Pandemiyle 1 yıl: Düşen maskeler, gizlenemeyen gerçekler

Karşılaştığımız ilk günden bugüne hepimiz pandemiyle ilgili birbirinden farklı düşüncelere, yalan bilgiye, aldatmaca ya da komplo teorilerine maruz kaldık. Gelmiş olduğumuz noktada ise dünyada ve ülkemizde pandemiye ve her türlü hastalığa karşı; halk sağlığı, aşı, sağlık hizmetleri konusunda derli toplu bir değerlendirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Bu bağlamda geçtiğimiz ay İletişim Yayınları’ndan yayımlanan Pandeminin Düşürdüğü Maskeler eserinin derleyenlerinden ve yazarlarından Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Kayıhan Pala ile hem kitap hem de pandemi süreci üzerine konuştuk.

Kitabın girişinde değindiğiniz Covid-19’a yönelik ortaya çıkan asılsız haberlerin (maske, aşı, virüsün kendisine dair) ya da daha güncel adıyla infodeminin kaynağı sizce nedir? Bu haberleri yayanlar aslen neyi amaçlıyor?

Küresel kapitalizmin ayakta kalması akıl ve bilimden yoksunluğun yaygınlaştırılmasına bağlı gibi görünüyor. Aksi halde milyarderlerin servetinin dünyadaki 4,6 milyar insanın servetinden daha fazla olması söz konusu olamazdı. Pandemi sırasında karşılaştığımız infodeminin arkasında da temel neden olarak küresel kapitalizmin sürdürülebilirliği olduğu kanısındayım. Asılsız haberlerin yazılması/konuşulması ve ortaya çıkartılması kadar, bunların gerçek olup olmadıklarını sorgulama gereksinimi duymayan kişilerin varlığı ve bu süreci izlemeyen/denetlemeyen bir “kamu yönetimi” anlayışı egemen kılındığı için gerçekler toplumla yeterince buluşturulamıyor. Infodemi, hastalığın ve salgının ortaya çıkmasında kolaylaştırıcı bir rolü olan küresel kapitalizmin sorgulanmasını ve küresel kapitalizme karşı güçlü bir mücadelenin örgütlenmesini engellemek isteyenler için uygun bir araç işlevi görüyor.

KÜRESEL KAPİTALİZM YÜZÜNDEN SATIN ALABİLENLER ERİŞECEK

►Kitapta Ümit Kartoğlu Hoca’nın da bir çıkış stratejisi olarak değindiği aşı konusunda geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Oxford aşısı konusundaki tartışmalarda olduğu gibi aşı patentleri ülkelerin açık kullanıma dönüştürülseydi başka bir noktada olur muyduk, yani şirketler aşıdan kâr elde etmese neler olurdu?

Aşılama bulaşıcı hastalıklara karşı en etkili mücadele aracıdır ve aşılar sayesinde her yıl milyonlarca kişinin yaşamını yitirmesi engellenmektedir. Yalnızca kızamık aşısı ile 2000-2018 yılları arasında 23,2 milyon ölüm engellenmiştir. Covid-19 pandemisi sırasında hedef nüfusunun büyük bölümünü aşılayabilen ülkelerde hastalanmanın, hastaneye yatışların ve ölümlerin dramatik olarak azalması da aşının önemini bir kez daha açık olarak ortaya koymuştur. Aşılama, tartışılmaz bir insan hakkıdır. Aşı üretimi piyasa koşullarına terk edilememelidir. Covid-19 aşılarının bulunmasında çok önemli miktarda kamu kaynakları kullanılmış olmasına karşın, aşıların patent koruması altında olması aşıya erişimi büyük ölçüde sınırlamaktadır. Hiç olmazsa pandemi sırasında aşılardaki patent koruması ortadan kaldırılmalıdır. Kişi başına iki dozdan dünya nüfusunun yüzde 70’ini aşılamak için yaklaşık olarak 11 milyar doz aşıya gereksinim olduğu hesaplanmaktadır. Şirketlerin 2021 yılı sonuna kadar 9,5 milyar doz aşıyı üretilebileceği de tahmin ediliyor. Patent koruması olmasa bu yılın sonuna kadar pandemiye küresel olarak aşıyla güçlü bir yanıt vermek olanaklıyken, maalesef küresel kapitalizm yüzünden ancak satın alabilenler aşıya erişebilecek.

►Sağlıkta devlete düşen görevin minimuma indirilmesini ve sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesini hedef alan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ya dapandemiyle-1-yil-dusen-maskeler-gizlenemeyen-gercekler-860449-1. diğer bir ifadeyle “neoliberal sağlık reformu”nun pandemiyle birlikte geldiği noktayı ne şekilde özetliyorsunuz? Kamusal sağlık hizmetlerini savunmak bugün nasıl bir anlama sahip?

Kitabımızda da yazdığımız gibi, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile ülkemizde dönüştürülen sağlık, bugüne kadar tam aşılı çocukların oranındaki azalma gibi toplum sağlığı göstergelerinde gözlenen olumsuzlukların yanı sıra, pandemi sırasında sağlık sistemimizin etkili bir yanıt vermesinin önünde de önemli bir engel niteliği göstermiştir. Bu engeli Covid-19 pandemisine karşı iyi hazırlanmış bir eylem planı yapılamamasında, ilk doğrulanmış olguya tanı konulduktan sonra filyasyon ekiplerinin hemen sahaya çıkartılamamasında, sağlık çalışanlarının sağlıklarını ve refah düzeylerini korumak için kendilerine yeterince destek sağlanamamasında, özel sektöre ait sağlık kuruluşlarının ve yoğun bakım yataklarının etkili bir biçimde kullanılamamasında ve daha birçok örnekte görmek olanaklıdır.

Türkiye’nin pandemiye güçlü bir yanıt verilebilmesi de içinde olmak üzere toplum sağlığı göstergelerinde iyileşme sağlanabilmesi için Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vazgeçilmesi ve Türkiye’de yaşayan her yurttaşın herhangi bir engele takılmaksızın gereksinimi olan sağlık hizmetlerine (sağlığı geliştirici, koruyucu, tedavi edici ve esenlendirici hizmetlerin tamamı) kolaylıkla erişiminin sağlanabileceği kamucu, eşit ve ücretsiz bir sağlık sisteminin ivedilikle hayata geçirilmesi zorunludur.

Böyle bir sağlık sisteminin finansmanı ve her yurttaşın gereksinim duyduğu sağlık hizmeti sunumu tüm basamaklarda kamu tarafından sağlanmalıdır. Sağlık hizmetleri güçlü bir birinci basamak odağında belirli bir coğrafi alanda nüfusa göre örgütlenmeli, tedavi edici hizmetler için acil durumlar dışında sevk zorunluluğu getirilmelidir. Sağlık emek gücü kamucu bir sağlık sistemi ile toplumun demografik özelliklerine göre yeniden planlanmalı, niteliği gözetecek biçimde yetiştirilmeli ve lisans eğitimini başarıyla bitiren her sağlık çalışanı kendisine uygun sağlık kuruluşlarında istihdam edilmelidir. Türkiye kamu kaynaklarıyla ivedi olarak yeniden aşı ve temel ilaçları üretmeye başlamalıdır.

ŞEHİR HASTANELERİNDEN VAZGEÇİLMELİ

►İktidar, kent merkezlerindeki devlet hastanelerinin kapatılmasını ve aşamalı olarak şehir hastanelerine geçilmesini “sağlık sistemimizin zirvesi olarak gördüğü bir hayal” şeklinde tanımlamıştı. Şimdiye dek kapatılan devlet hastanelerinin üstünde bir kapasiteye sahip olmayan şehir hastaneleri yeterli sağlık hizmetini sunabiliyor mu ya da bu potansiyele sahip mi?

Günümüzde şehir hastaneleri, sermaye sınıfına sağlık alanında kaynak aktarımının en yüksek düzeyde yapıldığı ve dünyaya ahbap çavuş kapitalizminin en çarpıcı örneklerinden biri olarak gösterilebilecek bir uygulama örneğidir. Sayıştay tarafından yayımlanan rapordaki bulgular bu durumu son derece açık bir biçimde doğrulamaktadır.

İlk kez 2018 yılında Sayıştay denetiminden geçen şehir hastaneleri, vahim bir tabloyu ortaya çıkarmıştır. Sayıştay raporu ile hastanelerin inşaatlarının ve donanımlarının tamamlanmadan teslim alındığı, döviz ve enflasyon farkı garantisi verilmiş sözleşmelerin ödeme formüllerinde ayrıca şirketlerin yararına işlem yapıldığı, şirketlerin hizmetlerinin denetlendiği hastane bilgi yönetim sisteminin de ihale edilmesi nedeniyle aksaklık kayıtlarının şirketler tarafından silindiği veya idarenin şirketin veri tabanı ile denetim yapmaya çalıştığı, şirketlerin ve kredi kuruluşlarının isteği ile tüm sözleşmelerin revize edildiği ve bunların tamamında şirket yararı gözetildiği, yasa gereği Hazine’nin yetkisindeki borç üstlenimlerini hiçbir yetkileri olmamasına karşın Sağlık Bakanlığı yöneticileri tarafından şirketlerin kusuru ile bile olsa sözleşmenin feshedilmesi halinde tazminat ödeneceği ve aldıkları borçların Sağlık Bakanlığı tarafından üstlenileceği yönünde imzalar atıldığı belirlenmiştir.

İşletme dönemine geçmiş şehir hastanesine ait harcama belgeleri (ödeme emri belgeleri ve eki hak edişler) üzerinden yapılan inceleme ve denetimlerde, hizmet ödemeleri kapsamında miktara bağlı olarak birim fiyat üzerinden ödemesi gerçekleştirilen atık, sterilizasyon, çamaşırhane, yemek ve görüntüleme hizmetlerinin temin ve hizmet ödemelerine ilişkin alt kalemlerin belirlenmesinde, sınıf ve çeşit açısından belirlenmiş bir standardın bulunmadığı ve buna bağlı olarak ödeme kalemlerinin farklılaştığı; bazı şehir hastanelerinde birim başına çok yüksek ödemeler yapıldığı tespit edilmiştir. Örneğin Yozgat Şehir Hastanesi’nin çamaşırhane hizmetlerini yürüten alt yüklenicisinin, Sorgun Devlet Hastanesi’ne 4734 sayılı Kanun kapsamında aynı hizmeti sunduğu görülmüştür. Sorgun Devlet Hastanesi’ne hizmet karşılığı olarak teklif ettiği bedel ile şehir hastanesine sunduğu çamaşır hizmetinin ortalama birim fiyatı arasında 14 kat fiyat farkı olduğu tespit edilmiştir. Şehir hastanelerinde gerek “destek hizmetleri”, gerekse de “tıbbi destek hizmetleri” devlet hastanelerine göre taşeron şirketlerden çok daha yüksek bedellerle satın alınmaktadır.

Türkiye’de Şehir Hastaneleri için öngörülen temel sorun alanları;

•Finansman yöntemi (kamuya çok yüksek maliyet, taşınacak kamu hastanelerinin ödeme güçlüğü, Hazine garantisi ve iflas durumunda izlenecek yol),

•Yer seçimi (tarım arazilerinin imara açılması ile taşkın alanlarında inşaat yapılması),

•Kent merkezlerindeki hastanelerin kapatılmasıyla birlikte yurttaşların söz konusu hastanelere ulaşım ve erişim sorunları (coğrafi/ekonomik erişilebilirlik),

•Taşınacak kamu hastanelerinin boşaltacağı yerleşkelerin durumu,

•Taşınacak kamu hastanelerindeki hem sağlık hem de destek hizmetlerinin sunulması ile ilgili imtiyazlar ve

•Sağlık çalışanlarının istihdam ve özlük hakları sorunları olarak sıralanabilir.

Türkiye ivedi olarak kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yapılan ve işletilen şehir hastaneleri modelinden vazgeçmelidir. Bu model yalnızca şirketlerin işine yaramakta, şirketlere aktarılan büyük paylar nedeniyle Sağlık Bakanlığı bütçesi zorlanmakta, bir anlamda rehin alınmaktadır.

Mevcut şehir hastaneleri zaman geçirilmeksizin kamulaştırılmalı, kamu-özel ortaklığı yöntemiyle yeni hastane yaptırılmasından da vazgeçilmelidir.

Ülkemizde “sağlık hizmeti” denildiğinde akıllara ‘tedavi edici sağlık hizmetleri’nin geldiğini ya da iktidarın bugüne kadar sağlık hizmetlerinden bahsederken -hastane ve yatak sayısı, solunum cihazı miktarı, tedavi edilen hasta sayısı vs.- bu noktayı işaret ettiğini görüyoruz.

►Sağlık hizmeti anlayışında değiştirilmesi gereken noktalar sizce neler?

Öncelikle sermaye birikimi ve kâr maksimizasyonu anlayışına göre değil, evrensel olarak sağlık tanımına göre bir sağlık hizmeti sunma anlayışının benimsenmesi gerekir. Bilindiği gibi sağlık, yalnızca hastalık ve sakatlığın olmaması değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve sosyal açılardan tam bir iyilik durumudur. Bu bağlamda, sağlık hizmetlerinin hem “tedavi etmek” yerine “korumak” kavramını ön plana çıkarması hem de bedensel, ruhsal ve sosyal açıdan tam bir iyilik durumunu sağlayabilecek etkinlikleri içermesi gerekir. Bunun için birinci basamak sağlık hizmetlerinin öncelendiği ve sektörler arası işbirliğinin sağlandığı kamucu bir sağlık sistemi modeline gereksinim duyulmaktadır.

 

Alıntı: https://www.birgun.net/haber/pandemiyle-1-yil-dusen-maskeler-gizlenemeyen-gercekler-339996a

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları