Az Bilinen Bir Hastalık

Cora, bu çiftlikten kurtulmak istiyordu. Tıpkı büyükannesi gibi. Hiç görmediği büyükannesi. Onun kaçma hikayesini diğer kölelerden dinlemişti. Evde konuşulmazdı. Çünkü Cora’ nın annesi, kendi annesini bir türlü affetmemişti. Çocukları etkilenmesin, böyle çılgınca bir şey akıllarına gelmesin diye sözünü etmezdi. Cora büyükannesine benziyordu, onun gibi cesur, onun gibi asi, onun gibi huzursuz. Annesinin ısrarına rağmen evlenmek istemiyordu, evlenirse, hele çocuğu da olursa kaçamazdı, bunu biliyordu. Bir süredir büyük efendinin kardeşi Cora’yı gözetliyor, evde çalıştığı geceler onu sıkıştırıyordu. Hep böyle olurdu. Genç kızlığa adım atan kölelerin tadına önce büyük efendinin kardeşi bakardı. O sıkılınca diğer efendiler. Birkaç ay sonra da kızın ailesi onu başka bir köleyle evlendirirdi.

Haziran ayıydı. 1851 yılının haziran sonu. Bir hesap yaptı Cora, ‘bu yazı geçirip, noelden önce evlendirir beni annem’. Ne yapıp edip kaçmalıydı. Bir erkekle kaçmalıydı, tek başına bu işin altından kalkamazdı.

Dr. Cartwright ofisinde koltuğuna oturmuş sabırsızlıkla küçük kölesinin dönmesini bekliyordu. Kapı açıldı, on yaşlarında bir oğlan çocuğu yaklaştı ve elindeki paketi masaya bıraktı. ‘Başka bir şey var mı efendim’ dedi. Doktor eliyle çıkmasını işaret etti. Paketi açtı. Matbaadan yeni çıkmış dergiyi aldı, kokladı. Yazısını buldu ve büyük bir keyifle okumaya başladı. The New Orleans Medicaland Surgical Journal Mayıs 1851, ‘Zenci Irkının Hastalıkları ve Fiziksel Özellikleri Hakkında Rapor’ yazan Dr. Samuel A. Cartwright.

Uzun bir yazı olmuştu. Girişte zencilerin anatomik ve fizyolojik farklılıklarını ortaya koyuyor, sonra da onlara özgü hastalıklardan bahsediyordu. ‘Sadece ten rengi değil, vücut salgıları da daha siyahtır. Omurgaları içe doğru, pelvisleri dışa doğru, topukları uzun ve ayakları yük taşımak için ideal ölçülerdedir’ diyordu. ‘Yüz kemikleri, dudakları, saçları karakteristik, beyin ağırlıkları beyaz ırka göre daha azdır’ diye devam ediyordu. ‘Sinir sistemlerinde beyinden ziyade omurilikleri gelişmiştir. Bu da insandan daha ilkel canlılar olduklarını gösterir‘ diyerek farklılıkları özetliyordu.

Zencilere ait yeni tanımladığı hastalığa sıra gelince gözlerini kapattı. Bu hastalıkla ilgili yapılacak tartışmaları hayalinde canlandırıyor, tıp tarihinde kendine saygın bir yer edineceğinden emin, içi içine sığmıyordu. Mutlaka karşı çıkanlar olacaktı, özellikle kuzeyli çokbilmiş doktorlar. Hastalığın ismini uzun süre düşünmüş, en son “Drapetomania”ya karar vermişti. Yunanca köle ve çılgınlık/delilik anlamına gelen iki kelimeyi birleştirmişti. Mükemmel bir birleşim. Gözlerini açtı, dışarıya doğru seslendi: ‘Hey küçük bana bir kahve getir’.

Cora kaçmayı aklına koyduğundan beri hırçınlaşmıştı. Annesi olacakları sezinlemiş gibi kızına ‘büyük efendinin ne kadar iyi bir insan olduğunu, kendilerine adil davrandığını, yeterli yemek verdiğini, giyeceklerinin, yakacak odunlarının, başlarını sokacakları bir evlerinin olduğunu tüm bunlar için Tanrı’ya şükretmeleri gerektiğini’ söylüyordu.

Dr. Cartwright okumaya devam etti. ‘İncil’de şöyle der; köleler efendilerine boyun eğmelidir. Asla kaçma arzusu duymamalıdırlar’ Kahvesinden bir yudum aldı. ‘Kuzeyli doktorlar İncil’den daha iyi bilecek değiller ya’ diye düşündü, yazıya döndü. ‘Eğer beyaz adam Tanrı’nın arzusuna karşı gelir de, kölesini kendi seviyesine çıkarmaya çalışırsa ya da kendisi onun seviyesine inerse veya Tanrı’nın ona verdiği gücü suiistimal edip zalimce cezalar verir, kölenin ihtiyaçlarını karşılamazsa köle kaçmaya kalkışabilir. İyi davranılırsa, yeterli yiyecek, giyecek ve yakacak odun verilirse, her aileye kalabilecekleri bir ev sağlanırsa, geceleri ortalıkta dolaşmalarına, içki içmelerine izin verilmez, birbirlerini ziyaret etmeleri sınırlanır, aşırı çalıştırılmazsa yönetilmeleri son derece kolay olur. Bu iyi şartlarda kölelerin kaçma isteği duymaması gerekir. Yine de kaçma isteği duyuyorlarsa bu artık bir hastalıktır yani Drapetomania’dır’. Kapı vuruldu, içeriye giren hemşire ateşi ve şiddetli öksürüğü olan bir hasta geldiğini haber verdi.

Cora çiftlikteki genç erkek köleleri düşündü. Hangisine güvenebilir, hangisiyle kaçabilir? Karar verdi. Akşam yemeğinden sonra George’la konuşacaktı. Eğer Yeraltı Demiryolu’ndan söz ederse onu ikna edebilirdi.

Hastayı gönderen Dr. Cartwright hevesle yazısının başına geçti. Hastalığı tanımlamakla kalmıyor, bir tedavi de öneriyordu. ‘Tüm bu iyi şartlara rağmen köleler yine de kaçmaya kalkarlarsa içlerine şeytan girmiş demektir. Önleyici tedavi olarak sistemli bir şekilde kırbaçlanmaları gerekir. Kesin tedavi ise kaçmaya teşebbüs eden kölenin ayak başparmaklarının kesilmesidir. Böylece yürüme ve koşma eylemlerinin gerçekleşmesi çok zorlaşacaktır’.

Cora ve George bir gece yarısı kaçtılar. Yoklukları anlaşıldığı andan itibaren, büyük efendinin kardeşi yanına birkaç adamını alarak peşlerine düştü. Aralarında bir gecelik mesafe vardı. Kaçanlar gün ağarana dek yürümüş sabah olunca saklanmışlardı. Kovalayanlar atları ve tüfekleriyle, diğer çiftliklere haber salarak, arama ekibini genişletmişlerdi. Büyük efendinin kardeşi, ağabeyini daha önce hiç bu kadar sinirli görmemişti. O zenci kancığı yakalamak için sabırsızlanıyordu. Akşama doğru kaçaklar yola koyuldular. Peşlerine düşüldüğünü biliyor, sessizce kaçıyorlardı. Hava henüz kararmamıştı. İki büklüm yürümeye çalışıyorlardı. Cora, ne pahasına olursa olsun Yeraltı Demiryolu’na ulaşma hayaliyle dikkatli, George ise bir an önce kaçıp uzaklaşma isteğiyle dolu daha dikkatsiz, ilerliyorlardı. George, arkasından gelen Cora’ya baktı, sırtını biraz rahatlatmak için doğruldu aynı anda ıslık gibi bir ses duydu, gözleri acıyla açıldı. Yere düştü. Cora yanına koştu, kurşun sol omzuna girmişti, kanıyordu, bağırış çağırışlar, nal sesleri duyuluyordu. George, Cora’ya baktı, onu öptü ve ‘git’ dedi. Cora dehşet içinde uzaklaştı.

Büyük efendinin kardeşi George’u bir arabaya koymuş, çiftliğe getirmişti. Onu, evin önündeki meydanda bulunan direğe bağladılar. Sol omuzu çok acıyordu, diğer köleleri yanına yaklaştırmıyorlardı. Cora’nın annesi uzaktan ona bakıyordu. Kırbaç başladı. Büyük efendinin kardeşi delice bir iştahla vuruyordu. Yoruldu, kırbacı başka bir beyaza verirken ağabeyinin Dr. Cartwright ile birlikte yaklaştığını gördü.

 

  1. Colson Whitehead, Yeraltı Demiryolu, Siren Yayınları
  2. Samuel A. Cartwright, , ‘Report on the Diseases and Physical Peculiarities of the Negro Race’, The New Orleans Medical and Surgical Journal May, 1851.

 

E-bültenimize kaydolabilirsiniz
E-bültenimize kaydolabilirsiniz
En yeni bildirimlerimizden haberdar olmak için e-bültenimize kaydolun
İstediğiniz bir zamanda üyeliğinizi iptal edebilirsiniz
Yazarın Diğer Yazıları