Şehir Hastaneleri: Sağlık Çalışanlarını Neler Bekliyor?

Dr. Ayşegül AYDIN*,  Dr. Neşe YÜREKLİ*

Günümüz Türkiye’sinde sağlık ihtiyacı nüfus artışıyla ilişkili olarak hızla büyürken, bu ihtiyacı karşılamak adına çözüm olarak şehir hastaneleri gündeme getirilmiştir. Mevcut olan illerdeki devlet hastaneleri ayaktan ve yatarak tedavi bakımından yeterli hizmeti sağlayamadığı gerekçesi ile yerlerini yeni şehir hastanelerine devrederken birçok soruyu da beraberinde getirmektedir.

Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) Modeli ile toplam 32 proje yürütülmekte olup KÖİ Projelerinin sektörel dağılımına bakıldığında; sağlık tesisi yatırımları 10.569 milyon dolar ile havaalanı ve karayolundan sonra üçüncü sırada gelmektedir. Söz konusu projelerle 14 milyon 159 bin m² kapalı alan ve 42.199 yatak kapasitesine ulaşılması hedeflenmektedir.

Yapımı tamamlanan dört “4” adet şehir hastanesi bulunuyor. Bu hastaneler Yozgat, Isparta, Mersin ve Adana’da hasta kabulüne başlamasına karşın, daha çok sağlık hizmeti sunumunda yaşanan hizmetlerden ziyade, yaşanan sorunlarla karşımıza çıkıyor. Hastanenin fiziki şartlarından, başta ulaşım güçlüğü gibi hizmet alımının karşısında bulunan engellerden kaynaklanan mağduriyetler gündemimizi bundan sonraki süreçlerde de sıkça meşgul edeceğe benziyor. Sadece sağlık hizmeti almaya çalışan hastaların penceresinden bakıldığında görülen sorunlara ek olarak, sağlık hizmeti sunmaya çalışan sağlık personeli penceresinden bakıldığında karşımıza çıkacak ek sorunların, şehir hastanelerinin yarar-zarar dengesinde olumsuz rol oynayacağı da açık.

Öncelikle Kamu Özel İşbirliği, kamu tarafından arazinin sağlandığı, yap-kirala-devret mantığıyla 30 yıla kadar kira ve hizmet bedellerinin ödendiği ve bu ödeme garantilerinin devlet hazinesinden verildiği, hizmet sunumuyla beraber mevcut diğer hastanelerin kapatıldığı, yeni yatak kapasitesinin kazandırılmadığı ve eski hastane arazilerinin ticari meta olarak kullanılma tedirginliği bulundurduğu gerekçeleriyle tepki toplamaktadır. Özellikle bu hastanelerdeki otelcilik ve tıbbi destek hizmetlerinin de şirketler tarafından sunulacak olması hastanelerin ticari boyutunu da açıklamaktadır. Bunun yanında “garanti hasta” kavramını bize kazandıran ve hastaların yerini müşterilere bırakan yeni nesil ticarethaneler hastane görünümü altında karşımıza çıkmaktadır.

Sağlık personellerinin mevcut devlet hastanelerinde istihdamı söz konusuyken, şehir hastanelerine taşınma gündeme geldiğinde yaşayacakları dezavantajların vurgulanması gerekmektedir. Örneğin Bilkent ve Etlik Sağlık Kampüslerinin tamamlanmasının ardından söz konusu kampüste şirketlerin yerleştirecekleri sağlık personellerine öncelik verileceği ve bu nedenle 4.807 sözleşmeli personelin işten çıkarılmasının beklendiği Bilkent ESK Projesi ÇSED Raporunda açıkça belirtilmektedir.

Şehir hastanelerinin çok büyük olması, kapalı alanlarda ulaşımın golf arabalarıyla sağlanmaya çalışılması, kaybolanlar için iletişim numarası yazan duyurular, hastane içinde uygulamaya konulan navigasyon sistemleri, personellerin görev yerleri arasındaki ulaşımı nedenli yaşanan zaman kayıpları bu büyüklüğün ne derece gerekli olduğunu sorgulatıyor.

Şehir hastanelerinin önemli bir sorunu ise yerleşim alanlarına olan uzaklığı. Mersin Tabip Odası’nın Mersin Şehir Hastanesinin açılışının birinci yılında yaptığı araştırmada, hastaneye hiç gitmeyenlerin %87,2’si uzak olduğu için gitmediklerini söylemişlerdir. Şehirlerin dışında yapılan şehir hastaneleri, sağlık hizmetlerine erişilememesinin en önemli nedenlerinden olan “mesafe” konusunda sınıfta kalmıştır.

Şehir hastanelerinin yapılmasına Yüksek Planlama Kurulu, “yapılacak hastanedeki yatak sayısı kadar mevcut hastanelerden azaltılması yada mevcut hastanelerin kapatılması kaydıyla” izin vermektedir. Şehir hastaneleri planlanırken o ildeki bazı hastanelerin kapatılması ve bulundukları arazinin çeşitli sektörlerde kullanımına olanak tanınmaktadır. Bu durumun özellikle büyük illerde kamu arazileri üzerinden rant sağlanmasına yol açıp açmayacağı önemli bir soru işareti olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde yatak başına düşen kapalı alan yaklaşık 150-200 m² iken şehir hastanelerinde bu sayı 287m²’dir, son yıllarda modern hastaneler için tercih edilen kapalı alan miktarından yaklaşık yüzde 40 daha fazladır. Sırf bu durum bile başta enerji tüketimi olmak üzere, temizlik ve bakım/onarım giderleri gibi harcamaların artmasına da yol açacaktır. Ayrıca şehir hastanlerinde yatak başı maliyeti 924.776 TL’dir. 150 yataklı özel bir hastanenin yatak başı maliyetinin 269.991  TL olduğu düşünülürse aradaki maliyet farkı korkunçtur.

Kamu özel ortaklığı ile yapılan sözleşmeler gizlilik gerekçesi ile kamu ile paylaşılmamaktadır. Yapılan sözleşmeler 30 yıl gibi uzun bir süreyi kapsamakta olup anlaşmanın yapıldığı hükümet ve siyasi otoritenin bile bu süre boyunca yönetimde kalması mümkün görünmemektedir.

Poliklinik, ameliyathane ve yatak sayılarına bakıldığında hepsinin uygun sağlık hizmeti verebilecek kapasitede çalışabilmesi için yeterli sayıda doktor, hemşire, teknisyen, hasta bakıcı, tıbbi sekreter ve veri giriş elemanı gibi sağlık personeli bulunmamaktadır. Ayrıca sağlık hizmeti vermesi için gereken personel harcamaları da azaltılarak kamu özel iş birliğine aktarılmaktadır. Dolayısıyla yeterli personel istihdamı zora düşmektedir.

Koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli kaynak aktarılması yerine şehir hastanelerine ayrılan şişirilmiş bütçe nedeniyle halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi zorlaşmakta, hastaneciliğe yönlendirilmektedir.

Ayrıca ileride hastalardan alınacak katkı-katılım payları artışı ve giderek daha fazla sağlık hizmetinin temel teminat paketinin dışına alınması, daha çok sağlık hizmetinin tümden paralı hale gelmesi söz konusu olabilir. Bunun sonunda “Şehir hastanesi fark ücreti” de gündeme gelebilir.

Bütün bu sorunlar ortaya konulduktan sonra nasıl bir hastane yapılmalı diyecek olursak;
– Mevcut hastaneler korunarak, hastanelerin iş yükünü azaltacak biçimde bilimsel, doğru planlamayla inşaa edilmiş, kent dokusuna saygılı, 200-600 yatak arasında, doğru finansman yöntemiyle işletilen ve kamu zararı oluşturmayan hastaneleri kurma anlayışı benimsenmelidir.

Kamu-özel sektör iş birliği ile şehir hastanelerinin yapılması gerek sağlık hizmeti sunumu gerekse yapım maliyetleri açısından çok yüksek maliyetlidir. Şehir hastanelerinin kendi döner sermayeleriyle yıllık kira ödemelerini ve yüksek düzeydeki harcamalarını yapamayacakları açıktır. Bu durumda Hazine garantisi devreye girecek ve bu yüksek maliyetli hastanelerin kiraları yurttaşların ceplerinden ödenmek zorunda kalınacaktır. Türk Tabipleri Birliği Şehir Hastaneleri İzleme Grubu ile her zaman ve zeminde halkımızı bu konuda uyanık tutmaya devam edeceğiz.

*(Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı AD Araştırma görevlisi)

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları