, bayır, dere, tepe harabe, çöl göl, orman batak kalmadı desem abartı değil. Tüm göllerinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/gezi/anadolu-seyyahindan-notlar/">Anadolu Seyyahı’ndan notlar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="599" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="anadolu seyyahı" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye-768x575.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiye-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>Ben bir Anadolu seyyahı, Anadolu aşığı Anadolu tutkunuyum. Öyle ki;  Anadolu&#8217;da görüp gezmediğim il, ilçe, dağ, bayır, dere, tepe harabe, çöl göl, orman batak kalmadı desem abartı değil. Tüm göllerinde Fırat hariç tüm nehirlerinde yüzüp, tüm dağlarına çıktım mağaralarına girdim desem yürekten inanın. Herhalde tam araştırmadım ama soyumuzda bir yerde evliya çelebi ile akrabalık var işte size ufak ufak Anadolu öyküleri.</p></blockquote>
<p>1940–1945 arası daha okula gitmiyorum zafer halam Ankara’ya gidişinde beni alır İstanbul’a götürürdü Anadolu ekspresi Ankara’dan saat 20 civarı kalkar, sabah 9–10 arası İstanbul’a “iner” yataklı vagonda özel yatağı olan Taner yemez içmez, yatıp uyumaz. Burnunu cama dayar sabaha kadar bir dağın gölgesini, Sakarya’da mehtabın ışıltısını, Anadolu istasyonlarında elleri gaz fenerli demir yolcuları göreceğim diye çırpınır tabi dönerken de aynı hikâye. Sene 2009 sonu, seyyah artık yaşlı, ama dinç, gönlü genç, atlar sevgili Lada Niva’sına 21 günde, sayısı ne tam bilemediği Anadolu turlarından birine çıkıp Karadeniz, fiırnak’a kadar tüm güneydoğu ve iç Anadolu&#8217;yu turlar. 8000 Km yapar pasaportunu almadığına yanar, Suriye ile vize kalkmıştır, fiam’a Halep’e bir selam çakamaz&#8230;</p>
<p>1965’e kadar bekârlıkta yolculuk ayakta asker postalı, sırtta çanta çantada ev imalatı uyku tulumu ve çadır, yayan ve otostopla, beleşten 3 kez Hakkâri Ağrı, 5 kez Artvin civarı olarak dolaşılır. Eski Anadolu&#8217;da, batıda saatte bir doğudan 4–5 saatte bir geçen her kamyon durur, merak ve saygı ile otostopçuyu alır, karnını doyurur hatta gece evinde köyünde misafir ederdi. Özel otomobil doğuda sadece ağalarda vardı. Ara sıra özel arabaya binebilmek lüks hayat olurdu. Yeni Anadolu&#8217;da artık binde bir kamyon sizi alır, bunu yarısı da ücret ister ama gene yemekler ve çaylar şirkettendir. Arabanız yolda kaldığında sadece kamyoncunu durup yardım eder, çünkü yolların meşakkatini, eziyetini onlar bilir. Hala Anadolu efendisi onlardır. Özel arabalar durmaz hatta bazıları üstünüze su, çamur sıçratır bir de el hareketleri yapar.<br />
1958 de Irak’ta ihtilal var, İngiliz ve Fransızlar Süveyş’i işgal etmiş, ordumuz güneydoğu sınırına yığınak yapmış her</p>
<p>kasaba ve her şehirde polis ve jandarma otostopçuyu “merkeze” götürür kimse “Türk” olduğuma inanmaz ama “Üniversite şebeke” sinin itibarı çok yüksektir “merkez”e hemen kebapçıdan “çift porsiyon” kebaplar gelir veya karavanaya talim akşamsa, koğuş veya komşu otelde “bedava” gecelersin ve ertesi sabah sarılıp öpüşüp, bir ileri merkez ve karakoldan isimler verilip, selametlenirsin.</p>
<p>Dinar kavşağında 4 saat bekle, Denizli’ye anayurduna gitmek için makineyi kur, sıkıntıdan o güneşte tozlu şosede oturan kendi resmini çek mavi, burunsuz, Leyland marka, buğday çuvalları yüklü, çuvalların üstünde salkım saçak insanlar oturan kamyon gelsin tırman çık kamyona, o ne? Düdükler bir polis iki bekçi “ in aşağı turist” “yürü merkeze” “yahu yapmayın, ben Türk, üniversite vs” “ kusura bakam, ihbar var” çaresiz in, kamyon kaçtı gitti merkez. Köylünün biri “ gâvur casusu trenlerin resmini alıyor”demiş. Neyse, anlaştık, kebaplar geldi “kusura bakma kardeş, vazifemiz” tabi öpüşme vedası meğer bekçi yolda nöbet tutmuş iki saat ilk gelen vasıta durdurulacak ve “turist kardeş” bindirilecek. Neyse Türkiye Petrolleri jipine bindik. Denizliye 40 km kala “o da ne ki” kaza olmuş. Benim mavi Leyland devrilmiş, buğday çuvalları üstündeki 6 yolcunun altısı da sizlere ömür. Doğum yılımı 1959 olarak değiştirdim varolasın dindarlı köylüm ve dindar emniyeti.</p>
<p>Eski Anadolu her yer yemyeşil tertemiz tek çöp, şişe bulunmazdı, plastik naylon, pet şişe ile tanışmamıştık. Çikolata, gofret cips neyim bilinmezdi. Tüm şişeler depozitolu idi. Nadiren içilen rakı şişesi evde zeytinyağı sirke için özenle saklanır eve götürülürdü, içki şişesini yere vurup patlatmak değil ayıp günah israf sınıfına girerdi. Yeni Anadolu’da yol kenarları, köy kasaba girişleri trilyonlarca pet şişe, cam şişe, poşet alüminyum içecek kutuları oto lastikleri, eski koltuk, klozeti, eski ayakkabı, cips çikolata torbaları ile rengârenk süslüdür. Tüm ağaçlar artık poşet meyveleri taşır dallarında. Birçok dere, çay eskiden burada yüzmüştüm, hadi anı tazeleyelim, fikrine karşı çıkar simsiyah, lağım kokusu yüzlerce ölü balığın yan yattığını suya, hasret nefesler ve kızgınlıkla bakarsın.<br />
Eski Anadolu’da yollar hep şose idi&#8230;</p>
<p>Gençler bilmez, kırma taş üzeri toprak greyder silindir nadir, kamyonlar silindir görevi görür çukurlar kürek kazma ile onarılırdı. Yol kıvrım kıvrım gider, herkes çok dikkatli araba kullandığı kaza maza çok olmazdı. Yolda uykuda bastırmazdı. Yeni Anadolu yolar otoban çek şeritli ve duble, ekseri kaymak gibi ama arada beklenmedik “koca çukur” kavis gibi ikramiyeler sıkça; amorti olarak ters yön gösteren karayolu işaretleri var. şehir gidişleri, kavşakları yön tabelalarından dolayı “ zekâ geliştiren bulmaca” gibi bazı kavşaklarda tabelalara güvenirsen, geldiğin yere gitmek çok olası.</p>
<p>Trafik polisleri gerçekten çok efendi ve kibar. Ama ne hikmetse teknik eğitim görmüş bu trafik deneticilerinin binlercesi yollarda denetim yapacaklarına trafik bürolarında, sivil memurların, hanımların yapacakları evrak işleri ile uğraşır eskiden trafik kontrolünde farklar, sinyaller, fren lambaları tanı kontrol edilir arabanın ön tarafında renkli ışık olmasına kesin izin verilmez, söktürülür ve ceza kesilirdi. Yeni Anadolu’da birçok arabanın ön ışıkları 77 renkli lunapark gibi ne bakan var ne de aldıran.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen gene seyahate devam 2010 Mayıs da son kez görülecek Çoruh vadisine, o ayda dolu dolu akacak tortum şelalesine. Var mı gelen, hadi hemen kalkıyor! Tortum, Çoruh’a bir iki bir iki!</p>
<p><strong>Dr. Taner Özek</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/gezi/anadolu-seyyahindan-notlar/">Anadolu Seyyahı’ndan notlar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
