Ankara’nın Bağları -7-

Sınav jürisinde Handan’ın hiç tanımadığı hocalar vardı. Hayrünisa dışındakiler yaşlı başlı, teyze, amca kıvamında hocalardı. Kendisi dışında iki arkadaşı daha o gün mezun oluyordu. İki gün önce oluşturdukları voltran gücü sayesinde mezuniyet sonrası beslenme organizasyonunu başarı ile tamamlamışlardı. Aslında Hasan Basri sayesinde gıda sektörü kısmı kolayca halledilmişti. Oğlan Hataylı olmanın hakkını vermişti doğrusu. Babası zengin bir zeytin tüccarıydı. Hatay’a özgü mezelerden oluşan mükellef bir sofra hazırlatmıştı. Handan ve Saadet’e de sofranın düzenlenmesi, tabak çatal, kaşık mevzuları ile oturma düzenini hocaların kapris katsayılarına göre ayarlamak kalmıştı. Saadet en az asırlık teyzeler kadar konuya hâkimdi. Yemek masasının krallara layık son halini gören herkes tabak çatallarla selfie çekiyordu. Manzaradan etkilenen dedikodu taifesi “ İngiltere kraliçesi de geliyormuş yemeğe,” diye dedikoduya başlamıştı.

Sınav jürisi, önce ameliyathaneden canlı sınav yayınına başlamıştı. Handan myomectomi yapacak, güya hocalar da iki lafın belini kırıp da kendisiyle sohbet edermiş gibi bir iki beylik soru soracaklardı. Diğerlerine göre biraz daha genç kalmış, atletik görünümlü olanı Gwenel Cerrahi hocası atladı önce. Kır saçlı, doğuştan yakıcı bir yakışıklılığa sahip olduğuna çevresindeki yalaka takımı tarafından inandırıldığı belli olan Fevzi Hoca’dı bu.
“Kolay gelsin doktor hanım. Şu anda hastanın kolundan giden serum nedir acaba? Ne taktınız hastaya? “diye sordu.
“Ulaaaannnnn…”
Handan boş böğründen yakalanmıştı. Kızcağız iki saattir myomun lokalizasyonları, komplikasyonları, dejenerasyon şekilleri, maligniteye dönüşme oranları, tedavi opsiyonları, yaşa göre tedavi modaliteleri, cerrahi yöntem seçenekleri derken dünya üzerinde yaşayan bir hoca türünün myom ile alakalı sorabileceği bütün soruları aklından geçirmiş, kafasında buna uygun yanıtlar hazırlamıştı. Fakat herif sinsi bir Ninja kaplumbağası gibiydi. Serum ne yahu? Serum nee? Adamın gözlerine ışığa yakalanmış tavşan gibi bakmaya başlamıştı. Komik olmaya karar verdi.
“Valla hocam ben geldiğimde serum zaten kalkmış gidiyordu. Ben de rahatsız etmeyeyim dedim ahaha… “
Soğuk gülüşmeler oldu. Hayrünisa hemen araya girip beylik bir iki soru sorarak ortamı yeniden ısıttı. Handan elindeki bisturiyi kullanarak hayali dart oynamaya başlamıştı. Kır saçlıyı her seferinde iki kaşının arasından vuruyordu. Sesler kesilince kendine geldi. Ekip diğer masaya geçmişti.

Bir saat sonra jüri odasına girdiler. Kır saçlı megaloman arka saflara çekilmişti. Babacan bir adam olduğu yağlı göbeğinden anlaşılan patolog amca, kısık sesiyle bir soru sordu ama soruyu ne Handan ne de diğer hocalar anlayamamıştı. Handan ortamın iyice huzurevi moduna girdiğini anlayınca içinden, geçen haftaki Fenerbahçe- Galatasaray maçını anlatmaya karar verse de son anda vazgeçip endometrium ve uterus kelimeleri ile süslenmiş uzun bir yanıt verdi. Patolog amca tam uyumak üzere pijamalarını aramaya başlayacaktı ki diğerlerinin araya girmesiyle sorular tamamlandı. Handan teşekkür ederek odadan çıktı.

İşte bitmişti. Anlı şanlı “Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı” Handan meslek dünyasına adım atmıştı nihayet. İçinde tarifi imkânsız bir sevinç vardı. Mantıklı düşünmeyi aylardır terk ettiği için bunun neyine sevindiğini bir türlü düşünmek istemiyor, bu garip afyonun zevk dalgalarına teslim olup, boş hayaller peşinde yuvarlanmaktan bıkmıyordu. Taner, onu ilk kucaklayan oldu. Anne babası İzmir’den sırf bu sınav için kalkıp geldikleri halde İsmet Hoca’nın ani kararıyla son anda evde kalmayı tercih etmişlerdi. Kurt hoca İsmet Bey, kızının heyecanını arttırmamak için ortalıkta görünmek istememişti. Zavallı hoca kazık kadar kızının uzman doktor olmak üzereyken sınav kapısında ana babasını gördüğü için heyecanlanıp başarısız olabileceğine inanıyordu hala. Otuz yaşında bir insanın uzmanlık sınavında babasından etkileneceğini düşünebilen, bunun için tedbirler planlayan naif bir babanın kızıydı Handan.
******

Mecburi hizmet kurası için Milli Eğitim Bakanlığı toplantı salonunda yerlerini almışlardı. Taner’in elinden sıkı sıkı tutmuş, gözünü sahnedeki badem bıyıklı herifin elinde sallanan beyaz torbaya dikmişti. Birazdan o torbaya elini daldırıp dörde katlanmış bir kâğıt parçası çekecek, sonra badem bıyıklıya verip kenara çekilecekti. Doktor düşmanlığı kategorisinde haklı bir şöhrete sahip olduğunu hiç saklamayan badem bıyıklı birazdan kağıtta yazılana göz ucuyla baktıktan sonra, “ şunu bunu dediniz bize, nasıl giydirdik size!!!” diye slogan atmaya hazırlanır gibi bir tavır takınarak, Anadolu’nun bakir bir kasabasının, çoktan bekaretini kaybetmiş hastanesinin adını okuyacaktı. Eş kurasına da girememişti. Taner’in uzmanlık sınavını geciktiren şefleri onu eşek gibi kullanmaya yemin etmiş gibi davranmaktan bir türlü vazgeçmiyorlardı. Yeni asistan gelmediği için onlar da haklıydı aslında. Koca klinikte dört uzman kalmıştı. Kurada berbat bir yer çekerse istifa edecekti Handan, kararlıydı. Taner’in vakur ve kendinden emin tavırları Handan’ı sinir ediyordu. Adam durumun vahametini anlayamayan bir yaki, bir Tibet sığırı, gamsız bir gergedan gibi davranıyordu sabahtan beri. Sürekli “tamam balım, tamam aşkım. Göreceksin çok kolay olacak. İstediğin gibi bir yer çıkacak aşkım. Ver pozitif enerjiyi, ver coşkuyu sevgilim” gibi birbirinden anlamsız, amaçsız gaz cümlelerine yükleniyordu.

Adı anons edilince yüreği yerinden oynadı. Adının söylenmesini hiç beklemiyormuş gibi delice sarsıldı. Ayakları titreyerek, zavallı bir idam mahkumuymuş da darağacına yürüyormuş gibi ağır ağır ilerlemeye başladı. Sahneye çıkan merdivenleri adımlamaya başlamıştı ki o anda aklına Tunceli’nin ilçeleri gelmeye başladı. Öyle hızlı düşünüyordu, ilçe isimleri arasındaki garip bağlantıları beyninin kıvrımlarında öyle tuhaf ilişkilendiriyordu ki, kendi kendine gülmeye başladı.
“Vayy, bak bu aklıma hiç gelmemişti. Hakikaten yahu, şu isimlere baksana! Yurdum memurlarını oralara gönderirken bir hoşluk, bir iç ısınması yaratsın diye düşünmüşler besbelli. Pülümür ne ola ki? Bağlık bahçelik hep buralar. Havası da bir o kadar Pülümür yani, o derece püfül püfül demek istemiş bu adı koyan. Bak bak; Ovacık nasıl? Mini minnacık, küçücük fıçıcık der gibi. Bunlar hep yedi cücelerin isimleri gibi değil mi allasen? Pofuduk koysaydınız birisini de bari! Ha, bak bak bir de Pertek var. O da düzgün konuşamayan cüceler diyarı gibi olmuş. Hozat’a ne dersin sayın kuracı? Bu da ayarcı cüce olmalı. Gelene gidene saydıran bir cüce bu Hozat! Ama yine de bir şirinlik var üzerinde değil mi? “
Kendi kendine mırıldanarak yedi cücelerin doğduğu kasabalardan hangisine gideceğini öğrenmek için elini cesur bir hamleyle torbaya daldırdı.

Kâğıt parçalarına ulaşmak üzereydi ki bir tuhaflık hissetti. Badem bıyıklının soğuk parmakları da torbanın kenarından içeri girmiş, Handan’ın parmaklarıyla tuhaf bir aşk oyunu oynamaya başlamıştı.
“Ne oluyor hemşerim? Kafa göz dinlemem, dalarım bak şimdi!” der gibi baktı adama.
Herifin suratında tek bir kıl oynamıyordu. Şaşı gözlerini torbanın çevresinde 360 derece oynatarak bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Bademin parmakları arasındaki kâğıt Handan’ın parmakları arasına kayıverdi. Handan gözleriyle sormaya çalıştı olan biteni. Adam tedirgin olmaya başlamıştı. Her şey bir saniye içinde olup bitmişti. Adamın soğuk parmaklarından bulaşan kâğıt parçasıyla çıktı torbanın içinden. Badem zafer sarhoşluğuyla okudu kâğıtta yazanı; “ Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi emrine!” Salondan kopan alkış sesleri arasında şuurunu kaybetti bir an.

Şimdi Tire’deki ilkokulun bahçesinde ilk derse girmeden önce annesini dinliyordu:
“Benim güzel kızım okuyup memleketine faydalı bir insan olacak. Doğruluktan, dürüstlükten hiç ayrılmayacak. Kimsenin hakkını yemeyecek. Hep fedakâr, sevgi dolu bir vatan evladı olacak. Bak kızım, bu kapıdan girdikten sonra hep doğruyu savun. Sakın kimseyi kandırma, haydi şimdi sınıfa!”

Midesinin bulandığını hissetti. Başı fırıl fırıl dönüyordu. Son basamağı inmişti ki tam düşmek üzereyken Taner’in kollarında buldu kendini. Kayınpederi Hayri Bey’in uzaktan müdahalesi etkili olmuştu. Görünmez eller devreye girmiş, az önce Handan için büyük bir adım, insanlık içinse hissedilemeyecek kadar küçük bir torpil adımı atılmıştı. Yerlerine henüz oturmuşlardı ki, kendisinden sonra sahneye çıkan delikanlının kâğıdı okundu. “ Tunceli Pülümür Devlet Hastanesi emrine, hayırlı uğurlu olsun ahaha…”

-SÜRECEK-

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları