Bir Resim Binbir Söylence

Günah, Franz von Stuck,1893
Günah, Franz von Stuck,1893

Ressam Franz von Stuck tarafından 1893 yılında yapılan Günah tablosunda yarı çıplak bir kadın, karnı ve göğüsleri açık olarak resmedilmiştir. Yüzünün kasveti ve gizemi vücuduna göre karartılmıştır. Bel bölgesine kadar sarkan yılan, kadının sağ omzu üzerinden izleyicinin gözlerinin içerisine bakar vaziyette verilerek ürkütücü bir kompozisyon kurulmuştur. Kadının yüzünde korku ve çekicilik aynı anda hissedilmektedir. Stuck bu iki hissi aynı anda vererek izleyenlerin zihinlerine hitap eden güçlü bir karakter meydana getirir. Bu çekiciliğe aldanıp, tabloya ismini veren günaha girmek veya girmemek sizin sorumluluğunuzdadır.

Yılan günahın sembolü olarak bilinmektedir. Bilindiği üzere yılan Adem ve Havva’nın cennetten kovulma sahnesinde yer alır.

bir-resim-bindir-soylence-3
İlk Günah ve Cennetten Kovuluş, Michelangelo Buonarroti, Sistina Şapeli Tavanı, 1508 – 1512

Yılan aynı zamanda Adem’in ilk eşi olan Lilith’in de sembolüdür. Musevilik ve Hristiyanlık inanışlarına göre, uzun dalgalı güneş kızılı gür saçları, kehribar rengi gözleri, bembeyaz ten rengi ve zarif bedeni ile Lilith baştan çıkarıcı bir kadındır. Şüphesiz Franz von Struck tablosunda bu betimlemeyi modellemiştir.

Lilith Tanrı tarafından eşit şekilde yaratılmış olduğundan Adem’in kendisini üstün gördüğü bütün koşul ve şartlara rağmen ona ayak diretip ikisinin de eşit olduğunu savunmuştur. Eski Ahitte yer alan bilgilere göre Lilith eşitlik konusunda geri adım atmamış ve en sonunda Tanrı’nın yasak ismini söyleyerek Cennet’ten kaçmıştır ki bu, Cennet’ten çıkabilmenin tek yoludur.

Eşitlik için inatlaştığı bu savaşta Tanrı’nın bir lütfu olarak bahşedilen cennet bahçelerinden ve ona verilen sıcak yuvadan kaçtığı için Lilith artık dışlananlardan kabul edilir ve Kızıl Deniz de bulunan İblisler ve İblisler’in kralı ile birlikte olur. Günde 100 cin çocuk doğurduğu yazılır. İnanışa göre Dünya’da kötülüklerin bu kadar çok olmasının nedeni Lilith’in doğurduğu bu çocuklardır. Bu arada Adem ise yalnızlıktan Tanrı’ya Lilith’i geri getirmesi için yalvarmaya başlar. Bunun için Tanrı Lilith’e Senoy, Sansenoy ve Samengelof isimli üç melek ile “evine dön” çağrısı yaptırır. Lilith bu çağrıyı geri çevirir ve asla dönmeyeceğini söyler. Bunun üzerine melekler tarafından her gün çocuklarının öldürüleceğine dair tehdit edilir.

Lilith’e yapılan tehdit boş çıkmaz ve her gün yüzlerce çocuğu öldürülür ve Lilith bu sırada inanılmaz acı çekmektedir. Bu arada Lilith’in gelmeyeceğinden tamamen emin olan Tanrı ise bir gece Adem uyurken ondan aldığı kaburga kemiğinden, Havva’yı yaratır. Böylece artık eşitlik kavgası olmayacaktır. Havva Lilith’e o kadar benzer ki Adem Lilith’in pişman olup geri döndüğünü düşünür. Bu sırada canı yanan ve Adem’in Havva’ya olan bağlılığını kabul edemeyen Lilith o andan sonra Adem’den türeyen bütün çocukları öldüreceğine dair yemin eder.

Lilith efsanesi detayları çok yaygın olarak bilinen bir hikâye olmasa da bu efsaneden temellendirilen pek çok inanç vardır. Halk arasında anılan Al basması, Al karısı hep çocuklara zarar vereceği düşünülen Lilith’ e duyulan korkunun ifadeleridir.

Carl Jung Franz von Stuck’ın bu eseri için :” Anksiyete ve şehvet’in mükemmel bir ifadesi” tanımını kullanır. Oradaki yılan figürü ise insanların zaafları ve günah olarak kullanılmıştır, der.

Bu kadar cüretkâr bir eseri bu sayıda anlatmak istememin sebebi, 14 Aralık 2019 tarihinde Türk Tabipler Birliği Edebiyat Matineleri kapsamında yazar Hakan Akdoğan ile odamızda gerçekleşen güzel söyleşi. Moderatörlüğünü Dr. Gönül Malat’ın yaptığı Bursa Matinesinin konuğu olan Hakan Akdoğan Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dil Bilimi ve Anadolu Üniversitesi Medya ve İletişim mezunu. Dil Derneği Bursa Temsilciliğini sürdüren yazar, aynı zamanda Pen Uluslararası Yazarlar Derneği üyesidir. 2003 yılından bu yana bir yazın atölyesi yürüten Hakan Akdoğan, radyo ve televizyon programcılığı ile de ilgilenmektedir. Nü Peride ile 1998 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanan yazarın diğer eserleri Gölge Yaşatan, İlişmek,  Struma Karanlıkta Bir Ninni, Varlık ve Piçlik ve Kirpi Mesafesi’dir.

Söyleşi yazarın, Struma Karanlıkta Bir Ninni adlı kitabıyla başladı. Yahudileri taşıyan Struma isimli geminin batırılışıyla ortaya çıkan vahşet ve insanın rasyonel bir varlık olmasına rağmen irrasyonel yanının ortaya konuşu ile şekillendi. Sosyal Psikoloji alanında yapılan çalışmaların deneyler ve istatistiklerle desteklenerek insanın karanlık yüzünü nasıl ortaya koyduğunu detaylı bir şekilde kitaplarında araştıran yazar sürekli ve keyifle dinlediğimiz bir sohbet gerçekleştirdi.

İrrasyonel yanlarımızdan bahsederken tüketim alışkanlıklarımız ve reklamların bizi nasıl yönlendirdiği tartışılan konulardan biriydi. Hakan Akdoğan örnek olarak Monica Bellucci’nin rol aldığı bir parfüm reklamını ve bilinçaltımıza sunulan Lilith figürünü verdi.

bir-resim-bindir-soylence

Tüm renkleri ve duyguları ile anlattığı reklam afişi bana, tahmin edeceğiniz gibi bu sayının konusu olan Alman Sembolist ressam Franz von Stuck’ın Günah isimli tablosunu hatırlama fırsatı verdi. Ayrıca yazarın nerdeyse tüm kitaplarına sirayet ettiğini hissettirdiği karanlık tarafımızla yüzleşme, onun farkına varma arzusu konuyu resmimizi yorumlayan Carl jung’a tekrar getirdi. Bu konuda biraz bilgi verirsek; insanın karanlık yüzü, Jung’ a göre Gölge arketipi olarak isimlendirilir. Carl Jung’ın analitik psikolojisine göre, gölge arketipi kişiliğinizin “karanlık tarafını” temsil eder. O kendimizin en ilkel kısmını sakladığımız ruhsal bir dünyadır; bencillik, bastırılmış içgüdüler ve bilinçli zihninizin reddettiği “yetkisiz” benlikten oluşur. Hayal kırıklığına uğramış, korkmuş, güvensiz ya da öfkeli olduğumuzda karşılaştığımız içsel çatışma hissi sırasında kendini açığa vurur.

Gölge, Jung’ın Frederich Nietzsche’den ödünç aldığı bir terimdir. Hepimiz dışardan genelde kibar ve iyi görünsek de aslında içimizde baskıladığımız başka kişilikler de vardır. Gölgemize ne kadar çok baskı yaparsak, o kadar yıkıcı, sinsi ve tehlikeli olur. Jung’a göre, onu bastırdığımızda, kendisini “yansıtabilir” ve nevroz ya da psikoz şeklinde ortaya çıkabilir.

Gölge arketipi yalnızca bireylerde mevcut değildir. Jung, gölge arketipinde iki tipolojiyi belirlemiştir. Birincisi kişisel gölge: Bu bizim daha önce belirttiğimiz şekilde küçük hayal kırıklıklarımız, korkular, bencillik ve ortak olumsuzluklarımızla hepimizin sahip olduğu şeydir. Diğeri kişisel olmayan gölge: Kötülüğün en arketipsel özünü içerir ve soykırım, acımasız katliamlar gibi şeylerin nedenidir. İnsan grupları; tarikatlar, dini gruplar, siyasi partiler gibi. Bu gruplar herhangi bir anda insanlığa karşı şiddet eylemlerini haklı göstermek için karanlık taraflarını gösterebilirler.

Peki kendi gölgemizle nasıl yüzleşebiliriz?

Jung, Arketipler ve Kolektif Bilinçaltı kitaplarında, hayattaki görevimizin kendimizi tamamen kabul etmemiz ve “gölgemizi” kişiliklerimize entegre etmek olduğunu yazar. Bu şekilde, karanlık yanımızın farkında olabilir ve yüz yüze çalışabiliriz. Onu görmezden gelmek ve bilinçdışında kalmasına izin vermek bize dengeyi kaybettirebilir ve mutlu olma fırsatını yok edebilir.

Sonuç olarak, kişisel gelişimimizin ve psikolojik açıdan iyi oluşumuzun her zaman gölgeleri ışık haline getirme yeteneğimize bağlı olacağını unutmamalıyız. Bu cesur çabanın karşılığını kazandığımızda, hassas ama değerli bir iyileşme mümkün olabilir.

Carl Jung’ın sözleriyle bitirirsek “Kişi aydınlık figürleri hayal ederek aydınlanmaz ama karanlığı bilinçli yaparak aydınlanabilir.”

Sonuçta Hakan Akdoğan ile odamızda yaptığımız matine, çerçevesini şimdi çizmekte zorlandığım ama merakla dinlediğim bir söyleşi olarak anılarıma yerleşti. Katılamayanlar için özenle hazırlanılmış kitapları raflarda okuyucusuyla buluşmayı bekliyor.

bir-resim-bindir-soylence

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları