Tel Örgüler ve Pencereler

Sendikacı dedesi ve Vietnam savaşı karşıtı doktor babası gibi politik bir aktivist ve küreselleşme muhalifi bir analist olarak tanınıyor. ABD’nin Nation ve İngiltere’nin Guardian Gazetesi’nin sürekli köşe yazarı olan Naomi Klein, 2004’te Irak Savaşı’ndan geçtiği haberler nedeniyle James Arenson Toplumsal Adalet Gazeteciliği ödülünü kazandı. İlk kitabı “No Logo”da küresel markaları hedef tahtasına koydu. Çoksatarlar listesine giren bu kitabı, 28 dile çevrildi.

2002’de yayınladığı ikinci kitabı “Tel Örgüler ve Pencereler: Küreselleşme Tartışmalarının Ön Saşarından Haberler”, Klein’in küreselleşen pazar ekonomisinin tehlikeleri üzerine çeşitli yazı ve konuşmalarını topladığı bir derleme. Tel örgüler aslında çokuluslu şirketler ve hükümet yanlısı kuruluşların önceden kamusal olan kaynaklarla halk arasına çektiği duvarları betimleyen bir metafor. Pencereler ise açıp derin bir soluk alıp, özgürlüğü tatmanın yollarını simgeliyor. Kitap, etrafımızı çeviren tel örgülere karşı fırsat pencerelerini anlatıyor. İlk muhalefet penceresi 1999 Seattle direnişiyle başlıyor; Los Angeles, Prag ve Toronto’da örgütlenen direniş öyküleriyle devam ediyor. İkinci bölümde, demokraside tel örgüleri anlatılıyor. Serbest ticaretin bedeli, aslında halkın kendini yönetebilme gücünü kaybetmesi oluyor. Hintli fizikçi Vandana Shiva, Dünya Bankası projelerinin kitlesel olarak reddedilmesini, belli bir programa karşı olmaktan çok yerel demokrasi ve kendini yönetim için savaşmak olduğunu açıklar: “Dünya Bankası’nın tarihi, iktidarın toplumdan alınarak yerel hükümetlere verilmesi ve sonra da, özelleştirmeler yoluyla şirketlere devredilmesi şeklindedir.”

Naomi Klein’e göre, serbest piyasanın demokrasiye müdahalesi, artık daha göze batmayacak şekilde gerçekleşmektedir. Kimi zaman IMF bir direktişe, hükümetler-den sağlık hizmetlerinin ücrete tabi tutulmasını ya da kamu hizmetlerinden milyarlarca dolar kesinti yapılmasını ya da örneğin su sisteminin özelleştirilmesini istemektedir. Bu bir baraj projesi de olabilir ve proje, yerlerinden olacak, yaşamları bu yüzden yok olacak toplumlara danışılmadan uygulamaya konur. Kimi zaman Dünya Bankası, borca batmış bir ülkenin iş piyasasında yabancı yatırımcıları çekmek için toplu sözleşmenin sınırlandırılması da dahil, daha fazla bir “esneklik” yaratılmasını ister. İnsanlar direnecek olurlarsa birdenbire terörist ilan edilebilirler ve onları bastıracak her yol mübah sayılır. Örnekleri pek çoktur. 24 Ocak kararlarının uygulanabilmesi için 12 Eylül faşizmi uygulamaya konmuştur. fiilide Friedman ve avanelerinin (Chicago Boys) neoliberal politikalarının uygulanabil-mesi için Allende ve binlerce fiilili’nin ölmesi gerekmişti. Aynı biçimde Arjantin’de, Uruguay’da, Guatemala’da, neredeyse tüm Güney Amerika’da faşist iktidarlar peşpeşe iktidar olmuş ve demokrasiyi rehin almışlardır. Bugün Yunanistan’da patlayan krizde Alman bankaları, pervasızca Yunan Adaları’nın satılmasını talep etmişlerdir. Demokrasinin tel örgülerle çevrilmesinin bin türlü yolu var. Muhalefeti kendi tarafına çekmek de bunlardan biri. Güney Afrika’da verilen ırkçılık karşıtı savaş, yerini ekonomik ırkçılığa bırakmıştır. Irkçılığın yerini, yeni dışlama sistemleri almıştır.

Naomi Klein kitabının üçüncü bölümünde, hareketin tel örgüyle nasıl kuşatıldığını ve muhalefetin nasıl suçlu durumuna

Kitabın dördüncü bölümünde Klein, küresel kapitalizmin muhalefeti etksizleştirmek için terörden nasıl yararlandığını anlatır: 11 Eylül, eleştirileri susturmak, yeni ticaret anlaşmalarına girmek, ABD’yi yeniden markalamak, ticari görüşmelere kutsal bir savaşın haklılığını katmak için kullanılmıştır.

Son bölümde ise, Meksika’nın Chiapas dağlarındaki yerlilerin direnişinden sosyal forumlara, demokrasiye açılan pencereler anlatılıyor. Son söz olarak Naomi Klein, 11 Eylül’den sonra dini ve ekonomik tutuculuğa karşı sağlam seçeneklere herzamankinden daha çok ihtiyacımız olduğunu vurguluyor.

Son kitabı “fiok Doktrini”nde, kapitalizmin felaketlerden yararlanarak bunları ekonomik bir fırsata dönüştürmesi anlatılıyor. Doğal felaketler, savaşlar ya da ulusal krizlerin, sözkonusu ülkenin doğal kaynakları ve kamu kuruluşları özelleştirilerek, serbest piyasa ekonomisi dayatılarak nasıl kullanıldığının yüzlerce belgeyle gösterildiği kitabı da, 27 dile çevrilmiş önemli bir yapıt.

Eşi Avi Lewis’le birlikte 2004’te yaptığı ilk uzun metrajlı belgeseli The TAKE’de, 2000 krizinden sonra Arjantin’de işgal edilen fabrikaların öyküsünü anlatmıştır.

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları