2016’daki Gelişmeler Ve Mesleğimizin Geleceği

Yaşamımız bir sürü yenilik ve öğrenmemiz gereken yeni bilgiler ile devam ediyor. Bilim ve teknolojide, son derece etkili ve yaşamımızı değiştirecek gelişmeler oluyor.

Bu yeniliklerin bazılarını medscape.com’da, Eric Topol hocamız derleyerek sundu. Ben de Erik Topol’un sunusunun etkisinde kalarak bu yazıyı hazırladım. Umarım eğlendirici ve düşündürücü bulursunuz.

2016 yılında, cep telefonlarının mesleki araçlarımızdan biri haline gelmesinden, insan genlerinde yapılan düzenlemelerin tedavilerde kullanılmasına kadar birçok gelişme oldu. Tıp eğitiminde yenilikler oluştu. Bu gelişmelere çocuklar ve gençler kolayca adapte oluyor ve bu yeniliklerin gelişimini daha da hızlandırıyorlar. Orta ve ileri yaşlıların ise, kavrama ve uygulama becerileri azaldığı için, adaptasyonları ve becerilerinin uygun seviyelere getirilmesi ek eğitim programları gerektiriyor. Yaşlanma ile oluşan yetenek kaybı ile birlikte tıp eğitiminin süresinin uzunluğu, tıp eğitimi ve bilimsel gelişmesinin kalitesinde sorun oluşturuyor. Sürenin uzaması kaliteyi arttırabileceği gibi, tam tersine düşürebiliyor da. Mezunlar ne kadar yaşlı olursa, yaşam süreleri içindeki verimlilikleri de o kadar azalıyor. Bu nedenle eğitimcilerin üzerinde en çok çalıştıkları konu, mükemmel mezunların optimum sürede yetişmesidir.

1-Tıp eğitiminin kısalması: Bu konuda dünyada da önemli gelişmeler oluyor. Örneğin, şu anda karşımdaki iki bilgisayardan birinde, Columbia Üniversitesi Tıp Fakültesinin tanıtım sayfası var. Bu sayfa Columbia Tıp Fakültesinde tıp eğitiminin klasik eğitim süresinden 1 yıl daha az olduğunu bildiriyor. Amerika Birleşik Devletlerindeki en iyi tıp fakültelerinden biri olan Columbia Tıp Fakültesinde gerçekleşen olay, yeni çağın entegre tıp eğitimi sisteminin, yeni teknik ve teknolojiler ile birlikte uygulanması sayesinde gerçekleşiyor. Temel eğitime bir buçuk yıl ayıran fakülte, uzun yaz tatillerini tamamen ortadan kaldırmış. Klinik eğitim ve proje safhasına da 14 ay ayırıyor. İnsanın yeteneklerinin geçiciliği ve hayat süresinin kısalığı göz önüne alındığında sevindirici bulduğum bir gelişme… Darısı başımıza…

Mecburi hizmet, askerlik, uzmanlık, yan dal uzmanlığı filan denirken, akademik hayat başladığında veya uzmanlık yaşamı başlandığında, hem ustalığa ulaşabilmemize daha bir sürü zaman, hem de öğrenme, görme, işitme gibi yeteneklerimizde hızlı bir azalma başlamış oluyor. Bu yaşlardaki yüzme sporcuları çoktan emekli olmuş. Futbol veya atletizm yaşamına devam edebilenler ise, ileri yaşları nedeniyle takdir edilme dönemlerinde oluyorlar. Ama bütün sporlarda başlangıç değil, bitiş dönemi bile çoktan geçmiş oluyor. O zaman çocuklarımız için fizyolojimize daha uygun, kişisel esneklikler içeren ve eğitimcilerden başlayan, eğitim süresini kısaltıp, kalitesini arttıran yeni eğitim programları için geç kalmamamızı diliyorum.

meslegimizin-gelecegi

2.Yapay zekanın eğitim ve tıbbi uygulamalara girmesi: Otonom otomobiller gibi diğer alanlarda haberlerini duyduğumuz yapay zeka uygulamaları tıpta da başladı. Şimdilik, patoloji kesitlerinin incelenmesi, radyolojik görüntülemelerin değerlendirilmesi, cilt lezyonlarının ve retinanın muayenesinde uygulamaya giren yapay zeka teknolojisi hızla diğer uygulamalara da girerek yaygınlaşmaya başladı. İnsan kaynaklı tanı-tedavi planı eksikliklerinin veya hatalarının azaltılmasında başarı sağlayarak, kendini kanıtlamaya başladı. Bu durumun tıp eğitiminde de kullanımının, duyarlılığı düşük ülkelerdeki hoca eksiğini gidermekte ve insanların sağlığının korunmasında bir umut olabileceğini düşünüyorum. ABD (Amerika Birleşik Devletleri)’ nde sadece 2016 da kurulan doksandan fazla sart-up şirketi tıpta yapay zeka kullanımı alanında çalışmaya başlamış durumdayken, IBM, Apple, Google ve Microsoft gibi devler bu konularda yıllardan beri ürün geliştirmekteler. Sonuçta; yapay zeka hakkındaki bir belgesel filmde tıbbi yapay zeka kullanımının etkilerini sizler de You tube’dan izleyebilirsiniz. North Carolina Üniversite Hastanesinde hazırlanan bu belgeselde onkologlar tarafından atlanmış ve yapay zeka ürünleri tarafından yakalanmış kanserli olguların, tedavi almakta olan bütün hastaların yüzde 30’unu oluşturduğu bildiriliyor. Eric Topol’ü oldukça etkileyen bu gelişmeden etkilenmemek ve sevinmemek mümkün değil… Yapay zekanın hepimizin yardımcısı olmasına sevinmemek mümkün mü?

meslegimizin-gelecegi

3.Giyilebilir sensörlerin gelişimi: Son yıllarda,vücudumuzun fizyolojik ve kimyasal özelliklerinin takip ve kaydında işe yarayan, veya çevre koşullarımızın saptanmasını sağlayan, esnek, kırılmayan, yazdırılabilen ve daha bir çok özelliği olan sensörler kullanıma girdi. Bunlar sayesinde vücut sıcaklığı, solunum, kalp hızı ve ritmi, kan basıncı, kan şekeri, elektrolitler, etanol, laktat, çevredeki ultraviyole veya radyasyon düzeyleri gibi çeşitli bilgilerin edinilmesi ve izlemleri, kolay ve ucuz olarak yapılabilir hale geldi. Hatta giyilebilir kardiyoverter/defibrilatör fanila gibi, giyilebilir sensörler ile kombine edilen giyilebilir acil tedavi cihazları geliştirilmeye başlandı. Yakın bir zamanda şeker hastalarına kan şekerlerini gösterip ne kadar insülin yapmaları gerektiğini bildiren ve şekerleri düştüğünde uyarı yapan kazakların veya bilekliklerin pazarda yer alacak olması beni son derece sevindiriyor.

4.Vücut sıvıları ve kan yoluyla yapılan likit kanser biopsileri: Dolaşımdaki kanser dokusuna ait DNA (tDNA) incelemeleri ile kanser tanısında önemli bir aşama daha gerçekleşmiş oldu. Şu an için 50 den fazla tümör için geçerli olan bu alan hızla gelişerek, kısa süre içinde yaygınlaşacak gibi görülüyor. Asemptomatik insanların erken tanısından, tedavi altındaki hastaların takiplerine ve hastalık tekrarlarının erken tanısına kadar, bir çok amaçla kullanılabilmektedirler. Bu yöntem solid tümör biopsilerinin yanı sıra da uygulanabilmektedirler. Daha ucuz olmaları, kısa sürede sonuç vermeleri, daha az riskli olmaları ve hasta konforu açısından daha olumlu olmaları ve kanserin biyolojik süreçleri hakkında sağladıkları bilgiler nedeni ile, mesleğimizdeki vaz geçilmezlerden olmaya adaylar.

5.Telehekimlikte hızlı gelişim ve yataksız hastane: Teknolojik ilerlemeler ve sensörlerin gelişimi, özellikle mobil iletişimde kullanılan cep telefonlarının yüksek kapasiteli bilgisayarlar haline gelmesini takiben, bunların tıbbi görüntüleme ve sensör bazlı tıbbi tetkik araçları haline dönüşmelerini sağlayan gelişmeler, tıbbi uygulamaların hekimlerin olmadığı veya olamadığı yerlere ulaştırılabilmesini sağlamaya başladı. Bu gelişmelerin hastanesiz hastanecilik hizmetlerini de kapsayacak seviyelere ulaştığını bile görmeye başladık. ABD’nin St Luis şehrinde Mercy Virtual adlı yataksız hastane, deniz aşırı binlerce hastaya gerçek zamanlı monitörizasyon ve 330 sağlık çalışanı ile yardımcı olmaya başlamış bile. Bu gelişme beni hem sevindirdi, hem de düşündürdü. Aklıma bazı sorular geldi. Ülkem bu teknolojiye katkı sağlayabilir mi? SGK bu gelişime köstek olur mu, yoksa destekleri olur mu? Biz Bursa’nın hekimleri olarak bu alana katkı yapar mıyız, nasıl yaparız? Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde (özellikle çok kritik ve uzun süreli yakın takip gerektiren hastalar için) bu alanda bir çalışma yapılıyor mu, veya yapılabilir mi? BTSO bu alanla ilgili çalışmalar yapılmasını destekler mi? Vs, vs?????

6. CRISPR (Düzenli aralıklarla bölünmüş genetik palindromik tekrar kümeleri) genom düzenlemeleri ve klinik uygulamaların başlaması: 90’lı yıllardan beri artan bir ilgi ve bilgi patlaması ile gelişen CRISPR genom çalışmaları, sonunda insan hastalıklarının ve özellikle kanserlerinin tedavisinde uygulanmaya başladı. 28 Ekim 2016 da Çin’de, CRISPR ile modifiye edilmiş immün sistem hücrelerinin hücre kültüründe üretilerek hastaya tekrar verilmesi yöntemi ile ilk kez akciğer kanserli bir hastanın tedavisi gerçekleştirildi. Halen bu yöntem ile yapılan klinik çalışmalar dünyanın birçok ileri ülkesinde sürmektedir. ABD’de de kanserler ve monogenik (orak hücreli anemi gibi) hastalıkların tedavisinde CRISPR çalışmalarının yapılması onaylandı. Darısı bizim ülkemizin ve bilim insanlarımızın ve halkımızın başına…

meslegimizin-gelecegi

7. Akıllı telefonla yapılabilen ultrasonografi ve ekokardiyografi: Teknolojideki ilerlemeler bir taraftan cep telefonlarını yüksek kapasiteli bilgisayarlar haline getirirken, diğer taraftan ultrasonografide kullanılan probların ölçülerinde ve sağlamlıklarında inanılmaz iyileşmeler sağladı. Hem fiyatları inanılmaz ölçülerde ucuzladı, hem de güvenilirlikleri arttı. Yaklaşık 15-20 yıl önce kullandığımız cihazlar, bu günün teknolojisi karşısında yüz yıl öncesinin lambalı radyolarına döndüler. Ucuz ve yaygın kullanıma yönelik bu yeni teknolojinin tıp fakültelerindeki öğrencilerin eğitiminde yer alması, fizyolojiden, anatomiye, patolojiden fizik inceleme eğitimine kadar her alanda yeni programların oluşturulmasını gerektirmeye başladı. Dileğim bu görüntüleme teknolojisinin kullanımının bir an önce, temel bilimlerden klinik bilimlerin en uç noktalarına kadar hızla eğitimde yer almasıdır. Tıp fakültelerinden, yüksek hemşirelikten veya veterinerlikten mezun olanların bu teknolojiye hakim olarak mezun olmalarının sağlanması, hizmetlerin etkinliğini ve maliyetini azaltıcı etki yapacaktır.

Bu gün hem kablolu, hem de kablosuz (blue tooth veya wi-fi bağlantılı), hafif, cepte taşınabilen, küçük bir çikolata paketi kadar veya bir cep telefonun kadar boyutları olan bir sürü cihaz piyasaya çıkmış durumda.(örneğin; Philips Lumify, Healcerion, Mobisante, GE-Viscan, Clarius, ve diğerleri) Alibaba. com da yaptığım araştırma yakında bunların stetoskoplarımızdan daha ucuza satılabileceğini düşünmeme yol açtı. Darısı yerli elektronik sanayimizin ve bizim başımıza.

8.Mikro ve mini laboratuar cihazları: Son yıllarda, sonuçlanması haftalarca süren ve son derece pahalı olan testleri anında yapabilen ve boyutları birkaç milimetreden, küçük bir cep feneri boyutlarına kadar değişen yeni teknoloji ürünleri piyasaya çıktı veya çıkma aşamasına geldi. Ayrıca cep telefonu temelli bir sürü yeni yazılım yapılarak, Afrika gibi mahrumiyet bölgeleri de dahil olmak üzere bir çok yerde, bir çok hastalığın tanısına dönük laboratuar tanılarının anında ve ucuza yapılmasını sağlamaya başladı. Durum laboratuvarım cebimde aşamasına geldi.

Sonuç olarak mezuniyet sonrası sürekli tıp eğitimi alanında gönüllü olarak yürüttüğümüz çalışmalara katılımlarınız ve katkılarınızla yaptığınız destekler için hepinize en içten saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Unutmayalım, mucizeleri yaratan bilimsel çalışma ve gelişmelerdir.

Dr. Cem Heper

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları