Ankara’nın Bağları -6-

Geçmişten gelen son aşk kırıntısını da Kuğulu Park’ın kirli zemininde aylak aylak gezinen güvercinlere serptikten sonra aşk hayatını bir daha açılmamak üzere kapatmaya karar verdi. Üç koca yıl acıyla, kederle, kahırla geçip gitmişti işte. Bir Messi, bir Ronaldo değildi kuşkusuz, ama son sene, gallop ritmindeki ataklarla diğer asistanların önüne geçmiş, yabancı dilinin de katkısıyla bir Arda Turan olmayı başarmıştı hastane camiasının gözünde. Bu genç yeteneği artık herkes gizli gizli konuşuyor, transfer dedikoduları dilden dile dolaşıyordu. Tabii bu durum en başta menajerlerin dikkatini çekmişti. Şef muavini Hayrünisa Hanım artık Handan’a her gördüğü yerde selam veriyor, onu herkesin içinde yüceltici sözlerle anarak taltif manyağı yapıyordu. Hayrünisa yılların kaşarı, yılların kurduydu. Kocasının sahip olduğu özel hastanede böyle çalışkan kızlara çok ihtiyaç vardı. Daha şimdiden onu gözüne kestirmişti.

Gecenin bir vakti elindeki bayat çay bardağıyla balkona çıkmıştı. Nöbet yine yoğun geçiyordu. Az önce yedinci sezaryenden çıkmış, belinde ve kuyruk sokumundaki acıyı kimselere belli etmemiş, çıkımda takılan bir başa vakum uygulamış, o sırada belindeki acıyla haykırışını yanlış anlayıp, çıkan başa tezahürat ediyor sanan salak çömezler de yalakalık olsun diye alkışa durmuşlardı. Anımsadıkça gülüyordu şimdi.
“Vay, bak sen! Kimler buradaymış?”
Eros ete kemiğe bürünmüştü de Handan’ın karşısına mı çıkmıştı yoksa? Bu tatlı fısıltı bile kanının ısısını yükseltmeye yetmişti. Ses “O”ndan geliyordu, evet “O”ndan. Arkasına dönünce anladı. Genel Cerrahi ihtisasını bitirmek üzere olan meşhur Taner’di bu. Numune hastanesinden rotasyona göndermişlerdi. Daha önce bir iki kere karşılaşmış, selam sabahla yetinmişlerdi. İlk bakışta hiç de etkileyici bir tipi yoktu Taner’in. Fakat geçen hafta kızların dedikodularına kulak misafiri olunca Taner hakkında, adamın öz teyzesinden bile daha fazla bilgiye ulaşmıştı. Kadın asistanlardan korkulurdu doğrusu. Doğum yeri, doğum tarihi, okuduğu okullar, babasının geçirdiği ameliyatlar gibi basit bilgiler dışında, şimdiye kadar yaşadığı aşk acıları, çapkınlık kataloğuna girip süratle çıkan kızlar, fakülte basketbol takım kaptanlığı, babasının dışişleri bakanlığındaki müsteşar yardımcılığı, annesinin çaçaronluğu gibi ufak ayrıntılara da sahip olmuştu. “Bir balkon sohbeti en fazla ne kadar uzatılabilir?” isimli uygulamalı çalışmayı birlikte kotardılar o gece. Handan’ın bel ağrıları mucizevi bir şekilde yok olmuştu. Anlaşılan Handan’ın beynindeki “erkekten etkilenme çekirdeği” sadece sesli uyarılara yanıt vermeye programlanmıştı. Taner, bu durumdan habersiz, o müthiş ses tonuyla – Handan’a öyle gelse de – konuştukça Handan’ın çakraları açılıyor, hatta ortalığa saçılıyordu.

Taner hemen her gün onu görmek için hastaneye geliyordu. Başlarda uzak dursa da, Kızılderili ruhuna sahip genç adama  “Rüzgâra Fısıldayan Aygır” takma adını uygun görmüştü Handan. Uzaktan geldiğini görünce hemen hayali elbise deposundan bir Kızılderili giysisi uyduruyor, onu Apaçi reisinin büyük oğlu gibi hayal ediyordu. Tabii bu detaylı hayalde sıra kendisine gelince üzerindeki kirli yeşillerle temizlik şirketinde çalışan Kezban gibi görüneceği için gerçek hayata çarçabuk dönmek zorunda kalıyordu. Minik buluşmalarla günler ilerlemiş, sonunda çıkılan akşam yemeğini müteakiben ikisi de muratlarına ermişti. Ailesiyle bir ay sonra tanıştı. Ankara bürokrasinin ağababalarından bir zattı Hayri Bey. Konuşurken ağdalı cümleler kuruyor, Handan’a gelin adayı değil de Associated Press Ankara Muhabiri muamelesi çekiyordu. Suriye ile ilişkilerin gelecekteki yansımaları üzerine kısa bir brifinge başlamıştı ki, tıpkı bir Meryem Ana, bir Nene Hatun ya da bir Akkız Hatun gibi aniden peydahlanan müstakbel kayınvalide Şükran Hanım onu mübarek bir kartal gibi kapıp mutfağa uçurdu. Evet, olmuştu işte, onlar da Handan’ı sevmişti.
******
Tez hazırlığı için eve kapanmadan evvel, yıllık iznini de kullanarak nişan işlerini yoluna koymalıydı. İzmir’deki ailesini durumdan haberdar etmek için telefon kullanmakla hata ettiğini hemen anlamıştı. Fakat artık çok geçti. Babası İsmet Hoca, yılların kurt öğretmeni, emeklilik sonrasında da kahvehane köşelerinin kurt politikacısıydı. Kızının istikbali için her türlü lüzumsuz müdahaleyi yapmakta hiçbir zaman beis görmeyen kurt baba önce durumu kavrayamamıştı. Fakat karısı Kevser Hanım’ın aşırı doz riskini göz ardı ederek verdiği kuşku uyandırıcılık dolu mesajların ardından gaz bulutu haline dönüşüp saldırıya geçmişti. Kızcağızı günün en uygunsuz saatlerinde arayarak kendisine ait patavatsızlık rekorlarını üst üste egale ediyor, kızın beynini haşlanmış yumurtadan daha kıvamlı bir hale getiriyordu. Handan durumun vahametini Taner’e çıtlatmak zorunda kaldı. “Rüzgâra Fısıldayan Seksi ve Adaleli Aygır”(artık böyle hitap ediyordu) onu sakin sakin dinledi. Birkaç saat sonra elinde uçak biletleriyle eve geldi. Akşam henüz olmuştu ki, Balçova sahilinde yürüyorlardı.

Taner’i çok sevdi annesi ve babası. Hatta babası bu sevgide o kadar abartıya kaçtı ki, gecenin bir vakti balkona kurdurduğu rakı sofrasında sohbete devam ettiler. Handan, kavgada ve neşede sınır koymayı bilemeyen babasına sevgiyle baktı durdu bütün gece. Taner, her ne kadar aristokrat bir ailede büyüse de her türlü raconu kıymık kıymık kesmekte çok başarılıydı. Kurt baba İsmet’le kır yıllık meyhane müdavimi edasıyla sohbet ediyor, rakı kadehlerine buz koymak olsun, bardağı adabıyla dibine doğru vurmaca olsun, yok efendim ara gazlarla sohbete ayar vermek olsun, ne kadar rakı masası adâb-ı muaşeret kuralı varsa hepsini layığı ile uyguluyordu. Gece yarısı olmuş, İsmet Hoca yüksek doz alkolün etkisiyle 1968’de Metin Oktay’la nasıl tanıştığını anlatmaya başlamıştı. Bir süre sonra Taner’in gözleri de anestezi almış beberuhi kıvamına gelmiş, hafiften kaymaya başlamıştı. Annesinin yardımıyla ikisini de yataklarına yolladılar. Masayı toplama işini Handan üstlenmiş görünse de, anasının kırk yıllık alışkanlığı sayesinde balkon bir çırpıda eski düzenine kavuştu. Ana kız sonunda baş başa kalmışlardı. Körfezden gelen iyot kokusunu ne kadar özlediğini bir kere daha anladı Handan. Bok kokusuyla karışık iyot kokusunun kadın ruhuna etkileri üzerine makale yazabilecek kıvama gelmişti ki Kevser Hanım hayallerini böldü.
“Taner çok efendi, düzgün bir delikanlı. Çok beğendim doğrusu. Babanın enseye tokat mertebesine erişmesine bakılırsa o da pek beğendi anlaşılan. Eh, ne yapalım kısmetse olur tabii. ”
Her zamanki gevrek kahkahalarından birini daha balkondan aşağı bıraktı. Handan yerinden kalkıp anasının sırtında süklüm püklüm duran yılların kadim dostu hırkaya sarıldı. Gözyaşlarını hırkaya sildiğini annesinin görmediğini sanıyordu. Kevser Hanım, “içinden ağlama” sanatında assolist rütbesini boşuna hak etmemişti. Sevgiyle sarıldı yavrusuna.

– SÜRECEK –

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları