Haliç Bezirganları – 13

Padişahın fermanıyla bir ay önceden duyurulan donanma şenliği, bir hafta sürecekti. Şehzade sünnetleri vesile edilerek tertip edilen şenliklerde sandal eğlenceleri, tiyatro kumpanyalarının komik oyunları, tuluat eğlenceleri, deniz üzerinde yapılan havai fişek gösterileri ile İstanbul ahalisi de eğlenceden nasibini alıyordu. Padişahın gözüne girmek için fırsat kollayan devlet adamlarıyla zengin zevat, eğlencenin gözünü çıkaracak ne kadar görgüsüzlük varsa hiçbirinden geri kalmıyordu. Dilaver Paşa Divan-ı Vükela’ya kapağı atmak için bu şenlikleri son fırsat olarak görüyordu. Padişahın gözüne girerse kıymetli vezirliklerden birini kapması hiç de hayal olmazdı. Bunun için ne yapılabileceğini kestiremiyordu. Konuyu Şefik’le tartışmaya karar verdi. O akşam sahilhanesinin denize bakan taraftaki küçük yemek odasında kahve içerken meseleyi misafirine çıtlattı.

Son zamanlarda Boğaziçi kıyılarında sahilhane yaptırma merakı başlamıştı. Bunda sultanın kız kardeşlerinin Dolmabahçe ve Beşiktaş civarında yaptırdıkları yazlık sarayların rolü çok büyüktü. Zira sultan hazretleri de havaların iyi olduğu günlerde bu saraylara gelip kalmayı, sarayın arka bahçesindeki ıssız yolda yürümeyi, koruluklarda vakit geçirmeyi pek seviyordu. Devlet ricali ve padişahla karşılaşmaktan kârlı çıkanlar, elbette civarda ev yaptırıp komşuluk hakkı kazanan zevat oluyordu. Dilaver Paşa bu hakikate ilk uyanan devlet adamlarındandı. Birikiminin önemli bir kısmını bu binanın yapımı ve teşrifi için harcamış, mobilyalarına ve yemek takımlarına varana kadar evin bütün eşyasını Venedik ve Viyana’dan getirtmişti. Şimdi sıra çok değişik, orijinal bir fikirle padişahın dikkatini çekmeye gelmişti. Şefik Bey terfi basamaklarını çok hızlı tırmanan, parlak bir genç olarak her zaman dikkatini çekmişti. Beklenmeyen durumlarda aldığı ani kararlarda her zaman isabet kaydediyor, kimsenin aklına gelmeyen hal yollarını bulmakta çok çabuk davranıyordu. Hele son iki senedir müthiş bir istidat içerisindeydi. Zavallı adam Selamet’in mevcudiyetinden habersizdi. Şefik için beslediği umutların Selamet sayesinde hayata geçeceğini bilmiyordu. Bu tip adamlar için sonuç her şeydi, sonuca giden yol fazla umurlarında olmazdı.

Şefik Bey onu uzun uzun dinledi. Yapılabilecek şeyleri kısa bir sürede gözden geçirmiş, kahvesinden son yudumu aldığında fikirsizlikten gelen çaresizlikle Dilaver’in yüzüne kös kös bakmaya başlamıştı. Aklına Selamet gelse de paşaya söyleyemezdi. Meseleyi teferruatlı bir biçimde düşünmek için bir gün müsaade istedi. Ertesi akşamdan önce mutlaka uğrayacağına söz verip paşayla ev halkını saygıyla selamladı. Az sonra gecenin karanlığında gözden kayboldu.

BÖLÜM IX

GEÇEMEM KADERİN DEMİRDEN İNADINI
YANARIM BOŞA GEÇER MEHTAPLI GECELER
Alper Narman

Geniş ve konforlu odanın ortasında hazır ola geçmiş bekliyorlardı. Şefik Bey önündeki evrakların imzalanmasını bitirince kafasını kaldırıp oturmalarını işaret etti. Yüzünde tek kıl oynamıyor, ciddiyetini bozmadan yüzlerine bakıyordu. Mehmet ortamın gerginliğinden rahatsız olmuştu. Bir an aklına esnaftan aldıkları can sularından haberdar olan komutanın, cezalandırmak için çağırdığı düşüncesi gelip takıldı. Selamet’e doğru kafasını çevirince onun hiç de tedirgin olmayan yüz ifadesini görüp rahatladı. Böyle bir gelişme olsaydı Selamet’in haberi olurdu mutlaka. Selamet gibi yapıp o da mahcupmuş gibi sırıtarak bakmaya başladı. Ağır ağır konuştu Şefik Bey :
“Evlatlarım, bu sefer başım büyük belada. Dilaver Paşa bütün ikbal yollarının anahtarının bende olduğuna inandırmış kendini. Dün gece evine davet edip anlattıklarından sonra sabaha kadar düşündüm, işin içinden çıkamadım. Sizin fikrinizi de almayı münasip gördüm. Durum şöyle ki…”

Dilaver Paşa’nın derdi anlaşılmıştı. Padişahın gözüne girmek için tutulacak yol, bulunacak çare neydi? Selamet tane tane konuşmaya başladı:
“Komutanım, müsaadeniz olursa sahilhanenin civarında keşif yapmayı teklif ediyorum. Mademki sünnet alayı ve eğlenceler hep bu evlerin civarında yapılıyor; bizim de yapacağımız hamleyi bu mahallin içinde teşkil etmemiz icap eder,“
Şefik tıpkı yabancı ordu zabitleri gibi teferruatlı tahkikat yapma marifetine doğuştan sahip Selamet’i dinlerken hayran oluyordu. Şüpheyle sordu:
“Diyelim ki yaptık keşfi; sonraki hamlen ne olurdu?”

Harp oyunu dersindeki topçu öğretmeni edasıyla sormuştu. Selamet kendinden emin cevapladı hocayı: “Yeteri kadar malumat topladıktan sonra herkesi şaşırtacak bir hamle bulmaya çalışır, beklenmeyen bir yerden girerek herkesi hayran bırakacak kısa ve kesin bir darbe vururdum.”
Kısa bir sessizlik oldu odada. Şefik coşmuştu:
“İşte budur, benim askerim budur işte!” diye bağırdı.
“Pekâlâ aslanlarım, kalkın gidelim bakalım. Allah bizi utandırmasın”.

Faytonla yola koyuldular. Dolmabahçe’ye ulaştıklarında akşam karanlığı inmek üzereydi. Selamet aceleyle inip kısa ve hızlı adımlarla Dilaver Paşa sahilhanesinin civarını tetkik etmeye başladı. Mehmet de bir şeyler yapmaya çalışır gibi görünüyor fakat aklına herhangi bir fikir kırıntısı düşmüyordu. İkisi de Selamet’in adımlarını izlemekten başka bir şey yapmadan civarda dolanıp duruyorlardı. Selamet fener alayının güzergâhını takip ederek sultanın sarayına doğru yürüdü. Yol boyu dizilecek kalabalık ahaliyi canlandırdı gözünde. Birden Şefik Bey’e dönerek kesin bir ifadeyle,
“Komutanım öyle zannediyorum ki buldum. Biliyorsunuz ki tehlikesinden dolayı şimdiye kadar havai fişek gösterileri hep deniz üzerinde yapılmıştır. Barutun miktarını ayarlayabilir de feza kapsülünü de layığı ile imal ettirebilirsek, tam da sahilhanenin karaya bakan tarafında icra edeceğimiz havai fişek gösterisi ile padişahımızın ve ahalinin aklını alabiliriz“
Şefik anlamamıştı.
“Evladım buna kimse cesaret edemedi şimdiye kadar. Koca payitahtı, İstanbul’u mu yaktıracaksın sen bana, aklını mı yitirdin yahu?”

Selamet kendinden emin devam etti:
“ Tabii korkmakta haklısınız. Ben de zaten bu konuda payitahtın en iyi ustalarıyla yola çıkalım derim. Biliyorsunuz havai fişek imalatında Mısırlı ve Yahudi ustaların eline kimse su dökemez. Bunların en iyilerini nerede bulabileceğimizi biliyorum. Yeterli bir ücret mukabilinde hazırlıklarını tamamlayıp birkaç gün içinde bu fişekleri hazırlayabilirler. Karadan atılacak rengârenk fişeklerle, hele ki sultanımızın sevdiği menekşe rengine bezenecek gökyüzünün halini bir düşünsenize. Geceyi gündüze çeviren bu sihirli fişekler sayesinde herkesin bakışları paşamızın sahilhanesine çevrilecektir. Üstelik ormanın ve evlerin üzerinde atıldığı halde daha yere düşmeden havada sönüp kimseye bir zarar vermeyecek bu alametlerin meydana getireceği şamata Dilaver Paşa’yı maksadına erdirecektir.”

Şefik Bey dinledikçe aklına yatırıyordu. Selamet kendinden emin devam etti:
“Madem ki bu iş görgüsüzlük mertebesine çoktan ulaşmış, Sümbül Efendi’nin gemi süslemesi de hazır bu kadar beğenilmişken, bırakalım köşkün dış kısmındaki bahçenin etrafını da o süslesin. Böylece arabalarıyla gelen geçenler hayran hayran bakacak, ev sahibine gıpta edecekler. Hem müşahede ettiğim kadarıyla sahilhanesinin önünü süsleyen pek yok civarda. Sümbül Efendi’ye verin bu kapı önünü, bakın nasıl coşacak”
Bu aklı da pek beğendi Şefik Bey.

-SÜRECEK-

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları