11 Ağustos 2021, Batı Karadeniz’deki Sel Felaketi; TTB ve ODSH Heyetinin Gözlemleri

17 Ağustos Salı, 1.Gün: Bozkurt, Abana, Çatalzeytin, Ayancık

11 Ağustos 2021 günü Kastamonu’nun Bozkurt ilçesi, bütün Batı Karadeniz bölgesinde etkili olan şiddetli yağmura bağlı olarak bir sel felaketi yaşadı. TTB ve ODSH Kolu heyeti, bölgeye ancak yağışların durmasından sonra, 16 Ağustos günü gidebildi ve 17 Ağustos sabah ilk durağımız olan Bozkurt ilçesine ulaştık. Ziyaretimizin rehberliğini, bölgeyi her bakımdan çok iyi tanıyan Kastamonu Tabip Odası yaptı. Bölgedeki gelişmeleri başından beri yakından izledikleri ve müdahil oldukları için, ziyaretin amacına ulaşmasında çok önemli katkıları oldu.

Bozkurt

Bozkurt  ilçesi, Ezine Çayının içinden geçtiği vadinin tabanında bulunmaktadır.  Yerleşimin büyük bölümü çayın doğal sel yatağındadır ve bu binaların tamamına yakını 4-5 katlı, bazıları 8-10 katlı yüksek binalardan oluşmaktadır. Çaya yakın komşulukta inşa edilmiş bir binanın, on katın üzerinde yüksek olduğu, onun hemen yanında bulunan 4-5 adet çok katlı binanın ise tamamen veya  tama yakın yıkılmış olduğu hemen göze çarpmaktadır. Sel, dere yatağına komşu olan çok katlı binalarda ağır hasar yaratmış, bazı binaları ise tamamen yıkmıştır; bunlardan tamamen yıkılan bir tanesinde, ilk belirlemelere göre 9 kişinin hayatını kaybettiği bildirilmiştir. Selin yatay yayılımı ile beraber, tamamı çok katlı binaların zemin katlarında bulunan çarşı ve dükkanların tümü ağır zarar görmüş,  can ve mal kaybı oluşmuştur. Selden korunmak isterken dükkanların  içinde sıkışarak boğulan, sele sokakta yakalanan ve sürüklenerek kaybolan  insan sayısı da az değildir!

Bozkurt ilçesindeki bu sel olgusunda, selden kurtarmaya çalışırken araçlarla beraber sele kapılarak hayatını kaybeden bireylerin varlığına ilişkin tanıklıkların fazlalığı dikkat çekmektedir. Araçlarıyla birlikte selde hayatını kaybedenlerin gerçek sayısı, tam olarak verilememekle beraber, bildirimler ve medyada paylaşılan görüntüler düşünüldüğünde 10 sayısı, durumun belirsizliği de dikkate alınarak, şimdilik bir referans olabilir. Her sel için olduğu gibi, bu olguda da gerçek ölüm sayısı, sel güzergahında denize kadar olan bütün alanın temizlenmesi sonrasında ve bildirilen kayıpların tamamının akıbetleri belli olduktan sonra kesinleştirilebilir.

bozkurt-sel

Şiddetli yağmurun etkisiyle vadinin üst noktalarından başlayan sel, Ezine Çayını oluşturan kollar boyunca, geçtiği güzergahta bulunan çok sayıda büyük ağacı kökünden sökmüş, bu nedenle Bozkurt  ilçesine ulaştığında yıkıcılığı yüksek olan bir kitleye ve debiye ulaşmış. Bu büyük ağaçların, Bozkurt merkezdeki köprüde oluşturduğu blokaj, selin dere yatağının her iki yanına doğru genişlemesine ve geriden gelmekte olan su kitlesinin birikmesine ve su seviyesinin çok kısa bir süre içinde hızla yükselmesine  yol açmış. Bu nedenle selin akış yönünde olmasa da sel yatağında bulunan bütün binalar, yerleşim kotuna göre  çoğunluğu  2-3 metre olmak üzere,  yer yer 5-6 metreye ulaşan yükseklikte bir sel ve su baskını ile karşı karşıya kalmışlar. Selin getirdiği ağaç ve diğer birikintiler, selin sürüklediği çok sayıda arabayla beraber yolları bloke etmiş, aynı zamanda binaların zemin katlarını doldurmuş. Bunun izleri ve etkileri biz gittiğimizde hala görülebilir durumdaydı.

İlçeye giden yol, Ezine  Çayı vadisinin  doğu  yakasından kıvrıla kıvrıla iniyor, böylece  aşağıda vadinin selden ne kadar etkilendiği görülebiliyor. Kastamonu Tabip Odasından arkadaşlar, yol boyunca birkaç noktada durarak, Ezine Çayının sel yatağında meydana gelen değişiklikleri gösterdiler. İki büyük kolun birleştiği, ilçenin 5-6 kilometre yukarısındaki bir noktada bir HES vardı. Basında  yıkıldığı ve  Bozkurt’taki selin  felakete dönüşmesine neden olduğu yönünde  çokça spekülasyon yapılan HES’in, tepenin üst noktalarından başlayarak çay yatağına kadar inen borularının sağlam olduğu görülüyordu.   HES’in daha yukarıda bulunan kısımlarını görmek, ulaşım olanakları elvermediği mümkün olmadı.

Buna karşılık, Ezine Çayıyla birleşen küçük derelerin, önceki yataklarıyla orantısız ölçüde geniş bir sel yatağı oluşturduğu, yatak boyunca belirli bir yüksekliğe kadar ağaç örtüsünün azaldığı ve vadi boyunca aşağıya kadar neredeyse kesintisiz uzanan kelleşmeler olduğu, Ezine Çayının buradan devam eden bölümünde de aynı yatak genişlemesinin olduğu görülüyordu. Kelleşmelerin nedeninin, selin  aşındırdığı toprak ve onunla beraber  sürükleyip götürdüğü ağaçlardan arta kalan izler olduğunu öğrenecektik. Bu ağaçlar, Bozkurt ilçesindeki köprüde tıkanmaya ve su baskınının yıkıcılığını arttırmaya sebep olan ağaçlardı İlçenin çarşısında bulunan bütün dükkanlar  zemin katlardaydı ve çok sayıda iş yeri sahibinin, tavan seviyesine kadar yükselen selin debisine kapılarak sürüklendiği söyleniyordu. Dükkanlarından daha erken çıkabilen veya o esnada dışarıda bulunanların bir kısmı ise araçlarını selden kurtarmaya çalışırken sele kapılmış ya da aracıyla birlikte sürüklenerek yaşamını yitirmişti. Selin öğlen saat 11:30 civarı meydana geldiği bildiriliyordu. Ayrıca, olaydan kısa süre önce polis ve belediye araçlarından halka, olası bir sel beklendiği ve araçlarını yüksek yerlere çekmeleri gerektiği yönünde anonsların yapıldığı yönünde iddialar vardı.

Bozkurt ilçesi Belediye Başkanı ile görüştük. Kastamonu Belediye Başkanı da birlikteydi ve toplantıya katıldı. Kendilerine bu bilginin doğruluğunu sorduk. Belediye Başkanı, kendilerine Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından, olaydan yaklaşık 10-12 saat evvel, sel ve su baskını riskinin arttığına ilişkin uyarı içeren cep telefonu mesajı gönderildiğini söyledi. Meteorolojinin mesajı bizimle de paylaşıldı. Buna göre, bir önceki gün 24 saatte Bozkurt’ta metrekareye 118 kg yağış düştüğü ve bu yağışın toprağın suya doymasına sebep olduğu, bölgede yağışların 11 ve 12 Ağustos günlerinde de devam edeceği ve 12 saatte metrekareye,  yer yer 100 kg’ın üzerinde olacak şekilde aşırı yağış düşmesinin beklendiği  sel, su baskını, toprak kayması ve ulaşımda aksamalara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerektiği bildirilmekteydi.  Belediye Başkanı, Halka yapılan anonsların sokakları boşaltarak, selin olası zararını azaltmaya yönelik olduğunu söyledi; hiç kimse bu kadar büyük bir sel olmasını beklememişti!

Dere ve sel yataklarına kurulu çok sayıda irili ufaklı yerleşimi barındıran Karadeniz bölgesinde, toplum ve yerel yönetimlerin, sel olgularına yabancı olmadığı düşünülebilir. Ancak, bu defa yağışın MGM[2] tarafından öngörülenin 3-4 katı olarak gerçekleşmesi nedeniyle, selin ve su baskınının, evvelce deneyimlenen örneklerle karşılaştırma götürmeyecek şiddet ve yaygınlıkta gerçekleştiği ifade edilmekteydi. Biz, Belediyenin bir afet planı olup olmadığını, neden eski deneyimlere göre davranmakla yetindiklerini kendilerine sorduk fakat doyurucu yanıt alamadık… Herkes, son derece üzgündü! Yaşanan olayın yarattığı travmanın izleri, bölge halkının yaşadığı psikolojik travmanın büyüklüğüne işaret etmektedir ve yerel yöneticilerin de bu travmadan muaf olmadıkları,  unutulmamalıdır. İlçe genelinde halkın psikolojik desteğe gereksinimi var…

Bozkurt ilçesinde selden sonra, ziyaretimize kadar geçen 6 günde, sel olgusuna yönelik  müdahale yönünden artık  4. Evre’ ye geçilmişti, yani akut olay  yatışıyor ve kurumların normal işlevlerine dönme sürecine giriyordu. Belediyeden verilen bilgiye göre ilçeden 750 ila 1000 civarında insanın ayrılıştı, 600 kadarı Kastamonu’daki Kredi ve Yurtlar kurumuna ait yurtlara yerleştirilmişti. Yaz aylarında 10 bin civarına kadar artan nüfus, diğer zamanlarda 4500-5000 civarına iniyordu. Bunun dışında kalanların ise, bir kısmının  Abana, İnebolu gibi yakın ilçelerdeki, Kastamonu merkezdeki ve az bir bölümünün ise başka kentlerdeki akrabalarına gittikleri öğrenildi.

İlçedeki binaların tamamına yakını ve özellikle görece yeni olan çok katlı binalar sel yatağında bulunduğu için, evi sel seviyesinden yukarıda olan veya  ilçenin yüksek kesimlerinde oturanlar ise diğerleriyle aynı fiziksel ve toplumsal ortamı paylaşmaları nedeniyle, pratik olarak ilçe nüfusunun tamamı, olaydan etkilenmişti. Sel yatağında bulunan bütünlüğü bozulmamış görünen binaların tamamında, 3 metre civarında bir seviyede selin bıraktığı iz bir çizgi halinde görülebiliyordu.   Zemin kat ve bodrumların tamamı, birinci katların önemli bir bölümü oturulamaz hale gelmişti. Çok miktarda ev eşyaları, arabalar, dükkanlardaki malzemeler ya sele kapılarak tamamen kaybedilmiş yada onarılamayacak düzeyde zarar görmüştü.

Belediye Başkanıyla yapılan görüşmede edinilen bilgilere göre 108 kayıp, kesin olmamakla beraber en az 60 ölüm vardı ve bunların 7 tanesinin kimliği belirlenememişti. Devlet Hastanesindeki hekimlerden alınan bilgilere göre ise toplam ölü sayısının 62 olduğu, bunlardan 49 tanesinin kimliklerinin belirlendiği ve yakınları tarafından defin edildikleri,  Devlet Hastanesi’nin morgu küçük olduğu için ve bir geçici morg kurulmadığından, ölen bireylerin İnebolu’ya gönderildikleri belirtildi.

Bozkurt ilçesinde  3 hekimin  çalıştığı bir ASM ile bir de  TSM bulunuyordu.  ASM ve TSM binaları selden zarar görmemişti. Buna karşılık yeni yapılmakta olan ve henüz taşınma işlemi tamamlanmamış olan Devlet Hastanesi binası selden etkilenmiş, zemin kat, bodrum ve birinci katlarını su basmış, tıbbi cihaz ve malzemeler zarar görmüştü. Bunun üzerine eski Devlet Hastanesi binası tekrar kullanıma açılmış, aynı zamanda dere yatağının batı yakasında sel yatağından yüksekte bir noktaya sağlık hizmetlerini sürdürmek üzere seyyar sağlık merkezi oluşturulmuştu ancak ağırlıklı sağlık hizmeti eski Devlet Hastanesinde verilmekteydi. İlk gün dere yatağının batı yamacında bir seyyar hastane kurularak Acil Poliklinik olarak çalışmıştı.

Görüşebildiğimiz Devlet Hastanesi Hekimleri ve TSM sorumlu hekiminin verdikleri bilgilere göre:

-İlçede görevli olan ve selden etkilendiği değerlendirilen sağlık personeline 10 gün idari izin verilmiş, yerine geçici görevlendirmeler yapılmıştı. Bunların bir bölümü ilçeye gelerek çalışmaya başlamış, ASM’lere yapılan görevlendirmelerin de bir iki güne kadar gelmesi bekleniyordu.

-kronik hasta ve ilaç kullananların ilaçlarının temininde sorun bulunmamaktadır. Türk Eczacılar Birliği, ilçeye çok miktarda ilaç temin ederek seyyar eczane açmış ve reçete ile ilaç verilmesine kısa sürede başlanmış,

-çocuk aşılarında önemli bir aksama söz konusu değildi.  -ilk gün ve akşamı, Devlet Hastanesinde 800’ün üzerinde poliklinik yapılmış,

-ilk gün sele bağlı yaralanma görülmemiş ancak, ikinci günden itibaren daha fazla olmak üzere bir kaç klavikula kırığı ve el kırıkları da içinde olmak üzere ekstremite travmaları gözlenmiş. UMKE, ağır olguları doğrudan sevk etmekteymiş.   Sonraki günlerde, kurtarma ve enkaz çalışmaları başladıktan sonra, ayağa çivi batması olguları görülmeye başlanmış. Çalışmalar esnasında basit lastik çizme kullanılması bunun nedeni olarak düşünülebilir. Yağış durduktan sonraki günlerde buna daha az sayıda olmakla beraber çıyan sokması gibi yakınmalarla müracaatlar olmuş, bu olgular ayaktan tedavi edilerek tetanus aşıları yapılmış.

-İlk iki gün zarfında 320 hasta hava yoluyla, olmak üzere toplam 800 kadar hasta İnebolu’ya sevk edilmiş, sevkler için hava yolu (helikopter) kullanılmış,

-35 hafta ve üzeri gebeler, bir kısmı ilk dönemde hava yoluyla olmak üzere İnebolu Devlet Hastanesine sevk edilmiş,

-Kayseri Tabip Odası Yönetimi ve üyeleri, olayın 2. Günü bir seyyar röntgen cihazı ile birlikte  bölgeye gitmiş ve ilçedeki sağlık  ekibine, sağlık hizmetlerinin sürdürülmesinde katkı sunmuş.

-Covid 19 Pandemisi dünyada ve ülkemizde devam etmekte olduğundan, şüpheli olgular ve aşıya karşı toplumdaki tutumun selle beraber ne yönde etkilendiğini de sorgulamak gerekliydi.  Aldığımız yanıtlar, PCR testlerinin mevcut olduğu ve gerekli hallerde uyguladıkları ancak “tarama” tarzında bir uygulama yapılmadığı, gün itibarıyla 14 PCR pozitifliği olduğu şeklindeydi. Bunun yanında, ikinci günden itibaren, özellikle çocuk yaş grubunda hafif ateş (37 C civarında), ÜSYE ve “tenezmle beraber” olan hafif gastro enterit tablosunu sıkça görmeye başlamışlar.  PCR testi uygulanan hastaların sonçlarının negatif geldiğini ancak, bu olguların Covid 19 gibi değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen meslektaşlarımızla, söz konusu olguların ileri tetkiklerinin yapılarak izlenmeleri gerektiği tartışıldı.  18 aydan beri, giderek  farklılaşan varyantlarla devam eden Covid 19 Pandemisinin, sel  felaketinin yarattığı olumsuz hijyen  koşulları ve toplumsal etkileşim zemininde görece kolay yayılabileceğine ilişkin kaygılarımızı ve önlemler konusunda kararlı davranılması, toplumun  uyarılması ve bilgilendirilmesinin önemini, bölgedeki meslektaşlarımızla ve sağlık personeliyle ve Belediye başkanı ile de paylaştık.   Bölge halkının Covid 19 bağışıklamasının, 18 yaş üzeri nüfus için,   % 70 civarında olduğu ve halkın aşıya olumlu baktığı öğrenildi.

Bölgede ilk gün elektriklerin kesilmiş ancak aynı günün akşamında jeneratör desteğiyle elektrik sağlanmış. Ziyaretimiz esnasında (6. Gün) elektrikler ilçe genelinde vardı, ancak belediye, ilçenin yarıya yakın kesiminde kanalizasyonun zarar gördüğünü, onarımın sürdüğünü belirtti. Şebeke suyunu altyapının zarar gördüğü yerler haricinde kısmen ve aralıklı olarak verdiklerini, ancak bu suyun içilmemesi için vatandaşları uyardıklarını belirttiler. Sağlık Bakanlığı ekiplerince içme suyundan örnekler alınmaya başlandığı ve Çevre Sağlığı yönünden vektör kontrolü için sinek ve farelere yönelik ilaçlama yapılmasının planlandığı bilgisi de verildi.  Çöpler, konteynerlerde toplanarak İnebolu’ya gönderiliyordu. İlçede farklı yerlerde konumlandırılmış, yardım kuruluşlarınca temin edilen seyyar tuvaletler vardı ve kullanılıyordu. Yenilerinin de gelmesi bekleniyordu. Ancak, selden fazla etkilenmeyen ve evinde oturan halkın,  giderlerle ilgili problemleri devam etmekteydi.

İlçe girişinde yol kenarında ve yüksek bir noktada konumlandırılmış olan seyyar GSM baz istasyonları gözlemledik. GSM ve internet konularında kayda değer sıkıntı yoktu.

İlçeye öğle saatlerinde varmıştık; girişten itibaren Kızılay başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşlara ait yardım ekipleri, onların hizmet araçları ve çok sayıda iş makinası göze çarpmaktaydı. Seyyar mutfaklar vasıtasıyla halka ayaktan ve evlerine giderek yemek dağıtmaktaydı. Kapalı içme suyu ve beslenme konularında sıkıntı yoktu. İlçe girişinde, caddelerde ve dere yatağında, enkazlarda çalışan iş makinalarının gürültüsü, havadaki felaket kokusu, etrafta kaygılı insanlar, yemek kuyrukları, Kızılay araçları, bir an için 1999 Büyük Gölcük-İzmit depremini çağrıştırdı. Bozkurt ziyaretimizin tarihi, 17 Ağustos Büyük Depreminin 22. Yıldönümüne rastlamıştı!…

Gerek dışarıdaki halk ve yardım kuruluşu elemanları ve gerekse Belediyede Covid 19 önlemlerine yeterince uyulmadığı, fiziksel mesafe kuralına uyulmasının, afet koşulları nedeniyle imkansıza yakın olduğu, maske takanların görece az, kuralına göre takanların daha da az ve neredeyse sağlık personeliyle sınırlı olduğu görilmekteydi! Bu gözlemlerimizi ve uyarılarımızı Belediye yetkilileriyle de paylaştık.

Sel gibi doğal afetlerin rehabilitasyonu sürecinde, gönüllüler ve yardım kuruluşlarının iyi koordinasyonu gereklidir ve yardıma gelen kurum ve kuruluşların, gerek personel ve gerekse araç ve makinalarıyla, gündelik hayata dönüş önünde bir handikapa dönüşmelerinin engellenmesi de bazen gerekli olabilir. Dünyanın her yerinde afet bölgelerine ilk günlerde daha yoğun olarak, belki bir faydam dokunur duygusallığıyla, herhangi bir formasyonu bulunmayan insanlar, kontrolsüzce sökün etmek eğilimindedirler ve bütün “iyi niyetlerine” rağmen, sadece yapılan işlerin önünde engel oluştururlar. Gönüllüler ve yardım kuruluşlarının da iyi koordine edilmeleri, gereksinim olan alanlarda ve konularda çalışmalarının sağlanması, varlıklarının fazladan atık üreten, gereksiz bir ilave kalabalığa dönüşmesinin engellenmesi de Olağandışı Durumların yönetilmesinde önemli bir  yer işgal etmektedir.

Bu olgudaki gibi çok sayıda gönüllü ve yardım malzemelerinin aktığı bir fiziksel çevrede, afete müdahale çalışmalarını sekteye uğratma potansiyelinin de bulunduğunu not etmekte yarar görüyoruz.

Abana

Abana ilçesi yol üzeriydi ve yüksekte olduğu için selden fiziksel anlamda fazla zarar görmemişti. Bozkurt’tan deniz yönüne doğru gidilirse, bir kaç kilometre sonra sağa doğru tepeye tırmanan yol, sizi Abana’ya götürüyor. Burada ASM’ye uğradık ve sağlık çalışanlarıyla görüştük. Yerel sağlık personeline burada da idari izin verilmişti; geçici görevlendirmeyle gelen hekimlerle  görüştük. Sağlık hizmetlerinin rutin seyrinde devam ediyordu. Fazla hasta müracaatı olmuyordu.    Abana ve  Bozkurt ilçeleri arasında sadece 2 kilometre mesafede bulunuyor ve  komşu mahalleler gibi düşünülebilir. Ancak, her iki yerleşimin de ilçe olmak istemesi, bugünkü idari bölünmeyi beraberinde getirmiş.   İki ilçe halkı, çoğunlukla akraba olduğu için, Bozkurt’taki sel felaketinin Abana’yı da etkilemesi kaçınılmaz. Ancak, geçici görevle gelen hekimler ve personel, rutin hizmetlerden öte, bölgenin  demografik  durumu, ve özellikle pandemi ve filyasyon konularına yeteri kadar hakim olamayabilirler.

catalzeytin-belediye baskın

 Çatalzeytin  

Abana’nın ardından, Çatalzeytin’e geçtik. Yol yer yer bozulmuş ancak ulaşımda aksama yoktu.  İlçe, selden haberi olmayan biri için, dışarıdan sakin bir yaz gününü yaşıyor gibi olağan görünen Çatalzeytin merkezinde hayat normal akışındaydı ve sele dair belirgin bir iz görülmüyordu.  Belediye Başkanıyla görüştük.  İçme suyu deposu ve su şebekesinin zarar gördüğünü, fakat onarılarak kullanılabildiğini söyledi. Şebekeye “kullanma suyu” veriliyordu ve suyu klorlayamadıklarından dolayı,  çeşme suyunu içmemeleri için halk anonslarla uyarılmaktaydı. İçme suyu ise belediye tarafından kapalı şişelerde halka dağıtılmaktaydı. Kanalizasyon selden zarar görmüştü fakat bir yandan onarımlar sürerken, kullanılabilir durumdaydı. Kuzsökü köyünde selden  bir ev yıkılmış ve içinde bir  kadın birey hayatını kaybetmişti. Köylere karadan ulaşım sağlanamadığı için, ihtiyaçlar hava yoluyla temin ediliyordu. Köylerde en önemli sorun, elektrik kesintisiydi. Pandemi önlemleri burada da fazlasıyla gevşemişti. Sağlık hizmetlerinde herhangi bir aksama yaşanmamıştı. Ağır yıkım yaşayan Ayancık’a gün kararmadan gidilmesi önemliydi, o nedenle Çatalzeytin’de daha uzun kalamadık.

 Ayancık

Çatalzeytin’den, doğuya doğru sahili izleyerek uzanan karayolu, İkisu Deresi Köprüsü üzerinden Türkeli’ne, oradan da Ayancık’a gidiyor. İkisu Köprüsünün selden yıkıldığını biliyorduk fakat son bilgiler,  geçici bir köprünün inşa edilmekte olduğu, belki o gün akşama kadar bitirilebileceği yönünde olduğundan,  yola devam edip  durumu görmek, mümkünse  yola devam etmek verili koşullarda en doğru karar  gibi görünüyordu.  İkisu deresine ulaştığımızda, geçici köprü inşaatının oldukça ilerlemişse de henüz tamamlanmamış olduğunu gördük.  Köprü dışında, Türkeli- Ayancık yönüne araç ve yaya geçişi için dere yatağının kullanılması mümkün değildi. Sadece, bozuk yollardan vadinin üst yanını aşarak ve tepeden  dolanarak Türkeli’ne inilebilirdi; Ayancık’a yegane ulaşım bu şekilde mümkündü. Dağ yolundan gitmeye karar verdik.  Normal binek araçlarla, bir saat kadar süren oldukça zorlu bir yolculuktan sonra, Kastamonu Tabip Odası rehberliğinde Türkeli’ne  vardık ve Ayancık yoluna  devam ettik. Ayancık’a yaklaştıkça selin  etkileri görünmeye başladı; bazı yerlerde yol şiddetli yağıştan erozyona uğramış, bazı yerlerde selin taşıdıklarıyla kaplanan ve zarar gören  yolun yakınına yeni servis yolları açılmıştı.

Ancak bu arada hava kararmıştı ve sağlıklı gözlem yapma şansımız kalmamıştı. Böylece, felaket bölgelerine yapılan  ziyaretlerde, ODD etkilerinin  rehabilitasyon çalışmalarını aksatması, zaman ve lojistik   yönünden beklenmedik  durumlarla karşılaşılmasına yol açması gibi etkenlerin, ODSH gözlemlerini olumsuz etkilediğini sahada deneyimlemiş olduk.

Ayancık’ta öncelikle Belediyeden ulaşabildiğimiz ilgililerle ve halktan bireylerle görüştük. Selin,  ilçenin içinden geçen Ayancık Çayının taşması sonucunda meydana geldiğini, selin getirdiği tomrukların yıkıcı etkilerini ajans haberlerinden biliyorduk. Burada da bölge Bozkurt ilçesinde görüldüğü gibi metrekareye 200-300 kilogramın üstünde yağış düşmüş, yağışlar uzun süreli olmuştu. Bozkurt’ta  selin ağırlıklı olarak büyük ağaçları sökerek sürüklemesi ve çay üstündeki köprüleri  bloke ederek selin şiddetini arttırmasına karşılık, burada sel, daha çok önüne kattığı tomrukları sürükleyerek köprüleri yıkmış ve sel sularının yükselmesine ve su baskınının genişlemesine yol açmıştı. Ayancık’taki selde tomrukların bu kadar yıkıcı bir etki yaratmalarının nedeni, derenin üst yanında, iki çay kolunun birleştiği yerin yakınında, her iki kolda kurulu olan,  Orman İşletmesine ait toplam üç adet tomruk işleme merkezlerinin varlığı idi. Buralarda depolanmış olan tomrukların,   23 bin metreküp gibi  bir hacimde olduğu da söylenmekteydi.

Ayancık’taki selde hayatını kaybedenlerin çoğu sahilde bulunmuşlardı ve tanınmaz haldeydiler. Bu durum, kimlik tespitini zorlaştırıyordu ve ölen bireyler doğrudan Sinop’a sevk edilmekteydi. Dağlık bölgede bulunan çok sayıda köye sadece havadan ulaşılabildiği ve ihtiyaç maddelerinin bu şekilde ulaştırıldığı belirtildi. Elektrik kesintisi olan köylere jeneratör götürülmekteydi. En fazla can kaybı Babaçay Köyünde, yıkılan eski Afet Evleri’nde meydana gelmişti. Görüme günü itibariyle 47 adet binanın 38 tanesinin zarar gördüğü, 15 kişinin kayıp olduğu, daha sonra bunlardan 11 tanesinin bulunduğu ancak 4 kişinin halen bulunamamış olduğu belirtildi.  Babaçay köyündeki bu Afet Evleri’nin, yıkılanlar da sayılırsa 36 hanesi boşaltılarak yatılı bölge okuluna yerleştirilmişti.

Ayancık’a Türkeli yönünden girişte, yolun sağında selden zarar gören Devlet Hastanesini gördük. Selin etkileri temizlenmiş olan bina dışarıdan aydınlatılmış durumdaydı fakat hizmet dışıydı.  İlçenin içinde yollar temizlenmişti, çevrede iş makinaları park edilmişti ve merkeze yakın olarak bir Koordinasyon çadırı görülmekteydi.  Halk evlerine çekilmişti,  cadde ve sokaklarda pek yaya gözlenmiyordu.   Bunun dışında hava karardığı için sel kaynaklı zararların görülmesi mümkün olmadı. Ancak, Ayancık Çayının üstündeki yıkılan köprünün daha aşağısına askeriye tarafından bir seyyar köprü yapılarak şehir merkez ile Sinop yolu arasındaki kopan bağlantının yeniden kurulduğu bilgisi verildi ve araç kuyrukları oluşmakla birlikte, trafiğe açılan köprünün faal olduğunu görebildik.  İlçenin sanayi olarak adlandırılan dükkan ve işliklerin bulunduğu bölgesi, taşan Ayancık Çayının yatağına komşu konumdaydı ve sel ve tomruklar bir yandan köprüye zarar verirken, aynı zamanda %30-40 civarı işlik kullanılamaz hale gelmişti.

Selden zarar gören Ayancık Devlet Hastanesi boşaltılmıştı sağlam durumdaki ASM’nin binasında Acil Poliklinik hizmeti vermeyi sürdürüyordu. Otogar binasının karşısına bir hastane çadırı kurulmuştu fakat kısa sürede binanın peyderpey tekrar hizmete açılması bekleniyordu. Meslektaşlarımıza dayanışma duygularımızı iletmek ve selin yarattığı yıkımın sağlık hizmetlerine etkisini konuşmak için ASM’ deki nöbetçi hekimleri ziyaret ettik.    Anlaşıldığı kadarıyla, ASM’ler tarafından yürütülmekte olan rutin aşı programları, kronik hasta ve gebe izlemleri kesintiye uğramamıştı. Halkın Covid 19 Pandemi önlemleri konusunda genel olarak ilgisi ve dikkatinin azaldığı görülüyordu. Covid -19 şüpheli hastalar vardı ve bunlardan PCR testi alınıyor ve Sinop’a gönderiliyordu.

  18 Ağustos Çarşamba, 2.Gün: Şenpazar, Azdavay

Şenpazar

TTB ve ODSH Kolu heyeti,  Kastamonu Tabip Odası’nın rehberliğinde Şenpazar ve Azdavay ziyaretlerimizi 18 Ağustos 2021 günü, selin ardından 7. günde gerçekleştirdik.

Şenpazar ve Azdavay, Kastamonu-Cide yolu üzerinde, yüksek rakımlı yerleşimler. Azdavay’a giden yol, Şenpazar’dan geçiyor; ilçeye yaklaşırken, yola paralel akan derenin, sel dolayısıyla pek çok noktada erozyona yol açtığı, bazı kesimlerde yolu tamamen oyarak yok ettiği ve bu kesimlere servis yolu açıldığı görülmekteydi. Şenpazar’daki ilçesindeki sel, içinden geçen Şehriban deresinin 11 Ağustos günü saat 11:50 civarında taşması sonucu gerçekleşmişti. Şehriban dere yatağında, ilçenin girişinden itibaren  ıslah çalışmaları yapılmış olduğu görülüyordu. Daha sonra belediyeden alınan bilgiye göre, ıslah çalışmaları, henüz tamamlanmamıştı fakat, selin daha büyük yıkım yapmasının önünde geçilmesine yardımcı olduğu  görüşü, hakimdi.

Sel seviyesi,  derenin sel yatağı tamamen dolduktan sonra, ilçe merkezinde 1,5 metreye ulaşmıştı. Dere, ilçe merkezinden geçiyordu ve yaklaşık olarak 9-10 metre genişlikte,  5-6 metre  derinlikte bir yatak üzerinde akmaktaydı. Islah çalışması olarak, bu yatak tamamen betonla  kaplanmış,  derenin bu zeminde açılmış olan 1-2 metreyi geçmeyen bir yarık içinden akması sağlanmıştı.    İlçeye gelirken, yol boyunca dere yatağında çok sayıda kökünden sökülmüş ağaç görmüştük ancak, burada sel beraberinde bu ağaçları sürükleyip getirmemişti. Belediye Başkanı, Derenin yatağında zemine beton dökerek ve akış yatağının etrafına bir sahanlık yaparak yürütülen ıslah çalışmasının, bunda önemli payı olduğunu belirtti. Ayrıca Belediye, derenin su seviyesindeki artışı ilçeden birkaç kilometre öteden itibaren izleyerek, yükselmenin taşkına dönüşme olasılığı artınca, ilçede dere civarındaki dükkan ve evlerdeki halkı, taşıt araçlarıyla beraber, Kuzey ve Güney yönlerinde bulunan görece yüksek yerlere tahliye ettiklerini söyledi. Buna rağmen mahsur kalan 35-40 kişi, iş makinalarıyla kurtarılmış.  Öncelikle zemin ve zemin altı katlarda bulunanlar tahliye edilmiş. Sel saat 16:00 gibi sakinlemeye başlayınca, halk geri dönmüş. İlçede can kaybı veya yaralanma olmamış. Süreç baştan sona, Belediye tarafından yönetilmiş.

Belediye içme suyunu başlarda kesmiş. Sekiz kilometre öteden doğal cazibeyle gelen kaynak suyu,  klorlanıp kullanılmaktaymış; yeniden su verilmeye başlanmış ancak kullanma suyu olarak kullanılıyor. İlçede kanalizasyon sorunu yaşanmamış, ancak kanalizasyon eskiden beri olduğu gibi ilçe içinden geçen dereye bırakılmaya devam ediliyor; arıtma yok. Ancak şimdi DSİ ile görüşerek bu soruna kalıcı bir çözüm bulmayı istedikleri ifade ediliyor. Çöpler, toplanıyor ve daha sonra sel dolayısıyla oluşan  diğer hafriyata birlikte  belediyeye ait bir  boş alana döküyorlar. Bugünden (18 Ağustos) sonra, konteynerlerin yerleştirileceği ve toplanan çöplerin TIR’larla Kastamonu’daki çöp toplama merkezine gönderileceği söylendi.

Çevre Sağlığı çalışmaları başlamış, içme suyu örnekleri alınmış; sonuçları bekleniyor. Halka kapalı şişelerde içme suyu dağıtılıyor, beslenme sorunu yok. İlçedeki lisenin yemekhanesi aşevi olarak hizmet veriyor.

İlçede 20 ev, 22 araç, 120 işyeri, kaymakamlık ve Müftülük dahil 6 kamu binası,  zarar görmüş. Ayrıca kasaba girişinde mesken olarak kullanılan ancak an itibarıyla boş olan, 1 prefabrik yapı selle beraber sürüklenmiş ve kaybolmuş.

TSM ve ASM aynı binada bulunuyor ve zemin katlarına su girmiş, ancak bir zarar söz konusu değilmiş. ASM hekimi ile yapılan görüşmede, elektriklerin kesildiği ve aşıların zarar görmemesi amacıyla Orman İşletmesinin soğutucularına nakledildiği söylendi. Gebe sayısı 10-11 gibi veriliyor, nüfus genel olarak yaşlı bireylerden oluşuyor. Toplam nüfus 4700 civarında ve ASM’de 2 hekim çalışıyor. Rutin çocuk aşıları ve Covid19 aşıları uygulanabiliyor. Halkın Covid 19 aşısına bakışı genel olarak olumlu, ikinci aşıyı olan nüfus %50 civarında olarak belirtildi. Aşı uygulamasına sadece selin ilk iki günü ara verilmiş.

Covid 19 Pandemi önlemlerine karşı burada da genel bir ilgi kaybı gözleniyor; yerel yöneticiler ve hekimlerle konunun önemine ilişkin konuşuldu. Sağlık personeli de bu durumdan şikayetçi olduğunu belirtti.

 Azdavay

Azdavay, bir vadi tabanından yanal tepelere doğru yükselen bir şekilde ve Devrekani Çayı etrafında yerleşik olan bir ilçemiz. Buradaki sel ve su baskınında, şiddetli yağışa bağlı olarak yerleşimin de bulunduğu tepelerden aşağıya  gelen sel suları ve hem de bu suyun da eklenmesiyle Devrekani Çayının taşması etkili olmuş.  Gece boyu süren yağış, 11 Ağustos sabahı şiddetini arttırmış ve saat 08:00  gibi ulaşım durmuş; saat 10:00 gibi ise ilçenin iki yakasını bağlayan beton köprü yıkılmış. Başka yıkılan bina yok, içine su giren evler olduğu söyleniyor ancak  ilçede yaşam normal akışına dönmüş. Ölen veya yaralanan olmamış.

İlçede Devlet Hastanesi başhekimi ve diğer hekimlerle görüşüldü. Bina yüksekte olduğu için su baskınından zarar görmemiş ancak, yukarıdan gelen suyun hastaneye girme olasılığına karşı, yağmur suyunu bypass edecek bir çalışmaya ihtiyaçları bulunuyor; bunu kısa sürede gerçekleştirmeyi düşünüyorlar.

Selin ardından diyaliz gören 12 hastaya ulaşılarak tedavilerinin çevre ilçelerde sürdürülmesi organize edilmiş.  Karadan ulaşımın çok zor olduğu 2 hastaya ilk gün ulaşılamamış. Toplamda yalnızca bir  hastanın sevki bir gün gecikerek yapılabilmiş.  Aksama, afetin akut döneminde, hava yoluyla hasta tahliyesine olan talebin aşırı artmış olması,  triaj zorunluğundan kaynaklanıyor.

Covid 19 aşı uygulamasında aksama olmamış, ASM’lerde de rutin aşı takibi veya gebe izlemine ilişkin bir aksaklık söz konusu değilmiş. İlk gün elektrikler kesilmiş, jeneratör kullanıma alınarak sorun giderilmiş. Hastanende şebeke suyu mevcut ancak ilk birkaç gün tankerle içme ve kullanam suyu getirerek depoya doldurmuşlar ve onu kullanmışlar. Selde Azdavay köprüsü yıkıldığı için hastaneye ulaşım ilk 4 gün imkansız olduğu için, Acil Sağlık Hizmetleri için ASM binası kullanılmış. İlçede çöpler, konteynerlerde toplandıktan sonra, Kastamonu’ya gönderilmekteydi.

Bir gözlemle  bitirmek mümkün: Karadeniz bölgesi genelinde  vadi, dere ve taşkın yataklarında yerleşim, yeni bir konu değil. Fakat, bundan 30-40 yıl önce yapıldığı  bellioloan binalar hem şimdi yaygın olan yapı anlayışında olduğu gibi fazla katlı değil, hem de derenin taşkın yatağına güvenli bir mesafe ve yükseklikte  kurulmuş. Önceki kuşaklar, doğa yasalarına uyumlu davranmanın önemini biliyorlardı.

Özellikle Doğu Karadeniz yöresinde yaygın olarak görülen yüksek kemerli köprüleri de burada zikretmek istiyorum. Bu köprüler sadece yüksek kemerli değiller, aynı zamanda iki ayak arasındaki mesafe oldukça dar, 50-100 metre uzunluğunda bir tane bile yoktur. Çünkü başka türlü inşa edilemezler.

Bilim de farklı bir şey söylemiyor, dere yataklarına şimdiki gibi binalar inşa edilir, yıkılanlar tekrar aynı yere yapılmaya devam edilirse, sel ve su baskınlarının daha başka yaşamları söndüreceği çok açık. İklim değişikliği ve yağış düzenindeki değişiklikler gözümüzün önünde cereyan ediyor; ve unutmadan:

“Doğa nedenli  felaketler, doğa güçleriyle  insan topluluklarının kırılganlığı arasındaki dengesizlikten kaynaklanır”.[3]

 

Dr. İ. Seçkin Kara,

TTB-ODSH Kolu ve BTO- ODSH Komisyonu üyesi

 

[1] Heyette Dr Vedat Bulut ( TTB-MK), Dr Alican Bahadır ( TTB-MK), Dr Meltem Günbeği ( TTB-MK), Dr Seçkin Kara (TTB-ODSH_Kolu) yanısıra  Dr Yusuf Öztürk (Kastamonu T.O. Başkanı)  ve  Dr Önder Ahlatçıoğlu (Kayseri T.O. YK) bulunmaktaydılar. Kayseri Tabip Odası Yönetim Kuruluna, gösterdiklri misafirperverlikleri ve rehberlikleri için çok teşekkür ederiz.

[2] Meteoroloji Genel Müdürlüğü

[3] Jeffrey L. Arnold,MD, “Disaster Medicine in the 21st Century:Future Hazards, Vulnerabilities, and Risk”, Prehospital and Disaster Medicine, January – March 2002, http://pdm.medicine.wisc.edu, erişim 14 Ağustos 2021. Makalede bu tanımlama “geniş” anlamda felaketler için kullanılmıştır.

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları