<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hekimce Bakış 94. Sayı arşivleri - Hekimce Bakış</title>
	<atom:link href="https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-94-sayi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hekimcebakis.org/tag/hekimce-bakis-94-sayi/</link>
	<description>Bursa Tabip Odası yayınıdır</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Nov 2018 07:10:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Bursa Sağlık Tarihi [Kitap Kokusu}</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/bursa-saglik-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Engin Demiriz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 14:40:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Kokusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1010</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="534" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="bursa-saglik-tarihi" decoding="async" fetchpriority="high" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi-768x513.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi-450x300.jpg 450w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div>
<p>2004 yılında Bursa Kent Müzesi’nin kuruluş çalışmalarında görev almıştım. Bu süreçte ayrıca bir Sağlık Müzesi kurma düşüncesi belirdi. Proje için çalışmaya başladım. Sağlık Müzesi kurma çalışmaları için kentte sağlık alanıyla [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bursa-saglik-tarihi/">Bursa Sağlık Tarihi [Kitap Kokusu}</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="800" height="534" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="bursa-saglik-tarihi" decoding="async" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi.jpg 800w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi-300x200.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi-768x513.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/bursa-saglik-tarihi-450x300.jpg 450w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></div><p>2004 yılında Bursa Kent Müzesi’nin kuruluş çalışmalarında görev almıştım. Bu süreçte ayrıca bir Sağlık Müzesi kurma düşüncesi belirdi. Proje için çalışmaya başladım. Sağlık Müzesi kurma çalışmaları için kentte sağlık alanıyla ilgili herkese çağrı yaparak bilgi ve belge istedim. Gelen belge ve bilgilerle çalışma ekibimizin bizzat ulaştığı bilgi ve belgeleri görünce bunları derleyerek müze ile birlikte aynı zamanda bir de kitap oluşturma çabasına giriştik.</p>
<p>Konu ile ilgili kentte çalışan ve daha önce bu konularda çalışması olan herkese ulaşmaya gayret edip, ilk toplantımızı 2010 yılında yaptık. Genel çerçevesi ve içeriği 2010 yılında belirlenen kitabın içerik yazma, yazdırma ve derleme çalışmaları 2017 yılına kadar sürdü. Kentin resmi sağlık kurumları ile ilgili bilgi ve belge süreci olarak, Kamu Hastaneler Birliği’nin kurulması sonrası güncellemeler açısından çok sık değişim söz konusu olduğu için, Sağlık Müdürlüğü esaslı yapılanma döneminin sonuna kadar olan süreç esas alındı.</p>
<p>Bursa Sağlık Tarihi çok çalışılmamış bir konuydu. Yeterli kaynak ve kayıt yoktu. 1950 öncesi Bursa’nın sağlık müdürleri, kentin hastaneleri ve çalışan hekimleri bile belli değildi. Uzun süren bir çalışma ile tüm isimleri zor da olsa bulduk. Tüm kayıtları düzenledik. En azından Antik Çağ’dan günümüze Bursa Sağlık Tarihi’ne ait ne varsa derleyip, toplamaya çalıştık. Yeni de bazı eksiklikler bulunacaktır. Ama bu kente çok önemli katkıları olmuş, ancak unutulmuş birçok ismi, olayı ve çok şaşırtıcı bazı tarihi gerçekleri bu kitapta ilk kez göreceğinizi söyleyebilirim.</p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-1015 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/bursa-saglik-tarihi-11.jpg" alt="bursa-saglik-tarihi" width="370" height="505" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/bursa-saglik-tarihi-11.jpg 370w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/bursa-saglik-tarihi-11-220x300.jpg 220w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" /></p>
<p>Bursa Sağlık Tarihi kitabı, kent özel tarihi açısından bu kapsamda yayınlanan ilk kitaptır. Kitabın asıl amacı; bir kentin sağlık tarihiyle ilgili bilgi ve belgeleri kayıt altına almaktır. En azından bu konuda bir başlangıç yapıp, gelecekteki araştırmacı ve meraklılar için tarihe düşülen bir nottur.</p>
<p>Bursa Sağlık Tarihi kitabı, temel olarak Antik dönemlerden başlayarak, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet dönemi olarak düzenlenmiştir. Özel başlılar ile bazı konular, kişiler ve kurumlar ayrıca incelenmiştir. Her bölümü oluşturan, yazan ve derleyen araştırmacılar bölüm editörü olarak belirtilmiş; bölüm içinde yazılarından yararlanılan, bilgisine başvurulan yazarlar ismi ile veya kaynak gösterilerek kullanılmıştır.</p>
<p>Bursa özneli bu kitap, sağlık çalışanları için tarihe ve hayata bir not düşme çabasıdır. Bizler bugün için yazılı kaynaklara çok itibar etmiyoruz ama kentin tarihsel kaydı için bu eserlerin ve çalışmaların amacı 50 yıl belki de 100 yıl sonra anlaşılacaktır.</p>
<p>Bu kitap Bursa’da doğan veya çalışan, sağlık alanında katkı koyan binlerce insanın emeği ile oluşmuştur. Bu çalışma için hangi kapıyı çaldıysak, herkes elinden geleni yapmaya çalıştı. Bu kitapta adı geçen herkesin ve ailelerinin bu çalışmaya ve oluşacak sağlık müzesine katkısı vardır. Kitabın yazarı da sahibi de onlaradır.</p>
<p>Yaklaşık 7 yıldır süren araştırma, belge ve bilgi toplama sürecinde bu çalışma birçok kişi ve kurumun ciddi yardımları ve katkıları oldu. Hiç kuşkusuz, bu kişi ve kurumların yardımı olmasaydı, bu kitap daha eksik olurdu. Bu kitabın oluşmasında yazar olsun ya da olmasın kitabın bazı bölümlerine aklı, fikri, emeği veya kalemi ile destek verenler oldu. Kitap içinde isimleri geçen, gönüllü yardımlarını esirgemeyen bu kent ve kültür dostlarını anmak ve tarihe kayıt düşmek boynumuzun borcudur.</p>
<p>“Gelen her bilgiyi, kitapta katkı koyan kişilerin ismi ile kullanmaktan onur duyarız. Bilgi paylaştıkça büyür” inancı ile ulaşabildiğimiz her kaynağa başvurduk. Tarihi bilgileri derlemede en ciddi sorun bilginin doğruluğu, kaynak ve güncelleme sorunudur. Bu konuda eksik ve yanlışlarımız varsa (ki vardır) affola…</p>
<p>Bu kitap ve sağlık müzesinin oluşmasında ilk aşamadan bu yana destek olan BBŞB Başkanı Recep Altepe’ye, Bursa Sağlık Müdürlüğü’ne, Bursa Tabip Odası’na, Bursa Veteriner Hekimler Odası’na, Bursa Diş Hekimleri Odası’na ve Bursa Eczacı Odası’na, Uludağ Üniversitesi öğretim üyelerine ve araştırmacılarına, başından beri çalışmalara katkı koyan müze ve kitabın koordinasyonu, bölümlerin ve müzenin oluşması için büyük bir iyi niyet ile bize destek olan, yardımı esirgemeyen Azizi Elbas’a, Ahmet Erdönmez’e, Bursa Araştırmaları Merkezi (BAM) çalışanlarına, Dr. Çetin Tor’a, Deniz Dalkılınç’a, Dr. Can Başaran’a, Ecz. Kubilay Aydın’a, Doç. R. Elif Atıcı’ya, Doç. Dr. Sezer Erer Kafa’ya, Hüsniye Altıntaş’a ve Rahşan Tuncer’e çok teşekkür ederim.</p>
<p>Elbette yıllardır süren çalışmalarımda gösterdikleri sabır ve destek için eşim Doç. Dr. Emel İrgil ve kızım Ezgi İrgil’e minnettarım.</p>
<p>Dr. Ceyhun İrgil</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/bursa-saglik-tarihi/">Bursa Sağlık Tarihi [Kitap Kokusu}</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Yok Savaşın Yüzünde [Kitap]</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/kadin-yok-savasin-yuzunde-kitap/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Engin Demiriz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 14:33:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Kokusu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1006</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="534" height="401" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kadin-yok-savasin-izinde" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-1.jpg 534w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 534px) 100vw, 534px" /></div>
<p>Nobel ödüllü (2015) yazar Svetlana Alexievich’in ilk kitabı Kadın Yok Savaşın Yüzünde , 2.Dünya savaşında faşizme karşı cephede savaşan keskin nişancı, tankçı, savaş pilotu, sağlıkçı, hekim, partizan, keşif eri, çamaşırcı [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kadin-yok-savasin-yuzunde-kitap/">Kadın Yok Savaşın Yüzünde [Kitap]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="534" height="401" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kadin-yok-savasin-izinde" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-1.jpg 534w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 534px) 100vw, 534px" /></div><p>Nobel ödüllü (2015) yazar Svetlana Alexievich’in ilk kitabı Kadın Yok Savaşın Yüzünde , 2.Dünya savaşında faşizme karşı cephede savaşan keskin nişancı, tankçı, savaş pilotu, sağlıkçı, hekim, partizan, keşif eri, çamaşırcı Rus kadınlarının tanıklıklarına dayanan ve sadece onların sesini, sözünü aktaran bir sözlü tarih örneği. İsveç Nobel Akademisi, Svetlana Alexievich’i yarattığı bu yeni tür nedeniyle ve duyguların, ruhun tarihini aktardığı kitapları için 2015 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne değer bulmuştu.</p>
<p>Svetlana Alexievich, 1975- 1985 yılları arasında Sovyetler Birliğinin dört bir yanından faşizme karşı verilen Büyük Anavatan Savaşına katılmış, cephede savaşmış kadınlarla konuşur; anıları, deneyimleri, duyguları üzerinden savaşı kadın bakışıyla anlatır. Görüştüğü kadınların çok azı onu reddeder, diğerleri anlatmaya, paylaşmaya susamış gibidirler. Yaşadıkları travma ve kadın savaşçı olmanın zorlukları uzunca bir süre suskun kalmalarına neden olur. Şimdi çoğu çoluk çocuğa karışmış, emekli olmuş, torun sahibi ninelerdir. Anılarını paylaşmaktan öte yeniden yaşarlar. İlk elden, ikincil anlatılarla enfekte olmamış anılar.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1007" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-2.jpg" alt="kadin-yok-savasin-izinde" width="1280" height="694" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-2.jpg 1280w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-2-300x163.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-2-768x416.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kadin-yok-savasin-izinde-2-1024x555.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></p>
<p>1948 doğumlu yazarın kendi ailesi de savaş mağduru. Yakınlarının çoğu savaşta ölmüş, aralarında Almanların diri yaktıkları da var, tifüsten ölenler de. Babası üç çocuklu ailenin savaştan sağ dönebilen tek bireyi. Alexievich’in köyündeki kadınların çoğu savaş dulu. Savaş anılarıyla dolu bir çocukluk geçiren Svetlana Alexievich gazeteci olarak çalışmaya başlar. Çernobil ve Rus yakın tarihinin Afgan savaşı gibi travmatik olayları sonrasında insanların anlattıkları ilgisini çeker. Tanıklıklar üzerine yazmaya başlar: ‘’Tolstoy, Dosteyevski döneminde yaşasaydım kurgusal romanlar yazardım; ama bazen sanatın yetmediği durumlar var.’’ Bir yazar ve gazeteci olarak dünyayı bireysel seslerin ve gündelik yaşamın ayrıntılarının bir kolajı olarak görür.</p>
<p>Kızıl Orduda büyük anavatan savaşına 1 milyondan fazla kadın katılmıştı. Alexievich, Minsk gazetelerinden birinde aslında savaş sırasında sniper olan muhasebeci bir kadının veda partisinden söz eden yazıyı okuduğunda kadın gözüyle savaşın pek ele alınmadığını düşünerek bu projeyi tasarlar. Yazarı ilgilendiren kahramanlık öykülerinden çok ‘’küçük büyük insan’’dır. Savaşın destansı bir yanı yoktur. Tersine çılgınca hastalıklı, tiksindirici bir şeydir savaş.</p>
<p>Savaşan katılan kadınların çoğu 20 yaşın altındaki gönüllüler, faşizme karşı vatanı savunmak peşindeler. Savaşın tüm zalimliğine karşın kadınca duyarlılıklarını yitirmezler, kozalaktan bigudi, sargı bezinden gelinlik dikerler, baharda açan çiçeklere sevinirler, Aç Alman esirlerle ekmeklerini bölüşürler, vurulan kuşlara yanarlar. ‘’Hani olurdu ya…Hani…Bilirsiniz…Güz sonunda kuşlar göçer…Uzun uzun kuş sürüleri…Hem bizimkiler hem Alman topçular ateş ediyordu…Nasıl seslenirsin kuşlara? Buraya gelmeyin! Burada ateş ediliyor diye. Kuşlar, kuşlar toprağa düşüyordu&#8230;’’</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-1017 alignleft" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kadin-yok-savasin-izinde-3.jpg" alt="kadin-yok-savasin-izinde" width="575" height="385" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kadin-yok-savasin-izinde-3.jpg 575w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kadin-yok-savasin-izinde-3-300x201.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kadin-yok-savasin-izinde-3-450x300.jpg 450w" sizes="auto, (max-width: 575px) 100vw, 575px" />Savaştan sonra yeni hayatlarına uyum sağlamak da zor olmuştur. Yaşadıkları acılar, işkence, tanık oldukları vahşet peşlerini bırakmaz. Çoğu kanı anımsattığı için kırmızı renge katlanamaz, insan etini çağrıştırdığı için tavuk eti yiyemez.<br />
Bir kadın çavuş, savaştan sonra çok sevdiği Heine’nin şiirlerini okuyamadığını, Bach ve Wagner’i tekrar dinleyebilmesi için yıllar geçmesi gerektiğini anlatır. Bir yanda sıradan bir Rus kadınından Alman kültürüne bu denli aşina bir insan yaratan Sovyet devrimi, diğer yanda o kültürden gelen ve o kültürle yoğrulmuş olmasına karşın Hitler’e hayran ,’’ öteki’’ne düşman zalim bireyler yetiştiren faşizm. Yenilmesi belki de sırf bu nedenle kaçınılmazdı.</p>
<p>Kadın Yok Savaşın Yüzünde sözlü tarihin mükemmel bir örneği. Kadınlardan biri savaş anılarını hatırlamanın dehşet verici olduğunu ama unutmanın dehşetten de öte olduğunu söyler. Alexievich savaşa katılan bu kadınları sadece dinler ve söylediklerini olduğu gibi aktarır. Bazı eleştirmenler bu tarzına anlatılar arasında bir bağ olmadığı için karşı çıkmışlar. Ancak bu seslerin bağımsız akışı anlatının vuruculuğunu artırıyor. Alexievich’in kitabı yalnızca olayların bir haritasını sunmuyor; onları yaşayanların duygularını, karakterlerini de aktarıyor.</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kadin-yok-savasin-yuzunde-kitap/">Kadın Yok Savaşın Yüzünde [Kitap]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlardan Kahvaltılık (Kahvealtı) Lezzetler [Sonradan Gourmet]</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/balkanlardan-kahvaltilik-kahvealti-lezzetler-sonradan-gourmet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Bülent Kavuşturan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 14:23:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[sonradan gourmet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=1000</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="781" height="407" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kahvealti-10.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kahvealti" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kahvealti-10.jpg 781w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kahvealti-10-300x156.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kahvealti-10-768x400.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 781px) 100vw, 781px" /></div>
<p>BALKANLARDAN KAHVALTILIK (KAHVEALTI) LEZZETLER Güne iyi başlamak için Tüm kültürlerde mutlaka yapılması gereken günün en önemli öğünü olarak kabul edilir. Günümüz yaşam koşulları içinde sıklıkla atlanan geçiştirilen bir öğün haline [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/balkanlardan-kahvaltilik-kahvealti-lezzetler-sonradan-gourmet/">Balkanlardan Kahvaltılık (Kahvealtı) Lezzetler [Sonradan Gourmet]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="781" height="407" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kahvealti-10.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kahvealti" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kahvealti-10.jpg 781w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kahvealti-10-300x156.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kahvealti-10-768x400.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 781px) 100vw, 781px" /></div><p><strong>BALKANLARDAN KAHVALTILIK (KAHVEALTI) LEZZETLER</strong></p>
<p>Güne iyi başlamak için Tüm kültürlerde mutlaka yapılması gereken günün en önemli öğünü olarak kabul edilir. Günümüz yaşam koşulları içinde sıklıkla atlanan geçiştirilen bir öğün haline gelmiştir. Tatillerde ve özellikle hafta sonları aileyle birlikte yapılan kahvaltılar altın değerindedir.</p>
<p>Son dönemde sosyal medyada bir film dolaşıyor; yetişkinlere fırsat olsa kiminle birlikte olup yemek yemek istedikleri soruluyor. Genelde cevaplar popüler bey ve bayan sanatçılar yönünde oluyor. Aynı soru bu yetişkinlerin çocuklarına sorulduğunda ise gelen cevaplar çok çarpıcı sadece anne ve babaları ile birlikte olmak ve onlarla aynı sofrayı paylaşmak istiyorlar.</p>
<p>Balkanlardan iki kahvaltılık lezzet paylaşmak istiyorum. Bunları kış için hazırlamak için de en uygun zamanları yaşıyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1021" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-13.jpg" alt="kahvealti" width="1164" height="1128" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-13.jpg 1164w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-13-300x291.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-13-768x744.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-13-1024x992.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1164px) 100vw, 1164px" /></p>
<p><strong>Balkanların Meşhur Patlıcanlı Sosu “Ajvar”</strong><br />
Ajvar Balkan ülkelerinde çok popüler olan ve genelde evde yapılan, közlenmiş patlıcanlı, hafif acı biberli, içinde domates salçası da olan bir tür kırmızı biber ezmesidir. İçine çoğunlukla havuç da konulur</p>
<p>Kahvaltılık olarak ekmek üzerine sürülerek ya da cips sosu olarak da tüketildiği gibi et ve pilav yemeklerinin yanında da kullanılabilir.</p>
<p><strong>Malzemeler</strong><br />
2 adet orta boy patlıcan<br />
4 adet iri domates<br />
3 adet iri kırmızı biber<br />
1 orta boy soğan<br />
2-3 adet iri sarımsak<br />
1 yemek kaşığı acı pul biber<br />
1 yemek kaşığı acı toz biber(isteğe bağlı)<br />
1 çay bardağı zeytinyağı<br />
Tuz</p>
<p><strong>Hazırlanması</strong><br />
• Patlıcan ve kırmızı biberleri közleyip kabuklarını soyulur. Bir süzgece koyup sularının süzülmesi beklenir.<br />
• Soğan söğüş doğranıp zeytinyağında hafifçe sotelenir. Sarmısak eklenip 1-2 dakika da beraber çevirilir.<br />
• Rondodan geçirilmiş domatesler eklenir. Domatesler suyunu çekmeye yaklaşınca, közlenmiş patlıcan ve kırmızı biberler küçük doğranıp ekleyin. (kırmızı biberlerin çekirdeklerini ayıklanır) Tuz eklenir.<br />
• Suyunu çekince ocaktan alınır, mutfak robotundan geçirilir.</p>
<p>Eğer kışa saklanacaksa: Robottan geçirildikten sonra yeniden tencereye alınır, kaynama derecesine gelene kadar ocakta tutulur. Henüz kaynarken kavanozlara koyularak ağzı sıkıca kapatılır ve kuru bir yere ters çevrilir.</p>
<p>Bir hafta içinde tüketilecekse: Sos kavanozlara koyulur, üzerini kapatacak kadar zeytinyağı koyularak hava alması önlenir. Sosdan aldıkça, üzerine yeniden zeytinyağı eklenir yüzey kapatılır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1004" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-12.jpg" alt="kahvealti" width="651" height="469" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-12.jpg 651w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-12-300x216.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 651px) 100vw, 651px" /></p>
<p><strong>Lütenitsa – Köz Biber ve Patlıcanlı Balkan Sosu</strong><br />
Köz biberli ve patlıcanlı sos Balkan ve Trakya mutfağında çok sevilen, kış hazırlıkları arasında kendisine yer bulan bir konserve-sos uygulamasıdır. Bulgaristan ve Makedonya başta olmak üzere geniş bir Balkan coğrafyasında, kendine has dokunuşlar ile bu lezzete rastlıyoruz. Balkan mutfağı ile komşu olan İtalyan mutfağında üretilen pizzaların kaplamalarında, yeni lezzet arayışları sebebiyle bu sosların tüketilmesi son yıllarda yaygınlaşmıştır.</p>
<p>Geleneksel konserve üretim yöntemleri gözetilerek hazırlanan köz biberli ve köz patlıcanlı sos küçük nüans ve malzemenin farklı dengelerde kullanılması ile kendine kimlikli bir hal alır.</p>
<p>Közlenecek olan malzemede patlıcan bibere oranla baskındır. Közlenecek malzemenin mümkünse odun ateşinde közlenmesi esastır.</p>
<p>Edirne mutfağında çekilmiş ceviz eklenir. Aromasını kuvvetlendirmek için genel olarak maydanoz kullanılırken reyhan ile bu aromayı artırmak da mümkündür. Haşlanıp ince kıyılmış havuç da eklenilebilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1022" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-11.jpg" alt="kahvealti" width="650" height="526" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-11.jpg 650w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kahvealti-11-300x243.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 650px) 100vw, 650px" /></p>
<p><strong>Malzemeler</strong><br />
2 kg kırmızı biber,<br />
1 kg domates,<br />
1 kg patlıcan,<br />
2 adet iri havuç,<br />
1 baş sarımsak,<br />
Yarım çay bardağı sirke,<br />
1 avuç kaya tuzu,<br />
Karabiber,<br />
Kekik,<br />
Zeytinyağı.</p>
<p><strong>Hazırlanması</strong><br />
Biberler, patlıcanlar közlenir, kabukları soyulur ve robottan geçirilir.<br />
Havuçlar haşlanır ve robottan geçirilir.<br />
Domateslerin kabuklarını soyularak, iri olacak şekilde robotta parçalanır.<br />
Robottan geçirilen domatesler bir tencerede kaynatılır.<br />
Domatesler kaynamaya başlayınca içine, robottan geçirilmiş kırmızı biberler, patlıcanlar, havuçlar ilave edilir ve karıştırılır.<br />
Üzerine havanda dövülmüş sarımsak, sirke, zeytin yağı, tuz, kekik, karabiber ilave edilir ve suyunu çekene kadar pişirilir.<br />
Sıcak sıcak cam kavanozlara doldurulur ve kavanozların ağzı sıkıca kapatılıp ters çevrilerek, soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra kavanozlar düz çevrilir.</p>
<p>Tüm aile ve dostlarla paylaştığınız sofralarda ;<br />
Sağlık ve Afiyet ile</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/balkanlardan-kahvaltilik-kahvealti-lezzetler-sonradan-gourmet/">Balkanlardan Kahvaltılık (Kahvealtı) Lezzetler [Sonradan Gourmet]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tangonun Modern Yüzü; Gotan Project [Detone]</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/tangonun-modern-yuzu-gotan-project-detone/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Güzide Elitez]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 14:14:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Detone]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=996</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1736" height="1080" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gotan-project" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11.jpg 1736w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11-300x187.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11-768x478.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11-1024x637.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1736px) 100vw, 1736px" /></div>
<p>TANGOYU 21. YÜZYILA GETİREN TOPLULUK,  TANGONUN MODERN YÜZÜ; GOTAN PROJECT Tango deyince aklınıza ne geliyor? Dans mı? Müzik mi? Günümüzde tangoyu dans müziği kültürünün dışına çıkaran bu topluluğu Gotan Project’i [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/tangonun-modern-yuzu-gotan-project-detone/">Tangonun Modern Yüzü; Gotan Project [Detone]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1736" height="1080" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="gotan-project" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11.jpg 1736w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11-300x187.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11-768x478.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-11-1024x637.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1736px) 100vw, 1736px" /></div><p>TANGOYU 21. YÜZYILA GETİREN TOPLULUK,  TANGONUN MODERN YÜZÜ; GOTAN PROJECT</p>
<p>Tango deyince aklınıza ne geliyor? Dans mı? Müzik mi? Günümüzde tangoyu dans müziği kültürünün dışına çıkaran bu topluluğu Gotan Project’i biraz tanıyalım, ne dersiniz? Belki yeniden tango dinlemenizi sağlarım. Siz tangoyla nasıl tanıştınız? Gittiğiniz düğünlerde ya da Türk filmlerinde cumparsitayı mı duydunuz? Belki de TRT nin tek müzik kanalı olduğu dönemlerde, tango saatlerinde çalınan, hüzünlü Şecaattin Tanyerli tangolarını dinlemişsinizdir. Arjantin topraklarından doğan bu üzgün müziğin seyretmesi keyifli, güzel, bir o kadar estetik dansı hepimizi büyülemiştir diye düşünüyorum. Tango, 1950 lerde dünyanın en popüler müziği olmuş, daha sonra unutulmuş, doğduğu topraklara geri dönmüş ya da sadece milongalara sıkışmış ama ülkemizde hep sevilmiştir diyebiliriz.</p>
<p>1999 yılına geldiğimizde tango için bir şeyler yeniden değişmeye başlayınca, dünya, yenilikçi bir tango ve ona hayat verenleriyle ile tanıştı. Gotan Project… İşte hikayemiz böyle başlıyor. Bu arada “Gotan”ın tangonun tersten yazılışı olduğunu sanırım fark etmişsinizdir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-998 alignnone" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-10.jpg" alt="gotan-project" width="1200" height="452" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-10.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-10-300x113.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-10-768x289.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/gotan-project-10-1024x386.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></p>
<p>Gotan Project’in kuruluşunun arkasındaki itici güç, Philippe Cohen-Solal adındaki Fransız bir DJ olmuştur. 1962’de doğan Cohen-Solal, kariyerine 90’lı yıllarda film dünyasında başladı, önde gelen birçok film yönetmeninin müzik danışmanlığını ve bestecilik yaptı. 1968’de İsviçre’de dünyaya gelen Christoph H. Müller ile, Paris’te tanıştılar. Öncesinde elektronik müzik çalışmaları olan Müller ve Cohen-Solal Elektronik ve latin müziği tutkusunu paylaştıklarını fark ettiler ve1996 yılında “Ya Basta”yı kurmaya karar verdi. “Ya Basta”nın isim ilhamını Meksika devrimci subcomandante Marcos’un bir kitabından aldıkları notunu da ekleyelim. Bazı müzik çalışmaları olan Ya Basta’nın kaderi, 1999’da Müller ve Cohen-Solal’ın Arjantinli besteci ve gitarist Eduardo Makaroff’la bir araya gelmesiyle değişti. 1956 doğumlu Makaroff da Arjantin’de sinema ve televizyon filmleri için müzik besteleyen bir sinema bir geçmişine sahipti. Gotan Project’i işte bu çekirdek üçlü oluşturdu. Daha sonra gruba yeni bir boyut katmak için Arjantinli müzisyenlerden Gustavo Beytelmann, Nini Flores ve Edi Tomassi (piyano, bandoneon ve perküsyon), Danimarkalı kemancı Line Kruse ve Katalan vokalist Cristina Vilallonga guruba davet edildi.</p>
<p>Gotan Project 2000 yılında müzik piyasasına ilk single’ları “El capitalismo Foraneo / Vuelvo al sur” sürdüklerinde, kullandıkları klasik Arjantin tango motifleri, elektronik alt yapının yanı sıra eklenen Eva Peron’un sesinden politik bazı vokaller, arka planda köpek havlamaları, oynayan çocuklar, tren efektleri parçanın büyük bir ilgiyle karşılaşmasına neden oldu. Tangonun bu modern versiyonu tüm dünyanın bir anda ilgisini çekti. Yine 2000’de “Paris’te Triptico / Last Tango” adlı ikinci bir single ve sorasında “Santa Maria (del Buen Ayre)” yayınlandı. “Santa Maria” parçası başrollerini Richard Gere ve Jennifer Lopez’in oynadığı “Shall We Dance” adlı filmde unutulmaz bir tango gösterisi sahnesinde kullanıldı. Tüm romantiklere filmi veya en azından bu sahneyi internetten izlemelerini öneririm. Hayranların ve eleştirmenlerin merakla bekledikleri albümün kendisi, “La Revancha del Tango” da aynı yılın sununda piyasaya sürüldü. Albüm 1 milyon adet satarak, tangonun unutulmuşluğunun intikamını dünyadan almış oldu.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1024" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/gotan-project-12.jpg" alt="gotan-project" width="1082" height="609" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/gotan-project-12.jpg 1082w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/gotan-project-12-300x169.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/gotan-project-12-768x432.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/gotan-project-12-1024x576.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 1082px) 100vw, 1082px" />Artan başarı dalgası ve turneler 2003’te gruba, BBC Dünya Müzik Ödülleri’nde “En İyi Çıkış Yapan Topluluk Ödülünü “ getirdi. 2002’de İngiliz basını, zaten “La Revancha del tango” yu yılın en iyi albümlerinden biri olarak seçmişti. 2004 de “InspiraciónEspiración”, 2006 da” Lunático”, 2006 da “El Norte”, 2008 de “Gotan Project Live” çıktı. 2010 da ise “3.0”isimli albümü beğeniye sunuldu. Topluluğun Arjantinli elemanı EduardoMacaroff’un değişiyle “geçmişe bakarak geleceğin üretilmesi” yeni web iletişimi sistemi 3.0 ilham alan, rahatlıkla tangonun yeni sürümü diyebileceğimiz albüm büyük beğeni ile karşılandı. Albüm, Arjantinli ünlü yazar Julio Cortazar’ın Rayuela’sından esintiler, klarnet, armonika, caz piyano, bandoneon, akustik gitar kullanımlarını barındırıyordu. Gotan Project’in müzikleri “Sex and The City” ve “Nip/ Tuck” dizilerinde kullanıldı. Topluluk bu güne kadar Tel Aviv’den Tokyo’ya, Tokyo’dan Arjantin’e 350 den fazla konser verdi.</p>
<p>Gotan Project, albümleri dünyada iki milyonun üstünde satarak inanılmaz bir başarıya imza atan bir gurup. Ama esas başarıları tangoya getirdikleri yeni yorum. Bu başarıyı da klasik tango motifleri ve seslerini kullanmalarının yanında elektronik katkılara ve her albüm içindeki sürprizlere borçlular. Müziklerinde, Che’nin politik söylevlerinden tutun da “La Gloria’’parçasında olduğu gibi Arjantinli futbol yorumcusu Víctor Hugo Morales vokalinde goooooolü, GOOOOOTAN olarak bitirmesinden, “El Capitalismo Foraneo” daki Eva peronun sesine, rap şarkıcılara kadar pek çok sürprizi konuk etmeyi beceriyorlar. Örneğin “ Queremos Paz” parçasında Che Guevara’nın, “Barış istiyoruz, halkımız için daha iyi bir yaşam yaratmak istiyoruz” dediğini duyuyoruz.. Gotan Project bir röportajında bu kolajlar için“siyasi müzik yapmıyoruz ama siyasetin içindeyiz bir şekilde. Yani bağırmıyoruz ama ince ince söylüyoruz bazı şeyleri&#8230;” diyor.</p>
<p>Astor Piazzola hayranlığının birleştirdiği topluluk, 50 li yaşlardaki delikanlılar olarak, hayranlarına, görsel zenginliği çok yüksek, zarif performanslar sunuyorlar. Gotan Projesi’ndeki temel üçlülerden ikisinin sinema geçmişi düşünülürse bu zenginliği anlamak mümkün. Konserlerinde Arjantin tarzı, karanlık takım elbiseler ve zarif şapkalar giyiyorlar. Sahnede biraz karanlıkta kalarak dansın, arkadaki ekrandan Arjantin filmlerinden gelen klasik siyah-beyaz görüntülerin ve elektro-tango füzyonunu tamamlayan siyasi konuşmaların seyirciyi büyülemesine izin veriyorlar.</p>
<p>İstanbul’da da ağırladığımız Gotan Project, zarafetlerini, konsere Zeki Müren’i n sesini de katarak bir kez daha ispat etmişlerdir. Dileriz bir gün Bursa’da da seyrederiz. Canlı performanslarını mutlaka internetten izlemenizi öneririm. Bir not daha, toplulukta Arjantinli Eduardo hariç tango yapan yok…</p>
<p>Acaba Tango mu öğrensek? Sadece Gotan yeter mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/tangonun-modern-yuzu-gotan-project-detone/">Tangonun Modern Yüzü; Gotan Project [Detone]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kubad Abad Sarayı Çinileri</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/kubad-abad-sarayi-cinileri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Yelda Ertürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 13:55:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Bir resim binbir söylence]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=992</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="839" height="398" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kubad-cinileri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1.jpg 839w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1-300x142.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1-768x364.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 839px) 100vw, 839px" /></div>
<p>Asya göçerlerinden Osmanlı saraylarına geçişte en büyük basamak kabul edilen ve planı bilinen tek Selçuklu Sarayı olan Kubadabad, I.Alaeddin Keykubat’ın emriyle yapılmıştır. Alaeddin Keykubat’ın Beyşehir Gölü’nü gördüğünde: “Cennet ya burasıdır [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kubad-abad-sarayi-cinileri/">Kubad Abad Sarayı Çinileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="839" height="398" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="kubad-cinileri" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1.jpg 839w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1-300x142.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-1-768x364.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 839px) 100vw, 839px" /></div><p>Asya göçerlerinden Osmanlı saraylarına geçişte en büyük basamak kabul edilen ve planı bilinen tek Selçuklu Sarayı olan Kubadabad, I.Alaeddin Keykubat’ın emriyle yapılmıştır. Alaeddin Keykubat’ın Beyşehir Gölü’nü gördüğünde: “Cennet ya burasıdır ya da buranın altındadır” dediği rivayet edilir. Alaeddin Keykubad, Kubad Abad Sarayının planlarını kendisi hazırlamış ve sarayın tamamlanması için aynı zamanda baş mimar ve nakkaş olan Vezir Sadeddin Köpek’i görevlendirmiştir. Önceleri sadece İbn Bibi’nin yazılarında geçen gizemli saray kalıntıları ilk olarak 1949 yılında keşfedildi. İlk olarak 1960 yılında Alman arkeolog Katharina Otto-Dorn tarafından kazıldı. Günümüzde Ankara Üniversitesi’nden bir ekip Rüçhan Arık önderliğinde kazılara devam ediyor. Alışılmışın dışında süslü ve figürlü çiniler ve seramiklerle bezenen Kubadabad Sarayı’nda bulunanlar Karatay Müzesi’nde sergilenmektedir.</p>
<p>Kazılar sonrası bulunan çiniler, ünlü tarihçi İbn-i Bibi’nin “Duvarlarının güzelliği kıskançlıktan gökkuşağının rengini solduran, firuze ve lacivert renklerdeki döşemeler” diyerek anlattığı I. Alaeddin Keykubat’ın av sarayına ulaşıldığı gösterdi. Bağdaş kurup oturan sultan ve saraylılardan, doğunun ve batının hâkimiyetini simgeleyen çift başlı kartala; hayat ağacından lotus çiçeğine; başıboş avlanan aslandan, av yakalayan köpeğe; bereketin simgesi balıktan, simurga kadar burası masalımsı bir cennet bahçesiydi</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-994" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-2.jpg" alt="kubad-cinileri" width="441" height="343" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-2.jpg 441w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/kubad-cinileri-2-300x233.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 441px) 100vw, 441px" />Burası Anadolu’ya geldiklerinde sanılanın aksine, yüksek düzeyde kültür ve sanat birikimi bulunan Selçuklular hakkında, başta resim sanatı olmak üzere, umulandan fazla fikir ve bilgi vermektedir. Selçuklu sanat anlayışını yansıtan en zengin miras, minyatür resimli saray çinileridir.</p>
<p>Bunlar başlıca sekiz kollu yıldız, haç ve dört köşe biçimli levhalar halinde yapılmıştır. Desenleri, sır altı ve lüster denilen tekniklerle düzenlenmiştir. Bu çinilerde yansıyan sanatsal biçimlendirme geleneğinin kaynakları, Orta Asya’da MÖ 7. yy dolaylarında Hunlarla başlayıp gelişen, Türkler ve diğer Asyalı kavimlerce paylaşılan ve hayvan üslûbu de denen göçebe sanatındadır ve temel özelliği “stilizasyon / üslûplaştırma”dır. Devamlı doğayı, en başta da hayvanları gözlemleyerek geçen göçebe yaşamda, destanlar ve doğa güçlerine ilişkin inançlarda, hayvanlar birçok kavramları, değerleri ve çeşitli hayali olayları simgelemektedir. Bezemeler, doğal görüntülerin değişik bir yorumla yeni biçim kalıplarına döküldüğü, yani stilize edildiği böyle simgeleri içermektedir.</p>
<p>Profilden verilmiş çift başlı kartallar, yıldız çinin bütün yüzeyini kaplayacak şekilde yerleştirilmişlerdir. Kartalların cepheden verilmiş gövdelerinde bir kartuş içerisinde “es-sultan” ya da “el-muazzam” gibi sultanı temsil eden yazılar yer almaktadır. Genel olarak yanlardan birer bitki ile çevrelenen çift başlı kartallar, çeşitli sembolik anlamlar taşımaktadırlar. Çeşitli dönemlerde arma ve totem olarak kullanılan “çift başlı kartal” figürüne; güç, iktidar, koruyucu ruh, soyluluk, bilgelik gibi birçok anlam yüklenmiştir. Kubadabad Sarayı örneklerinde de gücü simgelediği düşünülen çift başlı kartallar, gövdelerindeki armalarla da muhtemelen Selçuklu Sultanını temsil etmektedirler.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1027" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3.jpg" alt="kubad-cinileri" width="821" height="816" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3.jpg 821w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3-150x150.jpg 150w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3-300x298.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3-768x763.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-3-100x100.jpg 100w" sizes="auto, (max-width: 821px) 100vw, 821px" />Tarih boyunca saray çevrelerinde av, bir idman ve güç gösterisi, dolayısıyla tüm anıtsal tasvirlerde en önemli konulardan biriydi. Selçuklu sultanlarının da askeri sporla, cirit, polo, top, satranç oyunlarıyla ve av ile uğraştığı anlaşılıyor. Av partileri, av aletleriyle hazırlanan ziyafetlerle sona erer; içki, raks ve müzik bu ziyafetleri tamamlardı.</p>
<p>Türk Oturuşu olarak sanat tarihine geçen bağdaş kurmuş saraylı elinde nar tutarak kendinden emin bir ifade ile tasvir edilmiştir. Çinilerdeki nar, haşhaş ve meyve dalı, hem sonsuz hayatı hem de cenneti simgeliyordu. Has bahçenin tüm hayvanlarının serbestçe dolaştığı sarayda her şey mavinin sonsuz büyüsüne kapılmış, simgelerle ölümsüzlüğe karışmıştı.<br />
Aslan, kuşkusuz bu çevrenin “mensubu” değil. Herhalde sultanın gücünü simgelemek üzere karşımıza çıkıyor. Bu görevin bilincindeymiş gibi şişkin göğsü ve kabarık yelesi ile çini yüzeyinde gururla durmaktadır. Gövde, baş ve üç ayağı, krem zemin üzerine mavi, kuyruk ve bir ön ayağı mor ile renklendirilmiş; çevresi adeta figürü vurgulamak için astarın krem rengiyle bırakılmış; kıvrık dallar, yarım palmetlerden oluşan bir desenle çerçevelenmiştir.</p>
<p>Aslan kralın gururlu yalnızlığına karşı, avcıların yardımcısı köpek, yine her levhada tek başına olmakla birlikte, aslan gibi şişinerek seyirciye değil de haber vermek ya da almak için sahibine bakınıyor. Av eğlencelerinin en önemli elemanı olduğu için yıldız biçimli çini levhalarda en çok köpek figürü resmedilmiştir. Çeşitli bitkisel desenlerle bezenmiş yüzeylerde, hep aynı “poz” ile görünmektedirler: Baş geriye dönük, ön ayaklardan birini göğsüne doğru kaldırmış, arka ayaklardan biri öne adım atmış, kuyruk iki arka ayak arasından öne kıvrılmıştır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-1029" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-4.jpg" alt="kubad-cinileri" width="1000" height="477" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-4.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-4-300x143.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/kubad-cinileri-4-768x366.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></p>
<p>Kubad Abad çinilerini resimleyen ustalar, keçi figürünü coşkunlukla işlemişlerdir. Bunlar da atlar gibi gerçekçi sayılacak üslupta, atlayıp zıpladıkları durumda, doğala yakın resmedilmiştir. Kazı buluntularından birinde görülen keçi tasviri, bunların en güzellerinden biridir. Krem renkli zemin üzerine siyah kıvrık dallar ve yapraklarla oluşan bezeme arasına yerleştirilen keçi, yüzeyde büyük yer tutmaktadır. Mor ve maviye boyanmıştır. Koşarken “meliyormuş” gibi ağzı açılmıştır.<br />
Av hayvanları arasında tavşan önemli yer tutar. Bir kısmı kesilmiş bir yıldız çinide bir tavşanın başı ve boynu kalmış; gövdesi kesilen parça ile yok olmuştur. Yüz biçimlenişi köpeği andırmakla birlikte, uzun kulakları tavşan olduğunu kanıtlamaktadır. Çinilerden birinde, hareket halinde gösterilen tavşan figürünün gövdesinde tüyleri ima eden çizgiler bulunmaktadır. Bazı çinilerde de, ellerinde veya kucaklarında ziyafet için tavşan veya gazel taşıyan hizmetkârlar görülmektedir.</p>
<p>Sfenksler, olağanüstü güçleriyle sarayı düşmandan, kötülük ve hastalıklardan korumaktadır. Kubad Abad’da buna örnek olacak birçok çini bulunmuştur.</p>
<p>Sfenks ’in gövdesi aslan, başı insandır; ayrıca kanatları vardır. Dolgun yuvarlak yüz, badem göz, tek kaş, küçük ağız genel tiptir. Bazılarının yanak ve çenelerinde benler vardır. Kimi kısa, kimi uzun saçlıdır; tepelerinde çeşitli biçimlerde başlıklar bulunmaktadır.</p>
<p>Siren (simurg, harpi ) başı insan, gövdesi kuş olarak tasvir edilen bir yaratıktır. Olağanüstü güçlerini insanları korumak için kullandığına inanılır. Orta Asya’da “Tuğrul” da denen Kaf dağında yaşayan bu masal yaratığı, İslami destanlarda çaresizlere yardıma koşan melek olarak yer tutmuştur.</p>
<p>Yazımı bitirirken bu güzel sarayın mimarı ve baş nakkaşı Sadettin Köpek’e değinmeden olmaz. Anadolu Selçuklu tarihinde popüler bir devlet adamı olan Sadettin Köpek sanatı ile değil iktidar hırsıyla anılır. İlk defa bir tertiple Sultan I. Alâeddin Keykubad’ın zehirlenmesi ve yerine oğlu Keyhüsrev’in tahta çıkarılması olayında kendisini gösterir ve yeni sultanın yakın çevresi arasında, en ön safta yer alır.</p>
<p>1237 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubad, iktidarının en güçlü zamanında oğlu İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliaht ilan ettiği şölende, şüpheli bir şekilde, yediği kuş etinden zehirlenerek ölür. Bu sırada emir-i şikar yani sultanın av hayvanları sorumlusu Sadettin Köpektir. Sultanın tayinin de Sadeddin Köpek ve diğer emirlerin gayretiyle II. Gıyaseddin Keyhüsrev 16 yaşında Selçuklu tahtına geçirilir. Ülkede bu karışıklıklar sürerken, emir Saadettin Köpek, huzur ve güvenliği sağlamaya yönelik tedbirler almak yerine, kendisine rakip olabilecek Selçuklu emirlerini ortadan kaldırmakla uğraşır. Hatta işi, sultan soyundan geldiğini iddia ya kadar vardırır. Ne yazık ki sonu mimarlığını kendi yaptığı, İyi bir doğa gözlemciliği ve geniş bir hayal gücünün sonucu olarak meydana getirilen figürlü çinilerle bezediği sarayın surlarında kendi iktidara getirdiği sultan Gıyaseddin Keyhüsrev emriyle idam olacaktır.</p>
<p>Sonuç olarak Sadettin Köpek hırsına rağmen kötü sonuna engel olamasa da, sanatı ile bu çinilere bakan gözlerde, tıbbın bulamadığı ölümsüzlüğün sırlarına pencere açmış olabilir. Tıpkı Gılgamış`ın geriye bıraktığı efsanesiyle olduğu gibi&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/kubad-abad-sarayi-cinileri/">Kubad Abad Sarayı Çinileri</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deliçay yaman akar [İçimize Bakış]</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/delicay-yaman-akar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Ömer Levent Soydinç]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 13:40:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[İçimize Bakış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=981</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="900" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="delicay" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>PAZARTESİ Sabah vizitini bitirdikten sonra apar topar polikliniğe indi. Saat 11’e doğru geldi görev emri. Bütün keyfi kaçtı. “Kürt Mehmet nöbete! Yavrum Hamdullah, sana da yazıklar olsun. İyice bir diklenmedin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/delicay-yaman-akar/">Deliçay yaman akar [İçimize Bakış]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="900" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="delicay" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-300x225.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-768x576.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-1024x768.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2018/11/delicay-1-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><p>PAZARTESİ<br />
Sabah vizitini bitirdikten sonra apar topar polikliniğe indi. Saat 11’e doğru geldi görev emri. Bütün keyfi kaçtı. “Kürt Mehmet nöbete! Yavrum Hamdullah, sana da yazıklar olsun. İyice bir diklenmedin ki şu herife anlasın dünya kaç bucak! “ Sövmemek için uğraşıyor, reçeteyi bir an önce yazıp odadan fırlamak istiyordu. Hamdullah sessiz, sakin tabiatlı; Hamdullah çalışkan, kanaatkar; Hamdullah sevilen, sayılan, halk çocuğu bir doktor…Hamdullah’ı herkes seviyor, en çok da Sağlık müdürü! Geçici görev mi var, Hamdullah gider, ne de olsa bekâr delikanlı. Doktorlardan biri mi hastalandı, hiç mesele değil efendim, Hamdullah tutar nöbeti. Tatile çıkacak bir cerrah mı var, ne mühim yahu, Hamdullah onun hastalarını da takip eder. Çok seviliyor Hamdullah.<br />
Başhekimlik koridoruna açılan geniş kanatlı, görgüden uzak, süslü püslü kapının önüne geldi. Elindeki istifa dilekçesi avucundaki terle nemlenmiş, orasından burasından buruşarak tuhaf bir şekle bürünmüştü. Sövüp sayacak, dilekçeyi adamın alnının ortasına yapıştırdıktan sonra arkasına bakmadan çekip gidecekti. Az sonra elindeki dilekçeyi çöp kutusuna atıp çay ocağına doğru yürüdü.</p>
<p>SALI<br />
Beş bin nüfuslu dağ kasabasına devlet hastanesi kurulmuş. Genç Cumhuriyet vatandaşına sahip çıkıyor diye yazmış gazeteler. Sonra mı, ne gelen var, ne giden. Hamdullah kendini bildi bileli bu hastanede doktor durmuyor. Geçici görevlerle kör topal işletilen, işletiliyormuş gibi yapılan, şifa dağıttığı izlenimi verilen, ne kendine ne de bir başkasına faydası olmayan sarhoş bir baba gibi dağın eteğinde çirkin ve heybetli gövdesiyle uzanmış yatan üç katlı sakil bir bina. Geçen seferki görev emrini aldığında müdürlüğe gitmiş, müdür muavini diye karşısına çıkan yeni mezun bir delikanlıya dert anlatmaya çalışmıştı. Harcırah verilmiyordu, kalacak yer yoktu, alet edevat eksikliği korkunçtu. “Ameliyathanenin içinde fare gördüm yahu! ” demiş, delikanlı kös dinlemişti. “Koskoca vali muavini imzalamış, gitmeyip de ne yapacaksın” , delikanlının ikram ettiği bayat çayı içip yola koyulmuştu.</p>
<p>Yaz gelince Deliçay’dan yükselen su buharı dağın yamacına varmadan usanır, bozuk asfaltın üzerine bırakır kendini. Öyle olur ki, miniminnacık serçeler soluklanmak için asfalta indiğinde hazırlıksız yakalanır da, kaygan yola tutunamayıp dereye yuvarlanıverirler.</p>
<p>Altındaki arabanın kabak lastikleri ilk uyarıyı Sakarlı köprüsünden geçerken vermişti. Az daha dikkatsiz davransaydı köprünün demir korkuluklarına yapışacaktı. Sırtından soğuk bir ter boşandı. “ Vaktinde yetişeceksin de ne olacak Kürt Mehmet! Vali yardımcısı madalya mı takacak? “ Kendi kendine attığı fırçadan memnun oldu. Yarım saat geçmişti, daha da süratlendiğinin farkında değildi. Akşam bastıran ani yağmurla dağın yamacından asfalta inen cıvık mı cıvık, killi toprak sabah güneşiyle kurumuş, uğursuz bir macun gibi asfaltı sarıya boyamıştı. Deliçay’ın suları uçup uçup yapışıyordu sarı macunun üzerine. Bir iki serçe konmayı denedi, kayıp dereye yuvarlandı. Hamdullah da öyle…</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-987" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/delicay-2.jpg" alt="delicay" width="528" height="417" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/delicay-2.jpg 528w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/delicay-2-300x237.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/delicay-2-279x220.jpg 279w" sizes="auto, (max-width: 528px) 100vw, 528px" /></p>
<p>ÇARŞAMBA<br />
Çopur Hasan Müdür Bey’in kapısında dikilmiş, vücudunu hamle eder gibi hafif eğik tutarak düşünüyordu. Bu sabah çok sinirliydi müdür. Ama bu konuda da müdürün görüşünü almak elzemdi Hasan için. Bütün cesaretini toplayıp, ölümü bile göze almış Kıbrıs Gazisi Kör Hamdi gibi- kasabasının gururuydu Kör Hamdi- daldı içeriye. Müdür haddinden fazla abartılı sakil koltukta arkasına yaslanmış, dışarıdaki kalabalığı sıkıntıyla seyrediyordu. Arkasına dönmeden, “ Gene ne var Hasan, gene ve var?” diye patladı. Ezilip büzülerek, “ efendim hastaneden aradılar az önce. Mevtayı morgdan getirelim mi bahçeye diye soruyorlar da, malum hava cehennem gibi sıcak. Beklerken bozulup kokar mokarsa diye şey etmişler, hem…” Müdür bir daha patladı, “ Ohooo, bunu da mı bana soracaklar yahu? Hastane müdürü ne iş yapacak peki? Onun maaşını da bana versinler o zaman! “ Baktı ki Hasan’dan ses çıkmıyor, kendini toparladı, “ Öğlen namazına çok var daha. Ezandan yarım saat önce getirsinler bahçeye. Benden sonra başhekim konuşur, vakit kalırsa belki bir mesai arkadaşı daha, hepsi o kadar! Cami yakın zaten. Off, mübarek hava da amma sıcak bugün.” Boyunbağını az daha gevşetti. “ Mübarek adam da ölecek günü buldu yahu. Mezarlık toz dumana boğulmuştur şimdi. Keşke eski takımı giyseydim. Yazık oldu lâcilere” diye düşünüp daha da hayıflandı. “ Soğuk bir ayran getir bana. Şevket Bey yanıma gelsin” Hasan ikiletmeden odayı terk ederken deminden beri içinde tuttuğu soluğu keyifle bıraktı, “Ohh be, hasarsız atlattık “</p>
<p>ÇARŞAMBA 16:00<br />
Uzun mu uzun servinin gölgesi altına yeni bir mezar daha kazılmıştı bu öğlen. Az önce atılan kürek kürek toprakla iyice kabarıp yükselen mezar, altında çok şişman birinin yattığını düşündürtüyordu. Oysa Hamdullah ne şişman, ne de iri yarı biriydi. Aksine, narin gövdesinde bir dirhem fazlalık yoktu. Kara kuru bir Kürt delikanlısı. Babası da öyleymiş. Anasından dinlerdi hep. Gözlerini iri iri yapar da kendisi de inanmıyormuş gibi konuşurdu. Çok boğazlı bir adammış. “Boğma rakıyla bir kuzuyu oturup yerdi de bir dirhem yağ tutmazdı mübarek adam!” diye anlatırdı hep. Kaçaktan dönerken mayına basmışmış.</p>
<p>Az önce anababa günü gibi kalabalıktı mezarın başı. İmam Suphi Efendi cebine sokuşturulan zarfın içindekileri bir an önce saymak için hızlı hızlı adımlayarak, hatta tabanları kıçına vura vura koşturarak mezarlık kapısına doğru uzaklaşırken geride sadece ama sadece, ve de ömür boyu oradan ayrılmamaya yeminliymiş gibi bir kadın kaldı. İki büklüm Meyro Ana hep ağladı, hep dövündü. Hamdullah duymadı, duyamadı, kalkıp sarılmadı.</p>
<p>İKİ PAZARTESİ SONRA, SABAH 09:00<br />
Devlette doktor biter mi hiç! En yakın vilayetten yeni bir doktor atandı hemen. Hamdullah’ın masasında bir tek bozuk radyosu kalmış. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar hep aynı istasyon çıkıyor. Sekreter kız herkese “rahmetlinin ruhu bu odadan çıkmıyor herhal bacım. Radyoda hep aynı kanal çalıyor. Ne kadar uğraştımsa boş” diye anlatıp dert yanıyor.<br />
Elinde tahlil kâğıtları, filmler, bir türlü düzgün taşımayı beceremediği için kuyruk gibi sarka sarka ardından gelen, biraz da uzun çekilmiş EKG kâğıdıyla şişman bir adam girdi içeriye. Masaya eğildi. Alnında biriken ter damlaları sekreter kızın üzerine düştü düşecek. “Hamdullah doktor yok mudur bacım? Benim ameliyat evrakları hazır. Gün verecekti bugün bana” Kız şaşkın, “ Duymadınız mı, Hamdullah bey trafik kazasında öldü iki hafta önce” Adam ilk şaşkınlıkla cevap veremedi. Sonra gözleri hafifçe kısıldı, dudaklarında kime kızacağını bilemediği için kelimelere, cümlelere dökülemeyen şaşkın bir öfke birikti. Neden sonra terbiyesiz, fütursuz bir cümle döküldü yağlı ter karışmış dudaklarından, “ Hay Allah yahu, doktor da ölecek zamanı bulmuş! Kim yapacak benim ameliyatımı şimdi? “</p>
<p>HERHANGİ BİR SALI<br />
Servinin boyu az biraz uzamış gibi geldi Meyro’ya. Eğilip toprağın üzerinde yeşermiş yaban otlarını ayıklamak istedi. Sonra acı bir gülümsemeyle vazgeçti. Hamdullah neydi ki sanki, ayrık otu değil mi? Naylon ibrikteki su güneşin altında iyice ılımıştı. Oğlunun saçlarına denk gelen toprağı güzelce ıslattı. Ardından şefkatle okşadı. Arapça bilmiyordu, pek dua bildiği de yoktu kadıncağızın. Yalan yanlış bir şeyler okudu, ardından nasırlı elleriyle yüzünü kapatıp içinden kopan haykırışı dizginlemekten usanmış gibi ”amiiinn” dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/delicay-yaman-akar/">Deliçay yaman akar [İçimize Bakış]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Malta [Dünyayı gezelim]</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/dunyayi-gezelim-malta/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Dr. Uğur Köksal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 07:40:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Dünyayı gezelim]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=977</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="630" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/malta-10.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="malta" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/malta-10.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/malta-10-300x189.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/malta-10-768x484.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div>
<p>Akdenizin tam ortasına kurulmuş Malta Cumhuriyeti 3 ana adadan oluşmakta. Toplam yüz ölçümü 316 km2 yani sadece bizim Gökçeada ve Bozcaada nın toplamı kadar. 430 bin nüfuslu ülkenin gelirlerinin %97 [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/dunyayi-gezelim-malta/">Malta [Dünyayı gezelim]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1000" height="630" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/malta-10.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="malta" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/malta-10.jpg 1000w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/malta-10-300x189.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/malta-10-768x484.jpg 768w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></div><p>Akdenizin tam ortasına kurulmuş Malta Cumhuriyeti 3 ana adadan oluşmakta. Toplam yüz ölçümü 316 km2 yani sadece bizim Gökçeada ve Bozcaada nın toplamı kadar. 430 bin nüfuslu ülkenin gelirlerinin %97 si turizm kaynaklı. Bizim daha çok dil okullarıyla aşina olduğumuz Malta doğal ve tarihi güzellikleriyle de ilgi çekici.</p>
<p>İstanbul dan uçakla 2.5 saat uzaklıkta olan adada yaz mevsiminin uzunluğu sayesinde mayıs başından ekim hatta kasıma kadar deniz tatili yapmak mümkün. Ancak yaz ayları çok sıcak geçtiği için rahatsız edici olabiliyor. Hem denize girelim hem gezelim diyorsanız nisan mayıs eylül ekim ideal zaman.</p>
<p>Maltaya indiğinizde ulaşım için araba kiralayabilir, toplu taşıma ya da taksi kullanabilirsiniz. Araç kiralayacaksanız trafiğin soldan işlediğini unutmayın. Ben yaya olarak 3-4 günde adapte olabildim araç kullanmak nasıldır bilmiyorum. Taksi ise biraz maliyetli. En uygunu adanın her yerine ulaşan toplu taşıma sistemi. ( https://www. publictransport.com.mt/ )</p>
<p>Hava alanında ki gişeden 12 bilet içeren 15 euroluk ya da 7 günlük limitsiz kullanım hakkı olan 21 euroluk tallinja kartı seçebilirsiniz. Eğer biletinizi otobüsten alırsanız yolculuk başına 2 euro ödemeniz gerekiyor. Cep telefonunuza yükleyeceğiniz tallija uygulamasıyla da ulaşım planlarınız kolayca yapabilirsiniz.</p>
<p>Otelinizi St. Glian ya da Sliema bölgesinden seçin. Sahil kayalık olsa da temiz denizi her zaman kalabalık. Geç saatlere kadar açık restoran ve kafeler St. Glianda bar ve gece kulüpleri her daim hareketli.</p>
<p>Adanın yerel mutfağının en önemli ürünü tavşan, her yerde yapılıyor ben yemedim çünkü çocukken yediğim bir tavşan yemeğinin kötü anıları depreşti. Ancak deniz ürünü bol ve lezzetli. Yerel sosisler, keçi peyniri, kurutulmuş domates ve pizzalar oldukça başarılı. Hamur işleri ve çörekler her köşe başında işporta tezgahlarında karşınıza çıkıyor. Fiyatlar Avrupa ortalamasında. Yerel şarapları her yemekte deneyin, bizde 80-100 tl ödediğimiz kalitede şarapların restoran fiyatları 30-40 tl.</p>
<p>Malta da herkes ingilizce konuşuyor ama italyanca arapça ve ingilizce karışımı malta dili de yaygın olarak kullanılmakta. Arapçadan bizim dilimize de geçmiş tanıdık kelimeler kulağınıza takılırsa şaşırmayın. Örneğin Merhba (merhaba) hoş geldiniz demek.</p>
<p>Malta 3 ana dadan oluşuyor bunlardan Comino en küçükleri sonra Gozo ve ana kara Malta geliyor. Her iki adaya da ulaşım Cırkewwa dan sağlanıyor. Cominoda ki Blue Lagoon a gidip yüzebilmek için küçük tekneleri kullanmanız gerekiyor. Gozo ya ise araç ta taşıyan büyük bir feribot her yarım saatte hareket ediyor. Gidiş dönüş bileti 4.65 euro.</p>
<p>Tallinja kartınız Gozoda da geçerli görmeniz gereken en önemli yer Azur Window. Tüm malta tanıtım broşürlerinde görülen bu doğal taş pencereyi yakından görmek çok etkileyici. Dalış tutkunları için de önemli bir adres. (maalesef biz döndükten bir kaç ay sonra yıkılmış)</p>
<p>Gozo da yüzmek istiyorsanız adanın kuzeyinde Ramla körfezi ideal. Kırmızı kumlu uzun kumsalı pırıl pırıl denizi ve harika manzarasıyla çok keyifli. Güneye inerseniz Xlendi güzel bir alternatif olabilir.</p>
<p>Adanın merkezi Victoria yada eski adıyla Rabat. Şehrin tepesindeki kale ve içindeki yapılar görülmeye değer. Tüm adada göze çarpan arap tarzı mimari, cumbalı evler, dar sokaklar ve tüm yapılarda kullanılan Limestone un (malta taşı) şehirlere verdiği renk özellikle gün batımında çok göz alıcı.</p>
<p>Ana ada Maltanın doğusunda ki balıkçı köyü Marsaxlokk a mutlaka gidin. Küçük körfezde Maltaya özgü kayıklar ve köyün siluetiyle güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Pazar günleri yerel pazarı var. Vaktiniz kalırsa Marsaskala ya geçin gün batımında kordonda güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz.</p>
<p>Köydeki kayıkların burunlarındaki göz ise eski mısır mitlerinden geliyor. Hikayede oğlu Horusun gözünü yutan Osiris daha güçlü ve kuvvetli oluyor. Kayığa çizilen göz ise denizin tehlikelerine karşı daha güçlü olması umuduyla yapılmış.</p>
<p>Valetta da bir gününüzü geçirin üst barakka bahçeleri ve katedral görülmeli. Ama en güzel Valetta fotoğrafı Sliema da ki Xerri durağından çekiliyor unutmayın. Zaman bulursanız Valetta ana terminalden 1 numaralı otobüse binip son durak isla da inin. Yarım adanın burnuna yürüyün buradan Grand Harbour ve Sant Anglu kalesi manzarasını fotoğraflayın.</p>
<p>Malta tarihinde St. John şövalyelerinin önemli bir yeri var.1522 de Kanuni tarafından Rodosun alınmasıyla yerlerinden olan şövalyeler 1530 da Malta ya yerleştirilmiş. Gelir gelmez başlattıkları kalkınma hamlesiyle adada bir çok yapı inşa eden şövalyeler sosyal ve ticari hayatı da geliştirmeye başlarlar. Ancak Akdenizin ticaret yollarına hakim olan adayı ele geçirmek isteyen Kanuni Sultan Süleyman 1565 de güçlü bir donanmayla adayı kuşatır. 4 ay süren kuşatma sonunda Sicilyadan aldıkları yardımla şövalyeler galip gelir. Tarihe geçen Malta savunması sonucu Hristiyan aleminin güvenini kazanan şövalyeler ülkeyi daha da geliştirmişler. Adalar bu dönemde kültür sanat ve mimari acıdan altın dönemini yaşamış. Valletta şehri de ismini şövalyelerin büyük ustası Jean Parisot De La Valletta dan almış. Daha sonra sırasıyla Fransız ve İngiliz hakimiyetine geçen ada 1964 te bağımsızlığını kazanmış.</p>
<p>Maltalılar koyu Katolik oldukları için her köşeye kilise yapmışlar. Hem de öyle böyle değil devasa kiliseler bir çoğu. Bunun sebebi de kiminki daha büyük daha gösterişli olacak çekişmesi olsa gerek, bilmiyorum tanıdık geldi mi! Yaklaşık 530 küsur kilise olan adada nüfusa vurduğunuzda 800 kişiye bir kilise düşüyor.</p>
<p>Maltada görmeden dönmemeniz gereken yerlerden biri de Mdina. Tarihi milattan önce 8. yüzyıla kadar dayanan bu Orta Çağ şehri sessiz şehir diye de anılıyor. Surlarla çevrili kentin içinde hali hazırda yaşam devam etmekte. Sadece oturanların araçla girebildiği dar sokakları, sarayları, kiliseleri, kale duvarlarından malta manzarası ve sokaklarında dolaşan faytonlarıyla Unesco nun dünya mirasları listesindeki şehri yaşamak için yarım gün yeterli.</p>
<p>Malta mutlaka görülmesi gereken ilginç ve keyifli bir ülke. Klasik ada psikolojisinin rahatlığı, lezzetli yemekleri, sıcak insanları, deniz, kum, güneş ve tarih için gidilir. 5 ila 7 gün ayırmak yeterli olacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/dunyayi-gezelim-malta/">Malta [Dünyayı gezelim]</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tıp ve Felsefe</title>
		<link>https://hekimcebakis.org/makale/tip-ve-felsefe/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Konuk Yazar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Sep 2017 06:26:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale]]></category>
		<category><![CDATA[Hekimce Bakış 94. Sayı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hekimcebakis.org/?p=970</guid>

					<description><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="905" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="tip-felsefe2" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-300x226.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-768x579.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-1024x772.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div>
<p>Osman Elbek Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Gaziantep, Türkiye “Önce teşhis, sonra tedavi” diyerek modern hasta yaklaşımının ilk temellerini atan İbni Sina (980- 1037) tıp ile felsefe [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/tip-ve-felsefe/">Tıp ve Felsefe</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="margin-bottom:20px;"><img width="1200" height="905" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2.jpg" class="attachment-post-thumbnail size-post-thumbnail wp-post-image" alt="tip-felsefe2" decoding="async" loading="lazy" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2.jpg 1200w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-300x226.jpg 300w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-768x579.jpg 768w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-1024x772.jpg 1024w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-86x64.jpg 86w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></div><p><strong>Osman Elbek</strong><br />
<em>Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı, Gaziantep, Türkiye</em></p>
<p>“Önce teşhis, sonra tedavi” diyerek modern hasta yaklaşımının ilk temellerini atan İbni Sina (980- 1037) tıp ile felsefe arasında mahiyet farkının olduğunu belirtmektedir [1]. Gerçekten de tıp da felsefe de insanı ve yaşamı temel alır. Ancak tıp, gözlem ve deney yöntemle- ri ile biyolojik ve psikolojik temeller ışığında tanımladığı sorulara yanıtlar ararken; felsefe insanın kültür dünyasını referans alarak tıbbın aksine yanıtlar hakkında değil sorular üzerinde yoğunlaşır. İnsanlığın düşünce tarihini izlediğimizde eski Yunan öncesi dönemde doğanın zorlu koşulları karşısında güçsüz olan insanın yer altında ve üstünde pek çok Tanrı yarattığını ve iyilik-kötülük durumlarını var ettiği bu Tanrılara bağladığını görmekteyiz[2]. Her sorunun doğa üstü güçlere bağlandığı böylesi bir ortamda hekimlerden beklenen Tanrılarla datura benzeri bitkilerin halüsinasyon yapan afyonu altında “ilişki kurması” ve onların neden olduğu kötülük hallerini büyü ile tedavi etmesidir [1, 3].</p>
<p>Eski Yunan öncesi dönem ile benzer biçimde tıp alanının dinsel bir alan olarak tanımlandığı Mısır uygarlığında -Yunan uygarlığından farklı olarak- ölüm, yaşamın devamı olarak görülmekteydi. Bu nedenle eski Mısır’da bedenin korunması özel öneme sahipti. Bu değişen önem tıp alanında cerrahi bilgi birikiminin artışına ve alçı, sütur ile diş tedavilerinin yapılabilmesine yol açmıştı. Ancak kalbi ana organ olarak tanımlayan Mısırlı hekimler de tıpkı Mezopotamyalı meslektaşları gibi ruhban sınıfının üyeleriydi [1].</p>
<p>Mezopotamya ve Mısır uygarlığından farklı olarak barınmak, ölü gömmek gibi gündelik yaşamın ötesini kendisi için soru alanı olarak tanımlayan ve “bilimi bilmek için yapmak”[1] düsturu uyarınca bilme ve kavrama arzusunu açığa çıkaran Yunan uygarlığı, diğer alanlarda olduğu gibi tıp sanatında da devrime neden olmuştur. Bilindiği gibi akla gelen ya da gelmeyen her sorunun doğru yanıtı doğa üstü güç olarak Tanrılarda saklıdır. Oysa ki soru sormak insana içkindir. Yani felsefe insani bir etkinliğe hayat vermektedir. Bu nedenledir ki felsefi düşünmenin var ettiği sorular aslında Tanrılar karşısında insanı yaratmaktadır. Değişen yeni bakış açısının bir yansıması olarak tıp da artık doğa üstü bir güç olarak değil; bilim, teknik ve sanatsal yetilerin bütünü olarak değerlendirilir. İlk kez hastalıkların nedenleri doğa üstü güçlere bağlanmaz. Doğaldır ki yaşanan bu değişim hastalığın nedenleri kadar sağaltımının da insani bir yeti olabileceği gerçeğini var eder. Artık Hipokrat tarih sahnesindedir, felsefe Hipokrat’ı var etmiştir. Tanrılardan ateşi çalan Prometheus gibi Hipokrat da kazandığı bu yetiyi Tanrılara bir daha geri vermemeye kararlıdır. Usta-çırak ilişkisi ve kazanılan tıbbi yetinin özenle saklanıp ritüeller eşliğinde bir sonraki insan nesline aktarılma çabası aslında bu kararlığının bir yansımasıdır. Bu dönemde tıp Tanrılar karşısında insanı var eden felsefeden kopamaz, onunla iç içe geçer. Uygarlık tarihinde tıp ile felsefenin en çok harmanlandığı dönemlerden birisidir Yunan uygarlığı. Pek çok filozof aynı zamanda tıp alanı ile uğraşır. Bu filozoflardan en ünlüsü aorta’ya da adını veren Aristoteles’tir[1,4].</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-975" src="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-1.jpg" alt="tip-felsefe" width="746" height="356" srcset="https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-1.jpg 746w, https://hekimcebakis.org/wp-content/uploads/2017/09/tip-felsefe2-1-300x143.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 746px) 100vw, 746px" /></p>
<p>Felsefe sadece batıda değil doğuda da boy atar. Bergamalı Galen, İbn-ü Rüşd, Farabi ve Ebubekir Bin Zekeriya Razi gibi pek çok hekim ve felsefeci, batılı felsefecilerden etkilenerek çalışmalarını sürdürmüşlerdir [1,4,5]. Günümüz dünyasında doğu ve batı uygarlıklarının uzlaşmadığı ve hatta kanlı çatışmalara neden olduğu iddia edilmektedir. Halbuki uygarlık tarihi irdelendiğinde çıkarlarla kirletilmediği sürece düşüncenin ulusal ya da bölgesel olmayıp evrensel olduğu ve çatışmalarla birbirini yok etmediği, aksine birbirinden çoğaldığı görülmektedir</p>
<p>11 Eylül saldırısı sonrası “uygar” dünyada kimi çevreler tarafından İslam modern yaşamla bağdaşmayan, akıl dışı sapkın bir ideoloji olarak okunmaya çalışılmaktadır. Oysa ki mevcut iddiaların aksine ilk kez hasta başı klinik dersi veren Ebubekir Bin Zekeriya Razi (864-925) başta olmak üzere pek çok İslam felsefecisi bilginin kaynağını “duyu”, insanın tek yol göstericisini “us” olarak tanımlamıştır [1,4]. Bu durum Batı’nın Doğu’yu hep geriliğin kaynağı olarak nitelendirdiği, ötekileştirdiği oryantalist bakış açısını göstermesi yanı sıra, İslam’ın bilim ve felsefe alanına bir dönem yaptığı büyük katkılardan sonra neden silikleştiğini kanıtlaması açısından da dikkate değerdir.</p>
<p>Ve Ortaçağ: Yunan uygarlığından o güne kadar karşılaş- tığı her durumu soru sorarak algılamaya ve anlamlandırmaya çalışıp uygarlığı yetkileştiren insan birgün “Çok şeyleri merak ediyor ve düşünüyorsunuz. Halbuki (düşünülmesi) gereken yalnız bir şey vardır. Önce Tanrının melekûtunu (saltanatını) arayınız, başka şeyler size fazlasıyla verilecek” diyen [5] İsa’nın sesine kulak verdi. Artık geçerli hüküm soru sormak, düşünmek ve yanıtlar aramak değil; doğruluğu tartışılamayacak önermeleri sorgusuz kabul etmekti, yaratılan saltanata baş eğmekti. Çağ engizisyonlar çağıydı; egemen düşünceden farklı her kelam ve kelam sahibi zinci- re vuruldu, yakıldı, aforoz edildi.</p>
<p>Bu karanlığa karşı ilk ses MS 1000 yılında İtalya’nın Bologna şehrinden geldi. Bologna’da Öğrenci Derneği Loncası, nitelikli eğitim görmek için seçkin öğretim üyelerinden topluca ders alabilecekleri bir mekanın var olması gerektiğini belirtti [1]. Dipsiz kuyulara atılan bilgi ışığı, öğrenci örgütlenmesinin var ettiği “üniversitas” fikri ile yeniden toplumla bütünleşme yolunu buldu. 1224 yılında Salerno Üniversitesi resmi ilk tıp okulu olarak kabul edildi. Öğrencilerin yaktığı bu bilgi ateşi kısa zamanda tüm Avrupa’yı sardı. Leonardo da Vinci’den Thomas More’a, Francis Bacon’dan Campanella’ya, Nikolaus Kopernikus, Andreas Vesalius’dan Paracelsus’a, William Harvey’e kadar onlarca bilgi çınarı öğrencilerin var ettiği “üniversitas”ın yarattığı toplumsal ortamda boy attı. Tıp da o günden sonra hastalık hakkında felsefi düşünen kimseyi “doktor” olarak anmaya başladı [1].</p>
<p>Ya bugün? Binlerce ışık yılı uzaklıktan nanometre düze- yi yakınlığa kadar her alanda eskiye kıyasla daha çok bilgi sahibi olan insanlık yeterli bilgelikte mi? “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım.” diyebilen [6] kaç tane bilim insanı var? Tıpta ve her alanda bugün hangi amaç için bilgi üretilmekte?</p>
<p>Bilim -doğası gereği- tartışma gündemine aldığı her alan için hipotezler kurarak ürettiği yeni soruların yanıtlarını bulmak için çaba gösterir. Ama ya bilim gözünün önündeki tüm gerçekliğe rağmen bir alanı mutlaklaştırır; o alanı her türlü tartışmadan azade kılar, dahası tahakküm kuran o alanın boyunduruğu altına girer, onun kazanç kapısı haline gelirse; bilim tarihi o günden sonra nasıl şekillenir? Hiç kuşkusuz böylesi bir durumda öncelikle bilim insa- nı kendisine ve yarattığı bilime yabancılaşır. Yabancılaşan bireyin kendisine, ürününe ve ürünü var ettiği sosyokültürel ortama eleştirel bakış açısı ile yaklaşabilmesi olanaklı değildir. Bu ortamda birey benlik saygısının azalmaması için gerçeklerden kaçar. Herkesin gözü önünde kendi uzmanlık alanı dahilinde yaşanan insanlık adına utanç verici gelişmeleri görmez, ya da “hayatın gerçeği” olarak aklar, ya da kendi alanı ile ilgili bu sorunları bir başkasına havale eder. Açık yüreklilikle ifade edelim ki bu tavır bilim insanının bilimsel özgürlüğünü yitirmesi; bilimin soru sormak, düşünmek ve yanıt aramak yetisini kaybetmesi ve yaratılan saltanata baş eğmesidir. Varılan çağ “Yeni Ortaçağ”dır. Bu çağın düşünceyi zincirleyen, bireyleri atomize edip onları yalnızlığın çaresizliğine terk eden ve her zorluğa rağmen aklın eleştirel gücüne destek veren insanları aforoz eden “din”i; piyasanın ve tüketim kültürünün yüceltilme retoriğidir.</p>
<p>Küresel düzeyde tüm insanlığa demokrasi ve zenginlik getireceği iddia edilen bu masalda yaşanan gerçek oldukça farklıdır. Bugün insanlığın dörtte birini oluşturan sanayi- leşmiş kesim dünya zenginliğinin %85’ini elinde tutmak- ta, dünyadaki 358 varlıklı insan 2.3 milyar yoksul insanın geliri kadar bir serveti paylaşmaktadır [7]. Asya, Afrika ve Latin Amerika’da ekili alanlar dünya mahsulünün yarısı- nı karşılarken, bu bölgelerde yaşayan yarım milyar insan açtır [1]. Bilim insanlarının pek çoğu ise bu utanca sırtını dönerek bilim üretebilmekte ve dahası bilimsel gelişme- lerden insanlığın tümünün yararlan(a)mamasını tartışma gündemlerine dahi almamaktadırlar. Çünkü bilim insanı gözleri önünde yaşanan onlarca örnekten dolayı bilmekte- dir ki günümüz dünyasında muhalif olmak; yalnız olmak, ötekileştirilmek ve en önemlisi kamusal desteğin gün geç- tikçe azaldığı bir ortamda bilimsel çalışmalarına finansman desteği bulamamak anlamına gelmektedir. Kuşkusuz aka- demik kapitalizm bu düzeyde meşrulaştırılmasaydı dün- yadaki araştırma kaynaklarının %90’ı dünya nüfusunun %10’unu etkileyen sorunlar için ayrılmazdı.</p>
<p>Aslında kapitalizmin tıp alanı üzerindeki en olumsuz etkisi sağlığı ticarileştirebilmiş olmasıdır. Bu konuda trajikomik bir örnek; Brezilyalı tarım işçilerinde kronik açlığın neden olduğu bedensel ve ruhsal sıkıntının o bölgedeki he- kimlerce asıl nedenin göz ardı edilerek ruhsal hastalık ola- rak tanımlanması ve hastalara psikotrop ilaçlar önerilmesi- dir [1]. Pekiyi bu hastalıklı bakış açısı sadece Brezilya’da mı yaşanmaktadır? Örneğin günlerini fast food zincirlerde cips ve kola yiyerek geçiren çocukların obezite nedenini gerçek nedeni göz ardı edip bir dolu spekülatif genetik etmenlerle açıklamaya çalışmamız; ya da insani değerlerin tümünün paraya endekslendiği, çıkarın egemen olduğu, bencilliğin yüceltildiği bu dünyada insanların depresyona girme ne- denini bu çarpık zihniyetten soyutlayıp sinapslardaki sero- tonin düzeyinin azalmasına indirgememiz ya da ileri evre akciğer kanserli hastaları ikiüç ay daha fazla yaşatabilmek için kemoterapi ilaçlarını üreten şirketlere milyarlarca lira para harcayabilirken, toplumda tütün alışkanlığını önleye- cek projelere mali kaynak ayır(a)mamamız sağlığın ticari- leştirildiğinin açık kanıtları değil midir?</p>
<p>Elbette insanların sağlık hakkının gasp edilmesi ve sağlığın ticarileştirilmesi süreci hekim-ilaç şirketleri arasındaki yakın “etkileşim” sayesinde gerçekleştirilmektedir [8,9]. Bugün bölgesel, ulusal yada uluslararası bilimsel toplantıların, kongrelerde sunulan bilimsel çalışmaların ve küresel hastalık tedavi kılavuzlarının içeriği dolaylı yada doğrudan etki ile büyük oranda endüstri tarafından belirlenmektedir. Bu etkinin bir yansıması olarak ABD’de %80’i doğrudan hekime aktarılmak üzere ilaç sektörünün promosyona har- cadığı paranın 15 milyar dolara ulaştığı bilinmektedir [8]. Endüstrinin, akademik tıbbın kimi alanlarında küresel dü- zeyde yol açtığı kirlenme o düzeye ulaşmıştır ki New Eng- land Journal Medicine dergisinin eski editörü Dr. Angell bir yazısında bu durumu “Akademik tıp satılık mı?” başlığı altında irdelemiştir [9].</p>
<p>İşte bu noktada üniversiteler kritik öneme sahiptirler. Çünkü üniversiteler bilginin kutsallaştırıldığı ve güç haline getirildiği bu ortamda bilgi üretme yetisini elinde tutan kurumlardır. Son yıllarda daha sıklıkla gündeme getirilen “Girişimci Üniversite”, “Rekabetçi ve Projeci Üniversite”, “Performans Eksenli Ücretlendirme” ve “Üniversite-Sanayi İşbirliği” gibi kavramlar üçüncü bin yılda üniversitelerin hangi güçlerden etkilendiğini, dahası kendisini hangi güçlere göre konumlandırdığını gözler önüne sermektedir. Bu kapsamda etik, sosyal politika gibi konuları gündemine almayarak “bilgi teknisyeni” yaratma amacını güden yüksek öğrenimin paralı hale getirilmesi; üniversite kurumunun işletme, öğrencilerin müşterileştirilmesi süreci ve yeni tanıştığımız şirket üniversiteleri bilginin piyasa mekanizmasının doğal bir sonucu olarak nasıl bir sınaî girdiye dönüştürüldüğünü kanıtlamaktadır. Bu dönüşümün en önemli tahribatı ise eğitim kurumlarının akredite edilmesi ya da kurumlar arası afiliasyon gibi her eğitim alan bireyin eğitim hakkını güvence altına alacak uygulamaların, küresel sermayenin istediği şekilde küresel diplomaya sahip ucuz işgücü üretme noktasına indirgenmesidir. Akademisyeni, çalıştığı şirketin patronlarının “belirlediği” bir alanda çalışan memura benzeten Ahmet İnam’ın ifadesiyle [10] sorunumuz “Akademik hayatın bugün (&#8230;) piyasayla bütünleşmiş, oradan gelen sorunları çözmeye, talepleri yerine getirmeye” uğraşması değil midir?</p>
<p>Yazıyı 1963 yılında OECD bilim bakanları toplantısı öncesinde dönemin Hollanda Eğitim Bakanı’nın “Bilim bilginin bir boyutudur ve bilim politikaları kültür politikalarının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu politikaların ekonomik bir ortamda tartışılması fuhuş yapmak anlamına gelir.” sözcükleri [11] ile tamamlamak istiyorum. Ne dersiniz üçüncü bin yılın “uygar” dünyasında bu sözler hepimiz için nostaljik bir şarkının güftesi gibi gelmiyor mu? Doğası gereği kâr maksimizasyonu temelinde hareket eden endüstri her alandaki bilimsel bilgi üretiminin ana sponsoru olmuş; fikri mülkiyet hakları patentler sayesinde ticaretle bağlantılı hale getirilmiş (TRIPS Anlaşması: Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması); “yayınla ya da kaybol” kıskacında can çekişen bilim insanlarının çoğu bilimsel camiada ve dergilerde neyin geçer akçe olduğunu öğrenerek akade- mik kariyerlerinde yükselmek amacıyla “özgürce” belirli alanlarda gereksiz yere söz söyleyerek / çalışma yaparak bil- gi kirliliğine neden olmuş ve en önemlisi “modern” çağın dini olan piyasanın denetimine girmiş tıp kurumu Dünya Bankası ve Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği reformlar sonucunda -Ivan Illich’in yıllar önce tanımladığı gibi- en- düstrinin daha fazla para kazanması için hayatın kendisini tıbbileştirip [12] bir kazanç kapısı haline getirmiş ise; bu endüstri iktidarının var ettiği bilim [13] ve bilim insanın- dan dünyaya yarar gelir mi?</p>
<p>Ne acıdır ki endüstrinin var ettiği bilimin tüketim endeksli yansıması tarihsel süreçte öylesine yetkinleşmiştir ki bugün biyomedikal konularla ilgili günde yaklaşık 6000 makale yayınlanmaktadır [14]. Bu kapsamda 1900’lü yılların başında dünya genelinde on bin süreli yayın sayısı bugün yüz bine ulaşmıştır [14]. Akademik yükselme uğruna bu düzeyde “bilgi tüketimi”nin olduğu mevcut kirlilik ortamı, iddia edildiği gibi “bilgi toplumu”nu var etmenin aksine her türlü etik dışı yayın yapma imkanını arttırmaktadır.</p>
<p>Oysa bilimsel düşünce “doğru”ya ulaşmak için bir anlama, bir bulma ve doğrulama çabasıdır [15]. Bu çabanın ilk adımı o güne kadar “doğru” olarak kabul edilen gerçeklere eleştirel yaklaşabilmesidir. Üçüncü bin yılın dünyasında genelinde bilim, özelinde tıp alanı kapitalist tahakküm ilişkilerine eleştirel yaklaşabilme yetisini kaybetmiştir. Kanımca bu yeti bilime/tıbba felsefenin sunacağı sorularla yeniden kazanılabilir. Ne de olsa bir filozofun tanımladığı gibi [15] felsefe kişiye mal-mülk, para-pul, şan-şöhret kazandırmaz ama dünyayı anlama ihtiyacını tatmin edebilir. Bu “anlama ihtiyacı” yaşamın amacı ve nasıl yaşanması gerektiği hakkında her bireyin kendisine sorular yönlendirmesini sağlayabilir. Bu yolla üretilen yeni sorular hepimizin dimağına “hayatın gerçeği” olarak kodlanan bir yanılsamadan bizleri kopararak; hayata, bilime, tıbba ve en önemlisi halen yapmakta olduğumuz işe eleştirel bakabilmemizin yolunu açabilir. Belki de o gün Bertrand Russell’ın yıllar önce korktuğu gibi bilgelikle birleşmeyen kudretimizden ürkebilir, ancak bilgelikle birleşen bilimin insanlığa refah ve mutluluk getirebileceğini fark edebiliriz. İşte o zaman sanatla, edebiyatla, felsefeyle harmanlanmış biçimde, yal- nız kalmayı da göze alarak inandığımız doğrular için hayatı yeniden var edebiliriz.</p>
<p>Felsefe insan olmaya çağrı ise [16] ve tıp sadece teknik bir uygulama alanı değil de bilim, sosyo-kültürel çalışma ve 1219 sayılı yasamızda da tanımlandığı gibi bir sanat alanı ise; bizi “uygar” köleler haline getiren ellerimizdeki/ zihinlerimizdeki zincirleri bize göstermek ve bu sayede tıbbın yeniden insana dönmesini sağlamak için felsefenin düşünsel ışığından, yol göstericiliğinden daha çok yararlanmamız gerekmez mi?</p>
<p>Bu düşüncelerin güzel ama boş bir hayal olduğunu söyleyenlere William Blake’nin “Şimdi, ispatlanan her şey, bir zaman sadece hayal edilmişti” cümlesini [15] hatırlatmaktan başka bir yol var mıdır?</p>
<p>TEŞEKKÜR</p>
<p>Yazının taslak haline getirdikleri katkı için Emre Gökalp, İbrahim Zubaroğlu ve Toros Selçuk’a teşekkür ederim.</p>
<p>KAYNAKLAR</p>
<p>1. Güntöre SÖ. Tıp ve Felsefe. Birinci Basım. Nobel Kitabevi; 2005.</p>
<p>2. Hançerlioğlu O. Düşünce Tarihi. Beşinci Basım. Remzi Kitabevi; 1993.</p>
<p>3. Rivers WHR. Tıp, Büyü ve Din. Birinci Baskı. Epsilon Yayıncılık; 2004.</p>
<p>4. Timuçin A. Düşünce Tarihi. İkinci Baskı. İnsancıl Yayınları; 1997.</p>
<p>5. Adıvar AA. Tarih Boyunca İlim ve Din. İkinci Basım. Remzi Kitabevi; 1969.</p>
<p>6. Forti A. Modern Bilimin Doğuşu ve Düşünce Özgürlüğü. İçinde: Mayor F, Forti A; eds. Bilim ve İktidar. Onikinci Basım. Ankara: TÜBİTAK; 2004: 23-37.</p>
<p>7. Sayar K. Küreselleşmenin psikolojik boyutları. Yeni Symposium 2001; 39: 79-94.</p>
<p>8. Ağalar C, Ağalar F, Sayek İ. Hekim ve ilaç şirketleri arasındaki etkileşimler. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 2005; 48: 273- 83.</p>
<p>9. Angell M. Is academic medicine for sale? N Engl J Med 2000; 342: 1516-8.</p>
<p>10. Özbudun S, Demirer T. İdeolojinin üretimi, yeniden üretimi ve üniversiteler. Toplum ve Hekim 1999; 14: 243- 50.</p>
<p>11. King A. II. Dünya Savaşı’nın Sonundan Bu Yana Bilim ve Teknoloji. İçinde: Mayor F, Forti A; eds. Bilim ve İktidar. Onikinci Basım. Ankara: TÜBİTAK; 2004: 69-105.</p>
<p>12. Moynihan R, Cassels A. Satılık hastalıklar. Birinci Basım. Hayykitap Yayınları; 2006.</p>
<p>13. Resnik DB. Bilim Etiği. Birinci Basım. Ayrıntı Yayınları; 2004.</p>
<p>14. Terzi C. Toplum sağlığına uzanan bir köprü: tıp eğitimi. Toplum ve Hekim 2001; 16: 213-6.</p>
<p>15. Yıldırım C. Bilim Felsefesi. Onuncu Basım. Remzi Kitabevi; 2005.</p>
<p>16. Uygur M. Felsefenin Çağrısı. İkinci Baskı. Yapı Kredi Yayınları; 2004.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://hekimcebakis.org/makale/tip-ve-felsefe/">Tıp ve Felsefe</a> appeared first on <a href="https://hekimcebakis.org">Hekimce Bakış</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
