Fransa’da çalışan Türk hekimden…

Evet Fransa’da doktorluk yapmak hem keyifli hem de tatmin edici.
Yılda 30 gün tatil, artı 15 gün formasyon izni,
artı Fransa’da çalışma süresi haftalık 35 saate indiği için ve doktorların da 35 saatte doktorluk yapmaları mümkün olmadığı için 20 gün RTT adında ek izin var.

Fransa’da çalışan Türk hekimden…

Serdar Dalkılıç

 

Nöbet ertesinde çalışmıyoruz.

Mesela bir Cumartesi nöbeti tutunca iki gün daha ek izin hakkı kazanıyoruz, performans sistemi de yok.

Tabii bütün bunlar sendikal mücadeleler sonunda elde edilmiş haklar.

Ben de Türkiye’de doktorluk yapmanın ne kadar zor hale geldiğine hem çok şaşırıyor hem de çok üzülüyorum.

Ben Türkiye’den giderken böyle değildi

Biz daha intörnken acilde veya kliniklerde bize gelen hasta ya da hasta yakınları ceketlerinin önünü ilikler ve bize “hocam” diye hitap ederlerdi.

Ne oldu da oldu …

Evet Fransa’da doktorluk yapmak hele de mesleğini ve branşını seviyorsan çok tatmin edici dedim ama bu yabancı diplomalı doktorlar için böyle güllük gülistanlık değildi.

Kendimizi kabul ettirebilmek için yerli doktorlardan daha fazla çalışmak daha fazla nöbet tutmak daha fazla sınav geçmek durumundaydık.

Burada da her şey öyle çok kolay olmadı.

Diplomamız yabancı olduğu için yardımcı doktor statüsünde çalışabiliyorduk ve maaşımız hemşire maaşı kadar ve de çalışma koşullarımız özellikle nöbetler konusunda çok kötüydü.

İhtisası bitirip de Fransa’da kalmaya karar verince “ben bu koşullarda burada çalışmam” diyerek bir sendika kurdum.

Başkanlığını yaptım.

O aralar sadece 6 aylık kontratlarla çalışabiliyorduk.

Kontratlarımın uzatılmaması riskini göze alarak gösteriler grevler düzenledim, Fransa’nın bütün televizyon kanallarına çıktım röportajlar verdim, benim gibi tüm yabancı diplomalı doktorları örgütleyip sendikayı Fransa’nın en büyük sendikası yaptık.

Sağlık Bakanlığı ile müzakerelere başladık.

Bize haklarımızı verecek yasa tasarısını Meclis’ten geçirmek için birlikte çalıştık.

Bu arada bizim haklarımızın verilmesine karşı olan Fransız doktor sendikalarıyla bir bir görüşüp onları ikna ettik.

Meclis’e ve senatoya gidip sabahlara kadar bizim hakkımızda çıkacak yasayla ilgili hem kulis hem de baskı yaptık.

Nitekim sendika kurulduktan tam 3 sene sonra da yasayı çıkarttık ve bir takım sınavlardan geçtikten sonra “tüm” haklarımızı aldık.

Tabii kısa anlattım süreç çok daha yorucu ve uzundu.

Bundan bir kaç sene önce Süheyla beni Kadın Doğumcuların grubuna üye yaptı. 4 bin küsur meslektaşın olduğu bir grup.

Ben de bu işleri nasıl yaptığımızı Türkiye’de de neler yapılabileceğini yazdım heyecanla.

Ve bir süre sonra da hiç bir şey olamayacağını anladım.

Burada herkes başkalarından bir şeyler bekliyor

Ve mücadele etmek yerine nasıl yaparım da “ben” kurtulurum diye düşünüyor.

Şimdi diyeceksin ki orası Fransa, burada öyle bir mücadele vermemiz mümkün değil. Bizim temsilcimiz olan TTB bir şey yapmıyor falan.

Belki doğrudur bilmiyorum

Ama son zamanlarda aklımda kalan bir örnek;

İstanbul’da bir psikiyatrist doktor bıçaklanarak öldürülmüştü.

Bunun üzerine İstanbul Tabib Odası o hastanede bir gösteri düzenledi ve o hastanede çalışan doktorun çalışma arkadaşları bile gösteriye katılmaktansa hasta bakmaya devam etmeyi tercih ettiler !

Özet budur …

Nazım’ın şiiriyle bitireyim ..

Demeye de dilim varmıyor ama

Kabahatin çoğu senin

Canım kardeşim

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları