Ankara’nın Bağları -5-

Teppanyaki Alaturka’nın kapısından girdiğinde garson kendisini,
“Handan Hanım mı? Ah evet, hanımefendi hoş geldiniz. Turhan Bey sizi bekliyor efendim. Buyurun lütfen, ”
diye kibarca karşılayıp önüne düştü. Çukurambar’ın en lüks restoranlarından birine davet edilmiş, kapıda prensesler gibi karşılanmıştı. Turhan daha karşılaşmadıkları halde puanları, bonusları fütursuzca toplamaya başlamıştı. Üzerine yapışmış daracık gömlekle, ondan da daracık pantolon vücudunun fitliğini gözler önüne seriyordu. Uzaktan Handan’ı görür görmez heyecanla koşturup karşıladı. Kızcağıza bir salise bir kardeş, bir iki saniye bir dost, sonraki uzun saniyelerde eski nişanlı, daha sonrasında da askerden dün dönmüş azgın sevgili gibi sarılınca Handan, kendini kurtararak sandalyeye oturdu. Turhan coşkunun doruklarından seslendi,
“Ah Handan ah Handan! Şu Yaso’ya ne kadar dua etsem azdır. Senin gibi bir güzelliğe tekrar kavuştum ya, ölsem de gam yemem artık!”

Handan gururunun okşanmasından memnun olacağı yerde o habis bilim insanı refleksiyle septik düşünceler geliştirmeye koyuldu. “Daha iki kelime bile konuşmadan, dertleşmeden neyin coşkusu, neyin kavuşması bu aslanım?” diyor, soğuk nevale bir İngiliz büyükelçisi gibi adamın her lafını diplomatik üslup kurallarına göre tartıp biçiyordu. Oğlan bir diplomattan beklenmeyecek kadar ölçüsüz konuşmaya devam ediyor, işinden söz ederken bitmemiş daireleri gariban öğretmenlere kakalamaya çalışan tipik müteahhit kafası sergiliyor, nedense laf eğitim öğretimden açılınca ne yapıp ediyor, konuyu Ankaragücü’nün deplasman maçlarına getiriyordu. Genç beyin Handan, bir saat içinde herifin babasının Etimesgut taraflarındaki arazisinin kaç dönüm olduğunu, dul halasından kalan Çeşme’deki yazlığı kaç yüz bin liraya sattıklarını, sağlık bakanlığı ihalesinde ne dolaplar döndüğünü falan ayrıntılarıyla öğrenmişti.

“Hayırlısıyla artık güzel bir evlilik yapmanın da sırası geldi diyor peder…“

Son cümle arka arkaya yankılanarak Handan’ın kulaklarında işitme hasarı yapmaya başlamıştı. Oğlan konuşmaya devam ediyordu oysa. Fakat deminki cümleden başka bir şey duymuyordu şu anda Handan. Ne yaparsa yapsın kulaklarındaki ses bir türlü kaybolmuyordu. “ Ey çakma Önder Somer! Ankara’nın en süzülmüş, en birinciye gelen aptalı, ne ara seçtin beni turfanda gelin kız reyonundan. Ne yaptım da sana bunu düşündürttüm?”

Kendi kendine konuşmaya başlamıştı yine. Böyle yapmaya başladığında, az sonra bir rezalet çıkarıp, magazin gazetelerini süsleyeceğini biliyordu. Adam iki saat boyunca vır vır vır konuşmuş, sadece kendinden, uyduruk işinden, salak akrabalarından ve onların kara para aklama meslek yüksek okulundaki kariyerlerinden bahsedip durmuştu. Handan’ın ne sorunlarını dinlemek istemiş ne gelecekteki kariyer planlarını sormuş, minibüs şoförlerinin yolcu kapma felsefesiyle hareket ederek sonuca odaklı çalışmıştı gece boyunca.

“Handancığım görmeyeli çok güzelleşmişsin. İhtisası falan boş versen de bizim mahalleden şöyle güzel bir aile hekimliği ayarlasak sana, ha ne dersin? Hem zaten kadın doğum mesleğinin de sonu geldi memlekette. Bir nevi kıdemli ebelik sizin işiniz. Bak şöyle yayla gibi bir bina tutarız, içine üç beş pratisyen atarız. Sen de başlarına geçersin. Oh mis gibi valla, hem yerin de belli olur. İlerde çocuklar falan olunca çok rahat edersin çookk!”

Handan’ın göz bebekleri genişlemeye başlamış, kulaklarından çıkan görünmez buharlar yanaklarını yakmaya başlamıştı. Birdenbire ayağa fırladı.

“Çok kakam geldi Turhan. Acilen eve gitmem lazım. Sen beni bekleme yemeğe devam et. Bir ara dönerim ben sana canikom. Ha, bak ne diyeceğim? Yaso var ya Yaso, o bile sana fazla gelir bebeto. Babana söyle, sana Çorum dolaylarından bir gelin baksın he mi, bahar aylarında iyice serpilir ele gelir onlar. Sen baharı bekle en iyisi, baharı…”
Lokantadan nasıl çıktı? Taksiye kendini nasıl attı? Otomatları arızalı apartmanının merdivenlerini nasıl tırmandı? Hiç birini anımsamıyordu. “Bozuk duş başlığı” uvertürünü bir kere daha dinleyerek, kirletilmiş hissettiği ruhunu “Türk Hamamı” marka beyaz banyo sabunuyla ova ova yıkamaya çalıştı. İçtiği iki kadeh şarabın etkisini, gece boyunca sarf ettiği on gerizekalı gücündeki cümlelerle galona çeviren Turhan’ı unutmaya çalışarak sıcak suya teslim oldu.

-SÜRECEK-

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları