Caddeler Ne Diyor?

Çok uzun bir süredir hemen her gün Bursa trafiğindeyim. Son yıllarda trafikte artan yoğunlukla paralel olduğu görülen insanlardaki sabırsızlık, tahammülsüzlük,  küstahlık ve hatta zorbalık hissedilir boyutlarda yaşanmaktadır. Trafikte bunalan insanların bundan kurtulma çabaları anlaşılır bir şey olmakla birlikte bu davranış kalıplarını trafiğin rahat olduğu saatlerde de gösteriyor olmaları, toplum olarak değiştiğimizi duyumsatmaktadır.

Karşılıklı saygı, sabır gibi erdemlerden uzaklaştığımızı, birbirimizin yanlışlarını düzeltmekten vazgeçtiğimizi, doğru tutum sergileyenlerin arkasında durmadığımızı… gönenç, güven, huzur ve barışın; gideceğimiz yere ne pahasına olursa olsun ulaşmaktan ziyade yoldaki güzel tavırlarla, doğru yönelişlerle kazanıldığını unutmuş görünmekteyiz. Kuyruklarda  sıra yapamadığımız gibi hemen her gün sokaklardan caddeye çıkarken sıramızı kapmaya çalışan arabalarla, döner kavşak kurallarına uymayan, takip mesafelerini yok sayarak bir nevi tacizde bulunan sürücülerle karşılaşmaktayız.

Kadın sürücü olaraksa işimizin biraz daha zor olduğu kanaatindeyim. Toplumumuzda  neredeyse kadın sürücülerin tamamı, eşlerinden sonra ehliyet alabildiği ve ancak aileye ikinci araba geldiğinde araba kullanabildiği, ailecek bir yerlere gidilecekse erkeğin araba kullanmasına öncelik verildiği için trafikle geç tanışmaktadırlar. Kadınların bir konuda daha geri bırakılmışlığı sebebiyle trafikte zorlandıkları gerçeğini, erkek sürücülerin bilmezden gelerek kadınlara yönelik alçaltıcı ve saygısız tavır sergilemeleri, modern toplumlarda kabul edilemez tutumlardan olsa gerektir. Erkek sürücüler trafik kurallarına göre yol önceliği olan yerlerde, yol vermek zorunda oldukları arabanın sürücüsünün kadın olduğunu gördüklerinde, yol kapmakta da bir mahzur görmemektedirler. Ayrıca kadın duyarlığı ve insan vicdanının gereği olarak okul servislerine, öğrencilere, gençlere yol vermeye çalışırlarken kornayla protesto edilmeleri, kadınlara olan bu yanlış ve haksız tutumu betimlemektedir.

Oysa toplumun öğretmen kimliği vardır. Konu edilen Öğrenme Toplumu kavramı toplumun öğrenmeye kaynaklık etmesi, toplumun öğretmenliğidir. İnsan yaşamında gerçekleşen öğrenmelerin büyük çoğunluğunu yaşam içinde öğrenilenlerin oluşturduğu gerçeğinden hareketle Öğrenme Toplumu kavramı ortaya çıkmıştır. Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin her alanda hızlı yaşandığı günümüzde bu kavramın önemi artmaktadır. Her gün milyonlarca yeni bilgi ve veri üretimi, bunların sosyal, siyasi, ekonomik sonuçları yaşamın her alanını gelişim ve dönüşüm yaratarak etkilemektedir. Bilginin ve gelişmenin önünde gelişmeden ve bilmeden durmak, toplumları geriletmekte, bireyleri ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan geri bırakmaktadır. Gelişme veya dönüşüme sağlıklı bir şekilde ayak uydurmanın yolu; öğrenmelerden geçmekte, daha doğrusu Öğrenme Toplumu olmayı gerekli kılmaktadır.

Tüm gelişmiş ülkeler, bireyin yaşam koşullarının üstesinden gelebilmesi, refah ve barışı için yaşam boyu öğrenen bireye, toplumun da Öğrenme Toplumuna dönüşmesi gerektiğini bilmektedir. Oysa gelişmeyen toplumlarda öğrenmenin öncelenmemesi Öğrenme Toplumu kavramından uzaklaştırmakta, öğrenmeye kapalı hale getirmekte, toplumları  geriletmektedir. Bu gerçeklerden hareketle toplum olarak  öğrenmeye ve birbirimize doğruları öğretmeye devam etmeli, yanlışlarımızı düzeltmekten asla vazgeçmemeliyiz ki güvenle yarınlara kavuşalım.

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları