<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hekimce Bakış 87. Sayı arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-87-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-87-sayi/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Fri, 01 Feb 2019 14:52:39 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Bursa Mutfağından İki Özel Lezzet</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/bursa-mutfagindan-iki-ozel-lezzet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Bülent Kavuşturan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2014 12:50:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[sonradan gourmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1775</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="966" height="681" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="etli-erik-yemegi" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi.jpg 966w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi-300x211.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi-768x541.jpg 768w" sizes="(max-width: 966px) 100vw, 966px" /></div>
<p>Bursa; Osmanlının ilk başkenti olması yanında , aldığı yoğun göçler ile çeşitlenen kültürel ortamı, çeşitli tarım ve hayvancılık ürünleri nedeniyle oldukça zengin bir mutfağa sahiptir. Osmanlı Saray mutfağının etkisinde kaldığı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bursa-mutfagindan-iki-ozel-lezzet/">Bursa Mutfağından İki Özel Lezzet</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="966" height="681" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="etli-erik-yemegi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi.jpg 966w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi-300x211.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi-768x541.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 966px) 100vw, 966px" /></div><blockquote><p>Bursa; Osmanlının ilk başkenti olması yanında , aldığı yoğun göçler ile çeşitlenen kültürel ortamı, çeşitli tarım ve hayvancılık ürünleri nedeniyle oldukça zengin bir mutfağa sahiptir.<br />
Osmanlı Saray mutfağının etkisinde kaldığı gibi onun şekillenmesini de sağlamıştır.</p></blockquote>
<h2><strong>ETLİ ERİK YEMEĞİ</strong></h2>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1776" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi.jpg" alt="etli-erik-yemegi" width="966" height="681" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi.jpg 966w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi-300x211.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/etli-erik-yemegi-768x541.jpg 768w" sizes="(max-width: 966px) 100vw, 966px" /><br />
<strong>Malzemeler:</strong></p>
<p>Bir Baş Soğan 300 gr Kuşbaşı Kuzu Eti, 200 gr Kuru Erik veya Yeşil Erik, Tereyağı, 2 Bardak Su ve tuz</p>
<p><strong>Yapılışı:</strong><br />
Erikler bir saat sıcak suda bekletilerek yumuşatılır, süzgeçten geçirilerek çekirdekleri çıkartılır. Tencerede tereyağı eritilerek küp şeklinde doğranmış olan soğanlar ilave edilir. Pembeleşinceye kadar kavrulan soğanlara ; kuşbaşı kuzu etleri ilave edilerek etler suyunu çekinceye kadar karıştırılır. Pişen etlere su ve erikler ilave edilerek bir süre daha kaynatılır. Tuzu atılır, tencerenin kapağı kapatılarak yaklaşık on dakika daha pişirildikten sonra ocağın üzerinde alınır ve sıcak olarak servis edilir.</p>
<h2><strong>KESTANELİ ZEYTİNYAĞLI LAHANA SARMASI</strong></h2>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1777" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kestaneli-lahana-sarmasi.jpg" alt="kestaneli-lahana-sarmasi" width="811" height="593" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kestaneli-lahana-sarmasi.jpg 811w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kestaneli-lahana-sarmasi-300x219.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kestaneli-lahana-sarmasi-768x562.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kestaneli-lahana-sarmasi-86x64.jpg 86w" sizes="(max-width: 811px) 100vw, 811px" /><br />
<strong>Malzemeler: </strong>(40-50- adet için)<br />
1 adet dolmalık büyükçe lahana 3 su bardağı pirinç 750 gr. Kestane 150 gr. Kuru üzüm 3 adet kuru soğan 1-1,5 su bardağı zeytinyağı 3+3 su bardağı su 3 tatlı kaşığı tuz 2 tatlı kaşığı şeker 5 tatlı kaşığı kuru nane 3 tatlı kaşığı yenibahar , 1 tatlı kaşığı tarçın, 1 tatlı kaşığı karabiber</p>
<p><strong>Yapılışı:</strong></p>
<p>Kuru soğanlar küçük küçük doğranarak zeytinyağında kavrulur, içine tuzunu 3 bardak suyunu katarak kaynaması beklenir, kaynayan suya pirinçleri katılır. Pirinç suyunu çekince nane, şeker ve baharatlar katılır ve karıştırılır. Sonra ayıklanıp yıkanmış üzümler, az haşlanıp yıkanmış kestaneler katılıp tekrar karıştırılır, tencerenin kapağı kapatılarak dinlenmeye bırakılır.</p>
<p>Haşlanıp tek tek ayrılan lahanaları hazırladığımız içe sararak tencereye önce lahananın koçanları sonra sarmalar konur sarmalar tencereye sıralı olarak yerleştirilir harç bitince üzerine 3 bardak su eklenir, dolmaların üzerine bir kapak kapatılarak pişme sırasında dolmaların dağılması önlenir. Orta ateşte pişmeye bırakılır dolmalar tenceredeki bütün suyu çekince ocağın altı kapatılır soğumaya bırakılır. Tencerenin üzerine bir tepsi yerleştirilir, tencere ters çevrilerek dolmalar dinlenmeye bırakılır.</p>
<p>Osmanlı mutfağında etli yemeklerin yapımında; erik, kayısı, ayva gibi meyveler de sıklıkla kullanılmışlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bursa-mutfagindan-iki-ozel-lezzet/">Bursa Mutfağından İki Özel Lezzet</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Guatemala&#8217;da Hafta Tatili</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/guatemalada-hafta-tatili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Engin Demiriz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2014 12:40:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Kokusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1766</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1209" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="guatemalada-hafta-tatili" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili-300x227.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili-768x580.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili-1024x774.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div>
<p>Guatemala&#8217;da Hafta Tatili, Latin Amerika&#8217;nın Nobel ödüllü yazarlarından Miguel Angel Asturias&#8217;ın 1954 yılında sol reformist Arbenz hükümetinin ABD darbesiyle devrilmesinin ardından yazdığı bir roman. Guatemalalı şair, romancı ve diplomat olan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/guatemalada-hafta-tatili/">Guatemala&#8217;da Hafta Tatili</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1600" height="1209" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="guatemalada-hafta-tatili" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili.jpg 1600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili-300x227.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili-768x580.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili-1024x774.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/guatemalada-hafta-tatili-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1600px) 100vw, 1600px" /></div><blockquote><p>Guatemala&#8217;da Hafta Tatili, Latin Amerika&#8217;nın Nobel ödüllü yazarlarından Miguel Angel Asturias&#8217;ın 1954 yılında sol reformist Arbenz hükümetinin ABD darbesiyle devrilmesinin ardından yazdığı bir roman. Guatemalalı şair, romancı ve diplomat olan Miguel Angel Asturias 1899 yılında Guatemala kentinde doğdu. Çocukluğu ve gençlik yıllarını ülkesinde geçirdi, hukuk eğitimi aldı. Fransa Sorbonne&#8217;da antropoloji okudu ve ülkesinin yerli halkı Mayalarla ilgili araştırmalar yaptı. Asturias&#8217;ın tüm dünyada ünlenmesini sağlayan Maya yerlilerinden esinlendiği yarı şiirsel masalsı kitabı Guatemala Efsaneleri&#8217;dir. 2 yıl sonra ilk romanı Latin Amerikalı bir diktatörü anlattığı Bay Başkan (Senor Presidente) yayınlanır. Tümüyle çürümüş bir toplumu sürrealist teknikleri kullanarak anlatır.</p></blockquote>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1772" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/Miguel-Angel-Asturias.jpg" alt="Miguel-Angel-Asturias" width="279" height="368" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/Miguel-Angel-Asturias.jpg 279w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/Miguel-Angel-Asturias-227x300.jpg 227w" sizes="auto, (max-width: 279px) 100vw, 279px" />1933de ülkesine döner ve diplomatlık kariyeri başlar. Meksika, Arjantin, San Salvador&#8217;da görev yapar.</p>
<p>1949da başyapıtı sayılan Mısır İnsanları (Hombres de Maiz) yayınlanır. Yerli kabilelerinin topraklarını ve kültürlerini korumak için başlattıkları isyanı anlattığı bu romanında Asturias, Mayaların gizemli dünyasına dalar, büyülü gerçekçilik akımının izleri bu mitik anlatıda belirgindir.</p>
<p>1950 lerde ABD şirketi United Fruit Company&#8217;nin tüm orta Amerikada muz cumhuriyetleri kurarak yürüttüğü sömürü politikalarını anlattığı Muz Üçlemesi&#8217;ni (Banana Trilogia) yazar. Muz plantasyonları için yakılan köyler, ormanlar, işbirlikçi hükümetlere karşı yerli ayaklanmaları bu üç kitabın temasıdır.</p>
<p>Guatemala&#8217;da reformist, solcu Jacobo Arbenz&#8217;in 1954 yılında ABD destekli faşist bir darbeyle devrilmesinden sonra Asturias büyük bir öfke ve acıyla Guatemala&#8217;da Hafta Tatilini yazar. Bu darbeden sonra ülkesini terketmiş ve ölene dek sürgünde yaşamış; 1966 yılında lenin Barış Ödülünü, 1967de de Nobel Edebiyat ödülünü almıştır.</p>
<p>Son yıllarını Madrid&#8217;de geçirmiş ve 1974 yılında bir edebiyat turnesinde iken ölmüş, Paris&#8217;te Pere la Chaise mezarlığına gömülmüştür. Bu yıl ölümünün 40. yılında tüm latin Amerika&#8217;da anıldı. Ancak ülkesi Guatemalada hala tabu. Oğullarından biri, Rodrigo Asturias babasının Mısır İnsanları kitabındaki kahramanın adıyla savaşmış ünlü bir gerilla lideriydi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1771" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/Miguel-Angel-Asturias-1.jpg" alt="Miguel-Angel-Asturias" width="364" height="239" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/Miguel-Angel-Asturias-1.jpg 364w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/Miguel-Angel-Asturias-1-300x197.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 364px) 100vw, 364px" />Guatemala&#8217;da Hafta Tatili 1955 yılında yayınlanır. ABD şirketi United Fruit Company&#8217;nin çıkarları Jacobo Arbenz hükümetinin toprak reformuyla çatışır ve büyük zarara uğrayan şirketin çıkarlarını savunmak için CİA devreye girer ve ABD askeri müdahalesiyle faşist darbe gerçekleşir. CİA&#8217;nın yıllar sonra deşifre olan arşivlerinde bu darbenin ayrıntıları &#8221;Operation PBSUCSESS&#8221; isimli dosyada yer almaktadır. Guatemala&#8217;da Hafta Tatili bu darbeyi anlatır. Birbiriyle bağlantılı sekiz öykü darbenin gerçek yüzünü ortaya çıkarır. Hafta tatilini geçirirken paraşütle atılan silahların taşınmasıyla<br />
görevlendirilen Amerikalı bir çavuş, Guatemala asıllı nihilist bir Amerikalı turist rehberi, tanık oldukları darbeyi umursamazlıkla izleyen turistler, yerlilere toprak verilmesini hazmedemeyen darbeci toprak sahipleri, hükümete ihanet eden ve taraf değiştiren askerler, işbirlikçi medya, din adamları, kurşunlanan çiftçiler, köylüler, bu alabildiğine polarize olmuş ülkenin iki ayrı yüzünü temsil eden insanlar öykülerin kahramanlarıdır. Asturias bu romanında diğer romanlarından farklı bir yöntemle araştırmacı bir gazeteci gibi olayları doğrudan öykülemiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1770" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/Miguel-Angel-Asturias-2.jpg" alt="Miguel-Angel-Asturias" width="364" height="232" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/Miguel-Angel-Asturias-2.jpg 364w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/Miguel-Angel-Asturias-2-300x191.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 364px) 100vw, 364px" />Ülkesinde yıllarca sürecek iç savaşın başlangıcını duyduğu derin bir keder ve öfkeyle anlatmış, tarihe tanıklık yapmıştır.</p>
<p>Bu, dünyanın her yerinde, her dönemde tekrarlanagelmiş, sömürülen halkların tanıdığı, yaşadığı bir öyküdür. Asturias&#8217;ın şiirsel anlatısıyla unutulmaz bu romanı güncelliğini yitirmeden günümüze ışık tutuyor.</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/guatemalada-hafta-tatili/">Guatemala&#8217;da Hafta Tatili</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bursa Tabip Odası Tarihi 1928-1952 (2)</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/bursa-tabip-odasi-tarihi-1928-1952-2/</link>
					<comments>https://hekimcebakis.org/makale/bursa-tabip-odasi-tarihi-1928-1952-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Çetin Tor]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Dec 2014 12:02:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1753</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="800" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="bto-logo" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu-1024x683.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>1933 yılında, 3.Bölge Tabipler Odası Yönetim Kurulu’nda Dr.Ziya Nuri Paşa başkan, Dr.Murat İbrahim Bey genel sekreter, Dr.Niyazi İsmet Bey sayman ve Dr.Ömer Lütfi Bey veznedar olarak görev alır. Dr.Ziya Nuri [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bursa-tabip-odasi-tarihi-1928-1952-2/">Bursa Tabip Odası Tarihi 1928-1952 (2)</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="800" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="bto-logo" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu-1024x683.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-logo-haber-kutu-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><p>1933 yılında, 3.Bölge Tabipler Odası Yönetim Kurulu’nda Dr.Ziya Nuri Paşa başkan, Dr.Murat İbrahim Bey genel sekreter, Dr.Niyazi İsmet Bey sayman ve Dr.Ömer Lütfi Bey veznedar olarak görev alır. Dr.Ziya Nuri Paşa milletvekili seçilmesi nedeni ile kısa bir süre sonra görevinden ayrılır. Dr.Niyazi İsmet başkan olur. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Dr.Refik Bey’in desteği ile vefat eden hekimlerin ailelerine yardım etmek üzere Yardım Sandığı kurulur. 1934 yılında, Yönetim Kurulu’nda Dr.Niyazi İsmet başkan, Dr.Murat İbrahim Bey genel sekreter, Dr.Ömer Lütfi Bey sayman ve Dr.İhsan Sami Bey veznedar olarak görev alır. Dr.Niyazi İsmet, 1934 yılında, daha sonra kendi adı ile anılacak olan Oda kütüphanesini kurar. Gazete çıkarılmaya başlanır. 1935 yılında, Yönetim Kurulu’nda Dr.Niyazi İsmet Gözcü başkan, Dr.Rıza Pekolcay genel sekreter, Dr.İhsan Sami Garan sayman ve Orhan Tahsin veznedar olur. 3.Bölge Tabipler Odası üyelerinin basılı eserleri sergilenir. Serginin düzenlenmesinde Dr.Süheyl Ünver, Dr.Kazım İsmail, Dr.Selim Nüzhet, Dr.Süreyya Kadri ve Dr.Fahrettin Kerim Bey’ler görev alır.</p>
<p><strong>DR.ZİYA NURİ PAŞA, DR.AHMET ZİYA BİRGİ</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-1756" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/ahmet-ziya-birgi-199x300.jpg" alt="ahmet-ziya-birgi" width="199" height="300" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/ahmet-ziya-birgi-199x300.jpg 199w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/ahmet-ziya-birgi.jpg 251w" sizes="auto, (max-width: 199px) 100vw, 199px" />1872 yılında İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da gördü. 1888 yılında Askeri Tıbbiye’yi bitirdi. Haydarpaşa Askeri Hastanesi’nde tabip yardımcılığı yaptı. 1890 yılında Emraz-ı Umumiye (Genel Hastalıklar) ders muavinliğine atandı. 1892 yılında Fatih bölgesi sorumlu kolera ile mücadele hekimi oldu. 1894 yılında Tabip yüzbaşı iken Almanya’ya gönderildi. 1898 yılında burada Tıp  Fakültesi’ni yeniden bitirerek tıp doktoru diploması aldı. 1900 yılında Berlin Askeri Akademisi’nde Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanı  oldu. İstanbul’a dönünce Gülhane Askeri Tababet Tatbikat (Tıp Uygulama) Mektebi ve Hastanesi’nde Üzniye Enfiye ve Hançereviye (Kulak Burun Boğaz) Hastalıkları servisini kurdu. 1902 yılında Şişli Etfal Hastanesi’ne atandı. 1909 yılında askeri ve sivil tıbbiyenin birleştirilmesi ile oluşan Mekteb-i  Tıbbiye’yenin ilk Kulak Burun Boğaz Hastalıkları profesörü ve kürsü başkanı oldu. Balkan Savaşı yıllarında Selanik Bölgesi Ordu Sağlık Müşaviri olarak görev yaptı.</p>
<p>1912 yılında Mekteb-i Tıbbiye Hastanesi Başhekimi oldu. 1918 yılında Tuğgeneral olarak ordudan ayrıldı. 1919 yılında Mekteb-i Tıbbiye Dekanlığı’na atandı. 1930 yılında kurulan Türk Otorinolarengoloji Derneği kurucuları arasında yer aldı. 1933 yılında İstanbul merkezli 3.Bölge Tabipler Odası Yönetim Kurulu Başkanı seçildi ise de aynı yıl milletvekili seçilmesi nedeni ile bu görevinden ayrıldı.</p>
<p>1933 yılında yapılan milletvekili ara seçimlerinde Cumhuriyet  Halk Partisi’nden Afyonkarahisar Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi 4.Dönem ve 1935 yılında yapılan milletvekili Genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden Kocaeli Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi 5.Dönem  çalışmalarına katıldı. Almanca, İngilizce ve Fransızca bilir. Evli ve bir çocuk  babasıdır. 1936 Ankara’da vefat etti.</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:<br />
<em>• www.kanalkbb.com/klinikler/05.pdf </em><br />
<em>• www.ctf.edu.tr/kbb/seminerler/2003/dünya kbb tarihi</em><br />
<em>• TBMM Milletvekilleri Albümü 1.Cilt 4.Dönem Afyonkarahisar Milletvekilleri, 5.Dönem Kocaeli Milletvekilleri.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>DR.NİYAZİ İSMET BEY, DR.MEHMET NİYAZİ GÖZCÜ</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1755" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/mehmet-niyazi-gozcu.jpg" alt="mehmet-niyazi-gozcu" width="276" height="363" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/mehmet-niyazi-gozcu.jpg 276w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/mehmet-niyazi-gozcu-228x300.jpg 228w" sizes="auto, (max-width: 276px) 100vw, 276px" /> 1884 yılında İstanbul’da doğdu. 1907 yılında Mekteb-i Tıbbiye-i<br />
Şahane (Askeri Tıbbiye)’den mezun oldu. Gülhane Askeri<br />
Hastanesi’nde staj yaptıktan sonra asistan olarak kaldı ve göz<br />
hastalıkları uzmanı oldu. 1909 yılında Selanik ve daha sonra<br />
Manastır Merkez Hastanelerinde görev yaptı. 1910 yılında Gülhane<br />
Askeri Tababet Tatbikat (Tıp Uygulama) Mektebi’nde göz kliniği<br />
öğretim üyeliğine getirildi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında<br />
(1914-1918) Çanakkale cephesinde ve çeşitli hastanelerde görev<br />
yaptı. Daha sonra Gülhane Hastanesi’ne döndü. Başhekimlik ve<br />
bölüm başkanlığı yaptı. Profesör oldu. 1941 yılında Gülhane<br />
Hastanesi Ankara’ya Cebeci Askeri Hastanesi’ne taşınınca burada da göz hastalıkları biliminin gelişmesine önemli katkıları oldu.<br />
1934 yılında Soyadı Kanunu çıkınca “Gözcü” soyadını aldı.<br />
1944 yılında Tabip Tümgeneral rütbesi ile ordudan ayrıldı. 1944<br />
yılı sonunda yapılan milletvekili ara seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nden İstanbul Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi 7.Dönem çalışmalarına katıldı. Bu görevi 1946 yılına kadar sürdü.</p>
<p>1928-1931 yılları arasında kurucularından olduğu Türk Oftalmoloji Cemiyeti Başkanlığı, 1931-1933 yılları arasında İstanbul merkezli 3.Bölge Tabipler Odası Yönetim Kurulu Üyeliği ve 1933-1937 yılları arasında da 3.Bölge Tabipler Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulundu.</p>
<p>Çok sayıda bilimsel makalesinin yanı sıra Emraz-ı Ayniye (Göz Hastalıkları,1921), Göz Frengisi (1924), Traham Tedavisi ve Trahomla Mücadele (1927), Trahom Mücadelesinde Çalışan Küçük Sıhhiye Memurlarına Trahom ve Konjuktiva Hastalıkları Dersi (1931) Adlı yayınlanmış yapıtları vardır. 1965 yılında İstanbul’da vefat etti.</p>
<p>Bu dönemde, tabip odaları dışında Türk Oftalmoloji Derneği, Çocuk Hekimleri Encümeni, Türk Jinekoloji Derneği, Cild ve Zührevi Hastalıklar Derneği, Türk Üroloji Derneği ve Otorinolaringoloji Derneği gibi uzmanlık dernekleri de çalışmaktadır.</p>
<p>1935 yılında, Bursa, Bilecik, Kocaeli ve Zonguldak illeri, 3.Bölge Tabipler Odası’ndan ayrılarak, Ankara merkezli 1.Bölge Tabip Odası’na bağlanır. Bu değişiklik sonucu İstanbul Merkezli 3.Bölge Tabipler Odası’nın üye sayısının 138 azalması, bu illerdeki hekim sayısı hakkında kabaca bir fikir vermesi açısısından önemlidir.</p>
<p>Merkezi İstanbul’da bulunan 3.Bölge Tabipler Odası çalışmalarına, Bursa ili hekimlerinin ne ölçüde katıldıkları hakkında bilgi olmadığı gibi, Bursa ili hekimlerinin, 1935 yılında bağlandıkları Ankara merkezli 1.Bölge Tabip Odası hakında da bilgi bulunamadı.</p>
<p>1949-1950 yıllarında Bursa’daki hekimlerin “Hekimler Birliği” adlı bir dernekleri olduğu, her ay Bursa Halkevi Salonu’nda bilimsel toplantılar düzenledikleri, Genel Kurul toplantılarını burada yaptıklarına ve 14 Mart Tıp Bayramlarını kutladıklarına dair belgeler vardır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1757 alignnone" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-tarihi-3.jpg" alt="bto-tarihi" width="259" height="345" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-tarihi-3.jpg 259w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-tarihi-3-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 259px) 100vw, 259px" /><br />
<strong>Tıp Toplanması / 19.01.1950 Tarihli Ant Gazetesi Haberi</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1758 alignnone" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-tarihi-2.jpg" alt="bto-tarihi" width="251" height="334" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-tarihi-2.jpg 251w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-tarihi-2-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 251px) 100vw, 251px" /><br />
<strong>Hekimler Derneği Kongresi / 05.02.1950 Tarihli Ant Gazetesi Haberi</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1754 alignnone" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-tarihi-1.jpg" alt="bto-tarihi" width="235" height="312" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-tarihi-1.jpg 235w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/bto-tarihi-1-226x300.jpg 226w" sizes="auto, (max-width: 235px) 100vw, 235px" /><br />
<strong>Tıp Bayramı Dün Kutlandı / 15.03.1953 Tarihli Hakimiyet Gazetesi Haberi </strong></p>
<p>1951 yılında, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı bünyesinde Tabip Odaları ile ilgili yeni düzenleme çalışmaları başlatılır. 1953 yılında, Türkiye’deki hekim sayısı 7432’dir. Bunların 3558’i memur (kamu çalışanı), 875’i askeri, 2999’u serbest çalışan hekimdir. Aynı dönemde dişhekimi sayısı 1242’dir. Bunların 56’sı memur, 58’i askeri ve 1128’i serbest çalışan dişhekimidir. Ülkedeki 1024 eczacıdan 166’sı memur, 178’i askeri ve 680’i serbest olarak çalışmaktadır. Yine 1953 yılında Türkiye’de 22 uzmanlık dalı mevcuttur. 3722 uzman hekimin, 1038’i dahiliye (iç hastalıkları), 526’sı hariciye (genel cerrahi), 403’ü nisaiye (kadın hastalıkları ve doğum), 294’ü çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynak</strong>:<br />
<em>• www.nuveforum.net/gözcü niyazi ismet</em><br />
<em>• www.gata.edu.tr/cerrahi bilimler/göz/tarihçe</em><br />
<em>• TBMM Milletvekilleri Albümü I.Cilt 7.Dönem İstanbul Milletvekilleri. </em><br />
<em>• AnaBritanica Genel Kültür Ansiklopedisi 1988, IX.Cilt, Sayfa: 618.</em></p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bursa-tabip-odasi-tarihi-1928-1952-2/">Bursa Tabip Odası Tarihi 1928-1952 (2)</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://hekimcebakis.org/makale/bursa-tabip-odasi-tarihi-1928-1952-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Büyük Tango Devrimcisi Astor Piazzolla</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/buyuk-tango-devrimcisi-astor-piazzolla/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Güzide Elitez]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2014 15:08:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Detone]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1739</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="462" height="299" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="astor-piazzolla" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla.jpg 462w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla-300x194.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla-210x136.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 462px) 100vw, 462px" /></div>
<p>Astor Pantaleón Piazzolla veya bizim tanığımız adıyla Astor Piazzolla Atlantik kıyısında, Buenos Aires’e 400 km uzaklıkta bulunan Mar del Plata’da, 11 Mart 1921de, terzi bir anne ile berber babanın çocuğu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/buyuk-tango-devrimcisi-astor-piazzolla/">Büyük Tango Devrimcisi Astor Piazzolla</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="462" height="299" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="astor-piazzolla" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla.jpg 462w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla-300x194.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla-210x136.jpg 210w" sizes="auto, (max-width: 462px) 100vw, 462px" /></div><blockquote><p>Astor Pantaleón Piazzolla veya bizim tanığımız adıyla Astor Piazzolla Atlantik kıyısında, Buenos Aires’e 400 km uzaklıkta bulunan Mar del Plata’da, 11 Mart 1921de, terzi bir anne ile berber babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Piazzolla ailesi, 1925 yılında Arjantin’den Amerika ya, New York’a taşındı, 1937 yılına kadar da, bu ülkede yaşadılar. Geleceğin bu büyük tango müzikleri ustası, 8 yaşında babasının aldığı bandoneon ile müzik ve dolayısıyla tango ile tanıştı. Bandoneon ne diye soranlar için bir açıklama; akordeona benzer ama çalması ondan daha zor olan, tango orkestralarının vazgeçilmezi, alman icadı bir müzik enstrümanı. Piazzolla 10 yaşına geldiğinde usta bir müzisyendi ve artık orkestralarda bandoneon çalıyordu. Piazzolanın müzik eğitimi neredeyse ömür boyu devam etti, her yaşında değişik müzikçilerle çalışmayı ve farklı müzik türlerini öğrenmeyi, denemeyi seçti. Bu uzaktan yalpalanma gibi gözükse bile,özünde kendi sesini, rengini, müziğini bulma çabalarıydı.1933’te Rachmaninov’un öğrencisi Macar piyanist Bela Wilda ile çalışmaya başlaması onu Bach’la tanıştırdı.1934’te tango şarkıcılarının kralı sayılan Carlos Gardel ile çalmaya başladı, hatta tango tarihinde çok önemli bir yeri olan “El Dia Que Me Quieras” filminde oyunculuk yaptı.</p></blockquote>
<p>Piazzolla, 1936 yılında tekrar ailesiyle Mar del Plata’ya, Arjantin’e geri döndü. Tango orkestralarında çalışmaya başladı. Elvino Vardaros’u dinlemesiyle onun alternatif tango icrasından çok etkilenir, müzik arayışı için önemli bir kilometre taşı olur bu tanışma. Ama bir ideali vardır Piazzola’nın Anibal Troilo’nun “Arjantin’in en büyük tango orkestrası” orkestrasında çalmak, bunu da gerçekleştirir. Anibal Troilo, bu dönemde aynı zamanda Piazzola’nın müzik eğitmeni olmuştur ama klasik tangonun sınırları onu kısıtlamaktadır. Hatta Triolo bestelerini fazla modern bulup, zamanın müzik anlayışına uyarlamak adına Troilo tarafından yeniden düzenlemekte idi.</p>
<p>1944 yılında tam da ihtiyacı olan kişiyle, şarkıcı Francisco Fiorentino tanışır, onunla 24 olağanüstü güzellikte kayıt yapar. Piazzolla için artık kendi orkestrasını kurma zamanı gelmiştir ve orkestrasıyla 1946/1948 senelerinde 30 kayıt gerçekleştir. O zaman diliminde otantik tangodan uzaklaştığı için büyük tartışmalara neden olan bu kayıtlar, halen tangonun klasikleri arasında yer almaktadır.1946’da kişisel tarihi için ilk resmi tangosu olarak kabul ettiği “El Desbande”yi yazar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1741 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla-2.jpg" alt="astor-piazzolla" width="448" height="300" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla-2.jpg 448w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/astor-piazzolla-2-300x201.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 448px) 100vw, 448px" />1946 yılına geldiğinde farklı bir müzik arayışı onun için vazgeçilmez hale gelir ve orkestrasını dağıtır.<br />
Bandoneonunu ve neredeyse tangoyu tamamen bırakır, klasik müziğe yönelir, piyano çalmaya başlar. Bartok ve Stravinsky ile çalışmalara başlar, Jazz dinler, beste yapmaya hız verir.</p>
<p>1950-54 yılları arasında tango anlayışından farklı bir konsepte bir dizi eser besteler. Yine bir beste yarışmasında kazandığı bir ödül olan,Nadia Boulanger ile Paris’te çalışması için verilen burs nedeniyle Paris’e gider.</p>
<p>Nadia Boulanger ile yaptığı müzik çalışmaları onda yeni ufuklar açar, hocası onu ikna eder, müzik olarak tangoda ve bandoneonda karar kılar.Fransa’da, Paris Opera Orkestrası eşliğinde Adios Nonino’nun atası olan Nonino’nun da içinde olduğu 14 beste üretir ve kaydeder. Bandoneonu bir ayağını sandalyeye koyarak ayakta çalmaya başlar. (herkes oturarak çalarmış)</p>
<p>Arjantin’e dönüşünde; iki bandoneon, iki keman, çift bas, çello, piyano ve elektronik gitar klasik tangodan ayrılan yenilikçi eser ve yorumlar üreteceği bir gurup ve yaylılardan oluşan bir orkestra kurar. Bu orkestranın solisti ve dansçıları yoktur. Müziğinin devrimci yapısı, düzenlemeleri, besteleri, orkestrası, klasik tangocuların nefret odağı haline gelir. Bu onu yıldırmaz, ama işin içine medyada girince orkestralarını dağıtıp New York’a aranjör olarak çalışmaya gider. 1958-1960 yılarında hiç mutlu değildir, jazz tango deneyimi hüsranla sonuçlanır. Tekrar Arjantin’e döner ve tangoda duyguları en iyi ifade eden bir düzenleme olduğunu düşündüğü beşlisini kurar. (bandoneon, keman, bas, piyano ve elektronik gitar) 1963’te Paul Klecky şefliğinde “Tres Tangos Sinfonicos”un galasını gerçekleştirir ve 1965’te en önemli iki plağını çıkarır: 1965 Mayısında beşli ile verdiği bir konser sırasında çaldığı eserlerden oluşan Piazzolla at the Philarmonic Hall Newyork, diğeri ise Jorge luis Borges ile olan arkadaşlığının ürünü olan tarihi önem taşıyan “El Tango”. Borges“ Tres Tangos Sinfonicos”un prömiyerininde prodüktörlüğünü yapar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-1746" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/astor-piazzolla-4-300x219.jpg" alt="astor-piazzolla" width="300" height="219" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/astor-piazzolla-4-300x219.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/astor-piazzolla-4-86x64.jpg 86w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/astor-piazzolla-4.jpg 678w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></p>
<p>1968’de Maria de Buenos Operasını birlikte bestelediği şair Horacio Ferrer ile kapsamlı bir çalışmaya başlar. Karısında ayrılıp ünlü şarkıcı Amelita Baltar ile flört etmeye başlar, bu yeni ilham perisi, tango şarkılarını getirir. 70’li yıllar Piazzola’nın yıldızının tüm dünya üzerinde, en yukarıdan parladığı yıllardır. 1971’e gelindiğinde “Concierto para quinteto” ile gönülleri fetheder. 1972 daha da başarılıdır; Conjunto 9’u kurar. Tango ruhunun da ötesine gitmek gibi bir arzusu vardır. “Buenos Aires Şehrinin Çağdaş Müziği”nde bu sınırları zorlar.</p>
<p>Tristezas de un Doble A, bandoneonu ile bütünleşmenin ilhamı ile aynı yönde zorlamalar sonucu ortaya çıkar. 1975 senesine gelindiğinde “Balada para mimuerte” ve “libertango” üretilmiştir. Ustası Troilo’nun ölümü ile 1975 te çok sarsılır ve “Suite Troileana”da bu üzüntüyü notalarla ifade eder. 1979 yenilikçilik ve yaratıcılık açısından zirveye taşındığı yıldır. Gerry Mulligan, Garry Burton gibi sanatçıları yanına alır. Farklı köklere sahip sanatçılar ile sanatını ve yeteneğini bütünleştirir. Beşlisi ile New York Central Park’ta unutulmaz bir resital sunar. Piazollabu zaman diliminde Avrupa, latin Amerika, Japonya ve Kuzey Amerika ‘da çok sayıda unutulmaz konserler verdi. 1984’te şarkıcı Milva ile Bouffes du Nord’da ve Viyana’da sahneye çıktı. 1986’da jeneriklerini bestelediği “El Exilio De Gardel” filmiyle Sezar ödülüne layık görüldü. 1982 yılında çello ve piyano için bestelediği “le Grand Tango” prömiyerini 1990 yılında New Orleans ‘ta yaptı. Piazzolla, 1989’un sonlarına doğru grubunu dağıttı ve 1990 Ağustos ayında kalp krizi geçirene kadar Paris’te solo ve yaylı sazlarla devam etti. Yaklaşık 2 yıl bu önemli kalp krizinden kaynaklanan problemlere katlandıktan sonra 4 Temmuz 1992’de Buenos Aires’te hayata veda etti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1745" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/astor-piazzolla-3.jpg" alt="astor-piazzolla" width="700" height="362" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/astor-piazzolla-3.jpg 700w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2014/12/astor-piazzolla-3-300x155.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Astor Piazzolla yaşamının sonlandığı 1992 kadar tangonun en büyük üstadı olarak tanındı ve yaşadı. Yüzlerce kayıt, konser, albüm, plağı dünya müzik tarihinin bu büyük Arjantin temsilcisi tarafından unutulmazları olarak yer almıştır. Bu gün yaratığı müzik “Tango Nuevo” adıyla anılmakta ve pek çok müzisyeni kapsamaktadır.</p>
<p>Tango tarihine baktığımızda ondan daha devrimci ve daha yaratıcı bir müzik adamını bulmamız mümkün değil.<br />
Tangoya adanmış bir yaşam bu gün bizim yaşamımızı da renklendirmekte ve karşımızda nefis figürlerle dönen bir çifti hayal edebilmek için müziğin sesini biraz açıp gözlerimizi kapatmamız yeterli olmaktadır. Hadi tango dinleyelim ama Piazzolla’dan…..</p>
<p>Kim dans etmek ister…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/buyuk-tango-devrimcisi-astor-piazzolla/">Büyük Tango Devrimcisi Astor Piazzolla</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küçük Dev Adamlar</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/kucuk-dev-adamlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2014 14:56:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1732</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="757" height="582" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-3.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kucuk-dev-adamlar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-3.jpg 757w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-3-300x231.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-3-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 757px) 100vw, 757px" /></div>
<p>Henri Toulouse Lautrec ve Fikret Mualla’nın kesişen yaşam öyküleri 1864 yılında Fransa’nın güneyinde dünyaya gelen Henri Toulouse Lautrec’in babası Kont Alphonse de Toulouse-Lautrec, annesi Kontes Adele de Toulouse-Lautre’dir. Anne ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kucuk-dev-adamlar/">Küçük Dev Adamlar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="757" height="582" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-3.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kucuk-dev-adamlar" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-3.jpg 757w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-3-300x231.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-3-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 757px) 100vw, 757px" /></div><blockquote><p>
Henri Toulouse Lautrec ve Fikret Mualla’nın kesişen yaşam öyküleri</p></blockquote>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1733" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar.jpg" alt="kucuk-dev-adamlar" width="956" height="731" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar.jpg 956w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-300x229.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-768x587.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-260x200.jpg 260w" sizes="auto, (max-width: 956px) 100vw, 956px" /></p>
<p>1864 yılında Fransa’nın güneyinde dünyaya gelen Henri Toulouse Lautrec’in babası Kont Alphonse de Toulouse-Lautrec, annesi Kontes Adele de Toulouse-Lautre’dir. Anne ve babası kardeş çocukları olan Henri, akraba evliği nedeniyle o sırada ne olduğu saptanamayan genetik bir hastalıkla dünyaya gelmişti. Birkaç yıl sonra doğan kardeşi Richard, 1868’de bir yaşındayken öldü ve anne-babası bu olaydan sonra ayrıldı. Doktorlar bu hastalığın bazen kafanın küçük, bazen bacakların kısa kalmasıyla sonuçlanan ‘pignodizostoz’ olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hatta günümüzde hastalığa sanatçının ismiyle ‘Toulouse-Lautrec Sendromu’ da denilmekte ve Osteogenezis İmperfekta’nın bir versiyonu olduğu düşünülmektedir.</p>
<p>Kırılgan kemikleri ve asimetrik vücut yapısı nedeniyle babası ondan uzaklaşırken, annesi resme yönelmesi için ona destek olmuştur. Henri, geçirdiği bir kaza sonucu 1878’de sol bacağı, 1879’daki bir kaza sonucu sağ bacağı kırıldıktan sonra iyileşemedi ve sakat kaldı. Fiziksel acılarla dolu bir gençlik dönemi geçirdi. Amcasının da teşviki ile resimle daha fazla ilgilendi. Gerçekleştiremediği fiziksel etkinliklerinin yerine resmi koyarak genç yaşında farklı tekniklerde binlerce eser üretti.1882’den itibaren Paris Akademisi öğretmenlerinden Léon Bonnat’ın atölyesinde çalışmalarını sürdürmeye başladı, bir yandan da Ferdon Cormon’un stüdyosuna devam etti. Cormon’un atölyesinde Emile Bernard ve Vincent Van Gogh’ la tanışması, izlenimciliğe tepki olarak doğan post-empresyonizme yaklaşmasının önünü açtı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1734" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-2.jpg" alt="kucuk-dev-adamlar" width="1013" height="692" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-2.jpg 1013w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-2-300x205.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-2-768x525.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1013px) 100vw, 1013px" /></p>
<p>Kırmızı yel değirmeni ile artık Fransız kültüründe sembolleşmiş bir yere sahip olan, elit erotik şovları, yetişkinlere yönelik eğlence programları ve ünlü kan-kan dansıyla yıl boyunca gelen pek çok turisti ağırlayan Moulin Rouge kapılarını açtığında, Lautrec de dünyaca ünlü posterlerini ortaya koymaya başlamıştı. Sanatçının eserleri kabare içindeki duvarlarda sergilenmiştir. Paris’in gece kulüpleri ve Moulin Rouge için yaptığı posterlerinde sıklıkla şarkıcı Yvette Guilbert’i, Fransız kan-kan dansının yaratıcısı dansçı Louise Weber’i ve zarif dansçı Jane Avril’i kullanmıştır.</p>
<p>Sanatçı alkol ve sağlık problemleri nedeniyle o zamanki ortamı dilediği gibi yaşayamamış olsa da, posterleri ve portreleri izleyenlerini o dönemin ruhuna, dokusuna, duygusuna doğru uzun bir yolculuğa çıkmayı davet eden canlılıktadır. 19. yüzyıl Paris’inin o güzel ortamı bohem sanatçının usta ellerinden son derece mükemmel yansıtılmıştır. Resimlerinde, kalabalık içindeki insan figürlerini tek tek ayrıştırmada ustadır. Hem portre, hem Paris gece hayatından manzara çalışmalarında sanatçının resim tarzı ‘sempatik ve serinkanlı’ olarak özetlenebilir. 20 yıldan az bir sürede 737 kanvas, 275 suluboya, 363 baskı ve poster, 5084 çizim, seramik ve vitray çalışması, yüzlerce de kayıp, bilinmeyen eseri olduğu tahmin edilen alkolik Lautrec’in doğuştan itibaren kırılgan olan bedeni yaşadığı hayat tarzına çok kısa bir süre dayanabildi. Sanatçı alkolü yenmek için 1899’da sanatoryuma yatırıldı. Ancak 9 Eylül 1901’de, sadece 36 yaşındayken ölüm kapısını çaldı.</p>
<p>Cumhuriyet’in ilk kuşak ressamları arasında yer alan Fikret Mualla, yaşamının çoğunu geçirdiği Paris’te Türk resminin önemli bir temsilcisi olmuş ve yapıtlarıyla buranın sınırsız sanat ortamında kendini kabul ettirmiştir. Çocukluğu ve gençlik yılları Kadıköy, Bahariye çevresinde geçen Fikret Mualla’nın futbola olan tutkusu derslerinin önünde yer alınca, babası Ekrem Bey tarafından, yatılı olarak Galatasaray Lisesi’nde eğitimini sürdürmesine karar verilmiştir. Hadi Bara, Edip Hakkı Köseoğlu, Turgut Zaim gibi Türk sanatının önemli isimleriyle kurduğu dostlukların bu yıllarında atıldığını biliyoruz.</p>
<p>Galatasaray Lisesi’nde öğrenim gördüğü sıralarda, işgal altındaki İstanbul’da ikinci bir felaket olarak görülen İspanyol gribi Fikret Mualla’nın annesinin ölümüne neden olmuştur. Bu hastalığı annesine bulaştıran kişi olduğu için Fikret Mualla gelişim çağında sürekli bir suçluluk duygusu yaşamıştır. Babasının daha sonra yaptığı evliliği benimseyemeyen Fikret Mualla’nın içine düştüğü durumdan sıyrılabilmesi için ailesi tarafından İsviçre’ye mühendislik eğitimine gönderilmiştir. Bu da onda evden kovulma olarak yorumlanmıştır.</p>
<p>Fikret Mualla, mütareke yıllarına rastlayan bu dönemde Zürih’te parasız kalmış ancak dönemin konsolosunun desteği ile sanat eğitimi almak üzere buradan Almanya’ya geçmiştir. Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde afiş ve desinatörlük eğitimiyle başlayan sanat yaşamı, daha sonraki yıllarda Berlin Güzel Sanatlar Akademisi’nde resim eğitimi ile sürmüştür.<br />
Özgür yaşamı ve alkol düşkünlüğü sanat yaşamını etkiledi. 1934’te Türkiye’ye dönüp resim öğretmenliği yaptıysa da, kısa sürede meslekten ayrılıp kendini tümüyle resme verdi. Alkol bağımlılığı nedeniyle 1936’da akıl hastanesine yatırıldı. 1939’da Paris’e yerleşti. Yaşamı sürekli yokluk içinde geçti. 1952’den sonra bazı eserlerini satabildiyse de yaşamında fazla bir değişiklik olmadı. Alkol tedavisi için bir kez daha hastaneye yattı. 1955’te ikinci sergisini açtı. Bir yıl sonra yeniden hastaneye yattı. Tedaviden sonra koleksiyoncu Lharmine’in korumasında çalışmalarını sürdürdü. Bu çalışmalarını 1957-1958’de açtığı üç sergiyle tanıttı. Bir süre sonra Madame Angles’in yardımlarına karşılık resimlerini vererek çalışmalarını sürdürdü. 1962’de felç geçirince Angleslerin Nice yakınlarında bir kasaba olan Reillane’deki evlerine yerleşti ve ölümüne kadar burada yaşadı. Ölümünden yedi yıl sonra kemikleri İstanbul’daki Karacaahmet Mezarlığı’na gömüldü.<br />
Dışavurumculuk ve Fovizmin özelliklerini kaynaştırarak dönem dönem kırmızı, eflatun, turuncu ve mavi renkleri kullanarak tek zemin üzerinde çalıştı. Guvaş, suluboya ve yağlıboya ile yaptığı resimlerinin konularını meyhaneler, barlar ve Paris sokakları oluşturur. Yaşantısıyla ve resimlerine konu aldığı Paris sokaklarıyla Türk Toulouse Lautrec’i diye adlandırılır. Türkiye’de bulunduğu dönemlerde, Ayasofya’dan, surlardan ve kahve tiplerinden seçilmiş konuları işledi. Bence en güzel resimlerini bu dönemde üretmiştir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1737" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-4.jpg" alt="kucuk-dev-adamlar" width="667" height="556" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-4.jpg 667w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/kucuk-dev-adamlar-4-300x250.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 667px) 100vw, 667px" /></p>
<p>Resimlerinin çoğunu içki parası karşılığında sattığı için çoğu yabancı koleksiyonlarda bulunmaktadır. Türkiye’de bazı özel koleksiyonlardaki eserleri dışında, birkaç desen ve küçük yağlıboya resimleri İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ndedir. Hatta Paris sanat ortamında tanınması biraz zaman alan Fikret Mualla&#8217;nın eserlerini Picasso&#8217;nun övdüğü, ve bir resmini satın aldığı, kendi çalışmalarından birini de ona hediye ettiği ve Fikret Mualla’nın da Picasso&#8217;nun verdiği tabloyu bir rakı parasına sattığı bilinir.</p>
<p>Fikret Mualla ve Lautrec’in hayat öyküsü bireysel psikoloji kuramcılarından Alfred Adler’in aşağılık kompleksiyle ilgili kuramını hatırlatmaktadır. Adler’e göre aşağılık duygusu, çocuğun gelişmesinin çok erken bir döneminde ortaya çıkmaktadır. Bazı organik kusur ve yetersizlikleri olan veya anne babasından yeterince sevgi, şefkat görememiş olan çocuklarda aşağılık duygusu belirmektedir. Ancak Adler, doğa karşısında zaten aciz kalan insanoğlunda gelişen bu olağan aşağılık duygusundansa onun insan kişiliğinin gelişmesindeki anlamına ve önemine değinmiştir: Aşağılık ve yetersizlik duygusunun güçlü bir uyarıcı rolü oynaması sayesinde sayısız yetenekli insan ortaya çıkmıştır. İşte organik kusurlarından dolayı aristokrat aile mensubu diğer erkek çocukları gibi babasıyla avlanmaya, ata binmeye çıkamayan Lautrec de çizime ve resme odaklanmıştır. Aynı şekilde Fikret Mualla’nında sanatsız yaşayamayacağı aşikârdır. İçlerindeki gizli yeteneği dışa vurmak, durmadan üretmek onlara sakatlıklarını unutturan yegâne yoldur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kucuk-dev-adamlar/">Küçük Dev Adamlar</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Umut&#8230;</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/umut/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2014 14:55:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1727</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="628" height="393" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/mudanya-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="mudanya" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/mudanya-1.jpg 628w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/mudanya-1-300x188.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 628px) 100vw, 628px" /></div>
<p>Güzel bir gün&#8230; Hem de çok güzel&#8230; Mudanya’nın poyrazı, hem de o sert poyrazı dünden beri bütün şiddetiyle esmekte&#8230;  Şezlongumu aldım, sahile indim. Sahil bomboş. Kayaların üzerinde yalnız başına bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/umut/">Umut&#8230;</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="628" height="393" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/mudanya-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="mudanya" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/mudanya-1.jpg 628w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/mudanya-1-300x188.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 628px) 100vw, 628px" /></div><blockquote><p>Güzel bir gün&#8230; Hem de çok güzel&#8230; Mudanya’nın poyrazı, hem de o sert poyrazı dünden beri bütün şiddetiyle esmekte&#8230;  Şezlongumu aldım, sahile indim. Sahil bomboş. Kayaların üzerinde yalnız başına bir adam oturuyor. Her kimse, o da benim gibi deniz tutkunu anlaşılan. Gemlik Körfezinden birbiri ardından gelen dalgalar sahili ve kayaları dövüyor. Kuzucuklar, sıra sıra, birbiri ardından gelerek öylesine güzel bir görüntü oluşturuyorlar ki&#8230;</p></blockquote>
<p>Niye kuzucuklar denmiş o bembeyaz köpüklere, bilmiyorum. Genel bir tanım mıdır, yoksa bizim ailenin koyduğu bir isim midir? Sormak, soruşturmak hiç aklıma gelmedi. Bildiğim bir şey var ki kuzucukların görüntüsü muhteşem. Ayaklarım suyun içinde, rüzgarsa beni okşuyor. Sanırım bunu demek için rüzgar sevmek lazım. Ayşe Kulin’ in Hayal isimli romanını okuyor, hayat hikayesinden, yazma tutkusundan etkileniyorum. Birkaç martı biraz ileride sıralanmışlar… Sanki onlar da bu muhteşem manzaranın farkındalar ve keyfini çıkarıyorlar. Kitap okumayı bırakıyor, ayak bileklerime kadar suyun içinde sahilde yürümeye başlıyorum. Yaşamak ne kadar güzel&#8230;</p>
<p>Biraz ileride bir bey Golden Retriver cinsi köpeğini denize sokmuş. Ne köpek, ne de adam dalgalardan rahatsız değiller. Golden denizden çıkıp silkeleniyor ve bana doğru koşuyor. ‘Korkmayın, bir şey yapmaz‘ diyor adam. ‘Ben köpekten korkmam, çok severim‘ diyorum, ıslak ıslak bana sürtünen köpeği severken. Onlar gidiyor. Ben yürümeye devam ediyorum. Eğilip bir iki deniz yıldızı, bir o kadar da deniz kestanesi alıyorum yerden. Bugünün ganimeti bunlar.<br />
Geçen hafta yaptığımız sahil temizliğinden sonra kıyı daha da güzel gözüküyor gözüme. Yabani otları ve çiçekleriyle, kayalarıyla öylesine el değmemiş görünümdeki&#8230; Bu zamanda, bu kıyılarda, bu yerleşim yerlerinde bunu bulmak ne büyük bir şans&#8230;</p>
<p>Şezlonguma dönüyorum. Kayaların üstünde oturan bey gitmeye hazırlanıyor. Havlusunu toplayıp çantasına koyuyor ve bana doğru geliyor. ‘Geçen hafta arkadaşınızla birlikte bu sahili temizlemeniz ne güzel bir hareketti, sizi kutlarım’ diyor. Bu sözler hoşuma gidiyor. Keyifle kitabımı okumaya başlıyorum. Ne kadar hareketli bir yaşamı olan, ne kadar yaratıcı bir insan Ayşe Kulin. Sahilde bir hareket hissediyorum. İki delikanlı arkadaki yüksek kayaya tırmanıyor, dibine oturuyorlar. Aman Tanrım, ellerinde naylon poşetler, bir şeyler yiyip, içiyorlar. O poşetleri orada bırakmalarından korkuyorum. Okumaya çalışıyorum ama, dikkatim dağıldı bir kere. En iyisi kuzucukları seyretmek. Zaman geçiyor, bir müddet sonra delikanlılar kayadan iniyorlar, ellerinde dolu bir poşetle. Yavaşça sesleniyorum, ‘Ne olur o poşeti sahilde bırakmayın.’  ‘ Bizi hatırlamadın mı abla?‘ diyor biri. ‘Geçen hafta bizden yardım istemiştin, biz de naylon torba, pet şişe, kirli çocuk bezi, ne varsa toplamakta yardım etmiştik sana.‘ ‘Özür dilerim oğlum’ diyorum, ‘tanımadım’ . ‘Zarar yok be abla,’ diyor, ‘ama o gün biz bir şeyler öğrendik; Yardımlaşmayı, çevre duyarlılığını. Sana teşekkür ederiz’ . Gözlerim yaşarıyor ve içim ülkemin geleceği için umutla doluyor&#8230;</p>
<p><strong>Dr. Füsun Kalaycıoğlu </strong><br />
<strong>22.Ağustos. 2014- Mudanya</strong></p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/umut/">Umut&#8230;</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Berlin Duvarı&#8230;</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/berlin-duvari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2014 13:53:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1708</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="962" height="462" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-122433.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="berlin-duvari" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-122433.jpg 962w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-122433-300x144.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-122433-768x369.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 962px) 100vw, 962px" /></div>
<p>Geçtiğimiz 9 Kasım Berlin duvarının yıkılışının 25. yıldönümü idi. Berlin duvarının geçmişini bilmeyenimiz yoktur; bir dönem ‘soğuk savaş’ın simgesi haline gelen duvar; 1989 yılının 9 Kasım günü yer yer yıkılmış; [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/berlin-duvari/">Berlin Duvarı&#8230;</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="962" height="462" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-122433.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="berlin-duvari" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-122433.jpg 962w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-122433-300x144.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-122433-768x369.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 962px) 100vw, 962px" /></div><blockquote><p>Geçtiğimiz 9 Kasım Berlin duvarının yıkılışının 25. yıldönümü idi. Berlin duvarının geçmişini bilmeyenimiz yoktur; bir dönem ‘soğuk savaş’ın simgesi haline gelen duvar; 1989 yılının 9 Kasım günü yer yer yıkılmış; takip eden olaylar sonucu her iki Almanya 1990’da birleşmişti. İşte Almanlar bu yıldönümüne bir yıl öncesinden hazırlanmaya başladılar ve büyük ölçüde de turistik ağırlığı olan törenlerle kutladılar.</p></blockquote>
<p>Ben de bu yıl dönümünü oldukça erken yaptırdığım rezervasyonlarla yerinde; Berlin’de izleme fırsatı yakaladım; uzunca sayılabilecek aradan sonra gittiğim Berlin’de turistik törenlerden çok; ‘değişimleri’ görmek, insanları gözlemlemek, düşüncelerini öğrenmek benim için ilginç olacaktı; oldu da. İlk gözüme çarpan otelimizin resepsiyon görevlisinin yıldönümüne, törenlere ilgisizliğiydi. İkinci gözüme çarpan ise Alexanderplatlz meydanındaki gösteri ve sergiler idi. Bu gösteri ve sergiler en azından herkesin duvar konusunda ‘aynı görüşte olmadığını’ gösteriyordu…</p>
<p>Dikkatimi çeken göstericilerin oldukça genç olması; hatta birçoğunun duvar yıkılırken ya çok küçük çocuk olmaları yada daha doğmamış olmaları idi.. Hazırladıkları pankartlarla Almanya’nın duvar yıkıldıktan sonra Yugoslavya’nın parçalanmasındaki rolü gibi, Türkiye, Sırbistan ve Bosna-Hersek’in AB dışında tutulması gibi izlediği politikaları ve sonuçlarını sorguluyorlardı; özellikle eski Doğu Alman eyaletlerindeki işsizliği, gelir dağılımdaki Almanya’nın batısındaki eyaletlere göre bozukluğu tartışıyorlardı.. 9 Kasım günü parlamento ve tören meydanına geçmek istediler; ancak polis engeline takıldılar .</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1725 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-3.jpg" alt="berlin-duvari" width="400" height="240" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-3.jpg 400w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-3-300x180.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /><br />
Parlamento’da yapılan törenlerde de ise kısa bir zaman dilimi içinde Almanya’nın hem cumhurbaşkanının, hem de başbakanının doğu kökenli politikacılardan olması bir başarı olarak vurgulanıyordu..</p>
<p>Duvarın yaklaşık 1,5 kilometrelik bölümünün korunduğu East Side Galery’e ise tam anlamı ile turist akımı vardı. Barkovisyon gösterileri ile ‘duvarın öyküsü’ anlatılıyordu; turistlere; ama açıklanmayan şey ise yeni yapılan bir apartman için bu tarihi 1,5 kilometrelik duvar bölümünde açılan yaklaşık 30 metrelik delik; kapı idi. Duvarın üzerinde ise 21 ayrı ülkeden 105 ressamın yaptığı resimler yer alıyordu; duvar tam anlamı ile bir açık hava galerisine dönüşmüş.<br />
Beni en çok etkileyen resim ise 1980’den bu yana Berlin’de yaşayan; duvar yıkılıncaya kadar da Batı Berlin’de fakat duvarın dibinde; East Side’da yaşamını sürdüren İran asıllı ressam Kani Allavi’nin ‘duvarlar’ arasında sıkıştırılıp; tek yöne doğru yönlendirilen insanları anlatan resimi idi. Sonra akşam oldu; düşünceler, tartışmalar yerini “eğlenceye” bıraktı…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1724 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-2.png" alt="berlin-duvari" width="400" height="225" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-2.png 400w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/berlin-duvari-2-300x169.png 300w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" />Branderburg kapısının Tier Garden parkına bakan tarafında toplanan hatırı sayılır bir bölümü turist olan; bir milyon aşkın kişinin izlediği konsere çeşitli sanatçılar katıldı; fakat gecenin sürprizi ise bir ara sahneye Gorbaçov ile Walesa’nın çıkartılması idi, bir şey söylemediler; kalabalık onlara; onlarda kalabalığa baktılar sadece… Sonra günler öncesinden hazırlanan ve duvarın geçtiği bölgeler boyunca yerleştirilen sekiz bin ‘beyaz’ balon gökyüzüne bırakıldı ve havai fişek gösterileri yapıldı. Konserin sonunda birbirlerine batı-doğu şakaları yapan; Berlinliler ve turistler dağıldıktan sonra ise; geriye sabaha kadar onların bıraktığı bira bardağı ve yiyecek atık yığınlarını temizlemek için meydana ve parka giren temizlik işçileri kaldı…</p>
<p>Ertesi sabah Berlin ve Dünya yeni bir güne uyandı; bir gün önce törenlere karşı gösterilerin olduğu Alexandrplatz meydanında karşı sergilerin hepsi kaldırılmıştı; yaklaşan cristmas nedeni ile tüm meydana küçük hediyelik eşya dükkanları kuruluyordu…</p>
<p><strong>DR. Ahmet Soysal</strong></p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/berlin-duvari/">Berlin Duvarı&#8230;</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birileri &#8216;Dilovası artık kirli değil&#8217; mi demişti?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/birileri-dilovasi-artik-kirli-degil-mi-demisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2014 14:25:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1644</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="533" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="&#039;Dilovası artık kirli değil&#039; mi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>Yıllardır bilimsel tehdit altında akademik hayatını sürdürmeye çalışan Prof. Hamzaoğlu, &#8220;Resmi ideolojinin içeriğini besleyenler ve sanayi alanında hızla teknolojiye çevrilebilecek ve metaya dönüştürülebilecek bilgiyi üretenler en makbul bilim insanı oldular&#8221; [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/birileri-dilovasi-artik-kirli-degil-mi-demisti/">Birileri &#8216;Dilovası artık kirli değil&#8217; mi demişti?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="533" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="&#039;Dilovası artık kirli değil&#039; mi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><blockquote><p>Yıllardır bilimsel tehdit altında akademik hayatını sürdürmeye çalışan Prof. Hamzaoğlu, &#8220;Resmi ideolojinin içeriğini besleyenler ve sanayi alanında hızla teknolojiye çevrilebilecek ve metaya dönüştürülebilecek bilgiyi üretenler en makbul bilim insanı oldular&#8221; diyor.</p></blockquote>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1647" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-12.jpg" alt="'Dilovası artık kirli değil' mi" width="800" height="428" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-12.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-12-300x161.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-12-768x411.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><strong>Prof. Onur Hamzaoğlu&#8217;na yönelik &#8216;resmi&#8217; saldırılara karşı Kocaeli&#8217;nde bir inisitayif kurulmuştu.</strong><br />
Dün ve bir önceki gün bilim dünyası üzerindeki baskının mağduru olan akademisyenleri yazmıştım. Bugün onların sembol ismi olan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’na söz veriyorum. Prof. Hamzaoğlu Kocaeli Üniversitesi’nde halk sağlığı dalında uzman. 2009 yılında annelerin sütünde ve yenidoğanların kakasında ağır metallere rastladığını, karşılaştırmalı çalışmasına göre bunda Dilovası’ndaki fabrikaların havayı ve suyu feci biçimde kirletmesinin payı olduğunu anlatmıştı. O günden sonra üniversitede atılmak, görevden uzaklaştırılmak, dava açılmak, dışlanmak, psikolojik şiddet görmek gibi bir çok elim muameleye maruz kaldı. Fakat hiç yılmadı. Çalışmasını Medical Journal’da yayınlatarak haklılığını kanıtladı. Bu arada kendisi gibi bilimsel baskı gören akademisyenler için ismi çevresinde bir inisiyatif kuruldu: “<strong>Onurumuzu Savunuyoruz.</strong>”</p>
<p>Prof. Hamzaoğlu’yla “yeni Türkiye’nin makbul ve makbul olmayan bilim insanı tiplemesini” konuştuk. Bu arada bir önemli bilgi daha… Geçtiğimiz hafta Kocaeli Valisi Ercan Topaca bir yerel gazeteye “Dilovası artık kirli değil” demeci vermişti. Kanser vakalarının en çok görüldüğü bu yer ile ilgili Prof. Hamzaoğlu maalesef valinin doğruyu söylemediğini anlatıyor. Neye göre? Devletin rakamlarına göre! Buyrun Prof. Hamzaoğlu’nu dinleyelim.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1646" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-13.jpg" alt="'Dilovası artık kirli değil' mi" width="800" height="564" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-13.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-13-300x212.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-13-768x541.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></strong></p>
<p>Dilovası&#8217;yla ilgili bir bilim insanı olarak bir araştırmanızı paylaştınız. Başınıza ne geldi, kısaca bize hatırlatır mısınız?<br />
-Kısaca kurumsal tehdit, taciz ve tecrit yaşatıldığını, akademik olarak itibarsızlaştırılmak istendiğimi söyleyeyim. Henüz bitmediğini de belirtmeliyim. Yalnız kendimi değil, çalışma arkadaşlarımı, tıp fakültesindeki öğrencilerimin eğitimlerini de doğrudan etkileyen müdahaleleri yaşamaya devam ediyoruz. Ayrıntılarına girmek istemiyorum. Çünkü süreci her anımsadığımda rahatsızlığım daha da artıyor.</p>
<p><strong>Peki asıl meseleye gelelim. 2009’da yaptığınız bu araştırmanız ne diyordu? </strong><br />
-Yaptığımız araştırma ile üç ana konuya dikkat çekmek istedik. Öncelikle, Kocaeli’de hem sanayinin en yoğun olduğu Dilovasi İlçesi’nde hem de hemen hiçbir sanayi kuruluşunun bulunmadığı Kandıra İlçesi’nde birbirinden farklı düzeylerde de olsa, Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ)’nün kriterlerine göre, hava kirliliği bulunduğunu göstermekti. İkincisi, bu kirliliğin büyük çoğunluğunun kaynağının sanayi kuruluşları olduğunu, dolayısıyla karlarından küçük paylar ayrılarak engellenebilir, önlenebilir bir sorun olduğunu görünür hale getirmek istedik. Üçüncüsü de söz konusu hava kirliliğinin insanlara, daha doğmamış bebeklere bile ulaştığını ve bu durumun yaşamsal öneme sahip olduğunu göstermekti.</p>
<p><strong>Nasıl göstermiştiniz?</strong></p>
<p>-Hem annelerin sütünde hem de yeni doğan bebeklerin ilk kakalarında arsenik, civa, kadmiyum, alüminyum vb. ağır metal düzeylerinin DSÖ sınır değerlerinin çok çok üzerinde olduğunu bulduk.</p>
<p><strong>Bu araştırmanız 2014’te Medical Journal’da yayınlandı. Bu ne anlama geliyor? Ve tabii, yayınlanması niye 5 yıl aldı?</strong><br />
-Çalışmamız sonuçlarından yararlanarak hazırladığımız makalemizin uluslararası indekslerde taranan bir dergide yayımlanmış olması öncelikle araştırmamızda kullandığımız metodolojinin doğru, sonuçların güvenilir ve elde edilen bilginin de önemli olduğunu gösteriyor. Araştırmamıza 2009 yılında başladık ve en son laboratuvar sonuçlarını Mayıs 2011 tarihinde aldık. Bunların analizlerinin yapılması ve makale halinde yazılması yaklaşık altı ayımızı aldı ve Kasım 2011’de konuyla ilgi dergilere gönderdik. Dergilerin değerlendirme süreci Kasım 2012’de tamamlandı ve yayımlamak için kabul ettiklerini bildirdiler. Böylece makalemiz derginin yayın sırasına alınmış oldu. Ve bundan 14 ay sonra, Şubat 2014 tarihinde yayımlandı. Verilerin elde edilmesinden sonra yaklaşık üç yıllık bir süre sonrasında bilim ortamına ulaştırabildik.</p>
<p><strong>Kocaeli valisi Topaca iki gün önce bir Özgür Kocaeli gazetesine bir açıklama yapmış. &#8216;Dilovası kirli değil&#8217; diyor. Öyle mi sahiden, elinizde bugünkü halle ilgili ne gibi veriler var? </strong><br />
-Keşke öyle olsaydı. Sanıyorum Vali Topaca ölçüm sonuçlarını değil, temennisini açıklamış. Çünkü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Dilovası Hava Kalitesi İzleme İstasyonu verilerine göre, Dilovası’nda hava kirliliği DSÖ sınır değerinin 2009 yılında 3.7, 2010’da 3.9, 2011’de 3.6 ve 2013 yılında da 4.6 kat üzerindedir. 2010 ve 2012 yıllarında yeterli ölçüm yapılamadığı için yıllık ortalama sonuçlar hesaplanamıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-1645" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11.jpg" alt="'Dilovası artık kirli değil' mi" width="800" height="533" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11-768x512.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/dilovasi-11-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 800px) 100vw, 800px" /></p>
<p><strong>FOTOĞRAF: Al Jazeera</strong></p>
<p><strong>Sizin sansürlenmeniz ve engellenmenizin ardından isminizin çevresinde bir inisiyatif oluştu. Ne yapıyor bu inisiyatif?</strong></p>
<p>-Sözünü ettiğiniz inisiyatifin adı “Onurumuzu Savunuyoruz” hareketi. Değişik mesleklerden oluşan 23 kişilik bir yürütme kurulu var. Ben bu kurulda yokum. Ama benim yaşadığım olayla birlikte kuruldu ve bu güne kadar üniversitelerimizde benzer durumu yaşayan 20’den fazla öğretim elemanının durumunu kamuoyu ile paylaştı, hukuksal ve sosyal destek verdi. Üç yıl gibi bir sürede bilinebilen 20 olgu bile Yeni Türkiye’de akademik özgürlüğün durumunu gösteriyor. Tabii ki ifade özgürlüğü, anadilinde eğitim özgürlüğü, yeterli ve dengeli beslenme özgürlüğü, temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşama özgürlüğü gibi temel özgürlüklerinden yoksun bir toplumun akademisyenlerinin yalnızca kendi alanları için özgürlük beklemeleri de boş bir hayal. Öncelikle diğerleri olacak ki akademik özgürlük de olabilsin. Son bir olayı paylaşmak istiyorum. Ali Ekber Doğan, Mersin Üniversitesi öğretim üyesi. Bir gazetedeki kentleşme ve Tarsus ve Mersin’deki durumu değerlendiren röportajı nedeni ile Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından mahkemeye verildi. Dava açılmasının bile hukuka aykırı olduğu bu durum ortadayken, korkutmak, yıldırmak amacıyla açılan davanın duruşması 16 Eylül’de yapıldı. Arkadaşımız neyse ki beraat etti. Edirne’den Dr. Dilek Tucer’in Ergene Nehri’nin suyu ile yapılan tarımdan elde edilen ürünlerinin kanser yapabileceğiyle ilgili açıklaması nedeniyle ilin valisi Ali Şahin tarafından görevinden alınması da tek başına açık şiddettir. Hem uygulanan kişiye hem de benzer alanda çalışanlara bir had bildirme, hastana bak gerisine karışma uyarısıdır. Asla kabul edilemez.</p>
<p><strong>Öyleyse ‘yeni devletin’ en rahatsız olduğu ve en makbul bulduğu bilim insanı tipi nasıldır?</strong><br />
-Yeni devletin en rahatsız olduğu bilim insanı tipi, bilimsel bilgiyi toplumsal yarar için üreten, yaşanan sorunları, nedenlerini ve çözüm yollarını ortaya koyan bilim insanı tipidir. Oysaki var olan durumun devamını sağlamak adına resmi ideolojinin içeriğini besleyenler, katkıda bulunanlarla özellikle sanayi alanında hızla teknolojiye çevrilebilecek ve metaya dönüştürülebilecek bilgiyi üretenler en makbul bilim insanı konumundalar.</p>
<p><strong>&#8216;Yeni Türkiye&#8217;de bilimin geldiği noktayı iki cümleyle tanımlamanızı istesem&#8230; Bir yandan her ile üniversite açtık deniyor, bir yandan aslında durum nasıl? </strong><br />
-Modern bilim ve bunun yarattığı modern felsefe akıl ilkesinin üstünlüğü ile doğdu ve 19’uncu yüzyılda üniversitelere girmeye başladı. Öncesinde üniversitelerde kutsal kitaplar kullanılıyor ve felsefe, bilimi üretiyordu. Yeni Türkiye’de de üniversiteler felsefenin bilimi ürettiği üniversitelere dönüştürülüyor. Başka bir ifadeyle, 18’inci yüzyıl ve öncesine geri gidiş yaşıyoruz. Her ile en az bir üniversite uygulamasının temel hedeflerinden birisi genç işsiz nüfusu bir süre için de olsa erteleyebilmek. Bir diğeri de teolojinin egemen olduğu alanları genişletip, bu tedrisattan geçmiş kafalar üretmeyi hedefliyorlar. Ne kadro var ne bina var. Orta öğretim binalarıyla bir iki öğretim elemanını yan yana getirip adına üniversite diyorlar. Bilimsel bilgiyi ne üretmenin ne de öğrencilere öğretmenin mümkün olmadığı ortamlar. Diğer bir ifadeyle, her ile bir üniversite ile yeni Türkiye’nin hedeflenen insan tipi üretim alanları hızla yaygınlaştırılıyor.</p>
<p><strong>Ezgi Başaran</strong><br />
Radikal Gazetesi 19.09.2014</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/birileri-dilovasi-artik-kirli-degil-mi-demisti/">Birileri &#8216;Dilovası artık kirli değil&#8217; mi demişti?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anavatanında Talanın, Yağmanın Kıskacında Bir Ağaç; Zeytin</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/anavataninda-talanin-yagmanin-kiskacinda-bir-agac-zeytin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2014 13:33:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1635</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="689" height="374" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/zeytin-yagmasi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="zeytin-yagmasi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/zeytin-yagmasi.jpg 689w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/zeytin-yagmasi-300x163.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 689px) 100vw, 689px" /></div>
<p>Türkiye bulunduğu coğrafya itibarıyla tarımsal açıdan şanslı ülkelerden birisidir. Pek çok bitkinin anavatanı Anadolu topraklarıdır. Bunlardan bir tanesi de zeytin bitkisidir. Oleacea familyasının bir üyesi olan zeytinin (Olea europaea L.) [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/anavataninda-talanin-yagmanin-kiskacinda-bir-agac-zeytin/">Anavatanında Talanın, Yağmanın Kıskacında Bir Ağaç; Zeytin</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="689" height="374" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/zeytin-yagmasi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="zeytin-yagmasi" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/zeytin-yagmasi.jpg 689w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/zeytin-yagmasi-300x163.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 689px) 100vw, 689px" /></div><blockquote><p>Türkiye bulunduğu coğrafya itibarıyla tarımsal açıdan şanslı ülkelerden birisidir. Pek çok bitkinin anavatanı Anadolu topraklarıdır. Bunlardan bir tanesi de zeytin bitkisidir. Oleacea familyasının bir üyesi olan zeytinin (Olea europaea L.) anavatanı, Güneydoğu Anadolu Bölgesini de içine Alan Yukarı Mezopotomya ve Güney ön Asya’dır. Mardin, Hatay, Suriye, Filistin ve Kıbrıs adasını içine alan bölge zeytin bitkisinin anavatanı olarak kabul edilmekle birlikte Zeytin ağacının kökeni ve Zeytinin tarihçesi hakkında hiç kimse kesin bir bilgiye sahip değildir. Arkeolog ve paleo-botanikçiler yapmış oldukları araştırmalarda Akdeniz havzasında birçok değişik bölgede yabani zeytin verilerine rastlamışlardır.</p></blockquote>
<p>Zeytinin Tarihi: Akdeniz Uygarlığının sembolü olan zeytinin tarımsal anlamda ilk kullanımına ilişkin verilere ise Doğu Akdeniz’de Suriye sınırları içerisinde rastlanmıştır ve tarihi MÖ 6.000 yılına dayanmaktadır. Veriler zeytinin buradan üç koldan dünyaya yayıldığını göstermektedir.</p>
<p>Son yıllardaki çalışmalarda Hatay, Kahramanmaraş ve Mardin şeridinde zeytin ağacının en alt türüne rastlanılmış olması bu yargıyı kesinleştirmektedir. Güneydoğu Anadolu’ da ilk yerleşimini tamamlayan zeytin, Batı Anadolu’<br />
ya ve oradan da Ege adaları yolu ile Yunanistan, İtalya, Fransa ve İspanya’ ya kadar uzanmıştır. Sicilya yolu<br />
ile Kuzey Afrika’ ya sıçrayan zeytin, Güneydoğu Anadolu’ dan çıkarak Suriye ve Mısır üzerinden ilerleyen ikinci kol ile birleşmiş ve böylece Akdeniz’ in tüm güney kıyılarına yayılmıştır.</p>
<p>Bir üçüncü kol da Irak ve İran üzerinden Afganistan ve Pakistan’ a kadar ilerlemiştir. XVI. Yüzyılda İspanyollar tarafından Güney ve Kuzey Amerika’ ya götürülmesi ile zeytinin dünyadaki yayılışı tamamlanmıştır.</p>
<p>Diğer bir görüşe göre ise zeytinin atası ve çıkış noktası “Olea Chrysophylla dır” Her daim yeşil olan ve dallarını dökmeyen yüksekliği 2 ila 15 metre arasında değişen yabani bir zeytin ağacı türüdür. Bu tür Güney Afrika’dan Orta Afrika’ya oradan Mısır ve Orta doğuya Pakistan ve Hindistan üzerinden Çine kadar ulaşmıştır.</p>
<p>Yunanistan’da zeytinin MÖ 1.500 yılında önemli bir ticari meta olduğunu gösteren verilere rastlanmış olup, Firavun<br />
Tutankaon’un mezarında bulunan zeytinyağı ise MÖ 1325 tarihlidir. Veriler bu tarihlerde zeytinyağının sadece yemeklik olarak kullanımının yanı sıra dinsel, sağlık ve yakıt gibi çok değişik amaçlar için kullanıldığını göstermektedir. zeytinin Avrupa’ya yayılmasında Romalılar, zeytinyağı kültürünün yayılmasında ise Giritliler etkin rol oynamıştır.</p>
<p>Gerçek olan şu ki her uygarlığın zeytin ağacına ve tarihsel gelişimine ilişkin kendi hikayeleri bulunmaktadır. Kesin olan bir şey var ki zeytin tanrının insanlara bir armağanı olup Akdeniz uygarlığının temel sembolüdür.</p>
<p>Zeytin Din ve Mitoloji: zeytin, Kur’an ve İncil’de bir çok yerde geçen, Kuranı Kerimde ise incirle birlikte Tanrının insanlara bir hediyesi olarak Sina Dağı’na cennetten indirildiği yazan KUTSAl bir meyvedir. Aynı zamanda hiçbir yere ait değildir,<br />
ne Doğuya ne de Batıya ! Üç din açısından da büyük önem arz eden zeytindağı’ nda İsa’nın gökyüzüne yükseldiği zamandan kalma zeytin ağaçları hala varlığını sürdürmektedir. Musevilerde Mesih’in zeytindağı üzerinden Kudüs’e geleceğine inanılır. İslam inanışında Sırat köprüsü Haram al-Sharif ile zeytindağı arasında kurulacaktır.</p>
<p>Hıristiyan inanışında ise İsa’ya peygamberlik bu dağda verilmiş olup göğe buradan yükselmiştir. Eski Mısır’da dini ayinlerde arınmak amacıyla zeytinyağı kullanılmış olup Firavunların mezarına zeytinyağı koymuşlardır. Romalılarda kutsal ekmeğin saklandığı mihrabın aydınlatılmasında zeytinyağı kullanımı şarttı. Yahudilerin Antlaşma sandığı da zeytinyağı ile kutsanmıştır.</p>
<p>Yetki güç ve bilgeliğin simgesi olarak kralların başına sürülmüş bu gelenek günümüzde Avrupa krallarının taç giyme törenlerinde hala sürdürülmektedir.</p>
<p>Dünya üzerinde yetişen ağaçların ilkidir ve mitolojide, tarih kitaplarında ve kutsal kitaplarda;<br />
• Tanrıça Athena’nın hayatını sürdürebilmesi için zeytin ağacını sürekli görmesi ve kimi tanrıların da zeytin ağacının altında doğması gerektiği.<br />
• Sezar’ın başında zeytin ağaçlarından yapılmış taçla halkın karşısına çıktığı,<br />
•Uzun süre Olimpiyatlarda kazanan kişilere zeytin dalından yapılmış taç takıldığı,<br />
• Herkül’ün silahının zeytin ağacından olduğu,<br />
• Zeytin ağacına zarar verenler ölümle cezalandırıldığı,<br />
• Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği haç’ın zeytin ağacından olduğu,<br />
• Eski Yunan’da kutsal ağaç olarak kabul edilip zeytin tarımının sadece iyi ve dürüst insanlar tarafından yapılmasına izin verildiği,</p>
<p>• Zeytinyağının dinsel törenlerin kutsal lambalarında yakılmakta olduğu,<br />
• Kralların ve yeni doğan bebeklerinin kutsanmasında kullanılmakta olduğu,<br />
• Zeytin ağacı akıl ve zaferin, zeytin dalı barışın, zeytinyağı da saflık ve sadeliğin sembolü sayıldığı yazmaktadır.<br />
Zeytin ve sağlık: Kutsal kitaplarda Tanrı’nın insanlara bir armağanı olduğu bildirilen ve benzersiz bir ağaç olan zeytin ağacının meyvesi zeytinin özü anne sütüne en yakın bir özelliğe sahiptir. İçerdiğindeki antioksidan maddeler nedeniyle çocukluktan yaşlılığa yaşamımızın her döneminde sağlık açısından eşsiz katkılar sunan zeytinyağının faydaları saymakla bitmez. zeytin meyvesi önemli miktarda bitkisel kökenli antioksidanlar, mineraller ve vitaminleri içerir. Oleik asit<br />
ve palmitoleik asit gibi kandaki kötü kolesterolü düşüren ve iyi kolesterolü yükseltmeye yardımcı tekli doymamış yağ asitlerini ihtiva eder. İçerdiği antioksidanlarla kanser, kalp hastalığı, kimi sinir hastalıkları ve şeker hastalığına karşı koruyucu özelliği vardır. İyi bir E vitamini kaynağıdır. Ayrıca A ve K vitaminleri ile demir, kalsiyum, magnezyum<br />
ve potasyum mineralleri ve amino asitleri içerir. Bünyesinde az miktarda B vitamini komplekslerini de barındırır. Yaşlanmayı geciktirici özelliği vardır. Hücre yenilenmesini hızlandırır bu nedenle dokular daha hızlı bir şekilde kendisini yeniler.</p>
<p>Yüksek miktarda lif içeriğine sahip olan zeytinin yağı ise hazmı en kolay yağdır.<br />
Ülkemizde Zeytin: Ülkemizde ilk resmi istatistiklere göre zeytincilik 1943/44 &#8211; 1944/45 kampanyasında 286 bin hektar alanda, 29,4 milyon ağaç sayısı, 127.025 ton dane zeytin, 12.817 ton sofralık zeytin ve 24.056 ton zeytinyağı ile başladı. zeytinciliğe verilen önem 1950’li yıllarla birlikte yavaşlamasına karşın Türkiye ilk zeytinyağı ihracatını 1961-62 döneminde yaptı. zeytinyağı ilk kez 1966 yılında destekleme alımı kapsamına alınan 24 tarımsal üründen biri oldu. 1970’li yıllarda verimin düşük ve maliyetin yüksek oluşu zeytinciliğimizi son derece olumsuz etkiledi. Bu dönemde tamamen doğal olan zeytinyağının insan sağlığı yönünden ne kadar değerli olduğu anlatılarak teşvik edileceği yerde, rafinasyon ile elde edilen diğer bitkisel yağların üretimi ve tüketimi teşvik edildi.</p>
<p>1980’li yıllar ve sonrasında zeytinlikler sökülerek, kıyı turizmine feda edilip, otel, motel ve villalar zeytinliklerin yerini almaya başladı. Aynı süreçte zeytin üreticisi başka tarımsal faaliyetlere yöneldi.</p>
<p>Oysa aynı dönemde geleneksel zeytin yetiştiriciliğinin ekonomik olmadığının farkına varan İspanya ve İtalya modern zeytinciliğe yöneldi.</p>
<p>Zeytinyağı ülkemizde ilk kez 1966 yılında destekleme alımı kapsamına dahil edilip ve 4.10.1966 tarih ve 6/7148 sayılı Kararname ile İzmir zeytin ve zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri zeytinyağı destekleme alımı ile görevlendirildi. Destekleme alımları 1973/74 ve 1979/80 dönemleri dışında 1987/88 dönemine kadar aralıksız devam etti. 1987-1990 yılları arasında destekleme kapsamından çıkarılan zeytin yağı 1991 yılında yeniden destekleme kapsamına<br />
alındı 5 Nisan 1994 Ekonomi İstikrar Paketi çerçevesinde tekrar destekleme kapsamı dışında bırakıldı. Günümüzde ise üretimden bağımsız olarak genel bir destekleme sistemi olan Doğrudan Gelir Desteği (DGD) kapsamında zeytin üreticilerine 2000-2008 yılları arasında gelir desteği ödemesi yapıldı. Ayrıca üretim maliyetini düşürmek amacıyla Tarımsal Üretimde Kullanılan Mazot ve Kimyasal Gübre Destekleme Ödemesi Yapılması kapsamında zeytin üreticilerine mazot ve gübre desteği sağlanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Tüm dünyada 16,6-20,4 milyon ton arasında (var yılı yok yılı:peryodisite ve iklimsel koşullara bağlı olarak üretimde farklılık) üretimi yapılan yaklaşık 900 milyona ulaşan zeytin ağacı varlığının yüzde 98’i Akdeniz Havzası’nda yer almaktadır. zeytinyağı üretiminin ise yüzde 95’i Akdeniz ülkelerinde gerçekleşmektedir.</p>
<p>Cumhuriyet tarihi boyunca zeytin ve zeytinyağı sektörünü geliştirmek için sarf edilen çabaların bir sonucu olarak ülkemizdeki zeytin ağacı sayısı günümüzde 167 milyon adete ulaşmıştır (Tablo 1).</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td colspan="7" width="437"><strong>Tablo 1. </strong>Ülkemiz Zeytin Ağacı Sayısı (000 adet)</td>
</tr>
<tr>
<td width="73">&nbsp;</td>
<td width="55"><strong>1990</strong></td>
<td width="56"><strong>2000</strong></td>
<td width="59"><strong>2010</strong></td>
<td width="65"><strong>2011</strong></td>
<td width="64"><strong>2012</strong></td>
<td width="65"><strong>2013</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="73">Sofralık</td>
<td width="55">80.600</td>
<td width="56">89.200</td>
<td width="59">111.398</td>
<td width="65">117.941</td>
<td width="64">120.820</td>
<td width="65">129.161</td>
</tr>
<tr>
<td width="73">Yağlık</td>
<td width="55">5.960</td>
<td width="56">8.570</td>
<td width="59">45.758</td>
<td width="65">37.486</td>
<td width="64">37.084</td>
<td width="65">37.869</td>
</tr>
<tr>
<td width="73">TOPLAM</td>
<td width="55">86.560</td>
<td width="56">97.770</td>
<td width="59">157.156</td>
<td width="65">155.427</td>
<td width="64">157.904</td>
<td width="65">167.030</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kaynak :TUİK</strong></p>
<p>Ege, Marmara, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri önemli zeytin üreticisi bölgeler olup zeytin ağaçlarının %97’si İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Bursa, Manisa, Aydın, Muğla, Adana, Antalya, Gaziantep, Hatay, Kilis, Mersin, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da bulunmaktadır. zeytinlik alanlarımız özellikle 2005 yılı<br />
sonrasında %25 gibi hızlı bir artış oranıyla 806 bin hektara ulaşmıştır (Tablo 2). Bu zeytinlik alan genişliği ile ülkemiz İspanya, Tunus, İtalya, Fas ve Yunanistan’ın ardından altıncı sırada yer almaktadır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td colspan="5" width="436"><strong>Tablo</strong> <strong>2.        </strong>Zeytinlik Alan Genişliği (000 ha)</td>
</tr>
<tr>
<td width="97"><strong>ÜLKE</strong></td>
<td width="79"><strong>1990</strong></td>
<td width="87"><strong>2000</strong></td>
<td width="93"><strong>2010</strong></td>
<td width="80"><strong>2012</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="97">İspanya</td>
<td width="79">2.064</td>
<td width="87">2.300</td>
<td width="93">2.475</td>
<td width="80">2.428</td>
</tr>
<tr>
<td width="97">Tunus</td>
<td width="79">1.392</td>
<td width="87">1.460</td>
<td width="93">1.689</td>
<td width="80">1.800</td>
</tr>
<tr>
<td width="97">İtalya</td>
<td width="79">1.134</td>
<td width="87">1.107</td>
<td width="93">1.191</td>
<td width="80">1.125</td>
</tr>
<tr>
<td width="97">Fas</td>
<td width="79">365</td>
<td width="87">415</td>
<td width="93">830</td>
<td width="80">968</td>
</tr>
<tr>
<td width="97">Yunanistan</td>
<td width="79">691</td>
<td width="87">709</td>
<td width="93">834</td>
<td width="80">934</td>
</tr>
<tr>
<td width="97">Türkiye</td>
<td width="79">537</td>
<td width="87">543</td>
<td width="93">743</td>
<td width="80">806</td>
</tr>
<tr>
<td width="97">Dünya</td>
<td width="79">7.410</td>
<td width="87">7.657</td>
<td width="93">9.771</td>
<td width="80">10.201</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><strong>Kaynak:FAO</strong></p>
<p>Ülkemizin zeytin ağacı sayısındaki artışa paralel olarak zeytin üretimimizde de önemli miktarda artış sağlanmış ve TÜİK verilerine göre zeytin üretimimiz 2013 yılı itibarıyla yaklaşık 1,7 milyon ton olarak gerçekleşmiştir (Tablo 3). Ülkemizde üretilen zeytinin yaklaşık %30’luk bölümü sofralık olarak tüketilirken, yaklaşık %70’lik bölümü yağlığa ayrılmaktadır. Türkiye zeytin üretiminde İspanya, İtalya ve Yunanistan’ın ardından dünyada dördüncü sırada yer almakta ve dünya zeytin üretiminin yaklaşık %10’luk bölümünü karşılamaktadır.</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td colspan="6" width="436"><strong>Tablo 3. </strong>Ülkemiz Zeytin Üretimi (000 ton)</td>
</tr>
<tr>
<td width="79">&nbsp;</td>
<td width="98"><strong>2000-2009</strong></td>
<td width="59"><strong>2010</strong></td>
<td width="67"><strong>2011</strong></td>
<td width="65"><strong>2012</strong></td>
<td width="70"><strong>2013</strong></td>
</tr>
<tr>
<td width="79">Sofralık</td>
<td width="98">431</td>
<td width="59">375</td>
<td width="67">550</td>
<td width="65">480</td>
<td width="70">390</td>
</tr>
<tr>
<td width="79">Yağlık</td>
<td width="98">914</td>
<td width="59">1.040</td>
<td width="67">1.200</td>
<td width="65">1.340</td>
<td width="70">1.286</td>
</tr>
<tr>
<td width="79">TOPLAM</td>
<td width="98">1.345</td>
<td width="59">1.415</td>
<td width="67">1.750</td>
<td width="65">1.820</td>
<td width="70">1.676</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kaynak :TUİK</p>
<p>Ulusal zeytin Konseyi verilerine göre Türkiye yaklaşık 400 bin tonluk sofralık zeytin üretimiyle İspanya’nın ardından ikinci sırada yer almaktadır. Dünya sofralık zeytin üretiminin yaklaşık %20’lik bölümünü sağlayan ülkemiz, yaklaşık 300 bin tonluk tüketimiyle de dünya lideri konumundadır.<br />
Ülkemiz zeytinyağı üretiminde de dünyanın önemli ülkeleri arasında yer almaktadır. Türkiye yaklaşık 190 bin tonluk zeytinyağı üretimi ile dünya sıralamasında İspanya, İtalya ve Yunanistan’ın ardından dördüncü sırada yer almaktadır. Türkiye dünya zeytinyağı üretiminin yaklaşık<br />
% 6’lık bölümünü gerçekleştirmektedir. zeytinyağı üretimindeki önemli artış tüketimimize de olumlu yönde yansımıştır. Tüketimimiz 2005 yılından günümüze yaklaşık %80 oranında artış göstererek 150-160 bin ton seviyelerine yükseldi. Türkiye zeytinyağı tüketiminde de İtalya, İspanya, ABD ve Yunanistan’ın ardından beşinci sırada yer aldı.<br />
zeytinyağı üretim ve tüketimimize paralel olarak ülkemizde kişi başına zeytinyağı tüketimi de 2005 yılı sonrası süreçte yaklaşık 1 kilogramdan 2 kilograma artış gösterdi. Türkiye 30 bin tonluk zeytinyağı ihracatıyla İtalya, İspanya ve Tunus’un ardından dördüncü sırayı almaktadır. TÜİK’in verilerine göre 2013 yılı itibarıyla 295 milyon dolar ihracat geliri elde edilmiştir. Sektörün 2023 yılı zeytinyağı ihracat hedefi 700 bin tondur.<br />
Ancak bütün bu gelişmelere rağmen üretim, girdi ve pazar odaklı bir destekleme politikası uygulanmadığı için tarımsal üretimin diğer dallarında olduğu gibi verilen destekler üretim maliyetlerini karşılamaktan uzak kalmış tarımsal üretimle uğraşan tüm üreticiler gibi zeytin üreticileri de yoksullaşmış, tarımsal üretimden vazgeçme aşamasına gelmişlerdir.</p>
<p><strong>ZEYTİNCİLİKTE YASAL SÜREÇLER</strong><br />
1939 &#8211; 1996 Yılları: Cumhuriyet sonrası ülkemizde tarımın en önemli faaliyet alanlarından biri zeytincilik olmuştur.<br />
Atatürk’ün 1929 yılında Yalova bölgesine yaptığı bir gezide zeytinciliğe gereken önemin verilmesine yönelik direktifleri ile ülkemizde zeytincilik seferberliği başlatıldı. Bu kapsamda zeytincilik konusunda araştırmalar yapmak üzere 1937 yılında Bornova zeytincilik Araştırma Enstitüsü kuruldu.</p>
<p>1939 yılında ise 3573 sayılı “zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun” yürürlüğe koyuldu. Bu kanunla zeytin ülkemizde bir kanuna sahip tek bitki olmuştur. Yurt dışında eğitim görmüş uzmanlar tarafından yeni, bakımlı, sağlıklı ve verimli bahçeler tesis edilip, sofralık zeytin ve zeytinyağı işleme tesisleri kuruldu. Atılan bu adımlarla ülkemizde zeytincilik büyük bir hızla gelişme sürecine girdi.</p>
<p>1939 yılında yürürlüğe giren 3573 sayılı“zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması<br />
Hakkında Kanun” kanun yapıcıların ülke tarımında, çiftçilerine, tarım arazilerine yaklaşımlarının bir sonucu olarak son derece koruyucu düzenlemeler getirmiştir. Bu kanuna göre özetle ;<br />
• Zeytinlik sahaları daraltılamaz.<br />
• Zeytinliklere her çeşit hayvan sokulması, yerleşim sahaları hariç, zeytin sahalarına en az bir kilometre yakınlıkta koyun ve keçi ağılı yapılması yasaktır.<br />
• Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 km mesafede zeytinyağı fabrikası ve küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri hariç zeytinliklerin bitkisel gelişimine ve üremesine engel olacak kimyevi atık, toz ve duman bırakan tesis yapılamaz ve işletilemez.<br />
• Zeytinliklerine bakmayan üreticiye ağaç başına 10 Tl idari para cezası verilir.<br />
• İzinsiz zeytin ağacı kesenlere veya sökenlere ağaç başına 60 Tl idari para cezası verilir.<br />
1996-2005 Yılları: Kanunun yürürlüğe konulmasından 57 yıl sonra 3573 sayılı zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’a dayanılarak ekolojik yönden uygun bölgelerde ve zeytin yetiştiriciliğine elverişli sahalarda zeytinlik kurulmasını sağlamak, mevcut zeytinliklerde ürünün miktar ve kalitesini yükseltmek ve maliyeti düşürmek, birim alandaki verimi arttırmak, zeytinyağı ve sofralık zeytin işletmelerindeki teknolojik yapıyı günün koşullarına uygun hale getirmek üzere gerekli teknik, ekonomik, ticari ve sosyal tedbir ve organizasyonları sağlamak amacı güden zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılmasına Dair Yönetmelik 3 Nisan 1996 tarihinde Resmi Gazetelerde yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>Yönetmelikle orman sahaları dışında kalan ve Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan yabani zeytinlik, antepfıstığı ve harnupluklar ile her türlü sakız çeşitlerinin bulunduğu yerler ve 17.10.1983 tarih ve 2924 Sayılı Kanun kapsamında bulunmayan, orman sınırları dışında, zeytin yetiştirmeye elverişli fundalık ve makilik en az 25 dekarlık alanlar halinde Bakanlıkça tespit ve ilan edilmiş bulunan parseller için (zeytinlik saha tanımı 25 dekar); şartları uygun olanlar, köy muhtarlıkları, gerçek ve tüzel kişilere 5 yıllık süre zarfında zeytinlik tesis edilmek üzere tahsis; 5 yıllık sürenin sonunda da amacına uygun olarak zeytinlik tesis edilen sahaların Bakanlık görüşü ve onayı ile tapu devrinin gerçekleştirileceğine dair hükümler getirilmiştir.</p>
<p>Yönetmelikte, zeytinlik sahaların genişletilmesi ve geliştirilmesi; yabani zeytinlik sahaları ile makilik ve fundalık alanlardan zeytinlik haline dönüştürülecek yerlerin, öncelikle bu yerlerin dahil olduğu köylerden toprak sahibi olmayanlara, yoksa bu sahalara en yakın köylerden toprak sahibi olmayanlara, zirai eğitim almış olanlara, ikinci derecede küçük çiftçilere tahsisi amaçlanmış gibi görünse de yeterli sermayeye, kredi ve girdi maliyetlerini karşılama gücü olan diğer isteklilere Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan yani kamunun olan yabani zeytinlik, antepfıstığı ve harnupluklar, her türlü sakız çeşitlerinin bulunduğu yerler ile orman sınırları dışında, zeytin yetiştirmeye elverişli fundalık ve makiliklerin tahsisi ve tapu devrine neden olduğu söylenebilir.</p>
<p>2005- 2014 Yılları: 2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nda belirlenen ulusal tarım politikaları çerçevesinde çalışmalar yapmak üzere 5 Nisan 2007 tarihinde Ulusal zeytin ve zeytinyağı Konseyi Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik yürürlük kazanmıştır. Söz konusu yönetmelik çerçevesinde, zeytin ve zeytinyağı üreticileri ile zeytin bitkisinden elde edilen asıl ve yan ürünlerin ticaretini yapan tüccarlar, sanayiciler ve/veya bunların oluşturdukları birlikler, dernekler, kooperatifler ve birlikler ile zeytin ve zeytinyağı ile ilgili araştırma ve eğitim kurumları, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelerek tüzel kişiliğe sahip Ulusal zeytin ve zeytinyağı Konseyi kurularak çalışmalarına başlamıştır.</p>
<p>Zeytinlik sahaların genişletilmesi ve geliştirilmesi, zeytin ve zeytin yağı sektörünün güçlendirilmesine dönük yönetmeliklerin çıkarıldığı ve Tarım Kanunu’nda belirlenmiş ulusal tarım politikaları ortada iken günümüze kadar kirletici sanayilerin, madencilik faaliyetlerinin yok edici baskılarından, zararlarından zeytinlik sahalarının korunmasını sağlayan 75 yıllık zeytin Kanunun koruyucu kalkanı 20 madde “<strong>Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının iznine bağlıdır</strong>” değiştirilmeye çalışılmıştır. 2005- 2012 yılına kadar çıkarılan torba yasalar veya kanunun hükmünde kararnamelerde Madencilik kanunlarına eklemlenerek zeytincilik kanunun zeytinlikleri koruyucu maddesi 4 kez değiştirilmeye çalışılsa da her seferinde üretici örgütleri, meslek odaları, sendikalar, demokratik kitle örgütleri, bazı siyasi partilerin ve üniversitelerin işbirliği, itirazları ve yaptıkları eylemlerle bu girişimler sonuçsuz bırakılmıştır.</p>
<p>Zeytinliklerin amacı dışında kullanılmasının, talanının ve yok edilişinin önünü Kanun değişikliği ile açamayacaklarını anlayan iktidar sahibi siyasi anlayış bir hukuksuzluk örneği daha sergileyerek zeytin Kanununun uygulayıcısı, zeytinciliğin geliştirilmesinden ve desteklenmesinden sorumlu bir Bakanlık olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı aracılığıyla 2012 yılı Nisan ayında “zEYTİNCİlİĞİN ISlAHI, YABANİlERİNİN AŞIlATTIRIlMASINA DAİR YÖNETMElİKTE DEĞİŞİKlİK YAPIlMASINA DAİR YÖNETMElİK” le zeytin Kanunun Koruyucu 20. maddesinin işlevsiz kılınmasını sağlamıştır. (3573 sayılı zeytin kanununa aykırı olarak hazırlanan yönetmelik değişikliği ile; Madde 4 zeytinlik saha tanımı en az 25 da; Madde 23 zeytin sahalarına 3 km mesafede hazırlatılacak ÇED Raporuna ve Gıda Tarım ve hayvancılık Bakanlığınca zeytincilik araştırma veya üniversiteden alınacak zeytinlik sahalara zararın olup olmadığına ilişkin bilimsel rapora istinaden Kamu Yararı Kararı alınmış plan ve yatırımlar; jeotermal kaynaklı seralar; yenilenebilir enerjiye dayanan elektrik üretim tesisleri; petrol doğal gaz ve savunma amaçlı tesislerin yapımına eşdeğer zeytin sahası tesis etmek koşulu ile İzİN verilmesi sağlanmıştır.</p>
<p>Yönetmelik değişikliği TMMOB ziraat Mühendisleri Odası, Çevre Mühendisleri Odası ve Peyzaj Mimarları Odası’nın açtığı davalar nedeniyle Danıştay İdari Davalar Daire Kurulu tarafından 2013/157 sayılı karar ile iptal edilmiştir.<br />
3573 sayılı zeytin kanununda maden kanunu, sonrasında da yönetmelik değişikliği ile yapamadıklarını günümüzde de yeni bir düzenlemeyle Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca hazırlanarak 16.06.2014 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan Enerji Kanunu “Elektrik Piyasası Kanunu ile zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair kanun Tasarısı” kapsamında önceki düzenlemelerden daha açık (b ve c maddeleri) , kolaylaştırıcı ve yıkıcı biçimde yapmaya çalışmışlardır.</p>
<p>Yapılacak kanun değişikliğinin son cümlesinde “milletlerarası antlaşma hükümleri uyarınca gerçekleştirilmesi öngörülen elektrik üretimine yönelik yatırımlar ve yatırımlarla ilgili her türlü yapılar” (nükleer santraller, termik santraller vb. ) kanunun değişikliği ile getirilen istisnaların da dışında tutulacağı bildirilerek söz konusu yatırımlar kanundan ve ilgili maddelerinden muaf tutulmuştur.</p>
<p>Ayrıca 3573 sayılı kanuna aykırı bulunarak yürütülmesi durdurulmuş yönetmelik değişikliğinde bile yer verilen zorlayıcı ve koruyucu hükümler yani ÇED olumlu kararı, yapılacak faaliyetlerin 3 km mesafedeki zeytinliklere zarar verip vermeyeceğinin zeytincilik Araştırma veya Üniversite raporları ile belirlenmesi ve yok edilen zeytinliklere eşdeğer bir arazide zeytinlik tesis edilmesi koşulları da Kanun Değişiklik tasarısında kaldırılmıştır.<br />
Kanun değişiklik tasarısında istisna getirilen faaliyetlere ilişkin değerlendirme ve olur yetkisi verilen 9 üyeli ZEYTİN KURULU’ nun oluşturulması ve üyeleri konusunda da düzenleme getirilmektedir. Yapılan düzenleme zeytin Kurulu’nun da diğer kurullarda olduğu gibi Kamu Kurum ağırlıklı oluşturulmasını öngörmektedir (zeytin kurulu 7 üye kamu kurumlarından, sadece 2 üye ise Üniversite , meslek örgütü, ziraat odaları veya zeytincilik konusunda hizmet veren sivil toplum örgütlerinden oluşturulacaktır ).</p>
<p>Kamu yararı kararı alınarak zeytin Sahalarında (25 dekar ve üstü zeytinlik arazilerde ) ve 3 km mesafede zeytin Koruma Kurulunun da uygun görmesi şartıyla Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının izniyle yapılabilecek faaliyetlere ilişkin istisnalar yönetmelik değişikliğindeki maddelere ek olarak f ve g maddeleri de eklenmiş b ve c maddeleri kanun tasarısının gerçek amacını gözler önüne serecek biçimde yeniden düzenlenmiştir*;<br />
a-Jeotermal kaynaklı teknolojik sera yatırımları<br />
b-İlgili Bakanlıkça kamu yararı kararı alınmış madencilik faaliyetleri* (iptal edilen yönetmelik değişikliğinde “ kamu yararı kararı alınmış plan ve yatırımlar ” )<br />
c- Kamu yararı kararı alınmış elektrik üretimine* yönelik yatırımlar (iptal edilen yönetmelik değişikliğinde “yenilenebilir enerji; rüzgar, güneş vb. yönelik yatırımlar ”) böylece termik, nükleer santral , doğalgaz çevrim santralleri vb.<br />
d- Petrol ve doğalgaz arama ve işletme faaliyetleri<br />
e- Savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar,<br />
f- Doğal afet sonrası ortaya çıkan geçici yerleşim yeri ihtiyacı,<br />
g- Kamu yararı kararı gözetilerek yol altyapı ve üst yapı faaliyetlerinde bulunulacak yatırımlar,<br />
Yapılan değişiklikle zeytinliklerde ve 3 km mesafede sadece zeytinyağı fabrikaları yapımı izinleri yukarıda getirilen istisnalara ek Gıda tarım ve Hayvancılık Bakanlığının izni ile her türlü tarımsal işletmeler ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmelerinin yapılmasına da olanak tanınmıştır.</p>
<p>Ayrıca yapılan değişiklikle getirilen herhangi bir bilimsel ve teknik dayanaktan yoksun zeytinlik saha (25 dekar ve üstü zeytinlik arazi) tanımına uymayan 25 dekarın altındaki zeytinlik araziler yapılabilecekler konusu belirsiz bırakılarak her türlü talana , yağmaya ve yapılaşmaya açık hale getirilmiştir. zeytinlik arazilerin büyük çoğunluğunun 25 dekardan küçük ve parçalı (ortalama 12 dekar ) olduğu dikkate alındığında kanun değişikliği ile getirilen zeytinlik saha tanımı ki 3573 sayılı zeytin kanuna aykırı bulunarak iptal edilmişti, zeytinlik arazilerin talanı ve yok edilmesi için çok daha kolay ve denetimden uzak bir zemin hazırlayacaktır. Ayrıca AB’nin konuyla ilgili 2366/98 EC mevzuatında 1 dekarın üzerindeki alanlar “zeytin yetiştirilen parsel” olarak tanımlanırken, “zeytin ağaçları ile kaplı alanlar” ise asgari olarak 100 metrekare olarak boyutlandırılıyor.</p>
<p>Ranta, talana, yapılaşmaya, ve uluslararası sözleşmeli enerji yatırımlarına çok cömert olan ve ayrıcalık tanıyan kanun değişikliğindeki en trajikomik değişiklik ise cezası arttırılan ve zeytinlik saha tanımının da kullanılmadığı “……. zeytinliklere her çeşit hayvan sokulması yasağı” ve bu yasağa uymayanlara 1-3 ay olarak uygulanan cezasının 6 aya kadar artırılmış olması değişikliğidir.</p>
<p>Kısaca özetlemek gerekirse hiçbir ilgisi ve bağlantısı olmadığı ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ‘nun 3573 sayılı zeytin kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle iptal ettiği zeytinlik arazilerin yok edilmesine, talanına olanak tanıyan yönetmelik değişikliğinden daha ağır ve kapsamlı ayrıcalıklar getiren Kanun Değişikliği Tasarısı “zeytinlik arazilere bir ihanet, zeytin üreticilerine ve sektörüne bir darbedir”<br />
Yasa tarım komisyonunda görüşülmüş, tüm itirazlara, yapılan görüşmelere ve eylemlere<br />
rağmen Elektrik Piyasası Kanununa eklemlenen “zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair kanun Tasarısı” geri çekilmediği gibi uygun koşullar oluştuğunda kanunlaşacağı söylenebilir. Söz konusu zeytin sahalarının yağma ve talan yasasının çıkarılmaması, çıkarıldığında da yürürlüğünün durdurulması için her türlü çaba, eylem ve çalışmanın yürütülmesi, sağlığımız, üreticilerimiz ve geleceğimiz için bir zorunluluk , bir görevdir.<br />
Bu görevi en iyi biçimde yapan zeytinliklerini, topraklarını, geleceklerini koruyan Manisa’nın Soma ilçesi, Yırca Köyü<br />
(mahallesinde) halkını ve onları destekleyen, yanlarında olanları kurum ve kuruluşları anmadan geçmek haksızlık olur. Özel bir şirket tarafından termik santral yapılacak bölgedeki haksız ve hukuka aykırı bir biçimde acil kamulaştırma kararı alınarak kamulaştırılan zeytinlik sahalarında zeytin ağaçlarının kesilmemesi için aylarca çadırlarda nöbet tutan, mücadele eden, saldırılara uğrayan, Yırca köylülerini kutlamak ve alkışlamak gerekir.</p>
<p>Yürüttükleri hukuk mücadelesini kazanmalarına rağmen Danıştay’ın acil kamulaştırma kararının yürütülmesinin durdurulduğu kararın açıklandığı günün sabahında 6000 zeytin ağacının yok edilmesini kepçelerin önüne bedenlerini siper etmelerine rağmen engelleyemediler, darp edildiler ve tutuklandılar. Yırca köylülerine zeytinliklerin, topraklarının, köylerinin önemini, onların ve geleceklerinin savunulmasında dayanışma ve mücadele ruhunun önemini bir kez daha gösterdikleri, yılmadıkları ve konunun ülke kamuoyuna taşınmasını sağladıkları için sonsuz teşekkürler.</p>
<p>Sonuç olarak;</p>
<p>Dünya’da en önemli zeytin üreticisi ülkeler arasında yer alan Türkiye dünya sofralık zeytin üretiminde ikinci, tüketiminde birinci, yağlık zeytin ile zeytinyağı üretiminde ise 4. büyük üretici konumundadır. Dış ticaret müsteşarlığı tarafından yayınlanan istatistiklere göre zeytinyağı, dışsatım değeri yüksek ilk 20 madde arasında yer almaktadır. Daha da önemlisi Anadolu zeytin ağacının genetik anavatanıdır.</p>
<p>Ülkemizde yaklaşık 400.000 çiftçi ailesi geçimini tümüyle zeytincilikten sağlamakta ve 1.200.000 tarım işçisi zeytincilik dolayısıyla iş olanağı bulmaktadır. zeytin ve zeytinyağı sektörü bütün olarak düşünüldüğünde, 6-7 milyon yurttaşımız geçimini bu sektörden sağlamaktadır.</p>
<p>Hemen hemen tüm bilimsel araştırmalar, insan vücudu için en sağlıklı yağın zeytinyağı olduğunu ortaya koymaktadır. Hiçbir kalp-damar rahatsızlığından ölüm olayının görülmediği Girit Adası’nda KİŞİ BAŞINA YILDA 23 KİLO, Biz DE İSE SADECE 1,95 kg ZEYTİNYAĞI TÜKETİLMEKTEDİR. Türkiye’nin zeytinliklerini yok etmesi değil, aksine bugün 167 milyon dolaylarındaki zeytin ağacı sayısının 200-250 milyonun, kişi başına düşen zeytin yağı tüketiminin ise 5 kilogramların (İtalya 10 kg, ispanya 13,3 kg, Yunanistan 17,1 kg) üzerine çıkarılması hedeflenmelidir (zeytin tüketim IOC ve ülke nüfus 2103 verilerine göre).</p>
<p>Ayrıca zeytinin anavatanı kabul edilen Anadolu’da 150 bin ton zeytin yağı tüketimi ile yer aldığı ( Avrupa’ da İtalya, İspanya ve Yunanistan’ın ardından 4.; Dünyada ise Amerika’nın ardından 5. ) sıralamada daha yukarılar hedeflenmeli insanlarımızın, gelecek nesillerimizin sağlığı ve zeytin üretimimizin sürdürülebilirliği için zeytin yağı üretimi ve tüketimini artırmayı hedefleyen tarımsal ve sosyoekonomik politikalar oluşturulmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Doç. Dr. Ertuğrul AKSOY  (aksoy@uludag.edu.tr)</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li><strong>KAYNAKLAR</strong><br />
Anonim. 2013 Yılı zeytin ve zeytinyağı Raporu. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Kooperatifçilik Genel Müdürlüğü. Şubat 2014.</li>
<li>Aralık, A., 2014. Yap+Boz=Türkiye’nin zeytincilik Politikası. Tarım Ve Mühendislik Dergisi, TMMOB ziraat mühendisleri Odası, Ankara.</li>
<li>Karabulut C. 2013 Yılı zeytin ve zeytinyağı Raporu. Aydın Ticaret Borsası. 2014 Keykubat B. 2014 . Ölümsüz ağaç zeytin kutsal tören, Sayı: 7. http://apelasyon.com/ Yazi/ 97 -olumsuz-agac-zeytin-kutsal-toren-derleme<br />
ZMO Bursa Şubesi Basın Açıklaması. zeytinliklerin talanı yasasına HAYIR. 23 Haziran 2014 Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) www.faostat.fao.org</li>
<li>Türkiye İstatistik Kurumu www.tuik.gov.tr</li>
<li>Uluslararası zeytin Konseyi (IOC) www.internationaloliveoil.org/estaticos/view/131-world-olive-oil-figures http://www.ayvalikzeytinyagi.org/zeytinin-tarihcesi<br />
http://www.manzara.gen.tr/agac-resimleri/zeytin-agaclari-86650.html http://www.internethaber.com/images/other/yirca-koyu-zeytin.jpg</li>
</ul>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/anavataninda-talanin-yagmanin-kiskacinda-bir-agac-zeytin/">Anavatanında Talanın, Yağmanın Kıskacında Bir Ağaç; Zeytin</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleneksel, Alternatif, Tamamlayici Tip: Ne Kadar Bilimsel?</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/geleneksel-alternatif-tamamlayici-tip-ne-kadar-bilimsel/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Dec 2014 13:06:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 87. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1632</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="451" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/alternatif-tip.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="alternatif-tip" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/alternatif-tip.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/alternatif-tip-300x226.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/alternatif-tip-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div>
<p>&#160; Geçen hafta Sağlık Bakanlığı’nca bir yönetmelik yayımlandı: “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalar Yönetmeliği” (1). Yönetmelik’le birlikte; Akupunktur, Apiterapi, Fitoterapi, Hipnoz, Sülük uygulaması, Homeopati, Kayropraktik, Kupa uygulaması, Larva uygulaması, Mezoterapi, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/geleneksel-alternatif-tamamlayici-tip-ne-kadar-bilimsel/">Geleneksel, Alternatif, Tamamlayici Tip: Ne Kadar Bilimsel?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="600" height="451" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/alternatif-tip.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="alternatif-tip" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/alternatif-tip.jpg 600w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/alternatif-tip-300x226.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2019/01/alternatif-tip-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></div><p>&nbsp;</p>
<blockquote><p>Geçen hafta Sağlık Bakanlığı’nca bir yönetmelik yayımlandı: “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalar Yönetmeliği” (1). Yönetmelik’le birlikte; <em>Akupunktur, Apiterapi, Fitoterapi, Hipnoz, Sülük uygulaması, Homeopati, Kayropraktik, Kupa uygulaması, Larva uygulaması, Mezoterapi, Proloterapi, Osteopati, Ozon uygulaması, Refleksoloji</em> ve <em>Müzikterapi</em> yöntemleri “geleneksel ve tamamlayıcı” uygulamalar kapsamında yasallaştırıldı ve bu uygulamaların ancak özel eğitim almış hekim ve diş hekimlerince, belli özelliklere sahip birim ve merkezlerde yapılabileceği biçiminde bir çerçeve çizilmiş oldu. Söz konusu 15 yöntemin sayabildiğim kadarıyla 200’den fazla hastalık, bulgu ya da yakınmada kullanılmasına izin verildi. Her ne kadar Yönetmelik isminde “alternatif tıp” terimi bulunmasa da, ülkemizde düzenlenen hacamat kongreleri, medyadaki ve alandaki şarlatan ordusuna göz yumuluşu ve toplumun bu konuda sömürüye açık oluşuyla birleştirince insan haklı olarak ürperiyor.</p></blockquote>
<p><strong>Neden böyle bir düzenleme?</strong></p>
<p>Kadim tedavi pratikleri modern tıbbın parlak başarılarına rağmen varlıklarını tüm dünyada sürdürdü. Bu birlikte varoluş halini, eskinin logosunun terk edilmeyişini hemen yoksulluk ve eğitimsizlik ile açıklamak yeterince açıklayıcı değil; eğitimli orta sınıf ve varsıllar, belki de daha çok onlar, bu ürünlere giderek daha fazla yöneliyorlar. Gerçeklik bilgisi için aklın değil, -tekrar- inancın referans alınması (<em>Tersine rönesans denebilir buna.),</em> özelleştirmenin getirdiği yozlaşma, ilaç ve teknoloji şirketleriyle kurulan türlü çıkar ilişkileri ve sair nedenle modern tıbba duyulan güvenin azalması, sağlığı bireysel seçimlere bağlı bir hal olarak okuyup yeni bir pazar aracına dönüştüren “sağlıklı yaşam” dayatması; tümü de “doğal kaynaklı” (dolayısıyla yan etkisiz!) ürünlere / uygulamalara yönelişte etkili gibi duruyor. Bu büyük talep pazar için iştah açıcı bir potansiyele işaret ediyor. Böyle bir ortamda geleneksel, alternatif ya da tamamlayıcı uygulamalar (GAT) piyasası; toplum yararına işlev görmesi beklenen bir aygıttan bir piyasa denetçisine dönüşmüş bulunan devlet eliyle düzenleniyor. 663 sayılı KHK, Geleneksel Bitkisel Tıbbi Ürünler Yönetmeliği ve değiştirilen Eczacılık Kanunu’yla birlikte bu yönetmeliğin, bir piyasanın düzenlenmesine yönelik hukuki dayanakları oluşturduğu görülebiliyor. “Ürün”ler ve uygulamalar, devletin yayımladığı özel düzenlemelerle, güvenli olduğu kabul edilen tüketici alışveriş alanına sokuluyor. Bir yönüyle de, gün geçtikçe daha fazla oranda cepten ödeme gerektiren modern tıp uygulamalarına erişemeyenlere alternatif yaratılıyor.</p>
<p><strong>Etkinlik ve güvenilirlik üzerine ne biliyoruz?</strong></p>
<p>Hekim modern tıbbın, yani bilimsel bilgiye dayanan, dolayısıyla en az zararla en fazla yararı sağlayacak girişimlerin uygulayıcısıdır. GAT tıbbı ise aynı nedenle hekimlik mesleğinin alanı içinde değildir. Bununla birlikte, bilimsel yaklaşım kuşkuculuğu içerir; otomatik / kategorik reddiye bilimsel değildir. Bu nedenle GAT uygulamalarına bilimsel yaklaşım, öncelikle etkin ve güvenli olup olmadıklarını araştırmak yönünde olmalı. Bir taraftan etkinlik sağlarken diğer taraftan bireyin/toplumun maruz kalacağı riskin olanaklı en az düzeyde olduğundan emin olmak için bu tür yöntemlerin etkinliğinin yanı sıra risklerinin de bilinmesi gerekir. Peki, sayısı ‘yüzlerce’ biçiminde ifade edilen bu yöntemler hakkında ne biliyoruz? İki kaynak bu anlamda oldukça çarpıcı bir resim çiziyor: İlki, bu alanda temel kaynaklardan sayılan <em>The Desktop Guide to Complementary and Alternative Medicine</em> isimli kitapta yer alan 685 GAT uygulamasının etkinliğini inceleyen bir çalışma (2). Çalışmada bu uygulamaların sadece 51’i hakkında bir dereceye kadar güvenilir bilgi olduğu sonucuna ulaşılmış; yani sadece %7.4. Üstelik araştırmacı, ki kendisi aynı zamanda incelenen kitabın da yazarı, 51 uygulamanın yaklaşık üçte birinin egzersiz, diyet, domates, lifli gıda, masaj ve grup terapisi gibi klasik önerilerden oluştuğunu, ayrıca kitaptaki bazı bilgilerin yanlış olduğunun gösterildiğini, dolayısıyla bu oranın bile çok iyimser bir rakam olduğunu belirtiyor. İkinci kaynak, en tartışmalı GAT uygulamalarından biri, homeopati üzerine. Hastalık belirtilerini ortaya çıkarabilecek maddeleri çok düşük, hatta mümkünse bir molekül düzeyinde dozlarda sulandırarak o hastalığa karşı bağışıklık kazanılacağını öne süren homeopati iki ilkeye dayanmakta: “Benzer benzeri tedavi eder” <em>(Sağlam kişide belli bulgular çıkaran bir madde, aynı bulgulara sahip hasta kişilerde iyileşme sağlar)</em> (3) ve “ultra-dilüsyon”<em> (Bir madde ne kadar sulandırılırsa, o kadar güçlü etki yaratır) </em>(4). Bu yöntemle fiziksel, duygusal ve ruhsal her tür hastalığı tedavi etmenin mümkün olduğu ileri sürülüyor (5). Britanya Parlamentosu’nca kurulan Bilim ve Teknoloji Komitesi’nin homeopati üzerine raporu ise şöyle söylüyor özetle (4):</p>
<ul>
<li>Uygulama bilimsel olarak haklı çıkarılamamakta.</li>
<li>Etkisi plasebodan daha iyi değil.</li>
<li>Homeopati üzerine yeterince araştırma yapılmış durumda ve bu araştırmalar etkili olmadığını gösteriyor.</li>
<li>Daha fazla araştırma yapılmasını haklı çıkararak bir gerekçe yok.</li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Raporda bu bilgilere dayanarak hükümete şu önerilerde bulunuluyor: <em>“Hükümet, bu ürünlere lisans verip eczane raflarında bulunmalarını sağlayarak, homeopatinin etkili bir tıbbi yöntem olduğunu onaylamış olmaktadır. Hastaların güvenini tesis etmek, güvenliğini sağlamak ve seçim hakkının gereğini yerine getirmek için hükümet homeopati de dahil olmak üzere hiçbir plasebo yöntemin kullanımını desteklememelidir. Hükümet homeopati ürünlerinin geri ödemesini durdurmalı, bu ürünlerin lisansları yenilenmemelidir.” </em></p>
<p>Bu konuda yapılmış 57 sistematik derlemeyi inceleyen Avustralya Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırma Konseyi de aynı sonuç ve önerileri içeriyor (6). <em>“Başka ülkelerde de var”</em> savı haklı olarak <em>“Başka ülkelerde var olması bilimsel olduğunu göstermez”</em> diye yanıtlanıyordu; şimdi o ülkelerin de uygulamalarını ciddi biçimde sorguladıkları anlaşılıyor.</p>
<p><strong>Fakat ne yazık ki…</strong></p>
<p>Özetle; yönetmelikte yer alan ve otlarla, arılarla, kurtçuklarla, sülükle, müzikle, ayak tabanına baskı uygulayarak, kupa çekerek ve sair yöntemlerle uygulanan GAT tıbbına ilişkin bilimsel bilgi, büyük oranda eksik ya da bu yöntemlerin etkisiz olduğu yönünde. Dahası, etkin olabilecekleri düşünülen bazı uygulamaların göze alınamayacak derecede riskli oldukları gösterilmiş durumda. Öyleyse;</p>
<ul>
<li>Bir GAT uygulamasının belli bir hastalık, bulgu ya da yakınmada etkin ve güvenli olduğuna ilişkin bilgi varsa bu bilginin sağlık hizmetinde nasıl kullanılabileceği değerlendirilmeli. Bu değerlendirme, var olan modern tıp yöntemlerinin etkisiz kaldığı alanlar için yapılmalı: Etkin ve güvenli bir modern tıp yöntemi bulunuyorken, neden sülük kullanmak gereksin?</li>
<li>Etkinlik ve güvenliliğine ilişkin yeterli bilgi olmayan uygulamaların kullanımı engellenmeli. Yanı sıra, bu uygulamaların etkinlik ve güvenliliği araştırılmalı.</li>
<li>Bilgisizliğin, ızdırabın ve yaratılmış/kışkırtılmış taleplerin oluşturduğu dezavantajın sömürülmesini önlemek için, etkin ve / veya güvenli olmadığını bilinen GAT uygulamalarının kullanımı kesinlikle engellenmeli.</li>
<li>Düzenlemeler sağlık hizmetlerine erişim hakkıyla ve bilimsel bilgiyle uyumlu olmalı, söz konusu sağlık olunca “kervan yolda düzülür” boşinancı / kandırmacası terk edilmeli.</li>
</ul>
<p>Fakat biz, ne yazık ki, tam tersini yapıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Dr. Murat Civaner</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yazı, bianet internet sayfasında, 13 Kasım 2014’te yayımlanmıştır.<br />
(http://www.bianet.org/bianet/siyaset/159903-geleneksel-alternatif-tamamlayici-tip-ne-kadar-bilimsel)</p>
<p>&nbsp;</p>
<ol>
<li><em>Resmi Gazete, 27 Ekim 2014. </em><a href="http://www.resmigazete.gov.tr"><em>resmigazete.gov.tr</em></a></li>
<li><em>Ernst E. How much of CAM is based on research evidence? Evidence-Based Complementary and Alternative Medicine. 2011;2011:676490. doi: 10.1093/ecam/nep044</em></li>
<li><em>Homeopati nedir? Klasik Homeopati Derneği. 6 Kasım 2014. </em><a href="http://getir.net/5sj5"><em>http://getir.net/5sj5</em></a></li>
<li><em>House of Commons. Science and Technology Committee &#8211; Fourth Report  Evidence Check 2: Homeopathy. 2010. </em><a href="http://getir.net/5s8y"><em>http://getir.net/5s8y</em></a></li>
<li><em> Homeopati Derneği. </em><a href="http://getir.net/5s3m"><em>http://getir.net/5s3m</em></a></li>
<li><em>NHMRC draft Information Paper: Evidence on the effectiveness of homeopathy for treating health conditions. 2013. </em><a href="http://getir.net/5sun"><em>http://getir.net/5sun</em></a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/geleneksel-alternatif-tamamlayici-tip-ne-kadar-bilimsel/">Geleneksel, Alternatif, Tamamlayici Tip: Ne Kadar Bilimsel?</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
