Eğitimli İnsanların Dramı! Şiddet Neden Bitmeyecek?

 

Şiddet, güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden olan bireysel veya toplu hareketlerin tümüdür. Şiddet sadece fiziksel değildir. Psikolojik, ekonomik ve cinsel olabilir.  Sürekli eleştiri, suçlama, tehdit ve zorbalık, aşağılama, utandırma, davranışları kendi çıkarlarına uygun olacak şekilde çarpıtma gibi ince ve farkedilmesi zor şiddet taktikleri vardır.

Eğitimli İnsanların Dramı!
Şiddet Neden Bitmeyecek?

Sedat İrgil Psikiyatri Uzmanı

Şiddetin evrimsel süreçte insan türüne büyük faydası olmuştur. Lafta hepimizin karşı olduğu şiddet, tüm toplumların övündüğü ve törenlerle kutladığı savaşlar ve zaferlerin tam ortasındadır. Yine pek çok toplumun kendi kimliğini tanımlarken kullandığı argümanlar, doğrudan veya dolaylı olarak şiddet ile ilgili temalar içerir. Osmanlının “akıncılar” birlikleri, Japonların “samurayları” veya Kuzey Avrupa’nın “Vikingler” i gibi. Genetik ve davranışsal genetik olarak da şiddet yaygındır. Kendini ortaya koyma, girişimcilikten (assertivenes) başlayarak, ticari rekabete veya spor karşılaşmalarına dek her alanda “koruyucu agresyon” olgusunu görebiliriz. Üstelik bu tutum, özellikle şiddetin önemli biyolojik kaynaklarına, testesteron hormonuna bağlı yaşayan erkek nüfus için zorunludur. Hormonun yarattığı “huzursuzluk ve “şiddet açlığı” öylesine belirgindir ki, tüm dünyada geniş erkek kitlelerinin benimsediği tüm sporlar, takım halinde yapılan ve mutlaka yoğun rekabet ve bir ölçüde şiddet içeren futbol, rugby, buz hokeyi gibi sporlardır. Böyle bir karşılaşmaya giden herkes, o toplumun erkek anlayışının en saf, en şiddet dolu halini görüp, havaya yayılan testesteronu koklama şansına erişebilir. Aynı gerekçe ile geniş erkek kitlelerinin curling veya golf ile ilgilenmeyeceği çıkarımını hemen yapabiliriz.

Ancak, sosyal yaşam gibi “şiddetin yasaklandığı” alanlarda neden şiddet olabiliyor? Bu biraz daha karmaşık bir konu. Gerçekten “kötü” olduğunu düşündüğüm, antisosyaller ve sosyopatları konu dışı bırakarak, normal insanlarda bunu tartışmaya başlayalım.

“Failin kötülüğü konusunda daha geniş bir bakış açısı benimseyen Baumeister, eş dövmeyi, çete şiddetini, arabayla geçerken rastgele ateş etmeyi, tecavüzü ve “özdenetimin çökmesi” adını verdiği başka örnekleri inceler.  Baumeister çoğumuzun kötülük ve şiddet hakkındaki düşüncelerine ilginç bir yaklaşım getiriyor.
“İnsanlara şiddete başvurmaları için bir neden vermeniz gerekmez, çünkü onların zaten bir sürü nedeni vardır. Tek yapmanız gereken, kendilerini engelleme nedenlerini oradan kaldırmaktır.”

Çoğumuz çoğu zaman kendimizi engelleriz, ama hepimizin aşırı öfke ve şiddeti dışa vurabileceği koşullar vardır. Öyleyse hepimiz kötü – ya da en azından potansiyel olarak kötü – müyüz? Hayır, tam olarak değil. Hepimiz başkalarının kötü, zalim, adi ya da şiddet dolu olarak görebileceği şekillerde davranma potansiyeline sahibiz.

Yani, herkeste “katil olma potansiyeli” var mıdır ? Evet, bilimsel olarak böyle. Bizleri engelleyen, dürtü kontrolümüzü sağlayan beyin ön lobumuz, empati yeteneğimiz (ayna nöronlar) ve dış kontrol odağımızdır. Dış kontrol odağı, yasalar, toplumsal dışlanma ve bizim de zarar görme olasılığımızı içeren bir “dehşet dengesi” üzerine kuruludur ve toplumsal konsensüs ile sağlanır. Aynı kişi olsanız bile, şiddet davranışına, Norveç’te ve Afganistan’da farklı tepkiler vereceğiniz kesindir.

Dış kontrol odağını sağlayan, yasa koyucu, devlet veya toplum, bunu gevşetir, çarpıtır veya bir gruba diğer gruba göre şiddet kullanma avantajı sağlarsa ne olur?

Yani sizi yönetenler, bir grubu yüceltir, onore eder ve diğer bir grubu ötekileştirirse neler olabilir? Baskıcı rejimlerin sık yaptığı bir politikadır bu. Ötekileştirilen grup, toplumun huzursuz olduğu bir şeyin nedeni olarak gösterilir. Bu konuda yeterince propaganda yapılınca, hedefteki grup “dehumanize” edilir, sanki “insan değiller” dir, planlı kötülük yapıyorlardır, var olmaları gereksizdir, insani özellikleri yoktur ve onlara sağlanan olanaklara rağmen nankörlük ediyorlardır. Artık “en iyi Kızılderili ölü Kızılderili” aşamasına gelinir. Bundan sonrası, bir kanaat önderinin, bir liderin veya bir dizideki oyuncunun işaretine veya modellemesine bakar. Artık “şiddet sarmalı” başlamıştır.

Sağlıkta şiddet süreci aynı senaryo ile işletildi. Özelleştirme öncesi onlarca TV haberi, “bisturi operasyonu” vb. isimli polisiye girişimler oldu, hiç birinden mahkumiyet veya sonuca ulaşmış dava çıkmasa da sonunda amaca ulaşıldı. “paracı doktor”, “para için insan yaşamını önemsemeyen sağlık personeli” temaları çok sık işlendi. Sağlık personeli için aynı zamanda aşağılayıcı ve onur kırıcı olan bu tutum yaygın bir eğilime dönmeye başladığı noktada şiddet sarmalı da tamamlandı. Artık iyi niyetli biri bile olsanız, şiddete uğramanız kaçınılmazdır. Çok çalışıp, her hastayı anlamaya çalışır ve doğal olarak hastanızı arttırdığınızda herkesi memnun edemeyeceğin için, tüm çabanıza rağmen çatışmadan kaçınamazsınız. Bunun tersine,

kendinizi korumaya alır, riske girmez ve “savunucu” davranırsanız, mutlaka hasta atlar, şikayet edilir, yöneticilerle takışır ve mutlaka çatışmanın içine düşersiniz. Yönetim kademelerinden aldığınız her sarı zarf, her küfür, size veya arkadaşlarınıza yapılan her saldırı sizi yaralar. Artık, defansif tıbbın bir üyesisinizdir. Daha az risk, daha az iş yaparsınız ama hala bir sorun var;  giderek daha mutsuz, daha isteksiz olur, giderek kuruma veya mesleğe aidiyet duygusundan uzak birine dönüşürsünüz. Onların yaptığı etiketlemeyi siz de yapmaya başlarsınız. Bir bakmışsınız; “Bu hizmet bunlara çok! Bunu hak etmiyorlar! Herkes layığını bulsun!” demeye başlamışsınız. Bu noktada çatışmanız daha da artmıştır. Artık ya siz ya da en yakın çalışma arkadaşınız her ay adliyeye, karakola ya da bir şekilde adli veya idari soruşturmaya uğrayıp, hesap vermeye çağrılmaktadır. Siz giderek daha bilenirken, hasta yakınları da giderek daha saygısızlaşmaktadır.

Bu yazıyı hazırlarken, yazı içeriğine uygun bir şekilde ve son derece saçma bir gerekçelendirme ile bir meslektaşım daha öldürüldü. Beni asıl üzen bu olaydan daha çok, sosyal medyada sıradan insanların yaptıkları yorum ve paylaşımlar oldu. Sanırım, kritik sınır çoktan aşılmış ve şiddet sarmalının tam ortasındayız.

Senaryo, kabaca bu seyirde devam eder genellikle. Bu nedenle, içinde savrulduğumuz bu sistemde şiddet veya verim kaybı durdurulamaz. Böyle giderse hastalar da, sağlıkçılar da mutsuz olmaya mahkum olacaklardır. Bunun çözümü var mı ? Var elbette. Siyaset ve bürokrat elini sistemden çekecek, meslek odalarının ve yerel sağlık idarecilerinin aktif katıldığı bir yönetim olacak,  itibarımızın iadesi gerçekleşecek, mesleğimiz nedeniyle ortaya çıkan çatışmalarda idari ve hukuki koruma sağlanacak.

Bunlar olmadan yapılacak her tartışma sonuçsuz kalacaktır. Ve galiba bir süre daha böyle kalacak. Bu kavgalı ve puslu günler geçtiğinde, geride sağlam, sağlıklı, ayakta ve hayatta kalmanın yolu, şimdilik bireysel çaba ve yakın meslektaş dayanışması olmalıdır. Bunu sağlamak göründüğü kadar zor değil ve çok işlevsel olabilir. Tükendiğimiz noktada da gerçekten dostlara, hobilere, sistem dışına çıkmaya gerek var. Bunlar yetmiyorsa bizim polikliniğe çay içmeye davetlisiniz. Uzanıp anlatmaya başlayın hemen. Sevgi ve dostlukla.

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları